Taliban yönetimi ABD'nin tahrip ettiği uçakları yeniden devreye sokuyor

Taliban geçici hükümeti, geçen yıl ABD askerlerinin tahliye sürecinde tahrip ettiği askeri uçak ve helikopterleri onarıyor.

AA
AA
TT

Taliban yönetimi ABD'nin tahrip ettiği uçakları yeniden devreye sokuyor

AA
AA

Eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümeti döneminde Afgan Hava Kuvvetlerine bağlı 183 uçak ve helikopter bulunurken Taliban'ın 15 Ağustos 2021'de ülke yönetimine gelmesiyle bu uçak ve helikopterlerin 70'e yakını dönemin askerlerince Özbekistan ve Tacikistan'a götürüldü.
Afganistan'ı hakimiyeti altına alan ve kısa sürede geçici hükümetini ilan eden Taliban, söz konusu askeri hava araçlarının iadesi için Özbekistan ve Tacikistan'a birçok defa çağrıda bulundu ancak bu çağrılar karşılıksız kaldı.
Taliban yetkililerine göre, ABD askerleri ülkeyi terk etmeden önce askeri uçak, helikopter ve diğer birçok askeri aracı tahrip etti.
Ayrıca daha önceki yönetimde görevli 600 pilot ve teknisyenin birçoğu ülkeyi terk ederken bazıları da ülkeye geri dönerek Taliban ile çalışmaya başladı.

70'den fazla hava aracı onarıldı
Taliban geçici hükümetinin Savunma Bakanlığı Sözcüsü İnayatullah Harezmi, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Harezmi, ABD askerlerinin çekilmeden önce buradaki askeri araçlar da dahil olmak üzere "tüm uçak ve helikopteri" tahrip ettiğini belirterek "Biz yönetime geldikten sonra elimizde bir tane dahi sağlam hava aracı bulunmuyordu." dedi.
Taliban'ın Afgan Hava Kuvvetlerini yeniden inşa etmeye başladığını aktaran Harezmi, "Kendi imkanlarımız ve teknisyenlerimizin desteğiyle şu ana kadar tahrip edilen 70'den fazla uçak ve helikopter tamir edilerek hizmete sunuldu." dedi.
Harezmi, halen tahrip durumunda olan ve kullanılamayan hava araçlarının tamiri için çalışmaların devam ettiğini aktardı.
Harezmi, "Geçen sene Taliban'ın yönetime gelmesi sürecinde eski yönetimin askerleri birçok uçak ve helikopteri Özbekistan ve Tacikistan'a intikal ettirdi. Onların iadesi konusunda görüşmelerimiz sürüyor ancak henüz bir sonuç elde edemedik. Bu hava araçları Afganistan halkına ait olduğu için iadesi edilmesi lazım. Zaten iyi bir komşu ilişkileri de bunu gerektiriyor." ifadelerini kullandı.

40 pilot ve teknisyen geri döndü
Harezmi, yönetim değişikliği sırasında ülke dışına kaçan pilot ve teknisyenlerden de geri dönenlerin olduğunu kaydetti.
Taliban yönetiminin çağrılarına olumlu yanıt veren 40 civarında pilot ve teknisyenin Afganistan'a dönüp yeniden işbaşı yaptığını belirten Harezmi, "Onlar sayesinde tahrip olan uçaklar yeniden hava kuvvetlerine kazandırıldı." dedi.
Eksik parça ihtiyaçlarını da diğer hava araçlarından elde ederek onarım işlemlerini sürdürdüklerini kaydeden Harezmi, konu ile ilgili şu ifadeleri kullandı:
"Uçak ve helikopterlerin tamirinde ihtiyacımız olan parçaları, tahrip durumu daha ağır olan uçaklardan ya da helikopterlerden sağlıyoruz. Yani birleştiriyoruz bir nevi. Çünkü henüz başka ülkelerden uçak ya da helikopterleri satın alabilecek durumda değiliz. Biz bu işleri şuana kadar tamamen kendi imkanlarımızla yürüttük."

Taliban ordusu 100 bin ile 150 bin kişi arasında
Yönetim değişikliğinden bu yana yeni ordu kurma çalışmalarına da değinen Harezmi, 100-150 bin kişilik bir ordunun kurulduğunu ancak sayının artırılacağını ifade etti.
Harezmi, "Biz yeni orduya eski yönetimde çalışan askerlerden de aldık. Geçici hükümet kurulmasıyla eski hükümette görevli tüm askerlere geri dönmeleri çağırısında bulunduk. Gelenlerin hepsini kabul ettik. Biz hepimiz kardeşçe Afganistan'ın geleceği için beraber çalışıyoruz. Yeni kurulan orduda her milliyetten insanlar var. Bizim için Afgan ve Müslüman olması önemli, ırkı ya da milliyeti önemli değil. Ben de bu Bakanlığın sözcüsü olarak bir Özbek Türkü'yüm." dedi.
Harezmi, yeni ordudaki askerlerin eğitimiyle ilgili de "Geçici hükümetin kurulmasıyla yeni orduya yönelik eğitim faaliyetlerimiz de devam ediyor. İlk etapta kısa dönemlik yani 40 günlük eğitim verildi. Çünkü mensuplarımız böyle resmi eğitimlere daha önce tabi tutulmamıştı. Artık bu eğitim süresini 3 ve 6 aylığa çevirdik. Bu eğitimler ordunun profesyonelleşmesi açısından çok önemli." dedi.

DEAŞ'ın, Afganistan'daki varlığı
Harezmi, Afganistan genelinde güvenliğin sağlandığını belirterek bu konudaki güvenlik ihmallerine yönelik eleştirilerin de "propaganda" olduğunu savundu.
Harezmi, "Ülkede DEAŞ'ın kontrol ettiği herhangi bir bölge bulunmuyor. DEAŞ, ülkemiz için tehdit olarak göreceğimiz bir durumda da değil. Bazen çeşitli saldırılar düzenliyorlar ama bu DEAŞ'ın Afganistan'da güçlü olduğunu göstermiyor. Sadece ülkemizde de değil, birçok ülkede böyle saldırılar düzenleniyor. DEAŞ'ın ülkemizde herhangi bir kampı olduğunu da reddediyoruz zaten." dedi.

Sınır çatışmaları
Yönetim değişikliğinin ardından Taliban mensupları ile Pakistan ve İran sınır birlikleri arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmıştı.
Harezmi, söz konusu çatışmaların "bazı yanlış anlaşılmalardan" kaynaklandığını savundu.



İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.


Hameney: Amerika Birleşik Devletleri "isyanı" kışkırttı bunun hesabını vermelidir

İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
TT

Hameney: Amerika Birleşik Devletleri "isyanı" kışkırttı bunun hesabını vermelidir

İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, ülkesinde huzursuzluğu kışkırtmakla Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlarken, Tahran'ın "savaş istemediğini" ancak "ülke içindeki suçlulara müsamaha göstermeyeceğini" belirtti.

28 Aralık'ta patlak veren son protesto dalgasından bu yana üçüncü kez kamuoyu önünde konuşan Hamaney, ABD'nin kendi amaçlarına hizmet etmek için kapsamlı hazırlıklar ve sayısız araç kullanarak "isyan"ı kışkırttığını belirtti. İran halkının "On İki Gün Savaşı'nda olduğu gibi onları yendiğini" vurgulayan Hamaney, bunun "yeterli olmadığını" ve ABD'nin "hesap vermesi gerektiğini" ifade etti.

Ayrıca, "Ülkeyi savaşa sürüklemek istemiyoruz, ancak kendi sınırlarımız içinde de suçlulara müsamaha göstermeyeceğiz" dedi.

Şarku’l Avsat’ın resmi internet sitesinden aktardığına göre Hamaney, protestolar sırasında yaralanan güvenlik güçleri mensuplarının da aralarında bulunduğu bir grup destekçisiyle yaptığı görüşmede şunları söyledi: "Kurbanlar ve kayıplar nedeniyle ve İran halkına yönelttiği suçlamalar nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nı bir suçlu olarak görüyoruz."

İran İstihbarat Bakanlığı dün, Tahran'da silahlı "isyancılar" ağına bağlı büyük bir hücrenin çökertildiğini duyurdu.

İran, 28 Aralık'tan bu yana, ekonomik koşullar ve enflasyon nedeniyle Tahran çarşısındaki esnafın protestolarıyla başlayan ve daha sonra ülke geneline yayılan huzursuzluk yaşıyor.


Gazze Barış Konseyi'ne atanmasının ardından Blair şunları söyledi: "Bu olağanüstü bir başarı, ancak uygulanması güçlü bir kararlılık gerektiriyor"

Tony Blair (Reuters)
Tony Blair (Reuters)
TT

Gazze Barış Konseyi'ne atanmasının ardından Blair şunları söyledi: "Bu olağanüstü bir başarı, ancak uygulanması güçlü bir kararlılık gerektiriyor"

Tony Blair (Reuters)
Tony Blair (Reuters)

Eski İngiliz Başbakanı Tony Blair, ABD Başkanı Donald Trump'a Barış Konseyi'nin kurulmasındaki liderliği için minnettarlığını dile getirerek, Trump'ın Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planını uygulamakla görevli yürütme kuruluna atanmaktan duyduğu onuru vurguladı.

Trump daha önce Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Tony Blair'i Gazze Barış Konseyi'nin kurucu üyeleri olarak atadığını duyurmuştu.

Blair yaptığı açıklamada, “Steve Wittkoff, Jared Kushner ve olağanüstü ekipleriyle çalışmak bir ayrıcalıktı ve onlarla ve diğer meslektaşlarımla birlikte Başkanın barış ve refah vizyonunu ilerletmek için çalışmayı dört gözle bekliyorum” dedi.

Ayrıca, Nikolay Mladenov'un Yüksek Temsilci olarak atanmasını memnuniyetle karşıladı ve daha önceki iş birliklerinden sonra kendisine duyduğu büyük saygıyı dile getirdi.

Blair, Başkan Trump'ın Gazze'deki savaşı sona erdirmeye yönelik 20 maddelik planının olağanüstü bir başarı olduğunu teyit ederek, savaşın sona ermesini ve rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasını tarihi bir adım olarak nitelendirdi; ancak rehine Ran Gvili'nin serbest bırakılmasının öncelikli bir konu olmaya devam ettiğini belirtti.

Blair ayrıca, planı onaylayan BM kararını diplomatik bir zafer olarak övdü ve planın fiili uygulanmasının "önemli bir bağlılık ve yoğun çalışma" gerektireceğini vurguladı.

Bu hafta Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi'nin atanmasının "çok büyük bir ilerleme" olduğunu vurgulayan yetkili, bu önlemlerin Gazze halkına daha iyi bir gelecek umudu, İsraillilere ise güvenliklerini tehdit etmeyen bir komşu umudu verdiğini belirtti.

Blair şöyle devam etti: "Gazze'nin geçmişteki gibi değil, olabileceği ve olması gerektiği gibi olmasını istiyoruz ve 7 Ekim 2023'teki korkunç olayların asla tekrarlanmasını istemiyoruz."

Kapanış konuşmasında Blair, başkanlığını yaptığı enstitünün planın hedeflerine ulaşmak için çalışmaya ve kararlılığını sürdürmeye devam edeceğini teyit ederek, bu fırsatın mümkün kılınmasında Trump'ın rolünü övdü.

Konseyin kurulması, savaş sonrası Gazze Şeridi'ni yönetmek üzere 15 üyeli bir Filistin teknokrat komitesinin kurulmasının duyurulmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti. Plan, Şeride uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını ve Filistin polis birimlerinin eğitilmesini öngörüyor.

ABD destekli Gazze barış planı 10 Ekim'de yürürlüğe girdi ve Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e karşı düzenlediği saldırı sırasında rehin aldığı tüm kişilerin serbest bırakılmasını ve kuşatma altındaki bölgede savaşın sona ermesini sağladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Blair'in seçimi, 2003 Irak işgalindeki rolü göz önüne alındığında Ortadoğu'da tartışmalı bir konu ve Trump geçen yıl "herkes tarafından kabul edilebilir bir seçim" olmasını sağlamak istediğini söylemişti.