95 ülkede yapılan araştırma: Her 10 kişiden 4'ü büyüye inanıyor

Bazı ülkelerde oranlar yüzde 90'a kadar çıkıyor

Araştırmacıya göre, büyücülük gibi inançlara yönelik ihtiyacı, sosyal kurumlar aracılığıyla azaltmak gerekiyor (Unsplash)
Araştırmacıya göre, büyücülük gibi inançlara yönelik ihtiyacı, sosyal kurumlar aracılığıyla azaltmak gerekiyor (Unsplash)
TT

95 ülkede yapılan araştırma: Her 10 kişiden 4'ü büyüye inanıyor

Araştırmacıya göre, büyücülük gibi inançlara yönelik ihtiyacı, sosyal kurumlar aracılığıyla azaltmak gerekiyor (Unsplash)
Araştırmacıya göre, büyücülük gibi inançlara yönelik ihtiyacı, sosyal kurumlar aracılığıyla azaltmak gerekiyor (Unsplash)

Yeni bir araştırma, dünya genelinde her 10 kişiden en az 4'ünün büyüye ve büyücülüğe inandığını ortaya koydu.
Hakemli bilimsel dergi PLOS One'da yayımlanan araştırmada, ABD merkezli düşünce kuruluşu Pew Araştırma Merkezi'nin ve diğer birçok araştırma kuruluşunun 2008 ve 2017 arasında yaptığı anketlerden elde edilen veriler bir araya getirildi.
95 ülke ve 5 kıtadan 140 bin kişinin katıldığı bu anketlerde büyücülüğe yönelik inançlarla ilgili bir dizi soru yöneltilmişti. Bunlar arasında "Nazara inanır mısınız?", "Bazı insanlar başımıza kötü şeylerin gelmesine neden olan büyüler yapabilir mi?" gibi sorular yer alıyordu.
Washington'daki Amerikan Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde görev alan Boris Gershman, bu sorulara verilen yanıtları değerlendirdi ve bulgularını istatistiğe döktü.
Verileri incelenen kişilerin yüzde 43'ünün, "Bazı insanlar başımıza kötü şeylerin gelmesine neden olan büyüler yapabilir" ifadesine katıldığı anlaşıldı.
Öte yandan, büyücülüğe yönelik inançlar, ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Örneğin, İsveçlilerin sadece yüzde 9'u buna inanırken, Tunusluların en az yüzde 90'ı büyücülüğün gerçek olduğunu düşünüyordu.
Bunun yanı sıra ABD'lilerin yüzde 16,5'i, Rus vatandaşlarının da yüzde 56'sının büyücülüğe inandığı ifade edildi.
dab05d88-f56c-4608-aa0c-deb360a58ce8.jpg
Türkiye'de büyüye inananların oranının da yüzde 90'a yaklaştığı görülüyor (PLOS One)
Gershman, eğitim ve refah seviyesinin yüksek olduğu bölgelerde büyücülüğe inancın daha az olduğunu söyledi. Ancak bu tür inançlara eğitimli ve refah seviyesi yüksek kişiler arasında da rastlamak mümkündü.
Araştırmacı, kurumların yeterli olmadığı, sosyal güvenin sağlanamadığı ve önyargıların fazla olduğu bölgelerde bu inançların arttığını vurguladı.
Newsweek'e konuşan akademisyen, "Tarih boyunca cadılık, büyücülük inancının ana sosyal işlevlerinden biri, alternatif mekanizmalardan yoksun toplumlarda sosyal uyumu sağlamak ve düzeni sürdürmekti" ifadelerini kullandı.
"Bu işlev, sosyal düzenin resmi kurumlar (adil mahkemeler, güvenilir polis teşkilatı, verimli merkezi hükümet gibi) tarafından etkili bir şekilde sağlanmadığı toplumlarda daha önemliydi" diyen Gershman, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu da büyücülük inancının neden kurumların zayıf olduğu ülkelerde daha yaygın olduğunu açıklıyor."
Araştırmacı, eldeki veriler doğrultusunda en az bir milyar insanın büyüye inandığı sonucuna vardı.
Ancak analiz ettiği bulgular arasında Hindistan ve Çin'de yaşayan kişilerin verileri yoktu. İki ülke 2,8 milyar kişiye ev sahipliği yapıyor.
Bu nedenle Gershman, çalışmanın yeni verilerle desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
 
Independent Türkçe, Livescience, Science Daily, Newsweek



Yapay zekâ insanlığın sonunu getirebilir mi?

Araştırmacılar, yapay zekânın insan kapasitesini aşacak bir düzeye ulaşmasının insanlığın geleceğini tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)
Araştırmacılar, yapay zekânın insan kapasitesini aşacak bir düzeye ulaşmasının insanlığın geleceğini tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)
TT

Yapay zekâ insanlığın sonunu getirebilir mi?

Araştırmacılar, yapay zekânın insan kapasitesini aşacak bir düzeye ulaşmasının insanlığın geleceğini tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)
Araştırmacılar, yapay zekânın insan kapasitesini aşacak bir düzeye ulaşmasının insanlığın geleceğini tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)

Yapay zekâ sektöründe, bu teknolojinin gelişmesinin insanlığın varlığını tehdit edebileceğine ilişkin uyarılar giderek artıyor. Ancak tartışmanın odağındaki soru hâlâ şu: Gücü ne kadar ileri düzeyde olursa olsun yazılımlar, milyarlarca insanın ölümüne fiilen nasıl yol açabilir?

Tartışma, Anthropic’te araştırmacı olarak görev yapan Jacob Coxon’un istifası ve şirketin geliştirdiği teknolojilerin taşıdığı risklere ilişkin uyarılarının ardından yeniden alevlendi. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre  Coxon’un meslektaşı Evan Hubinger ise yapay zekânın önümüzdeki 10 yıl içinde insanlığın yok olmasına yol açma ihtimalini yüzde 10’un üzerinde görüyor.

Makine Zekâsı Araştırma Enstitüsü (MIRI) Başkanı Nate Soares ise daha ileri giderek insanlardan üstün bir yapay zekânın ortaya çıkması halinde insanlığın ortadan kaldırılmasının en muhtemel sonuç olduğunu savunuyor.

Ancak bu görüşleri eleştirenler, öne sürülen senaryoların çoğunun bilimsel olarak test edilebilecek açık bir neden-sonuç zincirinden yoksun olduğuna dikkat çekiyor. AI Now Enstitüsü’nün baş bilim insanı Heidi Khlaff, bilimsel iddiaların kanıtlanabilir veya yanlışlanabilir olması gerektiğini belirtiyor.

Yapay salgın

Öne sürülen senaryolardan biri, süper yapay zekânın son derece tehlikeli bir biyolojik silahın geliştirilmesine yardımcı olabilmesi ihtimaline dayanıyor.

Araştırmacı Thomas Larsen, gelişmiş bir sistemin bir laboratuvarda çalışan kişiyi, sistemin gerçek amacını fark etmeden, ölümcül bir virüsün üretilmesine ve yayılmasına yol açacak deneyleri gerçekleştirmesi için yönlendirebileceğini düşünüyor.

vghy
Araştırmacılar, gelecekte gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin son derece tehlikeli biyolojik silahların geliştirilmesinde kullanılabileceği ihtimalini gündeme getiriyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)

Soares ise daha ileri bir ihtimal üzerinde duruyor. Buna göre gelecekte son derece gelişmiş bir yapay zekâ, otomatik bir laboratuvarı kontrol ederek biyolojik deneyleri doğrudan kendisi gerçekleştirebilir ve bunun için doğrudan insan yardımına ihtiyaç duymayabilir.

Ancak ABD'deki Carnegie Mellon Üniversitesi'nde makine öğrenimi profesörü olan ve aynı zamanda mikrobiyoloji alanında uzmanlaşan Eric Xing, böyle bir sürecin son derece karmaşık olduğuna dikkat çekiyor.

Virüs geliştirilmesi; adımların, sıcaklığın, ortamın ve kullanılan maddelerin son derece hassas biçimde düzenlenmesini gerektiriyor. Tek bir hata bile sürecin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açabiliyor.

Ayrıca gerekli ekipman ve malzemelere erişim, yasalar ve denetimlerin yanı sıra tedarik zincirleri tarafından da kontrol ediliyor. Bu durum, dijital bir tasarımın gerçek bir silaha dönüştürülmesini daha da zorlaştırıyor.

Ölümcül robotlar

Bir başka senaryo ise çok sayıda bağımsız robotun ortaya çıkmasını öngörüyor. Bu robotların daha fazla robot üretebilmesi, fabrikaları ve enerji altyapısını yönetebilmesi ihtimali üzerinde duruluyor.

vfghy
Araştırmacılar, süper gelişmiş yapay zekânın insanlara zarar verme niyeti olmasa bile insanlar için tehdit oluşturabileceğini düşünüyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)

Soares, bu aşamaya ulaşılması halinde makinelerin insanlardan bağımsız şekilde faaliyetlerini sürdürebileceğini ve onları durdurmaya yönelik girişimlere direnebileceğini savunuyor.

Ancak bu senaryo, mevcut teknolojik kapasitenin hâlâ oldukça uzağında bulunuyor. İnsansı robotlar henüz geniş çaplı bir yaygınlığa ulaşmış değil. Ayrıca daha fazla robotu kendi başlarına üretebilecekleri bir üretim zinciri kurma kapasitesine de sahip değiller.

Nükleer silahların kontrolü

Bir diğer ihtimal ise yapay zekânın nükleer silahların kontrolünü ele geçirmesi.

Ancak Khlaff, hassas nükleer tesislerin genellikle genel internete bağlı olmadığını ve sıkı mühendislik ile güvenlik standartlarına tabi olduğunu belirtiyor.

Stanford Üniversitesi araştırmacısı Herbert Lin ise yapay zekânın nükleer savaşla bağlantılı bazı riskleri artırabileceğini, ancak temel fiziksel tehlikenin yine silahların kendisinden kaynaklandığını ifade ediyor.

Kanıtlanması zor bir risk

Karamsar görüşü savunanlar, belirli bir senaryoya odaklanmanın asıl tehlikeyi gözden kaçırabileceğini düşünüyor. Buna göre yapay zekâ, insan müdahalesi olmadan kendisini sürekli geliştirebilir hale gelirse, hedeflerine ulaşmak için insanların öngöremeyeceği yöntemler geliştirebilir.

Soares, sistemin mutlaka “kötü” olması gerekmediğini söylüyor. Ona göre yapay zekâ, insanların hayatta kalmasını dikkate almayan hedeflere ulaşmaya çalışabilir ve bunun sonucunda çevreyi veya kaynakları insan yaşamını imkânsız hale getirecek şekilde yeniden düzenleyebilir.

fgthyj
Araştırmacılar, yapay zekâ sistemlerinin gelecekte insanlardan daha bağımsız şekilde çalışabilecek ve adımlar atabilecek kapasiteye ulaşabileceğini düşünüyor... Yapay zekâ tarafından oluşturulan görsel (Şarku’l Avsat)

Ancak Xing, insanları ortadan kaldırmak için öngörülemeyen yöntemler geliştirebilecek süper yapay zekâdan söz etmenin tek başına riskin boyutunu değerlendirmek için yeterli olmadığını savunuyor.

Xing, bu risklere karşı politika ve yasalar oluşturulabilmesi için gerçekleşme ihtimali incelenebilecek ve sonuçları ölçülebilecek açık senaryoların belirlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Şu anda yapay zekâ sistemlerinin, insanlığın ortadan kaldırılmasına yönelik öne sürülen senaryolardan herhangi birini gerçekleştirebildiğine ilişkin kanıt bulunmuyor. Buna, bağımsız şekilde ölümcül bir salgın geliştirmek, nükleer silahların kontrolünü ele geçirmek veya robot orduları kurmak da dahil.

Dolayısıyla söz konusu senaryolar, yapay zekânın gelecekteki yeteneklerinin mevcut kapasitesinin çok ötesine ulaşması halinde nelerin mümkün olabileceğine ilişkin öngörüler olarak kalıyor.


NASA, Ay’da yakın zamanda oluşmuş devasa bir krater keşfetti

“McGitchin” adı verilen kraterin çapı yaklaşık 222 metre. Kraterin, Ay’ın 2024 ilkbaharında bir kuyruklu yıldız ya da asteroitle çarpışması sonucu oluştuğu düşünülüyor. (AFP)
“McGitchin” adı verilen kraterin çapı yaklaşık 222 metre. Kraterin, Ay’ın 2024 ilkbaharında bir kuyruklu yıldız ya da asteroitle çarpışması sonucu oluştuğu düşünülüyor. (AFP)
TT

NASA, Ay’da yakın zamanda oluşmuş devasa bir krater keşfetti

“McGitchin” adı verilen kraterin çapı yaklaşık 222 metre. Kraterin, Ay’ın 2024 ilkbaharında bir kuyruklu yıldız ya da asteroitle çarpışması sonucu oluştuğu düşünülüyor. (AFP)
“McGitchin” adı verilen kraterin çapı yaklaşık 222 metre. Kraterin, Ay’ın 2024 ilkbaharında bir kuyruklu yıldız ya da asteroitle çarpışması sonucu oluştuğu düşünülüyor. (AFP)

ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bünyesinde görev yapan bir araştırmacı, Ay’ın yüzeyinde yakın zamanda oluşmuş devasa bir krater keşfetti. Bilim insanları, bu tür nadir bir olayın ancak yüzyılda bir veya daha uzun aralıklarla meydana gelebileceğini belirtiyor.

NASA’nın açıklamasına göre “McGetchin” adı verilen kraterin çapı yaklaşık 222 metre. Kraterin, 2024 ilkbaharında bir kuyruklu yıldızın veya asteroidin Ay’a çarpması sonucu oluştuğu düşünülüyor. Araştırmacılar, çarpışmaya yol açan gök cisminin 3 ila 6 katlı bir bina büyüklüğünde olduğunu tahmin ediyor. NASA, “Bilim insanları bu büyüklükteki bir çarpışmanın Ay’da yaklaşık yüzyılda bir veya daha seyrek meydana geldiğini tahmin ediyor” açıklamasını yaptı.

Krater yıllardır Ay’ın yüzeyinde bulunmasına rağmen, 2009’dan bu yana Ay’ı inceleyen Lunar Reconnaissance Orbiter (LRO) aracının çektiği yeni görüntüleri analiz eden araştırmacı Robert Wagner tarafından fark edilene kadar keşfedilemedi. Krater, görüntülerde etrafını çevreleyen koyu renkli bir hale ile birlikte “büyük ve parlak bir leke” şeklinde ortaya çıktı.

Science Advances dergisinde dün yayımlanan araştırmaya göre bu krater, bugüne kadar Güneş Sistemi’nde keşfedilen yakın zamanda oluşmuş en büyük krater olma özelliğini taşıyor.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bilim insanları, yeni oluşan kraterlerin meydana gelişini incelemenin Ay’ın jeolojisinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olduğunu ve bunun ABD ile Çin’in planladığı gelecekteki insanlı Ay görevlerine hazırlık açısından katkı sağlayabileceğini belirtiyor.


Yapay zekâ geliştirme hızını yavaşlatmak mümkün mü?

İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
TT

Yapay zekâ geliştirme hızını yavaşlatmak mümkün mü?

İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)

Yapay zekâ sektörünün önde gelen yöneticileri, bu teknolojinin hızla ilerleyen geliştirme sürecini yavaşlatmaya çalışıyor. Ancak şirketler arasındaki yoğun rekabet, ABD hükümetinin kısıtlamalar getirmekten kaçınması ve jeopolitik kaygılar bu hedefin önünde engel oluşturuyor.

Geliştirme hızının yavaşlatılması çağrıları

Anthropic Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei, cumartesi günü yapay zekânın geliştirilme hızının yavaşlatılması için koordineli çaba çağrısında bulundu. Amodei, bunun ilgili taraflara teknolojinin giderek artan yeteneklerinden kaynaklanan riskleri anlamaları için daha fazla zaman sağlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre   Amodei'nin çağrısına OpenAI CEO'su Sam Altman'ın yanı sıra Elon Musk ve Google DeepMind CEO'su Demis Hassabis de açık destek verdi.

Endişeler neden şimdi arttı?

Bu çağrılar, OpenAI ve Anthropic'in son aylarda yapay zekâ sistemlerinin izole edildikleri ortamlardan kendiliğinden çıkarak internete eriştiği ve hatta internet siteleri ile platformlara saldırdığı çeşitli olayları açıklamasının ardından geldi.

Söz konusu olaylar sırasında bu sistemlerin kendi aralarında koordinasyon kurma, hiyerarşiler oluşturma, kandırma ve gerçekleştirdikleri eylemlerin izlerini silme gibi yeteneklere sahip olduğu görüldü.

dfvgthy
New York’ta bir bilgisayar ekranında Anthropic’in internet sitesinden sayfalar ve şirketin logoları (AP)

Öte yandan daha önce OpenAI'da çalışmış ve Anthropic'ten istifa etmiş olan Jacob Coxon, salı günü iki girişimci şirketi güvenlik standartlarında gevşek davranmak ve "hayatımızı kumara yatırmakla" açıkça suçladı.

Şirketler geliştirme hızını kendi başlarına yavaşlatabilir mi?

Sektörün en büyük şirketleri arasındaki rekabetin son derece yoğun olması, yüz milyarlarca dolarlık yatırımın söz konusu olduğu bir ortamda herhangi bir şirketin tek başına geliştirme hızını düşürmesini zorlaştırıyor.

Amodei rakiplerle koordinasyon sağlamaya hazır olduğunu belirtirken Çin'i bu işbirliğinin dışında bıraktı.

Şu ana kadar Anthropic ve OpenAI'ın attığı somut adım ise yapay zekâ güvenliği alanındaki çalışmalarını şirket içinde denetlemek üzere bağımsız gözlemcilerden yararlanmakla sınırlı kaldı.

Bu sadece bir halkla ilişkiler kampanyası mı?

Amodei'nin çağrısı sektörde çok sayıda çalışan tarafından memnuniyetle karşılanırken bazı kesimler ise çağrının ardındaki gerekçeleri sorguladı.

Yapay zekâ sektörünün önde gelen girişimcilerinden Brian Rommele, çağrının aslında Anthropic'in muhtemel halka arzından birkaç hafta önce gerçekleştirilen bir pazarlama hamlesi olduğunu savundu.

Rommele, geniş çapta beklenen halka arza atıfta bulunarak X platformunda şu ifadeleri kullandı: "Bu, bir makale biçiminde halka arz hikâyesi: Biz sorumlu şirketiz, biz çözümüz, güvenlik primini satın alın."

rgthy
Mayıs 2026'da şirketin düzenlediği etkinlik sırasında yapay zekâ şirketi Anthropic'in logosu (DPA)

Teknoloji sektöründeki bazı özel yatırımcılar da Anthropic'i "düzenleyici kurumların ele geçirilmesi" olarak tanımlanan bir yaklaşımı benimsemekle suçladı. Buna göre şirket, kamu otoritelerini, girişimin kurallar yoluyla oluşturulacak düzenleyici hiyerarşinin en üstünde yer alacağı bir yapı kurmaya yönlendirmeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın yapay zekâ danışmanlığını daha önce yürüten ve halen Beyaz Saray'da etkisini sürdüren David Sacks ise "Yavaşlamanın ardındaki motivasyonun tamamen fedakârlık olduğunu iddia etmeyi bırakın" dedi.

Sacks, "Ürünleriniz son derece zararlı bir siber saldırının gerçekleştirilmesine imkân verirse ürün sorumluluğu açısından çok büyük risklerle karşı karşıya kalırsınız" ifadelerini kullandı.

Trump yönetiminin desteği olmadan yapay zekâ yavaşlatılabilir mi?

Trump, pazar günü yapay zekâ sektörünün liderleri tarafından dile getirilen uyarıları reddederek bunları "negatif güçler" olarak nitelendirdi.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'a göre çok sayıda Cumhuriyetçi, teknolojiye yönelik aktif düzenlemeler konusunda temkinli davranıyor. Bunun nedenleri arasında düzenlemelerin inovasyonu boğabileceği ve Çin'in yapay zekâ yarışını kazanmasına yol açabileceği endişesi bulunuyor.

Amodei ise pazar günü yapay zekâ üzerinde devlet denetimine ihtiyaç duyulduğu yönündeki görüşünü yineledi. Amodei, Altman ve Hassabis gibi sektörün kendi kendini düzenlemesinin yeterli olmayacağını vurguladı.

Çin olmadan geliştirme hızı yavaşlatılabilir mi?

Amodei, koordinasyonun demokratik ülkelerle sınırlandırılmasını ve Çin'in sürecin dışında tutulmasını öneriyor. Ancak yapay zekâ yarışı ve Çin'in bu alandaki ilerlemesinin, teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması ihtimali değerlendirilirken "en zor açmazı" oluşturduğunu kabul ediyor.

Amodei, pazar günü CBS'e verdiği röportajda Çin'in kaydettiği ilerlemenin yapay zekânın geliştirilme hızının yavaşlatılması meselesini daha karmaşık hale getirdiğini söyledi.

ABD'nin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in eylül ayı sonunda Washington'a gerçekleştirmesi planlanan ziyareti sırasında yapay zekâ güvenliğini görüşmesi bekleniyor. Ancak çeşitli medya kuruluşlarının haberlerine göre Çin, ABD'nin kendi düzenleyici çerçevesini dayatma girişimine karşı çıkıyor.

Anlaşmazlık, özellikle Çin'in "açık" yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesini teşvik etmesi nedeniyle daha belirgin hale geliyor. Bu sistemlere erişim sağlanabiliyor ve modeller serbestçe değiştirilebiliyor. Buna karşılık ABD'nin önde gelen şirketleri daha çok "kapalı" modelleri tercih ediyor.

Açık modeller, doğaları gereği daha zor kontrol ediliyor. Kullanıcıların modellerin parametrelerini değiştirebilmesi, bu sistemlerin şüpheli amaçlarla kullanılmasına imkân tanıyabiliyor.

Amodei, Çin dışındaki öncü şirketlerin geliştirme hızını yavaşlatabilmesi için ABD'nin en gelişmiş yarı iletkenlerinin Çin'e ihracatına yönelik kontrollerin sıkılaştırılmasını ve Batı'nın yapay zekâ teknolojisinin Çin'deki laboratuvarlar tarafından kötüye kullanılmasını önleyecek güvencelerin güçlendirilmesini öneriyor.