Kürtlerin ABD’lilerin neden olduğu 7 hayal kırıklığı

Kürtler son 100 yıl içinde başta ABD olmak üzere birçok kez Batı’nın ihanetine neden oldu.

Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
TT

Kürtlerin ABD’lilerin neden olduğu 7 hayal kırıklığı

Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)
Aralık 2021'de Fırat'ın doğusundaki Haseki kırsalında SDG ile Suriyeli muhalif gruplar arasındaki temas hattını izleyen hava destekli bir ABD devriyesi. (AFP)

Başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin Kürtlere ettiği ihanet ilk veya son değil. Nitekim Kuzey Suriye'deki Kürt hedeflerine yönelik devam eden operasyonlara verilen yanıt Kürtlerin beklenti ve taleplerini karşılamıyor.
Küresel ve bölgesel güç dengeleri geçtiğimiz yüzyıl içerisinde değişmişti. Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, Fransa ve İngiltere Arap bölgesinde geri adım atmış, ABD’nin etkisi artmıştı. Ancak şu dört konu sabit kaldı:
- Öncelikle, 40 milyona yakın Kürdün Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da deniz çıkışı olmaksızın bağımsız bir varlık ya da yönetimler kurma hayali.
- Aralarındaki pek çok anlaşmazlığa rağmen bu dört ülkenin Kürtlere karşı koordinasyon konusundaki fikir birliği.
- Büyük veya bölgesel güçlerin birbirlerine karşı mücadelelerinde ve belirli hedeflere ulaşmak amacıyla Kürtleri bir araç olarak kullanması. Örneğin ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’a karşı savaşta temel bir bileşen olarak Kürtlere güveniyor.
-ABD ve Kürt yönetimlerinin değiştiği ancak ihanetlerin aynı kaldığı.

Hayal kırıklıkları
İşte son yüzyıl içerisinde Kürtlerin yaşadığı hayal kırıklıkları ve başta ABD olmak üzere Batı’nın Kürtler tarafından ihanet olarak nitelenen uygulamaları:
1- Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan zararlı çıkması ve çöküşü ardından 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Türkiye'deki Kürtlere Suriye, Irak ve İran dışında bir bölgede özerklik kurmaları için alan sağladı.
Kürtler, Ankara’nın karşı çıkışı ve Washington’ın desteği sonrasında 1923'te Lozan Antlaşması'nda ilk kez hüsrana uğradı. Zirâ Lozan Antlaşması, Suriye ve Irak'taki Bereketli Hilal’in Paris ve Londra tarafından paylaşılmasına kapı açtı. Büyük güçlerin kendilerine vaat ettiği bu bölge en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin oldu.
ABD gibi İngiltere de Ağrı Kürt Cumhuriyeti’ni bir kenara bırakarak Ankara ile ilişki kurmayı tercih ettiklerini gösterdi. Dolayısıyla Türkiye’den güneydeki komşu ülkelere, bilhassa kuzeydoğu Suriye'ye büyük bir Kürt göçü gerçekleşti. Hatta Baasçı Şam, Kürtlere karşı söyleminde bu göç hususuna odaklanarak onların Suriyeli olmadıklarını ifade eder.
2- ABD, 1958'de iktidara gelmesi ardından Abdülkerim Kasım rejimine karşı Iraklı Kürtleri, sonrasında ise 1963’te devrilmesini sağlayan darbeyi destekledi.
Irak'taki yeni Baas rejimi, Kürtlere karşı sert bir tavır aldı. Sovyetler Birliği’ne doğru bir akım olduğunda Washington, Irak'taki durumu istikrarsızlaştırmak amacıyla Kürtleri silahlandırma ve destekleme hususunda o sırada Şah tarafından yönetilen Tahran ile iş birliğinde bulundu. ABD’nin Kürtlere yönelik bu desteği, Camp David Sözleşmesi’nin imzalanması ve Mısır'ın Arap denkleminden çıkması sonrasında Irak içinde huzursuzluk yaratmak amacıyla yenilendi. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in ifade ettiğine göre, Kürtlere verilen askeri destek ile Kürtlerin zaferi değil, Bağdat egemenliğinin zayıflatılması amaçlandı. Bayık Komisyonu’nun ABD Kongresi'ne sunduğu raporda bu husustaki ayrıntılar ve bu politikanın, savaşmaya devam etmeleri için teşvik ettikleri Kürt işbirlikçilerine intikal etmediği iddiası yer alıyordu.
ABD daha sonra Aralık 1975'te Irak eski Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir’i temsil eden Saddam Hüseyin ile İran Şahı arasında kaydedilen bir anlaşmaya sponsor oldu. Böylece Tahran, yeni ABD Başkanı Gerald Ford yönetiminin onayıyla Irak Kürtlerine verdiği desteği bıraktı.
3- Iraklı Kürtler, 80’ler ve 90’larda pek çok kez ABD’nin ihaneti ile karşılaştı. Başkan Roland Reagan yönetimi, Bağdat'ın Irak Kürdistanı'nda kimyasal silah kullanmasına sessiz kaldı.
1991'deki Körfez Savaşı'ndan sonra Iraklıları Bağdat'a karşı harekete geçmeye teşvik eden George H. W. Bush yönetimi ise daha sonra onları terk etti. Bush, Irak ordusunu ve Irak halkını meseleyi kendi ellerine almaya, diktatör Saddam Hüseyin'i istifaya zorlamaya bizzat çağırdı. Ancak Irak'ın güneyindeki Şiiler ve Suriye sınırı yakınlarındaki Kürtler ayaklanınca pek bir şey yapmadı. ABD, 90’ların ikinci yarısında Kürt varlığının artmasına imkan sağlayan bir hava ambargosu uyguladı. Kürtlerin bu yükselişinin Suriye, Türkiye ve İran arasındaki koordinasyon ile karşılanması, sınırlarda ‘mini Kürt devletlerinin’ ortaya çıkmasına sebep oldu.
4- 11 Eylül 2001 olayları ardından Başkan George W. Bush Irak'ın işgali emrini verdi. Kendileri ve siyasi liderleriyle koordinasyon kurulması ardından Kürtler Irak rejim değişikliğinin başlıca kazananları arasında yer aldı. ABD’nin DEAŞ’a karşı savaşta onlara itimat etmesi üzerine kazanımları pekişmiş oldu.
2017 yılında Eski Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Kürt varlığının kurulması yolunda adım atarak Uluslararası Koalisyon’un desteğinden yararlanmak, dolayısıyla bölgenin kendi kaderini tayin ve bağımsızlığı için bir referandum düzenlemek istedi. Ancak ABD, bu adımla ilgili çekincelerini açıkça beyan etti.
5- 2003'te Irak'taki değişimin ve Kürt varlığının ardından Mart 2004'te emelleri yeniden yeşeren Suriye Kürtler ayaklandılar. Ancak hareketleri Batı tarafından herhangi bir destek görmedi. Türkiye 1998'de Suriye sınırlarında ordusunu seferber ettiğinde ve Şam’dan PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın sınır dışı edilmesini talep ettiğinde ABD ve müttefikleri Ankara’nın bu tutumunu destekledi. Zira PKK, Batı ülkelerin terör listelerinde yer alıyor. PKK, Öcalan’ın Suriye’den çıkmasının ardından 2011'de Suriye'de protestolar patlak verene dek Şam ile Ankara arasındaki güvenlik koordinasyonu arasında sıkıştı. Ancak Şam 2011’da diğer muhalefete karşı Kürtlerin önünü açmaya karar verdi.
6- Böylece Kürtler güç kazanırken Şam ise zayıf düştü. ABD, 2014 sonrasında daha kapsamlı hale gelen DEAŞ’a karşı mücadelede Kürtlerle ittifak kurarak onlara askeri destek ve hava koruması sağladı. Bu destek temel olarak, Ankara'nın PKK'nın uzantısı olarak gördüğü YPG’ye dayanıyordu. Uluslararası Koaliyon ile Kürtler arasındaki iş birliği sayesinde DEAŞ’ın aldığı hezimetin ardından Suriye bölgesinin dörtte biri üzerinde özerk yönetim, askeri güç ve kontrol kurulmasına, ülkenin kuzeydoğusundaki stratejik zenginliğin çoğunun ele alınmasına izin veren bir alan oluşturuldu.
Rojava’nın (Batı Kürdistan) ortaya çıkışı üzerine Ankara, Şam ve Tahran tepki gösterdi. Böylece Suriye'deki önceliklerini ‘rejimi devirmekten’ Suriye topraklarında operasyonlara çeviren Türkiye, 2016, 2018 ve 2019 yıllarında Rusya ile anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar, Kuzey Suriye'deki Kürt gurupların parçalanmasını ve Akdeniz sularına erişiminin engellenmesini sağladı.  
7- Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2019’un sonlarında ABD güçlerini Suriye ve Türkiye sınırlarından çekme kararı aldı. Kürtler ise bu kararı bir ‘ABD ihaneti’ şeklinde değerlendirdi. Böylece kaydedilen Türk nüfuzu, Özerk Yönetim’in temel direklerini sarsmış oldu. Yoğun müzakerelerin ardından, ABD ile Türkiye ve Türkiye ile Rusya arasında anlaşmalar imzalandı. Böylece Ankara, iki büyük güçten YPG’yi sınırlardan 30 km derinliğe çekme taahhüdü aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şu an Washington ve Moskova'nın 2019 anlaşmalarına bağlı kalmadığını söylüyor.
Şimdi ise ufukta yeni bir ABD ihanetinin belirtileri görülüyor. Türkiye’nin operasyonlarını engellemeyen ABD’liler, hava bombardımanını da durdurmadı. Batı’nın DEAŞ’ın yeniden dirilişini engelleme arzusuna güvenen Kürtler ise kendilerine karşı savaş açıldığı taktirde DEAŞ ile mücadeleyi bırakacakları tehdidinde bulundu. Hatta ABD’yi kendi lehlerine adım atmaya zorlamak amacıyla ‘mini DEAŞ devleti’ olarak bilinen el-Hol Kampı’ndakileri serbest bırakmakla tehdit eden Kürtler mevcut. Ruslar ise YPG’nin kuzey Suriye'deki ana şehirlerden ve sınır bölgelerinden çekilmesi ve Suriye devleti kurumlarının ve sınır muhafızlarının konuşlandırılmasının memnuniyetle karşılanması hususları üzerine duruyor.
Diğer yandan Şam ise ABD’nin ve Rusya’nın ihanetlerinden, aynı zamanda Türkiye’nin operasyonlarından uzakta kalıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, Şam, Kürtlerin bu süreçte müzakere masasına oturacağını düşünüyor. Ancak Kürtlerin Şam’a giden yolları da hayal kırıklıkları ve başarısızlıklarla dolu.



SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
TT

SDG: El-Şeddadi cezaevi artık bizim kontrolümüz dışında ve Koalisyon müdahale taleplerimizi reddetti

Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)
Suriye hükümet güçleri, Kürt güçleriyle anlaşmaya varmalarından bir gün sonra, bugün Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'a konuşlandı (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), dün varılan ateşkes anlaşmasına rağmen, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların ülkenin kuzeydoğusundaki Ayn İsa ve Şeddadi kasabaları ile Rakka şehrinde Kürt liderliğindeki güçlere yönelik saldırılarını bugün sürdürdüğünü açıkladı.

SDG’nin yaptığı açıklamada, “Şu anda DEAŞ tutuklularının bulunduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesi çevresinde güçlerimiz ile bu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor; bu çok tehlikeli bir gelişme” denildi. SDG daha sonra ayrı bir açıklamada, Şam'daki merkezi hükümete bağlı silahlı grupların tekrarlanan saldırıları sonrasında, binlerce DEAŞ mahkumunun bulunduğu El-Haseke vilayetindeki El-Şeddadi hapishanesinin artık kontrollerinden çıktığını belirtti. SDG, ABD liderliğindeki koalisyonun, defalarca yapılan çağrılara rağmen olaylara müdahale etmediğini kaydetti.

Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)Suriye hükümet güçleri, 19 Ocak 2026'da Suriye'nin doğusundaki Deyrizor'da konuşlandı (AFP)

SDG, "güvenlik felaketini önlemek" amacıyla El-Şeddadi hapishanesine düzenlenen saldırıları püskürtürken onlarca savaşçısının öldüğünü ve çok sayıda yaralı olduğunu açıkladı.

Suriye devlet televizyonunun haberine göre Savunma Bakanlığı medya departmanı direktörü Asım Galyun, Suriye ordu güçlerinin Rakka vilayetindeki El-Aktan hapishanesinin çevresine ulaşarak bölgeyi güven altına aldığını söyledi.

Suriye dün, uluslararası alanda geniş yankı uyandıran yeni bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Anlaşmaya göre, geçen aydan beri devam eden kanlı çatışmaların ardından, tüm cephelerde ve temas noktalarında tam ve derhal ateşkes uygulanacak ve Deyrizor ile Rakka vilayetlerinin idari ve askeri yönetimi Suriye hükümetine devredilecek.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye devlet kurumlarının, yıllardır Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolünde olan kuzeydoğu Suriye'deki Rakka, Deyrizor ve Haseke illerine gireceğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre SDG ile yapılan anlaşma, DEAŞ mahkumları ve kamplarından sorumlu idarenin yanı sıra bu tesisleri korumakla görevli güçlerin de Suriye hükümetine entegre edilmesini içeriyor.


Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
TT

Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)

Suriyeli hükümet kaynakları, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valisi olarak atandığını açıkladı. Halep Valisi Azzam el-Garib de X platformunda yaptığı paylaşımda, Selame’yi Rakka Valiliği görevine getirilmesi dolayısıyla tebrik etti. Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancerani ise Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirterek, bu toplantıda Suriye genelindeki hizmet durumunun ele alınacağını söyledi.

Söz konusu gelişmeler, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve tam entegrasyonu öngören anlaşmanın imzalanmasının ertesi gününde yaşandı. Bu süreçte Suriye ordusuna bağlı birliklerin, el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.

Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.

Atamanın resmen duyurulmasından önce Halep Valisi Azzam el-Garib yaptığı açıklamada, “Kıymetli ağabeyimiz Abdurrahman Selame’yi, mücadele yolunun ve özgürleşme sürecinin bir dostu olarak Rakka Valiliği görevini üstlenmesi dolayısıyla tebrik ediyoruz” ifadesini kullandı. El-Garib, Selame’nin Halep Valiliği döneminde ortaya koyduğu değerli çabaların, ‘koşulların iyileştirilmesi ve hizmetlerin geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığını’ vurguladı.

Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancarani de X platformunda yaptığı paylaşımda, Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirtti. Ancarani, toplantıda Suriye’nin tamamında hizmetlerin mevcut durumunun ele alınacağını, iki vilayetin de görev ve sorumluluklara dahil edileceğini ifade etti. Bakan, toplantının tarihi ve vali isimlerine ilişkin ayrıntı vermedi. Ancarani, “Tüm vilayetlerde halkımıza hizmet etmek değişmez bir haktır ve vazgeçilmez bir yükümlülüktür. Suriyeli vatandaşlar nerede olursa olsun bu anlayışı yerleştirmek için çalışacağız” dedi.

1971 yılında Halep’in kırsalındaki Andan’da doğan Selame’nin, 2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed yönetimine karşı savaşan Nusra Cephesi saflarına katıldığı belirtildi. Selame’nin, 2016 yılında ise Ahmed eş-Şera’nın (Ebu Muhammed el-Culani) öncülüğünde kurulan Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) bünyesinde İdlib’de bulunduğu aktarıldı. ‘Ebu İbrahim’ lakabıyla tanınan Selame’nin, HTŞ’nin ekonomi alanında önde gelen isimlerinden biri olarak değerlendirildiği, altyapı ve inşaat alanında faaliyet gösteren er-Raki inşaat şirketinin genel müdürlüğünü yürüttüğü kaydedildi. Şirketin yol yapımı ve genişletilmesi, yüksek gerilim hatları, okul ve hastane inşaatları gibi çok sayıda hizmet projesini hayata geçirdiği ifade edildi.

Medya raporlarına göre er-Raki şirketi, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden önce HTŞ’nin kontrolü altındaki İdlib’in yeniden imarı sürecinde de rol üstlendi.

Daha sonra Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nun ardından Ahmed eş-Şera’nın geçiş sürecinde Suriye Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte, Selame’nin Şera’nın yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde ve resmi temaslarında yanında yer alması dikkat çekti. Selame’nin bu süreçteki resmi sıfatı netlik kazanmazken, Nisan 2025’te Afrin, Azez, el-Bab, Cerablus ve Münbiç’i kapsayan Halep’in kuzey ve doğu kırsal bölgelerinde denetimden sorumlu baş gözetmen yardımcılığı görevini üstlendiği belirtildi. Selame ayrıca, ‘Halep Hepimizin’ bağış kampanyasında da öne çıkan isimlerden biri olarak yer aldı.

Öte yandan Şam ile SDG arasında varılan ateşkes anlaşması, örgüte bağlı tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda, idari yapıları yeniden Şam’a bağlanacak olan Rakka ve Haseke vilayetlerine vali atanması ve yürütme kademelerinde görevlendirmeler yapılması gerekiyor. Anlaşmaya göre, siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valiliği pozisyonuna bir aday atamak üzere cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacak.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği için aday gösterildiği, SDG mensuplarının ise daha önce olduğu gibi bağımsız tabur ya da tugaylar halinde değil, bireysel statüyle Suriye Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesinin öngörüldüğü belirtiliyor.

Karara göre, Deyrizor (doğu) ve Rakka (kuzeydoğu) vilayetlerinin idari ve askeri kontrolü derhal Suriye hükümetine devredilecek. Ayrıca tüm sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının kontrolünün Suriye hükümetine geçeceği, hükümetin Doğu Halep ve Deyrizor’daki devlet kurumlarını devralmaya başladığı kaydedildi.

Diğer yandan Suriye ordusuna bağlı birlikler bugün el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürerek, M4 uluslararası kara yolu ile Haseke’nin doğu ve kuzey kırsalına doğru yeni bölgelerin güvenliğini sağladı. Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi tarafından yapılan açıklamada, SDG’ye, konuşlanan askeri birliklere yönelik herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve anlaşma hükümlerine uyulması çağrısı yapıldı.


Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
TT

Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)

Bu ayın ortalarında Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başlatılmasıyla ana yürütme organları oluşturulurken, Gazze için ‘Uluslararası İstikrar Gücü’nün katılımcılarının açıklanmasının gecikmesinin nedenleri konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Washington’ın geçtiğimiz eylül ayında planının uygulamaya konulmasıyla barışı sağlamayı amaçlayan bu güç, barış gücü haline getirildi. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre açıklama, üç ana nedenden dolayı gecikti. Bunlardan birincisi, güce dahil olacak ülkelerin katılımına ilişkin bir karar alınmaması, ikincisi gücün komutanı konusunda anlaşmaya varılmasının gecikmesi ve üçüncüsü de İsrail'in Türk ve Katar güçlerinin bu güce katılmasına karşı çıkmasının yanı sıra arabulucuların bu konuda bir anlaşmaya varmalarından sonra uluslararası çatışmaları önlemek amacıyla Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaktan sorumlu olan ve son aylarda Mısır ve Ürdün'de eğitilen Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra göreve başlayacak olmaları.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazar günü Kahire'de Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede, ‘ateşkesin uygulanmasını izlemek, İsrail'in geri çekilmesini sağlamak ve erken iyileşme ve yeniden yapılanmanın önünü açmak için uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasının önemini’ vurguladı.

Bu son açıklamadan önce Beyaz Saray, geçtiğimiz cuma günü ‘Barış Konseyi’nin kurulduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki geçiş dönemini yönetmek için dört yapıdan biri olarak ‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kabul edildiğini duyurdu. Söz konusu yapılar arasında Barış Konseyi, Gazze Yürütme Konseyi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunuyor. Ayrıca katılımcı ülkeler açıklanmadan Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanlığına Jasper Jeffers atandı.

Özellikle, son haftalarda Amerikan ve İsrail basında yer alan haberlere göre, İsrail'in çekinceleri olmasına rağmen ABD’nin kabul ettiği Türkiye'nin Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımı konusunda daha önce yaşanan anlaşmazlık açısından başta ABD olmak üzere arabuluculuk yapan ülkeler, katılımcı ülkelerin ayrıntılarının açıklanmasındaki gecikmenin nedenine değinmedi.

Askeri ve strateji uzmanı Tuğgeneral Samir Ragib, katılımcı ülkelerin açıklanmasının gecikmesinin üç ana nedeni olduğunu düşünüyor. Tuğgeneral Ragib’e göre bunların başında katılımcı ülkeler konusundaki anlaşmazlık geliyor. Ardından İsrail'in Türkiye ve Katar'ın katılımına karşı çıkması ve güvenliği sağlamakla görevli Filistin polis güçlerinin henüz konuşlandırılmamış olması geliyor. Dördüncü neden ise Uluslararası İstikrar Gücü komutanı ile ilgili bir anlaşmazlıktı, ancak bu sorun cuma günü ABD’li bir generalin seçilmesiyle çözüldü. Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın başkanı olan Ragib, katılımcı ülkelerin ocak ve şubat aylarında açıklanmasını ve gücün mart ayında sahada operasyonlara başlamasını bekliyor.

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)

Askeri ve stratejik analist Tümgeneral Samir Ferec Şarku'l Avsat'a, uluslararası güçlerin konuşlandırılmasındaki gecikmenin, İsrail'in Türkiye'nin katılımına veto etmesi ve uluslararası güçlerin girişine yol açması ve içerdeki direniş unsurlarıyla çatışmaması için konuşlandırılması gereken Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmaması nedeniyle olduğunu söyledi.

Ferec, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'nin şu anda Hamas liderlerini barındırdığı ve onlar üzerinde etkisi olduğu için Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılması gerektiğinden emin olduğunu, bu yüzden İsrail'e bunu kabul etmesi için baskı yapacağını ve Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra önümüzdeki dönemde katılımcıları açıklayacağını düşünüyor.

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında, güvenlik operasyonlarını yönetmek ve silahsızlanmayı desteklemek, insani yardım ve yeniden inşa malzemelerinin teslimatını sağlamak, Barış Konseyi'ne ateşkesin uygulanmasını izlemede yardımcı olmak ve bağışçıların katkılarıyla kapsamlı planın hedeflerine ulaşmak için gerekli operasyonları yürütmek yer alıyor.

Ragib’e göre Uluslararası İstikrar Gücü, bu görevler çerçevesinde Gazze içindeki geçiş noktalarına ve sınır yollarına yakın, Philadelphia Koridoru'na bitişik ve İsrail güçleri çekilene kadar İsrail'in kontrolündeki Sarı Hat'ta istikrarı sağlayacak bir güç olacak.

Ferec ise silahsızlanma konusunda ciddi ve samimi bir mutabakat sağlanmadığı ve silahsızlanma konusu özellikle Filistin polisine emanet edildiği sürece hiçbir görevin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini belirtti.

Ferec’e göre Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin kalan sorunları çözüldükten ve Hamas'tan görevlerini devraldıktan sonra Filistin polis güçlerinin önümüzdeki iki hafta içinde görevlerine başlayabilir. Böylece önümüzdeki iki ay içinde uluslararası güçlerin girişine daha fazla yaklaşmış olacağız.