İran rejimi, protestolar nedeniyle ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya

Dünya Kupası maçlarından birinde İranlı bir kadın Mahsa Amini yazılı bir oyuncu forması tutuyor (Reuters)
Dünya Kupası maçlarından birinde İranlı bir kadın Mahsa Amini yazılı bir oyuncu forması tutuyor (Reuters)
TT

İran rejimi, protestolar nedeniyle ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya

Dünya Kupası maçlarından birinde İranlı bir kadın Mahsa Amini yazılı bir oyuncu forması tutuyor (Reuters)
Dünya Kupası maçlarından birinde İranlı bir kadın Mahsa Amini yazılı bir oyuncu forması tutuyor (Reuters)

Fransız haber ajansı AFP’ye göre, İran rejimi, son 3 aydır sürekliliği ve kapsamı bakımından benzeri görülmemiş, yasak tanımayan ve İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik temellerini sarsan protestoların devam etmesi nedeniyle kendisini 2022’nin sonlarında ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya buldu.
İran’daki gösteriler Eylül ayının ortalarında Ahlak Polisi’nin elbisesi sebebiyle gözaltına aldığı genç kadın Mahsa Amini’nin hayatını kaybetmesinin ardından başladı. Uzmanlar, İran’daki halkın öfkesinin, yaklaşık 85 milyonluk İran nüfusunun on yıllardır mustarip olduğu ekonomik sorunlar ve mevcut sosyal kısıtlamalardan da beslendiğini belirtiyor.
İran daha önce de protestolara sahne oldu ancak şu anki hareket ülkenin şehirleri, halk kesimleri ve etnik gruplar arasındaki yayılımı ve sürekliliği ile “dini rejime alenen meydan okuması” açısından benzersiz bir hareket olma özelliğine sahip.
İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in posterleri ateşe verildi, kadınlar sokaklarda artık başörtüsüz dolaşıyor ve ayrıca güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çatışmalar meydana geldi.
İran başta ABD, İsrail ve onların müttefikleri olmak üzere Irak’ta mevzilenen İranlı muhalif Kürt grupları “ayaklanmaları” körüklemekle suçluyor. Nitekim İran söz konusu grupların karargahlarına silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) defalarca füze saldırısı gerçekleştirdi.
İran Başsavcısı Ahlak Polisi’ni lağvettiğini duyurdu. Bu açıklama, protestolara bir yanıt olarak değerlendiriliyor. Ancak muhalifler zorunlu başörtüsü yasasının uygulanmaya devam etmesi ve bu açıklamanın Ahlak Polisi’ne bağlı resmi merciler tarafından yapılmayıp basın toplantısı sırasında bir soruya verilen yanıtla duyurulması sebebiyle açıklamaya şüpheyle yaklaşıyorlar.
Merkezi Londra’da yer alan ve insan hakları ihlalleri için hesap verebilirlik çağrısında bulunan “İran İçin Adalet” isimli grubun kurucu isimlerinden Şadi Sadr, “Protestoların reform için veya Ahlak Polisi’ne karşı olmadığı bilakis rejimin tamamını hedef aldığı başından belliydi. Şu an yaşananlar rejim için ciddi bir meydan okuma. Rejim protestocularından gelen gerçek bir tehditle karşı karşıya olduğunun farkında” ifadesini kullandı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yurtdışında yaşayan İranlı muhaliflerle geçen ay yaptığı toplantının ardından İran’da yaşananları “Bu rejimin dışında başka rejim görmemiş genç kadın ve erkek jenerasyonun devrimi” diye niteledi.
Tony Blair Küresel Değişim Enstitüsü’nde İran çalışmaları uzmanı Kasra Arabi, “İran’daki hava devrim havasıdır” dedi. Son yıllarda rejim karşıtlarının sayılarındaki artışa dikkat çeken Arabi, “Protestocuları bastırmaya çalışabilirler ancak devrimci havayı bastıramazlar” dedi.
İran’daki İslam Cumhuriyeti, Batı yanlısı Şah rejiminin yıkılmasının ardından 1979’da Humeyni tarafından kuruldu.
İslam Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana yeni politikalar ve İslam hukuku kanunlarını uyguluyor. Kuruluşundan birkaç yıl sonra kadınlara kamuya açık alanlarda başörtüsü zorunluluğu getirildi.
İnsan hakları örgütleri, İran rejimini, yasa dışı idamlar da dahil olmak üzere yurtdışında adam kaçırma ve yabancı uyruklu kişilere ev hapsi uygulamak gibi bir dizi insan hakları ihlallerini işlemekle suçluyor.
Uluslararası Af Örgütü’ne göre İran, dünyada idam cezasının en çok uygulandığı ülkeler arasında ikinci sıraya yükseldi. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), Tahran’ın bu yıl 500’den fazla kişiyi idam ettiğini kaydetti.
İran’ın nükleer ajandası, İslam Cumhuriyeti ve Batı arasındaki temel ihtilaf noktasını oluşturuyor. Aralarında Arap ülkelerin de yer aldığı İran’a hasım ülkeler, Tahran’ı Irak ve Lübnan’daki vekil güçleri aracılığıyla ve Suriye ile Yemen’deki ihtilafa yaptığı müdahale üzerinden Ortadoğu’ya nüfuz etmeye çalışmakla suçluyor.
Öte yandan İran son dönemde Moskova ile ilişkilerini güçlendirerek Rus güçlere ucuz insansız hava araçları (İHA) tedarik etti. Bu İHA’lar Ukrayna’nın başkenti Kiev ve Ukrayna’nın diğer şehirlerine yönelik saldırılarda kullanıldı. Bu gelişme ise uluslararası toplumun tepkisini çekti.
Buna rağmen İslam Cumhuriyeti’nin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma İran’ın içinden geliyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan İranlı araştırmacı Kerim Sacid Pur, ABD merkezli Foreign Affairs dergisine yaptığı değerlendirmede, “İran rejimi 43 yıldır bugünkünden daha zayıf görülmemişti” dedi.
Uluslararası Af Örgütü’nün ifadesiyle, İran makamları protestolara müdahalede “baskı aygıtına” başvuruyor, gerçek mermi kullanıyor ve geniş çaplı tutuklamalar yapıyor.
Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü’ne (IHR) göre, İran genelindeki gösterilere yönelik güvenlik güçlerinin müdahaleleri sırasında 18 yaşın altında 60 kişi ve 29’u kadın olmak üzere en az 448 kişi hayatını kaybetti. IHR, ölümlerin çoğunun ülkedeki Kürt ve Beluç azınlıkların yaşadığı ve şiddetli protestoların düzenlendiği bölgelerde gerçekleştiğini kaydetti.
Birleşmiş Milletlere göre protestoların bastırılması sırasında yaklaşık 14 bin kişi tutuklandı. Tutuklular arasında, hüküm giymesi halinde idam cezasına çarptırılacak olan rap şarkıcı Toomaj Salihi gibi sanat ve kültür camiasından isimler de bulunuyor.
İran yargısı protestolarla ilişkili olarak şimdiye kadar 6 idam cezası kararı çıkardı. IHR, avukatların katılmadığı bu yargılamaları “göstermelik yargılamalar” şeklinde niteledi. IHR’ye göre 3’ü çocuk toplam 26 kişi hakkında “asılarak idam” kararı çıkması tehlikesi bulunuyor.
Şadi Sadr, değerlendirmesinde, “Tüm bunlar rejimin düşmek üzere olduğu anlamına gelmiyor. İslam Cumhuriyeti gibi bir rejimin dağıtılması oldukça zor bir iş. Bu işte başarılı olmayı engelleyen faktörler var. Protestocuların en iyi şekilde örgütlenmesi ve daha güçlü bir uluslararası destek bu faktörlerden bazıları” ifadelerini kullandı.
Humeyni’nin 1970’lerde Şah’ı devrilmesine liderlik ettiği hareketin aksine şu anki protesto hareketinin lideri bulunmuyor.
Çeşitli bölgelerde protestoculara ilham kaynağı olan isimlere işaret eden Kasra Arabi, bu isimler arasında Hüseyin Runeki, Macid Tevekkeli ve kadın hakları savunucusu Fatma Sebheri’yi sıralıyor. Düşünce özgürlüğünün savunulmasında aktif rol üstlenen Runeki cezaevindeki iki ay süren açlık grevinin ardından Kasım’da serbest bırakıldı. Tevekkeli ise hâlâ cezaevinde bulunuyor. Arabi, “Bu protestolar lidersiz değil. Çünkü göstericiler geri dönüşü olmayan bir devrimin ortasındaymış gibi hareket ediyorlar” dedi.
Protestoların başlamasından önce tutuklanan insan hakları aktivisti Nergis Muhammed, bulunduğu Evin Cezaevi’nden “direnişi sürdürme” çağrısında bulundu. Nergis, ailesinin Avrupa Parlamentosu’na teslim ettiği mektubunda, “Kazanacağımıza inanıyorum” ifadesini kullandı.



Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
TT

Hamas, aracılardan Refah Sınır Kapısı’nın açılacağına dair teyitler alırken İsrail ise süreci yavaşlatıyor

Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)
Filistinliler, Çarşamba günü Gazze’de İsrail’in yıktığı konut binalarının enkazları arasında yürüyor (Reuters)

Hamas, ABD de dahil olmak üzere aracılardan, Gazze ile Mısır arasındaki Refah kara sınır kapısının yeniden açılacağına dair teyitler alırken, İsrail hükümeti başkanı Binyamin Netanyahu’nun bu adımı olabildiğince yavaşlatmaya çalıştığı yönünde İsrail medyasından bilgiler geliyor.

Hamas kaynaklarına göre Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde açılması bekleniyor ve tarih olarak da Perşembe günü öne çıkıyor. Buna karşın İsrail’den gelen bilgiler farklı; Walla haber sitesi kapının Pazar günü açılacağını duyurdu.

dcfrgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafı, İsrail’in kontrolü altında (Reuters)

Hamas kaynaklarına göre aracılardan gelen güvence, kapının açılacağının garantisi niteliğinde. Hamas, en son bir İsrailli rehinenin cesedinin bulunmasıyla başlayan süreçte, liderliğe kapının bu hafta açılacağına dair teyitler geldiğini açıkladı.

Gaza Yönetim Komitesi’nin girişi

Hamas yakın kaynaklar önümüzdeki günlerde Refah üzerinden bazı Gaza Yönetim Komitesi üyelerinin bölgeye girişine izin verilmesinin muhtemel olduğunu ve bu kişilerin Hamas yetkilileriyle görüşmeler yaparak bazı hükümet görevlerini devralma sürecini başlatacağını söyledi.

Filistin Yönetimi ve Avrupa Birliği delegasyonu da 2005 anlaşması çerçevesinde sınır kapısında çalışmaya hazır olduklarını açıkladı.

fgthy
Kahire’deki Gaza Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Basın Enformasyon Kurumu)

Hamas kaynakları, kapının tam işleyişiyle açılması gerektiğini savunurken, Netanyahu Salı günü düzenlediği basın toplantısında kapının “sınırlı ve anlaşmalı düzenlemeler çerçevesinde, günlük belirli sayıda Filistinliye giriş-çıkış izni verecek şekilde” açılacağını söyledi.

Netanyahu ayrıca İsrail’in “sınır kapısı ve tüm Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolüne sahip olacağını” vurguladı.

Tam güvenlik kontrolü ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun bu açıklamaları, Filistinli gruplar arasında İsrail’in bunu nasıl uygulayacağı konusunda endişe ve soru işaretleri yarattı.

Grup kaynakları, İsrail’in “sarı çizgi” olarak adlandırılan sınır hattında yüzde 53’ün üzerinde bir alan üzerinde kontrol sağlamayı hedefleyebileceğini belirtiyor. İkinci aşama koşulları İsrail’in bölgeden çekilmesini öngörse de, Netanyahu hükümeti bunu Hamas’ın silahsızlandırılmasıyla bağdaştırıyor; bu konu halen tartışma aşamasında ve birçok engelle karşılaşabilir.

ty6
ABD Başkanı Donald Trump'ın planına göre Gazze Şeridi'nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Eğer ikinci aşama koşulları uygulanmazsa, İsrail muhtemelen kuzey ve doğu bölgelerinde askeri varlığını artırarak güvenliği sağlamayı ve batıdaki alanları kontrol etmeyi sürdürecek. Güneyde ise askeri varlığını koruyacak.

Olası çekilme durumunda, İsrail sınır hattında daha geniş bir tampon bölge oluşturabilir; bazı yerlerde bu alan bir ila iki kilometreyi bulabilir. Aynı zamanda Refah Sınır Kapısı ve Philadelphia hattındaki kontrolünü de sürdürerek, silah veya patlayıcı kaçakçılığını engellemeyi planlıyor. Özellikle tüm tünellerin tahrip edilmesinin ardından bu kontrol, deniz sınırlarında da devam edecek; 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Filistinli balıkçıların bu alanlara yaklaşmasına veya bir deniz mili batıya, Mısır sınırına doğru 5 deniz mili güneye ilerlemesine izin vermiyor.

rty6
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus sahili (AFP)

Filistinli gruplar, İsrail’in “tam güvenlik kontrolü” açıklamalarını sürdürmesinin, Lübnan’daki gibi ani suikastlar, askeri hedefler bahane edilerek bombalamalar veya Hamas ve diğer Filistinli aktivistlerin bölgelerinde yapılan kaçırma operasyonlarıyla güvenliği sağlamaya yönelik olabileceğini öngörüyor.


Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
TT

Nuri el-Maliki: Irak'ın iç işlerine Amerikan müdahalesini kesinlikle reddediyoruz

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)
Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki (Arşiv – AFP)

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki, ABD’nin Irak’ın iç işlerine müdahalesini reddettiğini belirterek, bunu ‘egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirdi.

El-Maliki, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Irak’ın iç işlerine yönelik açık Amerikan müdahalesini kesin bir dille reddediyoruz. Bunu Irak’ın egemenliğinin ihlali, 2003 sonrası Irak’taki demokratik düzene aykırı bir adım ve Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlık için adayını belirleme kararına bir saldırı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında devletler arası ilişkilerde tek siyasi seçeneğin diyalog dili olduğunu vurgulayan el-Maliki, “Ülkeler arasındaki iletişimde dayatma ve tehdit diline başvurulması kabul edilemez. Ulusal iradeye ve Irak Anayasası’nın güvence altına aldığı Koordinasyon Çerçevesi kararına saygı çerçevesinde, Irak halkının yüksek çıkarlarını gerçekleştirecek sonuca ulaşana kadar çalışmayı sürdüreceğim” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, Tahran’a yakın Şii partilerin desteğini alan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde ABD’nin Irak’a verdiği desteği keseceği uyarısında bulundu.

thysdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeye yer verdi: “Politikaları ve çılgın ideolojileri nedeniyle, eğer (Nuri el-Maliki) seçilirse ABD gelecekte Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacak.”


Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.