Çin-Suudi Arabistan ilişkileri: Riyad'daki üç zirve neden önemli?

Çin'e olan ilgimiz kapsamlı ve sürdürülebilir olmalı ve ekonomik gelişmelerle sınırlı kalmamalı veya yalnızca resmi olaylarla bağlantılı olmamalıdır.

Çin-Suudi Arabistan ilişkileri: Riyad'daki üç zirve neden önemli?
TT

Çin-Suudi Arabistan ilişkileri: Riyad'daki üç zirve neden önemli?

Çin-Suudi Arabistan ilişkileri: Riyad'daki üç zirve neden önemli?

Dr. Salih bin Muhammed el-Haslan (Körfez Araştırma Merkezi Başdanışmanı)

-Riyad ile Pekin arasındaki ilişkilerin gelişimi, Çin'in iki kutuplu uluslararası sistemde kısa sürede bir kutba dönüşmesi ile tutarlı bir stratejik vizyonu ifade ediyor.
-Bölgesel ve uluslararası ilişkiler konusunda uzmanlaşmış araştırmacıların katılımıyla Çin'in iç ve dış gelişmelerinin sürekli takibi, izlenmesi ve analizi yapılmalıdır.
-Çin'in bir süper güç haline gelmesindeki en önemli değişken, Çin toplumunun yaşadığı sıçramalara ve düşünsel değişimlere ayak uydurabilmesi ve modernleşme ikileminin üstesinden gelebilmesidir.

Riyad, 7 Aralık’ta üç zirveye tanıklık etti: İlki Çin ile Suudi Arabistan’ı birleştirdi. İkincisi İşbirliği ve Kalkınma için Riyad-Çin Körfezi Zirvesi başlığı altında Çin ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri arasında gerçekleştirildi. Çin ile Arap ülkeleri arasında üçüncü zirve, Riyad-Çin Arap İşbirliği ve Kalkınma Zirvesi başlığı altında yapıldı. Her üç zirve de büyük önem ve işaretler taşıyor:

Birinci işaret
Zirveler, Suudi Arabistan’ın kardeşleri arasında sahip olduğu yüksek statü ve takdirin sebebidir. KİK ve Arap Birliği liderlerinin bu zirvelere katılıma cömert bir şekilde karşılık vermesi de bu zirvelerin topraklarında düzenlemesine olanak sağladı. Üç zirve de öncelikle Suudi Arabistan'ın Körfez veya Arap ülkeleri düzeyinde ortak eylem vizyonunu ifade ediyor. Suudi Arabistan liderliğinin, kardeşlerinin çıkarlarını elde etmek için uluslararası hamlelerinde her fırsatı değerlendirme konusundaki kararlılığını gösteriyor.
Riyad, Suudi-Çin zirvesiyle yetinmedi. Çin Devlet Başkanı Şi’nin ziyaretini Suudi, Körfez ve Arap-Çin ortaklıklarını derinleştirmek için bir fırsat olarak gördü. Birden fazla zirve düzenlemek, Suudi Arabistan'ın diplomatik başarısıdır. Tabiri caiz ise zirveler, Suudi Arabistan’ın tescilli bir markası haline gelmiştir.

İkinci İşaret
Zirveler, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerin dönüşümünü ifade ediyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı geçtiğimiz Perşembe günü zirveleri düzenleyeceklerini açıklayana kadar, bu tip buluşmaların sadece Suudi-Amerikan ilişkilerine has olduğuna dair bir izlenim vardı. ABD ile 2017 yılının Mayıs ayında Başkan Donald Trump'la benzer zirveler düzenlemiş ve bu zirvelere İslam dünyasından bir çok lider de katılmıştı. 2022 yılının Temmuz ayında düzenlenen bir başka zirve ise KİK ülkelerinin ve birçok Arap ülkesinin liderlerini bir araya getirdi. Çin Devlet Başkanı Şi ile üç zirve yapmak, Suudi Arabistan’ın bu istisnai diplomatik uygulamasının ABD ile sınırlı olmadığını gösterdi.
Amerikan iç siyasetinin Washington'ın uluslararası stratejilerine ve dış politikasına dayattığı yükler, dünyadaki müttefikleriyle tarihsel ilişkilerinin istikrarsızlaşmasına yol açtı. Bu durum, ABD’nin müttefikleriyle tarihi bağlarına rağmen ilişkiler hukukuna hak ettiği değeri vermediğini gösteriyor.

Üçüncü İşaret
Her üç zirve için de en önemli faktör, Suudi liderliğinin, dünya sahnesinde büyük bir güç olan Çin'in artan önemini fark etmesidir. Bu durum, Pekin ile ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde derinleştirilmesini gerektirir. Belki de Suudi Arabistan ve Çin ilişkilerinin son yirmi yıldaki hızlı gelişimi, bu farkındalığın açık bir kanıtıdır. Pekin’in, Riyad’ın öneminin farkına varmasıyla eşleşen bu farkındalık, onunla olan ilişkiyi kapsamlı bir stratejik ortaklık olarak sınıflandırdığı için açıktır.
Ticaret hacminin ikiye katlanması da dahi olmak üzere, Suudi-Çin ilişkilerinin gelişiminin göstergeleri oldukça fazla. Suudi Arabistan, 2021'de toplam 87 milyar dolarlık takasla veya iki ülke arasındaki ortak proje hacmi ve aynı düzeydeki ziyaret sayısında veya aralarında imzalanan anlaşma sayısında Çin'in en büyük ticaret ortağıdır. Suudi Arabistan, Çin'in ihtiyacının yaklaşık yüzde 20'sini karşıladığı için Çin aynı zamanda Suudi petrolünün en büyük pazarıdır.
Riyad ile Pekin arasındaki ilişkilerin geleceğine dair en belirgin göstergelerden biri iş birliğidir. Huajin entegre rafinaj ve petrokimya projesini geliştirmek için Aramco, Norinco Grup ve Çinli Bangjin Sensin şirketi arasındaki ortak projeler aracılığıyla, enerji ve silah üretimi gibi sektörler stratejik sektörler olarak kabul edilebilir. Ayrıca İletişim ve Gelişmiş Elektronik Sistemleri Şirketi ile Çin Elektronik Teknoloji Grubu arasında Suudi Arabistan’da insansız hava araçları (İHA) için bir fabrika inşa etme konusunda işbirliği de söz konusu.
Dün (7 Aralık’ta) imzalanan bu ve diğer projelerin, Çin ile Suudi Arabistan arasındaki siyasi ilişkiler için sağlam bir endüstriyel ve ekonomik temel oluşturacağına şüphe yok.
Riyad ile Pekin arasındaki ilişkilerin gelişimi, Sovyetler sonrası oluşan tek kutuplu sistemin yerini alan iki kutuplu uluslararası sistemde Çin'in kısa sürede bir kutba dönüşmesi konusundaki fikir birliğiyle tutarlı stratejik bir vizyon ifade ediyor. Tek kutuplu sistem bugün, bir yandan güç dengelerini değiştiren kapsamlı teknik, ekonomik ve finansal gelişmelerden kaynaklanan büyük zorluklarla, öte yandan ABD'nin durumu ve dünyadaki statüsü ve rolünü olumsuz etkileyen yapısal sorunlar ve keskin siyasi kutuplaşmadan muzdarip olmasıyla karşı karşıya.
Çin, dünyanın en kalabalık ülkesi ABD’den sonra ikinci büyük ekonomisidir. 2001'de yüzde 4 olan dünya ticaretindeki payı 2021'de yüzde 13'e yükseldi ve çok sayıda ülkenin ilk ticaret ortağı oldu. Çin'in yaklaşık on yıl önce duyurduğu Kuşak ve Yol Girişimi, Asya'yı, Avrupa ve Afrika'ya birçok yönden bağlayan bir ticaret ve altyapı ağı kurarak, Çin'in dünyanın en büyük ekonomik gücü olma arayışının açık ve net bir kanıtı olarak değerlendirilebilir. Kuşak ve Yol girişimi çerçevesinde, 100'den fazla ülke ve uluslararası kuruluşun Çin ile iş birliği protokolüne imza atması, dünyanın yaklaşmakta olan Çin gücüne olan inancının kanıtıdır. Dolayısıyla Suudi ve Arapların, Pekin ile ilişkileri geliştirmeye ve stratejik seviyelere çıkarmaya ilgi duyması şaşırtıcı değil.
Geriye kalan en önemli soru, Çin'in ekonomik gücünü, dünya sahnesinde etkili olmak için çalışan siyasi bir güce dönüştürmek isteyip istemediğidir. Çin uluslararası eylem gündemini belirlemede ve tüm karmaşık uluslararası sorunlarda bir ortak olabilir mi? Pekin, diplomatik faaliyetlerini coğrafi çevresiyle sınırlamadan ekonomisini siyasi bir güce dönüştürmekte istekli olacak mıdır?
Uluslararası olaylar hakkında yorum yapma hevesi ve ABD'ye ve genel olarak Batı'ya karşı sert dil kullanımı da dahil olmak üzere, bu eğilimi gösteren çok az gösterge var. Ayrıca Ortadoğu, Afrika, Afganistan ve Asya işleri için özel temsilciler atamanın yanı sıra, Ortadoğu'daki güvenlik ve istikrar girişimi ve Suriye'deki çatışmayı sona erdirme girişimi de dahil olmak üzere bölgesel sorunları çözmek için girişimlerde bulundu. Bunlar önemli ön göstergeler olmaya devam ediyor. Ancak güvenlik, kalkınma, çoğulculuk, uluslararası hukuka saygı ve uluslararası kurumların aktivasyonu hakkında tekrarlanan Çin retoriğinin ötesine geçen, kapsamlı bir dünya vizyonuna ve Çin'in rolüne dayanmaları gerekiyor. Çin'in süper güç olması için sadece ekonomik üstünlük yetmiyor, bunun için açıkça ilan ettiği ve uğruna fedakârlık yapmaya hazır olduğu küresel bir mesaj taşıması gerekiyor. Bu mesajın varlığı, İran'ın bölgede yaptığı gibi milis istihdamı da dahil olmak üzere, güvenlik ve istikrara yönelik tehditler konusunda Çin'in tutumunu ve kararlı tavırlarını daha net hale getirir. Ortaklar arasında manevra yapmak (örneğin, Arap ülkeleri ile İran veya Rusya ile Avrupa Birliği arasında), seçimlerini yapması gereken büyük güçlere değil, küçük ve orta ölçekli devletlere uygun bir yaklaşımdır.
Çin'in büyük bir güç olma yolunda dönüşümündeki en önemli değişken, kendi iç koşullarında kalmakta ve Toplum ve siyaset bilimci Samuel Huntington'ın yaklaşık yarım asır önce uyardığı modernleşme ikilemini aşmak için gelişiminin yansımaları, iç istikrarı ve siyasi sisteminin bu sıçramalara uyum sağlama yeteneği ve Çin'de meydana gelen entelektüel değişimlerle yansımaktadır.
Bu nedenle, Suudi Arabistan’ın Çin ile ilişkilerindeki bu büyük gelişme ve onunla stratejik ortaklık kurma eğilimi ışığında, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde uzman araştırmacıların dahil olduğu iç ve dış tüm gelişmeler sürekli olarak izlenmeli, takibi ve analizi yapılmalıdır.
Burada şu soru ortaya çıkıyor: Mevcut bilimsel kapasitemiz, stratejik ilişkiler kurmayı ve dünyanın tanık olduğu büyük dönüşümleri, etkilerini, yarattıkları fırsatları ve zorlukları değerlendirmeyi desteklemek için yeterli mi? Kapasitemizin mevcut olduğuna şüphe yok, ancak dağılım, bireysel çabaya bağımlılık ve onları politika yapımında yararlanabilecek kurumlara aktaran zayıf kanallar nedeniyle kusurlular. Sonuç olarak, Çin'e olan ilgi, ekonomik gelişme ve olaylarla sınırlı kalmamalı, kapsamlı ve sürdürülebilir olmalıdır.



Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
TT

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan, Husilerin artan saldırıları karşısında füze önleme mühimmatı sıkıntısı yaşarken beklenen yardımın ABD'den gelmemesi üzerine Fransa, Britanya, Pakistan ve Mısır'dan hava savunma desteği istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla AP'ye konuşan yetkililer, Suudi Arabistan'ın füze önleme mühimmatının azaldığını, İran destekli Husilerle çatışmanın uzaması nedeniyle bölgesel ve Batılı müttefiklerinden yardım istediğini belirtiyor. 

Kaynaklar, ABD'nin İran'la savaşta kendi önleyici füze stoklarının azaldığını belirterek, Suudi Arabistan'ın bu yüzden diğer müttefikleriyle iletişme geçtiğini ifade ediyor.

Yetkililerden biri, Suudi Arabistan'ın sadece askeri üslerini ve devlete ait kritik tesisleri değil, aynı zamanda petrol rafinerilerini de korumak zorunda kaldığı için “çok zor durumda” olduğunu söylüyor.

Riyad yönetiminin, Yemen'deki Husilerin saldırılarına karşı “kolektif bir yanıt” verilmesi için çağrıda bulunduğu aktarılıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu New America'dan Adam Baron, şunları söylüyor:

Bu sadece Husiler'le Suudi Arabistan arasındaki bir mesele değil. Bu, uluslararası deniz taşımacılığının daha geniş kapsamlı yapılarını ve rotalarını güvence altına alacak bir yol bulma meselesidir.

Diğer yandan analizde, bunun Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ilk sınavı olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak AP'nin aktardığına göre Türk ve Pakistanlı yetkililer, Suudi Arabistan'dan herhangi bir destek talebi almadığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam'daki ziyaretin yaptığı açıklamada, ortak savunma anlaşmasının "kurumsallaşma sürecinin devam ettiği" belirtti. Yemen'de gerginliğin azaltılması gerektiğini söyleyen Fidan, "Biz Mekke İttifakı’nın ruhuna uygun olarak davranıyoruz. Suudilerin yanında olduğumuzu zaten açıkladık. İlgili diğer taraflara da gerekli mesajları verdik. Bir dayanışma içerisindeyiz" dedi.

Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fayyadh Bin Hamed Al-Ruwaili de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'yle telefonda görüşerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı. 

Suudi Arabistan, Husi milislerin bu hafta Mekke'yi drone'la hedef aldığını öne sürmüş, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden saldırıyla ilgili kınama gelmişti. Ancak Yemen'deki Husiler iddiaları yalanlamıştı.

Reuters da ABD'li yetkililerin pazar günü (13 Eylül) Muskat'taki ABD Büyükelçiliği'nde Husi temsilcilerle bir araya geldiğini yazıyor.

Görüşmede Husilerin, bölgedeki Amerikan gemilerine saldırmama ve Beyaz Saray'la 2025'te imzalanan ateşkese bağlı kalma taahhüdü verdiği aktarılıyor. Örgütün ayrıca İsrail gemilerini de hedef almayı planlamadığı, yalnızca Suudi Arabistan'a ait gemilere saldırı düzenleneceğini söylediği belirtiliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, dünkü açıklamasında Washington'ın Yemen'deki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Suudi Arabistan'la askeri iş birliğini sürdürdüğünü söyledi.

Ancak Britanya ve Amerikan basınında geçen hafta çıkan haberlerde, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ABD Başkanı Donald Trump'la telefon görüşmesi yaparak askeri desteği artırmasını istediği fakat Beyaz Saray'ın Yemen'deki çatışmalara doğrudan dahil olmayı reddettiği savunulmuştu.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian, AP


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)

Ahmed Abdulhakim

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı gözlemci ve analistler, Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ve bölgesel gelişmelere ilişkin tutumların uyumunu ortaya koyan bu ziyaretin, artan bölgesel gerilim ile tehditler ortamında ve her iki ülkenin Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazları ile Kızıldeniz’deki seyir güvenliğine verdiği önem ışığında ‘olağanüstü bir öneme’ sahip olduğu konusunda görüş birliğine vardı.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede iki lider, Suudi Arabistan-Mısır ilişkilerini ve bunları geliştirme yollarının yanı sıra bölgedeki son gelişmeleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarına ilişkin konuları ve bunların başında gelen deniz seyir güvenliği ile özgürlüğünü ve bu husustaki koordinasyon çalışmalarını ele aldı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise görüşmelerde Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinin Arap dünyasında en üst düzeyde olması gerektiği hususunda mutabakata varıldığı ifade edildi. Açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken; Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidin Mısır tarafından tamamen reddedildiği ve kınandığı belirtildi.

İlişki stratejisinin teyidi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Arap İşlerinden Sorumlu Eski Bakan Yardımcısı Yaser Osman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ziyaretini ve Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, zamanlaması ve taşıdığı anlamlar bakımından ‘bölgenin son dönemde tanıklık ettiği en önemli etkinliklerden biri’ olarak değerlendirdi. Independent Arabia’ya konuşan Osman, ziyaretin iki kardeş ülkenin liderleri arasındaki sıradan ve rutin temaslar kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bu ziyaret, son derece kritik bir zaman diliminde; bölgenin, bölgesel güvenliği, istikrarı ve deniz seyir özgürlüğünü tehdit eden tehlikeli ve hızlı gelişmelerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu durum, söz konusu sınamalara karşı acil istişareyi ve ortak iş birliğini zorunlu kılmaktadır” dedi.

Ziyaret koşullarının iki ülkenin ulusal güvenliğinin ne denli birbiriyle bağlantılı olduğunu, stratejik çıkarlarının kenetlendiğini, ikili ilişkilerin gücünü, ortak kader birliğini ve bölge sorunlarına yönelik görüş yakınlığını gösterdiğini belirten Osman, bu çerçevede Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü tehdit karşısında Riyad ile tam bir dayanışma içinde olduğu yönündeki temel yaklaşımını vurgulamaya özen gösterdiğini ifade etti.

Osman, ziyaretin iki ülkenin bölgesel krizlere yönelik tutumlarında tam bir görüş birliğinin varlığını ortaya koyduğunu kaydetti. Bu uyumun boğazlardaki seyir özgürlüğü, Filistin davası ve Sudan krizi gibi bölgeyi ilgilendiren tüm dosyalarda geçerli olduğunu belirten Osman, ziyaretin ana mesajının ‘iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin sarsılmazlığını ve bölgenin karşı karşıya olduğu sınamalarla mücadeledeki ortak iradeyi teyit etmek’ olduğunu vurguladı.

rgrtgt
Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi arasındaki görüşmede, mevcut koşullarda iki ülke arasındaki dayanışma ve koordinasyonun önemi vurgulandı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider arasındaki görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sınamalar ele alındı. Sisi, Mısır’ın mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ile tüm Arap ülkelerine yönelik sarsılmaz desteğini yineledi. Bu çerçevede iki ülke arasındaki koordinasyon ve temasların artırılması gerektiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise Mısır’ın bölgesel istikrar ve barış çabalarına verdiği desteği takdirle karşıladığını belirterek, son jeopolitik sınamalar karşısında Mısır’ın Suudi Arabistan’a gösterdiği dayanışma ve desteği övgüyle karşıladı. Görüşmede ayrıca, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazları ve Kızıldeniz’de deniz seyir güvenliğini ve özgürlüğünü sağlama konusundaki kararlılığı teyit edildi. Sisi, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve istikrarını korumak için aldığı tedbirleri desteklediklerini, aynı zamanda Yemen krizine kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulunmasını desteklediklerini vurguladı.

İş birliği ve koordinasyon ‘acil bir gereklilik’

Arap Araştırma ve Etütler Merkezi Direktörü Hani Süleyman, Kahire ve Riyad arasındaki ‘koordinasyon ve iş birliğini güçlendirmenin’ artık bir lüks değil, bölgenin karşı karşıya kaldığı güvenlik sınamaları ve gelişmelerle mücadelede ‘acil bir zorunluluk’ olduğunu ifade etti. Süleyman, Suudi Arabistan ve Mısır’ın üstlendiği rol ile sahip oldukları farklı kapasitelerin, yalnızca kendi çıkarlarını korumak açısından değil, bölge ülkelerinin karşılaştığı siyasi ve güvenlik sınamalarıyla mücadele etmek açısından da hayati ve stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.

İki ülkenin çabalarını birleştirmesi ve aralarındaki koordinasyonu en üst düzeye çıkarması sayesinde ‘uzun süredir devam eden krizlere yönelik ortak yaklaşımlar ve çözümler geliştirebilecek kapasitede’ olduğunu belirten Süleyman, bu durumun birçok uluslararası aktöre de net ve doğrudan mesajlar taşıdığını kaydetti. Süleyman, bu mesajın iki ülkenin her türlü sınamayla Arap dünyasının yaklaşımları doğrultusunda ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü ile güvenliğini koruyacak şekilde mücadele etme kararlılığı olduğunu ifade etti.

Süleyman, her iki ülkenin de bölge meselelerinde akılcı ve dengeli bir dış politika izlediğini, koordinasyonun artırılmasıyla önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlar elde edileceğini dile getirdi. Ziyaretin çıktılarına da değinen Süleyman, bu sonuçların yakın gelecekte ortak ilgi alanına giren tüm dosyalarda somut gelişmeler olarak sahaya yansıyacağını belirtti.

trht5rhb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyareti bir gün sürdü; Sisi ile yaptığı görüşmelerde ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin geliştirilme yolları ile bölgedeki gelişmeler ele alındı. (Reuters)

Benzer şekilde, Mısır Dışişleri Bakanlığı Eski Bakan Yardımcısı Seyyid Kasım el-Mısri, ‘Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki iş birliği ve koordinasyonun derinleştirilmesinin, muhtelif güvenlik ve siyasi sınamalarla mücadelede her zaman büyük önem taşıdığını’ ifade etti. Tarihi, coğrafi, ekonomik ve güvenlik bağlarıyla örülü iki ülke ilişkilerinin konjonktürel bir krize veya geçici bir sınamaya bağlı olmadığını belirten el-Mısri, bu bağları güçlendirmenin Arap coğrafyasının güvenliğini ve istikrarını korumak için elzem olduğunu vurguladı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin köklü ve her düzeyde derin olduğunu dile getiren el-Mısri, her iki tarafın da Arap çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Son yıllarda Arap ortak hareket mekanizmalarında yaşanan aksaklıklara rağmen ‘Mısır-Suudi Arabistan ekseninin bölgedeki istikrar ve güvenliğin ana sütunu olmayı sürdürdüğünü’ belirten el-Mısri, bu eksenin güçlendirilmesinin her iki ülke için de zorunlu hale geldiğini ifade etti. Son bölgesel gelişmelerin ve tehditlerin iki ülkenin çıkarlarının ortak olduğunu gösterdiğini vurgulayan el-Mısri, birine yönelik tehdidin diğerinin de güvenlik ve istikrarını doğrudan etkilediğini belirtti.

Aynı doğrultuda değerlendirmelerde bulunan Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa da Mısır-Suudi Arabistan yakınlaşması ve koordinasyonunun artık bir tercih değil, bölgedeki durumun hassasiyetinin dayattığı bir zorunluluk olduğunu ifade etti. X platformu üzerinden yaptığı açıklamada Musa; Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik tekrarlanan saldırıların yanı sıra Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’teki saldırılar ile Kızıldeniz ve bölgesel sulardaki seyir güvenliğine dönük tırmanan tehditlerin net ve etkili bir Arap tutumunu zorunlu kıldığını vurguladı.

Musa, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Arap sisteminin iki temel sütunu olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve sıkı koordinasyonun, Arap güvenliğini ve çıkarlarını koruyacak, ayrıca Arapların kendi bölgelerinin geleceğini belirleme yetisini yeniden kazandıracak kapsamlı bir siyasi hareketi başlatmak için şart olduğunu kaydetti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan ziyaretin ardından yapılan açıklamada, iki liderin görüşmede ‘mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini, her iki ülkenin çıkar ve hedeflerinin örtüştüğünü ve aralarında tam bir anlayış birliği bulunduğunu’ vurguladıkları belirtildi. Açıklamada, Veliaht Prens’in ziyaretinin Mısır ile Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiği ifade edilerek; Sisi ve Selman’ın, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu yineledikleri kaydedildi. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidi tam bir kararlılıkla reddettiği ve kınadığı vurgulandı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’na göre görüşmede, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin davasına ilişkin tutumlarının tam olarak örtüştüğü teyit edilerek, iki devletli çözüm ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği belirtildi. İki lider, ABD Başkanı’nın barış planının ikinci aşamasının gerekliliklerinin ve 2803 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanması, Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda insani yardımın ulaştırılması ile Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail ihlallerinin durdurulması gerektiğinin altını çizdi.

Sudan krizine ilişkin olarak ise iki lider, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Sudan’ın güvenliğine, istikrarına ve ulusal kurumlarının bütünlüğüne verdiği desteğin sürdüğünü teyit etti. Sudan ordusunun herhangi bir milis gücü veya yasa dışı paralel yapıyla bir tutulmasının reddedildiği görüşmede, Sudan’ın birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü tehdidin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm bölge ülkelerinin kolektif güvenliği için bir risk oluşturduğu vurgulandı.