Rusya ve Batı Atlantik: Çatışmanın Kökenleri ve Medeniyetler Savaşı

Putin: “Ukrayna’daki savaş, Rus ulusu için bir ölüm kalım meselesi”

Rusya - Ukrayna savaşından kaçanlar, kendilerini güvenli yerlere götürecek otobüsleri bekliyorlar (Reuters)
Rusya - Ukrayna savaşından kaçanlar, kendilerini güvenli yerlere götürecek otobüsleri bekliyorlar (Reuters)
TT

Rusya ve Batı Atlantik: Çatışmanın Kökenleri ve Medeniyetler Savaşı

Rusya - Ukrayna savaşından kaçanlar, kendilerini güvenli yerlere götürecek otobüsleri bekliyorlar (Reuters)
Rusya - Ukrayna savaşından kaçanlar, kendilerini güvenli yerlere götürecek otobüsleri bekliyorlar (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının doğrudan hedeflerinin ötesinde Moskova, bunu “ABD hegemonyasından kurtulacağı ‘yeni bir dünya inşa etmeye’ yönelik adım” olarak nitelendirdi.
26 Şubat’ta, yani özel askeri operasyonun başlamasından iki gün sonra Rus ‘Novosti’ ajansı, ‘Rusya’nın Dönüşü ve Yeni Dünyanın Doğuşu’ başlıklı bir makale yayınladı. Şarku’l Avsat’ın ajanstan aktardığı makalede, “Yeni jeopolitik blok, Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın birleşmesi ile bir ışık gördü” ve “Rus dünyası, bir gerçeklik haline geldi” ifadelerine yer verildi. ‘Rusya Jeopolitiği’ kitabının yazarı, makaleyi ‘olumsuz saha savaşı gelişmelerinin hüsrana uğramadan önce üst Rus çevrelerinde olup bitenlerin bir aynası’ olarak nitelendirdi.
Makalenin yazarı Petr Akopov, yeni bir dünya düzeninin doğuşunun gerekliliğine vurgu yaptıktan sonra sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Çin, Hindistan, ABD, Afrika, Latin Amerika, İslam dünyası ve Güneydoğu Asya, Batı’nın küresel sistemi kontrol ettiğine veya oyunun kurallarını belirleyebileceğine inanmıyor.”
Makalenin yazarı “Rusya, Ukrayna’ya saldırarak sadece Batı’ya meydan okumakla kalmadı, aynı zamanda tam Batı egemenliği zamanının geri dönülemez bir şekilde sona erdiğine ve yeni dünyanın, elbette Batı ile işbirliğinde, ama onun talimatlarına, kurallarına ve emirlerine göre olmaksızın, tüm medeniyetlerle inşa edileceğine dair kesin kanıtlar buldu” dedi.
Yani yeni öneri, Başkan Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşına ilişkin uzun vadeli hedefinin kişisel olarak açıkladığının ötesine geçtiği anlamına geliyor. Bakanları ve yardımcıları, bu savaşın Ukrayna’yı Nazilikten arındırmak (hükümetin devrilmesi anlamına geliyor), silahsızlandırmak, tarafsızlığı empoze etmek ve NATO çözümünden kesin olarak uzaklaşmak olduğunu vurguladı.
Bununla birlikte Rus vizyonunun aksine, Batı vizyonu tamamen çelişkili görünüyor. Ukrayna’nın müttefikleri, bu savaşın aslında ‘demokrasi’ ile ‘otoriterlik’ arasında ve bir yanda küreselleşmiş liberalizm ile diğer yanda çökmekte olan Batı karşısında ‘geleneksel değerlerin’ savunulması arasında olduğuna inanıyor.
Paris merkezli ‘La Decouverte’ yayınevi tarafından yakın zamanda yayınlanan Lucas Orban’ın ‘Rusya Jeopolitiği’ kitabı, Rusya ile Batı, özellikle ABD arasındaki ilişkinin kökenlerine birçok sayfa ayırıyor. Yazar, söz konusu sayfalarda her iki tarafta da günlük anlatıların ve diplomatik dilin ötesine geçen derin nedenleri incelemeye çalışıyor.
Rus görüşüne göre, Varşova Paktı’nın çöküşünün, aksine 1999, 2004 ve 2008 yıllarında Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin katılım dalgaları sayesinde Rusya'ya yaklaşmak için binlerce kilometre yol kat eden NATO’nun sonunu getirmesi gerekiyordu. Aynı bağlamda Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yetkisi olmadan NATO’nun Kosova’ya müdahalesi ve ABD- İngiltere’nin Irak’a müdahalesi gerçekleşti. Daha sonra Batılılar, Libya ile ilgili bir BM kararının dışına çıkarken, böylece Rusya, ABD tarafının komünist rejimlerin çöküşünden sonra ortaya çıkan ‘kırılgan dengeyi’ tehdit ederek hegemonyasını her yerde empoze etmeye çalıştığını anladı. Bu durum, eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’i 1999’daki Çeçen savaşı nedeniyle Moskova’ya baskı yapan Başkan Clinton’a yönlendirdi. Yeltsin, o dönemde “Bill Clinton, entegre bir nükleer cephaneliğimiz olduğunu unuttu” demişti.
Yazar, Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘2020 için Ortak Vizyon’ adı altında 2000 yılına kadar uzanan bir ABD belgesine de değinerek, havada, karada, uzayda, bilgi ve siber alanlarda dünyanın tam askeri hakimiyetine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Eski ABD Başkanı George W. Bush, 1972 yılından bu yana anti-balistik füzelerin geliştirilmesini engelleyen, güç dengesini ve nükleer caydırıcılığı bozan ve Rusya’yı zayıf taraf konumuna sokan ‘Anti-Balistik Füze Antlaşması’ndan 2002’de geri çekilmek üzere bir adım attı. Yazar ayrıca, Putin’in 2007 yılının Şubat ayında yaptığı ve ‘tek kutuplu’ dünyayı ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesini kınadığı konuşmayı da hatırlatırken, NATO’nun modernizasyonu ve Avrupa’nın güvenliği ile hiçbir ilgisi olmayan ‘tehlikeli bir provokasyon’ olarak nitelendirdi. Putin ayrıca, “Şunu soracak durumdayız: Bu genişleme kime karşı yapılıyor?” Aynı şekilde Putin, bu durumun karşıt blokların mantığının yeniden canlanması ve Soğuk Savaş zihniyetine dönüş olduğunu söylerken, patlayabilecek ‘bu mayınların sökülmesi’ çağrısında bulundu.
2014 yılında Putin, yine NATO’yu eleştirirken, onu Sovyetler Birliği’nin son başkanı olan Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’a Almanya’nın ötesine genişlemeyeceğine dair verdiği sözlü bir vaadi çiğnemekle suçladı. NATO arşivleri bu vaadi içermesine rağmen, Batılılar bunu resmi bir ‘taahhüt’ olarak görmüyor.
Kitap, Rus- ABD- NATO ilişkilerinin gelişimini adım adım takip ediyor. Öyle ki yazar, Rusya’nın Ortadoğu’ya dönüşünü Arap Baharı bağlamında, özellikle de 2015’te Suriye’de rejimin yanında ortaya koyduğu ağır askeri müdahaleye de değindi. Ayrıca yazar bunun, amacı Moritanya’dan Afganistan’a uzanan bir bölgeyi yeniden çizmek olan ‘büyük ve yeni bir Ortadoğu’ kurmaya yönelik ABD projesinin başarısızlığından sonra geliştiğini belirtti. Yazar, Rusya’nın rejimi ayakta tutarak ve DEAŞ’ı yenerek Suriye’deki zaferini ‘Batı için bir yenilgi’ olarak nitelendirdi. Ayrıca bu durumun, Putin açısından Batı’ya karşı ‘sembolik bir zafer’ olduğunu söyledi.

Batı ile mücadeleye doğru hızlı bir hamle
Putin, Batı ile karşı karşıya geldiğinde emrindeki bir dizi silaha başvurdu; saha savaşı, nüfuz siyaseti, siber ve istihbarat savaşı, ideolojik propaganda (örneğin Afrika’da olduğu gibi), ayrıca aynı zamanda medya savaşı. Diğer bir amaç için Putin, 2005 yılında ABD ve Avrupa ağlarına karşı koymak ve kullandığı silahlarla Batı’ya karşı savaşmak için 30 milyon dolarlık bir bütçeyle farklı dillerde ‘Russia Today (RT)’ televizyon ağını kurdu. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının patlak vermesiyle birlikte Batı, topraklarında Rus medya organlarının yayın yapmasını engelledi. Kuruluşundan 15 yıl sonra RT, 100’den fazla ülkede beş dilde (İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Arapça ve Almanca) yayın yapıyor ve haftada en az 100 milyon kişiye ulaşıyor. Ardından 2014 yılında Kırım’ın ilhakı ve iki ayrılıkçı Donbas ‘cumhuriyetinin’ dağılmasıyla sonuçlanan Ukrayna krizinin patlak vermesiyle Moskova, ‘Ria Novosti’ ajansının yerine ‘Sputnik’ haber ajansını kurdu. Yönetimi ise Putin’e yakın bir gazeteci olan Margarita Simonyan’a devredildi. Putin, yıllarca Batı’yla mücadele etmek ve silahlarıyla savaşmak için ‘melez’ savaş da dahil olmak üzere her türlü ‘savaşa’ başvurdu. Rusya’ya yöneltilen Batı’nın (ABD- Fransa, Almanya) seçim yollarına müdahale etme ve demokrasileri istikrarsızlaştırma suçlamaları, Rusya ile NATO arasında Ukrayna topraklarında devam eden çatışmanın bir başlangıcı olarak geldi. Her ne kadar Batı, Kiev’e başta çok tip silahlar olmak üzere mali, ekonomik ve insani yardım akışına rağmen, kendisinin hala ‘bir taraf olmadığını’ iddia etse de yardım sağlamaya bağlı ve daha sonra Ukrayna’nın savunmadan saldırıya geçmesini sağladı. Böylece Ukrayna kuvvetleri, Rus kuvvetlerinin ele geçirdiği geniş alanları geri alabildi.
Başkan Biden’ın Beyaz Saray’a gelişiyle birlikte Moskova ile çatışma yoğunlaştı. Bu durum, eski Başkan Donald Trump döneminden bir kopuş oluşturdu. 19 Şubat 2021 tarihinde Demokrat Başkan, Rusya’nın Batı demokrasilerine yönelik saldırılarına yanıt vermek amacıyla, ABD’nin Cumhuriyetçi selefinin ihmal ettiği eski kıtaya NATO aracıyla ‘dönüşünün’ davullarını çaldı. Daha sonra Moskova, Ukrayna’yı işgal etmek için eski bir planın beklentisiyle Washington’a karşılıklı güvenlik garantileri konusunda bir anlaşma teklif etti. Başlığın ima ettiğinin aksine Moskova’nın Washington’a mesajı, bir ültimatomdu. Öyle ki Moskova, ABD tarafından Doğu Avrupa’daki ABD askeri faaliyetlerinin genişlemesini derhal durdurmasını ve askeri ve stratejik durumun 1997’den önceki, yani eski Varşova Paktı ülkelerinin NATO’ya katılmasından önceki haline dönmesini istedi. Bir başka ifadeyle Putin, eski kıtanın bildiği 30 yıllık jeopolitik ve jeostratejik gelişmeleri silmek istedi. Elbette Kremlin, ABD- NATO yanıtının mutlak bir ret olacağının tamamen farkındaydı ve aradığı da buydu. ABD- NATO, Kiev’e çok katı bir mesaj gönderdi. Bu da nihayetinde Ukrayna’nın NATO’ya girmekten geri adım atmasını ve Kırım’ın Rusya’ya ilhakını ve Donetsk ve Luhansk eyaletlerinin bağımsızlığını resmen tanımasını talep eden Rusya’nın ihtiyaç duyduğu bahaneyi sağladı. Batı’nın tepkisi nasıl olumsuz olduysa, Kiev de aynısını yaptı ve böylece Ukrayna’da ‘özel askeri harekatın’ başlamasının yolu açıldı. Batılılar, Rusya’nın uyarısını ve Batı ve Ukrayna’nın bunu reddetmesini, Putin’in savaş başlatmak için aradığı bahane olarak gördü.
Rus liderliği bu anı önceden tahmin etmişti. Ukrayna ile ortak sınırlara 180 bin asker, Beyaz Rusya- Ukrayna sınırlarına büyük kuvvetler konuşlandırdı ve beraberinde büyük ön askeri manevralar gerçekleştirdi. 24 Şubat sabahı saat 2’de sıfır saatini beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
Yazarın toplayıp birbirine bağladığı mevcut tüm unsurlar, mücadeleye doğru hamlenin durumun mantığında olduğunu gösteriyor. Ancak paradoks, Avrupalılar (Balkanlar’daki İngilizler hariç) ile ABD’liler arasındaki yaklaşım farklılığı bağlamında ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Fransa Cumhurbaşkanı ve Almanya Başbakanının savaştan kaçınmak için arabuluculuk yapma girişimleri baştan başarısızlığa mahkûm olduğu ve Putin’in bunları askeri operasyon hazırlıklarını tamamlamak ve biraz zaman kazanmak için kullandığı görülüyor. Bir hatırlatma olarak, 2015 yılında kurulan ve Fransa ve Almanya’nın yanı sıra Rusya ve Ukrayna’yı da içeren Dörtlü Grup’un bir parçası olarak Emmanuel Macron ve Olaf Scholz, iki Donbas cumhuriyeti için iki ‘Minsk’ anlaşmasını canlandırmaya çalıştı. 24 Şubat sabahı savaşı meşrulaştıran konuşmasında Putin, ‘yalan imparatorluğu’, yani ABD liderliğindeki ‘demokrasi talep eden bir ittifakın’, özünde Rusya’ya düşman olduğunu ve emperyal hırsları olduğunu dile getirdi. Bu nedenle Ukrayna’ya karşı savaş, ‘varoluşsal bir tehditle karşı karşıya’ olan Rusya ulusu için bir ölüm kalım meselesi haline geldi. Rusya’nın resmi vizyonu bu olduğu için, Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun kullanımı ‘meşru’ olarak görülen nükleer silahlara başvurma tehdidinde bulunması doğaldı. Çünkü Rus askeri doktrini buna izin veriyor. Bu durum, Moskova’nın bu doktrini değiştirmeye niyetlenmesi durumunda önleyici bir saldırı başlatmak için bile bu silaha başvurma olasılığına ilişkin bir tartışmayı hatırlatıyor.

Washington ve Brüksel: Rusya’ya karşı ortak düşmanlık
On ay önce savaşın başlamasından bugüne kadar Moskova, halen yasalaştırdığı ve 600 milyar dolar biriktirerek hazırladığı ‘komplo teorisine’ bağlı. Moskova ayrıca, Ulusal Sosyal Koruma Fonu’nu da 200 milyar dolar ile besledi. Hâkim olan inanç, savaşın kısa ömürlü olacağı yönündeydi. Kitaba göre özellikle de Federal Güvenlik Servisi (FSB) olmak üzere Rus istihbaratı, Doğu Ukrayna’nın Rusça konuşan sakinlerinin kendilerini Ukrayna boyunduruğundan kurtaracak Rus kuvvetlerinin gelişini sabırsızlıkla beklediklerini söyledi. Kitap ayrıca, iki üst düzey istihbarat görevlisinin, askeri operasyonun başlamasından birkaç hafta sonra Kremlin’in efendisine yanlış bilgi verdikleri için hapse atıldığını ortaya koydu.
Kitap, Batı ile Rusya arasındaki çatışmanın gidişatının olayların mantığında yattığına dikkat çekti. Öyle ki Moskova, Washington’un yayılmacı planlar uyguladığını ve onu zayıflatmak için bir çevreleme politikası uyguladığını düşünmekle kalmadı, aksine Avrupa Birliği (AB) de bu yaklaşıma uzak değildi. AB’nin 1999’dan bu yana Rusya’nın iç işlerine karışmaya çalışması da bunun bir kanıtı. AB, ‘Rusya ile Başa Çıkmak İçin Ortak Strateji Belgesi’ başlıklı resmi bir belgede, farklı hedeflere odaklanıyor. İlk olarak hedef, Avrupa ülkelerinde veya AB saflarına katılmak isteyen ülkelerde değil, Rusya’nın kendisinde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve kamu kurumlarını güçlendirmek. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB’ye katılma hareketleri hızlanırken AB, Ermenistan, Gürcistan, Beyaz Rusya, Ukrayna ve hatta Azerbaycan’ı da içine alan ‘Doğu Ortaklığı’ girişimini başlatarak, Moskova’yı alarma geçirdi. Avrupalılar, Rusya’yı bu girişimin dışında tuttu. Yazara göre Moskova başından beri Avrupa yaklaşımına yanıt olarak bu duruma iki şekilde yanıt vermeye çalıştı. Bir yandan AB’nin saflarını bölmeye çalışmak ve diğer yandan alternatifler aramak. Odak noktası öncelikle Başkan Putin’in ana itici gücü olduğu ‘Brexit’ grubu.
Moskova, Latin Amerika, Arap dünyası ve Afrika ülkeleriyle temas ve ilişkilerini yeniden canlandırdı. Bunun sonuçları, BM Genel Kurulu’ndaki oylama süreçlerinde belirgindi. Onlarca ülke Rusya’nın kınanması konusundaki oylamada çekimser kaldı. Aynı şekilde Moskova, siyasi olarak Avrupa’daki sağcı veya solcu aşırılık yanlısı partilere destek sağlayarak ve askeri olarak Baltık Denizi’ne bakan ve Litvanya ile Polonya arasında yer alan Kaliningrad bölgesini silahlandırarak karşılık verdi. Denizaltılar ve büyük donanma gemileri konuşlandırarak, deniz üssünü geliştirdi. Büyük stratejik öneme sahip bu bölge, AB ve NATO’nun kalbinde gelişmiş bir üs haline geldi.
Başta Macron’un ortaya koydukları olmak üzere Fransa ve Almanya’nın girişimlerine rağmen, iki taraf arasındaki ilişkiler düzelmedi. Ukrayna’daki savaşın ilk gününden bu yana Avrupa tarafından art arda yaptırım paketleri (şu ana kadar dokuz) ortaya koyuldu. Petrol ve gaz, Rus varlıklarının dondurulması ve Putin ve üst düzey yetkililer karşı yaptırım paketleri, iki taraf arasındaki ilişkileri daha fazla gerginliğe ve hatta kopmanın eşiğine getirdi.
Yazar, Ukrayna’daki savaşa dair özetinde Putin’in 4 hata yaptığını ortaya koydu. İlk olarak; kuvvetlerinin yeteneklerini abartması, ikinci olarak; Ukrayna kuvvetlerinin kararlılığını gerektiği gibi takdir etmemiş olması, üçüncü olarak; Ukrayna halkının tepkisi konusunda yanılmış olması ve dördüncü olarak; ABD’nin, Avrupa’nın ve NATO’nun tepkisini beklememesi.
Hedeflerinden biri NATO’nun ülkesinin sınırlarına kadar genişlemesini engellemek ve Avrupa saflarını bölmekse, sonuçlar tam tersi oldu. Öyle ki Finlandiya ve İsveç, NATO’ya katılmaya hazırlanıyor. AB, bazı ülkelerinin tavırlarındaki farklılıklara rağmen Rusya’ya karşı tavır birliğini koruyor ve başta gaz olmak üzere enerji alanında Rusya’ya olan bağımlılığından uzaklaşıyor. Bunların yanı sıra Rusya, bu çatışmadan zayıf çıkacak ve artık Batı’yı nükleer tehditleriyle bile korkutmayan Putin’in geleceği hakkında sorular var.
Putin, ABD hegemonyasına isyan etmeyi de bırakmadı. Ayrıca her zaman Rusya’nın da olacağı çok kutuplu bir dünya yaratarak dünyanın geometrisini değiştirmeye çalıştı. Yazar, Ukrayna savaşının doğuracağı sonucun, ‘ABD’nin hâkim olduğu bir batı dünyası ve Çin’in baskın güç olduğu bir doğu dünyası’ olmak üzere iki kutupluluğu ortaya çıkaracağını belirtti. Rusya’da ise ‘orta imparatorluğun’, yani Çin’in bir takipçisine dönüşme tehlikesi pusuda bekliyor.
Kitabının son paragrafında Lucas Orban, şu ifadelere yer veriyor;
“Putin’in iktidarı sona ermedi ve teknik olarak 2036’ya kadar sürebilir. Siyasi statüsü ve katı bir milliyetçi söylemi benimsemesi, ona hatırı sayılır bir popülarite sağlıyor. Bununla birlikte kırılganlık, konumunu aşındırmaya başladı ve otoriterliği kötüleştikçe, sisteminde daha fazla çatlak ortaya çıktı.”
Hiç şüphe yok ki Ukrayna’daki savaşın sonuçlanacağı şekil, Putin’in geleceğinin şekillenmesinde de belirleyici olacak.



Lübnan-İsrail müzakereleri girişiminin tüm hikayesi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan-İsrail müzakereleri girişiminin tüm hikayesi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnanlı üst düzey bir resmi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 10 gün önce bir ateşkes önerisinde bulunduğunu ve bu önerinin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a iletildiğini açıkladı. Ancak Hizbullah'ın iletişim kanallarını kapatması ve ardından ‘El-Asf el-Me'kul’ (Yutan Fırtına) adını verdiği askeri operasyonunu başlatması, bu girişimi boşa çıkardı. İsrail, buna karşılık saldırılarını daha da sertleştirdi.

Ateşkes sağlama yönündeki siyasi çabaların başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Lübnan hükümetinin Ramazan Bayramı'nda bir ‘insani ateşkes’ talebinde bulunmaktan başka bir seçeneği kalmadı. İsrail, ateş altında müzakereleri dayatmak için ‘karadan baskıyı’ derinleştirmeye çalışırken, Cumhurbaşkanı Avn, ‘Lübnan ulusal yelpazesini’ temsil eden 4 kişilik müzakere heyetini oluşturmaya çalışıyor. Ancak buna paralel olarak Tel Aviv, Macron ve Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert aracılığıyla Lübnan'a mesajlar göndermeye devam ediyor. Bu mesajlarda temel bir soru olan ‘Eğer çatışmayı durdurursak, Hizbullah roket atışlarını durduracak mı?’ sorusu yer alıyor.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot, Netanyahu tarafından Lübnan ile müzakereleri yürütmek üzere görevlendirilen Ron Dermer'in “Lübnan ile bir anlaşma mümkün, çünkü meseleler o kadar da karmaşık değil” dediğini aktardı. İsrail'in ‘Lübnan'da herhangi bir toprak talebinde bulunmak istemediğini’ vurgulayan Dermer, “Lübnan'ı işgal etmek veya saldırmak istemiyoruz, ancak Hizbullah'ın kuzey sınırımızda doğrudan faaliyet göstermesine izin vermeyeceğiz” diye ekledi.


İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişi öldü, 24 kişi yaralandı

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
TT

İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişi öldü, 24 kişi yaralandı

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen duman (DPA)

Lübnan Sağlık Bakanlığı, bu sabaha karşı İsrail tarafından önceden herhangi bir uyarı yapılmaksızın Lübnan'ın başkenti Beyrut'un orta kesimlerine düzenlenen saldırılarda en az altı kişinin öldüğünü, 24 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Düşman İsrail, iki hava saldırısı düzenledi. İlk bilançoya göre saldırılar, altı vatandaşın şehit olmasına ve 24 kişinin yaralanmasına yol açtı. Ayrıca olay yerinden ceset parçaları çıkarıldı” denildi.

İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un orta kesimlerindeki bir yerleşim bölgesini hava saldırılarıyla hedef alırken, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik saldırılar da devam etti.

Yerel basında yer alan haberlere göre hükümet binası ve bazı elçiliklerin yakınlarında bulunan ve yoğun nüfuslu Zukak el-Blat bölgesi hedef alındı. Bu saldırı, İsrail ordusunun Hizbullah'a bağlı Karz-ı Hasen adlı finans kurumunu hedef aldığını söylediği aynı mahalleye yönelik saldırıdan birkaç gün sonra gerçekleşti.

İsrail, bir diğer saldırıda, 2024 yılında Hizbullah ile arasında yaşanan önceki savaşta da saldırdığı el-Basta yerleşim bölgesini hedef aldı.

Lübnan’ın güneye verilen tahliye emirleri

İsrail ordusu bu sabah, Lübnan'ın güneyindeki Sayda ilçesine bağlı el-Akbiye köyündeki bir binanın tahliye edilmesi yönünde bir uyarı yayınladı. Bu uyarıdan birkaç saat önce, güneydeki sahil kenti Sur'un tahliye edilmesi uyarısı yapılmıştı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün gece, sosyal medya üzerinden yayınladığı ‘acil’ kodlu uyarıda, ‘Sur şehri sakinlerinden, mülteci kamplarında ve çevresindeki mahallelerde yaşayanların evlerini derhal tahliye etmelerini’ istedi. Adraee, tahliye edilmesi gereken bölgelerin isimlerini belirterek, ayrılma noktalarını ve yolları da açıklandı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre Sur İlçesi Belediyeler Birliği Afet Yönetimi Birimi Medya Koordinatörü Bilal Kaşmar, İsrail ordusunun verdiği tahliye emrinin ardından Sur şehri ve çevresinde büyük bir kaos yaşandığını, insanların panik içinde, trafik sıkışıklığı ve uyarı amaçlı havaya ateş açılması gibi olayların yaşandığı bir ortamda aceleyle bölgeden ayrılmaya çalıştıklarını söyledi. Kaşmar, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki geniş alanların tahliye edilmesi yönünde daha önce uyarılar yayınlamasına rağmen, birçok ailenin, aralarında bazı Filistin mülteci kamplarının da bulunduğu bölgede kaldıklarını belirtti.

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sınırdan 40 kilometreden fazla derinliğe uzanan geniş bölgelerdeki sakinlere yeniden tahliye uyarısında bulundu. Bu uyarılar, İsrail ordusunun son günlerde ‘ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Lübnan'ın güneyindeki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara operasyonu’ başlattığını açıklamasının ardından yapıldı.

Lübnan'ın resmi haber ajansı NNA dün, İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine ve güneyindeki çeşitli noktalara saldırılar düzenlediğini bildirdi. Saldırılarda Nebatiye ilçesine bağlı Cebşit beldesinde dört Suriyeli mülteci ve ülkenin doğusundaki Baalbek kentinde dört kişinin öldüğü belirtildi.

Hizbullah'ın 2 Mart'ta, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney’in İsrail ve ABD tarafından İran'a düzenlenen saldırılarda öldürülmesine misilleme olarak İsrail'e roketler ve insansız hava araçları (İHA) ile saldırmasıyla savaş Lübnan'a sıçradı.

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerine, başkentin orta kesimlerindeki bazı bölgelere, Lübnan'ın güney ve doğusuna yoğun hava saldırıları düzenledi. İsrail ordusundan birlikler, Lübnan’ın güneydeki bazı bölgelere girdi.

Lübnanlı yetkililer tarafından 3 Mart'ta savaşın başlamasından bu yana yapılan açıklamaya göre İsrail saldırıları sonucunda 111'i çocuk olmak üzere 912 kişi hayatını kaybetti, bir milyondan fazla kişi mülteci kayıtlarına adını yazdırdı. Bunların 130 binden fazlası 600'den fazla toplu barınma merkezinde kalıyor.


Suriye güvenlik güçlerine yeni katılan 2 bin personel, ‘yenilenmiş bir görünümle’ mezun oldu

Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye güvenlik güçlerine yeni katılan 2 bin personel, ‘yenilenmiş bir görünümle’ mezun oldu

Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Pazartesi günü Şam’da 2 bin personelin yeni üniformalarıyla düzenlenen mezuniyet töreninden (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı pazartesi günü başkent Şam’daki merkezinde düzenlenen törenle, eğitim programlarını tamamlayan ve gerekli uygulamalı deneyimi kazanan 2 bin yeni personelin mezuniyetini kutladı. Tören, 15 yıl önce başlayan Suriye devriminin yıl dönümüyle eş zamanlı gerçekleştirildi.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab X platformunda yaptığı paylaşımda, “Mübarek devrimimizin yıl dönümü vesilesiyle, yoğun eğitimden geçen ve modern üniformalarla donatılan İçişleri Bakanlığı’nın yeni personel grubunu bugün mezun ettik. Bu adım, bakanlığımızı geliştirme ve güvenlik tehditlerine karşı hazırlığını artırma konusundaki kararlılığımızın bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

htrhjyt
Suriye İçişleri Bakanı ve bakanlık yetkilileri, pazartesi günü Şam’daki bakanlık merkezinde düzenlenen mezuniyet törenini izledi. (SANA)

Hattab, açıklamasında ayrıca, “Yeni üniformalardan modern ekipmanlara, uzmanlaşmış ve yoğun eğitim programlarına kadar tüm alanlarda yenileme ve geliştirme çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Amacımız, ülkemize layık ve görevlerini yüksek verimlilikle yerine getirebilecek en nitelikli personeli yetiştirmek” dedi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Suriye devriminin yıl dönümüne denk gelen bugün de, uzun süreli eğitimlerini tamamlayan ve hem teorik hem de uygulamalı güvenlik deneyimi kazanan 2 bin personel mezun oldu” bilgisini paylaştı.

El-Baba, mezun olan personelin sahip oldukları güvenlik tecrübesiyle Suriye toplumuna katkı sağlayacağını ve bunun toplum güvenliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacağını belirtti.

ewewf
Pazartesi günü Şam’daki bakanlık merkezinde 2 bin personel için mezuniyet töreni düzenlendi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Ayrıca el-Baba, İçişleri Bakanlığı personeli için güncellenen görsel kimlik kapsamında farklı yeni resmi üniforma seçeneklerinin benimsendiğini ve bunların çeşitli birimlerde uygulanacağını açıkladı. Bakanlığın, ülkesine hizmet etmek isteyen Suriyeli gençleri bünyesine katarak insan kaynağını güçlendirmeye devam ettiği de vurgulandı.

Mezuniyet töreninde, özel görev birimlerine ait personel için güncellenen resmi üniforma da tanıtıldı. Söz konusu üniforma, hassas ve özel görevlerin gerekliliklerine uygun şekilde özel olarak tasarlandı.

Yeni tasarım, profesyonellik ile hareket kabiliyetini bir araya getirerek personelin acil durumlara müdahale kapasitesini artırmayı hedefliyor. Aynı zamanda bakanlığın güncellenmiş görsel kimliğini yansıtan üniforma, hızlı müdahale ve güvenliğin sağlanması görevlerinin yüksek verimlilikle yerine getirilmesine imkân tanıyor.

Bu güncellemenin, daha önce polis araçları için başlatılan görsel kimlik yenileme çalışmalarının devamı niteliğinde olduğu belirtildi. Söz konusu adım, bakanlık bünyesindeki birimlerin çeşitli polislik ve güvenlik alanlarında eğitim ve hazırlık süreçlerini tamamlamalarının ardından atıldı.

Mezun olan birimler arasında özel görevler, yol güvenliği, genel polis, trafik polisi ve turizm polisi gibi alanlar yer aldı. Bu çeşitlilik, personelin profesyonel düzeyini ve kamu güvenliğini sağlama, istikrarı güçlendirme ve vatandaşlara hizmet etme konusundaki hazırlığını ortaya koyuyor.

İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın, Şam kırsalındaki Tel beldesinde kadın polis enstitüsünün açılışını gerçekleştirdiği de hatırlatıldı. Bu adımın, kadınların polislik ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarına katılımını artırmayı amaçladığı ifade edildi.

Bakan Hattab, cumartesi günü yaptığı açılış konuşmasında, enstitünün hazırlanması ve eğitim müfredatının oluşturulmasının yaklaşık bir yıl sürdüğünü, bu süreçte uzman bir ekibin modern bir eğitim ortamı sağlamak için yoğun çaba harcadığını belirtti.

Hattab ayrıca, bakanlığın ‘özgürleşmenin ardından ilk günden itibaren’ kadınların güvenlik, polislik ve toplumsal hizmet alanlarına katılımını artırmayı hedeflediğini ve bunun toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu bir şekilde yürütüleceğini vurguladı.