Suudi Arabistan'ın kalkınma politikası, Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişimini nasıl sağladı?

Gözlemciler, Ula Bildirgesi’ni anlaşmazlık durumundan doğrudan işbirliğine geçişin bölgedeki en açık örneklerinden biri olarak değerlendiriyor (SPA)
Gözlemciler, Ula Bildirgesi’ni anlaşmazlık durumundan doğrudan işbirliğine geçişin bölgedeki en açık örneklerinden biri olarak değerlendiriyor (SPA)
TT

Suudi Arabistan'ın kalkınma politikası, Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişimini nasıl sağladı?

Gözlemciler, Ula Bildirgesi’ni anlaşmazlık durumundan doğrudan işbirliğine geçişin bölgedeki en açık örneklerinden biri olarak değerlendiriyor (SPA)
Gözlemciler, Ula Bildirgesi’ni anlaşmazlık durumundan doğrudan işbirliğine geçişin bölgedeki en açık örneklerinden biri olarak değerlendiriyor (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ülkesinin ve özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerin, ekonomik zorluklar karşısında kalkınmaya odaklanarak ülkelerine yatırım yaptıklarını vurguladı.
Prens Faysal, “Bu, İran ve bölgedeki diğer ülkeler için, geleneksel çatışmaların üstesinden ortak refaha giden bir yol olduğunun güçlü bir göstergesidir” dedi.
Suudi Bakan ayrıca, Tahran’ı, bölge ülkeleri arasında ‘ihtilaflar yerine yapıcı işbirliği yoluyla ortak refaha giden bir yol’ olarak diyaloga çağırdı.

Politikayı kalkınma için kullanmak
Davos Zirvesi olarak da bilinen 53. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında düzenlenen ‘Jeopolitik Zorlukların Ortasında Parlak Gelecek’ başlıklı oturumda konuşan Suudi Bakan, Aralık ayında Şarku’l Avsat’a verdiği röportajı teyit ederek şunları söyledi;
“Kalkınma, Suudi Arabistan ve birçok Arap ülkesinde dış politika ve siyasi eylemlerimizi motive edici güçtür. Bu ekonomik ve kalkınma çıkarlarına hizmet etmiyor ve vatandaşların refahını artırmıyorsa, o zaman ulusal kaynakların israfıdır.”
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan ise, bir dialog oturumu sırasında yaptığı konuşmada, Çin’in Suudi Arabistan için çok önemli ve en büyük ticaret ortağı olduğunu ancak aynı zamanda ABD’nin de çok önemli ve stratejik bir ortak olduğunu dile getirdi.
Cedan, ülkesinin iki taraf arasındaki uçurumu kapatabileceğini, işbirliğine odaklanma konusunda teşvik edebileceğine, jeopolitik gerilimlerden kaçınma, sakin ve siyasi çözümler için çağrıda bulunabileceğine vurgu yaptı.

Bölgesel gerilimler
Gözlemcilere göre, bu Suudi vizyonu ışığında, son iki yılda bölgede pek çok gerginlik kontrol altına alındı ve bazı ülkelerin anlaşmazlık durumundan ikili işbirliği durumuna geçti.
Bölgedeki bazı ülkeler ikili işbirliği ve koordinasyon için ekonomik işbirliğine ve karşılıklı yatırımların geliştirilmesine odaklanan konseyler kurarak aralarındaki ekonomik işbirliğini güçlendirmeye başladı.
Bu bağlamda, Ağustos ayında Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) tarafından, Mısır’da gelecek vaat eden bir dizi sektöre yatırım yapmak amacıyla Kahire merkezli ‘Suudi Arabistan-Mısır Yatırım Şirketi’ isimli ortak yatırım kuruluşu kuruldu.

İkili koordinasyon konseyleri
Ekonomik işbirliği ve ortak kalkınma açısından, siyasi ve stratejik çıkarların düzenlenmesi ve çeşitli taraflar arasında ilişkinin her düzeyinde sürekli diyaloğun derinleştirilmesi ve ekonomik temelli ikili koordinasyon konseylerinin kurulması, ülkenin yaklaşık on yıldır üstlendiği bir Suudi geleneğidir ve bölgesel ve uluslararası ilişkilerini güçlendirmeyi ve onu daha geniş işbirliği seviyelerine taşımayı başarmıştır.
Hindistan Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, Hindistan’ın Suudi Arabistan’dan ithalatı yüzde 93 artışla 15,5 milyar dolara, Suudi Arabistan’a ihracatı ise yüzde 22 artışla 3,5 milyar dolara ulaştı.
Bu, kalkınma temelli ikili konseyler aracılığıyla iki ülke arasındaki planlı ve sürekli koordinasyon sayesinde.
Bu durum, ister istemez iki ülke arasında çeşitli düzeylerde yüksek düzeyde koordinasyon ve güvenilirliğe katkıda bulundu.

Türkiye-Suudi Arabistan İş ve Yatırım Forumu (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Aynı etkinin bir başka örneğinde, Hazine ve Maliye Bakanı Dr. Nureddin Nebati geçtiğimiz ay düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan İş ve Yatırım Forumu sırasında yaptığı açıklamada, “2021 yılında 3,7 milyar dolar olan ticaret hacmimizin, 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde 4,3 milyar dolara ulaştı” dedi.

Körfez modeli ve İran modeli
Gazeteci ve akademisyen Gassan İbrahim, Dışişleri Bakanı’nın Davos Forumu’nda dış politikanın temeli olarak kalkınma konulu konuşmasına atıfta bulunarak, “Diyalog ve açıklığa dayalı ve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu yoluyla kalkınmaya dayalı genel politikasıyla orantılı, yapıcı bir dış politika yaklaşımını teyit ediyor” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan İbrahim, “Riyad, bölgedeki kuralları ve güç dengelerini değiştirebildi ve bunu askeri, siyasi ve güvenlik çatışmasından bölge halklarının özlemlerini karşılayan bir kalkınma yarışına dönüştürdü” diye konuştu.
Bu adımların gerilerinde kalanları, özellikle İran’ı içeride ve dışarıda sıkıntılı bir duruma soktuğunu söyleyen İbrahim şu değerlendirmeyi yaptı;
“İran’ın sahip olduğu tek şey kaos yayan ve istikrarı bozan araçlardır ve bu nedenle yapıcı rekabet etme yeteneklerine sahip değildir. Sonuç olarak, yeni bir yaşam biçimi arayışıyla sokağa çıkan halkının ihtiyaç ve özlemlerini karşılayamayan politikalarının bedelini kendi içinde ödemeye başladı. Tahran’daki karar vericiler, milisleri yurt içi ve dışında konuşlandırmanın zamanı değil de, gelişme zamanının geldiğini anlasalardı, daha iyi durumda olurlardı.”
İbrahim Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamaya şu ifadelerle devam etti;
“İran, molla rejiminin başarısızlığı ve bu politikaların bir sonucu olarak, nükleer anlaşmada ve diğer dosyalarda işbirliği yapmaması nedeniyle Batılı ülkelerin İran’a yabancılaştığı zorluklara tanık oluyor. Bölgedeki pek çok halk, Suudi Arabistan’ın birkaç yıllık kalkınma sürecinde başardıklarına, ülke ve halkı için bir gelecek vizyonuna hayranlık ve takdirle bakarken, aynı halklar, İran’ı geçmişin hayallerinde yaşayan, ülkeyi geri döndürmek isteyen, zamanın ötesinde bir rejim olarak görüyor. İran, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinde olduğu gibi politikalarını yeniden gözden geçirip kalkınmaya öncelik vermezse, kaosun bir sonucu olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.”

Anlaşmazlıktan doğrudan işbirliğine
Suudi siyasi analist Ahmed Al İbrahim, bölgenin sorunlarını arabuluculuk veya güvenlik çıkarları yoluyla çözme konusunda geleneksel yöntemlerin her zaman mevcut olduğunu vurgulayarak, “Çoğu durumda, ülkeler çıkarlarında tek taraflı olarak ısrar ettiklerinde olumlu sonuçlar üretilmez” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Ahmed İbrahim, “Bu modelin bölgedeki Körfez krizi ve dört Arap ülkesinin Katar’ı boykot etmesi gibi bir takım konularda gösterdiği başarı, diğer konularda da başarı şansını artırmıştır” diye konuştu.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ekim 2018’de yaptığı bir konuşmada, “Ortadoğu yeni Avrupa’dır ve bu hedefe yüzde 100 ulaşılacağına inanıyorum” ifadelerini hatırlattı.
Son iki yıldan bu yana bölge, bir dizi çatışan taraf arasındaki gerginliği azaltma aşamasına girdi ve resmi olarak ihtilafa düşen taraflar arasındaki ilişkiler yeniden sağlandı.
Pek çok gözlemci, ortak kalkınma yoluyla ikili işbirliğinin artırılması karşılığında jeopolitik gerginliğin hafifletilmesine katkıda bulunmak amacıyla Suudi Arabistan, KİK ülkeleri ve bölgedeki bazı ülkelerin kalkınma deneyimlerini İran ve diğer taraflara aktarmayı başaracağını umuyor.



İsviçre Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan’la dayanışma içindeyiz… ABD-İran müzakereleri istikrar için gerekli

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
TT

İsviçre Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan’la dayanışma içindeyiz… ABD-İran müzakereleri istikrar için gerekli

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin arasında 23 Nisan’da Cidde’de gerçekleşen ikili görüşme (Riyad’daki İsviçre Büyükelçiliği)

İsviçre Cumhurbaşkanı Guy Parmelin, ülkesinin zor bir dönemden geçen Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu belirterek, Washington ile Tahran arasında yürütülecek müzakerelerin sürdürülmesinin bölgesel barış ve istikrar açısından kritik önem taşıdığını ifade etti.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Parmelin, ABD-İran-İsrail hattındaki gerilimin etkilerine değinerek, “Bölgedeki mevcut güvenlik durumu gündemin ilk sırasında yer aldı. Bu zor dönemde İsviçre’nin Suudi Arabistan ile dayanışma içinde olduğunu ifade ettim. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın sergilediği bilgelik ve itidali takdir ettim. Aynı zamanda barış ve istikrar için müzakere yoluyla diplomatik çözüm çabalarının desteklenmesi gerektiği konusunda mutabık kaldık” dedi.

Parmelin, 22-23 Nisan tarihlerinde Cidde’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 70. yılı vesilesiyle yapıldığını belirterek, ziyaretin siyasi ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediğini söyledi. Ziyarete Ekonomik İşlerden Sorumlu Devlet Bakanı Helene Budliger Artieda ile birlikte İsviçre’nin önde gelen sektörlerini temsil eden üst düzey bir ticari heyetin eşlik ettiğini ifade etti.

Stratejik iş birliğini derinleştirme

Parmelin, Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile yaptığı görüşmelerde, belirsizliklerin arttığı küresel ortamda ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine odaklandıklarını belirtti. Lojistik, temel emtialar, finansal hizmetler ve sigorta gibi stratejik alanlarda iş birliğini derinleştirme fırsatlarının ele alındığını kaydetti.

Ziyaret kapsamında düzenlenen ekonomik yuvarlak masa toplantısına da değinen Parmelin, toplantıya Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Fahd bin Abdulcelil Al Seyf ile birlikte başkanlık ettiğini ve her iki ülkeden kamu ve özel sektör temsilcilerinin katıldığını söyledi. Bu toplantının somut iş birliği alanlarını belirlemek ve şirketler arasındaki bağları güçlendirmek açısından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Parmelin ayrıca, Suudi Arabistan ile yeni ikili yatırım koruma anlaşmasının imzalanmasından memnuniyet duyduğunu belirterek, anlaşmanın yatırımcılar için hukuki güveni artırmayı ve ekonomik iş birliği koşullarını güçlendirmeyi amaçladığını vurguladı. İmza törenine Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan’ın da katıldığını kaydetti.

İkili ilişkiler ve ekonomik iş birliği

İsviçre ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin 70 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu belirten Parmelin, bu ilişkilerin karşılıklı saygı, düzenli diyalog ve artan ekonomik bağlar temelinde geliştiğini söyledi. Ortaklığın, istikrar, açık piyasalar ve kurallara dayalı uluslararası iş birliği gibi ortak çıkarlar üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Ekonomik iş birliğinin ilişkilerin merkezinde yer aldığını vurgulayan Parmelin, yaklaşık 200 İsviçreli şirketin Suudi Arabistan’da ilaç, makine, mühendislik, teknoloji, lojistik ve finans gibi alanlarda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Suudi Arabistan’daki fırsatlara da değinen Parmelin, Suudi Arabistan Vizyon 2030 kapsamında özellikle turizm, araştırma, inovasyon, sürdürülebilir altyapı, ileri üretim ve mesleki eğitim alanlarında İsviçre’nin önemli katkılar sunabileceğini ifade etti.

Parmelin, iki ülkenin ortak ekonomik komite toplantıları, mali diyalog ve siyasi istişareler yoluyla iş birliğini kurumsal düzeyde geliştirdiğini belirterek, çok taraflı platformlarda da yakın iş birliği yürütüldüğünü söyledi.

İsviçre-Suudi Arabistan ilişkilerinin geniş kapsamlı ve ileriye dönük olduğunu vurgulayan Parmelin, mevcut ve yeni sektörlerde iş birliğini artırmak için önemli fırsatlar bulunduğunu sözlerine ekledi.


‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

‘İstikrara kaçış’, Suudi Arabistan gayrimenkul sektörünü canlandırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Jeopolitik dalgalanmaların bölgesel yatırım haritasını yeniden şekillendirdiği bir dönemde Suudi Arabistan, ‘istikrarın kalesi’ ve sermaye için güvenli liman olarak öne çıktı. Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, bu süreçte en büyük kazancı gayrimenkul sektörünün elde ettiğini ve sektörde yüzde 20 ila 30 arasında değişen olağanüstü bir büyüme kaydedildiğini belirtti. Uzmanlara göre bu canlanma tesadüfi değil; güçlü mali tamponlar ve Vizyon 2030 kapsamında yürütülen yapısal reform programlarının bir sonucu. Söz konusu politikaların, dış şokları absorbe etmede ve bölgesel krizleri sürdürülebilir büyüme fırsatlarına dönüştürmede yüksek etkinlik gösterdiği ifade ediliyor.

Ekonomik açıdan dikkat çeken bir diğer unsur ise mevcut bölgesel çatışmaların, Suudi Arabistan’ın esnek kamu politikalarıyla desteklenen cazip bir yatırım destinasyonu olduğunu daha görünür hale getirmesi oldu.

Bu gelişmelerin, özellikle krizlerden etkilenen ülkelerden gelen yatırımcı ve nüfus hareketliliği sayesinde gayrimenkul piyasasına doğrudan yansıdığı kaydedildi. Artan talep, konut ve otel doluluk oranlarında belirgin bir yükselişe yol açarken, ülkeye yönelik seyahat ve ekonomik faaliyetlerde de ivme kazandırdı.

Küresel ölçekte enerji, emtia ve tedarik zincirleri üzerindeki baskılara rağmen, Suudi gayrimenkul sektörünün pozitif yönde ayrıştığına dikkat çekiliyor. Nitekim, ülke genelinde kira getirilerinin ortalama yüzde 20 ila 30 arasında artış göstermesi, bu güçlü talebin somut göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu tablo, Suudi ekonomisinin zorlu küresel koşullara rağmen istikrarlı ve kazançlı bir yatırım ortamı sunma kapasitesini ortaya koyuyor.

Olumlu etki

Suudi yatırımcı ve Riyad Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyesi Muhammed el-Murşid, mevcut savaşın kısa vadede gayrimenkul talebi üzerinde ‘dikkate değer bir pozitif etki’ yarattığını belirtti. Murşid, özellikle Riyad, Cidde ve Doğu bölgesindeki büyük şehirlerde kira talebinin arttığını, ancak bunun tek başına belirleyici bir unsur olmadığını, daha önce başlayan bir eğilimi güçlendirdiğini ifade etti.

Murşid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu artışı, savaştan doğrudan etkilenen ülkelerdeki nüfus hareketliliğine bağladı. Bölgedeki hava sahalarının kısmen kapanması ve uçuşların aksaması nedeniyle, Körfez ülkelerinde bulunan yolcu ve yerleşiklerin daha istikrarlı bir merkez olarak görülen Suudi Arabistan’a yöneldiğini kaydetti.

Bu hareketliliğin bazı durumlarda kara yoluyla Riyad’a geçiş şeklinde gerçekleştiğini belirten Murşid, bunun kısa süreli kiralık konutlar ve otellere yönelik ani talep artışına yol açtığını, eşyalı konutlarda geçici baskı oluşturduğunu ve şirketlerin talebini artırdığını dile getirdi.

Murşid, “Bölgesel istikrarsızlık dönemlerinde şirketler, çalışanlarını daha güvenli ülkelere kaydırma ve daha istikrarlı siyasi ve ekonomik ortamlarda ofislerini güçlendirme eğilimindedir” dedi. Bu durumun, ekonomik ağırlığı ve göreli güvenlik istikrarı sayesinde Suudi Arabistan lehine sonuç verdiğini vurguladı.

Öte yandan küresel enflasyon baskılarının da etkili olduğuna dikkat çeken Murşid, savaş nedeniyle artan enerji fiyatları ile nakliye ve sigorta maliyetlerinin inşaat maliyetlerini yükselttiğini ifade etti. Küresel tahminlere göre bu faktörlerin, gayrimenkul fiyatlarını yüzde 15 ila 20 oranında artırdığı belirtildi.

Murşid, savaşın Suudi gayrimenkul sektöründe yüzde 20 ila 30 arasında bir canlanmaya katkı sağladığını belirterek, bunu Vizyon 2030 kapsamındaki programların etkili şekilde dış şokları absorbe etmesine ve artan nüfusla birlikte yükselen iç talebe bağladı.

Suudi Arabistan gayrimenkul sektörü ‘en büyük kazanan’

Eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Murşid’in değerlendirmelerine katılarak, Suudi Arabistan’daki gayrimenkul sektörünün mevcut jeopolitik gelişmelerin en büyük kazananı olduğunu vurguladı.

Başen’e göre bu başarının temelinde, tamamen iç dinamiklerle beslenen ve güçlü kalmayı sürdüren yerel talep yatıyor. Bölgedeki diğer sektörlerin dalgalanmalardan olumsuz etkilenmesine rağmen, gayrimenkul talebinin artmaya devam ettiği ifade edildi.

Başen ayrıca, dikkat çekici bir ekonomik paradoksa işaret etti. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle küresel petrol arzında düşüş yaşanmasına rağmen, ham petrol fiyatlarındaki keskin artışın ihracat hacmindeki gerilemeyi telafi ettiğini belirtti. Bu durumun, toplam devlet gelirlerini artırarak kamu harcamalarının devamlılığını sağladığını dile getirdi. Artan gelirlerin, özellikle büyük ölçekli gayrimenkul projeleri ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesinin, piyasa için kritik bir güvence oluşturduğu ve sektörün dayanıklılığını güçlendirdiği değerlendiriliyor.

Üç motor

Başen, mevcut krizin tetiklediği ve piyasaya ek bir ivme kazandıran 3 temel unsuru belirledi:

1- Talepte geçici artış: İstikrar arayışındaki nüfus ve şirketlerin hareketliliğinin bir sonucu.

2- Fiyatlarda doğal artış: Küresel olarak artan inşaat ve lojistik maliyetleri nedeniyle.

3- Stratejik konumun pekiştirilmesi: Suudi Arabistan’ın, alternatifi olmayan bir ‘bölgesel yatırım merkezi’ olarak imajının güçlendirilmesi.

Başen, gelinen noktada Suudi gayrimenkul sektörünün ‘akıllı bir denge’ içinde hareket ettiğini belirtti. Buna göre sektör, bir yandan güçlü iç talep tarafından desteklenirken, diğer yandan bölgesel krizlerin tetiklediği dış talep fırsatlarından besleniyor.

Bu çift yönlü dinamik yapının, sektöre kısa ve orta vadede yüksek uyum kabiliyeti kazandırdığı ve değişen koşullara karşı dayanıklılığını artırdığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Başen, gayrimenkul sektörünün Suudi ekonomisi içinde istikrarlı ve stratejik bir rol oynamayı sürdürdüğü değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan’ın bölgesel bir yatırım cenneti olarak konumunun güçlendirilmesi

Genel tabloya ilişkin ortak değerlendirmede Başen ve Murşid, mevcut krizin Suudi Arabistan’ın ‘bölgesel yatırım merkezi’ konumunu yeniden pekiştirdiği konusunda görüş birliğine vardı. Uzmanlara göre bu tabloyu şekillendiren üç temel unsur öne çıkıyor: güvenliğe yönelen göç hareketleriyle oluşan güçlü talep artışı, küresel maliyetlerdeki yükselişle paralel ilerleyen fiyat artışları ve uluslararası düzeyde ulusal ekonomiye duyulan güvenin güçlenmesi.

İki uzman, Suudi gayrimenkul sektörünün bugün yüksek esneklik ve uyum kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti. Sektörün, sürdürülebilir iç talebe dayanan sağlam bir temel üzerine kurulu olduğu, bunun yanında bölgesel gelişmelerin tetiklediği dış talep ile de desteklendiği ifade edildi. Bu dinamik yapı sayesinde sektörün, kısa ve orta vadede cazibesini koruyarak diğer alanlara kıyasla üstün performans sergilemeye devam etmesinin beklendiği vurgulandı.


İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

İranlı hacı adaylarının ilk kafilesi, hac ibadetini yerine getirmek üzere Suudi Arabistan topraklarına ulaştı. Suudi Arabistan’ın, dünyanın muhtelif ülkelerinden gelen tüm hacı adaylarına yönelik kapsamlı hizmet ve kolaylıklar sunduğu bildirildi.

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, İranlı hacı adaylarının ikinci grubunun yarın ülkeye ulaşacağını açıkladı. İnayeti, İranlı hacı adaylarının Suudi Arabistan tarafından ‘özenli ve saygılı bir şekilde ağırlandığını’, bunun diğer ülkelerden gelen hacı adaylarıyla aynı düzeyde olduğunu ve geçmiş yıllarda da benzer bir yaklaşımın görüldüğünü ifade etti.

İnayeti ayrıca, İranlı hacı adaylarına eşlik eden idari ve sosyal personelin ilk grubunun da Suudi Arabistan’a ulaştığını, ilerleyen günlerde yeni kafilelerinin geleceğini belirtti. Hava sahasının açılmasıyla birlikte hacı adaylarının yola çıktığını ifade eden İnayeti, sürecin Suudi Arabistan’ın ‘özenli misafirperverliği’ altında gerçekleştiğini vurguladı.

Suudi Arabistan, bu yılki hac dönemi için 18 Nisan’da dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen Rahman’ın misafirlerini kabul etmeye başlamıştı. Hacı adaylarının gelişine yönelik olarak, ibadetlerini kolaylık ve huzur içinde yerine getirebilmeleri amacıyla kapsamlı bir hizmet altyapısı oluşturulduğu, bunun da ülke yönetiminin talimatları doğrultusunda tüm imkânların seferber edilmesiyle sağlandığı belirtildi.

İnayeti, İran’dan gelen hacı adaylarının kutsal topraklarda ibadetlerini kolaylıkla yerine getirmelerini ve sağ salim ülkelerine dönmelerini temenni etti. Ayrıca, hem Suudi Arabistan’daki hem de İran’daki ilgili kurumlara hacı adaylarına sağlanan hizmetler nedeniyle teşekkür ederek, “Hacı adaylarının rahatlığı için sunulan hizmetlerden dolayı hem Suudi Arabistan’daki hem de İran İslam Cumhuriyeti’ndeki ilgili mercilere şükranlarımızı sunuyoruz” ifadesini kullandı.

İnayeti, hacı adaylarının Suudi Arabistan’daki kurallara ve hac adabına tam olarak uyduklarını vurguladı. İnayeti, İran’ın Riyad Büyükelçiliği’nin bu süreçte gerekli her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu ve kardeş Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ile tam koordinasyon içinde çalışıldığını ifade etti.

İnayeti ayrıca, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan arasında gerçekleşen telefon görüşmesine de değindi. Görüşmede iki bakanın bölgedeki son gelişmeler ve mevcut diplomatik eğilimler hakkında fikir alışverişinde bulunduğu aktarıldı.

İnayeti’ye göre Arakçi görüşme sırasında bölgedeki mevcut durumun farklı boyutlarını, özellikle ateşkes süreciyle ilgili gelişmeleri ele aldı ve Suudi mevkidaşını İran’ın savaşı sona erdirme ve gerilimi azaltma yönünde yürüttüğü diplomatik girişimler hakkında bilgilendirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Rahman’ın Misafirlerine Hizmet Programı kapsamında yer alan ve Vizyon 2030 projelerinden biri olan Mekke Yolu Projesi’ni sekizinci yıl üst üste uygulamayı sürdürüyor. Program, 10 ülkede yer alan 17 noktada hayata geçiriliyor. Bu ülkeler arasında Fas, Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Türkiye, Fildişi Sahili ve Maldivler’in yanı sıra, bu yıl ilk kez katılan Senegal ve Brunei de bulunuyor.

2017’de başlatılan uygulama bugüne kadar 1 milyon 254 binden fazla hacı adayına hizmet verdi. Programın amacı, Dışişleri, Sağlık, Hac ve Umre, Medya, Sivil Havacılık, Gümrük, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) ve diğer ilgili kurumların koordinasyonuyla hac yolculuğunu daha hızlı, güvenli ve entegre bir şekilde gerçekleştirmek olarak açıklandı.

sdvdfvfd


Hac mevsimine hazırlık amacıyla Kâbe’nin örtüsünün alt kısmının kaldırılması çalışmaları tamamlandı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, bu yılki hac sezonunda Nusuk Kartı uygulamasını sürdürdüğünü ve teknolojik imkânlardan yararlanarak Rahman’ın misafirlerinin ibadet yolculuğunu kolaylaştırmayı hedeflediğini açıkladı. Bakanlık tarafından geliştirilen Nusuk Kartı’nın, vize işlemlerinin tamamlanmasının ardından hizmet sağlayıcılar aracılığıyla yurt dışından gelen hacı adaylarına teslim edildiği, ayrıca kartın dijital versiyonunun Nusuk ve Tawakkalna uygulamaları üzerinden kullanılabildiği belirtildi. Kartın, hacılara geniş bir hizmet ve avantaj yelpazesinden yararlanma imkânı sunduğu ifade edildi.

Bakanlık ayrıca ‘Bagajsız Hac’ hizmetini de sürdürdüğünü duyurdu. Bu hizmet kapsamında hacı adaylarının bagajlarının kendi ülkelerinden Mekke ve Medine’deki konaklama yerlerine doğrudan gönderildiği, ibadetlerin tamamlanmasının ardından ise eşyaların yeniden ülkelerine ulaştırıldığı bildirildi. Uygulamanın, hacı adaylarının yolculuğunu daha kolay ve zahmetsiz hale getirmeyi amaçladığı vurgulandı.