Türkiye’de SDG’ye yönelik operasyon söylemi arttı Kobani’de endişe hakim

Ankara, Suriye sınırında ‘terör koridoru’ kurulmasına izin vermeyeceğini açıkladı.

Salı günü Lazkiye kırsalında rejim güçlerinin mevzilerindeki bir çatışma noktasında Suriyeli bir grubun savaşçıları (DPA)
Salı günü Lazkiye kırsalında rejim güçlerinin mevzilerindeki bir çatışma noktasında Suriyeli bir grubun savaşçıları (DPA)
TT

Türkiye’de SDG’ye yönelik operasyon söylemi arttı Kobani’de endişe hakim

Salı günü Lazkiye kırsalında rejim güçlerinin mevzilerindeki bir çatışma noktasında Suriyeli bir grubun savaşçıları (DPA)
Salı günü Lazkiye kırsalında rejim güçlerinin mevzilerindeki bir çatışma noktasında Suriyeli bir grubun savaşçıları (DPA)

Washington’un bir kez daha Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki her türlü askeri hamlesini reddettiğini açıklamasına rağmen son günlerde Ankara’da olası bir operasyona ilişkin açıklamalar yapıldı. Bu çerçevede Mazlum Abdi’nin gelecek Şubat ayında Türkiye’nin Ayn el-Arab’a (Kobani) askeri harekat başlatmasını beklediği bir dönemde Türk kuvvetleri, Suriye’nin kuzeyindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) mevzilerine yönelik saldırılarını artırdı.
Türk kuvvetleri, 18 Ocak’ta el-Muallak ve Sayda köyleri, Ayn İsa kasabası ve Halep- Lazkiye M4 Uluslararası Karayolu’ndaki SDG mevzilerini top atışlarıyla bombaladı. Türkiye’ye ait insansız hava araçları (İHA) ayrıca, Haseke’nin kuzeyinde SDG’ye ait bir askeri aracı hedef aldı. Saldırı, 3 gün içerisinde türünün ikinci ve bu Ocak ayının başından bu yana yedinci saldırısı oldu. Yerel kaynaklar, Haseke’nin kuzeyindeki el-Kahtaniye- el-Cevadiye yolu üzerindeki Maşuk köyü yakınlarındaki saldırının ölüm ve yaralanmalarla sonuçlandığını söyledi. Pazartesi sabahı da Türkiye’ye ait bir İHA, Haseke’nin kuzeyindeki Amuda bölgesinde bulunan Tel Mozan köyü yakınlarında bir SDG askeri aracını hedef aldı.
Türkiye’nin saldırılarındaki artışla birlikte SDG, güçlerinin sayısını artırdığını ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki farklı üslerde ABD güçleriyle birlikte güvenliğin sağlandığını duyurdu. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon da Haseke’ye yeni takviye kuvvetler gönderdi.
SDG Lideri Mazlum Abdi, Türkiye’nin önümüzdeki ay Ayn el-Arab (Kobani) şehrini hedef alan bir askeri operasyon gerçekleştirmesini beklerken, Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik Rus çabalarının da başarısız olduğunu söyledi. Abdi, ABD medyasına verdiği bir röportajda, SDG’nin Türklerin mevzilerine askeri operasyon düzenleme tehditlerini ciddiye aldığını dile getirdi.
Abdi, Türkiye’nin askeri operasyon tehdidini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Haziran ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yaklaşırken Türkiye’deki katı milliyetçilerin desteğini seferber etmeye çalışmasından kaynaklandığını söyledi.
Abdi, ABD’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik tehditlerine ilişkin tutumunun net olduğunu ve herhangi bir askeri operasyonu reddettiğini belirtti. Ancak Türkiye’nin tehditlerini sürdürmesinin, ABD’nin çabalarının yeterli olmadığının ve daha fazlasını yapmaları gerektiğinin bir göstergesi olduğunu dile getiren Mazlum Abdi, “Barış istiyoruz ama saldırıya uğrarsak var gücümüzle savaşırız ve sonuna kadar direnmekte kararlıyız” ifadesini, tüm tarafların dikkate alması gerektiğini vurguladı. Abdi, Türkiye ile barışçıl ilişkiler arzularına ve ne şimdi ne de gelecekte ona karşı düşmanca niyetlerin bulunmadığına dikkati çekerek, Ankara’nın iddia ettiği gibi SDG ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim’in Türkiye ve ulusal güvenliği için herhangi bir tehdit oluşturduğunu reddetti.
Abdi, Türkiye ile askeri ve diplomatik alanda görüşmeler yaptıklarını söylerken, Türkiye hükümeti 2015 yılında PKK ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile yürüttüğü  iç barış sürecini sonlandırarak PKK’ya karşı mücadeleyi yeniden başlatmaya karar vermesiyle, SDG politikasını değiştirdiğini ifade etti.
Ankara, Suriye’nin kuzeyindeki SDG mevzilerini hedef alan bir askeri operasyon başlatma tehdidini yeniden gündeme getirdi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 18 Ocak’ta yaptığı açıklamada Türkiye’nin güney sınırında ‘terör koridoru’ kurulmasına izin vermeyeceğini söyledi. Bu koridorun siyasi bir varlığa dönüşmesinin Suriye’yi bölünmeye itebileceği uyarısında bulunan Akar, bunun sadece Türkiye’ye değil tüm bölgeye zarar vereceğini dile getirdi.
Akar, ABD’ye bir kez daha PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak gördüğü SDG’nin en büyük bileşeni olan Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile işbirliğine son vermesi çağrısında bulundu.
Aynı şekilde Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen salı akşamı İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Ankara’da düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin sınırlarında bir PKK varlığı kurulmasına izin vermeyeceğini söyledi. PKK ve YPG’nin Türkiye, Suriye ve İran için tehdit oluşturduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, ABD ve Rusya’nın Ekim 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki SDG mevzilerine yönelik Barış Pınarı askeri operasyonunu durdurmak için Ankara ile imzaladığı iki mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediklerini söyledi. Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin güvenliğini korumak için gerekeni yapmasına kimsenin itiraz etme hakkı olmadığını vurguladı.
Çavuşoğlu’nun Türkiye- ABD Stratejik Mekanizması ikinci toplantısına katılmak üzere 18 Ocak’ta başladığı Washington ziyaretinde ABD’li yetkililerle görüşeceği konular arasında Suriye meselesi, ABD’nin SDG’ye desteği ve rejimle yakınlaşma konuları da yer alacak.
Türkiye cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, geçen hafta Suriye’nin kuzeyindeki SDG mevzilerini hedef alan bir kara harekatının Ankara’nın masasında hâlâ bir seçenek olduğunu belirtti. Kalın, Türkiye’nin 2019’daki son Suriye operasyonunun ardından, ‘Rusya ve ABD tarafından vaat edilen güvenlik garantilerinin tutulmadığının’ ve YPG’nin  söz verildiği gibi sınırdan 30 km geriye çekilmediğinin altını çizdi.
Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, geçen salı günü ülkesi ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde herhangi bir askeri operasyonu desteklemediğini yineledi. Ryder, herhangi bir kara saldırısının bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını ve DEAŞ’ı hezimete uğratma görevini etkileyeceğini yineledi.
Salı günü Fırat’ın doğusundaki Özerk Yönetim, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki sivilleri ve hizmet tesislerini hedef alan saldırılarının durdurulması gerektiğini vurguladı.
Temsilcilerinin General Alexander Ellux başkanlığındaki bir Rus heyet ile bir araya geldiği görüşmede SDG, Rus tarafının Doğu Fırat bölgesine yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti. Rus heyet ise Moksova’nın Suriye’nin kuzey ve doğusundaki gerilimi azaltma çabalarını sürdürdüğünü ifade etti.
Ankara ve Şam arasında yakınlaşma sağlama amaçlı Rus çabaları hakkında ise SDG Komutanı Mazlum Abdi, “Rusya, Suriye’deki sorunları Türkiye ve Suriye rejimi arasında müzakere yolu açarak çözmeye çalışıyor. Bu tür girişimlerin başarılı olabileceğini düşünmüyorum” dedi. Rejimin, başta Türk güçlerinin Suriye’nin kuzeyinden geri çekilmesi ve Ankara’nın muhalif gruplara desteğini kesilmesi olan şartlarından vazgeçmeyeceğine dikkati çeken Abdi, “Rejim, Türkiye’nin Suriye Özerk Yönetimi’ne karşı mücadelede işbirliği yapma taleplerine de, bunu yapacak imkanların olmaması ve koşulların bu tür planlar için elverişli olmaması nedeniyle yanıt vermeyecek” dedi.
Türkiye, son günlerde kontrolü altındaki bölgelere ve Halep’te kendisine bağlı ‘Suriye Milli Ordusu’ gruplarına askeri takviye göndermeye ve üsler kurmaya yeniden başladı. Ayrıca İdlib’deki çatışmasızlık alanlarında Zaviye Dağı’na bağlı Balyun kasabasındaki kuvvetleri için bir üssün yakınında bir helikopter pisti kurdu.
Aynı şekilde Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusundaki rejim güçleri ve SDG mevzilerine yönelik saldırılarda tırmanış devam etti. Ayrıca Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye rejimi ile normalleşme görüşmelerinde bir yavaşlama olduğu görüldü.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Türkiye destekli Milli Ordu’nun, köyde yeni bir Türk askeri üssü inşa etmek amacıyla çarşamba sabahı erken saatlerde Afrin’in Raco kırsalına bağlı Atmana köyü halkına ‘300 zeytin ağacı dikilmiş bir araziden çıkmaları için’ 72 saat mühlet verdiğini iddia etti.
SOHR, arazi sahibine baskı yapmak için sivil polisin çağrıldığına, ancak köylülerin bunu reddettiğine dikkat çekti. Türk yetkililer, para karşılığında arazinin mülkiyetinden vazgeçerek veya onlara alternatif bir arazi vererek tatmin etmek için halktan Raco’daki ortaokulda bulunan karargahlarına gitmelerini istedi. Ancak halk, bunu kabul etmedi. Bu çerçevede Milli Ordu grupları, vatandaşları tehdit ederken, ne pahasına olursa olsun askeri üssün kurulmasının tamamlanacağına dikkati çekti.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.