Libya mutabakatını kimler frenliyor?

Meclis Başkanı, Devlet Yüksek Konseyi'ne anayasal kurala yanıt vermesi için iki hafta süre verdi. Siyasi şahsiyetler ise ulusal diyalog çağrısında bulunuyor

Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi’ne egemen pozisyon listeleriyle ilgili 13 dosya gönderdi / Fotoğraf: AFP
Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi’ne egemen pozisyon listeleriyle ilgili 13 dosya gönderdi / Fotoğraf: AFP
TT

Libya mutabakatını kimler frenliyor?

Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi’ne egemen pozisyon listeleriyle ilgili 13 dosya gönderdi / Fotoğraf: AFP
Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi’ne egemen pozisyon listeleriyle ilgili 13 dosya gönderdi / Fotoğraf: AFP

Zayed Hediyye 
Görünen o ki Libya siyasi sahnesinin karmaşıklığı, yumuşamayı reddediyor.
Ne zaman karanlık tünelden çıkmak için bir ufuk belirse, genel seçimlere giden bir anlaşmaya varılmasının önünde de bir engel beliriyor.
Bu engel, anayasal konularda Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi arasındaki müzakere yolunu tamamen tıkıyor ve tamamen başarısızlığa sürüklüyor.
Bu engellerden sonuncusu, parlamentonun reddettiği ve Yüksek Konseyi'nin ise onaylanmasında ısrar ettiği 'askeri personelin ve çift vatandaşlığa sahip olanların cumhurbaşkanlığına adaylığına' ilişkin noktadır.
Bu noktadaki kronik anlaşmazlığı sona erdirecek herhangi bir uzlaşı formülüne ulaşılamaması ile meclis başkanı, Yüksek Konsey'e parlamento tarafından kendisine sevk edilen anayasal kuralı imzalaması için Mart sonunda sona erecek bir son şans vereceğini duyurdu. 
Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Kahire'de Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri ile yaptığı son görüşmenin sonuçları hakkında meclise bilgi verdi.
Salih'in ifadeleri, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların boyutunun daha da büyüdüğünü ve anayasa müzakerelerinin şu anda başarısızlığın eşiğinde olduğunu gösterdi. 
Temsilciler Meclisi Sözcüsü Abdullah Bileyhik de "Meclis, Yüksek Konsey ile müzakerelerde bu dönemde yaşanan siyasi çıkmaza ilişkin Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in brifingini dinledi. Salih, bu krizi sona erdirmek için parlamento tarafından sunulan çözümlere değindi" dedi. 
Bileyhik, "Parlamento, kötüleşen siyasi krizi sona erdirmek amacıyla radikal bir çözüm aramak için Temsilciler Meclisi'ne sunulacak önerileri hazırladıktan sonra, krizin çeşitli yönleri için bir dizi komite oluşturmaya karar verdi" dedi. 

Sıcak konuşma
Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, 17 Ocak'ta parlamento oturumunda yaptığı konuşmada, 'seçimlerin anayasal temeli konusunda en geç mart ayı sonuna kadar çözüme ulaşmak için Yüksek Konsey ile sorumluluk alma ve anlaşmazlıkları giderme' çağrısında bulundu. 
"Zaman, anayasa beyannamesinin askıya alınmasına izin vermiyor ve Temsilciler Meclisi kimsenin insafında olmayacak" diyen Salih, "Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri ile yalnızca incelenmek üzere anayasa belgesini iki konseye sevk etme konusunda uzlaşı sağlandı" dedi. 
Akile Salih, "Temsilciler Meclisi, bir buçuk yıl önce Yüksek Konsey'e egemen pozisyon listeleriyle ilgili 13 dosya gönderdi. Ancak konsey, buna olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermedi" diyerek, Yüksek Konsey üyelerini de meclis kararlarına karşı veto kullanmakla suçladı.
Salih ayrıca, "Anayasa beyannamesine göre Temsilciler Meclisi, tek yasama organı ve Yüksek Konsey ise danışma organıdır. Bize saygı duymalı ve bize daha iyi yanıt vermeliler" dedi.
Salih, Devlet Yüksek Konseyi'ne seçimlerin anayasal dayanağı konusuyla ilgili olarak parlamentoya yanıt vermesi için 15 gün mühlet verdi. 

Mişri, saldırıya geçti
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, Twitter üzerinden Bingazi'deki Libya parlamentosu oturumunda yaptığı açıklamalara cevaben Meclis Başkanı'na üstü kapalı bir mesaj gönderdi.
Mişri, "Uzlaşı ve istikrar isteyen kim olursa olsun, uzlaşı ve kararlılık için ellerimizi uzatıyoruz. Aksini isteyen sadece kötü niyet eker" dedi. 
Müzakere tarafları arasındaki durumun kötüleşmesiyle birlikte Libya'nın önde gelen isimleri, yeni tarafların katılımıyla kapsamlı bir Libya diyaloğuna kapı açılması çağrısında bulundu.
Ayrıca, mevcut çatışmalar ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemeden önce, genel seçimlerin başarılarını kolaylaştıracak bir atmosferde düzenlenmesini sağlamak için ulusal uzlaşı ve askeri kurumun birleştirilmesi gibi askıda bekleyen çetrefilli konuların sonlandırılması çağrısı yaptı.
Eski Geçiş Konseyi üyesi Abdurrezzak el-Aradi, "Libya'da yaklaşan seçimlerle ilgili herhangi bir konuşma bir yanılsamadır. Uzlaşı, geçiş dönemi adaleti süreci ve ulusal bir pakt ile sonuçlanan ciddi bir diyalogdan önce gelmezse durum, savaşa yol açacaktır" şeklinde konuştu.
Aradi, "Seçimlerden önce, siyasi, askeri ve ekonomik kurumların paralel bir çizgide birleştirilmesinin yanı sıra, anayasa taslağının bu tüzük uyarınca yeniden düzenlenmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Milletvekili Ali et-Takbali ise "Mevcut siyasi ortam, uygun bir güvenlik ortamı gerektirdiği için seçimlere izin vermiyor. Sahtekarlıktan uzak bir şekilde bu başarının önemini takdir eden seçmenlere ihtiyacı var" dedi. 
Takbali, "Mısır, Libya anlaşmazlığının tarafları arasındaki müzakerelere liderlik ediyor. Çünkü Libya'nın istikrarıyla ilgilenen bir ülke varsa o da Mısır'dır. Zira Libya, ulusal güvenliğinin bir uzantısını temsil ediyor" şeklinde konuştu.
Temsilciler Meclisi üyesi Saltanat el-Mismari ise seçimlerin yapılmasını denetlemek için birleşik bir hükümet kurulması gerektiğini söyledi. Mismari, "Dibeybe ve Başağa hükümetlerini, üzerinde anlaşmaya varılacak bir kişinin başkanlık ettiği yeni bir hükümette birleştirmek için silahları kontrol eden aktif güçlerle anlaşmaya varılmalıdır" dedi. 
"Bu önerilen hükümet, seçimleri denetlemekle görevlendirilecektir" diyen Mismari, Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi arasında seçimlere aday olma koşullarıyla ilgili anlaşmazlığın şiddetlenmesinin ardından Temsilciler Meclisi'nin tek taraflı olarak siyasi sürece öncülük etmesi çağrısında bulundu.
Saltanat el-Mismari ayrıca, "Sokaklar, seçimlerin yapılmasının engellenmesinden meclisi sorumlu tutuyor ve bu nedenle Yüksek Konsey'den uzak bir şekilde çözümle ilgilenen sadece biziz" açıklamasında bulundu. 

Askeri süreçte ilerleme
Siyasi sürecin aksine Libya'daki uluslararası misyonun himayesinde Sirte şehrinde yeni turunu tamamlayan 5+5 Ortak Askeri Komite'nin yürüttüğü askeri müzakerelerin ayırt edici özelliği uzlaşı oldu. 
Birleşmiş Milletler'in (BM) Libya misyonu başkanı Abdullah Batili, yaptığı açıklamada Libya'da yabancı güçler ve paralı askerlerin varlığıyla ilgili olarak Ortak Askeri Komite ile mutabakat içinde önemli kararlar alınacağını dile getirdi.
Batili, "Üniformalı adamlar kahramanca işler yapıyor. Siyasi partiler de aynı şeyi yapmalı" dedi. 
BM Temsilcisi, "Askeri Komite'nin Sirte kentindeki toplantısında komşu ülkelerle ilgili konuların yanı sıra yabancı güçler ve paralı askerlerle ilgili diğer konular ele alındı. Özellikle Sudan, Çad ve Nijer gibi komşu ülkelerle bu konuda ilerlemek adına bu konuda önemli kararlar alındı" şeklinde konuştu. 
Batili ayrıca, "Ayrıca şehirdeki güvenlik durumunu korumakla ilgilenen ve çalışmalarını tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletecek güvenlik düzenlemeleri grubu ile de görüştük. Aynı şekilde uluslararası ve yerel gözlemcilerle ateşkes süreci çalışmalarını düzenleme, bu yönde şu ana kadar yapılanları tamamlama konularını ve bu grubun Sirte'de faaliyet gösterme olasılığını ele aldık" dedi. 

Ortak bir kuvvet oluşturma
Ayrıca, 5+5 Ortak Askeri Komite raportörü ve üyesi Mustafa Yahya, "Komite, 2020'de imzalanan ateşkesin şartlarını uygulamak için çalışıyor ve bu amaca ulaşmak için ortak bir askeri güç oluşturulması kararlaştırıldı" dedi. 
Yahya, "Oluşturulması kararlaştırılan ortak askeri güç, yerel ve uluslararası gözlemcilerin çalışmalarını güvence altına almanın yanı sıra, herhangi bir ihlali kontrol altına alarak ve Güvenlik Düzenlemeleri Komitesi'ne yardım ederek ateşkesi istikrara kavuşturmakla ilgileniyor" açıklamasında bulundu. 
Mustafa Yahya, "Askeri liderlerin atanması, askeri kurumu birleştirme veya petrol sahalarını ve limanları korumaya yönelik adımlar atan bir komite hakkındaki kafa karışıklığı doğru değildir. Bunlar komitenin çalışmalarına dair karmaşa oluşturan söylentilerden ibarettir" şeklinde konuştu. 
Yetkili ayrıca, "Komite üyeleri, kendilerine tanınan uzmanlıkların sınırlarını çok iyi bilen ve bunları iyi çalışılmış bir plana göre belirli adımlarla uygulamak için özveriyle çalışan profesyonel askeri liderlerdir" dedi. 

Independent Türkçe



Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.