‘Fighting for the America’ birinci bölüm: Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatan Pompeo, Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Birinci Bölüm: Pompeo, Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatıyor. Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
TT

‘Fighting for the America’ birinci bölüm: Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatan Pompeo, Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)

‘Fighting for the America’, Kuzey Kore’ye yapılan gizli bir gezi ve Mossad ile olan ilişki hakkında heyecan verici detaylar içeriyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ‘Never Give an Inch: Fighting for the America (Asla Bir Santim Taviz Vermeyin: Sevdiğim Amerika için Savaşmak)’ adlı anı kitabında ortaya koyduğu çok detaylar, sadece eski Başkan Donald Trump döneminde ABD’nin baş diplomatının gözünden olayları nasıl gördüğünü anlatışında değil, aynı zamanda dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD’nin casusluk birimi olarak Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) direktörünün bakış açısına göre de ilginç. Pompeo, ABD yönetimlerindeki görevlerinde rütbe ve konumlarını yükseltirken karşılaştığı bazı çetin zorlukların bazı yönlerine değiniyor. 1980’lerin ortalarında Beyrut’taki ABD Deniz Piyade Kolordusu (Marines) karargahını hedef alan saldırının, hafızasından silinmeyen ‘derin bir iz bıraktığını’ dile getiriyor. İran ve onun Hizbullah, İslami Cihat ve diğer kollarına dair farkındalığının o anda oluştuğunu söyleyen Pompeo, İran rejiminin, ‘bileşenleriyle birlikte bir devlet’ kisvesine bürünmüş bir terör örgütü olduğunu erkenden anladığını vurguluyor. Ancak ABD’nin çıkarlarını hedef almaya devam etmesine yanıt olarak, Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi yok etme kararına götüren istisnai karara rağmen, üst kademelere erişimi, ona aynı zamanda Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere ABD’deki yönetici elitlerin rejimi devirmek ve ‘kafasını kesmek’ niyetinde olmadığını gösterdiğini söylüyor. El-Kaide örgütünün ana karargahının Tahran’da olduğunu ve Afganistan’daki Tora Bora’da, Pakistan’da, Irak’ta veya Suriye’de olmadığını dile getiriyor.
Trump döneminde ABD politika seçeneklerinin belirlendiği toplantıların ve eski Başkan Barack Obama ve o dönemdeki Başkan Yardımcısı ve şu anki Başkan Joe Biden yönetiminin bozduklarını düzeltmek için sarf edilen büyük çabaların bazı sırlarını ifşa etmesine rağmen Pompeo, diplomasi ve casusluk dünyalarında ‘kırmızı çizgiler’ olarak kabul edilebilecek şeyleri aşma konusunda dikkatli görünüyordu. Nükleer silahlardan ve kitle silahlarından oluşan cephaneliğinden kurtulma çabalarında bir atılım yapmak amacıyla Kuzey Kore’ye yaptığı ilk gizli geziyi ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile görüşmesini anlatırken de tereddüt yaşamadı.

Beşşar Esed (AFP)

"Gizli görev"
Pompeo’nun anıları, 438 sayfa ve 17 bölümden oluşuyor. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile görüşmek üzere, 30 Mart 2018 Kutsal Cuma günü gerçekleştirdiği ve CIA Direktörü olarak ‘dünyanın en karanlık yerlerinden biri olan’ Pyongyang’a geldiği ‘gizli bir görevi’ anlatarak başlıyor. Amacının, nükleer silahları ve nükleer bir Kuzey Kore’nin kitle imhasını ortadan kaldıramayan ve gerçekten mevcut büyük tehdide yol açan ‘geçmişin başarısız çabalarını düzeltmek’ olduğunu açıklayan Pompeo, “Trump bana risk almaya istekli olduğunu söylüyor. Ben de CIA direktörü olarak bunu yapmaya hazırdım” diyor. Uçağının Kuzey Kore hava sahasına girdiğinde ona düşman savaş uçaklarının eşlik ettiğini belirtirken, “Genellikle, bu eylem saldırganlığı, belki de yakın bir saldırıyı gösterir. Ama mürettebatımız ve ben bunun sadece tipik bir Kuzey Kore gözdağı olduğundan emindik” diyor. Mike Pompeo, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adının ‘yalan’ olduğunu belirterek, “Çünkü o demokratik değil, bir cumhuriyet değil ve kesinlikle halkının çıkarlarına hizmet etmiyor” diyor. Pyongyang Havaalanına vardıklarında heyete Pompeo’nun korumalarının silahlarını şehir merkezine götüremeyecekleri konusunda bilgi verildiğini de dile getiren ABD’li yetkili, uçaktan indiğinde ‘tanıdığı, en nefret edilen adamlardan biri olan Kuzey Kore Komünist Partisi’nin resmi adı olan Kore İşçi Partisi’nin genel başkan yardımcısı olarak görev yapan emekli General Kim Yong-Chul’un merdivenlerin dibinde olduğuna dikkati çekiyor.

Kasım Süleymani (AFP)

“50 yıl ot yedik”
Chul, el sıkışmak veya misafirini ağırlamak yerine, “Son 50 yıldır ot yiyoruz. Önümüzdeki 50 yılda ot yiyebiliriz” dedi. Pompeo ise, “Elbette Chul ot yemiyordu. Tüm Kuzey Koreli kleptomanyaklar gibi o da en iyi alkolü içiyor ve Kobe Bifteği ile ziyafet çekiyordu. Ot yemek sıradan insanlar içindi” diyor. ‘Hesaplanmış bir risk’ aldığını dile getiren Mike Pompeo, “General Chul, sizi görmek güzel. Öğle yemeğini dört gözle bekliyorum. Buharda pişmiş otları tercih ederim” ifadelerini kullanıyor. Daha sonra havaalanı ve lider Kim Jong-Un’un Pyongyang’daki ofisine giden yol da dahil olmak üzere, herhangi bir Kuzey Kore ‘komplosunun’ veya ‘propagandasının’ reddedilmesi de dahil olmak üzere ziyaretin ayrıntılarını ve ABD’deki koşullarını sunuyor. Pompeo ve ekibine dev kapılar ve yüksek tavanlardan eşlik eden kız kardeşi Kim Yo-Jong’un, parlak turuncu bir duvarın önünde (Çin tarihi lideri) Mao Zedong’un tipik siyah takım elbisesini giymiş, uzun bir kırmızı halının sonunda duran Kim’in ofisine kadar kendisine eşlik ettiğini söylüyor. “Dünyanın en kötü diktatörü beni gülümseyerek karşıladı” diye açıklayan Pompeo, Kim’in ise “Sayın müdür, geleceğini düşünmemiştim. Beni öldürmeye çalıştığını biliyorum” dediğini belirtiyor. Pompeo, kendisinin de şaka yollu, “Sayın Başkan, hala sizi öldürmeye çalışıyorum” şeklinde yanıt verdiğini söylüyor.
Bu kısım, Pompeo’nun, Trump döneminden önceki ABD dış politikalarının kapsamlı bir sunumuna ‘dalarak’, Obama’yı ve özellikle o dönemki başkan yardımcısı Biden’i eleştirdiği kitabının ilk bölümüne yalnızca bir girişti. Ayrıca Mike Pompeo, kitapta Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence’in onu önce Merkezi İstihbarat Teşkilatı Direktörü, ardından Dışişleri Bakanı olarak atama kararına götüren Arap Baharı ayaklanmaları da dahil olmak üzere ABD iç ve dış politikalarının eşlik eden ‘tuzaklarını’ ele aldı.

Trump ve Kim, Haziran 2019’da iki Kore arasındaki ayrım çizgisinde (AP)

Orta Doğu sorunu
Pompeo ayrıca, “İran destekli Suriye diktatörü Beşşar Esed, Rusya’yı Arap mahallesine davet etti ve kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı. Obama, orada çizdiği kırmızı hattan zayıf bir şekilde geri çekilerek ABD’nin muhaliflerine kötü bir mesaj verdi” diyor. Lübnan’ın İran’a bağlı bir milis olan Hizbullah’ı geliştirdikten ve İsrail’in kuzey sınırlarına binlerce hassas güdümlü füze yerleştirdikten sonra kötüleştiğini söyleyen Mike Pompeo, Körfez ülkeleri, kamuoyunda denge sağlamaya çalışırken, ABD’nin İran’a verdiği destek konusunda da endişelerini dile getiriyor. Pompeo, “Bu nedenle ABD’ye olan güvenleri en alt düzeye indi” diyor.
Pompeo, Orta Doğu stratejisinin birkaç ana sütuna dayandığını açıklarken, bunların ‘büyük bir gerçeği yansıtan politikalar oluşturmak: İran, Orta Doğu’daki en büyük sorun yaratıcısıdır. İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulması, yeni bir Körfez-İsrail güvenlik ortaklığının kurulması’ olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, “Acil dikkatimizi gerektiren Orta Doğu misyonu, Irak ve Suriye’deki DEAŞ hilafetini ölümcül bir şekilde yenilgiye uğratmaktır” diyerek, terörle mücadeleye yönelik askeri planlar geliştirmeye paralel olarak, “Obama- Biden’ın başarısız kayırmacılık politikasından uzaklaşmak ve İran rejimiyle mücadele etmek için ilk adımları attık” diyor. “CIA Direktörü olarak bir numaralı görevim, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve onun yandaşlarıyla mücadele için ihtiyacımız olan araçlara sahip olduğumuzdan emin olmak” diyen Pompeo, “Başkan Trump, rejim değişikliğinin bizim görevimiz olmadığını ilan ederken ve ben de bu direktifi takip ederken, rejime baskı uygulamanın çökme olasılığını büyük ölçüde artıracağını biliyordum” açıklamasında bulunuyor. Görevinin ‘yönetimdeki bir anlaşmazlığın gölgesinde kaldığını’ belirtti. Trump, seçim kampanyasında Başkan Obama’nın 2015’te İran ile imzaladığı, esmi olarak Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşmadan çekilme sözü verdi. Bu çerçevede “Bu başarısızlıktan istediğimiz kadar çabuk geri adım atmadık” diyen Pompeo, “Başkanın tüm ulusal güvenlik ekibi -Savunma Bakanı James Mattis, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster- kalmanın doğru seçim olduğunu söylediler. Onlara göre anlaşmadan çekilmek, çok tehlikeli ve bizi savaşa sürükleyebilirdi” ifadelerini kullanıyor. CIA direktörü olarak, eski Dışişleri Bakanı John Kerry ve eski CIA direktörü John Brennan ve Biden’in düşünceleri gibi CIA direktörü olarak ‘aynı şeyleri düşündüğünü’ söylüyor. İran’a karşı bir destek ekibi olarak ‘İran’dan gelen nükleer tehdide karşı koymanın ilk adımının, nükleer anlaşmayı güçlü bir şekilde destekleyen analistleri dinlememek ve İran Devrim Muhafızları’na karşı bir destek ekibi olarak İran Cumhuriyeti Misyonu Merkezi kurmak’ olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, ‘Irak, Afganistan ve Rusya’da zor hedefler üzerinde çalışan deneyimli çalışanlarla sağlanan’ destek ekibinin başına ‘Mike’ adında bir ajan yerleştirdiğini de açıklıyor.
İran ile mücadelede ikinci adımın ise ‘uluslararası ortaklıklar kurmak’ olduğunu söyleyen Pompeo, “Hiçbir ilişki ABD’nin sahip olduğundan daha kritik değildi” diyor. Dönemin İsrail istihbarat servisi başkanı Yossi Cohen’e de övgüde bulunarak, “Benim durumumun aksine, o gerçek bir casus, geçen yüzyılın seksenlerinde başlayan, bir hikayesi olan bir işi var” diyerek, Cohen’i ‘korkusuz, yenilikçi ve çekici’ tanımlıyor ve problemin İran’da olduğuna dikkati çekiyor. CIA, birçok sorun arasında ‘İran’ı bir sorun’ olarak nitelendirirken Pompeo, ilk kez Şubat 2027’de İstihbarat Teşkilatı Başkanı olarak çıktığı ilk yurt dışı gezisinde Kudüs’teki King David Oteli’nde Cohen ile bir araya geldiklerini belirtiyor. Mike Pompeo, “İran’ı ezmek için ortak çalışmak, yüzde 100 entegrasyon gerektiriyor. Çok yakın bir aile ve dini ilişki kurmalı” diyor.

Beyrut saldırısı
Pompeo, kitabında Başkan Trump’ın ‘dünya kirli bir yer’ derken kesinlikle haklı bulduğunu anlatıyor. ABD Askerî Akademisi’ndeyken Beyrut’taki kışlalarında yüzlerce ABD Deniz Piyadesini öldüren ve yaralayan bir terör saldırısının olduğu 23 Ekim 1983 Pazar gününe değiniyor. Mike Pompeo, “Bunu ABD askerlerine kim yapar? Sebepleri nedir?” diye sorarken, “241 ABD askeri personelinin öldüğü ve 128 kişinin yaralandığı bombalama olayını İran destekli terör örgütü Hizbullah’ın ilk vücut bulmuş halinin gerçekleştirdiğini kısa sürede öğrendik” ifadelerini kullanıyor. Pompeo ayrıca, “İranlıların ABD askerlerini öldürdüğü o anı hiç unutmadım” diyor. Öte yandan 1979 yılında Günümüzdeki İran rejiminin kurucusu Ayetullah Humeyni liderliğindeki İran İslam devriminden, ardından Tahran’daki ABD büyükelçiliğine düzenlenen saldırıdan ve işçilerinin 444 gün rehin tutulmasından bahsediyor. “Bugün İran rejimi, İran’dan Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’e uzanan topraklarda bir Şii Hilali kurmak için savaşan bir terör grupları ağının arkasındaki güçtür” diyen Mike Pompeo, 1996 yılında Suudi Arabistan’da 19 ABD Hava Kuvvetleri personelinin öldürüldüğü El-Huber Kuleleri saldırısının arkasında İran’ın olduğuna dikkati çekiyor. Pompeo, “Şii İran rejimi, Sünni El-Kaide örgütüyle ortak hareket etti” diyerek, Tahran’ın bugün üssün üst düzey liderliğinin ana üssü olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, “El-Kaide’nin operasyonel karargahı Tora Bora, Afganistan veya Pakistan’da değil. Suriye veya Irak’ta değil. İran’ın başkentindedir” diyor. “İran rejimi aslında bir terör örgütüdür” diyen Pompeo, “Ancak çoğu terör grubunun aksine, Devrim Muhafızları’nın koruması altındaki rejim, devlet idaresinin tüm araçlarına sahip: uluslararası açıdan kabul görmüş sınırlar, Birleşmiş Milletler’de (BM) diplomatlar, bir para birimi ve geniş petrol yatakları, bankalar ve İran ekonomisinin diğer sektörleri üzerinde tam kontrol” ifadelerini kullanıyor.

Obama neyi mahvetti
Eski Dışişleri Bakanı, Trump’ın ‘Obama’nın bozduklarını’ nasıl düzeltmeye çalıştığını yazan Pompeo, nükleer anlaşmanın dezavantajlarını ve Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve İslami Cihad ve Yemen’de Husiler gibi gruplara İran desteğini yineliyor. Mike Pompeo, “Bu uğursuz projenin arkasındaki beyin, İran’ın gündemini bozmak için kararlı çabalarımızın odak noktası haline gelen Devrim Muhafızları’nın Kasım Süleymani adlı komutanıdır” diyor. Bu vizyon, Pompeo’nun anılarının Altıncı Bölümünün odak noktasını oluşturdu. Pompeo ayrıca, bir keresinde Süleymani’ye bir mektup yazdığını ve ‘kontrolü altındaki güçler tarafından Irak’taki ABD çıkarlarına yönelik herhangi bir saldırıdan onu ve İran’ı sorumlu tutacakları’ uyarısı yaptığını ifade ediyor. Trump’tan önce İran destekli grupların başlattığı saldırılarda ABD kayıplarına karşı çok hoşgörülü olan ABD yönetiminin politikasında ‘büyük bir değişikliğe’ dikkati çeken Mike Pompeo, Süleymani’nin mektuba hiçbir zaman yanıt vermediğini de sözlerine ekliyor. “Ancak iki yıl sonra 29 Aralık 2019’da Başkan Trump ile Florida’daki görkemli evi Mar-a-Lago’da bu kez Dışişleri Bakanı olarak oturuyordum. Yanımda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı vardı. Tehlikeli bir iş için oradaydık” diyen Pompeo, hedefin Kasım Süleymani olduğunu belirtiyor. Mike Pompeo, “Sadece birkaç gün içerisinde Süleymani ve İranlılar, onların şerrini desteklemeyi reddetmemizin tüm etkisini hissedecekler. Bunun yerine ABD saldırısını tadacaklar” diyor. Pompeo, “Süleymani küçük yapısına rağmen Orta Doğulu liderlerin kalbine gerçek bir korku saldı. İran’ın Irak, Lübnan ve Suriye’deki onlarca yıllık askeri harekâtının öncüsü olma eğiliminde olan Süleymani, 1998 yılından beri suçlu Kudüs Gücü birimine komuta ediyor. Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin bugün darmadağın olmasının ana nedeni bu birim” diyerek, Süleymani’yi Irak savaşında 600 ABD askerinin ölümünden sorumlu tutuyor. Bir gün Bağdat’a gittiğini ve İran’dan enerji kaynakları satın almamaya ikna etmek için dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi ile görüştüğünü açıklıyor. İbadi’nin de kendisine “Sayın Müdür, siz gidince Kasım Süleymani gelip beni görecek. Sen benim paramı alabilirsin. O, canımı alacak” dediğini söylüyor.
Daha sonra İran’ın Irak’taki ABD çıkarlarına yönelik tehditlerinin artması ortasında dönemin Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Adil Abdulmehdi de dahil olmak üzere diğer Iraklı yetkililerle yaptığı görüşmelerden bahsediyor. Pompeo, “Yaptırımları geri çekerek İran’ın lehine davranmayı reddetmemizin sonuçları 14 Eylül 2019’da da belli oldu. İran’ın bir ABD dronunu düşürmesinden yaklaşık iki ay sonra, İran’dan Suudi Arabistan’ı vurmak için seyir füzeleri fırlatıldı. Hedefler, Suudi Aramco’ya ait büyük petrol tesisleriydi. Böylece saldırı, küresel enerji kaynakları için bir tehdit oluşturdu” diyor. Tesisleri çalışır duruma getirmek için ABD ile Suudi Arabistan arasındaki işbirliğine atıfta bulunan Mike Pompeo, “Aramco bu bağlamda harika bir iş çıkardı. Suudiler de bu tehlikeli zamanda ne yapmaya hazır olduğumuzu öğrenmek istediler. Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri göndermemizi başkana tavsiye ettim. Onlara savunma silahları sağlamayı kabul etti. Ancak ABD’nin doğrudan eylemle bir saldırı gerçekleştirmesi ve İran’ın bedelini ödemesi yönündeki tavsiyemin ikinci bölümünü reddetti” diyor.

Süleymani imha edildi
Kısa bir süre önce ABD güçleri, bir ABD’li müteahhidin öldürüldüğü bir saldırıya yanıt olarak Irak Hizbullah Tugayları’nı hedef aldı. Bir başka saldırının ardından Pompeo, Başkan Trump’ın 29 Aralık 2019’da Mar-a-Lago’da Savunma Bakanı Mark Esper ve Genelkurmay Başkanı General Mark Milley’in katılımıyla düzenlediği bir toplantıya katıldı. Bu çerçevede Pompeo, “Sayın Başkan, Süleymani Beyrut’tan Şam’a oradan da Bağdat’a gidiyor. Ticari uçuşlarda uçar ve uçuş rotasını bilir. Daha fazla Amerikalıyı öldürmeyi planlıyor. Bu canice çabalardaki liderliğini durdurmak için gerekli araçlara sahibiz. 2 ABD dronunu düşürdüler. Suudi Arabistan’a balistik füzeler ateşlediler. Şimdi de bir Amerikalıyı öldürdüler. Hepsini de General Süleymani’nin talimatıyla yaptılar. Cinayet dolu hükümranlığını durdurmanın zamanı geldi. Bu meşru bir askeri hedef” diyor. Pompeo ayrıca, “Süleymani’yi öldürerek, saldırıya geçmek şok edici bir olay olur. Doğal olarak ABD, 11 Eylül sonrası dünyada bir terörist liderden kurtulur” ifadelerini kullanıyor. “Bu durum başka bir general gelecek. Ama İran’da kimsede o güç, beyin, gaddarlık ve genel çekicilik kombinasyonu yok. Çünkü onu değiştirmeye çalışmak, orijinal Rembrandt tablosunu sahtesiyle değiştirmeye çalışmak gibidir” diyen Pompeo, Başkan Trump’ın büyük riskleri anladığını vurguluyor. Mike Pompeo, “Hepimizin yaptığı gibi. Ancak tetiği çekmenin zamanı geldi” diyen Pompeo, “Milley ve Esper, Başkan’a önerilen plan hakkında bilgi verdi. Saldırıdan sonra bunun rejimin başını kesmeye yönelik bir girişim olmadığını belirginleştirmek için İranlılarla doğrudan iletişim kurmaya hazır olduğumuzu, ancak onların arzusu buysa gerilimi tırmandırmaya hazır olduğumuzu da ekledim” ifadelerini kullanıyor. Bu bağlamda Pompeo, Trump’ın ‘hadi’ yanıtını verdiğini söylüyor. Operasyon tarihi, Süleymani’nin birlikte Hizbullah Tugayları kurucusu Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından karşılandığı Bağdat Uluslararası Havalimanı’na gelişiyle, 3 Ocak 2020 olarak belirlendi. Bu çerçevede “Konvoyu yola çıkarken, ABD yapımı MQ-9 Reaper her hareketini takip etti. Süleymani’nin arabası havaalanından ayrılırken, üzerine cehennem ateşi füzeleri düştü. ABD caydırıcı bir darbe indirdi. Süleymani artık kimseyi incitmeyecek” diyor.



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.