Bakan Koca, SMA hastaları için iki ilacın tedavi rehberinde yer alacağını bildirdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Bakan Koca, SMA hastaları için iki ilacın tedavi rehberinde yer alacağını bildirdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, SMA hastaları için solüsyon şeklindeki ilacın ruhsatlandırma aşamasına geldiğini, böylelikle iki ilacın tedavi rehberinde yer alacağını bildirdi.
Bakan Koca, SMA Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı yazılı açıklamada, toplantıda SMA taramalarının sonuçları, tedavisi devam eden hastaların tedavi süreçleri ve tedavi yöntemlerindeki son gelişmelerin ele alındığını belirtti.
SMA'nın kalıtsal, ilerleyici, kronik, nörolojik bir hastalık olduğunu anımsatan Koca, "2016'ya kadar dünyada bilinen bir tedavisi olmayan bu hastalık dolayısıyla hastalığın Tip-1 formu görülen bebeklerin yüzde 90'ına yakınını 2 yaşına gelmeden kaybediyorduk. 2016'da 'nusinersen' etken maddeli ilacın dünyada uygulanmaya başlanmasından sonra bu bebekleri hayatta tutmak için bir imkan oluştu. Bu gelişmenin hemen akabinde ülkemizde pek çok dünya ülkesinde örnek olabilecek şekilde nusinersen tedavisi tüm hastalarımıza ücretsiz verilmeye başlandı. Şu anda 1024 hastamız bu tedaviyi ücretsiz alıyor." bilgisini paylaştı.
Zaman içerisinde bilimsel verilerin bu tedavinin daha etkin olması için mümkün olan en erken zamanda uygulanmasının gerekliliğini gösterdiğinin altını çizen Koca, bu kapsamda Mayıs 2022'de Türkiye genelinde SMA yenidoğan taramalarının başlatıldığına dikkati çekti.
Bakan Koca, "Bu kapsamda bugüne kadar 753 bin 350 bebek SMA açısından tarandı. Bu bebeklerden ilaç tedavisi alması gerektiği hekimlerince tespit edilenlere en kısa sürede tedavilerini ulaştırdık. Yenidoğan tarama programında tanı alarak nusinersen tedavisinin yükleme dozu tamamlanan bebeklerimizde ilk 6 aylık süreçte sağ kalım oranımız yüzde 100 olarak gerçekleşti." ifadesini kullandı.

"Ülkemiz, evlilik öncesi tarama programını yapabilen birkaç ülkeden biri"
SMA Bilim Kurulu'nun hastalığın önlenmesine yönelik son 5 yılda yaşanan gelişmeleri de titizlikle takip ettiğini ve bu çerçevede dünyada çok az ülkenin yapabildiği evlilik öncesi tarama programının hayata geçirildiğini belirten Koca, "Bu program hem yeni evlenecek çiftleri hem de istemeleri halinde bu uygulama başlamadan önce evlenen çiftleri kapsıyor. Bu taramada SMA taşıyıcılığı saptanan çiftlere genetik danışmanlık ve sağlıklı bebek sahibi olmalarını sağlayacak seçici gebelik uygulaması ücretsiz sağlanıyor. Ülkemiz bunu dünyada yapabilen birkaç ülkeden biridir." değerlendirmesinde bulundu.

Solüsyon şeklindeki SMA ilacının ruhsatlandırılması için son aşamaya gelindi
Bakan Koca, ilk ilaç tedavisinin hastalara ulaştırılmasının ve verilerinin takip edilmesinin yanı sıra SMA'da kullanılmak üzere geliştirilen diğer ilaçlarla ilgili bilimsel gelişmelerin de Bilim Kurulunca yakından izlendiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Bu bağlamda nusinersen ile birlikte 'risdiplam' etken maddeli ilaç ve Zolgensma isimli ilaçlarla ilgili tüm veriler de izlenmektedir. Bu tedavilerin üçü de gen temelli tedavilerdir. Her üç tedavinin de birbirlerine üstünlüğü gösterilememiştir.
Bunlardan risdiplam etken maddeli ilacın ülkemize girmesi için gerekli yasal prosedürler ilgili firma tarafından tamamlanarak başvurusu yapılmıştır. Hastalarımıza solüsyon şeklinde oral yolla verme olanağı da sunacak bu ilaçla ilgili bilimsel veriler değerlendirilmiş, ilgili ilacın ruhsatlandırılması için son aşamaya gelinmiştir. Bilim kurulumuzca yapılan bugünkü toplantımızda ilacın ne şekilde hazırlanıp, hastalarımıza nasıl ulaştırılacağına kadar sağlık sistemimizin üzerine düşen tüm detaylar titizlikle değerlendirilmiştir. Bu ilaçla ilgili ruhsat sürecini önümüzdeki günlerde sonuçlandırmış olacağız. Bu ilacın etkinliği bilinen nursinersen tedavisinin uygulanmasının güç olduğu hastalar için seçenek olarak sunulmasına karar verilmiştir. Ülke verileri arttıkça Bilim Kurulu tarafından uygulama esasları yeniden gözden geçirilecektir."
Koca, böylelikle SMA hastaları için artık iki ilacın tedavi rehberinde yer alacağını vurguladı.

"Zolgensma tedavisinin semptomlu hastalara fayda göstermediği bilinmektedir"
Sağlık Bakanı Koca, "gen tedavisi" olarak da bilinen Zolgensma isimli tedaviyle ilgili SMA Bilim Kurulu'nda, yapılan değerlendirmelere ilişkin tüm bilimsel veriler ve gelişmelerin yakından takip edildiğinin altını çizdi.
Bakanlık için esas olanın Bilim Kurullarının değerlendirmesi ve hastaların global aktörlerin vereceği zararlardan korunması olduğunu vurgulayan Koca, "Bu anlamda adı geçen ilaçla ilgili gerek bilimsel veriler gerekse hastalar üzerine uygulamalar konusunda ciddi çekinceler oluşmuştur. İlacın Amerika Birleşik Devletleri'nde ruhsatlandırılmasına esas teşkil eden deneyin sonuçlarında tutarsızlıklar görülerek bu verilerin yer aldığı bilimsel yayın çok prestijli bir bilimsel dergiden kaldırılmak zorunda kalmıştır." bilgisini paylaştı.
İlacın etkisiz olduğu açıkça bilinen solunum cihazına bağımlı Tip-1 ve bazı Tip-2 hastalar ile semptomları ilerlemiş çocuklara, ailelerinin hayalleriyle oynanması pahasına, yurt dışında bazı hekimler tarafından belli bazı ülkelerde ilaç uygulamaları yapıldığını aktaran Koca, şöyle devam etti:
"Bu noktada ülkemizde doğan her SMA'lı bebeğin etkinliği bilinen bir tedaviyi aldığını ve yapılan SMA yardım kampanyalarının hiçbirine Sağlık Bakanlığı olarak onay vermediğimizin bilinmesini isteriz. Zolgensma tedavisinin semptomlu hastalara fayda göstermediği bilinmektedir. Ancak semptom gösteren, hatta cihaza bağlı ve tedaviden hiçbir fayda görmeyecek bu hastalar için dahi kampanyalar yapılmaktadır. Hatta onayımız dışında, bu tür kampanyalarla yurt dışına götürülerek Zolgensma tedavisi alan ve yarar görmeyince tekrar nusinersen tedavisine devam etmek için Bakanlığımıza başvuru yapılan çok sayıda bebeğimiz mevcuttur.
Tüm bu tabloya rağmen hastalarımıza ek bir fayda sağlayabileceği ihtimalini göz ardı etmemek için ilgili firma yetkilileri ile ülkemize ilacın girişi için yasal bir başvuruları olmamasına rağmen görüşülmüş ve bilimsel kanıtları temin edilerek Bilim Kurulumuza bu veriler yeniden sunulmuştur. Bilim Kurulumuzca yapılan değerlendirmede, Zolgensma isimli ilaçla tedavinin, diğer tedavilere üstünlüğünü gösteren karşılaştırmalı bir bilimsel çalışmanın halen bulunmadığı görülmüştür."

"SMA Bilim Kurulumuz en kısa sürede değerlendirmeyi yapacak"
Ayrıca Avrupa İlaç Ajansı'nın Zolgensma tedavisinde ortaya çıkan yan etkiler nedeniyle 12 aydan büyük çocuklara yakın zamanda kısıtlama getirdiğine dikkati çeken Koca, şu açıklamalarda bulundu:
"Bu durum Bilim Kurulumuz tarafından yakından takip edilmektedir. Ancak Zolgensma isimli ilacın 0-6 hafta yenidoğan taramasından gelen semptomu olmayan SMA Tip-1 bebekler üzerinde diğer ilaçlara benzer etkinliği olduğunu gösteren son 5 ay içerisinde yayınlanan çalışmalar bulunmaktadır. Yeni bir inceleme yapılması için ilgili firmadan gerçek yaşam verileri talep edilerek yeni bir değerlendirme yapılmasının uygun olacağı düşünülmüştür. SMA Bilim Kurulumuz en kısa sürede bu değerlendirmeyi yapacaktır."
SMA tedavisinde dünyada kullanılan üç ilaçtan nursinersen ülkemizde ruhsatlandırılmış, risdiplam ruhsat müracaatını yapmış ve son aşamaya gelmiştir. Zolgensma ise ruhsatlandırmaya esas hiçbir girişimde bulunmamıştır. Tedavinin izlenebilir ve güvenli uygulaması açısından ruhsatlandırma son derece önemlidir."

"Ailelerimizin umudunun ticari amaçlara alet edilmesine rıza göstermeyeceğiz"
Bakan Koca, SMA hastaları ve aileleri için gerçekçi beklentilere dayalı sağlık hizmeti ve bakımını, standart bakım kurallarına uyarak en üst düzeyde sürdürmeyi hedeflediklerini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Özellikle belirtmek isteriz ki umudun suistimaline şimdiye kadar izin vermediğimiz gibi bundan sonra da izin vermeyeceğiz. Ailelerimizin umudunun ticari amaçlara alet edilmesine rıza göstermeyeceğiz. Daha önce çocuklarımızın denek olarak kullanılmasına izin vermeyeceğimizi beyan etmiştik. Bu konumumuzu koruduğumuzun bilinmesini isteriz. Ancak bilimsel kanıtla etkinliği ispat edilmiş her tedavi için ise gereken kolaylığı sağlamaya hazırız."
 



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.