Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
TT

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA

İbrahim Kalın, İsveç'in NATO üyelik sürecine dair, "Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünce 7. Tematik Kış Kampları kapsamında düzenlenen "Diplomat Akademi Kampı" programı çıkışında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, İsveç ve Finlandiya ile gerçekleştirilen Daimi Ortak Mekanizma toplantılarının ertelendiğini hatırlatarak, "Bir sonraki toplantı için tarih öngörülebilir mi? Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Finlandiya'nın NATO üyeliğine ilişkin 'Farklı bir mesaj verebiliriz' açıklaması oldu. Bu mesaj ne olacak, bu konuda ne gibi adımlar atılması gündemde?" sorusu üzerine Kalın, İspanya'nın başkenti Madrid'de yapılan NATO Zirvesi'nde, üyelik sürecinin nasıl onaylanacağına dair birtakım ilkeler üzerinde mutabık kalındığını, Üçlü Mekanizma kurulduğunu ve mekanizmanın da iki toplantı yaptığını anımsattı.
Kalın, Daimi Ortak Mekanizmanın üçüncü toplantısının bu hafta Brüksel'de gerçekleştirileceğini ancak İsveç'te yaşananlar sonrası toplantıyı ertelediklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bundan sonra özellikle İsveç bağlamında yaşanacak gelişmeler, atılacak adımlara bağlı olarak belirlenecek bir tarih, şu anda önümüzde kesinleşmiş bir tarih söz konusu değil. Baştan beri birtakım objektif ilkeler koyduğumuzu ifade ettik. Bu, Türkiye'nin milli güvenliğine tehdit teşkil eden terör unsurları ortadan kaldırılmadığı sürece üyelik sürecinin ilerlemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirttik. Bu süre zarfında hem İsveç ve Finlandiyalı mevkidaşlarımızla hem NATO Genel Sekreterliği ve diğer NATO üyesi ülkelerle yaptığımız görüşmelerde adım atıldığında Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söyledik."
Terör örgütleri FETÖ, PKK ve benzeri yapıların söz konusu ülkelerden temizlendiği ve bu ülkelerin terör örgütleri için "güvenli liman" olmaktan çıktığı zaman Türkiye'nin de bunları karşılıksız bırakmayacağını vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:
"Zira biz prensipte NATO'nun genişleme ilkesini destekliyoruz. NATO ittifakının da önemli bir üyesi ve müttefiki olarak bu süreci olumlu değerlendirdiğimizi ama atılması gereken adımlar olduğunu ifade ettik. Bilindiği gibi İsveç, geçen sene bir anayasa değişikliği yaptı ve terörle mücadele yasasını bu anayasa değişikliği çerçevesinde yeniden yazıyor. Bunun için biraz zamana ihtiyacı olduklarını, özellikle de yeni terörle mücadele yasasını tamamlamak için hazirana kadar bir süreye ihtiyaç duyduklarını zaten ifade ettiler. Biz de bunu bütün müttefiklerimize ve herkese açık bir şekilde ifade ettik. Dedik ki burada herhangi bir gecikme söz konusu değil, bu bizden kaynaklanan bir durum değil. Zira diğer ülkeler temmuz ayında yapılacak NATO zirvesi öncesinde bu ülkelerin de üye olmasını istiyorlar. Bu yönde görüş beyan ediyorlar.
Biz de onlara, burada Türkiye'den kaynaklanan herhangi bir blokaj veya gecikme söz konusu değil. İsveç, terörle mücadele yasasını yazıp ve bunu uygulamaya geçirdikten sonra Türkiye'nin bu konudaki taleplerini daha rahat, yasal bir güvence ve çerçeve içerisinde yerine getirebileceğini ifade ediyor. Dolayısıyla bu süreyi isteyen İsveç, bu tamamlandığında biz de duruma tekrar bakar buna göre bir değerlendirme yaparız diye ifade ettik. Şimdi bu süre zarfında Finlandiya özelinde İsveç'tekine benzer hadiseler yaşanmadı."

"Türkiye'nin kaygıları giderilirse olumlu adım atacağımızı ifade ettik"
Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem Finlandiya hem NATO müttefiki ülkelere hem de aslında İsveç'e bir mesaj vererek, bu konuda olumlu adım atıldığı takdirde Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söylediğini hatırlatarak, "İsveç ve Finlandiya bu çağrıyı değerlendiriyor. Bilindiği gibi İsveç ve Finlandiya bu sürece birlikte başladılar ve birlikte devam etme yönünde bir irade ortaya koydular. Biz buna saygı duyuyoruz." dedi.
Mevkidaşlarıyla son birkaç gündür bu konuları görüştüğünü bildiren Kalın, "Bu konuda nasıl bir değerlendirme yaparlar, nasıl bir teklifle gelirler, yeni bir süreç mi başlatırlar onu göreceğiz. Bu onların takdirinde ama bizim açımızdan ortaya konan üçlü mutabakat ve mekanizma çerçevesinde adımlar atılır, Türkiye'nin bu konudaki güvenlik kaygıları giderilirse biz de olumlu adım atacağımızı ifade ettik. Bunların tersi yönünde gelişmeler olursa ki İsveç'te son bir ayda yaşanan hadiseler maalesef bu yönde oldu. Yani kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in yakılması, Cumhurbaşkanımızı hedef alan menfur gösterilerin yapılması ve bunlara müsaade edilmesi hangi yasal çerçeve yahut işte özgürlük vesaire tanımı adı altında olursa olsun bizim için kabul edilemezdir." ifadelerini kullandı.
Kalın, Türkiye'nin tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayarak, "Bu görüşmeleri de erteledik. Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz. Bundan sonra Finlandiya farklı bir değerlendirme yapar mı, ayrı bir şekilde bir yeni süreç başlatırlar mı? Bu onların takdirinde olan bir konu. Kendileriyle görüşüyoruz, istişare halindeyiz. Belki önümüzdeki günlerde, haftalarda bu konuda bir netlik oluşur. Onlar da bir değerlendirme yaparlar. Nitekim benim bugün ve yarın da mevkidaşlarımla telefon görüşmelerim olacak. Dışişleri Bakanımız da mevkidaşlarıyla görüşüyor. O görüşmeler ve istişareler neticesinde biz de buna göre durumu tekrar bir değerlendirip bir karar vereceğiz." diye konuştu.

"Bunlar birbirinden ayrı süreçler"
Bir gazetecinin, "Özellikle İsveç'in Finlandiya'nın üyeliği konusunda ABD'nin olası bir kriz durumunda F16 alımında bunu masaya bir unsur olarak ekleyeceği iddiaları var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Kalın, şu yanıtı verdi:
"F16 programıyla ilgili Kongre'nin böyle bir ön şart getireceğine dair şeyleri biz de duyuyoruz. Bu tür rivayetler yahut değerlendirmeler yapılıyor. Yönetimin böyle bir talebinin yahut arzusunun olmadığı iletildi. Bizim değerlendirmemiz bu yönde. Eğer Kongre'de mesela Menendez gibi bazı senatörler, bunu bir ön şart olarak getirirlerse ama eş zamanlı olarak da Yunanistan'ın F35 talebine olumlu cevap verirlerse, çok açık bir şekilde NATO ittifakı içerisinde tarafsızlık pozisyonlarını yitirmiş olurlar. Bunu bir ön şart haline getirirlerse bu Türkiye açısından asla kabul edilemez bir durumdur. Bizim bunu esas alarak herhangi bir adım atmamız söz konusu olmaz. Bunu da açıkça ifade ediyoruz burada.
Yani F16 programını, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine bağlı hale getirirlerse onu hiç gündemlerine almamaları daha iyi olur. Bizim o yönde bir geri adım atmamız söz konusu değil. Bunlar birbirinden ayrı süreçlerdir. Biz F16 programını hem kendi hava kuvvetlerimiz için, hem NATO ittifakı içerisinde hava gücümüzü kuvvetlendirmek için bir değerli alternatif olarak görüyoruz. Ama Amerikan yönetimi yahut Kongresi yani bu konuda kendince birtakım ön şartlar ileri sürer, 'Şöyle yapmazsanız bu olmaz' vesaire gibi bir yaklaşım içerisine girerse biz kendi yolumuza da devam ederiz. Yani burada böyle elimiz kolumuz bağlı oturacak halimiz yok. Türk Silahlı Kuvvetleri kendi modernizasyonu için kendi imkanlarını geliştirmek için başka alternatifler bakmaya devam eder."
Kalın, Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı gibi kendi milli imkanlarıyla yeni teknoloji ve kabiliyetler geliştirmeye devam edebileceğini vurgulayarak, "Bildiğiniz gibi SİHA teknolojisi alanında son yıllarda muazzam aşamalar katedildi. Bildiğiniz gibi TB2, Akıncı derken Kızılelma yakında açık uçuşlara başladı ve yakında inşallah envantere de girecek." dedi.
Söz konusu imkan ve kabiliyetlerle Türkiye'nin artık çok ileri noktalara geldiğini belirten Kalın, "Bazılarının iddia ettiği gibi 'Her konuda dışarıya bağımlı, F16 gelmezse Türk Silahlı Kuvvetleri aciz kalır, terörle mücadele edemez, kendini koruyamaz' gibi bir şeyler söz konusu bile değil. Hamdolsun milli güvenliğimizi, sınır güvenliğimizi sağlamak, terörle mücadele ve hava güvenliğimizi sağlama noktasında kendi imkan ve kabiliyetlerimizi de her gün geliştirmeye devam ediyoruz. Bu yönde de her türlü imkan ve kabiliyeti harekete geçirmeye devam edeceğiz." diye konuştu.
Kalın, ön şart durumunda programın sona erip ermeyeceğini sorusunu "Böyle bir ön şartla ilgili nasıl bir şart getireceklerine bağlı. Biz sona ermesini arzu etmeyiz, programın devam etmesini isteriz. Biden yönetiminin de niyetinin ve arzusunun bu yönde olduğunu biliyoruz ama Kongre engelini aşamazlarsa veya bir şekilde bu mevzu Kongre'de takılırsa o zaman duruma bakar yeni bir değerlendirme yaparız." şeklinde yanıtladı.

"Suriye ile yürütülen müzakerelerde İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar"
Kalın, "Türkiye-Suriye-Rusya üçlü görüşmeleri devam ediyor ve yeni bir toplantı gündemde. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da İran'ın da katılabileceği yönünde açıklaması var. Yeni toplantının yeri, tarihi belli oldu mu, İran katılacak mı?" sorusuna, şu yanıtı verdi:
"Henüz yeri ve tarihi belli değil ama Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi biz İran'ın bu sürece dahil olmasından memnuniyet duyarız. Son tahlilde Suriye sahasında da önemli bir aktördür İran. Dolayısıyla Rusya arabuluculuğunda Suriye ile yürütülen müzakerelere İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar. Çünkü Suriye sahasından Türkiye'ye dönük terör tehditlerini ortadan kaldırmak, sınır güvenliğimizi sağlamak ve Suriyeli mültecilerin evlerine, ülkelerine güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde dönmelerini sağlamak için yapacağımız müzakerelerde İran'ın bulunması da bu süreci rahatlatır, katkı sağlar. Biz bundan memnuniyet duyarız. Dışişleri Bakanlarımız görüşüyorlar. Bir tarih üzerinde, bu ay içerisinde olabilir ama henüz kesinleşmiş bir tarih ve yer söz konusu değil. Ama önümüzdeki haftalarda bu toplantının da gerçekleşmesini bekleyebiliriz."
Rusya-Ukrayna Savaşı'nda bazı ülkelerin Ukrayna'ya mühimmat yardımında bulunmasının gündemde olduğu hatırlatılarak, Türkiye'nin bu yönde bir planı olup olmadığı sorulan Kalın, şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanımız başından beri, 'Bu savaşın kazananı olmaz, barışın da kaybedeni olmaz' diye ifade etti. Tabii ki toprakları işgale uğramış Ukrayna'nın, nefsi müdafaa yaparak topraklarını işgalden kurtarmak için harekete geçmesi en doğal hakkıdır. Onların bu mücadelesini böyle değerlendirmek gerekir. Fakat öte yandan savaşın yayılması, genişletilmesi ve uzatılması başka soruları da beraberinde getiriyor. Acaba bu sorunu çözmenin yolu bu mudur, buradaki nihai oyun planı nedir? Bu soruları da sormamız gerekiyor. Biz baştan beri iki tarafı da bir araya getirmek için yoğun bir diplomatik mücadele verdik, vermeye de devam ediyoruz.
Farklı düzeylerde ve şekillerde, esir mübadelesinden tahıl sevkiyatına, Zaporijya Nükleer Bölgesi'nin güvence altına alınmasından savaşın sonlandırılmasına yönelik müzakerelere kadar, farklı alanlarda girişimlerimiz bugün de devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Bir an önce tarafların müzakere yoluyla bu meseleyi hal yoluna koyacak bir yola girmelerini telkin ediyoruz, tavsiye ediyoruz. Bu yönde de çaba sarf ediyoruz. Önümüzdeki 2-3 hafta içinde savaşın birinci yılına gireceğiz. Umarız bu süre daha fazla uzamaz. Savaş derinleşmez ve yaygınlaşmaz. Zaten şu ana kadar çok büyük bir yıkıma, binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Bundan sonra da dünyanın bütün çabasını, gayretini, savaşın sonlandırılmasına, ama adil sürdürülebilir bir çözüm temelinde yani Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve güvenliği temelinde savaşın sona ereceği plana doğru odaklanması gerektiği kanaatindeyiz."
Kalın, yeni bir esir takası ya da yaralıların tahliyesi için yeni bir koridor oluşturulmasının gündemde olup olmadığı sorusunu Kalın, "Evet bu gündemde, konuşuyoruz. Farklı düzeylerde zaten bazı mübadeleler zaman zaman yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu yönde devam ediyor, bu konuda da somut bazı sonuçlar elde etmeyi arzu ediyoruz." diye yanıtladı.
 



Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
TT

Konstantinopolis ve İstanbul... Tek şehir, iki imparatorluk ve bin yıllık tarih Londra'daki sergide buluşuyor

Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)
Sergiden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Bir şehrin bin yıllık dönüşüm hikâyesi nasıl anlatılabilir? Tarihin önemli dönüm noktaları sınırlı bir sergi alanına nasıl sığdırılabilir? Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi, 7 Kasım Cumartesi günü ziyaretçilere açılacak “Konstantinopolis'ten İstanbul'a: Tek Şehir, İki İmparatorluk” başlıklı sergiyle bu sorulara yanıt arıyor.

Tarih, sanat, din, siyaset ve toplumsal yaşamı tek bir mekânda buluşturmak kolay değil. Sergi, bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken daha önce hiç sergilenmemiş nadir tarihî eserlerin yanı sıra yurt dışındaki kurumlardan ödünç alınan parçalarla anlatımını zenginleştiriyor.

Başlangıç

Sergi alanına girildiğinde ziyaretçileri, bugünkü İstanbul'un canlı ve etkileyici görüntüleri karşılıyor. Kendine özgü mimarisi, Boğaz'ın dalgaları ve sokakların sesleriyle hazırlanan görsel sunum, ziyaretçileri doğrudan şehrin atmosferine taşıyor ve farklı yönlerini keşfetmeye hazırlıyor.

Tarihsel ayrıntılara odaklanan sergi, kentin kuruluşundan ve yüzyıllar boyunca değişen adlarından başlıyor. İmparator I. Konstantin, 330 yılında şehre “Yeni Roma” adını vermişti. Ancak bu isim kısa sürede yerini “Konstantinopolis”e bıraktı. “İstanbul” adı ise resmî olarak Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1930 yılında kabul edilmeden önce yüzyıllar boyunca halk arasında diğer adlarla birlikte kullanılıyordu.

Şehrin eski surlarını ve tarihî dokusunu betimleyen çizimlerin ardından, kentin sosyal ve siyasi merkezi olan Hipodrom'a geçiliyor. Hipodrom'dan günümüze kalan eserler arasında bronz bir kaz heykeli de bulunuyor. Bu eser, Venedik'teki San Marco Bazilikası'nın cephesiyle ilişkilendirilen ünlü bronz atlar ve bugün İstanbul'daki meydanlardan birinde bulunan Yılanlı Sütun ile birlikte eski at yarışları alanından günümüze ulaşan az sayıdaki kalıntı arasında yer alıyor.

Gökyüzünden yeryüzüne

İstanbul'un tarihini, dinin kültür, sanat ve mimari üzerindeki etkisine değinmeden anlatmak mümkün değil. Sergide bazı ikonalar ve küçük bir Hz. Meryem heykelini çevreleyen kaya kristalinden yapılmış etkileyici bir eser de dahil olmak üzere çok sayıda parça ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

Dini tasvirlerin figüratif anlatımdan sembolik anlatıma uzanan dönüşümü de sergide ele alınıyor. Bu değişim, Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin ardından kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya'nın tasvirlerinde de görülüyor.

Sergide aktarılan bilgilere göre Osmanlılar, Ayasofya'nın mimari özelliklerine ve tarihî geçmişine büyük değer verdi. Sultan Abdülmecid, 1847 yılında yapının restorasyonu için İtalyan mimarlar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşleri görevlendirdi. Fossati kardeşlerin hazırladığı çizimler sayesinde Batılı ziyaretçiler Ayasofya'nın iç mekânını ilk kez görme imkânı buldu. Restorasyon çalışmaları sırasında, aralarında Hz. Meryem tasvirlerinin de bulunduğu, üzeri kapatılmış çok sayıda Bizans mozaiği ortaya çıkarıldı.

Ayasofya, sergide yalnızca simgesel bir yapı olarak değil, özellikle kentteki camiler başta olmak üzere farklı mimari eserlerin gelişimini etkileyen önemli bir örnek olarak da ele alınıyor.

xz xc
Ayasofya Camii'nin iç mekânını tasvir eden 1852 tarihli tablo (Şarku’l Avsat)

“Tek Şehir, Birden Fazla Din” başlıklı bölümde ise İstanbul'un farklı inançları bir arada barındıran tarihine ışık tutuluyor. Çok sayıda el yazması, Kur'an-ı Kerim ve farklı dinî eserlerin yer aldığı bölümde, müzenin koleksiyonunda bulunan 1650-1700 yılları arasına tarihlenen bir Kur'an-ı Kerim de sergileniyor.

 cs
Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini pano (Şarku’l Avsat)

Bu eserin yanında Kâbe'yi ve Mescid-i Haram'ı tasvir eden çini bir pano ile çok sayıda parçadan oluşan bir Kur'an-ı Kerim'i muhafaza etmek üzere tasarlanmış, ahşap, fildişi ve sedef işlemeli büyük bir sandık bulunuyor. Sandığın, Sultan I. Mahmud'un Ayasofya Camii'ndeki kütüphanesi için özel olarak yaptırıldığı belirtiliyor.

İhtişam ve zenginlik

İstanbul tarihinin bir diğer önemli boyutunu ise sanat eserlerinde, kıyafetlerde ve mimaride kendini gösteren ihtişam ve zenginlik oluşturuyor. Bu dönemde altın, fildişi, mermer ve bronz gibi değerli malzemeler kullanan imparatorluk atölyeleri önemli eserler üretti. İpek ise nadirliği ve yüksek değeriyle kentin öne çıkan ürünlerinden biri haline geldi.

vbt
Haremeyn'e hediye edilmek üzere hazırlanan iki dokuma eser; kırmızı olan Mekke'deki Mescid-i Haram, yeşil olan ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yapıldı.

Sergi, saraylar, kıyafetler ve dokuma eserler üzerinden ziyaretçilere bu ihtişamlı dönemin izlerini sunuyor. Bizans yönetiminden Osmanlı dönemine uzanan anlatıda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin ve farklı saray koleksiyonlarının hazinelerinden seçilen eserler, dönemin zanaatkârlığını, gösterişini ve zenginliğini gözler önüne seriyor.

İmparatorluk atmosferini anlatmak için resmî törenler ve geçit alaylarına da yer veriliyor. Bu törenler, devletin gücünü ve egemenliğini sergilemenin önemli araçlarıydı. Sergide, ayrıntılı biçimde resmedilmiş Osmanlı imparatorluk alayını gösteren uzun bir resimli rulo da bulunuyor.

Resmî geçitlerden daha küçük ölçekli törenlere uzanan anlatıda, “Beşik Alayı” geleneği de ele alınıyor. Bu gelenek kapsamında, hükümdar ailesinde dünyaya gelen bir bebeğe hediye edilmek üzere mücevherlerle süslenmiş bir beşik saraydan çıkarılarak şehir sokaklarında törenle taşınıyordu. Sergide, İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonundan ceviz ağacından yapılmış ve sedef kakmalarla süslenmiş bir beşik örneği yer alıyor.

Serginin devamındaki vitrinlerde padişahlar ve haremdeki kadınlar için hazırlanan gösterişli kıyafetler sergileniyor. Altın ipliklerle dokunmuş ipek bir kaftanın yanı sıra kadife ve gümüş ipliklerle süslenmiş bir at örtüsü de dikkat çekiyor. Söz konusu örtü, 1600 yılı dolaylarında düzenlenen bir geçit töreninde kullanılan gösterişli bir at kıyafetinin parçasıydı ve Atina'daki Benaki Müzesi'nden ödünç alındı.

Bu bölümde ayrıca kutsal topraklara gönderilmek üzere hazırlanan dokuma eserler de bulunuyor. Bunlardan biri Mekke'deki Mescid-i Haram için kırmızı, diğeri ise Medine'deki Mescid-i Nebevi için yeşil renkte hazırlanmış.

Diplomasi ve kıyafetler

Diplomatik ilişkilerde saray kıyafetleri de önemli bir rol oynuyordu. Sergide yan yana yerleştirilen iki tablo, İngiliz büyükelçisinin İstanbul'da padişaha takdim edilmesi sırasında yaşananları tasvir ediyor.

İlk tabloda, Batılı kıyafetleri içindeki büyükelçi ve beraberindekiler, sadrazamla görüşürken görülüyor. Salonun bir köşesinde ise kendilerine hediye edilecek kaftanlardan oluşan bir yığın dikkat çekiyor. İkinci tabloda ise İngiliz heyetinin Osmanlı kıyafetleri giyerek padişahın huzuruna çıktığı sahne yer alıyor.

Serginin öne çıkan eserleri arasında, Venedikli ressam Gentile Bellini tarafından 1479 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi de bulunuyor. Londra'daki National Gallery'den ödünç alınan portre, koleksiyonun en dikkat çekici parçalarından biri.

Ayrıca 1574 yılında hayatını kaybeden Sultan II. Selim'in türbesinden getirilen, fildişi ve mücevherlerle süslenmiş bir kemer de Osmanlı giyim tarihinin önemli örnekleri arasında sergileniyor.

Şehir yaşamı

Serginin en ilgi çekici bölümlerinden biri, İstanbul'daki gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanıyor. Kentin farklı bir yüzünü yansıtan bu bölümde, toplumsal çeşitlilik ve dinî hoşgörü ön plana çıkıyor.

Kahvehaneler, hamamlar, müzik ve Batı kültürünün toplumsal beğeni üzerindeki etkisi ele alınıyor. Özellikle Paris modasının modern İstanbul'daki giyim ve tasarım anlayışına etkisi dikkat çekiyor. Diğer yandan Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyılda Avrupa üzerindeki etkisi de müzenin koleksiyonundan seçilen dokuma, mozaik ve benzeri eserler aracılığıyla anlatılıyor.

xsdvd
Türk ressam Osman Hamdi Bey'in tablosu (Şarku’l Avsat)

Bu bölümde Türk ressam Osman Hamdi Bey'in “Gezintide Kadınlar” adlı tablosu öne çıkıyor. Eserde, Sultanahmet Camii yakınlarında gezintiye çıkan, farklı renklerde kıyafetler giyen ve küçük şemsiyeler taşıyan bir grup kadın tasvir ediliyor.

Kadınların kıyafetlerinde kullanılan gösterişli kumaşlar, dönemin zenginliğine işaret ediyor. Osman Hamdi Bey'in diğer eserlerinde olduğu gibi tablodaki karakterler de izleyiciyle göz teması kuruyor. Bazı kadınlar doğrudan izleyiciye bakarken bir kadın giysisinin bir parçasıyla yüzünü gizliyor. Tablonun bir köşesinde ise çeşitli ürünlerini sergileyen tüccarlar görülüyor.

as csxd
Batı modasının Türk motifleriyle harmanlandığı kadın kıyafetleri (Şarku’l Avsat)

Tablodaki renkli kıyafetlerden hareketle ziyaretçiler, yakındaki vitrinlerde sergilenen kadın giysilerini inceleme fırsatı buluyor. Bunlar arasında, Osman Hamdi Bey'in akrabalarından biri için yapıldığı bilinen sarı renkli ipek bir kaftan da yer alıyor.

Sergide kadınların ev içinde ve dışında kullandıkları iki farklı kıyafet örneği sunulurken Paris modasının Osmanlı dönemi tasarımları üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor.

Hamamlar ve kahvehaneler

Sergi, İstanbul'un sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler ve hamamları ele alan bölümle sona eriyor.

Bu bölümde İstanbul'daki tarihî bir hamamdan getirilen renkli seramik örnekleri ile kentteki hamamlardan birini tasvir eden tablo sergileniyor. Kahvehane kültürünü yansıtan eserler arasında ise yaklaşık 1750 yılına tarihlenen, günümüze ulaşan en eski uzun saplı tanbur örneklerinden biri bulunuyor. Fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş enstrümanın yanı sıra ahşap ve sedef kakmalı bir tavla tahtası da ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Sanat ve kültürü merkeze alan sergi, tarih ve siyaset hikâyelerini ilgi çekici bir anlatımla bir araya getiriyor. Avrupa'nın en büyük şehirlerinden birinin ve iki imparatorluğun başkentinin tarihini özetleyen sergi, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında bir buluşma noktası olan İstanbul'un iki farklı medeniyetin izlerini nasıl taşıdığını gözler önüne seriyor.

ascsx
Sergide gündelik yaşam ve eğlence kültürüne ait eserlerden bir görünüm (Şarku’l Avsat)

Hristiyan bir imparatorluğun ardından İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline gelen İstanbul, bu sergide tek bir şehrin farklı dönemlerde kazandığı kimlikler üzerinden anlatılıyor.


Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye güvenlik işbirliğini güçlendirecek

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı ile Türk mevkidaşı arasındaki görüşmeden bir kare (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdülaziz bin Suud bin Nayif, perşembe günü  Başkent Ankara'da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile bir araya geldi.

İki bakanın gerçekleştirdiği resmi görüşmede Prens Abdülaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman'ın talimatlarıyla, iki ülke arasındaki mevcut güvenlik işbirliğinin daha da güçlendirilmesinin önemine işaret etti. Prens Abdülaziz, bu işbirliğinin iki ülke arasındaki seçkin ilişkiler çerçevesinde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

s
İçişleri Bakanı Çiftçi ile Prens Abdülaziz bin Suud Ankara'da bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, iki ülke arasındaki köklü tarihi ve kardeşlik bağlarının farklı alanlarda işbirliği ve koordinasyon açısından örnek oluşturduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Riyad ile Ankara arasındaki ilişkilerin derinliğini, çıkarların ve stratejik yaklaşımların yakınlığını yansıttığını belirten Prens Abdülaziz, anlaşmanın mevcut jeopolitik koşullar çerçevesinde iki ülke liderlerinin krizlerle mücadelede sergilediği sağduyuyu ortaya koyan önemli bir adım olduğunu kaydetti.

cd
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Saud için Ankara'da düzenlenen resmi karşılama töreninden bir kare (SPA)

Görüşmede, ortak ilgi alanlarına giren konularda güvenlik işbirliği ve koordinasyonun geliştirilmesi, terör örgütleri ve aşırılık yanlısı gruplarla mücadelede çabaların artırılması ve sınır aşan suçlarla mücadele konuları ele alındı. Bu kapsamda uyuşturucu kaçakçılığı ve uyuşturucu madde ticaretinin önlenmesi de gündeme geldi.

Bölge ve dünyada yaşanan güvenlik sorunları karşısında iki ülkenin ortak çabalarını yoğunlaştırmasının önemine dikkat çekildi.

dvfgbhyjuk
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Ankara'da Türk mevkidaşıyla resmi görüşmelerde bulundu (SPA)

İki taraf, ortak ilgi alanlarına giren güvenlik konularında işbirliğinin sürdürülmesi, ortaklık mekanizmalarının geliştirilmesi ve güvenlik meselelerinde koordinasyonun artırılması konusunda mutabık kaldı. Bu adımların iki ülke liderlerinin beklentilerini karşılamasının hedeflendiği belirtildi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Kasım'da Azerbaycan'a gidecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek pazar günü Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini açıklarken Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurguladı.

Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından dönüş yolunda kendisine eşlik eden gazetecilere konuşan Erdoğan'ın açıklamaları bugün (Perşembe) yayımlandı. Azerbaycan'da 8 Kasım'ın Zafer Günü olarak kutlandığını hatırlatan Erdoğan, "O gün (pazar) Azerbaycan'ı ziyaret etmeyi planlıyorum. Olağanüstü bir durum yaşanmadığı takdirde bu ziyaretin gerekli adımları atmamıza imkân sağlayacağını umuyorum" dedi.

Başörtüsü krizi ilişkileri gerdi

Azerbaycan'da başörtüsünü yasaklayan okul kıyafeti düzenlemesine Türkiye'den gelen tepkiler, iki ülke arasında ciddi bir gerilime yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, "İki devlette bir millet" anlayışıyla tanımlanırken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesine hiç kimsenin belirli bir yaşam tarzını dayatamayacağını belirterek sert bir tutum sergiledi.

Azerbaycan hükümeti, ayrıca 21 Ekim'de aralarında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ın, milletvekillerinin, gazetecilerin ve sosyal medya aktivistlerinin bulunduğu 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını "istenmeyen kişi" ilan ederek ülkeye girişlerini yasakladı.

cdfgthyju
Aliyev, 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı (Türkiye Dönem Başkanlığı)

Erdoğan, aynı gün Aliyev ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve kendisini geçen hafta Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti. Ancak Aliyev zirveye katılmadı ve Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.

Erdoğan, 26 Ekim'de ise başörtüsü yasağına yönelik sert eleştirilerini 13 Ekim'de X hesabından paylaşan başdanışmanı Oktay Saral'ı görevden aldı.

Aliyev ile daha önce telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini belirten Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ı da Azerbaycan'a gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, "Gerek Aliyev ile gerekse eşlerimiz arasında telefon diplomasisi devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geleneksel diplomatik temasların çok ötesinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, iki ülkeyi bir araya getiren güçlü bağların ortak tarih, kültür ve kaderin ürünü olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Türk-Azerbaycan kardeşliğinin aşamayacağı hiçbir engel yok" dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı

Diğer taraftan Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile geçen cumartesi günü İstanbul'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye yönelik çabaları ele almak istediğini söyledi.

sdcfvghy
Erdoğan ve Zelensky arasında 31 Ekim'de İstanbul'da yapılan görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Zelenskiy ile Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde üçlü bir zirve düzenlenmesi ihtimalini görüştüklerini belirten Erdoğan, müzakere sürecinde diplomatik adımlar atılmasının büyük önem taşıdığını Ukraynalı mevkidaşına anlattığını ifade etti.

Bu konuda her iki tarafla da temasların sürdüğünü kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin Rusya ile Ukrayna arasında barışın önünü açmak için tüm imkânlarını seferber ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği'nden Türkiye'nin üyelik sürecine darbe

Öte yandan Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan 2026 Genişleme Raporu'nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin ortaya koyduğu tutum, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gerilime yeni bir boyut kazandırdı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü yayımlanan raporu "taraflı ve adaletsiz" olarak nitelendirerek reddetti. Bakanlık açıklamasında, özellikle siyasi kriterler, yargı ve temel haklara ilişkin raporda yer alan "asılsız iddialara" tepki gösterildi. Bu değerlendirmelerin bazı AB yetkililerinin "çifte standartlarını, çelişkili ve ikna edici olmayan yaklaşımlarını" yansıttığı belirtildi.

Açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) katı tutumunu benimsemeyi sürdürdüğü ileri sürüldü.

Doğu Akdeniz'e ilişkin rapordaki değerlendirmelerin uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkesiyle tamamen çeliştiği vurgulanan açıklamada, Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından 21 Ekim'de onaylanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına yönelik ifadelerin de "asılsız" olduğu kaydedildi.

scdfvgbhn
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaya Kallas ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Koçşi'nin katılımıyla 30 Haziran'da Ankara'da gerçekleştirilen Türkiye-AB görüşmeleri oturumu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Avrupa Komisyonu raporunda ise Türkiye, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerilemekle eleştirildi. İki tarafın ilişkileri geliştirmeye yönelik çabalarına rağmen Avrupa'nın bu alanlardaki ciddi kaygılarının giderilmediğine dikkat çekildi.

Raporda, muhalefete mensup seçilmiş belediye başkanları, muhalif isimler, siyasi aktivistler, sivil toplum ve iş dünyası temsilcileri ile gazetecilere yönelik gözaltı ve yargı süreçlerinin yoğunlaştığı belirtildi. Parlamentonun yetkilerinin daraltılması ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların da Türkiye'nin temel demokratik ilkelere bağlılığı konusunda soru işaretlerini artırdığı ifade edildi.

Bu gelişmeler sonucunda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki beyan edilmiş hedefi ile üyelik için gerekli temel siyasi kriterlerde yaşadığı gerileme arasındaki uçurumun daha da büyüdüğü kaydedildi.

Bununla birlikte raporda Türkiye'nin AB üyeliğine aday ülke ve Birliğin önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğü, ortak çıkarlar çerçevesinde ilişkilerin kademeli olarak geliştirilmeye devam ettiği belirtildi.

AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos da iki tarafın stratejik çıkarlarının göç, ticaret, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere birçok hayati alanda örtüştüğünü söyledi.

dfvgbyhjukı
AB Genişleme Komiseri Marta Koçşi, 9 Ekim'de Türkiye ile Avrupa'yı birbirine bağlayan yüksek hızlı tren hattının açılışında Erdoğan ve Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Araloğlu ile bir araya geldi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Dışişleri Bakanlığı ise raporda Türkiye'nin ekonomi ve para politikalarındaki ilerlemesine, ekonomisinin rekabet gücüne ve AB içindeki rekabet baskılarına karşı koyma kapasitesine ilişkin olumlu değerlendirmelerin önemine dikkat çekti.

Açıklamada ayrıca Türkiye'nin bağlantısallık ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı alanlarındaki rolüne, savunma ve güvenlik konularındaki katkılarına yönelik vurgular memnuniyetle karşılandı.

Türkiye-AB ilişkilerinin dar siyasi hesaplardan ve tek taraflı yaklaşımlardan uzak, ortak çıkarlar ve uzun vadeli bir vizyon temelinde şekillendirilmesi gerektiği vurgulandı.