Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
TT

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA

İbrahim Kalın, İsveç'in NATO üyelik sürecine dair, "Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünce 7. Tematik Kış Kampları kapsamında düzenlenen "Diplomat Akademi Kampı" programı çıkışında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, İsveç ve Finlandiya ile gerçekleştirilen Daimi Ortak Mekanizma toplantılarının ertelendiğini hatırlatarak, "Bir sonraki toplantı için tarih öngörülebilir mi? Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Finlandiya'nın NATO üyeliğine ilişkin 'Farklı bir mesaj verebiliriz' açıklaması oldu. Bu mesaj ne olacak, bu konuda ne gibi adımlar atılması gündemde?" sorusu üzerine Kalın, İspanya'nın başkenti Madrid'de yapılan NATO Zirvesi'nde, üyelik sürecinin nasıl onaylanacağına dair birtakım ilkeler üzerinde mutabık kalındığını, Üçlü Mekanizma kurulduğunu ve mekanizmanın da iki toplantı yaptığını anımsattı.
Kalın, Daimi Ortak Mekanizmanın üçüncü toplantısının bu hafta Brüksel'de gerçekleştirileceğini ancak İsveç'te yaşananlar sonrası toplantıyı ertelediklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bundan sonra özellikle İsveç bağlamında yaşanacak gelişmeler, atılacak adımlara bağlı olarak belirlenecek bir tarih, şu anda önümüzde kesinleşmiş bir tarih söz konusu değil. Baştan beri birtakım objektif ilkeler koyduğumuzu ifade ettik. Bu, Türkiye'nin milli güvenliğine tehdit teşkil eden terör unsurları ortadan kaldırılmadığı sürece üyelik sürecinin ilerlemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirttik. Bu süre zarfında hem İsveç ve Finlandiyalı mevkidaşlarımızla hem NATO Genel Sekreterliği ve diğer NATO üyesi ülkelerle yaptığımız görüşmelerde adım atıldığında Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söyledik."
Terör örgütleri FETÖ, PKK ve benzeri yapıların söz konusu ülkelerden temizlendiği ve bu ülkelerin terör örgütleri için "güvenli liman" olmaktan çıktığı zaman Türkiye'nin de bunları karşılıksız bırakmayacağını vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:
"Zira biz prensipte NATO'nun genişleme ilkesini destekliyoruz. NATO ittifakının da önemli bir üyesi ve müttefiki olarak bu süreci olumlu değerlendirdiğimizi ama atılması gereken adımlar olduğunu ifade ettik. Bilindiği gibi İsveç, geçen sene bir anayasa değişikliği yaptı ve terörle mücadele yasasını bu anayasa değişikliği çerçevesinde yeniden yazıyor. Bunun için biraz zamana ihtiyacı olduklarını, özellikle de yeni terörle mücadele yasasını tamamlamak için hazirana kadar bir süreye ihtiyaç duyduklarını zaten ifade ettiler. Biz de bunu bütün müttefiklerimize ve herkese açık bir şekilde ifade ettik. Dedik ki burada herhangi bir gecikme söz konusu değil, bu bizden kaynaklanan bir durum değil. Zira diğer ülkeler temmuz ayında yapılacak NATO zirvesi öncesinde bu ülkelerin de üye olmasını istiyorlar. Bu yönde görüş beyan ediyorlar.
Biz de onlara, burada Türkiye'den kaynaklanan herhangi bir blokaj veya gecikme söz konusu değil. İsveç, terörle mücadele yasasını yazıp ve bunu uygulamaya geçirdikten sonra Türkiye'nin bu konudaki taleplerini daha rahat, yasal bir güvence ve çerçeve içerisinde yerine getirebileceğini ifade ediyor. Dolayısıyla bu süreyi isteyen İsveç, bu tamamlandığında biz de duruma tekrar bakar buna göre bir değerlendirme yaparız diye ifade ettik. Şimdi bu süre zarfında Finlandiya özelinde İsveç'tekine benzer hadiseler yaşanmadı."

"Türkiye'nin kaygıları giderilirse olumlu adım atacağımızı ifade ettik"
Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem Finlandiya hem NATO müttefiki ülkelere hem de aslında İsveç'e bir mesaj vererek, bu konuda olumlu adım atıldığı takdirde Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söylediğini hatırlatarak, "İsveç ve Finlandiya bu çağrıyı değerlendiriyor. Bilindiği gibi İsveç ve Finlandiya bu sürece birlikte başladılar ve birlikte devam etme yönünde bir irade ortaya koydular. Biz buna saygı duyuyoruz." dedi.
Mevkidaşlarıyla son birkaç gündür bu konuları görüştüğünü bildiren Kalın, "Bu konuda nasıl bir değerlendirme yaparlar, nasıl bir teklifle gelirler, yeni bir süreç mi başlatırlar onu göreceğiz. Bu onların takdirinde ama bizim açımızdan ortaya konan üçlü mutabakat ve mekanizma çerçevesinde adımlar atılır, Türkiye'nin bu konudaki güvenlik kaygıları giderilirse biz de olumlu adım atacağımızı ifade ettik. Bunların tersi yönünde gelişmeler olursa ki İsveç'te son bir ayda yaşanan hadiseler maalesef bu yönde oldu. Yani kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in yakılması, Cumhurbaşkanımızı hedef alan menfur gösterilerin yapılması ve bunlara müsaade edilmesi hangi yasal çerçeve yahut işte özgürlük vesaire tanımı adı altında olursa olsun bizim için kabul edilemezdir." ifadelerini kullandı.
Kalın, Türkiye'nin tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayarak, "Bu görüşmeleri de erteledik. Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz. Bundan sonra Finlandiya farklı bir değerlendirme yapar mı, ayrı bir şekilde bir yeni süreç başlatırlar mı? Bu onların takdirinde olan bir konu. Kendileriyle görüşüyoruz, istişare halindeyiz. Belki önümüzdeki günlerde, haftalarda bu konuda bir netlik oluşur. Onlar da bir değerlendirme yaparlar. Nitekim benim bugün ve yarın da mevkidaşlarımla telefon görüşmelerim olacak. Dışişleri Bakanımız da mevkidaşlarıyla görüşüyor. O görüşmeler ve istişareler neticesinde biz de buna göre durumu tekrar bir değerlendirip bir karar vereceğiz." diye konuştu.

"Bunlar birbirinden ayrı süreçler"
Bir gazetecinin, "Özellikle İsveç'in Finlandiya'nın üyeliği konusunda ABD'nin olası bir kriz durumunda F16 alımında bunu masaya bir unsur olarak ekleyeceği iddiaları var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Kalın, şu yanıtı verdi:
"F16 programıyla ilgili Kongre'nin böyle bir ön şart getireceğine dair şeyleri biz de duyuyoruz. Bu tür rivayetler yahut değerlendirmeler yapılıyor. Yönetimin böyle bir talebinin yahut arzusunun olmadığı iletildi. Bizim değerlendirmemiz bu yönde. Eğer Kongre'de mesela Menendez gibi bazı senatörler, bunu bir ön şart olarak getirirlerse ama eş zamanlı olarak da Yunanistan'ın F35 talebine olumlu cevap verirlerse, çok açık bir şekilde NATO ittifakı içerisinde tarafsızlık pozisyonlarını yitirmiş olurlar. Bunu bir ön şart haline getirirlerse bu Türkiye açısından asla kabul edilemez bir durumdur. Bizim bunu esas alarak herhangi bir adım atmamız söz konusu olmaz. Bunu da açıkça ifade ediyoruz burada.
Yani F16 programını, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine bağlı hale getirirlerse onu hiç gündemlerine almamaları daha iyi olur. Bizim o yönde bir geri adım atmamız söz konusu değil. Bunlar birbirinden ayrı süreçlerdir. Biz F16 programını hem kendi hava kuvvetlerimiz için, hem NATO ittifakı içerisinde hava gücümüzü kuvvetlendirmek için bir değerli alternatif olarak görüyoruz. Ama Amerikan yönetimi yahut Kongresi yani bu konuda kendince birtakım ön şartlar ileri sürer, 'Şöyle yapmazsanız bu olmaz' vesaire gibi bir yaklaşım içerisine girerse biz kendi yolumuza da devam ederiz. Yani burada böyle elimiz kolumuz bağlı oturacak halimiz yok. Türk Silahlı Kuvvetleri kendi modernizasyonu için kendi imkanlarını geliştirmek için başka alternatifler bakmaya devam eder."
Kalın, Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı gibi kendi milli imkanlarıyla yeni teknoloji ve kabiliyetler geliştirmeye devam edebileceğini vurgulayarak, "Bildiğiniz gibi SİHA teknolojisi alanında son yıllarda muazzam aşamalar katedildi. Bildiğiniz gibi TB2, Akıncı derken Kızılelma yakında açık uçuşlara başladı ve yakında inşallah envantere de girecek." dedi.
Söz konusu imkan ve kabiliyetlerle Türkiye'nin artık çok ileri noktalara geldiğini belirten Kalın, "Bazılarının iddia ettiği gibi 'Her konuda dışarıya bağımlı, F16 gelmezse Türk Silahlı Kuvvetleri aciz kalır, terörle mücadele edemez, kendini koruyamaz' gibi bir şeyler söz konusu bile değil. Hamdolsun milli güvenliğimizi, sınır güvenliğimizi sağlamak, terörle mücadele ve hava güvenliğimizi sağlama noktasında kendi imkan ve kabiliyetlerimizi de her gün geliştirmeye devam ediyoruz. Bu yönde de her türlü imkan ve kabiliyeti harekete geçirmeye devam edeceğiz." diye konuştu.
Kalın, ön şart durumunda programın sona erip ermeyeceğini sorusunu "Böyle bir ön şartla ilgili nasıl bir şart getireceklerine bağlı. Biz sona ermesini arzu etmeyiz, programın devam etmesini isteriz. Biden yönetiminin de niyetinin ve arzusunun bu yönde olduğunu biliyoruz ama Kongre engelini aşamazlarsa veya bir şekilde bu mevzu Kongre'de takılırsa o zaman duruma bakar yeni bir değerlendirme yaparız." şeklinde yanıtladı.

"Suriye ile yürütülen müzakerelerde İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar"
Kalın, "Türkiye-Suriye-Rusya üçlü görüşmeleri devam ediyor ve yeni bir toplantı gündemde. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da İran'ın da katılabileceği yönünde açıklaması var. Yeni toplantının yeri, tarihi belli oldu mu, İran katılacak mı?" sorusuna, şu yanıtı verdi:
"Henüz yeri ve tarihi belli değil ama Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi biz İran'ın bu sürece dahil olmasından memnuniyet duyarız. Son tahlilde Suriye sahasında da önemli bir aktördür İran. Dolayısıyla Rusya arabuluculuğunda Suriye ile yürütülen müzakerelere İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar. Çünkü Suriye sahasından Türkiye'ye dönük terör tehditlerini ortadan kaldırmak, sınır güvenliğimizi sağlamak ve Suriyeli mültecilerin evlerine, ülkelerine güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde dönmelerini sağlamak için yapacağımız müzakerelerde İran'ın bulunması da bu süreci rahatlatır, katkı sağlar. Biz bundan memnuniyet duyarız. Dışişleri Bakanlarımız görüşüyorlar. Bir tarih üzerinde, bu ay içerisinde olabilir ama henüz kesinleşmiş bir tarih ve yer söz konusu değil. Ama önümüzdeki haftalarda bu toplantının da gerçekleşmesini bekleyebiliriz."
Rusya-Ukrayna Savaşı'nda bazı ülkelerin Ukrayna'ya mühimmat yardımında bulunmasının gündemde olduğu hatırlatılarak, Türkiye'nin bu yönde bir planı olup olmadığı sorulan Kalın, şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanımız başından beri, 'Bu savaşın kazananı olmaz, barışın da kaybedeni olmaz' diye ifade etti. Tabii ki toprakları işgale uğramış Ukrayna'nın, nefsi müdafaa yaparak topraklarını işgalden kurtarmak için harekete geçmesi en doğal hakkıdır. Onların bu mücadelesini böyle değerlendirmek gerekir. Fakat öte yandan savaşın yayılması, genişletilmesi ve uzatılması başka soruları da beraberinde getiriyor. Acaba bu sorunu çözmenin yolu bu mudur, buradaki nihai oyun planı nedir? Bu soruları da sormamız gerekiyor. Biz baştan beri iki tarafı da bir araya getirmek için yoğun bir diplomatik mücadele verdik, vermeye de devam ediyoruz.
Farklı düzeylerde ve şekillerde, esir mübadelesinden tahıl sevkiyatına, Zaporijya Nükleer Bölgesi'nin güvence altına alınmasından savaşın sonlandırılmasına yönelik müzakerelere kadar, farklı alanlarda girişimlerimiz bugün de devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Bir an önce tarafların müzakere yoluyla bu meseleyi hal yoluna koyacak bir yola girmelerini telkin ediyoruz, tavsiye ediyoruz. Bu yönde de çaba sarf ediyoruz. Önümüzdeki 2-3 hafta içinde savaşın birinci yılına gireceğiz. Umarız bu süre daha fazla uzamaz. Savaş derinleşmez ve yaygınlaşmaz. Zaten şu ana kadar çok büyük bir yıkıma, binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Bundan sonra da dünyanın bütün çabasını, gayretini, savaşın sonlandırılmasına, ama adil sürdürülebilir bir çözüm temelinde yani Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve güvenliği temelinde savaşın sona ereceği plana doğru odaklanması gerektiği kanaatindeyiz."
Kalın, yeni bir esir takası ya da yaralıların tahliyesi için yeni bir koridor oluşturulmasının gündemde olup olmadığı sorusunu Kalın, "Evet bu gündemde, konuşuyoruz. Farklı düzeylerde zaten bazı mübadeleler zaman zaman yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu yönde devam ediyor, bu konuda da somut bazı sonuçlar elde etmeyi arzu ediyoruz." diye yanıtladı.
 



Ankara'daki NATO zirvesi, Trump’ın gölgesinde ittifakın birliği açısından yeni bir sınav

Fotoğraf: NATO üyesi devletlerin bayrakları, Belçika'nın Brüksel şehrindeki NATO karargahında dalgalanıyor, 2 Nisan 2025
Fotoğraf: NATO üyesi devletlerin bayrakları, Belçika'nın Brüksel şehrindeki NATO karargahında dalgalanıyor, 2 Nisan 2025
TT

Ankara'daki NATO zirvesi, Trump’ın gölgesinde ittifakın birliği açısından yeni bir sınav

Fotoğraf: NATO üyesi devletlerin bayrakları, Belçika'nın Brüksel şehrindeki NATO karargahında dalgalanıyor, 2 Nisan 2025
Fotoğraf: NATO üyesi devletlerin bayrakları, Belçika'nın Brüksel şehrindeki NATO karargahında dalgalanıyor, 2 Nisan 2025

Ömer Önhon

7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da yapılması planlanan 36. NATO zirvesi ayrı bir önem taşıyor. Bu önem, büyük kararların ya da ayrıntılı belgelerin açıklanma ihtimalinden değil, zamanlamasından kaynaklanıyor, zira zirve, örgütün geleceğini ve uluslararası sistemdeki konumunu etkileyen geniş çaplı jeopolitik gelişmelerin yaşandığı, ittifakın kendi içinde derin iç tartışmalara sahne olduğu bir dönemde düzenleniyor.

Avrupa'nın güvenlik mimarisinin yeniden inşa edildiği ve Ortadoğu'nun yeni bir yapılanma dalgasına maruz kaldığı bir dönemde, Ukrayna ve İran'daki savaşlar bölgesel ve uluslararası düzeyde güvenlik ve siyaset üzerinde derin izler bırakıyor.

Bunlara ayrıca ABD ile Avrupalı ​​müttefikleri arasındaki ilişkilerde yaşanan soğukluk ekleniyor. Başkan Donald Trump'ın politikaları ve transatlantik ilişkileri yönetme tarzı, bazı müttefik ülke liderlerinin Washington'dan uzaklaşmasına ve ABD'nin güvenilirliği ve ortaklarının güvenliğine olan bağlılığı hakkındaki sorgulamaların artmasına katkıda bulundu.

Trump, NATO'nun modernizasyona ihtiyacı olduğuna ve ABD için ağır bir yük oluşturduğuna inanıyor. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması çabalarına destek çağrısına yanıt vermeyi reddeden müttefik ülkelerin liderlerine sert eleştiriler yöneltti.

Trump'ın öfkesi o kadar büyüktü ki, 25 Haziran'da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin ziyareti sırasında Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizzat Ankara zirvesine katılması için kendisini davet etmeseydi NATO zirvesine katılmayacağını söyledi.

Başkan Donald Trump'ın deklare ettiği hedefi, ABD'nin Avrupa'nın güvenliği konusunda taşıdığı yükü azaltmak ve Avrupalıları kıtalarını savunma konusunda daha fazla sorumluluk almaya itmektir

Bu bağlamda Ankara zirvesinin ittifakın birliğini ortaya koyma ve “NATO 3.0” kavramının uygulama adımlarını başlatma fırsatı olması bekleniyor. Daha genel anlamda ise bu zirve, ittifakın Trump’ın başkanlığı gölgesinde birliğini koruma becerisine yönelik yeni bir sınav gibi görünüyor.

Ankara zirvesinden neler bekleniyor?

Önceliklerden biri Donald Trump ile müttefik ülke liderleri arasındaki gergin atmosferi sakinleştirmek olacak. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ev sahibi ülkenin başkanı sıfatıyla ve Trump ile iyi ilişkisine dayanarak pozisyonların birbirine yakınlaştırılmasında önemli bir rol oynaması bekleniyor. Bu rolde, Trump ile ilişkileri mümkün olduğunca esnek bir şekilde yönetmeye her zaman önem veren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de kendisine eşlik edecek. Gelgelelim bu yolda gerçek bir ilerleme kaydetmek hâlâ zor görünüyor.

Her halükârda zirve, müttefiklerin anlaşmazlıklara rağmen birlik ve eşgüdüm çerçevesinde birlikte hareket ettiği mesajını verecektir. Liderler ayrıca büyük ihtimalle NATO'nun kolektif savunmasının temelini oluşturan 1949 Washington Antlaşması'nın 5. Maddesine olan bağlılıklarını da yenileyecekler. Söz konusu maddeye göre, bir üye ülkeye yönelik herhangi bir saldırı, ittifakın bütün üyelerine yönelik saldırı sayılmaktadır.

cd cfv
ABD Başkanı Donald Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisindeki bir toplantıya katılıyor, 24 Haziran 2026 (Reuters)

“NATO 3.0” kavramı da zirvenin gündeminin üst sıralarında yer alacak. Bu kavram, ittifak içinde yaşanan dönüşümü tanımlamak için kullanılıyor ve bunu yaparken ittifakın tarihini üç aşamaya ayırıyor: Soğuk Savaş aşaması, Soğuk Savaş sonrası aşama ile Ukrayna'daki savaşla başlayan üçüncü aşama. Genel Sekreter Mark Rutte bu aşamayı, ittifakın Atlantik çerçevesinde sıkı bir şekilde kalırken, ABD'ye daha az bağımlı hale geleceği yeni bir süreç olarak tanımladı. Ankara'da müttefikler bu dönüşüme olan bağlılıklarını yeniden teyit etmeye çalışacaklar.

Vizyon ve yaklaşımlardaki bazı farklılıklar devam etse de Ankara zirvesi Ukrayna'ya desteğini bir kez daha teyit edecek. NATO, üye devletler ve ortaklarıyla iş birliği içinde, askeri destek, eğitim ve diğer temel destek türleri de dahil olmak üzere Kiev'e yardımların ulaştırılmasını koordine etmeye devam ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri daha az, Avrupa ise daha fazla sorumluluk üstlenecek

Başkan Donald Trump'ın deklare ettiği hedefi, ABD'nin Avrupa'nın güvenliği konusunda taşıdığı yükü azaltmak ve Avrupalıları kıtalarını savunma konusunda daha fazla sorumluluk almaya itmektir.

Bu hedefe yönelik olarak, Lahey'deki 2025 NATO zirvesi sırasında Trump, müttefiklerin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar GSYİH'nın yüzde 5'ine yükseltme konusunda anlaşmaya varmasını sağladı. Ayrıca yakın zamanda 5 bin Amerikan askerinin Almanya'dan çekilmesi emrini verdi ve Almanya ve Polonya'ya yeni kuvvetler konuşlandırma planlarını iptal etti.

Türk savunma sanayisi son 20 yılda büyük bir dönüşüme sahne oldu ve bugün Türkiye bu alanda öne çıkan ülkelerden biri haline geldi

Trump'ın mesajı açık ve Avrupa Birliği buna uyum sağlamaya çalışıyor. Özellikle Fransa, ABD'nin NATO üzerindeki hakimiyetinden duyduğu rahatsızlığı uzun zamandır dile getiriyor ve daha bağımsız bir Avrupa güvenlik sistemi kurulması çağrısında bulunuyordu. Trump'ın politikaları bu eğilime yeni bir ivme kazandırdı.

Avrupa Birliği, Avrupa Savunma Fonu'nun kurulması ve Avrupa Güvenlik Eylem Planı (SAFE) programı gibi destekleyici finansman ve kredi programlarının geliştirilmesi de dahil olmak üzere bu yönde somut adımlar attı.

Avrupa'nın nükleer caydırıcılığına yönelik bir vizyon geliştirme çalışmaları da sürüyor.

NATO savunma sanayinde büyük atılımlar yapıyor

Savunma sanayinin güçlendirilmesi ve savunma üretimine yatırımın artırılması NATO'nun öncelikleri haline geldi. Ankara zirvesinin resmi programı çerçevesinde Savunma Sanayi Forumu, 7 Temmuz'da Ankara Kongre Merkezi'nde NATO, müttefik ülke ve ortaklardan üst düzey yetkililerin yanı sıra sektör liderlerinin katılımıyla gerçekleştirilecek.

Türk savunma sanayisi son 20 yılda büyük bir dönüşüme sahne oldu ve bugün Türkiye bu alanda öne çıkan ülkelerden biri haline geldi. Genel Sekreter Mark Rutte, Ankara'da on milyarlarca dolar değerinde yeni sözleşmelerin açıklanmasını beklediğini belirtti.

Ankara'daki ortaklar

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliği yapacağı resmi davete katılmak ve birçok müttefik ülkenin liderleriyle ikili görüşmelerde bulunmak üzere Ankara'yı ziyaret edecek. Ancak resmi oturumda liderlere konuşma yapmayacak.

NATO-Ukrayna Konseyi formatında dışişleri bakanları düzeyinde bir çalışma yemeği de düzenlenecek. Zirvenin resmi programı, NATO'nun 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi'nde başlattığı bir ortaklık programı olan İstanbul İşbirliği Girişimi'nin dışişleri bakanlarının 7 Temmuz'da yapacağı toplantıyla başlayacak. Bahsi geçen girişim, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ikili güvenlik iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor.

csdfv
Mark Rutte ve Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde fotoğraf çektiriyor, 25 Haziran 2025 (Reuters)

Ankara açıklanmamış bir olağanüstü hâl yaşıyor gibi görünüyor. Bir hafta boyunca başkentteki ana yolların çoğu trafiğe kapatılacak. Halka açık toplantılar da yasaklandı

Körfez ülkeleri, Amerika-İsrail-İran savaşı sırasında İran füzelerinin ve insansız hava araçlarının saldırılarına maruz kalmıştı. NATO’nun Beşinci Madde’si ortak ülkeleri kapsamıyor, ancak bu girişim görüş alışverişinde bulunmak ve gelecekteki iş birliği beklentilerini müzakere etmek için bir platform sunuyor.

NATO’nun Hint-Pasifik bölgesindeki ortakları Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda da son NATO zirvelerinde olduğu gibi Ankara’daki zirveye katılacak.

Suriye Cumhurbaşkanı Ankara'ya gelecek mi?

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın zirvenin düzenleneceği tarihlerde Ankara'yı ziyaret edebileceği yönünde haberler var. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre eğer Ankara’ya gelirse, bizzat zirveye katılması için yapılmış bir davetle değil, Türkiye'nin başkentinde bulunan bazı müttefik ülkelerin liderleriyle toplantılar yapmasına olanak tanıyan, Türkiye tarafından yapılmış ikili bir davet çerçevesinde Ankara’da bulunacak.

Bilgi sahibi kaynaklar, Şara'ya henüz resmi bir davette bulunulmadığını, konunun halen birden fazla yönden ele alındığını belirtiyor.

Nusra Cephesi'nin eski lideri olmasına rağmen, Başkan Trump şu anda Şara'yı başta DEAŞ olmak üzere aşırılık yanlısı terör örgütleri ile mücadelede potansiyel ortak olarak görüyor.

Trump'ın son zamanlarda Hizbullah ile mücadele için Suriye ordusunu Lübnan'a gönderme fikri bir tartışma ve eleştiri dalgasına yol açtı.

Yoğun hazırlıklar ve geniş çaplı eleştiriler

Lojistik ve diğer hazırlıklara gelince, daha önceki NATO zirvelerinde nadiren görülen önlemler geniş çaplı tepkilere ve eleştirilere neden oldu.

Ankara açıklanmamış bir olağanüstü hâl yaşıyor gibi görünüyor. Bir hafta boyunca başkentteki ana yolların çoğu trafiğe kapatılacak. Seminerler ve eğlence etkinlikleri de dahil olmak üzere halka açık toplantılar da yasaklandı ve hayati öneme sahip sektörlerde çalışanlar dışındaki devlet çalışanları da idari izne ayrıldı.

Yolların yeniden asfaltlanması, havaalanı pistlerinin yenilenmesi ve bazı rotalarda istenmeyen görüntüleri engellemek için paneller yerleştirilmesi de dahil olmak üzere iyileştirme ve güzelleştirme çalışmaları hızla devam ediyor. NATO karşıtı gösterilere izin verilmiyor ve potansiyel sorun çıkarıcı olarak görülen kişiler gözaltına alınıyor. Zirve sırasında yaklaşık 70 bin polis ve jandarma sahada görev yapacak.

Bu büyüklükte bir etkinliğe ev sahipliği yapan her şehirde olduğu gibi terör tehdidi endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Güvenlik güçleri geçtiğimiz günlerde Ankara'da düzenlediği operasyonda bir DEAŞ üyesini etkisiz hale getirmişti. Dış politika meselelerini takip ettikleri bilinen ve hükümete yakın görülmeyen bazı önde gelen Türk gazetecilerin zirveyi takip edebilmeleri için yaptıkları akreditasyon başvuruları da reddedildi.

Eleştirilere doğrudan yanıt veren bir NATO sözcüsü, ittifakın zirveler için yapılan akreditasyon başvuruları konusunda ev sahibi ülkelerin yerel gazetecilere yönelik değerlendirmelerine dayandığını ve bu durumda reddedilen başvuruların sorumluluğunun Türkiye'ye ait olduğunu söyledi.

"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Erdoğan: İsrail, Amerika ve İran arasındaki anlaşmayı engellememeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan: İsrail, Amerika ve İran arasındaki anlaşmayı engellememeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Ortadoğu'da kalıcı barışın ancak bölge ülkelerinin desteğiyle sağlanabileceğini belirterek, İsrail'in ABD ile İran arasında varılan savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşmayı sabote etmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan, "Bölge ülkelerinin iradesi ve katkısından güç almayan hiçbir çözüm kalıcı olamaz" ifadelerini kullandı.

Türkiye, NATO üyesi ve İran'ın komşusu olarak, İsrail'i daha önce de Pakistan'ın arabuluculuğunda Washington ile Tahran arasında sağlanan anlaşmayı baltalamaya çalışmakla suçlamış; ayrıca İsrail'in Gazze, Lübnan ve Suriye'deki operasyonlarını sert şekilde eleştirmişti.

 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında İsviçre'nin Luzern Gölü kıyısındaki Bürgenstock'ta düzenlenen dörtlü toplantı öncesinde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Jared Kushner görüşmeyi izliyor. (AFP)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD, İran, Pakistan ve Katar arasında İsviçre'nin Luzern Gölü kıyısındaki Bürgenstock'ta düzenlenen dörtlü toplantı öncesinde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Jared Kushner görüşmeyi izliyor. (AFP)

Erdoğan konuşmasında, "İsrail yönetiminin ABD ile İran arasındaki anlaşmayı sabote etme girişimlerini yakından takip ediyoruz. Savaş bağımlısı mevcut İsrail hükümetinin bölgemizi yeniden barut ve kan kokusuna sürüklemesine izin verilmemelidir" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, Türkiye'nin Pakistan ile enerji, ulaştırma, kritik madenler, bilgi teknolojileri ve savunma alanlarında iş birliğini artırmayı hedeflediğini, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarmayı amaçladıklarını ifade etti.

Günün erken saatlerinde iki ülkenin yetkilileri dün İstanbul'da düzenlenen Türkiye-Pakistan İş Forumu'na katıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise Türk şirketlerinin Pakistan'daki projelerde yer almaya ve enerji sektöründeki dönüşüm sürecine teknik bilgi ve deneyimleriyle katkı sunmaya hazır olduğunu söyledi.


Türkiye, 27 Temmuz tarihinden önce Kerkük-Ceyhan boru hattının tam kapasiteye çıkarılması için baskı yapıyor

(foto altı) Irak’tan Türkiye’ye petrol taşınması ve ardından yurt dışına ihraç edilmesi amacıyla kullanılan Kerkük-Ceyhan boru hattında bakım çalışmaları yürüten bir işçi (Reuters)
(foto altı) Irak’tan Türkiye’ye petrol taşınması ve ardından yurt dışına ihraç edilmesi amacıyla kullanılan Kerkük-Ceyhan boru hattında bakım çalışmaları yürüten bir işçi (Reuters)
TT

Türkiye, 27 Temmuz tarihinden önce Kerkük-Ceyhan boru hattının tam kapasiteye çıkarılması için baskı yapıyor

(foto altı) Irak’tan Türkiye’ye petrol taşınması ve ardından yurt dışına ihraç edilmesi amacıyla kullanılan Kerkük-Ceyhan boru hattında bakım çalışmaları yürüten bir işçi (Reuters)
(foto altı) Irak’tan Türkiye’ye petrol taşınması ve ardından yurt dışına ihraç edilmesi amacıyla kullanılan Kerkük-Ceyhan boru hattında bakım çalışmaları yürüten bir işçi (Reuters)

Bağdat ile Ankara, 27 Temmuz’da sona erecek 1973 tarihli petrol taşımacılığı anlaşmasının süresinin dolmasına kısa bir süre kala, yeni bir stratejik petrol taşımacılığı anlaşması hazırlamak için zamana karşı yarışıyor.

Bu kapsamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın başkanlık ettiği üst düzey görüşmeler Ankara’da başladı. Irak heyetinde Dışişleri ve Petrol bakan yardımcılarının yer aldığı görüşmelerde, mevcut anlaşmanın yerine geçecek yeni bir formül ele alındı. Ankara, Bağdat’ın mevcut anlaşma hükümlerinin bir yıl daha uzatılması yönündeki talebini ise kesin bir dille reddetti.

Ankara, müzakerelerde Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın günlük 1,5 milyon varillik azami kapasitesine ulaştırılması için baskı yapıyor. Hâlihazırda günlük 180 bin varili aşmayan sevkiyatın artırılmasını isteyen Türkiye, anlaşmaya varılamaması halinde ay sonu itibarıyla petrol ihracatını derhal durdurabileceği uyarısında bulunurken, nihai kararın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verileceği belirtiliyor.

Tahkim krizi

Ankara, Paris’teki uluslararası tahkim sürecine konu olan bir anlaşmanın uzatılmasının anlamlı olmayacağını savunurken, 5 ila 10 yıl süreli, kapsamlı ve Irak’ın kullanılmayan boru hattı kapasitesi için tazminat niteliğinde ücret ödemesini zorunlu kılan hükümler içeren yeni bir anlaşma talep ediyor.

Söz konusu baskılar, Uluslararası Ticaret Odası’nın Mart 2023’te Türkiye’yi Bağdat’a 1,5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm eden kararı sonrasında Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın durdurulmasının ardından geldi. Hattaki kesinti nedeniyle Irak’ın 23 milyar doları aşan zarara uğradığı, petrol akışının ise geçen yılın sonlarında kısmen yeniden başladığı belirtiliyor.

Bayraktar, X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, enerji alanındaki iş birliğini ele almak üzere çarşamba günü Ankara’da Irak Petrol ve Dışişleri bakanlıklarının üst düzey yetkilileriyle bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmelerde, Kerkük’ten Türkiye’nin güneyindeki Adana ilinde bulunan Ceyhan Limanı’na uzanan Irak–Türkiye Ham Petrol Boru Hattı da masaya yatırıldı.

Irak heyetinde Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Bahr el-Ulum, Petrol Bakan Yardımcısı Nasır Aziz Cabbar ve Irak’ın Ankara Büyükelçisi Macid el-Lecmavi yer aldı.

Yeni iş birliği fırsatları

Bayraktar, görüşmelerde iki ülke arasındaki ham petrol boru hattının özel bir gündem maddesi olarak ele alındığını, ayrıca doğal gaz ve elektrik sektörlerinde daha kapsamlı iş birliği imkânlarının da değerlendirildiğini belirtti. Ankara’nın yeni Irak hükümetiyle yakın iş birliği içinde çalışmayı hedeflediğini ifade eden Bayraktar, mevcut enerji altyapısının verimliliğinin artırılması ve yeni iletim bağlantılarının kurulmasıyla bu altyapının güçlendirilmesini amaçladıklarını söyledi.

Bölgeye ilişkin jeopolitik vizyonu kapsamında konuşan Bayraktar, Türkiye’nin Irak ile ortak yürütülen Kalkınma Yolu Projesi’ni yalnızca ticari yük taşımacılığına yönelik bir koridor olarak görmediğini, aynı zamanda bölgesel enerji arz güvenliğini güçlendirecek ve bölge içi ticareti canlandıracak ‘entegre stratejik bir enerji güzergâhı’ olarak değerlendirdiğini ifade etti. Bayraktar, bu alandaki ortaklığın bölgedeki enerji piyasalarının istikrarının sağlanması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

rtbtrbgr
İstanbul’da Kalkınma Yolu Projesi kapsamında düzenlenen Türkiye-Irak toplantısına Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden bakanlar video konferans yoluyla katıldı. (Türkiye Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Kalkınma Yolu Projesi, Irak’tan Türkiye ve limanlarına uzanan kara yolu ile demir yolu hatlarını kapsıyor. Irak sınırları içindeki uzunluğu yaklaşık bin 200 kilometre olan proje, Körfez ülkeleri ile Avrupa arasında yük taşımacılığını hedefliyor.

Türk kaynaklar, Türkiye’nin Irak petrolünün Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı üzerinden ihracatını düzenleyen ve 27 Temmuz 1973’te imzalanan anlaşmanın mevcut hükümlerle uzatılmasına karşı çıktığını bildirdi.

Irak devletine bağlı Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) Genel Müdürü Ali Nizar ise hükümetin, boru hattının geleceğine ilişkin müzakerelerin kesintiye uğramadan sürdürülmesini sağlamak amacıyla Türkiye’ye anlaşmanın uzatılması yönünde teklifte bulunduğunu açıkladı.

Ankara, ‘uluslararası tahkim sürecine konu olmuş bir anlaşmanın uzatılmasının fayda sağlamayacağını’ savunurken, boru hattının tam kapasite kullanılmasını güvence altına alacak mekanizmalar içeren yeni bir anlaşma imzalanmasını talep ediyor. Türkiye ayrıca hattın Irak’ın güneyine kadar uzatılması gibi alternatif seçenekleri de gündeme getiriyor.

Ceyhan Limanı, Irak petrolünün ihracatı açısından hayati öneme sahip çıkış noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Irak’ın ana petrol ihracat terminali olan Basra Limanı ise, ABD ve İsrail’in geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran’a yönelik saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından etkilenirken, geçen yıl düzenlenen İsrail saldırılarından da zarar gördü.

Türkiye’den gelen baskılar

Türkiye, Mart 2023’te, Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası’nın, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 2014-2018 döneminde Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı üzerinden Bağdat’ın onayı olmaksızın gerçekleştirdiği petrol ihracatı nedeniyle Ankara’yı Irak’a 1,5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm etmesinin ardından petrol akışını durdurmuştu. Türkiye ise anlaşmayı ihlal etmediğini savunurken, Irak’tan 1,4 milyar dolar tutarında alacağı bulunduğunu öne sürmüştü.

Ankara, boru hattındaki bazı arızaların giderilmesinin ardından hattın 2023 yılının sonlarından itibaren yeniden petrol akışına hazır hale getirildiğini açıklamıştı.

2023’te faaliyetleri duran boru hattı, günlük yaklaşık 450 bin varil petrol taşırken, Türkiye’ye yönelik petrol ihracatının durmasının Irak ekonomisine 23 milyar doları aşan zarar verdiği tahmin ediliyor.

Boru hattı üzerinden petrol akışı geçen yılın sonlarında yeniden başlatıldı. Ancak 2018 sonrası dönemi kapsayan ikinci bir tahkim davası sürerken, tahkim kararının uygulanmasına ilişkin bir dava da ABD’de bir mahkemenin gündeminde bulunuyor.

Basına yansıyan haberlere göre Türkiye, müzakerelerde Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın günlük 1,5 milyon varillik tam kapasiteyle işletilmesi için baskı yapıyor. Hâlihazırda hattan geçen günlük petrol miktarı ise 180 bin varili aşmıyor.

Ankara, devam eden görüşmelerde 5 ila 10 yıl süreli stratejik bir anlaşma imzalanmasını hedefliyor. Türkiye, yeni anlaşmada Irak’ın sözleşme süresi boyunca boru hattında kullanılmayan kapasite için tazminat niteliğinde mali ödeme yapmasını zorunlu kılan bağlayıcı hükümlerin yer almasını talep ediyor.

Türk yetkililere göre, müzakerelerin çıkmaza girmesi ve tarafların ay sonuna kadar yeni anlaşma üzerinde uzlaşamaması halinde Ankara, Irak’tan boru hattı üzerinden petrol akışını derhal durdurmasını isteyebilir.

Kaynaklar, nihai kararın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verileceğini belirtti.