Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
TT

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (İsveç'in NATO üyelik süreci) olumlu adımlar atılmazsa süreç ilerlemez

Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA
Fotoğraf: Doğukan Keskinkılıç - AA

İbrahim Kalın, İsveç'in NATO üyelik sürecine dair, "Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünce 7. Tematik Kış Kampları kapsamında düzenlenen "Diplomat Akademi Kampı" programı çıkışında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, İsveç ve Finlandiya ile gerçekleştirilen Daimi Ortak Mekanizma toplantılarının ertelendiğini hatırlatarak, "Bir sonraki toplantı için tarih öngörülebilir mi? Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Finlandiya'nın NATO üyeliğine ilişkin 'Farklı bir mesaj verebiliriz' açıklaması oldu. Bu mesaj ne olacak, bu konuda ne gibi adımlar atılması gündemde?" sorusu üzerine Kalın, İspanya'nın başkenti Madrid'de yapılan NATO Zirvesi'nde, üyelik sürecinin nasıl onaylanacağına dair birtakım ilkeler üzerinde mutabık kalındığını, Üçlü Mekanizma kurulduğunu ve mekanizmanın da iki toplantı yaptığını anımsattı.
Kalın, Daimi Ortak Mekanizmanın üçüncü toplantısının bu hafta Brüksel'de gerçekleştirileceğini ancak İsveç'te yaşananlar sonrası toplantıyı ertelediklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bundan sonra özellikle İsveç bağlamında yaşanacak gelişmeler, atılacak adımlara bağlı olarak belirlenecek bir tarih, şu anda önümüzde kesinleşmiş bir tarih söz konusu değil. Baştan beri birtakım objektif ilkeler koyduğumuzu ifade ettik. Bu, Türkiye'nin milli güvenliğine tehdit teşkil eden terör unsurları ortadan kaldırılmadığı sürece üyelik sürecinin ilerlemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirttik. Bu süre zarfında hem İsveç ve Finlandiyalı mevkidaşlarımızla hem NATO Genel Sekreterliği ve diğer NATO üyesi ülkelerle yaptığımız görüşmelerde adım atıldığında Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söyledik."
Terör örgütleri FETÖ, PKK ve benzeri yapıların söz konusu ülkelerden temizlendiği ve bu ülkelerin terör örgütleri için "güvenli liman" olmaktan çıktığı zaman Türkiye'nin de bunları karşılıksız bırakmayacağını vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:
"Zira biz prensipte NATO'nun genişleme ilkesini destekliyoruz. NATO ittifakının da önemli bir üyesi ve müttefiki olarak bu süreci olumlu değerlendirdiğimizi ama atılması gereken adımlar olduğunu ifade ettik. Bilindiği gibi İsveç, geçen sene bir anayasa değişikliği yaptı ve terörle mücadele yasasını bu anayasa değişikliği çerçevesinde yeniden yazıyor. Bunun için biraz zamana ihtiyacı olduklarını, özellikle de yeni terörle mücadele yasasını tamamlamak için hazirana kadar bir süreye ihtiyaç duyduklarını zaten ifade ettiler. Biz de bunu bütün müttefiklerimize ve herkese açık bir şekilde ifade ettik. Dedik ki burada herhangi bir gecikme söz konusu değil, bu bizden kaynaklanan bir durum değil. Zira diğer ülkeler temmuz ayında yapılacak NATO zirvesi öncesinde bu ülkelerin de üye olmasını istiyorlar. Bu yönde görüş beyan ediyorlar.
Biz de onlara, burada Türkiye'den kaynaklanan herhangi bir blokaj veya gecikme söz konusu değil. İsveç, terörle mücadele yasasını yazıp ve bunu uygulamaya geçirdikten sonra Türkiye'nin bu konudaki taleplerini daha rahat, yasal bir güvence ve çerçeve içerisinde yerine getirebileceğini ifade ediyor. Dolayısıyla bu süreyi isteyen İsveç, bu tamamlandığında biz de duruma tekrar bakar buna göre bir değerlendirme yaparız diye ifade ettik. Şimdi bu süre zarfında Finlandiya özelinde İsveç'tekine benzer hadiseler yaşanmadı."

"Türkiye'nin kaygıları giderilirse olumlu adım atacağımızı ifade ettik"
Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem Finlandiya hem NATO müttefiki ülkelere hem de aslında İsveç'e bir mesaj vererek, bu konuda olumlu adım atıldığı takdirde Türkiye'nin bunu karşılıksız bırakmayacağını söylediğini hatırlatarak, "İsveç ve Finlandiya bu çağrıyı değerlendiriyor. Bilindiği gibi İsveç ve Finlandiya bu sürece birlikte başladılar ve birlikte devam etme yönünde bir irade ortaya koydular. Biz buna saygı duyuyoruz." dedi.
Mevkidaşlarıyla son birkaç gündür bu konuları görüştüğünü bildiren Kalın, "Bu konuda nasıl bir değerlendirme yaparlar, nasıl bir teklifle gelirler, yeni bir süreç mi başlatırlar onu göreceğiz. Bu onların takdirinde ama bizim açımızdan ortaya konan üçlü mutabakat ve mekanizma çerçevesinde adımlar atılır, Türkiye'nin bu konudaki güvenlik kaygıları giderilirse biz de olumlu adım atacağımızı ifade ettik. Bunların tersi yönünde gelişmeler olursa ki İsveç'te son bir ayda yaşanan hadiseler maalesef bu yönde oldu. Yani kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in yakılması, Cumhurbaşkanımızı hedef alan menfur gösterilerin yapılması ve bunlara müsaade edilmesi hangi yasal çerçeve yahut işte özgürlük vesaire tanımı adı altında olursa olsun bizim için kabul edilemezdir." ifadelerini kullandı.
Kalın, Türkiye'nin tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayarak, "Bu görüşmeleri de erteledik. Eğer olumlu adımlar atılırsa sürecin işleyeceği, adım atılmazsa hele bu tür gösteriler, bu tür olaylar yaşanırsa da sürecin ilerlemeyeceğine dair pozisyonumuzu aynen muhafaza ediyoruz. Bundan sonra Finlandiya farklı bir değerlendirme yapar mı, ayrı bir şekilde bir yeni süreç başlatırlar mı? Bu onların takdirinde olan bir konu. Kendileriyle görüşüyoruz, istişare halindeyiz. Belki önümüzdeki günlerde, haftalarda bu konuda bir netlik oluşur. Onlar da bir değerlendirme yaparlar. Nitekim benim bugün ve yarın da mevkidaşlarımla telefon görüşmelerim olacak. Dışişleri Bakanımız da mevkidaşlarıyla görüşüyor. O görüşmeler ve istişareler neticesinde biz de buna göre durumu tekrar bir değerlendirip bir karar vereceğiz." diye konuştu.

"Bunlar birbirinden ayrı süreçler"
Bir gazetecinin, "Özellikle İsveç'in Finlandiya'nın üyeliği konusunda ABD'nin olası bir kriz durumunda F16 alımında bunu masaya bir unsur olarak ekleyeceği iddiaları var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Kalın, şu yanıtı verdi:
"F16 programıyla ilgili Kongre'nin böyle bir ön şart getireceğine dair şeyleri biz de duyuyoruz. Bu tür rivayetler yahut değerlendirmeler yapılıyor. Yönetimin böyle bir talebinin yahut arzusunun olmadığı iletildi. Bizim değerlendirmemiz bu yönde. Eğer Kongre'de mesela Menendez gibi bazı senatörler, bunu bir ön şart olarak getirirlerse ama eş zamanlı olarak da Yunanistan'ın F35 talebine olumlu cevap verirlerse, çok açık bir şekilde NATO ittifakı içerisinde tarafsızlık pozisyonlarını yitirmiş olurlar. Bunu bir ön şart haline getirirlerse bu Türkiye açısından asla kabul edilemez bir durumdur. Bizim bunu esas alarak herhangi bir adım atmamız söz konusu olmaz. Bunu da açıkça ifade ediyoruz burada.
Yani F16 programını, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine bağlı hale getirirlerse onu hiç gündemlerine almamaları daha iyi olur. Bizim o yönde bir geri adım atmamız söz konusu değil. Bunlar birbirinden ayrı süreçlerdir. Biz F16 programını hem kendi hava kuvvetlerimiz için, hem NATO ittifakı içerisinde hava gücümüzü kuvvetlendirmek için bir değerli alternatif olarak görüyoruz. Ama Amerikan yönetimi yahut Kongresi yani bu konuda kendince birtakım ön şartlar ileri sürer, 'Şöyle yapmazsanız bu olmaz' vesaire gibi bir yaklaşım içerisine girerse biz kendi yolumuza da devam ederiz. Yani burada böyle elimiz kolumuz bağlı oturacak halimiz yok. Türk Silahlı Kuvvetleri kendi modernizasyonu için kendi imkanlarını geliştirmek için başka alternatifler bakmaya devam eder."
Kalın, Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı gibi kendi milli imkanlarıyla yeni teknoloji ve kabiliyetler geliştirmeye devam edebileceğini vurgulayarak, "Bildiğiniz gibi SİHA teknolojisi alanında son yıllarda muazzam aşamalar katedildi. Bildiğiniz gibi TB2, Akıncı derken Kızılelma yakında açık uçuşlara başladı ve yakında inşallah envantere de girecek." dedi.
Söz konusu imkan ve kabiliyetlerle Türkiye'nin artık çok ileri noktalara geldiğini belirten Kalın, "Bazılarının iddia ettiği gibi 'Her konuda dışarıya bağımlı, F16 gelmezse Türk Silahlı Kuvvetleri aciz kalır, terörle mücadele edemez, kendini koruyamaz' gibi bir şeyler söz konusu bile değil. Hamdolsun milli güvenliğimizi, sınır güvenliğimizi sağlamak, terörle mücadele ve hava güvenliğimizi sağlama noktasında kendi imkan ve kabiliyetlerimizi de her gün geliştirmeye devam ediyoruz. Bu yönde de her türlü imkan ve kabiliyeti harekete geçirmeye devam edeceğiz." diye konuştu.
Kalın, ön şart durumunda programın sona erip ermeyeceğini sorusunu "Böyle bir ön şartla ilgili nasıl bir şart getireceklerine bağlı. Biz sona ermesini arzu etmeyiz, programın devam etmesini isteriz. Biden yönetiminin de niyetinin ve arzusunun bu yönde olduğunu biliyoruz ama Kongre engelini aşamazlarsa veya bir şekilde bu mevzu Kongre'de takılırsa o zaman duruma bakar yeni bir değerlendirme yaparız." şeklinde yanıtladı.

"Suriye ile yürütülen müzakerelerde İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar"
Kalın, "Türkiye-Suriye-Rusya üçlü görüşmeleri devam ediyor ve yeni bir toplantı gündemde. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da İran'ın da katılabileceği yönünde açıklaması var. Yeni toplantının yeri, tarihi belli oldu mu, İran katılacak mı?" sorusuna, şu yanıtı verdi:
"Henüz yeri ve tarihi belli değil ama Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi biz İran'ın bu sürece dahil olmasından memnuniyet duyarız. Son tahlilde Suriye sahasında da önemli bir aktördür İran. Dolayısıyla Rusya arabuluculuğunda Suriye ile yürütülen müzakerelere İran'ın bulunması bize göre katkı sağlar. Çünkü Suriye sahasından Türkiye'ye dönük terör tehditlerini ortadan kaldırmak, sınır güvenliğimizi sağlamak ve Suriyeli mültecilerin evlerine, ülkelerine güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde dönmelerini sağlamak için yapacağımız müzakerelerde İran'ın bulunması da bu süreci rahatlatır, katkı sağlar. Biz bundan memnuniyet duyarız. Dışişleri Bakanlarımız görüşüyorlar. Bir tarih üzerinde, bu ay içerisinde olabilir ama henüz kesinleşmiş bir tarih ve yer söz konusu değil. Ama önümüzdeki haftalarda bu toplantının da gerçekleşmesini bekleyebiliriz."
Rusya-Ukrayna Savaşı'nda bazı ülkelerin Ukrayna'ya mühimmat yardımında bulunmasının gündemde olduğu hatırlatılarak, Türkiye'nin bu yönde bir planı olup olmadığı sorulan Kalın, şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanımız başından beri, 'Bu savaşın kazananı olmaz, barışın da kaybedeni olmaz' diye ifade etti. Tabii ki toprakları işgale uğramış Ukrayna'nın, nefsi müdafaa yaparak topraklarını işgalden kurtarmak için harekete geçmesi en doğal hakkıdır. Onların bu mücadelesini böyle değerlendirmek gerekir. Fakat öte yandan savaşın yayılması, genişletilmesi ve uzatılması başka soruları da beraberinde getiriyor. Acaba bu sorunu çözmenin yolu bu mudur, buradaki nihai oyun planı nedir? Bu soruları da sormamız gerekiyor. Biz baştan beri iki tarafı da bir araya getirmek için yoğun bir diplomatik mücadele verdik, vermeye de devam ediyoruz.
Farklı düzeylerde ve şekillerde, esir mübadelesinden tahıl sevkiyatına, Zaporijya Nükleer Bölgesi'nin güvence altına alınmasından savaşın sonlandırılmasına yönelik müzakerelere kadar, farklı alanlarda girişimlerimiz bugün de devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Bir an önce tarafların müzakere yoluyla bu meseleyi hal yoluna koyacak bir yola girmelerini telkin ediyoruz, tavsiye ediyoruz. Bu yönde de çaba sarf ediyoruz. Önümüzdeki 2-3 hafta içinde savaşın birinci yılına gireceğiz. Umarız bu süre daha fazla uzamaz. Savaş derinleşmez ve yaygınlaşmaz. Zaten şu ana kadar çok büyük bir yıkıma, binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Bundan sonra da dünyanın bütün çabasını, gayretini, savaşın sonlandırılmasına, ama adil sürdürülebilir bir çözüm temelinde yani Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve güvenliği temelinde savaşın sona ereceği plana doğru odaklanması gerektiği kanaatindeyiz."
Kalın, yeni bir esir takası ya da yaralıların tahliyesi için yeni bir koridor oluşturulmasının gündemde olup olmadığı sorusunu Kalın, "Evet bu gündemde, konuşuyoruz. Farklı düzeylerde zaten bazı mübadeleler zaman zaman yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu yönde devam ediyor, bu konuda da somut bazı sonuçlar elde etmeyi arzu ediyoruz." diye yanıtladı.
 



Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında

Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında
TT

Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında

Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında

Türkiye, cumhuriyetin ilanının 103. yılını kutluyor. Anadolu'nun işgalden kurtarılmasının ardından Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, TBMM'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i ilan etmesinin üzerinden 103 yıl geçti.

Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında resmî törenler düzenlenirken, vatandaşlar da bayram coşkusunu meydanlarda, caddelerde ve çeşitli etkinliklerde paylaşıyor. Türk bayraklarıyla donatılan kentlerde Cumhuriyet’in anlam ve önemine dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve devlet erkanı Anıtkabir’i ziyaret etti

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 103. Yılı tüm yurtta coşkuyla kutlanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve devlet erkanı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Anıtkabir'i ziyaret etti. Misak-ı Milli Kulesi'ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Başkan Erdoğan Türkiye Yüzyılı vurgusu yaptı. Başkan Erdoğan "Milli davamız olarak gördüğümüz Türkiye Yüzyılı hedefine ulaşıncaya kadar kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.

csdfvgbh
Fotoğraf: TCCB

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlığındaki Aslanlı Yol'daki kortejde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri, yüksek yargı organlarının başkanları, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, kuvvet komutanları, siyasi partilerin temsilcileri ve diğer devlet erkânı yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Atatürk’ün mozolesine üzerinde ay yıldız bulunan çelengi bırakmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.

Daha sonra Misak-ı Millî Kulesi’ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deftere yazdığı metni okudu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özel deftere yazdığı metinde şu ifadelere yer verdi: “Aziz Atatürk, bugün, uğruna büyük bedeller ödediğimiz Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103'üncü seneidevriyesini kutluyoruz. Tarihimize yeni bir istikamet çizen bu önemli günde, zatıâlinizi, silah arkadaşlarınızı ve kahraman şehitlerimizi şükranla yâd ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaştırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz.

dvfgbhn
Fotoğraf: TCCB

Cumhuriyet henüz ilan edilmemişken zatıâlinizin 1 Mart 1922 tarihli Büyük Millet Meclisi hitabında münderiç, 'Bizi, millî davamızı izlemekten yıldıracak hiçbir araç, hiçbir kuvvet düşünülemez. Millî davamız bizim hayatımızdır' sözleri ışığında, millî davamız olarak gördüğümüz Türkiye Yüzyılı hedefine ulaşıncaya kadar kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz. Ruhun şad olsun."


Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
TT

Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)

Türkiye, geçen hafta Libya’nın doğusu ve batısındaki yönetimler arasında birliği sağlamak amacıyla görüşmelere ev sahipliği yaptı. Ancak görüşmelerden herhangi bir anlaşma çıkmadı.

xcdvfgbhj
Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe hükümetine bağlı güçler arasında yer alan silahlı kişiler (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi üst düzey bir Türk yetkili, çarşamba günü AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelerin henüz bir sonuç vermediğini belirtti.

Yetkili, “Görüşmeler şimdiye kadar ağırlıklı olarak iki tarafın askerî açıdan birleştirilmesine odaklandı. Siyasi birliğin sağlanması konusunun ise ilerleyen aşamada ele alınması bekleniyor” dedi.


Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’la iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğunu bir kez daha açıkladı. Ankara’nın açıklaması, Kahire’nin 2019’un sonunda imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından geçen hafta onaylanan Türkiye-Libya deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını tanımayı reddettiğini yinelemesinin ardından geldi.

Türkiye Savunma Bakanlığından bir yetkili, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim’de onaylanmasının, uluslararası hukuk, hakkaniyet ilkeleri ve ilgili kıyı devletlerinin meşru hak ve çıkarlarına saygı temelindeki yaklaşımı destekleyen önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

hyju
Hakan Fidan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Savunma Bakanlığının haftalık basın toplantısında, Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarla ilgili bir soruyu yanıtlayan yetkili, “Mısır’la ortak çıkarlar doğrultusunda bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Değerlendirmelere göre Mısır’ın ülkemizle böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan’la yapılabilecek olası bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden fazla ek deniz alanı elde etmesi mümkün olacak” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve çıkarlarını korumayı, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğini de belirtti.

Türkiye’den ilişkileri geliştirme mesajı

Türk yetkilinin açıklamaları, Savunma Bakanı Yaşar Güler’in daha önce yaptığı değerlendirmeleri de teyit etti. Güler, Mısır’la imzalanacak bir anlaşmanın ülkeye Doğu Akdeniz’de 15 bin kilometrekarelik ek deniz alanı kazandırabileceğini söylemişti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati de geçen cuma İstanbul’da düzenlenen Avrupa-Ortadoğu toplantısının ardından, Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan mutabakatı onaylamasını kesin bir dille reddetti. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Pakistan, Almanya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlarının yanı sıra İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin katıldığı toplantının ardından konuşan Abdülati, “Onay kararının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonucu olmayacak” dedi.

hyjuı8l
Erdoğan ile Miçotakis’in 2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları marjında gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’ın tutumuna karşı gerek resmî düzeyde gerekse hükümete muhalif medya kuruluşları dahil basında herhangi bir olumsuz açıklama yapmadı. Ankara’nın bu yaklaşımı, benzer itirazlarda bulunan Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Avrupa Birliği’ne yönelik tutumundan farklılık gösterdi.

Bu durum, Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri geliştirme ve iki ülke arasında yeni bir krizin ortaya çıkmasını önleme konusundaki istekliliğini yansıttı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen pazartesi günü yapılan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hiçbir tarafa zarar vermeyi amaçlamadığını belirtti. Erdoğan, bölgedeki bütün ülkelerle diyalog çağrısında bulunurken Türkiye’nin Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini ifade etti.

Yunanistan’la temas arayışları

Yunanistan, Türkiye-Libya mutabakatının onaylanmasının ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup göndererek itirazlarını yineledi.

Atina yönetimi mektubunda, mutabakatın onaylanmasının belgenin hukuki statüsünü değiştirmeyeceğini ve üçüncü ülkeler açısından yeni hukuki yükümlülükler doğuramayacağını savundu. Ayrıca mutabakatın, Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürdü. Yunanistan, Türkiye ile Libya kıyılarının coğrafi konumunun da mutabakatın geçersizliğine işaret ettiğini öne sürdü.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta Brüksel’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’e bir teklif sunduğunu açıkladı.

Fidan’ın aktardığına göre Erdoğan, Yunanistan’ın Kıbrıs’a yaklaşık 2 bin kilometre mesafeden elektrik ulaştırmak için Avrupa fonlarından 2 milyar avrodan fazla harcamak yerine elektriği Türkiye’den satın almasının daha uygun olacağını söyledi.

dcfvg
Hakan Fidan’ın geçen hafta İstanbul’da düzenlenen toplantı marjında İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Bu teklif, Yunanistan ile Kıbrıs’ı, ardından İsrail’i birbirine bağlamak amacıyla Akdeniz’in altından elektrik kablosu döşenmesini öngören “Büyük Deniz Bağlantısı” projesine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi. Türkiye, söz konusu projenin hayata geçirilmesi için kendi onayının alınmasını şart koşuyor.

Fidan, Erdoğan’ın Miçotakis’e, “Sadece 70 mil uzağınızda bulunan Türkiye’den elektrik satın almanız daha iyi olur. Size su, elektrik ve doğal gaz da sağlayabiliriz” dediğini aktardı.

Doğu Akdeniz’de yeni denklem arayışı

İtalya açısından ise Türkiye-Libya mutabakatının onaylanması, siyasi ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeleri artırdı. Roma’da, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun genişlemesinin Doğu Akdeniz’deki İtalyan çıkarlarını etkileyebileceği yönündeki kaygılar öne çıktı.

Bazı İtalyan siyasi çevreleri, Roma’nın Libya’yı, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesi temelinde birleştirmeye yönelik ABD girişimlerine destek vermekte acele edip etmediğini sorgulamaya başladı. Bu çevrelere göre söz konusu yaklaşım, Libya’nın doğusundaki güçlerin Türkiye’yle yakınlaşmasını teşvik edebilir.

Türkiye, Libya’da Halife Hafter’e verdiği destekle Rusya’nın etkisini artıran İtalya’nın aksine, ülkenin doğusundaki aktörlerle doğrudan rekabet eden bir konumda bulunuyor.

Ankara, Mısır, İtalya ve Libya ile müzakereler yürütme seçeneğini de gündeme getirdi. Bu girişim, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs’ın yerleştirmeye çalıştığı mevcut deniz yetki alanları düzenini değiştirebilecek yeni bir denklem oluşturma arayışında olduğu yorumlarına yol açtı.

Türk yazar ve siyasi analist Ahmet Erdi Öztürk, Kahire’nin itirazlarını sürdürmesine rağmen Türkiye ve Libya ile doğrudan temaslarını devam ettirmesinin diplomatik seçeneklerin henüz tükenmediğine işaret ettiğini söyledi.

Öztürk, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında geçen cumartesi günü yapılan telefon görüşmesine de dikkat çekti. Görüşmede Dibeybe’nin, Kahire’nin deniz yetki alanlarına ilişkin kaygıları konusunda müzakereye hazır olduğunu belirtmesinin önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti.

Öztürk, Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında görüşmeler yapılması yönündeki önerisinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler bakımından hiçbir ihtimalin dışlanamayacağını belirten Öztürk, Yunanistan ve İsrail’in de ilerleyen bir aşamada mevcut politikalarını değiştirmelerinin şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi.