İran gözünü Afrika’ya dikti: Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Moritanya'da

İran Dışişleri Bakanlığı'nın Telegram'daki paylaşımına göre, Abdullahyan'ın önceki bir dış ziyareti
İran Dışişleri Bakanlığı'nın Telegram'daki paylaşımına göre, Abdullahyan'ın önceki bir dış ziyareti
TT

İran gözünü Afrika’ya dikti: Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Moritanya'da

İran Dışişleri Bakanlığı'nın Telegram'daki paylaşımına göre, Abdullahyan'ın önceki bir dış ziyareti
İran Dışişleri Bakanlığı'nın Telegram'daki paylaşımına göre, Abdullahyan'ın önceki bir dış ziyareti

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan dün (Salı) resmi bir ziyaret için Moritanya'ya gitti. İran'da hükümete bağlı bir haber ajansı, Abdullahiyan’ın Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Vild Şeyh el-Gazvani ve Dışişleri Bakanı Muhammed Salim Veled Marzuk ile görüşeceğini aktardı.
Dışişleri Bakanı’na üst düzey bir siyasi heyetin eşlik ettiğini söyleyen İranlı bir kaynak, ziyaretin İran'ın Afrika’ya olan ilgisinin bir parçası olduğunu ifade etti. Aynı kaynağa göre, Afrika, İran mallarını satmak için geniş ve uygun bir bölge. Afrika pazarı İran siyasetinde özel bir yer tutuyor.
Ziyaret, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Moritanyalı mevkidaşı Muhammed Vild Şeyh el-Gazvani'ye gönderdiği ve onu Tahran'ı ziyaret etmeye davet eden mektuptan iki hafta sonra gerçekleşti. Bu, Vild el-Gazvani'nin Reisi'den bir yıl içinde aldığı ikinci mektup olurken, geçen yılın Şubat ayında (2022) benzer bir mektup daha almıştı.
İran Kültür ve İslami İrşad Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili, mektubu Vild el-Gazvani'ye teslim ettikten sonra yaptığı basın açıklamasında, ayrıntı vermeden İran’ın, Moritanya ile ilişkilerini her alanda geliştirmeye çalıştığını dile getirdi.
Ziyaretin ekonomik ve ticari yönü öne çıksa da, özellikle İran Dışişleri Bakanı'nın Moritanya temaslarının, İran'ın Sahel bölgesine doğru ilerlemesinin arkasında güvenlik ve askeri dosyaların olduğuna inanılıyor. Moritanya ziyareti, İranlı diplomatların beş Sahel ülkesinin başkentlerine yaptığı benzer ziyaretlerle aynı zamana denk geliyor.
Nuakşot merkezli bölgesel bir örgüt olan G5 Sahel Gücü bölgede artan terör tehditlerine karşı koymaya çalışıyor. G5 Sahel Gücü geçen yıl grup üyeliğini askıya alan Mali'nin yanı sıra Moritanya, Nijer, Burkina Faso ve Çad'ı içeriyor.
Tahran'ın, Fransız etkisinin azalması ışığında, şiddetli bir uluslararası çatışmaya tanık olan Sahel bölgesinde bir yer bulmaya çalıştığı açık. Birçok Sahel ülkesi, terörle mücadelede uluslararası ortaklıkları çeşitlendirmek için yeni politikalar çerçevesinde Rusya ile işbirliğine yöneldi. İran'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bagheri Kani, iki hafta önce Nijer ve Burkina Faso'yu ziyaret etti. İki ülkenin liderleriyle toplantılar yaptı ve bu toplantılar sırasında Tahran'dan mesajlar taşıdı. En önemli mesajlardan birinde Burkina Faso Başbakanı, Tahran'a davet edildi. Bagheri, Burkina Faso'da yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“İran, Burkina Faso ile çeşitli alanlarda özellikle ekonomik, politik ve sağlık alanlarında ilişkilerini güçlendirmek istiyor. Tahran, Burkina Faso'ya bir büyükelçi atayacak. İran, üniversitelerinde Burkina Faso öğrencilerine burs sağlayacak.”
İranlı diplomat, Batı'yı terör örgütü DEAŞ'ın arkasında olmakla suçlayarak, Batı'nın Sahel bölgesindeki terörle mücadele politikalarını şu sözlerle eleştirdi:
"DEAŞ'ı onlar yarattı ve bu musibetle savaşmanızı engellemek için onlara hizmet sunuyorlar. Fransa'nın teröristlere büyük destek verdiğine ikna oldum. İran'ın terörle mücadelede tecrübesi var ve bunu Burkina Faso ile paylaşmaya hazır."
Burkina Faso Başbakanı, “İran'ın terörle mücadelede askeri teçhizatla bize yardım etmesini istiyoruz. Burkina Faso'nun da İran'a sunacağı pamuk, altın, sığır ve domates gibi ürünleri var” dedi.
İranlı diplomatlar için tek hedef Burkina Faso değil, aynı zamanda komşu Mali’de Tahran’ın öncelikleri arasında. Bageri Kani geçtiğimiz Aralık ayı sonunda Mali’nin başkenti Bamako'yu ziyaret etti ve Mali Dışişleri Bakanı Abdullah Diop ile bir araya geldi. Bu ziyaret, ilk kez Ağustos 2022'de Bamako şehrinde gerçekleştirilen Mali-İran ortak ikili komitesinin toplantısı sonrasında gelmişti. Görüşmede Kani ve Diop, iki ülkenin tanık olduğu durumu ‘yeni dinamik bir yol’ olarak nitelendirerek, “Başlangıçta savunma ve güvenlik güçlerimizin askeri teçhizat ve eğitim açısından yeteneklerini güçlendirmeye odaklanacak bir ortaklık kurma sürecindeyiz” açıklamasında bulundular.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı görüşme sonrası yaptığı açıklamada, ‘Bamako-Tahran eksenine’ vurgu yaptı.
İran Dışişleri Bakanı geçtiğimiz Ağustos ayında, ülkesinin ‘Mali ile ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirme’ arzusunu açıklamıştı. Askeri darbenin ardından Afrika ülkeleri tarafından Bamako'ya uygulanan yaptırımları ülkesinin reddettiğini dile getiren Abdullahiyan, Tahran’ın Bamako'da bir teknoloji fuarı düzenlemeyi planladığını söyledi.
İran, Sahel ülkelerine yönelik hamlesini artırırken, bu bölgeyle ilişkilerinde birikmiş gerilim mirasıyla yüzleşmek zorunda. Örneğin, Moritanya daha önce en önde geleni Lübnan Hizbullah’ı olmak üzere Tahran'la bağlantılı birkaç örgüt ve partiyi terör örgütü olarak sınıflandırmış ve İran'daki yetkililerle bağlantıları nedeniyle bazı yerel kuruluşların lisanslarını da iptal etmişti.



Mali'nin kuzeyindeki Nijer Nehri'nde bir feribotun batması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
TT

Mali'nin kuzeyindeki Nijer Nehri'nde bir feribotun batması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)
Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir tekne (Arşiv-yerel basın)

Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde Nijer Nehri üzerindeki bir kasabaya ulaşmaya çalışan feribot kayalıklara çarparak battı ve onlarca kişi hayatını kaybetti.

Yetkililer, kazanın perşembe günü Deri kasabasında meydana geldiğini söyledi. Yerel yetkililer henüz resmi ölü sayısını açıklamadı, ancak bölge sakini ve eski Ulusal Meclis Milletvekili Al-Kadi Touré, 38 kişinin öldüğünü ve 23 kişinin kurtulduğunu belirtti.

Bölge sakini Derri Musa Ag el-Mubarek Traore, kazada 21 aile ferdini kaybettiğini söyledi ve yerel yetkililere cesetleri çıkarmada ve ölü sayısını belirlemede yardım ettiğini ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Traore, “Nehirde dağılmış cesetleri topladım, bazıları çürümeye başlamıştı. Şu anda sizinle konuşurken bile cesetlerin kokusunu alabiliyorum” ifadelerini kullandı.

Görgü tanıkları, feribotta pirinç hasadını bitirmiş aileler ve çiftçiler bulunduğunu ve bölgedeki El Kaide bağlantılı militanların saldırılarını önlemek için alınan güvenlik önlemleri nedeniyle gece demir atmak yasak olmasına rağmen, feribotun karanlık çöktükten sonra geldiğini söyledi. Ancak Traore, feribot kaptanının sabaha kadar beklemek istemediğini ve diğer kıyıya ulaşmaya çalıştığını, bu nedenle feribotun kayalara çarparak battığını söyledi.


Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
TT

Sudan'da iki hükümetin varlığı gerçeği bölünme korkularını artırıyor

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), yıllarca süren anlaşmanın ardından iktidar için rekabet ediyor. (AFP)

Sudanlılar, 2026 yılının başında teorik olarak bağımsızlığın 70’inci yılını kutlamaya hazırlanırken, ‘devlet fikrinin’ kendisi ağır bir varoluşsal sınavla karşı karşıya bulunuyor. Uzayan savaş, yalnızca maddi altyapıyı tahrip etmekle kalmadı; meşruiyet ve toprak üzerinde rekabet eden iki otoriteye dayanan yeni bir siyasi gerçeklik üretti. Sürekli beslenen savaş seferberliği ve nefret söylemi ise toplumun tek ve kapsayıcı bir ulusal yapı fikrine geri dönme ihtimalini zayıflatıyor.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, bağımsızlık vesilesiyle yaptığı konuşmada, ‘vatan ve vatandaşlık’ kavramlarını yeniden gündeme getirerek ‘ulusal uzlaşıdan’ söz etti. Ancak aynı zamanda, zafer elde edilene kadar savaşın sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Karşı cephede ise Nyala’daki paralel hükümetin başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi, yeni bir toplumsal sözleşme, adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi ve tek bir ordu temelinde ‘devletin yeniden inşasına’ dayanan bir vizyon sundu.

 Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)Sudan’daki paralel Kuruluş Hükümeti Başbakanı Muhammed el-Hasan et-Teayişi (Ofisinin Facebook sayfası)

Görünürde Sudan’ın birliğine vurgu yapan bu iki söylemin arasında, savaşın fiili bir bölünmeye yol açabileceği ve bunun zamanla kapsamlı bir parçalanmaya dönüşebileceği yönündeki kaygılar öne çıkıyor. Bu endişeler, toplumsal hafızada hâlâ canlı olan Güney Sudan’ın ayrılma deneyimi nedeniyle daha da derinleşiyor.

İki rakip kamp

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) öncülük ettiği ittifak, kontrolü altındaki bölgelerde bir hükümet kurulduğunu ilan etti. Bu yapıya, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) başkanlığında bir başkanlık konseyi atanırken, başbakanlık görevine de Muhammed el-Hasan et-Teayişi getirildi. Buna karşılık, orduyla bağlantılı kamp, Port Sudan’da konumlanarak kendisini ‘uluslararası alanda tanınan otorite’ olarak pekiştirmeye çalışıyor. Bu tabloyla birlikte kriz, başkent ya da devletin kilit kurumları üzerindeki askeri bir mücadele olmanın ötesine geçerek, bizzat devletin temsil edilmesi konusunda doğrudan bir rekabete dönüşmüş durumda.

Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)Sudan Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sumud İttifakı liderlerinden Halid Ömer Yusuf (Facebook sayfası)

Bu kaygılar karşısında, Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf, ‘askeri seçenek’ anlatısının ulusal birliğin güvencesi gibi sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Yusuf, savaşın egemenliği korumanın bir yolu olarak tanımlanmasını ‘en büyük yalanlardan biri’ olarak niteledi. Kendi platformu üzerinden yayımlanan değerlendirmesinde Yusuf, savaşın sürmesinin pratik sonucunun ‘devletin aşınması, karar alma merkezlerinin çoğalması ve paralel iki idarenin kökleşmesi’ olacağı öngörüsünde bulundu; her ilave çatışma gününün bölünmüşlüğü daha da derinleştireceğini vurguladı.

Yusuf’a göre krizin temelinde ‘birden fazla ordunun varlığı ve paralel iki askeri gücün bulunması’ yatıyor. Bu durumun, ‘şu ya da bu ordunun tasfiyesi’ gibi sloganlarla değil, birleşme ve bütünleşmeye yönelik açık mekanizmalar içeren müzakereye dayalı bir siyasi anlaşmayla ya da askeri güç yoluyla kesin bir sonuçla çözülebileceğini belirten Yusuf, ikinci seçeneğin düşük bir ihtimal olduğunu ifade etti. Askeri çözüm beklentisinin ‘tek bir ordu yaratmayacağına’ dikkat çeken Yusuf, yaygın silahlanma, silahlı grupların artışı ve kontrol ile nüfuz alanlarının karmaşıklaşması nedeniyle bunun daha fazla parçalanmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)Hartum eyalet yetkilileri, silahlı kuvvetlere destek olmak üzere Omdurman'ın batısındaki Um Bede bölgesinde binlerce askeri eğitiyor, 15 Aralık (AFP)

Yusuf ayrıca, ülkeyi bekleyen çok sayıda tehlikeye dikkat çekti. Bunlar arasında, savaşın bölgesel nitelikli bir çatışmaya dönüşmesi, nefret söylemi, güvenlik boşluğu ve silahlı güçlerin çoğalmasıyla beslenen bir ortamın oluşması, buna ek olarak bölgesel ve uluslararası uzantıların devreye girmesi ile kırılgan bir devlet yapısı içinde ayrılıkçı çağrıların ortaya çıkması yer alıyor. Yusuf’a göre bu tablo, istikrar üretemeyen zayıf yapıların ortaya çıkmasına yol açabilir.

Bu endişeler temelsiz değil. Nitekim uluslararası ajanslar ve raporlar, paralel iki otoritenin ortaya çıkması ile parçalanma riski arasında doğrudan bağ kuruyor. Bölünmüş ülkeler örneklerine atıf yapan bu değerlendirmeler kapsamında Reuters, 31 Temmuz’da yayımladığı bir haberde, iki hükümetin varlığının ülkedeki fiili bölünme sürecini derinleştirdiğini belirtmişti.

Bölünme senaryoları

Gazeteci Raşa Avad ise meselenin özüne işaret ederek, uzun süren savaşların nadiren ‘kesin bir zafere’ yol açtığını, buna karşılık çoğu zaman ‘bölünme senaryolarının’ önünü açtığını dile getirdi.

Avad, idari bölünmenin fiili bir gerçeklik haline geldiğini, silahlı güçlerin bazı bölgelerin tamamını kontrol altına alarak buraları merkezi devletten büyük ölçüde bağımsız biçimde yönettiğini belirtti. Savaşın sürmesinin bu durumu tam teşekküllü bir bölünmeye dönüştürebileceği uyarısında bulunan Avad, “Çatışmaların uzaması bu tablonun kalıcılaşması anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)

Avad’a göre olası herhangi bir bölünme barışçıl olmayacak; aksine ‘kanlı ve istikrarsız’ bir nitelik taşıyacak. “Bir bölge ayrılsa bile kendi başına istikrar sağlayamaz” diyen Avad, Darfur örneğinde olduğu gibi iç çelişkilerin merkezle yaşanan çelişkilerden daha derin olabileceğini, bunun da ayrılığı siyasi bir çözümden ziyade iç parçalanmanın kapısını aralayacak bir sürece dönüştürebileceğini ifade etti. Avad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, mevcut bölgesel ortamın riskleri katladığını vurgulayarak, bölgenin ‘kaynama noktasında’ olduğunu, Sudan’daki savaşın sürmesi halinde daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın parçası haline gelebileceğini belirtti. Bu durumun iç savaşı uzatacağını, etkilerini derinleştireceğini ve özellikle tarafların rekabet halindeki bölgesel müttefiklere sahip olması nedeniyle ülkeyi parçalanmaya sürükleyebileceğini dile getirdi.

Avad, savaşı, nefret söyleminin beslediği ve giderek derinleşen ‘psikolojik ve toplumsal bölünme hali’ ile de ilişkilendirdi. “Çatışmalar, belirli bölgeler ve toplumsal bileşenler hedef alınarak yoğun bir kışkırtma dili üretti” diyen Avad, ulusal düzeyde bir iyileşme, uzlaşı ve geçiş dönemi adaleti projesinin yokluğunun, “Biz mutlak iyiyiz, onlar mutlak kötüdür” anlayışını güçlendirdiğini savundu. Bu yaklaşımın, zaman ilerledikçe Sudanlıların birbirini kabullenmesini daha da zorlaştırdığına dikkat çekti.

Deniz ve nehir ülkesi

Bu psikolojik ve toplumsal bölünme, iki tarafın destekçileri arasında günlük dilde ortaya çıkmaya başlayan sosyal ayrışma göstergeleriyle de örtüşüyor. Avad, bunun yalnızca bir siyasi gürültü meselesi olmadığını belirterek, “Bu durum, bölünmenin bir çözüm olarak kabul edilmesine ya da en azından bir kader gibi kabullenilerek onunla birlikte yaşamaya zemin hazırlayan psikolojik bir eşik oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede, bazı sosyal medya platformlarında Darfur bölgesi ile Kordofan’ın bazı kısımlarının ayrılmasına yönelik açık çağrıların dolaşıma girdiği görülüyor. Ayrıca, Sudan’ın orta, kuzey ve doğu kesimlerini kapsayacak şekilde ‘deniz ve nehir’ adıyla bir devlet kurulması yönünde çağrılar da gündeme geliyor. Bu çağrıların, etnik ayrımcılık temelli bir söylemle desteklendiği ifade ediliyor.

 Kuzey Darfur eyaletinin başkenti el-Faşir'de bulunan HDK milisleri (AFP)Sivil hayata dönüş hayali kuran Sudanlılar, Aralık 2018 devriminin yıldönümünü kutluyor. (AFP)

Halid Ömer Yusuf’un uyarıları ile Raşa Avad’ın analizini birleştiren ortak sonuç, çözümün yalnızca ‘birlik’ sloganını tekrar etmekte değil, sertleşmeden önce bölünme dinamiklerini durdurmakta yattığı yönünde. Bu da derhal ateşkes sağlanmasını ve askeri kontrol alanlarının siyasi sınırlara dönüşmesinin engellenmesini gerektiriyor. Bugün insanların gördükleri ve duydukları, bölünme korkularının artık yalnızca teorik öngörüler olmaktan çıktığını; savaş uzadıkça daha da karmaşıklaşan somut bir gerçekliğe dayandığını ortaya koyuyor. Birbirine rakip iki otoritenin varlığı, kontrolsüz silahlanmanın yaygınlığı ve derin bir toplumsal yarılma ortamında, ortak ulusal zemine dönüş ancak acil bir zihniyet değişimiyle mümkün olabilir. Bu değişimin, ‘savaşı yönetme’ anlayışından ‘devleti kurtarma’ mantığına geçişi esas alması gerekiyor. Ancak bu şekilde Sudanlılar, bir kez daha sevdikleri marşı hep birlikte söyleyebilir: “Bugün bağımsızlığımızın bayrağını yükseltiyoruz.”


Mogadişu, Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti

Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
TT

Mogadişu, Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti

Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland'ın başkenti ve en büyük şehri Hargeisa'nın genel görünümü (AFP)

Somali, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını görüşmek üzere Arap Birliği'nin acil toplantı yapmasını talep etti.

Somali'nin Arap Birliği Daimi Temsilcisi ve Kahire Büyükelçisi Ali Abdi Oray, Somali Haber Ajansı'na (SONNA) göre, "Somali, egemenliğini ve birliğini etkileyen bu tehlikeli kararların sonuçlarını görüşmek, bu sorumsuz kararı kınamak ve açık ve net bir şekilde reddetmek için Arap Birliği Konseyi'nin acil bir toplantı yapmasını talep ediyor. Bu toplantı, Somali Federal Cumhuriyeti ile dayanışma içinde, Arap devletlerinin ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini savunmak ve Afrika Boynuzu bölgesini istikrarsızlaştırmaya yönelik her türlü girişimi reddetmek amacıyla yapılıyor."

Abdi, Somali Federal Cumhuriyeti'nin, İsrail hükümeti Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sözde "Bağımsız Somaliland Cumhuriyeti"ni tanıdığı ve ardından onunla tam diplomatik ilişkiler kuracağına dair açıklamalarını kınadığını ve kesinlikle reddettiğini ifade etti.

Somali büyükelçisi, Somali Federal Cumhuriyeti hükümetinin “Somaliland” bölgesinin Somali devletinin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu ve onu bağımsız bir varlık olarak tanıma girişimlerinin geçersiz ve hukuki etkisinin olmadığı yönündeki kesin tutumunu vurguladı.

İsrail, Somali'deki ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıyan ilk ülke oldu ve stratejik Kızıldeniz kıyılarına bakan yeni bir ortağa sahip oldu.

Arap Birliği, Mısır, Türkiye ve Cibuti, İsrail'in Somaliland'ı tanımasını kınayan ülkeler arasında.