İçişleri Bakanı Soylu: Üç ülkenin konsolosluğunu kapatma kararı, yeni bir psikolojik harp başlatmadır

Fotoğraf: Esra Hacioğlu Karakaya/AA
Fotoğraf: Esra Hacioğlu Karakaya/AA
TT

İçişleri Bakanı Soylu: Üç ülkenin konsolosluğunu kapatma kararı, yeni bir psikolojik harp başlatmadır

Fotoğraf: Esra Hacioğlu Karakaya/AA
Fotoğraf: Esra Hacioğlu Karakaya/AA

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, üç ülkenin konsolosluğunu kapatma kararını "60 milyon turist hedefi koyduğumuz günde, Türkiye'de yeni bir psikolojik harp başlatmanın eşiğinde olmuşlardır." şeklinde değerlendirdi.
Soylu, Beştepe'deki Jandarma Genel Komutanlığı'nda düzenlenen "Jandarma Genel Komutanlığı 2022 Yılı Değerlendirme Toplantısı"nın açılış konuşmasını yaptı.
Bakan Soylu, güvenlik sorumluluklarını yerine getirebilmek için küresel istikrarsızlık ve tehdit alanlarına daha fazla odaklanmak durumunda olduklarını belirtti.
"2022 Küresel Terörizm Endeksi Raporu"na göre 163 ülkenin terörden etkilenme sıralamasında Afganistan'ın birinci, Irak'ın ikinci, Suriye'nin ise beşinci sırada olduğuna işaret eden Soylu, "21. yüzyılda kendi güvenliğimizi tam olarak sağlayabilmek için küresel güvenlik tablosuna 360 derece izleme yapmak durumundayız. Türkiye'de terör bitmemiştir ama artık birinci gündem maddesi değildir." diye konuştu.
Terörle mücadelede gelinen noktayı en iyi güvenlik güçlerinin tespit ettiğini dile getiren Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Terör örgütünü besleyenlerin kim olduğunu biliyoruz. PKK/KCK/PYD terör örgütünü besleyen Amerika'nın kendisidir. Çok net. Biz dünyanın en niteliksiz insanlarının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi 2 bin yıllık büyük bir birikimin başına böyle bir çorap örebileceğini, böyle bir bela oluşturabileceğini düşünecek saflıkta değiliz. Yıllardan beri parayla stratejiyle lojistikle hatta insan kaynağıyla bütün bunları destekleyen Amerika ve Batı, orada bir terör devleti kurdurma anlayışından vazgeçmiş değildir.
Hakurk ile Hatay arasında, bir taraftan bir tarafa, denize kadar bir terör devleti kurdurma anlayışından vazgeçmiş değildir. Bunun için iki tane şart gerekir. Birinci şart bahsettiğim bölge içerisindeki hakimiyeti tam anlamıyla sağlamaya çalışmak, ikinci şart bu terör devletinin kurulmasını engelleyebilecek Türkiye’yi istikrarsız hale getirebilmek ve teslim almaktır. Yıllardan beri bu iki temel şart için uğraşmaktadır. PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin varlığı bu sebepledir. Ona hava, sağlık, mühimmat, silah ve bütün terörist eğitimleri vermesinin temeli de bu sebeptir. Türkiye içerisinde yıllardır uygulanan baskılar, yıllardır Türkiye içerisindeki istikrarsızlık ataklarının temel sebebi de budur."

"İçlerinde kalmış büyük bir planın parçasıdır"
Bazı büyükelçilerin "Türkiye içerisindeki hukuka ayar vermek", "Türkiye'yi istikrarsız bir hale getirebilmek" amacıyla deklarasyon yayınladıklarını söyleyen Soylu, "Bu söylediklerimin hiçbirisi şu salondaki arkadaşlarımın yapmış olduğu mücadeleden ayrı değildir, hepsi aynıdır, hepsi bir mütemmimdir, hepsi de bir cüzdür. İstiklal Caddesi saldırısı, Hatay'daki polisevine yapılan saldırı 2022 yılında büyükelçilerin altına imza attığı bildiriden farklı değildir, aynısıdır ve tıpkısıdır. Büyük bir plan… 1923’te gerçekleştiremedikleri, kurtuluş mücadelesinde gerçekleştiremedikleri, hala içlerinde kalmış büyük bir planın bir parçasıdır." ifadesini kullandı.
Amerika ve Batı'nın, Türkiye’nin bu coğrafyada özgür, hür ve bağımsız olmasını istemediğini belirten Soylu, Türkiye’nin Müslüman coğrafyaya, Türk coğrafyasına, Orta Doğu'ya, Orta Asya'ya, Balkanlar'a huzur ve istikrar sağlamasının istenmediğini kaydetti.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, üç ülkenin güvenlik gerekçesiyle Türkiye'deki başkonsolosluğunu kapatma kararını şöyle değerlendirdi:
"İsveç'te, Danimarka'da ve Hollanda'da kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'e yönelik meşum menfur saldırılar oldu. Bazılarını kendi emniyet güçleriyle muhafaza ettiler, saldırılarının devamını temin edebilmek için, bunu demokrasi ve özgürlük olarak nitelendirdiler. Bütün bunları yaparken de hem kendileri yaptılar hem kendileri tahrik ettiler hem kendileri izin verdiler. Onun akabinde de aynen altını çizerek söylüyorum, büyükelçilerin Türkiye'ye karşı yaptığı deklarasyonda, hangi büyükelçi, bu deklarasyonun altına imzalanmasını salık vermişse, Türkiye'de yaklaşık üç dört gündür bir DEAŞ hadisesi üzerinden büyükelçiliklerin ve aynı zamanda bazı ibadet alanlarının tehlike altında olduğunu ortaya koyarak, bir kuruma ilettiği bir istihbari notla, diğer büyükelçiliklere de 'Biz kapatıyoruz siz de kapatın.' telkininde bulunarak 60 milyon turist hedefimizi koyduğumuz bir günde, 51,5 milyon turistin geldiğini, 46 milyar dolar turizm geliri elde ettiğimizi açıkladığımız bir günde Türkiye'de yeni bir psikolojik harp başlatmanın eşiğinde olmuşlardır. Bu çok açık ve nettir.
İşin hikayesi şudur: Farklı bir ülkenin bir istihbarat elemanı Türkiye'de DEAŞ mensubu olabileceği düşünülen birkaç kişiye elemanlık teklif etmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti o anı da net bir şekilde izlemiş, elemanlık teklif ettikleriyle birlikte birkaç gezinti gerçekleşmiş, ardından Türkiye'yi bu istihbarat elemanı terk etmiş. Bu istihbarat elemanı sonuç alamayınca ilk reaksiyonu ve bilgiyi veren ülkeye bu bilgileri pazarlamış, ondan sonra da Türkiye'de bir DEAŞ saldırısı olabilecek anlayışıyla beraber Türkiye'ye bir psikolojik harp yürütülmektedir. 15 kişi gözaltına alındı, 5 kişi tutuklandı. O istihbarat elemanının kim olduğunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti net bir şekilde biliyor. Yani istedikleri kişiyi hapisten çıkaramayınca metnin altına imza atan büyükelçiler, Türkiye'ye bir hukuk operasyonu yapmaya çalışan büyükelçiler, şimdi malum büyükelçinin operasyonuyla Türkiye'ye bir güvenlik açığı, bir terör operasyonu gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Çok net ve açıktır her şey."

"Hangi dostluğunuz var bize karşı?"
Dost ve müttefik olarak bilinen bazı ülkelerin, "İstikrarlı bir Türkiye olmasın da ne olursa olsun" anlayışı taşıdığını kaydeden Soylu, ABD'yi eleştirdi.
Bakan Soylu, şöyle devam etti:
"Türkiye ile F-16 ve F-35 pazarlığı yapan, 'Biz istiyoruz da senato geçirir mi geçirmez mi?'... Siz kimi kandırıyorsunuz? Siz kiminle dalga geçiyorsunuz? Siz hangi oyunu yapmaya çalışıyorsunuz? Siz senatodan geçmiş olan ve bizim Afrin operasyonumuzda vermek durumunda olduğunuz ve taahhüt ettiğiniz mühimmat dahil, birçok taahhütlerinizin hangi birine sadık kaldınız da yarın senatodan geçireceğinizi, vereceğinizi veya taahhütlerinize sadık kalacağınızı nereden bilelim? Hangi güveniniz var bize karşı? İstiklal Caddesi'nin saldırısının arkasında sizin koyun koyuna yattıklarınızın olduğunu bilmiyor muyuz? İstiklal Caddesi'nin saldırısının arkasında, koşa koşa 'Acaba bunu bizim silahlarımızla mı yaptı?' diye emniyet teşkilatımızın, emniyet istihbarat birimlerimizin etrafında fır fır döndüğünüzü bilmiyor muyuz? Hangi dostluğunuz var bize karşı? Bütün uluslararası mahfillerde Türkiye'nin itibarını ve istikrarını, Türkiye'nin ekonomik gücünü düşürmek için hangi operasyonları çektiğinizi bilmiyor muyuz? Hepsini biliyoruz."
Bunların hiçbirisinin terörden ayrı olmadığını söyleyen Soylu, "Bunlardan bir tanesini biz yapsak, şu DEAŞ'la karşı karşıya kaldığımız son meselede olduğunun bir tanesini biz yapsak, Türkiye'yi dünyaya terör devleti diye ilan ederler." dedi.

"Çuvalın içine girip bizi bir yılan gibi ısırmaya çalışanların kim olduklarını biliyoruz"
"Yıllarca bize dost ve müttefik safında kalıp güya öyleymiş gibi gözüküp çuvalın içine girip bizi bir yılan gibi ısırmaya çalışanların kim olduklarının hepsini biliyoruz." ifadesini kullanan Soylu, şunları kaydetti:
"Eğer başarısız olsaydık bugün müstemleke muamelesi göstereceklerdi. Bugün siz başarılı olduğunuz için, bugün Türkiye başarılı olduğu için, bugün Türkiye ayakta kaldığı için, bugün en güçlü argümanları, enstrümanları olan terörü diz çökerttiğiniz için, içeride ve dışarıda Türk Silahlı Kuvvetlerinden Jandarma Genel Komutanlığına kadar, Emniyet Genel Müdürlüğünden Milli İstihbarat Başkanlığına kadar Sahil Güvenlik Komutanlığımıza kadar bütün güvenlik birimlerimizin eş güdümü içerisinde, el birliği içerisinde çalıştıkları için bugün farklı numaraların içerisine girmektedirler.
Bu kıştan çok ümitleri vardı. Bütün planlarını bu kış üzerine yapmışlardı. O aklı evveller, o Türkiye'nin iç yönetimine, iç güvenliğine müdahale etmek isteyen malum büyükelçinin etrafında çöreklenmiş diğerleri… Madem o kadar çok biliyordunuz avucunuzun içindeki PKK'nın ve PYD'nin İstiklal Caddesi saldırısını, niçin Türkiye'ye haber vermediniz? Madem her yeri o kadar çok izliyorsunuz, madem Telegramları madem WhatsApp haberleşmelerini, madem birçok dijital alandaki adımı izliyorsunuz, madem Türkiye’ye dostsunuz niye organize ettiğiniz, arkasında olduğunuz İstiklal Caddesi patlamasını Türkiye'yle paylaşmadınız? Çünkü 15 Temmuz'un arkasında da siz varsınız. Çok net ve açık. Bir uluslararası operasyonla karşı karşıyayız ve uzun yıllardan beri bu uluslararası operasyon devam ediyor."
 



CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
TT

CHP liderliğinin tasfiyesi: Yargısal bir süreç mi, siyaset mühendisliği mi?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'daki parti genel merkezine yapılan polis baskınının ardından açıklama yaparken, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Ömer Önhon

Küresel jeopolitiğin büyük bir dönüşüm geçirdiği, Türkiye'nin hemen kapı komşuları Suriye'den Ukrayna'ya ve İran'a uzanan savaş ve krizlerin yaşandığı bir dönemde, Ankara siyasi yaşamının özünü derinden etkileyen iç bir çalkantıyla meşgul görünüyor.

Başta Genel Başkan Özgür Özel olmak üzere ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lider kadrosu kısa bir süre önce tasfiye edildi. Özel, 2023 yılındaki parti kongresinde genel başkanlığa seçilmişti. Ancak yargı, o kongreyi iptal ederek önceki duruma dönülmesine hükmetti. Bu kararla birlikte eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlığı süresince girdiği 11 seçimin tamamında yenilgiye uğramasına karşın eski ekibiyle birlikte yeniden CHP liderliğine geri döndü.

Özel'in genel başkanlığı döneminde ise 2002'den bu yana girdiği her seçimi kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 2024 yerel seçimlerinde tarihinin en ağır seçim yenilgisini tattı. CHP, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere tüm büyükşehirlerde galip geldi.

O tarihten bu yana CHP'nin sıkıntıları birbiri ardına gelmeye devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en güçlü rakibi olarak değerlendirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz yıl mart ayından bu yana yolsuzluk suçlamasıyla tutuklu olarak yargılanıyor. Cumhurbaşkanlığına aday olabilmenin ön koşulu olan üniversite diploması iptal edilen İmamoğlu hakkında bir de siyasi casusluk iddiasıyla ayrı bir dava açıldı.

Son iki yılda İmamoğlu'nun yanı sıra CHP'li yaklaşık 50 belediye başkanı da yolsuzluk suçlamalarıyla görevden uzaklaştırıldı. Bir kısmı tutuklandı, bir kısmının yerine ise hükümet tarafından kayyum atandı.

Yargı kararıyla göreve dönen Kılıçdaroğlu, şu an itiraz aşamasındaki mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından parti kurultayı düzenleyeceğini ve genel başkanlık seçimlerine gidileceğini açıkladı.

Özgür Özel'in destekçileri, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP liderliğine dönüşünün parti tabanının iradesiyle değil, yargı kararıyla gerçekleştiğini öne sürerek bu yapıyı ‘atanmış CHP’ olarak nitelendiriyor. Bu kesime göre yeni liderlik, Özel ve ekibinin yeniden öne çıkabileceği iç seçimlere kapı aralamak bir yana, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine dek mevcut konumunu korumaya çalışacak.

CHP tabanının ve sempatizanlarının büyük çoğunluğu Özel'in yanında saf tutarken yargı kararları Kılıçdaroğlu'na hukuki üstünlük tanıyor.

Bu aşamada taraflardan hiçbiri geri adım atmaya hazır görünmüyor. CHP içindeki iki rakip kanat arasındaki bu çekişme ise iktidar partisinin işine yarıyor.

AK Parti hükümeti, yaşananların muhalefeti zayıflatmak ve parçalamak amacıyla yargı ve kolluk kuvvetleri başta olmak üzere devlet kurumlarının araçsallaştırıldığı, planlı bir projenin parçası olduğu yönündeki iddiaları reddediyor.

AK Parti lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan bu çalkantılı sürecin CHP'nin kendi içindeki çatışmalardan ve bazı yetkililerinin işlediği hukuki ihlallerden kaynaklandığı açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin yaşananlarla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını ve bağımsız yargının yalnızca görevini yerine getirdiğini vurgularken CHP ve diğer muhalefet temsilcileri Türkiye'de yargı bağımsızlığının artık kalmadığını savunuyor.

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor.

CHP, AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek'in Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından Türk hükümetini yargıyı CHP'yi zayıflatmak ve tasfiye etmek amacıyla kullanmakla görevlendirmekle suçluyor.

Muhalefet, tüm bunların arkasındaki daha büyük hedefin olduğunu ve mevcut anayasanın izin vermediği üçüncü bir cumhurbaşkanlığı dönemine aday olabilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hukuki, siyasi ve parlamenter zemin hazırlamak ve ardından yaklaşan seçimleri kazanmasının amaçlandığını öne sürüyor.

Seçimlerin 2028 mayısında yapılması öngörülüyor. Ancak tarihin 2027'nin son çeyreğine alınabileceğine ilişkin görüşler de gündemde. Bunun yanı sıra AK Parti’nin seçim dengelerinin kendi lehine döndüğünü değerlendirmesi halinde birkaç ay içinde erken seçime gidebileceği ihtimali de konuşuluyor.

bghy
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk savunma sanayii şirketi Baykar'ın Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve şirketin İcra Kurulu Başkanı Haluk Bayraktar ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, İstanbul'da düzenlenen SAHA Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı'nın kapanış töreninde (Reuters)

Bu bağlamda AK Parti'nin seçim tarihini belirlerken göz önünde bulundurduğu dört temel başlık öne çıkıyor:

Ana muhalefet partisinin zayıflatılması

CHP'nin ve özellikle Ekrem İmamoğlu'nun yükselen popülaritesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iktidar partisinde ciddi kaygılara yol açtı. Her iki taraf da elindeki tüm araçları kullanarak bu tehdidi etkisiz kılmaya çalışıyor.

Parlamenter dengelerin değiştirilmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanlığına aday olmasına ve diğer yasal reformların hayata geçirilmesine olanak tanıyacak anayasa değişikliklerini geçirebilmek için 600 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 400 milletvekiline ihtiyaç var. Bunu sağlamanın yolu ya diğer partilerden milletvekillerinin AK Parti’ye transfer olmasından ya da başka bir siyasi partinin desteğinden geçiyor. Bu noktada gerçek anlamda ağırlıklı bir seçenek olarak yalnızca Kürt yanlısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) görünüyor.

"Terörden arınmış Türkiye" projesinin tamamlanması

AK Parti, PKK terörünün kalıcı biçimde sona erdirilmesinin ve Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasının Kürt yanlısı DEM Parti’nin desteğini garantileyebileceğini ve seçimlerde en azından bir kesim Kürt seçmeni partiye çekebileceğini hesaplıyor. Ne var ki Türk toplumu son derece hassas olan bu karmaşık meseleye ilişkin derin gerilimler barındırıyor. İşler planlandığı gibi gitmezse AK Parti, oy kazanmaya çalışırken oy kaybedebilir.

Ekonomik güçlüklerin aşılması

Türkiye yıllardır yüksek enflasyonla boğuşuyor. Hayat pahalılığı, Türk kamuoyunun en büyük derdi olmaya devam ediyor. Resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 120'ye ulaştıktan sonra yüzde 33'e gerileyen enflasyon, hâlâ önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Yabancı yatırımcılara sunulan devlet teşvik paketleri de beklenen sonuçları vermedi. Faiz oranları, ulusal paranın aşırı değerlenmesi ve işsizlik rakamları ise hükümetin arzu ettiği tablonun tam tersini yansıtıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Hükümet, istediği siyasi ve ekonomik koşulları oluşturabilmek için olumlu bir iç ortama ihtiyaç duyuyor. Ancak Türk siyasetini sarsan olumsuz gelişmelerin yakında son bulacağına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine mevcut ayrışmaların derinleşeceğine ve yeni kırılmaların ortaya çıkacağına ilişkin göstergeler ağır basıyor.

Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek ve aralarında ABD Başkanı Donald Trump'ın da bulunduğu NATO üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getirecek NATO Zirvesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından büyük önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveye ev sahipliği yapmanın kazandırdığı prestijin yanı sıra vizyonunu uluslararası kamuoyuna en geniş platformda sunma ve Trump'ı ağırlama fırsatı da bulacak.

Pek çok analist, NATO Zirvesi'nin ardından muhalefete yönelik yeni adımların atılacağını öngörüyor. Bu adımların Özgür Özel dahil bazı CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve tutuklanmalarını kapsayabileceği belirtiliyor. Hükümetin muhalefet üzerindeki baskıyı artırmayı sürdürmesi halinde ise Türkiye'nin giderek demokrasiden uzaklaşan bir yönetim anlayışına sürüklendiği iddialarını güçlendirme riskiyle yüz yüze geleceği vurgulanıyor.

İç gündem bu gelişmelerle meşgulken Türkiye'nin iç siyasi hesapları, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, Ortadoğu ve İsrail meseleleri başta olmak üzere dış politika dosyalarıyla iç içe geçiyor.

Türkiye-ABD ilişkileri, Trump döneminde kayda değer bir iyileşme kaydetse de Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması dahil olmak üzere ikili pek çok sorun halen çözüm bekliyor.

xscd
Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'daki parti genel merkezinde konuşma yaparken, 30 Mayıs 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ankara ayrıca Trump'ın Suriye politikasını ve Washington'ın Kürt Halk Koruma Birlikleri'ne (YPG) verdiği desteği durdurma ya da en azından bu desteği yeniden yapılandırma kararını memnuniyetle karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin meselesi ve İran savaşı nedeniyle İsrail'i sert bir dille kınamasına karşın ABD'ye yönelik her türlü eleştiriden kaçınmaya devam etmesi, Trump'ın Türkiye'ye yönelik politikalarını olumlu değerlendirmesine ve Cumhurbaşkanı’nın ABD Başkanı ile kurduğu iyi ilişkiyi riske atmak istememesine bağlanıyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri ise son derece gergin bir seyir izliyor ve iki ülke arasında sık sık sözlü tartışmalar yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i soykırım uygulayan bir devlet olarak nitelendiriyor ve Netanyahu karşıtı cephenin ön saflarında yer alıyor.

Öte yandan İsrail, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin geleneksel rakipleri olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile koordinasyon kuruyor, Suriye'nin egemenliğini ihlal ediyor ve Washington'ı Ankara üzerinde baskı kurmaya yönlendirmek amacıyla Kongre ve yönetim nezdinde ABD'deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırıyor.

Sert açıklamalara rağmen hem Türkiye hem de İsrail, gerilimin silahlı çatışmaya dönüşmemesi konusunda hemfikir.

Bazı analistler, Trump olmasaydı siyasi gerginliklerin silahlı çatışmaya dönüşme riskinin daha da artacağını öne sürerken diğerleri Türkiye ve İsrail'in sert söyleme karşın gerilimin silahlı çatışma boyutuna taşınmaması konusunda özenli davrandığına dikkati çekiyor.

Türkiye-AB cephesinde de sorunlar tırmanabilir. Avrupa Parlamentosu üyelerinin bazıları, Türkiye'deki son iç siyasi gelişmeleri gerekçe göstererek AB Konseyi'ni Türkiye'ye karşı harekete geçmeye zorlamak için girişim başlatacaklarını açıkladı.

fvbghj
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Süleymaniye kentinde düzenlenen törenle PKK üyeleri silahlarını  bırakırken, 11 Temmuz 2025 (AFP)

Öte yandan Türkiye uzun süredir AB üyeliğine aday ülke konumunda olsa da her iki taraf da savunma, enerji ve düzensiz göç gibi sınırlı iş birliği alanları dışında bu süreç için gerçek bir istek sergilemiyor.

Eğer Türkiye'deki iç çalkantılar dizginlenemezse daha da ağırlaşabilir ve etkileri yalnızca iç siyasetle sınırlı kalmayıp uluslararası meselelere de sıçrayabilir.


İtalya, NATO kapsamında Konya'ya SAMP/T hava savunma sistemi konuşlandıracak

Ukraynalı askerler, 4 Ağustos 2024'te Ukrayna'da yeri açıklanmayan bir Patriot hava savunma sistemi fırlatma rampasının önünden geçiyor (Reuters)
Ukraynalı askerler, 4 Ağustos 2024'te Ukrayna'da yeri açıklanmayan bir Patriot hava savunma sistemi fırlatma rampasının önünden geçiyor (Reuters)
TT

İtalya, NATO kapsamında Konya'ya SAMP/T hava savunma sistemi konuşlandıracak

Ukraynalı askerler, 4 Ağustos 2024'te Ukrayna'da yeri açıklanmayan bir Patriot hava savunma sistemi fırlatma rampasının önünden geçiyor (Reuters)
Ukraynalı askerler, 4 Ağustos 2024'te Ukrayna'da yeri açıklanmayan bir Patriot hava savunma sistemi fırlatma rampasının önünden geçiyor (Reuters)

Milli Savunma Bakanlığı, dün yaptığı açıklamada, NATO'nun savunma planı kapsamında İtalya'nın Türkiye'nin orta kesiminde bir hava savunma sistemi konuşlandıracağını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasında, "NATO'nun mevcut savunma planı çerçevesinde ve İttifak'ın hava savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla, İtalya'ya ait SAMP/T hava savunma sistemi Konya'daki 3. Ana Jet Üs Komutanlığı'na konuşlandırılacaktır" denildi.

Fransa ve İtalya'nın ortak projesi olarak geliştirilen SAMP/T, mobil karadan havaya füze savunma sistemi olarak biliniyor.

Sistem; savaş uçakları, insansız hava araçları, seyir füzeleri ve bazı balistik füze tehditlerine karşı kullanılabiliyor.

NATO'nun Türkiye'de konuşlu unsurlarının, şubat ayında başlayan Ortadoğu savaşından bu yana İran'dan fırlatılan balistik füzeleri dört kez etkisiz hâle getirdiği belirtilirken, bu gelişmeler üzerine İttifak'ın Türkiye'nin güneyindeki İncirlik Hava Üssü'ne yeni bir Patriot hava savunma bataryası konuşlandırdığı ifade edildi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, geçen nisan ayında Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında, Türkiye de dâhil olmak üzere bütün müttefiklerini savunmak için İttifak'ın "gerekli her şeyi yapacağını" söylemişti.

Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak.


Kahire, İran Savaşı gündemli Dörtlü Mekanizma toplantısına hazırlanıyor

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, ABD–İran müzakere sürecini ele almak üzere düzenlenen bir görüşme sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, ABD–İran müzakere sürecini ele almak üzere düzenlenen bir görüşme sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kahire, İran Savaşı gündemli Dörtlü Mekanizma toplantısına hazırlanıyor

Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, ABD–İran müzakere sürecini ele almak üzere düzenlenen bir görüşme sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, ABD–İran müzakere sürecini ele almak üzere düzenlenen bir görüşme sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır; bölgedeki gerilimi düşürmeyi amaçlayan ortak istişarelerin devamı niteliğinde, önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın katılımıyla düzenlenecek olan "İran Savaşı" konulu "Dörtlü Mekanizma"nın dördüncü toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından Perşembe günü yapılan açıklamaya göre; Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Pakistanlı mevkidaşı Muhammed İshak Dar arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde, "ortak istişarelerin sürdürülmesi ve gerilimi düşürmeye yönelik çabaların güçlendirilmesi" amacıyla Kahire'de yapılacak dördüncü toplantının hazırlıkları ele alındı.

Bölgede yaşanan tehlikeli gelişmeler karşısında dört ülke arasındaki yakın koordinasyonun sürdürülmesi konusundaki kararlılıklarını vurgulayan iki bakan, ayrıca ABD-İran müzakere sürecini desteklemeye yönelik çabaları da masaya yatırdı.

Önceki toplantıların kronolojisi

Dörtlü Mekanizma'nın daha önce gerçekleştirdiği toplantıların takvimi şu şekilde gelişti:

1. Toplantı: 20 Mart'ta Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yapıldı.

2. Toplantı: 29 Mart'ta Pakistan'ın ev sahipliğinde düzenlendi.

3. Toplantı: 17 Nisan'da "Antalya Diplomasi Forumu" marjında Türkiye'nin Antalya kentinde gerçekleştirildi.

Son toplantının gündemi ve katılımcılar

"Dörtlü"nün son toplantısında; bölgedeki hızlı gelişmeler karşısında ortak koordinasyonun güçlendirilmesi yolları, ABD-İran müzakerelerinin seyri ve gerilimi düşürme çabalarının sürdürülmesi gibi kritik başlıklar ele alınmıştı. Toplantıda ayrıca, mevcut savaşın sona ermesinin ardından bölgesel düzenin geleceği, tansiyonun düşürülmesi ve bölgede güvenlik ile istikrarın yeniden tesisi konuları tartışılmıştı.

Söz konusu toplantıya şu isimler katılmıştı: Mısır Dışişleri Bakanı: Bedir Abdulati, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı: Prens Faysal bin Ferhan, Türkiye Dışişleri Bakanı: Hakan Fidan ve Pakistan Dışişleri Bakanı: İshak Dar

Bakanlar, savaşın küresel ekonomi üzerindeki yansımalarının yanı sıra uluslararası seyrüsefer, tedarik zincirleri, gıda güvenliği, enerji güvenliği ve petrol fiyatları üzerindeki etkilerini sınırlama ve bu zorlukların üstesinden gelme yollarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın o dönemki açıklamasına göre taraflar, gelecek süreçte yakın koordinasyon ve istişareyi sürdürme ve müzakere sürecinin başarıya ulaşması için çaba sarf etme konusunda mutabık kalmıştı.

Diplomasiye Öncelik Vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tamim Hilaf, iki bakanın son telefon görüşmesinde bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunduğunu belirtti. Sözcü; bakanların, bölgedeki mevcut tırmanışı dizginlemeye yönelik siyasi ve diplomatik çabaların sürdürülmesinin önemini vurguladıklarını aktardı. Bakanlar, gerilimi azaltacak, savaşı sonlandıracak ve bölgesel istikrarı destekleyecek uzlaşılara varılması için ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinin tamamlanması gerektiğinin altını çizdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre iki bakan; savaşın bölge ve dünya üzerinde yarattığı ciddi güvenlik, ekonomi ve jeopolitik sonuçlar karşısında, çatışmanın yayılmasını önlemek ve mevcut gerilimi kontrol altına almak adına diplomatik çözümlere öncelik verilmesi için ortak çabaların sürdürülmesinin önemini teyit etti.