Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede istikrarı desteklemek için Suudi Arabistan’la birlikte çalışıyoruz

Colonna, İran’ın hamlelerine karşı koymak için Avrupalı ortaklarla iş birliğinin önemini vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
TT

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgede istikrarı desteklemek için Suudi Arabistan’la birlikte çalışıyoruz

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna. (EPA)

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Suudi Arabistan ve BAE’yi kapsayan ilk Körfez bölgesi ziyaretinde Şarku’l-Avsat’a özel açıklamalarda bulundu. Bölgenin “uzun zamandır artarak süren istikrarsızlıktan mustarip olduğunu’ ve Fransa ile Suudi Arabistan ve Abu Dabi arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin ‘bu gerçekliğe karşılık vermenin bir yolu olarak görülebileceğini’ vurguladı.
Ortadoğu’nun krizlerle boğuştuğunu ifade eden Fransız Bakan, Tahran’ın nükleer ve balistik programları ile insansız hava araçlarına, doğrudan tehditlerine, bölgede ve ötesinde vekillerine başvurduğuna dikkat ekti. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşına katıldığına, içeride vatandaşlarına uyguladığı baskıya ve rehin alma siyasetine işaretle İran’ın istikrarı sarsıcı faaliyetlerle ‘gerilimi artıran bir yol izlediğini’ kaydetti. Colonna, Fransa’nın söz konusu tehditlere karşı durma konusunda kararlı olduğunun, Körfez bölgesindeki ortaklarının güvenliğine yönelik yükümlülüklerine bağlı kalacağının ve bölgesel krizlere çözüm bulmak için Suudi Arabistan’la iş birliğini güçlendireceğinin de altını çizdi.
Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna’ya göre bölge, istikrar kutupları olmaları bakımından Suudi Arabistan ve BAE’ye güvenebilir. Paris de her alanda Riyad ile ilişkileri güçlendirmeyi arzuluyor ve Vizyon 2030’a destek veriyor.
Lübnan dosyası da dahil olmak üzere bölgedeki krizler hakkında değerlendirmelerde bulunan Colonna, Lübnanlıların, iflas etmiş bir rejimin kurbanları olduğunu, Paris’in her şeyden önce kendilerine olan desteği sürdürmeyi ve Lübnan’ın egemenlik ve istikrarını temin eden kurumlara yardım etmeyi hedeflediğini belirtti. Ülkesinin, cumhurbaşkanı seçimini ve kurtuluşa doğru ilk adım olarak normalleşmeyi sağlamak için çalışan bir hükümetin kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla siyasi kesime yaptığı çağrısını yineledi.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı neredeyse ikinci yılına girecekken Colonna, Paris’in, egemenliğini savunarak tüm topraklarını yeniden ele geçirmesi için Kiev’in ihtiyaç duyduğu askeri araçların tedarikine dayalı tutumunun ortada olduğunu vurguladı. Paris’in askeri yardım da dahil olmak üzere bu yolda ilerlemeye devam edeceğini söyledi.  Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda başta Körfez meseleleri, İran’ın tepkilere neden olan eylemleri ve Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere gerek bölgesel gerekse uluslararası düzeyde Fransa’nın politikalarına ve attığı adımlara açıklık getirdi:

-Sayın Bakan; Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gerçekleştirdiğiniz bu ilk ziyarette bölge ve ortaklara yönelik mesajınız nedir?
Ben basit bir mesajla geldim: Dünyanın bu bölgesinde yer alan ülkeler, krizlerle olan mücadelede ve özellikle de uzun zamandır artarak süren istikrarsızlığın bölgenin gerçekliği halini aldığı bu ortamda Fransa’ya güvenebilir. Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere Körfez bölgesindeki ortaklarımızla ilişkileri güçlendirmek, bu gerçekliğe karşı koymanın bir yoludur. Ortak çıkarımız bundadır. Rusya, yaklaşık bir yıl önce Ukrayna’ya saldırmayı ve Avrupa Kıtası’na savaşı geri getirmeyi tercih etti. Onun bu savaşı on binlerce insanın ölümüne ve kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir yıkıma sebep oluyor. Odessa’ya geçen hafta gerçekleştirdiğim ziyarette bu yıkımı kendi gözlerimle gördüm. Bu durumla yüzleşmek ve istikrardan mahrum olan güvenlik, ekonomi, enerji ve gıda gibi tüm alanları istikrara yeniden kavuşturmak yolunda birlikte çalışmamızı gerek. BM sözleşmesinin bu konuda net ve ortak ilkelerine geri dönmeliyiz. Ne diyordu sözleşme; hiçbir ülkenin, komşu bir ülkeyi işgal etme hakkı yoktur. Bu ilke Avrupa, Ortadoğu ve tüm dünya için geçerlidir. Ortadoğu bölgesi de böylesi krizlerle boğuşuyor ve her şeyden önce İran’ın, bölgenin dört bir yanında istikrarı sarsan faaliyetleri ile öncüsü olduğu gerilimle yüzleşiyor. Bazı dikkat çekici noktalar durumu zorlaştıran riskleri artırıyor. İsrail ve Filistin topraklarındaki şiddet eylemlerinin artması, Lübnan’da süregelen siyasi boşluk, Yemen’de istikrarsızlık ve kıyıya herhangi bir ateşkes anlaşmasının vurmadığı fırtınalı hal, hükümetinin yok ettiği ve komşu ülkelerin arzularına yem haline gelen Suriye’de başarısızlık gibi... Bunu bir kez daha söylüyorum ki Fransa, Körfez bölgesindeki ortaklarına ve güvenliklerine destek sözüne vefa göstererek bölgesel krizleri çözmek ve bölgedeki istikrarsızlık yuvalarıyla mücadele etmek için Suudi Arabistan Krallığı ile dayanışmayı artırmaya hazır. Bizim, ne pahasına olursa olsun diyalogu pekiştirmek için tüm enerjimizi seferber etmemiz ve çatışma alanlarını sınırlandırmak amacıyla tüm fırsatları değerlendirmemiz gerekir. Fransa yalnızca bu amaç için uğraşıyor. Ölü Deniz yakınlarında geçtiğimiz aralık ayında düzenlenen İkinci Bağdat Konferansı’nın hedefi de buydu. Bölge ülkeleri arasındaki iş birliği büyük imkânlar barındırıyor. Bu potansiyel, eylemlerle somutlaştırılarak gerçekliğe dönüştürülmeli. Genel olarak herkese, özel olarak ise bölge halklarını çıkarlarına ulaştıracak şekilde bu sıkıntılı bölgede dayanışmayı teşvik etmeliyiz. Bu bölgede başta Suudi Arabistan Krallığı ve BAE gibi istikrar merkezleri mevcut...  Biz fiili olarak Suudi Arabistan’la köklü bir ortaklık başlattık ve bunu ekonomi, enerji ve kültür alanlarında, her bakımdan güçlendirmeyi arzuluyoruz. Fransa, Veliaht Prens’in ortaya koyduğu Vizyon 2030’u destekliyor. Tesislerimiz, üstlendiği ekonomik ve sosyal dönüşüm projelerinde ve enerji alanında öncülük ettiği aşamada Krallığa verdiği desteğini artırmak için çabalıyor. Kültürel iş birliğimize rengini veren özel ivmeyi de takdir ediyoruz. El-Ula bölgesi ve arkeolojik araştırma alanındaki seçkin ortaklığımız, bu istisnai iş birliğinin açık iki örneğidir.
İki ülke arasındaki son üst düzey ziyaretlerle de belirginleştiği üzere BAE ile de benzersiz bir ivmeyle öne çıkan uzun süreli bir ilişki yürütüyoruz. Müttefikimiz ve ortağımız ile olan iş birliğimizi, Fransa’nın bir yıl önce BAE’ye yönelik saldırılara anında ve etkili bir şekilde karşılık verdiği stratejik düzlemin yanı sıra ekonomi, kültür ve sağlık düzleminde de pekiştirmek istiyoruz. Ziyaretim boyunca BAE’ye 2023 sonunda BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 28’inci oturumuna yaptığı ev sahipliğinde içten başarı temennilerimizi vurgulayacak ve Fransa’nın, sonuçlarının ortak hedeflerimize uygun olması beklenen bu etkinliğin başarılı olmasına katkı sağlamaya hazır olduğunu hatırlatacağım. Bu noktada, kısa bir süre önce göreve başlayan yeni Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri ile buluşacağımı da belirtmek isterim. Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi, bölgenin birliği gerçekleştirme ve barışın kurulmasına katkı sağlama çabasıyla anlaşmazlıkların üstesinden gelme gücünü ispatlıyor. Bu, bölgenin karşı karşıya kaldığı sıkıntılı dönemde oldukça önemlidir.

-Gerilimi artırma siyasetinden vazgeçmeyen İran’ın tavrından dolayı hem sizin hem de bölgenin karşısına dikilen pek çok sorun mevcut. Fransa bu çifte gerilime nasıl bakıyor?
Öncelikle sizin de bildiğiniz Ortak Kapsamlı Eylem Planı konusunda bir çıkmazla karşı karşıyayız ve bu durumun tüm sorumluluğu İran’a aittir. İran, aylarca süren müzakerelerin ardından geçen yıl Avrupa Koordinatörü’nün 2015 Anlaşmasına uyumu yeniden sağlamak amacıyla sunduğu metni kabul etme fırsatını değerlendiremedi. Kaldı ki bu sunulabilecek en iyi teklifti. İran, buna paralel olarak yoğun bir endişeye sebep olan ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın çalışmasını engelleyen nükleer gerilimi de sürdürüyor. Biz ve ortaklarımız ise mevcut duruma diplomatik bir çözüm bulmak için inatla çabalıyoruz. İran’a çağrımız, tüm uluslararası taahhütleri ve yükümlülüklerini uygulamasıdır. İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme konusunda kararlıyız. Ancak endişe kaynağımız maalesef nükleer meselesiyle sınırlı değil. Zira İran çevresini tehdit ediyor ve istikrarsızlaştırmak için çaba sarf ediyor. Kendisine komşu ülkelerde doğrudan ve onun çıkarlarını gözeten aracılar yoluyla faaliyet gösteriyor. İstikrarı sarsan bu faaliyetler giderek artıyor. İran füzeleri ve insanız hava araçları (İHA) cephaneliğindeki devasa artışın yanı sıra doğal olarak nükleer dosyasını da içeren tüm dosyalara bakıldığında bu durum açıkça görülüyor. Söz konusu araçları, örneğin Irak’ta fiili olarak kullanması, Rusya ve bölgedeki devlet dışı etkin taraflara göndererek yayması da cabası. İran bu şekilde geniş bir istikrarsızlık yuvası oluşturmaya çalışıyor.
Tekrar ediyorum; buna karşı koymaya kararlıyız ve bununla mücadele yolunda, İran’ın 2231 sayılı BM kararını ihlal ederek gerçekleştirdiği İHA ve füze nakliyatına odaklanmak suretiyle uluslararası ve bölgesel ortaklarımızla güçlü bir şekilde irtibat halindeyiz. Bu bağlamda İran’ın bazı ortak ülkelere yönelik tavrının ekonomi düzleminde ve temel haklar alanındaki feci iç durumundan bağımsız olmadığını vurgulamak ve endişe uyandıran iki temel konuya dikkat çekmek istiyorum:
Bunlardan ilki, İran’ın Rusya’nın Avrupa’daki savaş çabalarına ortaklığıyla ilgili. Biz, İran İHA’larının Rusya’ya taşınması tehdidine karşı koymak için etkin bir şekilde enerji harcıyoruz. Bu güçler, Ukrayna halkını ve şehirlerin altyapısını hedef alan, savaş suçu sayılabilecek saldırıları desteklemek için seferber ediliyor. İran, Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü ve uluslararası hukukla BM Sözleşmesi’ni ihlal eden saldırısında onunla iş birliği yapıyor. AB, kararlı bir tepki göstererek bu hatta dahil olan kuruluşlara ve katılan kişilere çeşitli yaptırımlar uyguladı. 
Bir diğer endişe kaynağı da İran’ın özel olarak Avrupalıları hedef alarak benimsediği ve önemli bir konu olan rehin alma siyaseti. Hükümetlerimize baskı uygulamak amacıyla yürütülen bu keyfi gözaltı siyaseti kabul edilemez. Avrupalı ortaklarımızla, bu devlet rehinelerinin derhal serbest bırakılması için uygun tepkiler koymak üzere birlikte çalışma kararı aldık. Zira onları devlet rehineleri olarak görüyoruz. Bu bizim, bakanlara ve İran Devrim Muhafızları üyeleri de dahil olmak üzere baskıdan sorumlu kişilere çeşitli yaptırım paketleri uygulanması için gösterdiğimiz birliğimizi ve azmimizi ortaya koyuyor.

-Bazı kesimler mevcut durumda Lübnan krizinde bir çıkış görünmediği görüşünde. Cumhurbaşkanı’nın Lübnan’a yardım etmek amacıyla ‘girişimlerde’ bulunacağı sözünü verdiğini göz önüne alırsak bu ülkeye nasıl yardım etmeyi düşünüyorsunuz?
Fransızların büyük çoğunluğunun sevdiği bir ülke olan Lübnan maalesef 31 Ekim’den bu yana benzeri görülmemiş bir krize neden olan cumhurbaşkanlığı boşluğundan mustarip. Bu krizin birçok sebebi var. Ülkede mali sistem çöktü, ekonomisi büyük bir sıkıntı içerisinde, toplumdaki bağlar çözülmeye yüz tuttu ve siyasi durum çıkmaza girdi. Bizim ilk hedefimiz, halka yardımı sürdürmek. Çünkü acı çeken elbette liderler değil, bizzat Lübnan halkıdır. 4 Ağustos 2020’de meydana gelen liman patlamasından bu yana Cumhurbaşkanı’nın da teşvikiyle, oldukça zorluklarla da olsa imkânları seferber ettik ve 100 milyon euro tutarında istisnai bir yardım toplayarak bunu Temmuz 2021'de sağlık, gıda güvenliği ve eğitim alanlarında destek için düzenlenen yardım konferansı sonrasında kendilerine ilettik. Başta Suudi Arabistan Krallığı olmak üzere Körfez bölgesindeki ortaklarımızla, 2022’nin başında ortak bir insani yardım mekanizması oluşturulmasıyla somutlaşan taahhütlerde bulunduk. Bu mekanizma özellikle Lübnan halkına doğrudan fayda sağlayan 28 milyon euro tutarındaki dört projenin finanse edilmesini sağladı. Bunun 12,5 milyon euroluk kısmı Trablus Devlet Hastanesi’nin desteklenmesine tahsis edildi.
Lübnanlıların başı bu başarısız rejimle dertte. Suriyeli ve Filistinli mülteciler de onurlu bir şekilde yaşamalarına fırsat verecek bir desteği hak ediyor. Fransa, Lübnan’ın egemenliğini ve bağımsızlığını garanti eden kurumları destekleme ilkesine her zaman bağlı kaldı. Lübnanlı yetkililerin artık reformları zora sokma ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önünü açacak bir çözümün geliştirilmesini engelleme tavrından acil olarak vazgeçmesi gerekiyor. Kriz, zaten uzun bir zamanı boşa harcadı ve Lübnan imkânlarında kan kaybettiği bir durumla cebelleşiyor. Ekonomisi tükendi, ülke bölgesel ve küresel kargaşanın yansımalarına daha açık hale geldi. Basit bir şekilde çözüm, görüş birliği ile bir cumhurbaşkanı seçmek, ülkenin çıkarlarını gerçekleştirmek için çalışan bir hükümet belirlemek ve Uluslararası Para Fonu’nun müdahalesine izin veren reformları uygulamaktır. Fransa bu konuda herhangi bir çabadan kaçınmıyor. Lübnan’a geçen ekim ayında gerekleştirdiğim ziyarette de bunu ve dosyada bir ilerleme sağlamak amacıyla ABD, AB ve bölgedeki temel ortaklarımızla yakın temas halinde bulunduğumuzu dile getirdim.

-Size dost birçok ülke Esed rejimi ile ilişkilerin normalleştirilmesi adımı atmış olsa da Fransa buna şiddetle karşı çıkıyor. Durumun böyle devam etmesi mümkün mü? Suriye hükümetinden tam olarak talepleriniz neler?
Fransa barbarlığa ve vahşete itiraz ediyor. Engelin sebepleri de Paris, Brüksel ve hatta New York’ta değil, Şam’ın kendisinde. Rejim 2015 yılının sonunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) oybirliğiyle benimsediği 2254 sayılı kararda öne sürülen sürdürülebilir barış esaslarını müzakere etmeye karşı duruşunu inatla sürdürüyor. Fransa, 7 Nisan 2018’de Duma şehrinde düzenlediği kimyasal saldırıdan ötürü geçen hafta yine hüküm giyen bir rejimle ilişkilerini ‘normalleştirmek’ zorunda değil. Hele de bağımsız uzmanların yürüttüğü soruşturmaların tarafsız sonuçlarını yalanlayan ve reddeden bir rejimle. Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü’nün geçtiğimiz 27 Ocak’ta yayınladığı bir rapor, Esed rejiminin sivillere karşı klor gazı kullanmaktan çekinmediğini bir kez daha ispatlıyor. BM ve Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü mekanizmaları tarafsız bir şekilde, Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığını dokuzuncu kez ortaya koydu.  Dolayısıyla rejimin, uluslararası toplumla ve sistematik olarak yıkıma maruz bıraktığı ve bırakmaya devam ettiği halkıyla olan ilişkilerini normalleştirmesi gerekiyor. Suriye rejimi ve müttefiklerinin, bölgedeki istikrarsızlığa önemli bir kaynak teşkil eden uyuşturucu kaçakçılığına gittikçe daha fazla müdahil olduğunu da eklemek istiyorum. Bu yüzden ortak güvenliğimiz için önemli bir mesele olması sebebiyle soruna siyasi bir çözüm bulunmalı. 
Bu sebeple BMGK, Suriye rejiminden, BM’nin gözetiminde kapsayıcı ve güvenilir bir siyasi sürece girmesi gibi basit taleplerde bulunuyor. Bu da mesela Anayasa Komisyonu toplantısına muhalefet etmekten vazgeçmek, keyfi tutuklamalara, inanların ortadan kaybolmasına, fiziksel tehditlerle işkenceye bir son vermek, kayıpların aileleri ile iş birliği içinde akıbetlerini açıklamak ve komşu ülkelerdeki altı milyondan fazla Suriyeli mültecinin gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlamak yönünde adımlar atmakla mümkün. Beşşar Esed’in aksine biz, 12 yıldır en ağır sıkıntılara maruz kalan Suriye halkını önemsiyoruz. Fransa, Suriye halkının acil ihtiyaçlarına karşılık vermek için desteğini sürdürüyor. AB ve üye ülkeler, 2011’den bu yana 27,4 milyar doları aşan desteğiyle uluslararası insani yardıma en çok katkı sağlayan yönetimler olmaya devam ediyor. 

-Fransa’nın Cezayir ve Fas ile olan ilişkileri her zaman ‘çetrefilli’ oldu. Cezayir ile ilişkiniz en iyi durumundayken bile Fransa ve Fas arasında bir gerilim olduğunu görüyoruz. Yakın zamanda Rabat’ı ziyaret ettiniz. Bu ziyaretin, Batı Sahra meselesiyle bir bağlantısı var mı? Fas’la olan ilişkilerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Fas ve Cezayir, Fransa’nın iki temel ortağı ve dostudur. Cumhurbaşkanı, Fransa’yı her ikisine bağlayan sıkı ilişkileri pekiştirmek istiyor. Nitekim ortak birçok meselemiz var ve bu meseleler adeta ikili ilişkilerimizin atan kalbi konumundaki gençlerimize büyük önem vermemizi de kapsıyor. Fas’ı geçtiğimiz 15-16 Aralık tarihlerinde ziyaret ettim. Bu ziyaret oldukça olumlu geçti ve iki ülke arasındaki epey yakın ilişkinin doğası göz önüne alındığında bazı durumlarda kaçınılması mümkün olmayan zorluklardan uzak olarak, ülkelerimizi birbirine bağlayan istisnai ortaklığın değerini gözler önüne serme fırsatı verdi. Cezayir’le ilişkimizin seviyesini yükselten yeni, umut vadeden ve çok iddialı bir hareketlilik içine girdiğimizi daha önce gördünüz. Özetle; bizim için çok değerli olan, birçok şeyi ve ortak bir arzuyu paylaştığımız bu iki ülke ile geleceğe ve imkânlara kararlılıkla erişeceğimize inanıyorum.

-Televizyonda yaptığını yakın tarihli bir konuşmanızda Ukrayna ile Rusya arasında müzakere zamanının henüz gelmediğini, ‘Ukrayna’nın güç dengesini kendi lehine çevirmesi ve topraklarının bir kısmını geri alabilmesi’ gerektiğini söylediniz. Tutumunuzu daha net bir şekilde açıklar mısınız?
Fransa başından beri belirgin bir tavır aldı. Bizim hedefimiz Ukrayna’ya egemenliğini savunup toprak bütünlüğünü yeniden sağlamasına fırsat veren yolları açmak. Ukrayna’ya bu amacını gerçekleştirmesi için askeri yardım da dahil olmak üzere her alanda desteği sürdüreceğiz. Arap ülkelerinin tutumlarına gelince; bölge ülkelerinin çoğunun 12 Ekim’de kabul edilen ve Rusya’nın Ukrayna topraklarını ‘yasa dışı ilhakını’ kınayan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararına destek vermesi, uluslararası olarak tanınan sınırların silah gücüyle sorgulanmasına yönelik açık itirazı belirginleştiriyor. Ülkelerin ulusal egemenliğine saygı gösterme konusunda yineledikleri taahhüdün de altını çiziyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonucunda bölge ülkelerinin bazılarının uğradığı zararın boyutunun da tamamen farkındayım. Tabii bununla savaşın şiddetlendirdiği gıda güvensizliğini ve bazı ülkelerde toplumsal ve siyasi istikrarı olumsuz etkileyebilecek yansımaları kastediyorum. Bu bağlamda; 2022 yılında Ukrayna’ya sağlanan çok yönlü ve insani desteği takdir ediyor, ülkeleri yardımlarını sürdürmeye çağırıyorum. Olumsuz yansımaları önlemek ve bunların şiddetini hafifletmek için çabaladık. Bu doğrultuda Fransa’nın girişimiyle tarım pazarlarının şeffaflığını korumak, en çok zarar gören zayıf ülkelerle dayanışmayı güçlendirmek ve sürdürülebilir yerel üretime yatırım yapmak amacıyla Küresel Gıda Güvenliği İttifakı’nı ve onun gıda ve tarımda dayanıklılığı artırma göreviyle temsil edilen etkin mekanizmasını kurduk. Buna paralel olarak Arap ülkelerindeki kamuoyunun kısmen, Batı’nın genel imajı denen şeyin bağlılığının ve seferberliğinin konulara göre değişken olduğunu düşündüğünün farkındayım. Konuyu ele almak için bunun doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Zira Ukrayna’daki durum hüküm sürerse, dünyanın başka yerlerindeki diğer saldırgan güçler, hiçbir ceza görmeden komşu ülkelerinin güvenliğine el uzatabileceği sonucunu çıkaracaklar. Nitekim tahran yönetimi Suudi Arabistan ve BAE’deki bölgelere füzeler fırlatan gruplara bilfiil destek verdi. Bu hadiselerde BAE’ye ek askeri araçlar sağlayarak şüpheye yer vermeyen dayanışmamızı ifade ettik. Eylemlerimiz çifte standarda dayalı değildir. Biz yasalar tarafından yönlendiriliyoruz.



Dünya ülkeleriyle bilimsel ve kültürel iletişim için bir köprü olarak Ummul Kura Üniversitesi Yabancı Dil Olarak Arapça Öğretimi Enstitüsü

Dünya ülkeleriyle bilimsel ve kültürel iletişim için bir köprü olarak Ummul Kura Üniversitesi Yabancı Dil Olarak Arapça Öğretimi Enstitüsü
TT

Dünya ülkeleriyle bilimsel ve kültürel iletişim için bir köprü olarak Ummul Kura Üniversitesi Yabancı Dil Olarak Arapça Öğretimi Enstitüsü

Dünya ülkeleriyle bilimsel ve kültürel iletişim için bir köprü olarak Ummul Kura Üniversitesi Yabancı Dil Olarak Arapça Öğretimi Enstitüsü

Suudi Arabistan Kültür Ataşesi Doç. Dr. Faysal bin Abdurrahman Usra

Hadımul Haremeyn eş-Şerifeyn Efendimiz Kral Selman bin Abdulaziz Al-Suud ve Veliaht Prens ve Başbakan Majesteleri Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz Al-Suud’un - Allah onları korusun ve gözetsin - önderliğinde, değerli ülkemiz, Arap diline yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde hizmet etme, farklı kültürler ve halklar arasındaki iletişim köprülerini güçlendirme noktasındaki tarihi öncü rolünü pekiştirmek için yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Bunun için Arap diline önem vermekte, onu korumakta, desteklemekte, güçlendirmekte, yaygınlaştırmakta, bilginlerine ve öğrencilerine saygı gösterip onları onurlandırmaktadır. Bahsi geçen çabalar, bu ilgiyi vurgulayan Krallığın iddialı 2030 Vizyonu hedefleri ve temelleriyle de uyumludur. 2030 Vizyonu Suudi Arabistan ulusal kimliğinin bileşenlerinden biri olduğu ve Yüce Allah bu dili pek çok ve büyük ayırt edici özellikle donattığı için Arapça diline özen gösterilmesinin gerekliliğine de işaret etmiştir. Allah bu dili Kuran-ı Kerim’in dili kıldı, kabul görmesini takdir etti ve yeryüzünde yayılmasını kolaylaştırdı. Yüce Allah onu koruyup gözeteceğini vaat etti. Onun halkının arasından resullerin en şereflisi, Efendimiz, Şefaatçimiz, Resulümüz ve Nebimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v.) gönderdi.

“Ummul Kura (Umm Al-Qura) Üniversitesi'nde Anadili Olmayanlara Arapça Öğretme Enstitüsü” değerli ülkemizin çabalarına ve soylu Arap ve İslam prensiplerini ve değerlerini aşılama konusundaki artan ihtimamına nitelikli ve önemli bir katkıyı temsil etmektedir. Ülkemiz bunun için Arapça dilini çeşitli alanlarda desteklemeye ve anadili Arapça olmayanlara yönelik Arapça dil öğretim programları hazırlamaya çabalamaktadır. Suudi Arabistan üniversitelerinde Arapça dilinin öğretilmesi için fakülte ve bölümler kurmak, ana dili Arapça olmayıp Arapça öğrenmek isteyenler için bir dizi yerel enstitü ve merkez açmak, dilin öğretilmesi ve bu konuda yapılacak çalışmalara ve araştırmalara zemin hazırlamak amacıyla birçok uluslararası merkez ve enstitü kurmak, birçok ülke ve devlette bu konuyla ilgilenenleri desteklemek de bu çabalara dahildir. Bu büyük, pratik ve sahada hayata geçirilen çabalar; sağgörülü liderliğimizin -Allah yardımcısı olsun- İslam ve Arap dünyasının, hatta tüm insanlığın yararına olan karşılıksız cömertliği ve fedakarlığı sürdürme, iddialı 2030 Vizyonu’nun hedeflerini pekiştirme konusundaki arzunu somutlaştırmaktadır. 2030 Vizyonu da Suudi Arabistan ulusal kimliğinin bileşenlerinin önemli bir parçası olan Arapça diline özen gösterilmesinin gerekliliğine değinerek, Krallığın Kuran diline verdiği önemin boyutunu teyit etmektedir.

Milli Eğitim Bakanı ve Üniversiteler Konseyi Başkanı Sayın Yusuf bin Abdullah el-Binyan'ın himayesinde, Ummul Kura Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Maadi bin Muhammed el-Mezheb'in doğrudan gözetimi altında ve genç üniversitemiz Ummul Kura ile üniversite bünyesindeki Anadili Olmayanlara Arapça Öğretme Enstitüsü adlı büyük yapı aracılığıyla,  değerli Krallığımız, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman evlatlarına yıllık burslar sunmaktadır. Burs programı şunları içermektedir; ücretsiz eğitim, bekar öğrenciler için ücretsiz konaklama, evli olup eşleriyle burs alan ve birbirleriyle koordineli çalışmak isteyen öğrenciler ise kendi imkânlarıyla konaklayabilirler. Öğrenci başına aylık 850 Suudi Arabistan riyali değerinde maddi destek, derslere katılımda düzenli öğrencilere yaz tatilinde ailelerini ve yakınlarını ziyaret edebilmeleri için her yıl gidiş-dönüş ücretsiz bilet, ücretsiz eğitim kitapları, üniversiteye ait tıp merkezinde veya devlet hastanelerinde ücretsiz tedavi imkânı. Üniversite restoranında öğrencilere sembolik bir ücret karşılığında yemek imkânı sunma, ana dili Arapça olmayanlara Arapça öğretecek uzman öğretmenler sağlama, öğrencilerin dili anlamalarına yardımcı olmak için dil laboratuvarları hazırlama, eğitim araçları için bir bölüm kurma, Arapçayı Arap olmayanlara öğretmeye odaklanan bilimsel bir kütüphane sunma. Dil öğrenimini hiçbir dersten kalmadan yüksek bir başarı ile tamamlayan öğrenciler, üniversitenin fakültelerinden birinde öğrenimlerine devam ederek mevcut uzmanlık alanlarında (Arap Dili ve Edebiyatı, İslam Şeriatı, Davet ve Din Esasları) lisans derecesi alabilirler.

Böylelikle fakülte, enstitü ve merkezlerin dekanlarından ve yöneticilerinden oluşan kurmayları ile birlikte Sayın Rektörü’nün liderliğinde Ummul Kura Üniversitesi yönetimi, üniversite içindeki bu prestijli Anadili Olmayanlara Arapça Öğretme Enstitüsü’nün, ana dilimiz olan Arapça ve onu Arap olmayanlara öğretmeye yönelik büyük misyonunu yerine getirmesi için tüm insani kapasiteyi, maddi ve teknik imkânları sunmak için her türlü çabayı göstermektedir. Uzman ve nitelikli akademik kadromuz ve ileri teknolojik tekniklerle, bu büyük eğitim kurumunun kendisine verilen rolleri en mükemmel ve en güzel şekilde yerine getirmesi, Arapça öğrenmek ve ana dili Arapça olmayanlara dili öğretmek için küresel bir merkez, dünya çapında Arapça öğretiminde önemli bir dil ve kültür kaynağı olmak için gayret etmektedir. Bu çaba ve gayretlerinde Enstitü’nün “Arapça dilini ana dili olmayanlara ileri teknolojiler kullanarak öğretmek ve öğrenmek için küresel bir adres” olduğu mesajına dayanmaktadır. Değerlerimiz ise şunlardır: İslam'ın yayılmasına katkıda bulunmak, Arapça dilini öğretmek ve öğrenmekle gurur duymak, performansta ustalık ve kalite, diğer kültürlerle etkili iletişim, yenilik ve sürekli gelişim, ortak ekip çalışması. Bir dizi hedefi gerçekleştirmek isteyen Enstitü’nün hedefleri arasında şunlar da yer almaktadır: Müslümanlar arasında ana dili Arapça olmayanlara Arapça dilini ve edebiyatını öğretmek, onlara İslam'a hizmet etmek ve yaymak için yeterli İslami eğitim vermek, onlara üniversitenin bölümlerinden birine girmeye hak kazandırmak, ana dili olmayanlara Arapça öğretecek uzman öğretmenler yetiştirmek, ana dili Arapça olmayanlara Arapça öğrenme ve öğretme müfredatları ve yöntemleri geliştirmek için araştırma ve saha deneyleri yapmak, Arapça dilinin öğretimi ve İslam davetinin yaygınlaştırılması alanında İslami kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak, Enstitü ile alanında uzmanlaşmış bilimsel kuruluşlar arasında Arapça bilmeyenlere Arapça öğretimi alanında bilimsel uzmanlık alışverişinde bulunmak, İslam ülkelerinde Arapça bilmeyenlere yönelik Arapça öğretmenliği eğitimleri düzenlemek.

Başarı ve hidayet Allah'tandır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Makkahnews'ten çevrilmiştir.