Ukrayna savaşı, Akdeniz’e askeri hareketlenmeyi geri getirdi https://turkish.aawsat.com/home/article/4137691/ukrayna-sava%C5%9F%C4%B1-akdeniz%E2%80%99e-askeri-hareketlenmeyi-geri-getirdi
Ukrayna savaşı, Akdeniz’e askeri hareketlenmeyi geri getirdi
Akdeniz’deki bir ABD savaş gemisi ve ona başlı birlikler. (ABD Savunma Bakanlığı/ AFP)
Fransız devletinin Akdeniz’den sorumlu ismi olan Amiral Gilles Boidevezi, Ukrayna’daki savaşla birlikte Akdeniz’in militarizasyonunun arttığını ve bölgenin ‘bir şekilde yeniden kriz kaynağı haline geldiğini’ söyledi. Ancak Avrupa ve ABD, gerginliği veya olası bir olayı önlemek için her adımı atıyor.
Akdeniz Denizcilik İdaresi yetkilisi, AFP’ye yaptığı açıklamada Suriye’deki savaştan bu yana Rusların Akdeniz’e döndüğünü, ancak Karadeniz için bir arka üs olarak kabul edilen bu denizde ‘daha geniş bir şekilde’ varlık gösterdiklerini kaydetti.
Akdeniz ve Karadeniz’deki Fransız askeri deniz operasyonlarını koordine etmekten sorumlu olan Boidevezi, ABD’lilerin Akdeniz’i terk etmeye başladığını belirttiği açıklamasında “Ancak Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana ABD uçak gemilerinde kalıcı bir rotasyon oldu. Bu, 10 yıldan fazla bir süredir olmuyordu” dedi.
Fransa’nın güneyindeki Toulon’daki ofisinde açıklamada bulunan yetkili, militarizasyonundaki artışla birlikte Akdeniz’in bir kez daha stratejik düzeyde bir ölçüde krizlere neden olan bir alan haline geldiğine dikkat çekti.
Kazalardan kaçınma
Boidevezi, “Yalnızca dört yıl önce Akdeniz, Yunanistan ve Türkiye veya Mısır ve Libya gibi yerel ölçekte komşular arasında bir gerilim alanıydı” dedi. Ancak 2020’de, özellikle Türkiye’nin gaz arama gemilerine eşlik etmesi için savaş gemilerini konuşlandırmasının ardından daha geniş anlaşmazlıklar kaydedildiğini bildirdi.
“Bugün tüm Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin dikkati, bir tırmanma veya olayı önlemek için her türlü çabayı sarf etmektir” diyen Fransız yetkili, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de olduğu gibi, kazaları önlemek için istişareler yapıldığını vurguladı.
Gilles Boidevezi ayrıca, “Özellikle Baltık Denizi’nde Fransız ve Rus birlikleri birbirine yaklaşması olmuş olabilir ancak bu durum, kazalara yol açmadı” şeklinde konuştu.
Karadeniz mayınları
Akdeniz, Avrupa ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) için stratejik bir bölge. Zira Avrupa Birliği’nin (AB) enerji arzının yüzde 65’i ve dünya ticaretinin yüzde 30’u Akdeniz’den geçiyor.
Fransa 2023’ün ilk yarısında Akdeniz’de, herhangi bir ülke ile olası büyük bir çatışma senaryosu çerçevesinde 12 bine kadar askerin katılımıyla, benzeri görülmemiş şekilde büyük çaplı askeri tatbikatlar düzenleyecek.
Ancak Karadeniz’deki donanma komutanı, Türklerin, Bulgarların ve Rumenlerin ‘sürüklenen mayınları keşfetme ve etkisiz hale getirme’ konusundaki ‘muhteşem çalışmalarına’ övgüde bulundu.
Yetkili, “Özellikle Odessa önlerine Ukraynalılar tarafından denizden bir işgali önlemek için döşenen mayınlar var. Kötü hava nedeniyle birkaç mayın süpürüldü ve Karadeniz’de onlarca mayın bulduk” dedi.
Carney: Kanada'nın Amerika ile ilişkisi, güç kaynağı olmaktan çıkıp zayıflık haline geldihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264515-carney-kanadan%C4%B1n-amerika-ile-ili%C5%9Fkisi-g%C3%BC%C3%A7-kayna%C4%9F%C4%B1-olmaktan-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1p-zay%C4%B1fl%C4%B1k-haline
Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)
Carney: Kanada'nın Amerika ile ilişkisi, güç kaynağı olmaktan çıkıp zayıflık haline geldi
Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)
Kanada Başbakanı Mark Carney dün yaptığı açıklamada, bir zamanlar güç kaynağı olan Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki yakın ilişkinin artık zayıflık noktası haline geldiğini söyledi.
Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Kanada halkına hitaben yayımladığı video bir video mesajında, iki yüzyıldan fazla süre önce Amerikan işgaline karşı savaşan askeri liderlerin kahramanlığına övgüde bulundu.
Carney, 1812 Savaşı'nda Amerikan işgaline karşı bugünkü Kanada topraklarını savunurken ölen İngiliz komutanı General Isaac Brooke'un heykelini göstererek, Kanada'nın, Amerikan komşularından kaynaklanan “istikrarsızlıkları” kontrol edemeyeceğini ve bu belirsizliklerin bir gün sona ereceğini umarak geleceğini riske atamayacağını söyledi.
Sözlerine şöyle devam etti: "Bugünkü durum alışılmadık görünse de daha önce de buna benzer tehditlerle karşılaştık" diyerek, Brock'u ve 1812'de Amerikan yayılmacılığına direnmek için Büyük Göller bölgesindeki yerli ulusları bir araya getiren Şef Tecumseh dahil olmak üzere Kanadalı birçok tarihi şahsiyeti örnek gösterdi.
Parlamentoda geçen hafta çoğunluğu elde eden liberal hükümetin lideri Carney bu zaferin, ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşıyla daha etkili mücadele etmesine yardımcı olacağını ifade etti.
ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick geçen hafta Kanada'yı zor bir ticaret ortağı olarak nitelendirerek eleştirdi. Kanada, mallarının yaklaşık yüzde 70'ini ABD'ye ihraç edilirken, iki ülke ile Meksika arasındaki serbest ticaret anlaşmasının bu yıl gözden geçirilmesi planlanıyor. ABD yetkilileri, anlaşmada önemli değişiklikler yapma arzusunu dile getirdiler.
Trump, çelik, alüminyum ve otomobil gibi Kanada ihracatına gümrük vergisi uyguladı, ayrıca Kanada'yı ilhak edip Amerika'nın elli birinci eyaleti haline getirme söylemini tekrarladı.
Carney'nin ofisi, video mesajını neden bu zamanda yayımladığı ve Amerikan yayılmacılığına direnen isimleri neden övdüğü ile ilgili sorulara henüz yanıt vermedi.
Carney, Kanada ekonomisini büyütmek ve egemenliğini savunmak için hükümetinin neler yaptığını anlatmak üzere önümüzdeki haftalar ve aylarda Kanadalılara düzenli olarak seslenmeyi planladığını söyledi. "Bu bizim ülkemiz, bu bizim geleceğimiz ve kontrolü geri alıyoruz" ifadesini kullandı.
ABD, İran karşısında savaşı kaybetti mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264512-abd-i%CC%87ran-kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1nda-sava%C5%9F%C4%B1-kaybetti-mi
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
Christopher Phillips
ABD, savaşlarda yenilgileri ve zaferleri birbirine karıştırma konusunda uzun bir geçmişe sahip bir ülke. 1973 yılında, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, yönetiminin Washington’ın Güney Vietnam’daki müttefiklerini hayal kırıklığına uğratmayan ‘onurlu bir barış’ sağladığını duyurmuş, ancak Saygon sadece iki yıl sonra düştü.
Eski ABD Başkanı George W. Bush, 2003 yılının mayıs ayında, Irak'taki ana çatışmaların sona erdiğini ve ‘El Kaide'nin müttefikinin’ ortadan kaldırıldığını ilan etti. Ancak ABD, sekiz yıl daha El Kaide ve diğer örgütlerle savaşarak askeri bir bataklıkta boğulmaya devam etti, ardından 2014 yılında DEAŞ ile savaşmak için geri döndü. Böylece Donald Trump, Nisan ayında İran ile ateşkes ilan edilmeden önce bile, “Bu savaşta zafer kazandık” diyerek aynı tanıdık yaklaşımı izledi.
Eski ABD Başkanı George W. Bush, Teksas eyaletindeki Fort Hood'da ABD askerlerine hitap ediyor, 3 Ocak 2003 (AFP)
Elbette Trump, aksini gösteren kesin kanıtlar karşısında bile başarılarına ısrarla sarılmasıyla ünlü. Ancak kendi standartlarına göre bile, bu savaşın sonucunu herhangi bir anlamda bir Amerikan zaferi olarak yorumlamak oldukça güç. Trump, ateşkes öncesinde neredeyse her gün savaş hedeflerini değiştirmiş olsa da İran rejiminin değiştirilmesi ve nükleer programının sonlandırılması gibi bazı ana konular da dahil olmak üzere bu hedeflerin çoğu şu ana kadar gerçekleştirilemedi. Bunun yanında bu savaşın doğrudan hedeflerin ötesine geçen sonuçları oldu. Kısa vadede, Trump şahsen ve genel olarak ABD, çatışmadan daha zayıf bir konumda çıktı. Uzun vadede ise, tablo henüz netleşmemiş olsa da Washington’ın bölgesel ve küresel stratejik konumunun ciddi zarar görmesi muhtemel.
Kısa vadeli gerilemeler
Ateşkes ilan edildiğinde, ABD’nin durumu savaşın patlak vermesinden önceki durumdan daha iyi değildi. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in de aralarında olduğu bazı İranlı üst düzey yetkililerin öldürülmesine ve İran'ın askeri gücünün önemli ölçüde azalmasına rağmen, rejim değişikliği gerçekleşmedi ve Tahran'ın nükleer silah üretme kabiliyeti elinden alınmadı. Elbette, müzakereler yoluyla ikincisinin gerçekleşme olasılığı hâlâ mevcut ve bir halk ayaklanması rejim değişikliğine yol açabilir, ancak bunların hepsi savaş öncesinde de mümkündü. Eğer bir değişiklik olduysa, o da çatışmanın her ikisinin de gerçekleşme olasılığını azaltmış olmasıdır. Hatta İran rejiminin, uğradığı yenilgilere rağmen, Körfez'deki ABD müttefiklerine ağır darbeler indirerek ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiye zarar verme yeteneğini kanıtladıktan sonra, çatışmadan daha güçlü bir konumda çıktığı bile söylenebilir.
İran, komşularıyla olan ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Ortadoğu'daki komşularının çoğuna saldırmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez bölgesindeki hükümetlerin çoğu, savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyor.
Ateşkes devam ederse, bu durum Trump ve ABD için gerçekten büyük bir gerileme anlamına gelecek. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre petrol fiyatları yüksek ve enflasyon belirgin seviyelerde kalırsa, ABD'li seçmenlerin ara seçimlerde Trump liderliğindeki Cumhuriyetçileri cezalandırabilir. Önümüzdeki kasım ayında Kongre’de ya da Senato'da yaşanacak herhangi bir kayıp, onun iç gündemine yansıyacak. Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapalım (MAGA)” sloganını destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump’ın Papa’yı eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir.
Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve MAGA’yı destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump'ın Papa 14. Leo’yu eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir. Uluslararası alanda ise, Vietnam ve 2003 Irak Savaşı'nda olduğu gibi, Trump'ın çatışması ABD'nin gücünün sınırlarını ve askeri üstünlüğü olumlu siyasi sonuçlara dönüştüremediğini ortaya koydu. Bu durum tıpkı 2003 yılından sonra olduğu gibi, ABD'nin jeopolitik rakiplerini ve hatta bazı müttefiklerini, Ortadoğu'da ve başka yerlerde ABD'nin isteklerine karşı daha cesurca çıkmaya teşvik edebilir.
Ateşkesin sürmemesi ve çatışmanın yeniden alevlenmesi durumunda, İran rejimi beklenmedik bir şekilde çökmedikçe bu sorunlar şüphesiz daha da ağırlaşacak. ABD, çatışmaya daha fazla karışmak zorunda kalabilir ve bu da onu çıkması zor bir bataklığa saplanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. Bu durum, küresel ekonominin büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Trump'a karşı iç muhalefetin tırmanmasına yol açacak ve onu daha da aşağılayıcı bir geri adım atmaya zorlayabilir.
Uzun vadeli zararlar
Savaş, aynı zamanda ABD’yi uzun vadede zayıflatabilecek mevcut gerilimlerin bazılarını tetikledi bazılarını da ortaya çıkardı.
Ortadoğu'da, Washington ile güvenlik ilişkileri on yıllardır ilk kez ciddi bir şekilde sorgulanır hale geldi. Birçok müttefik, Trump'a kendilerini haksız bir savaşa sürüklediği için öfkeli ve savaş patlak verir vermez rejimi değiştirememesi ve yerine yaralı ve öfkeli bir rejim bırakması nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda. İran, ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Orta Doğu'daki komşularının çoğunu vurmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez'deki hükümetlerin çoğu kendilerini savunma stratejilerini yeniden gözden geçirme zorunluluğuyla karşı karşıya buluyor. Washington ile güvenlik ilişkilerini kesmeyi düşünenler az olacak ve birçoğu orta vadede ABD'den silah alımlarını artırabilir. Ancak bu, güvenlik ortaklarının daha fazla çeşitlendirilmesiyle birlikte olabilir. Ne var ki birçok Körfez ülkesi Avrupa'nın askeri varlığının artmasına açık olduklarını ifade etti. Bazıları da Çin ile daha fazla iş birliği olanaklarını keşfedebilir ve Cibuti'de olduğu gibi, ABD üssünün yanında küçük bir Çin üssüne ev sahipliği yapmanın, İran'ın gelecekteki saldırılarını caydırıp caydırmayacağını sorgulayabilir.
Tahran'ın üzerinde yükselen duman bulutları, 2 Mart 2026 (AP)
Transatlantik ittifak içinde bir başka gerginlik daha tırmandı. Avrupalı müttefiklerin İran’a karşı yürütülen kampanyayı desteklemekten ve talep edildiğinde yardım sunmaktan kaçınmaları, Trump’ın sert söylemlerde bulunmasına yol açtı ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı Trump ile yakın zamanda kurdukları dostane ilişkilere rağmen hedef tahtasına oturtuldu. Bu sert söylemler, basit küfürlerden öte bir anlam taşıyor olabilir. Çünkü savaştan önce bile, Avrupa güçlerinin Trump'ın Grönland planlarına açıkça karşı çıkmasının ardından ilişkiler gergindi. Trump, NATO'nun yararını her zaman sorgulamıştı. NATO’nun savaşa katılmayı reddetmesi, bu eğilime hız kazandırmış görünüyor. Trump, 31 Mart tarihli bir paylaşımında Avrupa hükümetlerini, “Artık ABD size yardım etmek için orada olmayacak” sözleriyle tehdit etti. Bu tehdit çok ciddiye alındı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bir hafta sonra ABD Başkanı’nın fikrini değiştirmek için Washington'a gitti. Ancak bu girişim başarısız oldu. Tüm bu gerilimler zamanla yatışsa da The Economist dergisi son sayısında savaşın NATO'yu ‘her zamankinden daha fazla geri dönüşü olmayan bir noktaya itmiş’ olabileceği konusunda uyardı. Sonuç olarak, Avrupa liderleri, Trump veya halefinin transatlantik ilişkilere geri dönmesini ummalarına rağmen, ABD sonrası geleceği acilen ve derinlemesine düşünmek zorunda kalıyorlar. Bu sonuç Batı'yı bölebilir ve Avrupa ile ABD'yi küresel ölçekte zayıflatabilir.
Çin'in bir zaferi mi?
Bu durum, çatışmanın ABD açısından bir başka olumsuz sonucunu da ortaya koyuyor; zira çatışma, Washington’un küresel rakiplerine büyük avantajlar sağladı. Küresel petrol fiyatlarındaki artışın etkisini hafifletmek amacıyla Rusya, yaptırımlarda geçici bir hafifletme elde etti. Bu da ülkenin arzının bir kısmını satmasına imkân tanıdı ve dolayısıyla Moskova’nın hayati önem taşıyan gelirlerinde artışa yol açtı. Trump'ın NATO’daki müttefiklerine yönelik öfkesi ve Körfez ile meşgul olması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Beyaz Saray'ın Ukrayna savaşına olan ilgisini yitireceği ya da Kiev'e Rusya'nın çıkarlarına uygun bir anlaşmayı kabul etmesi için baskı yapacağı umudunu artırabilir. Ancak bu kazanımların çoğu, en azından şimdilik, kısa vadeli görünüyor.
En büyük kazanan Çin oldu. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olsa da Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı.
Buradaki en büyük kazananın Çin olduğu söylenebilir. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olmasına rağmen, Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı. Ekonomik açıdan, Çin'in yenilenebilir enerjiye yaptığı devasa yatırımlar, bazı tedarik sorunlarından korunmasını sağladı ve aynı zamanda daha önce satın aldığı sıvılaştırılmış doğal gazın bir kısmını komşularına daha yüksek fiyatlarla geri sattı. Jeopolitik açıdan ise, çatışmanın ABD'nin güvenilirliğine verdiği zarar, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in en sevdiği anlatıyı pekiştirdi. Bu anlatıya göre Pekin, daha güvenilir ve uluslararası istikrarı korumada daha yetkin, küresel bir aktör. Hatta ABD, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için Çin'den yardım istemek zorunda kalırken, Pekin, Pakistan'ın arabuluculuğunda ateşkesin sağlanmasında sessiz ama son derece önemli bir rol oynadı. Çin, çok az çaba sarf ederek çatışmadan çıktı ve itibarını güçlendirdi; buna karşılık, rakibi ABD ise kendini daha kötü bir durumda buldu. Bu, Trump yönetiminin bu savaşta hedeflediği birçok hedeften sadece bir tanesidir ve olumsuz yankıları önümüzdeki uzun yıllar boyunca devam edebilir.
Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264500-%C3%A7in-ortak-askeri-tatbikatlar%C4%B1n-ba%C5%9Flamas%C4%B1n%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-abd-filipinler-ve-japonyay%C4%B1
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Pekin, üç ülkenin binlerce askerinin yıllık ortak askeri tatbikatlarına başlamasının ardından bugün ABD, Japonya ve Filipinler'i "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı.
Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakon, tatbikatlarla ilgili bir soruya yanıt olarak gazetecilere şunları söyledi: "İlgili ülkelere, güvenlik adı altında birbirleriyle körü körüne iş birliği yapmalarının ateşle oynamaya benzeyeceğini ve nihayetinde kendilerine ters tepeceğini hatırlatmak isteriz."
Filipinler ve Amerika Birleşik Devletleri, bugün yıllık ortak askeri tatbikatlarına başladı. 17 binden fazla asker, gerçek mühimmatlı atış tatbikatları, simüle edilmiş deniz saldırıları ve entegre hava tatbikatlarına katılıyor. Japonya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransa'dan kuvvetler de 19 gün sürecek ve esas olarak bölgesel savunmaya odaklanan Balikatan tatbikatlarına katılıyor. Bu, Japonya'nın "omuz omuza" anlamına gelen Balikatan'a ilk katılımı oluyor.
Geçmişte Japonya'nın katılımının insani yardım ve afet müdahale faaliyetleriyle sınırlı kaldığını belirtmekte fayda var. Amerika Birleşik Devletleri, tatbikatları Filipinlerle ittifakına olan "sarsılmaz bağlılığının güçlü bir göstergesi" olarak nitelendirdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة