İslami Cihad heyeti ‘Batı Şeria’da ateşkes’ için Mısır’da

İslâmî Cihad, ‘sükunetin’ sağlanması için baskınların ve üyelerinin hedef alınmasına son verilmesi çağrısında bulunuyor

Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale (Arşiv)
Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale (Arşiv)
TT

İslami Cihad heyeti ‘Batı Şeria’da ateşkes’ için Mısır’da

Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale (Arşiv)
Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale (Arşiv)

Filistin İslami Cihad Hareketi heyeti, Kahire'de Mısırlı güvenlik yetkilileriyle, işgal altındaki topraklardaki gerilimi azaltmanın ve sükuneti sağlamanın yolları hakkında görüşmelerini sürdürüyor.
Şu anda Mısır'da bulunan İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad en-Nehhale liderliğindeki heyet tarafından yürütülen görüşmeleri takip eden kaynaklar, “istişarelerde, durumu değerlendirme konusunda tam bir şeffaflık ve netliğin hâkim olduğunu ve Hareket’in mevcut tehditler ve durumun kötüye gitmemesini sağlama yolları hakkında öne sürdüğü vizyon ve fikirlerin tartışıldığını’ kaydettiler.
İsminin paylaşılmasını istemeyen kaynaklar Şarku’l Avsat’a verdikleri röportajda, İslâmî Cihad Hareketi’nin liderlerinin Mısırlı yetkililerle yaptıkları istişarelerde, ‘İsrail’in Cenin’deki İslâmî Cihad Hareketi liderlerine ve kadrolarına saldırarak gerilimi tırmandırması ve örgütü hedef almaya devam etmesi” konusuna odaklandıklarını belirttiler. Kaynaklara göre liderler ‘işgalci yetkililerin tansiyonu yükseltecek şekilde Filistin bölgelerine ve kutsal yerlere saldırmaya devam etmesinin yarattığı tehlikeye’ dikkat çekerek ‘sükunetin sağlanması için bu eylemlerin durdurulması gerektiğini’ vurguladılar.
Mısır, işgal altındaki topraklarda sükuneti sağlamak ve mevcut gerginliğin Gazze Şeridi'ne sıçramasını engellemek amacıyla İslami Cihad ve Hamas hareketlerinin liderlerini Kahire'de istişare toplantıları yapmaya davet etmişti.
Geçtiğimiz birkaç gün içinde Mısır güvenlik yetkilileri, işgal altındaki topraklarda Batı Şeria’da önüne geçmek ve sükuneti sağlamak amacıyla Batı Şeria'da Filistin Yönetimi liderleriyle ve Tel Aviv'de İsrail yetkilileriyle yoğun görüşmeler gerçekleştirdi.
‘Kahire’nin, ateşkesi sağlamak için çeşitli yolları denediğini’ vurgulayan kaynaklar, “Özellikle geçtiğimiz saatlerin Kudüs'teki El-Han El-Ahmer köyünün yıkılmaması ve daha fazla gerilim çıkmaması yönünde bir tür tepkiye tanık olduğu göz önüne alınırsa, İsrail ile tutumunu yumuşatması için sürekli temas sağlanıyor (...) Çözüm kolay görünmüyor. İlerleme süreci yavaş işliyor. Filistin ve İsrail taraflarında birçok zorlukla karşılaşılıyor” ifadelerini kullandılar.
Kaynaklar, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye liderliğindeki bir Hamas heyetinin Kahire'ye vardığında Mısırlı güvenlik yetkilileriyle benzer istişarelere başlayacağını öne sürdüler. Heyetin beklenen geliş tarihinin ‘salı akşamı’ olduğunu ancak ‘henüz net bir tarih olmadığını’ vurguladılar.
Son zamanlarda İsrail güçlerinin ihlallerini artırması ve her iki taraftan da çok sayıda ölü ve yaralıya yol açan bir dizi kanlı olayın meydana gelmesinin ardından Kudüs ve Batı Şeria'da tansiyon yükseldi.
Öte yandan Filistinli siyasi analist Dr. Cihad el-Harazin, Kahire'nin Filistin davasına hizmet etmede oynadığı rolü takdir ederek “Filistin davası Mısır ile arasındaki tarihi, coğrafi ve siyasi bağdan ötürü Mısır dış politikasının en önemli önceliklerinden birini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Harazin, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Kahire’nin çatışmadan ve Filistin halkı için yıkıcı bir tansiyon yükselmesinden kaçınılması için ilk andan itibaren tüm taraflarla birlikte çalışmaya özen gösterdiğini vurgulayarak “Kahire, durumun alev almasını önlemek için bütüncül bir gündeme göre Filistin iç düzeyinde paralel adımlar atıyor ve işgalin sona ermesini sağlayacak siyasi bir ufuk bulmak için siyasi düzeyde çalışıyor” dedi.
Filistinli siyasi analist, Mısır liderliğinin, uluslararası toplumun Rusya-Ukrayna krizi ve ekonomik krizle meşgul olduğu bir zamanda mevcut İsrail hükümetinin gölgesinde gelecekte herhangi bir çatışma çıkmasını önlemek için Filistinli gruplarla yaptığı toplantıların önemine işaret etti. Ayrıca, ‘Filistin Yönetimi liderleriyle kesintisiz yapılan toplantıların ve Ürdünlü ve ABD’li yetkililerle sağlanan koordinasyonun önemine’ işaret eden analist “Bu şunu gösteriyor ki, ana hedefin gerçekleşmesi, yani İsrail saldırılarının durdurulması, işgalci hükümetin dizginlenmesi ve siyasi bir çözüm bulunması için çeşitli düzeylerde hareketlilik sürüyor” dedi.
Filistinli analist “Top artık işgalci gücün sahasında. Gerginliği başlatan kendisi ve bitirmesi gereken de kendisidir” dedi. Harazin, sükuneti sağlamak için en öncelikli talepler konusunda çeşitli Filistinli gruplar ve güçler arasında fikir birliği olduğunu da sözlerine ekleyerek “Bunların başında işgalci devletin tek taraflı eylemlerinin durması, baskınların, saldırıların ve Filistinlilerin akan kanının durması, Filistin vergi fonlarının kesilmesi ve müsadere edilmesi de dahil olmak üzere İsrail’in yaptırımlarının durması ve işgal yetkilileri tarafından tutulan Filistinli mahkumlara yönelik saldırıların durması geliyor” dedi.
Harazin, İsrail hükümet bakanları tarafından yürütülen kışkırtma kampanyasının durdurulmasının ve Kudüs'teki arazilere el koyma ve evleri yıkma eylemlerine son verilmesinin önemine işaret etti. Ayrıca İsrail’in stratejilerinin ‘havayı kızıştıran ve gerginleştiren davranışlar’ olduğuna dikkat çekerek Filistinli grupların ‘sahada sükuneti korumaya çalıştıklarını ve sükunet için garantiler verilmesi gerektiğini’ vurguladı.



‘New York görüşmeleri’ Mısır-İran yakınlaşmasına giden yolu hızlandırır mı?

Şukri ve Abdullahiyan iki ülke arasındaki ilişkileri görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Şukri ve Abdullahiyan iki ülke arasındaki ilişkileri görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

‘New York görüşmeleri’ Mısır-İran yakınlaşmasına giden yolu hızlandırır mı?

Şukri ve Abdullahiyan iki ülke arasındaki ilişkileri görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Şukri ve Abdullahiyan iki ülke arasındaki ilişkileri görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan arasında New York'ta gerçekleşen görüşmeler, Kahire ve Tahran arasındaki yakınlaşmanın gidişatını gündeme getirdi. Bu görüşmeler, İran'ın Mısır ile işbirliğini güçlendirme çağrılarını sıklaştırmasının ardından gerçekleşti. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, dün Reuters'a verdiği demeçte, "Ülkemiz, Mısır ile ilişkiler kurmada herhangi bir engel görmüyor" dedi.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, New York ziyaretinin ardından düzenlediği basın toplantısında, "New York'ta iki ülke dışişleri bakanlarının gerçekleştirdiği görüşme, İran ve Mısır arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasına zemin hazırlayabilir" dedi.

Eski açıklamalar

Son dönemde, İran'dan Mısır ile yakınlaşmaya ilişkin sık sık açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalardan biri, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın geçtiğimiz Mayıs ayında yaptığı açıklamada, Mısır'ı ‘kardeş ve dost ülke’ olarak tanımlamasıydı.

Abdullahiyan, açıklamasında, Mısır ile ilişkilerin gelişmesini ve karşılıklı adımların atılmasını umduğunu ifade etti. Aynı ay içinde, Umman Sultanı Heysem bin Tarık, Mısır ve İran'ı ayrı ayrı ziyaret etti. O dönemde, Umman Sultanı'nın bu dosya kapsamında bir arabuluculuk yürüttüğü yönünde haberler çıktı.

Geçtiğimiz Ağustos ayında ise Mısır, İran'ın Şiraz kentindeki Şah Çerağ dini türbesinin hedef alınmasını kınamıştı.

FOTOĞRAF ALTI:  Mısır Dışişleri Bakanı ve İranlı mevkidaşı New York'ta (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı ve İranlı mevkidaşı New York'ta (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, New York'taki Mısır Daimi Temsilciliği'nde İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ile bir araya geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın geçtiğimiz Çarşamba akşamı yaptığı açıklamaya göre görüşmede ‘iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, bu ilişkileri düzenleyen sınırlamalar, koşullar ve bu ilişkilerin, Mısır ve İran halklarının çıkarlarına hizmet edecek şekilde geliştirilmesi konuları ele alındı. Görüşme, karşılıklı saygı, iyi komşuluk, işbirliği ve devletlerin iç işlerine müdahale etmeme ilkelerine dayanıyor.

İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, "Ülkemizin Mısır ile ilişkilerimizi geliştirmeye ve iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel mirasa uygun olan doğal akışına döndürmeye yönelik arzusu var. Bu görüşme, ilişkilerin normalleşmesi yolunda önemli bir adımdır" dedi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'na göre, görüşmede birçok bölgesel konu ele alındı. Taraflar, ‘bölgelerinde istikrarın sağlanması ve güvenliğin güçlendirilmesi için katkıda bulunmaya yönelik arzularını’ teyit etti. Bakan Şukri, bölgenin karmaşık ve düğümlenmiş krizlerinin, tüm halklarının istikrarını ve yaşam koşullarını olumsuz etkilediğini ve bu nedenle bölgenin tüm ülkelerinin istikrarı desteklemek, barışı sağlamak ve gerginlik kaynaklarını ortadan kaldırmak için işbirliği yapması gerektiğini belirtti. Şukri ve Abdullahiyan, ‘ikili, bölgesel ve uluslararası düzeyde her iki ülkeyi ilgilendiren çeşitli konuları görüşmek üzere iletişimlerini sürdürme’ konusunda anlaştı.

Siyasi irade

Mısır'ın eski Afrika İşleri Müsteşar Yardımcısı Ali el-Hafni, "İki ülke arasındaki iletişim başlı başına önemli bir adım" dedi. Hafni, Şarku'l Avsat'a şu açıklamalarda bulundu: "Mısır, dış ilişkilerini yönetmede diyaloga inanıyor. Mısır, İran ile diyaloga isteklidir ve hiçbir zaman reddetmemiştir. Görüşmeler, İran tarafının, Mısır ile ilişkilerin kesilmesinin nedenlerini ortadan kaldırmak için siyasi iradeye sahip olması halinde etkili görüşmelere dönüşebilir. Elbette, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek ve eski haline döndürmek için iyi niyet olabilir, ancak Mısır'ın İran tarafından yanıtlanması gereken dosyaları var."

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Heridi de İran'ın Mısır ile ilişkileri geliştirme konusundaki tekrarlanan teyitlerinin, Ortadoğu'da Arap güçleri ile komşu ülkeler, Türkiye veya İran arasında genel bir yumuşama çerçevesinde gördüğünü söyledi. Ancak Heridi, Şarku'l Avsat’a "İran'ın ilişkileri kesen taraf olduğunu ve Mısır'ın olmadığını hatırlamamız gerekiyor. İran, yıllar boyunca Mısır ile ilişkilerini yeniden başlatmaya çalışıyor ve iki ülke için müşterek çıkarlar konusunda bir dizi anlaşmaya varıldı” şeklinde konuştu.

FOTOĞRAF ALTI:  Şukri, geçtiğimiz Kasım ayında Şarm eş-Şeyh'te düzenlenen ‘COP27’ zirvesine katılan İran heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Şukri, geçtiğimiz Kasım ayında Şarm eş-Şeyh'te düzenlenen ‘COP27’ zirvesine katılan İran heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

İyi komşuluk

Geçtiğimiz Mart ayında, Mısır Cumhurbaşkanlığı, Suudi Arabistan'ın İran ile diplomatik ilişkilerini yeniden başlatma yaklaşımını olumlu karşılamıştı.  Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmed Fehmi yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: "Mısır bu önemli adımı takdir ediyor ve Suudi Arabistan'ın bu konudaki tutumunu destekliyor." Fehmi, Suudi Arabistan'ın bu konudaki yaklaşımının, ‘bölgesel düzeyde ilişkilerin gerginliğini gidermeye yardımcı olacağını ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın ilke ve amaçlarını, yani devletlerin egemenliğine saygı, içişlerine müdahale etmeme, iyi komşuluk kavramlarını güçlendirmek ve bölgede güvenliği ve istikrarı sağlamak için bir onay olduğunu’ sözlerine ekledi.

Sözcü Fehmi: "Mısır, bu gelişmenin İran'ın bölgesel ve uluslararası politikaları üzerinde olumlu bir yansıması olmasını umuyor. Bu, Tahran'ın bölgenin meşru endişelerini dikkate alan bir politika izleme taahhüdünü teyit etmek için bir fırsattır. Bu, işbirliği fırsatlarını artıracak ve bölge devletleri arasındaki olumlu iletişimi güçlendirecektir. Bu, bölge halklarının beklentilerini karşılayan bir ilişkiler yolu çizmek içindir” dedi.

Heridi'ye dönecek olursak, Kahire, İran'ın Ortadoğu bölgesindeki hareketlerini takip etti ve Kahire, İran'ın bazı Arap ülkelerine müdahalesinden duyduğu memnuniyetsizliği defalarca dile getirdi.

Geçtiğimiz Temmuz ayında, Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, bir televizyon programında, "Son dönemde İran-Körfez ilişkileri geliştiği için, bazılarının Mısır-İran ilişkilerinin de benzer bir gelişme yaşaması beklemesi doğal bir durumdur" ifadelerini kullanmıştı.  Ebu Zeyd, "İlişki ve iletişim her zaman var olmuştur ve hiçbir aşamada kesintiye uğramamıştır. Mısır, İran'ın bölgeyle olan etkileşiminin, devletlerin egemenliğine ve halkların iradesine saygı duyması, bu halkların iç işlerine müdahale etmemesi ve bölge istikrarını güçlendirmesi açısından olumlu olmasını istiyor” açıklamalarda bulunmuştu.


Derne gösterilerinde neden sadece Libya Parlamentosu hedef alınıyor?

Derne kentindeki büyük çaplı gösterilerden bir kare (güvenilir hesaplarda paylaşılan bir videodan)
Derne kentindeki büyük çaplı gösterilerden bir kare (güvenilir hesaplarda paylaşılan bir videodan)
TT

Derne gösterilerinde neden sadece Libya Parlamentosu hedef alınıyor?

Derne kentindeki büyük çaplı gösterilerden bir kare (güvenilir hesaplarda paylaşılan bir videodan)
Derne kentindeki büyük çaplı gösterilerden bir kare (güvenilir hesaplarda paylaşılan bir videodan)

Libya parlamentosundaki milletvekilleri, Daniel Kasırgası’nın yansımaları sebebiyle Derne halkının yaptığı protestolar sırasında suçun sadece Temsilciler Meclisi’ne atılıp Libya kurumları arasında sadece meclisin düşürülmesine yönelik sloganlar yükseltilmesinin “farklı taraflarca parlamentonun siyasi olarak hedef alınmasına ilişkin ihtimalleri artırdığını” söylediler.

Temsilciler Meclisi üyesi Muhammed Amir el-Abbani, felaketle ilişkili olarak suçlu olanların ve bunda payı olanların cezalandırılmasını talep eden gösterilerin bazılarınca “fitne” olarak tanımlanmasına karşı çıkarak “asıl bunun talep edilmemesinin fitne” olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte “Kasırga, şehirdeki iki barajın çökmesinde yalnızca son halkaydı. Bundan önce, uzmanların ve araştırmacıların tehlikeye dair sürekli uyarılarda bulunmasına rağmen, bu iki barajın bakımı yıllarca ihmal edilmişti. Özellikle bu iki barajın bakımına bütçelerin ayrıldığı göz önüne alınırsa, ortada sorumluların cezalandırılmasını gerektiren kasıtlı bir ihmal var” dedi.

Derne halkının sadece parlamentoyu suçlaması hakkında konuşan Abbani “Parlamento yasama ve denetleme organıdır. Sadece kendisi tarafından atanan ve başkanlığını Usame Hammad’ın yaptığı mevcut hükümetin değil, seçilmesinden sonra kurulan tüm hükümetlerin performansını izlemesi gerekiyor. Artık herkes, şehrin barajlarının bakımına ayrılan bütçelerin harcamalarının ve bakımdan sorumlu şirketlerin durmasının sebeplerinin takibinin ne ölçüde yapıldığına dair bu parlamentoya sorular yöneltiyor” şeklinde konuştu.

Derne şehir merkezindeki Es-Sahabe Camisi çevresinde düzenlenen gösteride vatandaşlar, kentlerine destek olunması için 16 talepte bulundular. Bunlar arasında, “felakete ilişkin soruşturma sonuçlarının paylaşımının hızlandırılması, olayın meydana gelmesine neden olan ihmal veya hırsızlıkta parmağı olan herkes hakkında her türlü hukuki ve adli tedbirlerin alınması, zarar görenlere tazminat ödenmesi ve uluslararası bir denetim altında şehrin yeniden inşa edilme sürecinin fiili ve ivedilikle başlatılması” yer alıyor.

Abbani, Parlamento Başkanı’na yönelik eleştirinin “ülkenin dört bir yanından doğuda zarar gören şehirlerdeki kardeşlerini kurtarmaya gelen Libyalıların birliğini dağıtmayı amaçlayan gösterilerin taşıdığı ideolojik sloganlarla karşılaştırıldığında en tehlikeli şey olmadığını” söyledi. Abbani “Kendi gündemlerini dayatma fırsatlarının bir bölünme atmosferinde yattığının farkında oldukları için bölünmenin devam etmesini tercih eden tanınmış hareketler var. Akile Salih’in felaketten sonraki ilk oturumda yaptığı konuşma, herkes tarafından, meseleyi sorumluların cezalandırılmasını gerektiren bir ihmal değil, Allah’ın takdiri olarak göstermeye çalıştığı şeklinde yorumlandı. Bu durum, Derne Belediye Başkanı Abdulmunim el-Gaysi ile bir akrabalık bağının olduğunun bilinmesi ışığında, bazılarının Salih’in niyetini sorgulamasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Perşembe günü Usame Hammad hükümeti, Gaysi’yi görevden alma ve soruşturmaya sevk etme kararını açıklamıştı. Ancak gösterilerin ardından kentin belediye meclisinin tüm üyelerinin görevden alındığı ve soruşturmaya sevk edildiği duyuruldu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi üyesi Salah Ebu Şelebi parlamentonun felaketten sonraki oturumunda yeniden imar için para tahsis edilip insanların duygularıyla ilgili meseleleri, zarar görenlere tazminat verilmesi ve hasarın karşılanması gibi haklarını korumayı ve kayıpların aranması ve cesetlerin çıkarılması çabalarının takibini ikinci plana atmasının insanları rahatsız ettiğini söyledi. Ebu Şelebi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, göstericileri bazılarının Akile Salih aleyhinde attığı sloganların peşinden gitmeye iten nedenin Akile’nin, uluslararası yardım ve fonların konulması ve bunların ilgili amaçlar doğrultusunda harcanmasının denetlenmesi için Merkez Bankası’nda bir hesap açılmasını denetlemekten sorumlu bir komitenin başkanlığına kendisini getirmesiyle alakalı olduğunu ve bunun bir yürütme işi olup parlamento ile alakası olmadığını söyledi.

Bununla birlikte Temsilciler Meclisi’ne yönelik eleştirilerin biraz abartılı olduğunu ifade eden Ebu Şelebi, zira herhangi bir program veya planın uygulanmasına ilişkin sorumluluğun yasama kurumuna yüklenemeyeceğini ve ülkeyi yönetmek için peş peşe gelen hükümetlerin çalışma sistemlerinde bir hata birikimi olduğunu da söylemeyi ihmal etmedi. Ancak ailelerini ve mallarını kaybeden Derne halkının yaşadığı şokun anlaşılması ve soruşturmaların takip edilmesi, sonuçlarının hızla açıklanması ve kamuoyuna duyurulması gibi acılarını hafifletecek kararlarla onların teskin edilmeye çalışılması çağrısında bulundu.

Temsilciler Meclisi üyesi Issam el-Cehani önceki tutumunun değişmediğini ve Temsilciler Meclisi’nin hatasının “çok büyük ve iyice düşünülmemiş bir acil durum bütçesini kısa sürede duyurmak” olduğunu söyleyerek bunun şehir sakinlerinde öfkeye yol açtığını belirtti. Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Derne halkının isteklerinin  “meşru talepler olduğunu” vurguladı ancak “dar hesaplarını görmek için halk protestolarını suistimal edenlerin olduğunu ve bu kişilerin her zaman parlamentoyu suçlamayı tercih ettiklerini” kaydetti.


Faslı Bakan: Depremi 312 yabancı gazeteci haber yaptı, yasaları ihlal eden 2 Fransız gazeteci sınır dışı edildi

Fas’ın Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakanı Mustafa Baytas (MAP)
Fas’ın Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakanı Mustafa Baytas (MAP)
TT

Faslı Bakan: Depremi 312 yabancı gazeteci haber yaptı, yasaları ihlal eden 2 Fransız gazeteci sınır dışı edildi

Fas’ın Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakanı Mustafa Baytas (MAP)
Fas’ın Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakanı Mustafa Baytas (MAP)

Fas’ın Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakan ve hükümet sözcüsü Mustafa Paytas dün (Perşembe) en az 312 yabancı gazetecinin el-Huz depremini haber yaptığını belirtirken, iki Fransız gazetecinin idari olarak sınır dışı edilmesi kararının gazetecilerin yasa ihlalinde bulunmasından dolayı alındığını açıkladı.

Baytas, meclis toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, “Sınır dışı edilen iki Fransız gazetecinin el-Huz depremini haber yapmak için herhangi bir izin talebinde bulunmadığını’ belirtti. Bu kişilerin Fas’a turizm amaçlı girdiklerini, bu nedenle kanunun öngördüğü şekilde idari makamların kararıyla sınır dışı edilmelerinin normal olduğunu vurguladı.

Baytas, 90 medya kuruluşunu temsilen en az 312 yabancı gazetecinin depremi haber yaptığını, etkilenen tüm bölgelerde özgürlük ve şeffaflık atmosferinde çalıştıklarını vurguladı.

Baytas, bu gazetecilerin 78’inin yani dörtte birinin Fransız olduğunu, 16 medya kuruluşunu temsil ettiklerini, bunların 13’ünün depremi haber yapmak için onay aldığını, 3’ünün ise kalıcı onaya sahip olduğunu açıkladı. Baytas “Ülkemiz bir şeffaflık ve özgürlük ülkesi olduğunu bir kez daha teyit ederken, gazetecilerin görevlerini tam bir özgürlükle yerine getirmesinden yanadır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Baytas, Hükümet Meclisi’nin, el-Huz depremi mağduru çocuklara ‘ülkenin sponsor olduğu kişiler’ statüsü veren 2.23.845 sayılı Kanun Hükmünde Kararname taslağını bir sonraki hükümet oturumuna sunulmak üzere bir yasa taslağına dönüştürme kararı aldığını duyurdu.

Parlamento ve Sivil Toplum ile İlişkiler Delege Bakanı, “El-Huz depreminde mağdur olan yetimlere ‘ülkenin sponsor olduğu kişiler’ statüsü verilmesi bir yasayı gerektiriyor ancak iki dönem arasında olduğumuz için bunu kanun hükmünde kararname ile geçirmeye karar verdik. Bu konunun büyük ve çok önemli olduğunu, belki de Anayasa’nın 48 ve 49’uncu maddeleriyle bağlantılı bir düzenleme yapılabilir. Bu nedenle Meclis’e konu hakkında daha fazla tartışma olanağı verilmesine karar verdik” ifadelerini kullandı. Hükümetin yasa taslağını önümüzdeki hafta onaya hazırlayacağını da sözlerine ekledi.

Baytas, bunun hemen ardından Meclis komisyonunda bu konuyla ilgili görüşmelerin başlayacağını, Meclis açıldıktan sonra da genel kurul onayı aşamasına geçeceğini vurguladı. Bu yasanın ‘Yetimlerin yerel sayımı tamamlanana kadar Meclis’te normal seyrine devam edeceğine’ dikkat çekti.

Fotoğraf altı: Kral VI. Muhammed, deprem sonrasında ailelerini kaybeden ve desteksiz kalan yetim çocukların sayılması yönünde talimat verdi (AFP)
Kral VI. Muhammed, deprem sonrasında ailelerini kaybeden ve desteksiz kalan yetim çocukların sayılması yönünde talimat verdi (AFP)

Kral VI. Muhammed, depremde ailelerini kaybeden ve desteksiz kalan yetim çocukların sayılması yönünde talimat verdi ve bu çocuklara ‘‘ülkenin sponsor olduğu kişiler’ statüsü verdi. Söz konusu karar, 14 Eylül’de VI. Muhammed’in başkanlığını yaptığı, depremden etkilenenlerin yeniden barındırılması ve el-Huz depreminden en çok etkilenen gruplarla ilgilenmek için acil durum programının etkinleştirilmesine yönelik toplantı sırasında alındı.


Lübnan'da 8 yerde uranyumun varlığını gösteren eski bir gizli belge bulundu

Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
TT

Lübnan'da 8 yerde uranyumun varlığını gösteren eski bir gizli belge bulundu

Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)
Prens Ferid Şihab’ın el yazısıyla yazdığı belgede sekiz yerde uranyumun varlığından bahsediliyor (Wilson Arşiv Merkezi)

Wilson Arşiv Merkezi internet sitesi, 1943'teki bağımsızlıktan 1970'lere kadar Lübnan'daki olaylarda hassas roller oynayan Lübnanlı bir isim için önemli bir alana sahip. Prens Ferid

Haris Şihab, Kamu Güvenliği Genel Müdürü olarak görev yaptı. Bu müdürlük, Lübnan devletinin istihbarat servisiydi.

1958 Devrimi olarak adlandırılan olaylardan sonra Genel Güvenlik'ten ayrıldı ve 1958-1966 yılları arasında Gana, Nijerya, Kamerun, Tunus ve Kıbrıs gibi birçok ülkede büyükelçi olarak görev yaptı.

Prens Ferid, 1985 yılında Lübnan Savaşı'nın ortasında öldü. 2007 yılında kızı, Ahmed Asfahani ile işbirliği yaparak, babasının geride bıraktığı birçok gizli belge, not ve raporun yer aldığı bir kitap yayımladı.

Kitabın başlığı ise 'Fi Hidme el-Vatan: Muhtarat min el-Vesaig el-Hassa lil-emir Ferih Şihab' (Vatan Hizmetinde: Prens Ferid Şihab'ın Özel Belgelerinden Seçmeler) ve İngilizce başlığı ise 'A face in the crowd' (Kalabalığın içindeki bir yüz) olarak biliniyor.

Eşi Tony Asseily ile birlikte bu belgeleri Wilson Arşiv Merkezi'ne sundular. Belgeler, Lübnan devletinin kendi güvenliğini ve egemenliğini kontrol etme konusundaki büyük yeteneğini ve kurumlarının Arap ve Batılı ülkelerin kurumlarıyla güçlü ve karmaşık ilişkilerini ortaya koyuyor.

Lübnan'da 'kamu güvenliğinin babası' olarak kabul edilen Prens Ferid Şihab (Kızı Youmna Asseily'in arşivinden bir fotoğraf)
Lübnan'da 'kamu güvenliğinin babası' olarak kabul edilen Prens Ferid Şihab (Kızı Youmna Asseily'in arşivinden bir fotoğraf)

Prensin biyografisi

Prens Ferid Haris Şihab, Beyrut yakınlarındaki Hadath kasabasına mensup.

Annesi Meryem Şihab (emirlik döneminde Lübnan'ın son hükümdarı Prens III Beşir'in torunu), babası ise Prens Haris es-Seyyid Ahmed Şihab'dır (Osmanlı parlamentosunun fahri üyesi). Ferid Şihab, 1930'da Saint Joseph Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

Aynı yıl Lübnan'daki Fransız polisine katıldı ve kademe kademe yükselerek Casuslukla Mücadele Dairesi ve Komünizm ile Mücadele Dairesi'nin başına geçti.

Nazi Almanyası adına gizli faaliyetlerde bulunmakla suçlandı ve Şubat 1941'den Ekim 1943'e kadar hapiste kaldı.

Prens Ferid, bağımsızlığın ardından ilk Cumhurbaşkanı Beşara el-Huri'nin kişisel talebi üzerine serbest bırakıldı ve kendisine yöneltilen tüm suçlamalar düşürülerek önceki görevine geri gönderildi. 

1944'ten 1948'e kadar Filistin Polis Müdürlüğü ile Lübnan güvenlik güçleri arasındaki irtibat memurluğu, Adli Polis Genel Müdürü ve Bekaa Valisi dahil olmak üzere çeşitli görevlerde bulundu. Ocak 1948'de Kamu Güvenliği Direktörü olarak atandı.

1957'de Interpol'ün başkan yardımcılığına seçildi. 1969'da emekli oldu ve Lübnan'a döndü.

"Amerikan Büyükelçiliği'nin görüşü, Sami es-Salah'ın başbakan olması gerektiği yönünde" (Wilson Arşiv Merkezi)
"Amerikan Büyükelçiliği'nin görüşü, Sami es-Salah'ın başbakan olması gerektiği yönünde" (Wilson Arşiv Merkezi)

Uranyum belgesi

Aşağıdaki belge, Lübnan'daki uranyum madenini ele aldığı için benzersiz. Bu belgeye göre bu nadir maden, Lübnan'ın iç kesimlerinde sekiz yerde bulunuyor. 

Prens Şihab'ın belgesi 'Şeyh Salim el-Huri'nin Akkar'daki (Beyrut'a 10 kilometreden daha yakın bir kasaba) villasında yapılan toplantı' başlığını taşıyor.

Bu belgede, Beyrut'taki Amerikan Büyükelçiliği ekonomi danışmanı Bay Elwood ile Lübnan asıllı Amerikalı ve Arap Müteahhitlik ve Mühendislik Şirketi sahiplerinden biri olan Bay Mişel Saad'ın da aralarında bulunduğu, Prens Şihab ve Şeyh Salim el-Huri'nin katıldığı bir toplantıdan bahsediliyor.

Toplantının amacı, Şihab'ın yazdığı gibi, Şeyh Salim el-Huri ve (merhum kocasının bu ders ve çalışmalara ilişkin tüm sırlarını selefi Şeyh Salim'e aktaran) rahmetli kardeşi Nedim el-Huri'nin eşinin bilgisi dahilinde, Lübnan'ın 8 yerinde bulunan uranyum madenine yatırım yapmak için bir plan geliştirmekti.

Bahsettikleri, zaman zaman bazı siyasi konulara değiniyordu. Prens Ferid, "Plan şu şekilde hazırlandı. Bay Elwood, Amerikan ekonomisinin Lübnan'daki temsilcisi sıfatıyla, resmi bir mektup aracılığıyla Bay Mişel Saad'a hükümetinden aldığı talimatlar hakkında (bu konuyla ilgili yaptığı yazışmalara dayanarak) bilgi verir. Bu talimatlar, ABD hükümetinin, Atom Enerjisi Komisyonu'nun onayı ile bu madeni araştırmak, çıkarmak ve çıkarıldıktan sonra Lübnan'dan uluslararası bir fiyata satın almak için uzman göndermeye ve gerekli ekipmanı sağlamaya tamamen hazır olduğunu söylüyor" ifadelerine yer verdi. 

Prens, "Bu mektup, Bay Saad'a, Şeyh Salim el-Huri ile müzakere etme ve Amerikan hükümeti ile Bay Saad arasında Elwood tarafından hazırlanan başka bir anlaşmadan türetilen yazılı bir anlaşma yapma yetkisi veriyor. Şeyh Salim el-Huri'ye, bu konuda Bay (ismi belirtilmiyor) ile görüşmeye ve eğer isterse onunla bir anlaşma imzalamaya çağıran başka bir mektup da gönderildi" dedi.

Prens Şihab ayrıca, "Aynı zamanda Bay Elwood, katılımcıların karşısında Şeyh Salim el-Huri'nin kendisine yönelttiği bir soru sonrasında, ABD hükümetinin bu projenin, Camille Chamoun (o zamanki Cumhurbaşkanı) da dahil olmak üzere Lübnanlı yetkililer tarafından engellenmesini önlemek için çalışmaya tamamen hazır olacağını açıkladı. Gerektiğinde ABD Büyükelçiliği, Lübnan hükümetinin güvencesiyle çıkarma işlemine başlamaya veya ona sadık bir hükümet getirmeye çalışacaktır" dedi.

Bu talimatlar, ABD hükümetinin, Atom Enerjisi Komisyonu'nun onayı ile bu madeni araştırmak, çıkarmak ve çıkarıldıktan sonra Lübnan'dan uluslararası bir fiyata satın almak için uzman göndermeye ve gerekli ekipmanı sağlamaya tamamen hazır olduğunu söylüyor.

Türkiye ve Hıristiyanlar

'Siyasi Konuşmalar Üzerine' alt başlığı altında Prens Şihab, Elwood aracılığıyla ABD'nin, İsrail'e karşı kullanılmaması için herhangi bir Arap ülkesine silah tedarikinin engellenmesi konusunda diğer Batılı ülkelerle anlaşmaya vardığını bildirdi.

ABD, artık Ortadoğu'daki istikrarla ilgileniyordu. Elwood, mevcut Lübnan hükümetinin bir hafta içinde düşeceğini ve ABD büyükelçiliğinin görüşünün, Lübnan'ı ilgilendiren bekleyen projeleri hayata geçirmek için Sami es-Sulh'un başbakan olması gerektiği yönünde olduğunu belirtti.

Şeyh Salim el-Huri, "Eğer Amerika ya da Amerika'ya dost olan Arap ülkeleri gelip, Türkiye dahil olmadan her Arap ülkesiyle ayrı ayrı müzakere etselerdi, başarılı olur ve tüm bu ülkelerin dostluğunu kazanırdı. Bu ülkeleri kendi istekleri doğrultusunda yönetmek mümkündü" diyor.

Öyle görünüyor ki Şeyh Salim, Washington'un Orta Doğu'da komünizme karşı durmak istediği 'Bağdat Paktı'nı kastediyordu.

Pakt, İngiltere'nin yanı sıra Türkiye, Irak, Pakistan ve İran'ı da içeriyor. Lübnan'ın da katılması yönünde bir çaba vardı ve bu durum Lübnan sahnesinde, özellikle de Başkan Camille Chamoun karşısında keskin bir bölünmeye neden oldu. 1958 Devrimi'yle sonuçlanan büyük bir kriz yaşandı.

Şeyh Salim, "Lübnan konusuna gelince Lübnanlılar, özellikle de Lübnanlı Hıristiyanlar, bugün hâlâ Türkiye'ye karşı nefret besliyorlar. Onunla hiçbir şekilde aynı fikirde olmak mümkün değil. Eğer Lübnan hükümeti Lübnan'daki politikasını değiştirmek ve onunla ayrı müzakerelere girmek isterse, birçok siyasi ve popüler lider bunu kabul etmeye ve Amerikan politikasının adımlarını izlemeye tamamen hazırdır" dedi. 


Ampute yüzme antrenörü Mecdi, Gazzeli çocuklara yüzme öğretiyor

Mecdi, Filistin toprakları dışında Mısır'da yüzmeyi öğrendi ve derin dalış kursları aldı (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)
Mecdi, Filistin toprakları dışında Mısır'da yüzmeyi öğrendi ve derin dalış kursları aldı (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)
TT

Ampute yüzme antrenörü Mecdi, Gazzeli çocuklara yüzme öğretiyor

Mecdi, Filistin toprakları dışında Mısır'da yüzmeyi öğrendi ve derin dalış kursları aldı (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)
Mecdi, Filistin toprakları dışında Mısır'da yüzmeyi öğrendi ve derin dalış kursları aldı (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)

İzzeddin Ebu Ayşe 

Ampute yüzme antrenörü Mecdi et-Tatar, kesik bacağını koltuk değneğine dayalı bir şekilde öğrencilerine suya girmeden önce yapılması gereken kondisyon egzersizlerini anlattı ve bu egzersizleri havuza girmeye hazırlanan öğrencilerinin önünde bizzat uyguladı.

Çocuklar heyecanlandılar ve ampute antrenörleri Mecdi'yi taklit etmeye başladılar, bazen havaya atladılar, bazen ellerini daire şeklinde salladılar, bazen de hızla onun etrafında koştular.

Isınma egzersizlerinin önemi hakkındaki talimatlarını ve yüzerken kas gerginliği yaşamaları durumunda ne yapmaları gerektiğine dair tavsiyelerini dinlediler.

Eğitici mesajlar

Yüzme antrenörü Mecdi çocukların hazır olduğundan emin olduktan sonra huz kenarına ayakları suya değecek şekilde oturmalarını istedi ve tek ayağıyla havuzun nasıl hareket ettirileceğini uygulamalı olarak anlatmaya başladı.

Antrenörün ayakları arasından sular uçuşuyordu, çocuklar bunu görünce heyecanlandılar ve ona tekrar tekrar "daha iyisi" diye tezahürat yaptılar.

Roller hızla değişti ve Mecdi düdüğünü çaldı. Çocuklar egzersizi yapmaya Mecdi ise onları motive etmeye başladı:

Acele edin kahramanlar, bu sizin için iyi ve sizi boğulmaktan kurtaracak. Lütfen, suyun ayaklarınızın arasında uçuştuğunu görmek istiyorum.

Anternör bu şekilde öğrencilerini izliyordu.

Mecdi'nin çocukları eğitmesi uzun sürmedi, çünkü suya dokunmaya ve dalmaya istekli olduklarını biliyordu.

Ancak onların yüzmesine izin vermeden önce havuza yaklaştı, koltuk değneklerini çıkardı ve suya atladı. 

Mecdi, "Kursiyerler eğitmenlerinin yanında kendilerini güvende ve profesyonel hissetmeliler. Ben sağ taraflı bir amputeyim, çocukların önünde anlattığım her adımı uygulamaya çalışıyorum. Sadece onlara öğretmek değil, onlara bir mesaj da veriyorum; bunlardan ilki, engelli olmama rağmen bana güvenmeleri ve havuza girerken endişelenmemeleri. İkincisi onlara rol model oluyorum çünkü yaralanmalar herhangi bir aktiviteye katılmak için güçlü bir motivasyon olmaya devam etmektedir ve engelli grup için bir engel teşkil etmemektedir" dedi.

Mecdi'nin hikayesi

Mecdi 9 yaşındayken bir araba kazası geçirdi ve doktorlar sağ ayağını kurtaramadı. O zamanlar sağlıklı seçenek bacağının kesilmesiydi ve o zamandan beri 42 yaşına kadar bu şekilde tek ayakla yaşıyor.  

Çocukluğunda yüzme konusunda iyi olmayan Mecdi, ancak toplumda seçkin bir insan olmak ve kendine has meziyetler taşımak için yüzmeyi öğrenip ustalaştı.

Mecdi, "Bu, benim kendim için koyduğum bir meydan okumaydı. Ya hedeflerimi gerçekleştirecek ve bu alanda mükemmel olacaktım ya da zayıf biri olup engelliliğe teslim olacaktım. Bugün Gazze'deki tek ampute yüzme antrenörü benim" dedi.

Mecdi'nin yolu kolay değildi. Aksine, özellikle ampute olduğu için birçok zorlukla karşılaştı. Yüzme öğrenirken başlangıcında çok acı çektiğini şu sözlerle anlattı:

Bu spor tam uzuvlara sahip sağlıklı bir kişinin büyük bir esneklikle suda alt uzuvlarını koordineli bir şekilde kullanarak hareket etmesini gerektiriyor. Ama benim durumumda bu iki kat çaba gerektiriyor.

Mecdi'nin ayağının kesilmesi nedeniyle yüzmeyi öğrenmek için yapması gerekenler arasında, ayak tabanındaki kasları güçlendirmek ve dalabilmek için ağırlık kaldırmak, özellikle de ayak egzersizleri yapmak vardı.

Suya dalma tutkusundan dolayı "Filistin Yüzme Okulu" adında bir okul kurdu (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)
Suya dalma tutkusundan dolayı "Filistin Yüzme Okulu" adında bir okul kurdu (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)

Mecdi, "Bu başarının elde edilmesinde ve engellerin aşılmasında psikolojik faktör önemli bir rol oynamaktadır" diye konuştu.

Mecdi sözlerini şöyle sürdürdü:

Yüzmeyi öğrenmede zorlukların üstesinden gelmek için net ve sağlam bir vizyon belirledim ve kararlılığımı itici gücüm olarak gördüm. Engelliliğin, hedeflere ve mükemmelliğe ulaşma yolunda engel olmadığını fark ettim. Tek ayak benim yeteneklerimi sınırlamıyor. Bu yüzden yüzme sporunda istediğimi elde edebildim.

Havuzda

Filistin toprakları dışında Mısır'da yüzme öğrenen ve derin dalış dersleri alan Mecdi, Dubai'de de yüzme eğitimi ve Almanya'da yüzme eğitmenliği sertifikası aldı.

Bu sporda yetkin bir nesil yetiştirmeyi arzulayan Mecdi, kararlılığı ve güçlü iradesi sayesinde becerilerini çocuklara aktarmak için Gazze'ye döndü.

Mecdi, suya dalan bir balık gibi havuza girdi. Tek ayağı onu iterken ellerini hareket ettirdi ve çocuklar da hemen onu takip etti.

Mecdi, "Çocukları eğittiğimde mutlu oluyorum. Onlara sevgiyle öğretiyorum ve onlara güven veriyorum. Onlara sanki babalarıymışım gibi davranıyorum. Bu çocukların yüzmeyi öğrenmelerine yardımcı oluyor" dedi.

Mecdi, yüzme antrenörlüğü mesleğini çocuklara adadı çünkü onlarla ilgilenmeyi seviyor (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)
Mecdi, yüzme antrenörlüğü mesleğini çocuklara adadı çünkü onlarla ilgilenmeyi seviyor (Meryem Ebu Dakka/Independent Arabia)

Hobisini çok seven ve aynı zamanda bu konuda profesyonel olan Mecdi, suya dalmaya olan tutkusundan dolayı "Filistin Yüzme Okulu" adında bir okul kurdu.

Yüzme sporunu çocuklar ve yetişkinler arasında yaygınlaştırmayı hedefleyen ampute yüzme antrenörü bu hobinin psikolojik yükleri ve stresi azalttığını söyledi.

Engelli bireylerin becerileri

Yüzme antrenörlüğü görevini çocuklara adayan Mecdi, onlarla ilgilenmeyi çok seviyor. Bu yaz sezonunda her biri yaklaşık 20 çocuktan oluşan 5 gruba eğitim vermeye devam ediyor.

Mecdi gençlerle ilgilenmenin, bilginin bu çağa uygun şekilde aktarılmasında yüksek beceriler gerektirdiğini söyledi.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin listesine göre Gazze'de bin 900 ampute kişi bulunuyor. Bunların 600'ü İsrail'le yaşanan savaşta uzuvlarını kaybetmiş, geri kalanlar ise çeşitli kazalara maruz kalmış.

Engelliler Derneği Direktörü Meyser eş-Şakra, Gazze'deki tüm ampütelerin spor becerilerinde üst düzeyde yetkinliğe sahip olduğunu, bazılarının uluslararası başarılara imza attığını, bunun da onların toplumun aktif bir parçası olduklarını gösterdiğini söylüyor. 

Şakra, "Gazze'deki zor koşullara rağmen engellilik haliyle mücadele edebiliyorlar. Bu grup, özellikle kanunla güvence altına alınan hakları konusunda ihmal ve dışlanmayla karşı karşıya kalıyor" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe


Tahran: Mısır ve İran dışişleri bakanlarının görüşmesi ilişkilerin gidişatında 'yeni bir ufuk' açtı

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kenani (AFP arşivi)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kenani (AFP arşivi)
TT

Tahran: Mısır ve İran dışişleri bakanlarının görüşmesi ilişkilerin gidişatında 'yeni bir ufuk' açtı

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kenani (AFP arşivi)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kenani (AFP arşivi)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, İran Dışişleri Bakanı Emir Hüseyin Abdullahiyan ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri'nin New York'ta yaptığı görüşmenin iki ülke arasındaki ilişkilerde 'yeni bir ufuk' açtığını söyledi.

IRNA haber ajansı, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kenani'nin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarının oturum aralarında gerçekleştirilen toplantının 'çok iyi ve olumlu' olduğunu söylediğini aktardı.

Kenani, Şukri ile Abdullahiyan arasındaki görüşmenin 'iki ülke arasındaki ilişkilerde ve İran ile komşuları arasındaki bölgesel ilişkilerdeki olumlu eğilim çerçevesinde yeni bir gelişmeyi' temsil ettiğini belirtti.


UNHCR’nin ‘konut tasdik belgesi’ Lübnan’da tartışmalara yol açtı

UNHCR’nin ‘konut tasdik belgesi’ Lübnan’da tartışmalara yol açtı
TT

UNHCR’nin ‘konut tasdik belgesi’ Lübnan’da tartışmalara yol açtı

UNHCR’nin ‘konut tasdik belgesi’ Lübnan’da tartışmalara yol açtı

Lübnanlı yetkililer ve Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), yerinden edilmiş Suriyeli bir kadına UNHCR tarafından yasalara aykırı olarak verildiği söylenen ‘konut tasdik belgesi’ hakkında sosyal medyada çıkan tartışmaları dindirmeye çalıştılar. Daha sonra bunun, UNHCR ile Kamu Güvenliği arasında, ülkede kayıtlı mültecilerin yasal ikamet edinmesini düzenlemek için 2016 yılında uygulamaya konan bir ‘protokolün’ parçası olduğu ortaya çıktı.

Geçtiğimiz haftalarda binlerce Suriyelinin kaçak yollardan Lübnan’a yoğun bir şekilde akın etmesi ve Lübnanlıların yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine geri dönmesi yönündeki talepleri ışığında, çarşamba günü Lübnan’da yayılan ve milletvekillerinin hesaplarından paylaştığı belge, Lübnanlıların Suriyeli mülteci krizine karşı endişelerini artırdı.

Güçlü Cumhuriyet Bloğu (Lübnan Kuvvetleri) üyesi milletvekili Razi el-Hac, X platformundan (eski adıyla Twitter) belgeyi paylaşarak şu ifadeleri kullandı:

“Lübnan’da UNHCR ofisine sığınma başvurusunda bulunanlarla ilgili 9 Eylül 2003 tarihli mutabakat zaptının hükümleri, bu ofise konut tasdiki belgesi çıkarma ve verme yetkisi vermemektedir. Bu, Lübnan kanunları tarafından bu yetkinin verildiği idari makamların yetkisi dahilinde kalmaktadır ve Lübnan topraklarında otorite ve ayrıcalıkların uygulanmasının işaretlerinden biridir.”

Hac “Dolayısıyla bu tür belgelerin verilmesi hukukun ve ulusal egemenliğin açık bir ihlali sayılmaktadır. Bu nedenle İçişleri ve Belediyeler Bakanı Bessam el-Mevlevi ve Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral İlyas el-Beyseri ile temasa geçtim. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınmasını ve hukuki değeri olmayan bu evrakların hiçbir resmi veya özel makam nezdinde kullanılmasına izin verilmemesini talep ettim” dedi.

Hizbullah, UNHCR’yi hedef alıyor

Aynı bağlamda, Direnişe Sadakat Bloğu’nun (Hizbullah) üyesi milletvekili İbrahim el-Musevi, “UNHCR’nin Lübnan egemenliğine saldırdığını ve yerinden edilmiş Suriyelilere konut tasdik belgeleri verdiğini” söyledi. Musevi “Ülkeye ve halkına karşı yapılan bu ciddi ihlali kınamakla yetinmemeli. UNHCR’ye karşı ivedilikle caydırıcı tedbirlerin alınması ve yerinden edilmiş kişilerin akışının durdurulup geri dönüşlerinin başlatılması için egemen, resmi ve ulusal bir karar alınması yönünde ciddi bir girişimde bulunulması gerek” şeklinde konuştu.

Suriyeli mülteciler meselesini takip eden Lübnanlı kaynakların söylediğine göre, milletvekillerinin katılımıyla gerçekleşen geniş sanal etkileşime rağmen belgenin yeni olmadığı ve 2016’dan bu yana yürürlükte olan bir ‘protokol’ ile bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Kaynaklar bunun “daha önce koordine edildiğini” ve amacının “2011-2015 yılları arasında ülkeye gelen mültecilerin hukuki statüsünü düzenlemek” olduğunu belirttiler.

Konut tasdik belgeleri, 2016 yılından bu yana mültecilerin ikametinin yenilenmesi amacıyla UNHCR tarafından veriliyor ve belgenin üst kısmında QR kodları bulunuyor. Belgede geçen bilgilerin doğruluğunu teyit etmek amacıyla kodlar yalnızca Lübnan Kamu Güvenliği tarafından okunup başka herhangi bir tarafça okunamıyor.

Öte yandan UNHCR, konut tasdik belgesinin, mültecilerin Lübnan’da yasal oturma izni alabilmeleri ve daha sonra çocuklarını okula yazdırma gibi temel hizmetlerden yararlanabilmeleri için gerekli bir belge olduğunu belirtti. Beyrut’taki UNHCR kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja göre Lübnanlı yetkililerle yapılan anlaşma uyarınca ve onların desteğiyle “UNHCR mültecilere bu konut tasdik belgesini sağlıyor. Bu, yıllardır uygulanan ve Lübnanlı yetkililerle iş birliği içinde yürütülen bir rutin”.

Konut tasdik belgeleri genellikle bölgelerde bulunan muhtarlar tarafından çıkarılıyor. Kamu Güvenliği ile yürürlükte olan ‘protokol’e göre bu, UNHCR’ın mülteci kartına sahip olanlarla sınırlıyken, çalışma izni, eğitim izni veya ayrıcalıklı ikamet izni sahibi diğer Suriyelilerin yaşadıkları bölgedeki muhtarlardan konut tasdik belgesi almaları gerekiyor.

UNHCR, Lübnan devletinin talebi üzerine 2015 yılında Suriyelilerin Lübnan’daki kayıtlarını durdurmuştu. Bu, belirlenen tarihten sonra giriş yapan kişilerin hepsinin BM belgelerine sahip olmadığı, ikametlerinin yasal sayılmadığı ve UNHCR’den yardım alamadıkları anlamına geliyor. UNHCR listelerinde kayıtlı mültecilerin sayısı, son yıllarda bazılarının Suriye’ye geri dönmesi veya üçüncü bir sığınma yerine yerleştirilmesi nedeniyle azaldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan güvenlik kaynaklarına göre, kayıtlı kişi sayısındaki düşüşün ışığında Lübnan siyasi güçleri, savaşın başlangıcından bu yana Lübnan’a sığınan 1,5 milyondan fazla Suriyeli olduğunu ve son haftalarda ekonomik nedenlerle ya da Lübnan’dan deniz yoluyla Avrupa ülkelerine kaçmak için mülteci akınının devam ettiğini söylüyor. Yetkililer bu mülteci dalgasını durdurmak için sınır geçişlerinde ve kaçakçılık güzergahlarında güvenlik önlemleri alıyor. Lübnan ordusu dün yaptığı açıklamada, kara sınırından insan kaçakçılığı ve yasadışı sızma faaliyetleriyle mücadele kapsamında ordu birliklerinin bu hafta içinde farklı tarihlerde Lübnan-Suriye sınırında yaklaşık bin Suriyelinin sızma girişimlerini engellediklerini duyurdu.

Lübnan her fırsatta, ülkeye aldığı mülteciler için uluslararası destek ve yerinden edilmiş Suriyelilerin geri dönüşü için uluslararası yardım talep etmekten vazgeçmiyor. Lübnan Geçici Hükümetinin Başbakanı Necip Mikati, New York’ta UNHCR Komiseri Filippo Grandi ile bir araya gelerek, Suriyeli mülteci krizine ilişkin Lübnan ile UNHCR arasındaki mevcut iş birliğini tartıştı.

Öte yandan Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, New York’ta Kıbrıs Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos ile bir araya geldi. Söz konusu görüşmede taraflar “yerinden edilmiş kişiler konusunda iş birliği yapılması için en iyi yolları” tartıştılar. İki bakan “mültecilerin ana vatanlarında sürdürülebilir çözümler bulunması gerekliliği konusunda aynı fikirdeydi”.

Buhabib ayrıca Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Bessam es-Sabbağ ile de bir toplantı yaparak, Suriye’ye yapmayı planladığı ziyaretin hazırlıklarının yanı sıra, uygun maddi ve kalkınma koşullarının sağlanmasıyla birlikte yerinden edilmiş kişilerin ülkelerine geri dönmesine nasıl yardım edilebileceğini görüştü.


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, ülkede sürdürülebilir barışın sağlanması çağrısı yaptı

(AA)
(AA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, ülkede sürdürülebilir barışın sağlanması çağrısı yaptı

(AA)
(AA)

Alimi, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 78. Genel Kurulu'nda konuştu.

Uluslararası toplumun Yemen'in egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Alimi, Yemen'de barışa yönelik çabalara değindi.

Alimi, "Suudi Arabistan ve Umman Sultanlığı'nın övgüye değer çabalarını sürdürmesiyle Husilerin uluslararası, bölgesel irade ve halk iradesine boyun eğmesine yönelik umutlar tazeleniyor" değerlendirmesinde bulundu.

"Ayrımcılık ve dışlama" olmaması talebinde bulunan Alimi, sürdürülebilir barışın sağlanması çağrısı yaptı.

Alimi, istenen barışın, "Yemenlilerin hak ve özgürlüklerini koruyan, vatandaşlar arasında eşitlik, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri ve ortak çıkarlar oluşturulmasını sağlayan kurumlardan oluşan bir devlet inşa etme gücünü" kapsadığını söyledi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, 14 Eylül'de ateşkes ve siyasi çözüm görüşmelerini tamamlamak üzere Husileri Riyad'a davet etmişti.

Riyad'ın davetini kabul eden Husi heyeti, 5 gün süren görüşmelerinin ardından 19 Eylül'de Riyad'dan ayrılmıştı.

Böylece, Yemen'de iç savaşın başlamasından bu yana ilk kez Husi bir heyet Suudi Arabistan'ı ziyaret etmişti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan, Husi heyetin Riyad temaslarına ilişkin dün yapılan açıklamada, "Yemen'deki barış sürecini destekleyecek bir yol haritası oluşturulmasına yönelik gerçekleştirilen görüşmelerin olumlu sonuçlarının memnuniyetle karşılandığı" ifade edilmişti.

Husilerin Sözcüsü Muhammed Abdusselam da, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, heyetin Riyad'a varır varmaz Suudi tarafıyla kapsamlı toplantılar yaptığını ve bu toplantılarda önceki turda ortaya çıkan anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için bazı seçenekleri ve alternatifleri konuştuklarını belirtmişti.


Fas, ülkeye turist olarak giren 2 Fransız gazeteciyi sınır dışı etti

Fas, ülkeye turist olarak giren 2 Fransız gazeteciyi sınır dışı etti
TT

Fas, ülkeye turist olarak giren 2 Fransız gazeteciyi sınır dışı etti

Fas, ülkeye turist olarak giren 2 Fransız gazeteciyi sınır dışı etti

Hükümet Sözcüsü Mustafa Baytas, kabine toplantısının akabinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Baytas, 2 Fransız gazetecinin ülkeye turist olarak girdiğini, mesleklerine dair beyanda bulunmadığını ve izin almadığını söyledi.

Baytas, söz konusu gazetecilerin, kanun gereği, ülkelerine geri gönderilmelerinin olağan olduğunu belirtti.

Hükümet Sözcüsü ayrıca Fransız gazeteciler tarafından Fas'ta yaşanan depremle ilgili yapılan bazı haberlerin objektif olmadığını ancak hiç birinin herhangi bir baskıya maruz kalmadığını sözlerine ekledi.

Fas'tan deprem haberleri nedeniyle Fransız basınına tepki

Fas Ulusal Basın Konseyi, 20 Eylül'de yaptığı açıklamada, Fas'ta meydana gelen depreme ilişkin haberlerinde ihlaller gözlemlediği Fransız "Charlie Hebdo" dergisi ve "Liberation" gazetesi hakkında şikayette bulunduğunu duyurmuştu.

Konsey, depremi haberleştirmek için ülkede 78'i Fransız 312 yabancı gazetecinin görev yaptığını ve hepsinin gerekli akreditasyonu aldığını kaydetmişti.

Fransız "Liberation" gazetesinde 11 Eylül'de, Fas Kralı 6. Muhammed'in Fransa'nın yardım teklifine yanıt vermemesine atıfla "Şahsen ben hiçbir şey hissetmedim" yazılı bir karikatür yayımlanmıştı. Gazetenin aynı tarihli ilk sayfasında ağlayan Faslı bir depremzedenin fotoğrafının yanında sanki onun ağzından veriliyormuşçasına "Burada sessizce ölüyoruz" şeklinde bir başlık kullanılmıştı.

Fas İçişleri Bakanlığı, son verilere göre depremde can kaybının 2 bin 946, yaralı sayısının 6 bin 125 olduğunu duyurmuştu.


Hartum’da İHA savaşı tırmanırken, ordu komutanlığı çevresinde çatışmalar yaşanıyor

Burhan, BM Genel Kurulu oturumu sırasında (Sudan Egemenlik Konseyi Medya Ofisi’nin Facebook hesabı)
Burhan, BM Genel Kurulu oturumu sırasında (Sudan Egemenlik Konseyi Medya Ofisi’nin Facebook hesabı)
TT

Hartum’da İHA savaşı tırmanırken, ordu komutanlığı çevresinde çatışmalar yaşanıyor

Burhan, BM Genel Kurulu oturumu sırasında (Sudan Egemenlik Konseyi Medya Ofisi’nin Facebook hesabı)
Burhan, BM Genel Kurulu oturumu sırasında (Sudan Egemenlik Konseyi Medya Ofisi’nin Facebook hesabı)

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün kesintisiz bir şekilde altıncı gün de başkent Hartum’un merkezindeki Sudan Ordusu Genel Komutanlık karargâhını hedef alırken, kentin güneyinde, özellikle Zırhlı Birlikler Komutanlığı çevresinde iki taraf arasında ağır, hafif silahlar ve insansız hava araçlarıyla (İHA) şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Başkentin çeşitli bölgelerinde ordunun HDK mevzilerine yönelik İHA saldırıları arttı. Her iki taraf da geçen ay Zırhlı Birlikler karargâhı çevresindeki çatışmalarda İHA’ları yoğun bir şekilde kullandı.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı görgü tanıkları, ordu karargâhına yapılan top atışlarının güçlü patlamalara yol açtığını ve karargâhtan yoğun dumanların yükseldiğini söyledi. HDK, komuta karargahını kontrol altına almak için saldırılarını yoğunlaştırırken, ordu, askeri uçak ve İHA’larla direniyor.

Öte yandan Dr. Abdullah Hamduk hükümetinin eski siyasi merkezi olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Merkez Konseyi, daha önce çatışmanın iki tarafı arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapan Cidde Platformu’nu değerlendirerek bunun “Sudan krizini çözmek için en ideal seçenek” olduğunu belirtti. ÖDBG Sözcüsü Ammar Hammuda, Cidde Platformu için “Uzun yol kat etmiş, birçok bölgesel gücün yanı sıra uluslararası güçlerin de desteğini kazanmış bir platformdur ve yeni platform arayışlarından daha iyidir” değerlendirmesinde bulundu.