Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

İki uçak kaçıran Halid, Şarku'l Avsat’a Rabin ve Mossad patlayıcısının hikayesini ve ‘Devrim Havalimanı’ fikrinin doğuşunu anlattı.

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
TT

Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)

(İkinci ve son bölüm)
80’lerine merdiven dayayan Leyla Halid, hayatını gerçekleşmemiş bir hayalin peşinden koşarak geçirdi. Ancak bu hayalinden asla vazgeçmedi, pişmanlık veya üzüntü de duymadı. Lisedeyken Arap Milliyetçi Hareketi’nde yer aldı. Daha sonra liderlik saflarına yükseleceği Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) katıldı. Vedi Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesine katıldığı günden itibaren tehlikelerle birlikte yaşadı. Leyla Halid, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Filistin davasından hayatı, sürece ilişkin görüşüne, uçak kaçırma olayına kadar birçok başlıkta merak edilen soruları cevapladı.
Yıllardır zor bir soru zihnimi meşgul eder durur: Kremlin tahtına çıkmadan önce uzun süredir sırlar muhafızı Yuri Andropov tarafından yönetilen KGB imparatorluğu ile ‘dış operasyon’ dairesi arasında bir bağlantı var mıydı?
Leyla buna cevap verdi:
“Vedi, Beyrut’taki askeri ataşe aracılığıyla Sovyetlerle bir iletişim kanalı açtı. Bir aşamada, ne kadar ileri teknoloji olursa olsun, havalimanlarının kapılarından geçebilecek bombalar üretiyorduk. Bazılarını denedik. Bu, İngilizleri oldukça şaşırttı. Bir gün bombayı geliştirmek için bir zembereğe ihtiyacımız oldu. Eskiden hiçbir büyükelçiliğe güvenmez, sorunları Amerikan Üniversite Hastanesi doktorlarından Vedi’nin dostları aracılığıyla çözerdik. Ancak bu kez sorunu onlarla çözemedik. Sovyetler Birliği Büyükelçiliği’ne gitmek ya da başka bir yerde bir toplantı düzenlemek zordu. Batılı güvenlik servisleri bizi takip ediyordu. Çözüm, Sovyet askeri ataşesiyle sahil şeridinde, sanki yalnızca gezintiye çıkmış gibi yürüyüş yapmaktı. Sorunu ataşeye anlattık. O da talebimizi komutanlığa iletti. Ardından Moskova’ya gittik ve istediğimizi aldık. Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı. Tüm ziyaretlere katılmadım ama Vedi ile Moskova'ya gittim.”
Kendisine Moskova yakınlarındaki bir ormanda Vedi ile Andropov arasında gerçekleştiği söylenen bir görüşmeyi sorduğumda ise o toplantıya katılmadığını söyledi.

1983 yılının Şubat ayında Cezayir'de Filistin Ulusal Konseyi toplantısına katılan bir grup Filistinli kadın ve Leyla Halid. (Getty)
Haddad ve Andropov arasındaki orman buluşması
Gerçekten de ormanda bir görüşme gerçekleşti. Haddad, ormanın ortasındaki bir sarayda misafir edildi. Sovyet heyeti ve Haddad arasında siyasi, askeri ve teknik konuların ele alındığı görüşmeler gerçekleştirildi. Bu, Teşkilat Başkanı Andropov ile bir toplantı ile sonuçlandı. Tartışılan konu o dönemde ‘terörizm’ olarak adlandırılan bir mesele olduğu için tartışma kolay olmadı. Görüşmelerde iki devletli çözüm konusunda net bir görüş ayrılığı ortaya çıktı. Vedi Haddad, ülkelerinin bir ve bölünmez olduğunu iki devlet kurmayı hiçbir zaman düşünmediklerini vurguladı. Onlara Hayfasız, Kudüs’ün dahil olduğu tam bir Filistin teklif edilseydi dahi bunu kabul etmeyeceklerinin altını çizdi. Bunun ardından Haddad’a herhangi bir özel talebi olup olmadığı soruldu. Haddad, “Gelmeden önce bir liste hazırladım. Açgözlü değilim ancak bunlara ihtiyacım var. Tüm listeyi istiyoruz. Yoksa kalsın” dedi. Listeyi teslim etti ve gerçekten de Sovyetler istediklerini verdi. Bazı silahlar, özel makineli tüfekler ve tabancalar, özel mühimmatlar, bazı teknik malzemeler ve zamanlayıcılar teslim edildi.
Halid, o günlere ilişkin şunları aktardı:
 “Bir süre sonra Aden'de bizimle temasa geçildi. Kıyıdan yaklaşık altı kilometre uzağa gittik. Vedi’nin istediği tüm silahları teslim aldık. Orman görüşmesinin devamı gelmedi. İlişkiler normal düzeyde kaldı. Ancak Vedi’nin cenaze töreni sırasında bir Sovyet diplomatı gelerek, yerine kimin geçeceğini sordu. Şimdi bunu konuşmanın zamanı olmadığını söyledik. Bunun ardından aktif bir ilişki söz konusu olmadı.”

Leyla Halid, Amerikan uçağının şam’da kaçırılmasının ardından Ürdün'e döndü. (Getty)
İki uçak kaçırma

Radyo ve haber ajansları Leyla Halid’i son dakika haberi yaptığı dönemde Lübnan'ın güneyindeki Sayda'da öğrenciydim. Haberlerde, şu ifadelere yer verilmişti:
“Kendine Şadya Ebu Gazale (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’den, yaşamını yitiren ilk kadın savaşçı) adını veren Filistinli bir genç kız, bir İsrail uçağı kaçırdı ve Şam’a iniş yaptırmadan önce Hayfa üzerinde uçurdu.”
Haber son derece heyecan vericiydi. Bir kadının uçak kaçırması ne Ortadoğu'da ne de dünyada yaygın bir durumdu. Üstelik genç kadın, ailesi 1948'de Lübnan'a kaçan bir Filistinliydi. Şadya’nın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne katılmadan ve ardından Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesinde çalışmaya başlamadan önce Sayda’da bir liseden mezun olması, haberin verdiği heyecanı ikiye katladı. O günlerde, onlarca yıl sonra yeni ‘Şadya’yı dinlemek için Amman'da bir apartman dairesine gideceğim aklıma gelmemişti. İşte iki uçak kaçıran Leyla Halid, o günlerde yaşananları Şarku'l Avsat’a anlattı.
Yoldaşı George Habaş ile birlikte Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde tıp okuyan Vedi Haddad, Filistin'e dönme hayali kuruyordu. Ne var ki dünya, Filistinlilerin işgal altında yaşamasına veya Ürdün, Suriye ve Lübnan'da bekleme kamplarına dağıtılmasına alışacaktı. İsrail'in gücünün ve Batı ilişkilerinin derinliğinin farkındaydı. Filistin’in dünyanın gündeminden düşmesinden korkuyordu. Filistin halkının yaşadıklarına yeniden dikkat çekmenin en etkili yolları üzerine düşündü. İşte uçak kaçırma fikri böyle ortaya çıkmıştı. Filistinlilerin yaşadıklarını dünyaya hatırlatmak ve İsrail hapishanelerindeki mahkumları serbest bıraktırmak amaçlanıyordu. Leyla Halid, Haddad’ın konunun uluslararası kamuoyu nezdindeki hassasiyetinin farkında olduğunu vurguladı. Bu nedenle operasyonu gerçekleştirenlere, yolculara zarar vermemelerini ve ateş edenler dışında kimseyle çatışmamaları talimatını verdiğinin altını çizdi.
Leyla'nın da yer aldığı uçak kaçırmadan önce iki olay yaşandı: Birincisi; Yusuf Receb ve Ebu Hüseyin Guş adlı iki gencin Cezayir’e giden İsrailli El Al şirketine bağlı bir uçağını kaçırmasıydı. Müzakereler ülkeler arasında olduğu için operasyon sadece vaatlerle sonuçlandı. İkincisi ise aralarında Emine Dahbur’un da bulunduğu dört kişilik bir ekibin İsviçre'nin Zürih kentinden kalkan bir İsrail uçağına saldırı gerçekleştirmesiydi. Failler teslim oldu, ancak uçaktaki bir güvenlik görevlisi indi ve faillerden Abdulmuhsin Hasan'ı İsviçre polisinin önünde silahıyla öldürdü.

Uçak kaçırma ve ‘değerli av’
Leyla 1969 yılının yazında mutlu ve heyecanlıydı. Ses getiren ve benzeri görülmemiş bir operasyon yürütmek için onu seçmek, liderliğin sadakatine ve yeteneklerine olan güveninin kanıtıydı. Ürdün'de tehlikeli yolculukta ortağı olacak FHKC üssünün komutanı Salim İsavi'den eğitim aldı. Vedi onlara plan hakkında bilgi verdi. Amaç, Los Angeles-Tel Aviv hattında çalışan TWA uçağını Filistinli mahkumları İsrail'deki yolcularla takas amacıyla kaçırmaktı. Uçağın, kaçırılmasının İsrail'i müzakereye zorlayacak, İsrailli önemli bir ismi de taşıyacağı söylendi. Leyla, Haddad'dan önemli kişinin kimliğini öğrenmeye çalıştı ama o her zamanki gibi ‘gerektiği kadar bilgi’ yanıtını verdi. Daha sonra bu önemli ismin, uçuş öncesinde programını değiştirip operasyonu gerçekleştirenleri ‘değerli avdan’ mahrum bırakacak olan, ileriki zamanların Başbakanı General İzak Rabin olduğunu öğrenecekti. Rabin'in varlığıyla ilgili bilgi, FHKC'nin ayrı bir güvenlik servisinden gelmişti.
Leyla Halid, dört ay boyunca sıkı bir eğitim aldı. Uçak operasyonları, haritalar ve koordinatlar ve uçak türbülansa girdiğinde nasıl davranılacağı hakkında bilgiler edindi. ABD uçağının uçuş programı, Tel Aviv'e gitmeden önce iki Avrupa istasyonu; Roma ve Atina'da inişi içeriyordu. Halid, Beyrut’tan İsavi ile ayrıldı. Roma’dan Atina’ya giden uçakta yer ayırttılar.
Tarihler 29 Ağustos 1969’u gösteriyordu. Halid, İsavi ile birlikte birinci sınıf bölümünde oturuyordu. Plana göre kalkıştan yarım saat sonra uçak 35 bin fit yüksekliğe ulaştığında silahlarını çıkardılar ve birinci sınıf yolcularının ekonomi sınıfı koltuklara geçmelerini istediler. Tüm yolculardan ellerini kaldırmalarını istedikten sonra Halid ve İsavi kokpiti bastı. Halid, yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Pilota, ‘Ben Che Guevara’nın FHKC’deki biriminden Yüzbaşı Şadya Ebu Gazale. Şadya, FHKC’nin ilk şehididir. Uçuş yönetimini ben üstleneceğim’ dedim. Kulaklık ve mikrofonunu aldım. Elimdeki bombanın emniyetini çıkardığımı fark etti ve daha sonra artık eski haline getirilemeyecek olan bombanın patlamaması için elimi gevşetmemi istedi. Pilot ve yardımcılarına onları öldürmeye veya bombalamaya gelmediğimizi ve haklı taleplerde bulunduğumuzu anlattım. Uçağın kodunun ‘FHKC... Özgür ve Arap Filistin’ şeklinde değiştirilmesini talep ettim. Bu kodu kullanmayan hiçbir kişiye cevap vermeyeceğiz dedim. Pilottan Atina'ya inmeden doğruca Tel Aviv'e gitmesini istedim. Tel Aviv'e inmek istemiyorduk. Biz sadece amacımızı hatırlatmak için Filistin toprakları üzerinde uçmak istiyorduk. Suriye'ye gideceğimizi söyledik. Şam ve Beyrut'taki gözetleme kulelerinin karşılıklı iletişim kurduğunu duydum. Suriye’deki kule şöyle diyordu: ‘Nereye gidiyor bu?’ Lübnan’daki ise ‘Bize değil, sizin yanınıza geliyor’ dedi. Şam Havaalanı yeniydi ve tam olarak faaliyete geçmemişti. Bu, oraya iniş yapan ilk ABD uçağıydı. Vedi, Suriye hükümetini önceden bilgilendirmemişti. Rejime güvenmiyordu. Plana göre uçak Şam'a indi. Yetkililere teslim olduk, operasyonu neden yaptığımızı anlattık. Tellere doğru koşan ve polise İsrailli olabileceklerini söylediğim, daha sonra öyle olduklarını öğrendiğimiz bir grup dışında uçaktaki 122 yolcu havalimanı binasına koştu. Suriyeli bir subay bana ‘Neden buraya geldiniz?’ diye sordu. Şaşkın bir şekilde ona şöyle cevap verdim: ‘İsrail’e değil, Suriye’ye geldim.’ Bunun üzerine öfkelendi. Ama her şey plana uygun gerçekleşti. Müzakere sürecini Kızılhaç devraldı. 23 Filistinli ve Arap mahkûmun yanı sıra 1967 Savaşı’nda esir alınan Suriyeli pilotlar da serbest bırakıldı.”

Leyla Halid 2015'te Güney Afrika'nın Soweto kentinde kitlelere yaptığı konuşmanın ardından bir Filistin haritası tutuyor (Getty Images)
Salim, Meryem ve Mücahid
İlk uçak kaçırma operasyonlarının ardından FHKC ve Vedi Haddad’ın popülaritesi arttı. Batı karşıtı gruplar ve düşman olarak gördükleri taraflarla çatışmak için bir fırsat arayanlar Ortadoğu'ya akın ettiler. Dış Operasyon Dairesi daha sonra özellikle Ürdün tarafından kabul edilen farklı milletlerden gruplarla ilişkilendirilecekti. Filistinli gruplar, Ürdün ordusu onları engelleyemeden kamplar kurdu. Ordu, olası bir çatışmayı önlemek için bunu ertelemişti ancak sonra gerçekleşti. Bu gruplarla ilişkiler, siyasi zeminin netleşmesi ile başlamış ve sağlamlığı teyit edildiğinde de belirli bir programa göre bilgi alışverişi, belge, silah, tesis ve eğitim sağlanması ve bazen operasyonlara doğrudan katılım konusunda iş birliğine varılmıştı.
Batı, katılımcıların çok uluslu olması nedeniyle Vedi'nin kurduğu ağı ‘Terör İmparatorluğu’ olarak adlandırdı. Dış Operasyon Dairesi, dünyayı şiddetle sarsanların mezun olduğu bir çekim noktası, bir eğitim ve planlama enstitüsü haline geldi. Ünlü Carlos'tan (Çakal Carlos) başkası olmayan Venezuelalı ‘Salim’, Kızıl Ordu lideri Fusako Shigenobu’dan başkası olmayan Japon Meryem ve Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu'nun başı Hagop Hagopian’dan başkası olmayan Ermeni Mücahid... Ölümünden sonra, Haddad'ın ‘öğrencileri’ ya öldürüldü ya da hapsedildi. Belki de düşüşleri, zayıf organizasyonlarına ve birleştirici liderliğin eksikliğine bağlanabilir. Belki de sırlarla örtülü kalması gereken bu dünyada, ölümcül olan yıldızlığa ek olarak ülke ve ajanslarla ilişki kurma hatasına düştüler.
1970'lerde Ürdün kaynıyordu. Ürdün ordusu ile Filistinli örgütler arasındaki birliktelik kırılgan ve gergin bir hal almıştı. İki gücün aynı toprakta bir arada yaşaması garipti. Ateşkes anlaşmaları, özellikle Filistinli militanlar ile Ürdün ordusu arasında tekrarlanan olaylardan sonra nihai tarihi bekleyen yatıştırıcı görevi gördü. Bazı Filistinli sol örgütler, Ürdün rejiminin devrilmesini talep edecek kadar ileri gitti ve kaynama noktası yükseldi.
Mossad, Temmuz 1970’de Beyrut'ta Haddad'a suikast düzenlemeye çalıştı. Yatak odasına saldırdılar ama o başka bir odadaydı ve Halid'le derin bir sohbet halindeydi. Bu durum her ikisinin de kurtuluşu oldu. Müzakereler, Vedi'nin dairesinden, eşi ve oğulları Hani'nin tedavi gördüğü Beyrut'taki Amerikan Üniversite Hastanesine taşınacaktı. Halid hastanede, dünyanın her yerindeki uçuş hareketleri hakkında bilgi veren bir kitap üzerine çalışacaktı. İsrail menşeili El Al şirketinin hatlarını araştırdı. Tel Aviv'e gidiş geliş uçuşlarının düzenini kaydetti. Suikast teşebbüsüne misilleme olarak Haddad'a yeni bir uçak kaçırmayı teklif etti. Kabul etti ve ondan konuyu takip etmesini ve eğitim için kadın yoldaşlar getirmesini istedi.

Uçak kaçırma günü
Haddad, Halid'i tanımadığı insanlarla bir akşam yemeğine gönderdi. Konuklardan biri geç geldi ve Ürdün'deki bir av gezisinden yeni döndüğünü ve burada İngilizlerin eğitimleri için kullandıkları, havaalanına benzer bir tesisle karşılaştığını söyledi. Dikkatle dinledi ve planına uygun olup olmadığını tespit etmek için tesisin ne kadar büyük olduğunu ve zeminin sağlam olup olmadığını sordu.
Leyla Halid o geceyi dün gibi hatırladığını söyledi:
“Geri dönüp öğrendiklerimi Haddad'a anlatabilmek için yemeğin bitmesini sabırsızlıkla bekledim. Gidip söz konusu yeri incelememe karar verildi. Gittim. Birisi beni oraya götürdü. Yanımda Arap Milliyetçi Hareketi'nin ilk kuşağından bir yoldaş vardı. Tesise vardığımızda zeminin sağlamlığını test etmek için etrafta koşmaya başladım. Yoldaşım bana neden bu kadar ilgilendiğimi sordu. Ben de uygun bir eğitim alanı aradığımı söyledim.”
Plan, aynı anda üç uçağın kaçırılmasını ve onları Ürdün’de ‘Devrim Havalimanı’ olarak adlandıran hava sahasına uçurmayı gerektiriyordu. Halid, “Daha sonra düşman ve Avrupa hapishanelerinde tutulan mahkumların serbest bırakılması için müzakereler yapılacaktı" açıklamasında bulundu.
6 Eylül 1970, dünyada uçak kaçırma olaylarının günü olarak anılacaktı. Tüm gözler, ‘Devrim Havalimanı’na çevrildi. Bir El Al uçağını kaçırma girişimi havadayken engellendi. Bahreyn'den Filistinli bir gencin kendi inisiyatifiyle kaçırdığı British Airways uçağı ile birlikte İsviçre ve ABD uçakları havaalanında bombalandı. Diğer ABD uçağı Kahire Havaalanı’nda patlatıldı.
Halid, bu kez o kadar şanslı değildi. Dört kişilik bir ekibin Amsterdam'daki El Al uçağına binmesi gerekiyordu ancak bunlardan ikisi rezervasyon yaptıramadı. Uçağa yoldaşı Patrick Argüello ile bindi. Operasyon başarısız oldu ve uçak Londra'ya indi. Argüello, uçakta bulunan bir güvenlik görevlisi tarafından öldürüldü ve Halid, patlamayan bir el bombası attı. İngiltere'de tutuklandı ve soruşturmalara tabi tutuldu. Ancak İngiliz yetkililer haftalar sonra bir takas anlaşmasıyla onu serbest bırakmak zorunda kaldı.

Mossad yatağın altında
Halid, Mossad'ın kendisine hiç ulaşıp ulaşmadığını sorduğumda şu cevabı verdi:
“Evet, Beyrut’ta. Yatağımın altına patlayıcı yerleştirdiler. O dönemler güvenlik nedeniyle sürekli dairemizi değiştirmemiz gerekiyordu. Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa’da kadınlara eğitim veriyordum. Yorgun bir halde geçici konutuma dönüyordum. Bu, çoğunlukla mobilyalı bir daire oluyordu. Hemen kendimi yatağa atar ve olabildiğince dinlenirdim, çünkü Vedi sık sık beni görevlendirir ve yorgun hissetmeye hakkımız olmadığına inanırdı.”
Halid bir gün, Beyrut'un Karakas semtindeki dairesine döndü ve şans eseri yatağının altında siyah bir kutu fark etti. Leyla Halid bu olayı şöyle anlattı:
“O kutunun benim olup olmadığından emin değildim. Ancak şüphelendim. Hemen FHKC ofisine gittim. Gece yarısından sonra ofise dönmeme şaşırdılar. Bir patlayıcı uzmanı daireye gitti ve kutunun içinde on kilo patlayıcı buldu.”
Meslektaşım Muhammed Hayr er-Revaşde ile bu kadarını paylaşmakla yetineceğim uzun ve ilginç bir sohbet dinledik...

BİRİNCİ BÖLÜM: Leyla Halid: Hariri, Haddad’ın silahlarını Avrupa’ya taşıdı



ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
TT

ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)

Üç diplomat Reuters'e, bazı kişilere bu akşama kadar Katar'daki ABD ordusunun el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri tavsiye edildiğini söylerken, Doha'daki ABD Büyükelçiliği konuyla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Reuters'in doğrulama veya yorum talebine yanıt vermedi.

El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin askere ev sahipliği yapan Ortadoğu'daki en büyük ABD üssüdür.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir diplomat verdiği demeçte, "Bu bir tahliye değil, duruş değişikliği" dedi ve değişikliğin belirli bir nedeninden haberdar olmadığını ifade etti.

İranlı üst düzey bir yetkili daha önce Reuters'a, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a müdahale etme tehdidinin ardından Tahran'ın, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde, bölgedeki ülkeleri ABD askeri üslerini hedef alacağı konusunda uyardığını söylemişti.

Haziran ayında, ABD'nin İran'a hava saldırıları başlatmasından bir haftadan fazla bir süre önce, bazı personel ve aileleri Ortadoğu'daki ABD üslerinden tahliye edildi. Haziran ayında ABD'nin saldırılarının ardından İran, Katar'daki ABD üssüne füze saldırısı ile yanıt verdi.


Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
TT

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli Ali Şaas, Gazze Yönetim Komitesi’nin başkanlığı için öne çıkan aday olarak dikkat çekiyor. Komitenin üyelerindeki değişiklikler ve geniş çaplı siyasi hareketlilik, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin yönetimini devretmesinin yaklaştığını işaret ediyor.

Gazze, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde yürütülen ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmek üzere. Söz konusu aşama, bölgedeki süreci yönetecek teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor ve bu komitenin Hamas yönetiminin yerine geçmesi planlanıyor.

Komitenin görevleri ve yöneticileri, hem Filistinli gruplar arasında (özellikle Hamas ve El Fetih arasında) hem de arabulucular, Amerikalılar ve İsrail arasında yoğun tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı.

Daha önce komiteyi yöneteceği öngörülen bazı tanınmış isimler konuşulurken, Gazze sakinleri ve gözlemciler, yeni adayların öne çıkmasıyla şaşırdı. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı bilgilere göre Ali Şaas komitenin başkanlığı için en güçlü aday olarak öne çıkıyor.

Ali Şaas kimdir?

Ali Şaas, 1958 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde doğdu. Köklü bir Filistin ailesine ve bölgede etkili bir aşirete mensup olan Şaas’ın ailesi, ulusal ve siyasi çalışmalarda önemli rol oynamış olup, çoğunluğu El Fetih Hareketi’ne bağlı.

Ali Şaas, 1982 yılında Kahire’deki Ayn Şems Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği lisans derecesi aldı. 1986’da aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı ve 1989 yılında Birleşik Krallık’taki Queen’s Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği alanında doktora unvanını aldı. Uzmanlık alanı, altyapı planlaması ve kentsel kalkınma.

Şaas, Filistin Yönetimi’nde çeşitli üst düzey görevlerde bulundu ve yıllardır teknik uzman olarak tanınıyor.

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Ali Şaas, derin bir şekilde siyasi partilerle iç içe olmadı. Üstlendiği görevler arasında, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kuruluş döneminde eski Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nabil Şaas ile birlikte çalışarak Filistin devleti için stratejik kalkınma planlarının hazırlanmasına katkıda bulunması yer alıyor.

Ayrıca Ali Şaas, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’nda müsteşarlık görevini yürüttü ve altyapı ile yol ağlarıyla ilgili kritik projeleri denetledi. Filistin Endüstri Kentleri Genel Müdürlüğü’nde CEO olarak bölgelerin yönetimi ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı; Filistin Konut Konseyi ve Filistin Liman Otoritesi başkanlıklarını üstlendi. Bunun yanında Filistin Kalkınma ve İmar Kurumu’na danışmanlık yaptı ve emekli olmasına rağmen Filistin Ulusal Otoritesi’nde Konut ve Kamu İşleri Bakanı’na danışmanlık görevini sürdürdü.

Siyasi alanda üstlendiği görevler arasında 2005 yılında nihai statü müzakereleri komitelerinde üyelik yer alıyor. Uzmanlığı, sınır ve deniz kapıları gibi teknik konulara odaklanıyor; ekonomik kalkınma ve yeniden imar alanındaki deneyimi, onu teknokrat komitenin başkanlığı için uygun bir aday hâline getiriyor.

Ali Şaas’ın ailesinden kaynaklar, onun yıllardır Batı Şeria’da yaşadığını ve Gazze’ye yönelik savaş öncesinde orada ikamet ettiğini belirtti. Kaynaklar, Şaas’ın kariyeri boyunca siyasi veya partisel çalışmalara yönelmediğini, görevlerini tamamen teknik uzman olarak yürüttüğünü vurguladı.


DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.