Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

İki uçak kaçıran Halid, Şarku'l Avsat’a Rabin ve Mossad patlayıcısının hikayesini ve ‘Devrim Havalimanı’ fikrinin doğuşunu anlattı.

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
TT

Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)

(İkinci ve son bölüm)
80’lerine merdiven dayayan Leyla Halid, hayatını gerçekleşmemiş bir hayalin peşinden koşarak geçirdi. Ancak bu hayalinden asla vazgeçmedi, pişmanlık veya üzüntü de duymadı. Lisedeyken Arap Milliyetçi Hareketi’nde yer aldı. Daha sonra liderlik saflarına yükseleceği Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) katıldı. Vedi Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesine katıldığı günden itibaren tehlikelerle birlikte yaşadı. Leyla Halid, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Filistin davasından hayatı, sürece ilişkin görüşüne, uçak kaçırma olayına kadar birçok başlıkta merak edilen soruları cevapladı.
Yıllardır zor bir soru zihnimi meşgul eder durur: Kremlin tahtına çıkmadan önce uzun süredir sırlar muhafızı Yuri Andropov tarafından yönetilen KGB imparatorluğu ile ‘dış operasyon’ dairesi arasında bir bağlantı var mıydı?
Leyla buna cevap verdi:
“Vedi, Beyrut’taki askeri ataşe aracılığıyla Sovyetlerle bir iletişim kanalı açtı. Bir aşamada, ne kadar ileri teknoloji olursa olsun, havalimanlarının kapılarından geçebilecek bombalar üretiyorduk. Bazılarını denedik. Bu, İngilizleri oldukça şaşırttı. Bir gün bombayı geliştirmek için bir zembereğe ihtiyacımız oldu. Eskiden hiçbir büyükelçiliğe güvenmez, sorunları Amerikan Üniversite Hastanesi doktorlarından Vedi’nin dostları aracılığıyla çözerdik. Ancak bu kez sorunu onlarla çözemedik. Sovyetler Birliği Büyükelçiliği’ne gitmek ya da başka bir yerde bir toplantı düzenlemek zordu. Batılı güvenlik servisleri bizi takip ediyordu. Çözüm, Sovyet askeri ataşesiyle sahil şeridinde, sanki yalnızca gezintiye çıkmış gibi yürüyüş yapmaktı. Sorunu ataşeye anlattık. O da talebimizi komutanlığa iletti. Ardından Moskova’ya gittik ve istediğimizi aldık. Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı. Tüm ziyaretlere katılmadım ama Vedi ile Moskova'ya gittim.”
Kendisine Moskova yakınlarındaki bir ormanda Vedi ile Andropov arasında gerçekleştiği söylenen bir görüşmeyi sorduğumda ise o toplantıya katılmadığını söyledi.

1983 yılının Şubat ayında Cezayir'de Filistin Ulusal Konseyi toplantısına katılan bir grup Filistinli kadın ve Leyla Halid. (Getty)
Haddad ve Andropov arasındaki orman buluşması
Gerçekten de ormanda bir görüşme gerçekleşti. Haddad, ormanın ortasındaki bir sarayda misafir edildi. Sovyet heyeti ve Haddad arasında siyasi, askeri ve teknik konuların ele alındığı görüşmeler gerçekleştirildi. Bu, Teşkilat Başkanı Andropov ile bir toplantı ile sonuçlandı. Tartışılan konu o dönemde ‘terörizm’ olarak adlandırılan bir mesele olduğu için tartışma kolay olmadı. Görüşmelerde iki devletli çözüm konusunda net bir görüş ayrılığı ortaya çıktı. Vedi Haddad, ülkelerinin bir ve bölünmez olduğunu iki devlet kurmayı hiçbir zaman düşünmediklerini vurguladı. Onlara Hayfasız, Kudüs’ün dahil olduğu tam bir Filistin teklif edilseydi dahi bunu kabul etmeyeceklerinin altını çizdi. Bunun ardından Haddad’a herhangi bir özel talebi olup olmadığı soruldu. Haddad, “Gelmeden önce bir liste hazırladım. Açgözlü değilim ancak bunlara ihtiyacım var. Tüm listeyi istiyoruz. Yoksa kalsın” dedi. Listeyi teslim etti ve gerçekten de Sovyetler istediklerini verdi. Bazı silahlar, özel makineli tüfekler ve tabancalar, özel mühimmatlar, bazı teknik malzemeler ve zamanlayıcılar teslim edildi.
Halid, o günlere ilişkin şunları aktardı:
 “Bir süre sonra Aden'de bizimle temasa geçildi. Kıyıdan yaklaşık altı kilometre uzağa gittik. Vedi’nin istediği tüm silahları teslim aldık. Orman görüşmesinin devamı gelmedi. İlişkiler normal düzeyde kaldı. Ancak Vedi’nin cenaze töreni sırasında bir Sovyet diplomatı gelerek, yerine kimin geçeceğini sordu. Şimdi bunu konuşmanın zamanı olmadığını söyledik. Bunun ardından aktif bir ilişki söz konusu olmadı.”

Leyla Halid, Amerikan uçağının şam’da kaçırılmasının ardından Ürdün'e döndü. (Getty)
İki uçak kaçırma

Radyo ve haber ajansları Leyla Halid’i son dakika haberi yaptığı dönemde Lübnan'ın güneyindeki Sayda'da öğrenciydim. Haberlerde, şu ifadelere yer verilmişti:
“Kendine Şadya Ebu Gazale (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’den, yaşamını yitiren ilk kadın savaşçı) adını veren Filistinli bir genç kız, bir İsrail uçağı kaçırdı ve Şam’a iniş yaptırmadan önce Hayfa üzerinde uçurdu.”
Haber son derece heyecan vericiydi. Bir kadının uçak kaçırması ne Ortadoğu'da ne de dünyada yaygın bir durumdu. Üstelik genç kadın, ailesi 1948'de Lübnan'a kaçan bir Filistinliydi. Şadya’nın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne katılmadan ve ardından Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesinde çalışmaya başlamadan önce Sayda’da bir liseden mezun olması, haberin verdiği heyecanı ikiye katladı. O günlerde, onlarca yıl sonra yeni ‘Şadya’yı dinlemek için Amman'da bir apartman dairesine gideceğim aklıma gelmemişti. İşte iki uçak kaçıran Leyla Halid, o günlerde yaşananları Şarku'l Avsat’a anlattı.
Yoldaşı George Habaş ile birlikte Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde tıp okuyan Vedi Haddad, Filistin'e dönme hayali kuruyordu. Ne var ki dünya, Filistinlilerin işgal altında yaşamasına veya Ürdün, Suriye ve Lübnan'da bekleme kamplarına dağıtılmasına alışacaktı. İsrail'in gücünün ve Batı ilişkilerinin derinliğinin farkındaydı. Filistin’in dünyanın gündeminden düşmesinden korkuyordu. Filistin halkının yaşadıklarına yeniden dikkat çekmenin en etkili yolları üzerine düşündü. İşte uçak kaçırma fikri böyle ortaya çıkmıştı. Filistinlilerin yaşadıklarını dünyaya hatırlatmak ve İsrail hapishanelerindeki mahkumları serbest bıraktırmak amaçlanıyordu. Leyla Halid, Haddad’ın konunun uluslararası kamuoyu nezdindeki hassasiyetinin farkında olduğunu vurguladı. Bu nedenle operasyonu gerçekleştirenlere, yolculara zarar vermemelerini ve ateş edenler dışında kimseyle çatışmamaları talimatını verdiğinin altını çizdi.
Leyla'nın da yer aldığı uçak kaçırmadan önce iki olay yaşandı: Birincisi; Yusuf Receb ve Ebu Hüseyin Guş adlı iki gencin Cezayir’e giden İsrailli El Al şirketine bağlı bir uçağını kaçırmasıydı. Müzakereler ülkeler arasında olduğu için operasyon sadece vaatlerle sonuçlandı. İkincisi ise aralarında Emine Dahbur’un da bulunduğu dört kişilik bir ekibin İsviçre'nin Zürih kentinden kalkan bir İsrail uçağına saldırı gerçekleştirmesiydi. Failler teslim oldu, ancak uçaktaki bir güvenlik görevlisi indi ve faillerden Abdulmuhsin Hasan'ı İsviçre polisinin önünde silahıyla öldürdü.

Uçak kaçırma ve ‘değerli av’
Leyla 1969 yılının yazında mutlu ve heyecanlıydı. Ses getiren ve benzeri görülmemiş bir operasyon yürütmek için onu seçmek, liderliğin sadakatine ve yeteneklerine olan güveninin kanıtıydı. Ürdün'de tehlikeli yolculukta ortağı olacak FHKC üssünün komutanı Salim İsavi'den eğitim aldı. Vedi onlara plan hakkında bilgi verdi. Amaç, Los Angeles-Tel Aviv hattında çalışan TWA uçağını Filistinli mahkumları İsrail'deki yolcularla takas amacıyla kaçırmaktı. Uçağın, kaçırılmasının İsrail'i müzakereye zorlayacak, İsrailli önemli bir ismi de taşıyacağı söylendi. Leyla, Haddad'dan önemli kişinin kimliğini öğrenmeye çalıştı ama o her zamanki gibi ‘gerektiği kadar bilgi’ yanıtını verdi. Daha sonra bu önemli ismin, uçuş öncesinde programını değiştirip operasyonu gerçekleştirenleri ‘değerli avdan’ mahrum bırakacak olan, ileriki zamanların Başbakanı General İzak Rabin olduğunu öğrenecekti. Rabin'in varlığıyla ilgili bilgi, FHKC'nin ayrı bir güvenlik servisinden gelmişti.
Leyla Halid, dört ay boyunca sıkı bir eğitim aldı. Uçak operasyonları, haritalar ve koordinatlar ve uçak türbülansa girdiğinde nasıl davranılacağı hakkında bilgiler edindi. ABD uçağının uçuş programı, Tel Aviv'e gitmeden önce iki Avrupa istasyonu; Roma ve Atina'da inişi içeriyordu. Halid, Beyrut’tan İsavi ile ayrıldı. Roma’dan Atina’ya giden uçakta yer ayırttılar.
Tarihler 29 Ağustos 1969’u gösteriyordu. Halid, İsavi ile birlikte birinci sınıf bölümünde oturuyordu. Plana göre kalkıştan yarım saat sonra uçak 35 bin fit yüksekliğe ulaştığında silahlarını çıkardılar ve birinci sınıf yolcularının ekonomi sınıfı koltuklara geçmelerini istediler. Tüm yolculardan ellerini kaldırmalarını istedikten sonra Halid ve İsavi kokpiti bastı. Halid, yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Pilota, ‘Ben Che Guevara’nın FHKC’deki biriminden Yüzbaşı Şadya Ebu Gazale. Şadya, FHKC’nin ilk şehididir. Uçuş yönetimini ben üstleneceğim’ dedim. Kulaklık ve mikrofonunu aldım. Elimdeki bombanın emniyetini çıkardığımı fark etti ve daha sonra artık eski haline getirilemeyecek olan bombanın patlamaması için elimi gevşetmemi istedi. Pilot ve yardımcılarına onları öldürmeye veya bombalamaya gelmediğimizi ve haklı taleplerde bulunduğumuzu anlattım. Uçağın kodunun ‘FHKC... Özgür ve Arap Filistin’ şeklinde değiştirilmesini talep ettim. Bu kodu kullanmayan hiçbir kişiye cevap vermeyeceğiz dedim. Pilottan Atina'ya inmeden doğruca Tel Aviv'e gitmesini istedim. Tel Aviv'e inmek istemiyorduk. Biz sadece amacımızı hatırlatmak için Filistin toprakları üzerinde uçmak istiyorduk. Suriye'ye gideceğimizi söyledik. Şam ve Beyrut'taki gözetleme kulelerinin karşılıklı iletişim kurduğunu duydum. Suriye’deki kule şöyle diyordu: ‘Nereye gidiyor bu?’ Lübnan’daki ise ‘Bize değil, sizin yanınıza geliyor’ dedi. Şam Havaalanı yeniydi ve tam olarak faaliyete geçmemişti. Bu, oraya iniş yapan ilk ABD uçağıydı. Vedi, Suriye hükümetini önceden bilgilendirmemişti. Rejime güvenmiyordu. Plana göre uçak Şam'a indi. Yetkililere teslim olduk, operasyonu neden yaptığımızı anlattık. Tellere doğru koşan ve polise İsrailli olabileceklerini söylediğim, daha sonra öyle olduklarını öğrendiğimiz bir grup dışında uçaktaki 122 yolcu havalimanı binasına koştu. Suriyeli bir subay bana ‘Neden buraya geldiniz?’ diye sordu. Şaşkın bir şekilde ona şöyle cevap verdim: ‘İsrail’e değil, Suriye’ye geldim.’ Bunun üzerine öfkelendi. Ama her şey plana uygun gerçekleşti. Müzakere sürecini Kızılhaç devraldı. 23 Filistinli ve Arap mahkûmun yanı sıra 1967 Savaşı’nda esir alınan Suriyeli pilotlar da serbest bırakıldı.”

Leyla Halid 2015'te Güney Afrika'nın Soweto kentinde kitlelere yaptığı konuşmanın ardından bir Filistin haritası tutuyor (Getty Images)
Salim, Meryem ve Mücahid
İlk uçak kaçırma operasyonlarının ardından FHKC ve Vedi Haddad’ın popülaritesi arttı. Batı karşıtı gruplar ve düşman olarak gördükleri taraflarla çatışmak için bir fırsat arayanlar Ortadoğu'ya akın ettiler. Dış Operasyon Dairesi daha sonra özellikle Ürdün tarafından kabul edilen farklı milletlerden gruplarla ilişkilendirilecekti. Filistinli gruplar, Ürdün ordusu onları engelleyemeden kamplar kurdu. Ordu, olası bir çatışmayı önlemek için bunu ertelemişti ancak sonra gerçekleşti. Bu gruplarla ilişkiler, siyasi zeminin netleşmesi ile başlamış ve sağlamlığı teyit edildiğinde de belirli bir programa göre bilgi alışverişi, belge, silah, tesis ve eğitim sağlanması ve bazen operasyonlara doğrudan katılım konusunda iş birliğine varılmıştı.
Batı, katılımcıların çok uluslu olması nedeniyle Vedi'nin kurduğu ağı ‘Terör İmparatorluğu’ olarak adlandırdı. Dış Operasyon Dairesi, dünyayı şiddetle sarsanların mezun olduğu bir çekim noktası, bir eğitim ve planlama enstitüsü haline geldi. Ünlü Carlos'tan (Çakal Carlos) başkası olmayan Venezuelalı ‘Salim’, Kızıl Ordu lideri Fusako Shigenobu’dan başkası olmayan Japon Meryem ve Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu'nun başı Hagop Hagopian’dan başkası olmayan Ermeni Mücahid... Ölümünden sonra, Haddad'ın ‘öğrencileri’ ya öldürüldü ya da hapsedildi. Belki de düşüşleri, zayıf organizasyonlarına ve birleştirici liderliğin eksikliğine bağlanabilir. Belki de sırlarla örtülü kalması gereken bu dünyada, ölümcül olan yıldızlığa ek olarak ülke ve ajanslarla ilişki kurma hatasına düştüler.
1970'lerde Ürdün kaynıyordu. Ürdün ordusu ile Filistinli örgütler arasındaki birliktelik kırılgan ve gergin bir hal almıştı. İki gücün aynı toprakta bir arada yaşaması garipti. Ateşkes anlaşmaları, özellikle Filistinli militanlar ile Ürdün ordusu arasında tekrarlanan olaylardan sonra nihai tarihi bekleyen yatıştırıcı görevi gördü. Bazı Filistinli sol örgütler, Ürdün rejiminin devrilmesini talep edecek kadar ileri gitti ve kaynama noktası yükseldi.
Mossad, Temmuz 1970’de Beyrut'ta Haddad'a suikast düzenlemeye çalıştı. Yatak odasına saldırdılar ama o başka bir odadaydı ve Halid'le derin bir sohbet halindeydi. Bu durum her ikisinin de kurtuluşu oldu. Müzakereler, Vedi'nin dairesinden, eşi ve oğulları Hani'nin tedavi gördüğü Beyrut'taki Amerikan Üniversite Hastanesine taşınacaktı. Halid hastanede, dünyanın her yerindeki uçuş hareketleri hakkında bilgi veren bir kitap üzerine çalışacaktı. İsrail menşeili El Al şirketinin hatlarını araştırdı. Tel Aviv'e gidiş geliş uçuşlarının düzenini kaydetti. Suikast teşebbüsüne misilleme olarak Haddad'a yeni bir uçak kaçırmayı teklif etti. Kabul etti ve ondan konuyu takip etmesini ve eğitim için kadın yoldaşlar getirmesini istedi.

Uçak kaçırma günü
Haddad, Halid'i tanımadığı insanlarla bir akşam yemeğine gönderdi. Konuklardan biri geç geldi ve Ürdün'deki bir av gezisinden yeni döndüğünü ve burada İngilizlerin eğitimleri için kullandıkları, havaalanına benzer bir tesisle karşılaştığını söyledi. Dikkatle dinledi ve planına uygun olup olmadığını tespit etmek için tesisin ne kadar büyük olduğunu ve zeminin sağlam olup olmadığını sordu.
Leyla Halid o geceyi dün gibi hatırladığını söyledi:
“Geri dönüp öğrendiklerimi Haddad'a anlatabilmek için yemeğin bitmesini sabırsızlıkla bekledim. Gidip söz konusu yeri incelememe karar verildi. Gittim. Birisi beni oraya götürdü. Yanımda Arap Milliyetçi Hareketi'nin ilk kuşağından bir yoldaş vardı. Tesise vardığımızda zeminin sağlamlığını test etmek için etrafta koşmaya başladım. Yoldaşım bana neden bu kadar ilgilendiğimi sordu. Ben de uygun bir eğitim alanı aradığımı söyledim.”
Plan, aynı anda üç uçağın kaçırılmasını ve onları Ürdün’de ‘Devrim Havalimanı’ olarak adlandıran hava sahasına uçurmayı gerektiriyordu. Halid, “Daha sonra düşman ve Avrupa hapishanelerinde tutulan mahkumların serbest bırakılması için müzakereler yapılacaktı" açıklamasında bulundu.
6 Eylül 1970, dünyada uçak kaçırma olaylarının günü olarak anılacaktı. Tüm gözler, ‘Devrim Havalimanı’na çevrildi. Bir El Al uçağını kaçırma girişimi havadayken engellendi. Bahreyn'den Filistinli bir gencin kendi inisiyatifiyle kaçırdığı British Airways uçağı ile birlikte İsviçre ve ABD uçakları havaalanında bombalandı. Diğer ABD uçağı Kahire Havaalanı’nda patlatıldı.
Halid, bu kez o kadar şanslı değildi. Dört kişilik bir ekibin Amsterdam'daki El Al uçağına binmesi gerekiyordu ancak bunlardan ikisi rezervasyon yaptıramadı. Uçağa yoldaşı Patrick Argüello ile bindi. Operasyon başarısız oldu ve uçak Londra'ya indi. Argüello, uçakta bulunan bir güvenlik görevlisi tarafından öldürüldü ve Halid, patlamayan bir el bombası attı. İngiltere'de tutuklandı ve soruşturmalara tabi tutuldu. Ancak İngiliz yetkililer haftalar sonra bir takas anlaşmasıyla onu serbest bırakmak zorunda kaldı.

Mossad yatağın altında
Halid, Mossad'ın kendisine hiç ulaşıp ulaşmadığını sorduğumda şu cevabı verdi:
“Evet, Beyrut’ta. Yatağımın altına patlayıcı yerleştirdiler. O dönemler güvenlik nedeniyle sürekli dairemizi değiştirmemiz gerekiyordu. Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa’da kadınlara eğitim veriyordum. Yorgun bir halde geçici konutuma dönüyordum. Bu, çoğunlukla mobilyalı bir daire oluyordu. Hemen kendimi yatağa atar ve olabildiğince dinlenirdim, çünkü Vedi sık sık beni görevlendirir ve yorgun hissetmeye hakkımız olmadığına inanırdı.”
Halid bir gün, Beyrut'un Karakas semtindeki dairesine döndü ve şans eseri yatağının altında siyah bir kutu fark etti. Leyla Halid bu olayı şöyle anlattı:
“O kutunun benim olup olmadığından emin değildim. Ancak şüphelendim. Hemen FHKC ofisine gittim. Gece yarısından sonra ofise dönmeme şaşırdılar. Bir patlayıcı uzmanı daireye gitti ve kutunun içinde on kilo patlayıcı buldu.”
Meslektaşım Muhammed Hayr er-Revaşde ile bu kadarını paylaşmakla yetineceğim uzun ve ilginç bir sohbet dinledik...

BİRİNCİ BÖLÜM: Leyla Halid: Hariri, Haddad’ın silahlarını Avrupa’ya taşıdı



Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir
TT

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

İbrahim Celal

Yemen, devletinin geleceği için belirleyici bir savaşa girdi ve bunun yankıları bölgesel güvenliğe ve uluslararası ticarete kadar uzanıyor. 4 Ekim'de, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, eylül ayında Kızıldeniz sahilindeki bölgeler dahil Husiler tarafından ele geçirilen bölgeleri geri almak ve tüm Yemen toprakları üzerinde devlet otoritesini yeniden kurmak için Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatıldığını duyurdu.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap Koalisyonu'nun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilir mi?

Önceki operasyonlar çeşitli derecelerde başarı elde etti, ancak komuta ve kontrolün parçalı olması, uluslararası askeri hamleler arasındaki zayıf koordinasyon, çelişen bölgesel ve Batı öncelikleri, dalgalı dış destek ve Sana, el-Cevf, Marib ve Hudeyde'de geri alınan bölgelerin güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle bu başarılar tökezledi. Ancak, bu yıl Başkanlık Konseyi'nin yeniden yapılandırılması, Güney Geçiş Konseyi'nin etkisinin gerilemesi ve Riyad'ın Arap Koalisyonu içindeki rolünün güçlenmesi, savaşı daha etkili bir şekilde yürütme fırsatı sunuyor. Bu fırsatın başarısı, siyasi uyumu birleşik askeri planlamaya ve sahada koordineli uygulamaya dönüştürmeye bağlıdır.

11 Eylül'den bu yana, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husi saldırısı Taiz'in güney ve batı eteklerindeki devam eden baskı ile birlikte Tihama kıyısının ötesindeki bölgelere genişledi. Husiler, bölgeye bakan kırsal tepelerin büyük bölümlerinde kontrollerini sağlamlaştırdılar ve Aden'e giden yolu tehdit etmeye başladılar. Tedarik hatlarının kesilmesi, yakındaki daha fazla hükümet birliğini konumlarını değiştirmeye itebilirken, siviller 11 yıl sonra bir kez daha kuşatma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Yemen'in başkentinden sonra ikinci büyük şehri olan Taiz'de, yakıt ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları keskin bir yükseliş yaşadı.

Toprak kazanımlarını pekiştirmek için Husiler, otuzdan fazla cephede saldırılar düzenleyerek, insansız hava araçları, füzeler ve roketlerin yoğun ve koordineli ateş desteği altında cepheye sürekli takviye birlikleri sevk ettiler.

Çatışmalar, el-Akrus, Cebel Han, el-Zubab, el-Vaziye, Kahbub ve el-Mahavla cephelerinde yoğunlaştı. Husiler, Taiz ve Lahic vilayetine girişler üzerindeki kontrollerini pekiştirmeye çalışıyorlar; bu da Babul Mendeb Boğazı çevresindeki çatışma kurallarını değiştirmelerine ve orada konuşlanmış hükümet güçlerinin etrafındaki çemberi daraltmalarına olanak tanıyacak.

Lahic'de, Kahbub, el-Mudaraba ve el-Ara'da devam eden çatışmalar, kıyı cephesine erişim yollarını tehdit etmeye devam ediyor. Bu arada Marib, enerji sektöründeki önemi, sosyal ve askeri önemi ve Yemen hükümetinin son büyük kalesi olması nedeniyle stratejik olarak hayati bir ağırlık merkezi olmaya devam ediyor.

Husiler, önemli yolları ele geçirmek, ikmal hatlarını kesmek ve hükümet yanlısı askeri birlikleri kuşatmak amacıyla etraflarını sarma manevraları, elektronik savaş, keskin nişancıların mevzilerini güçlendirme ve savunma hatlarını tahkim etme gibi taktikler kullanıyorlar. Bu taktiklerin etkileri, hükümet güçlerinin operasyonel ivmelerini tüketmekle tehdit eden yoğun baskı altında kaldığı, karşı saldırılarını sekteye uğrattığı el-Muha ve Taiz kırsalında zaten görüldü.

scddv
Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Yemen hükümet güçlerinin Husilere karşı ilerleme olarak duyurduğu bir yol boyunca ilerleyen askeri araçlar, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/ Reuters)     

Muha ve Zubab'ı ele geçirdikten sonra Husiler, Yemen silahlı kuvvetlerinin ilerlemesini engellemek için siperler kazarak ve geniş mayın tarlaları döşeyerek hakim tepeleri hızla tahkim ettiler. Hükümetin önceliği, Husiler savunmalarını sağlamlaştırmadan önce Zubab ve Babul Mendeb'i geri almak ve yeniden kontrol ettiği tanımlanmış ateş bölgesinden faydalanmaktı.

Havha ve Hudeyde'ye doğru ilerlemek muhtemelen daha yavaş ve daha maliyetli olacak, çünkü mayın temizleme kabiliyeti, korumalı mühendislik araçları, insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri ve güvenli askeri ikmal hatları gerektiriyor. Sonuç olarak, ilerleme hızından ziyade, savaşı sürdürme ve direnme gücü savaşın sonucunu belirleyecektir.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap koalisyonunun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilecek mi?

Kapasitelerinin ötesinde savaşan güçler

Husilerin elde ettiği göreceli kazanımlara rağmen, çatışmaların genişleyen kapsamı, savaşçıları mobilize etme ve savaşı sürdürme imkanlarını ciddi şekilde test ediyor. Haberler, çocuk askerleri, önde gelen ideolojik liderlerini, polis ve güvenlik güçleri üyelerini ön cephelere gönderdiklerini gösteriyor; bu da güçlerinin birden fazla cepheye dağılarak yetersiz kaldığını düşündürüyor. Husiler yeni bölgelere doğru ilerledikçe, arka hatları saldırılara karşı giderek daha savunmasız hale geliyor.

Ancak bu göstergeler yakın bir çöküşe işaret etmiyor, çünkü Husiler hâlâ daha güvenli askeri iletişim kanallarına güvenerek birden fazla cephede planlama, mobilize olma ve saldırı başlatma konusunda önemli yeteneklere sahipler. Ancak tükenmez bir insan gücü kaynağına sahip olduklarına dair ünleri, savaş kapasitelerinin sınırlı olduğu gerçeğini gizlememeli. Savaşçıları mobilize etmek bir şey; birden fazla ve sürekli genişleyen cephelerde savaşma kapasitelerini korumak ise bambaşka bir şeydir.

Yemen hükümetinin aksine, Husiler herhangi bir büyük cephede daha fazla toprağı kontrol etmek için on binlerce savaşçıyı feda etmekten çekinmezler.

Suudi Arabistan'a saldırıların artması

Yemen'in kuzey sınırının diğer tarafında, saldırılar artıyor ve son derece ciddi bir tehdit oluşturuyor. Husilerin füze ve insansız hava aracı programı, İran silah sistemlerine ve teknolojisine, ayrıca Tahran'ın sağladığı askeri, istihbarat, teknik uzmanlık ve lojistik desteğe büyük ölçüde dayanıyor. Bu durum, Husilerin saldırılarının coğrafi kapsamını Suudi Arabistan'ın güney illerinden Riyad, Taif, Mekke, Doğu Bölgesi ve Yanbu'ya kadar genişletmelerini sağladı ve özellikle de hayati önem taşıyan enerji ve havacılık tesislerine odaklandılar.

xsdcvdef
Yemen'in Sana kentinde, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında İran ve Lübnan ile dayanışma yürüyüşünde silah taşıyan Husi destekçileri, 27 Mart 2026 (AFP)

Eylül başından 14 Ekim 2026'ya kadar Suudi Arabistan, Husilerin bir dizi saldırısına maruz kaldı; bu saldırılar arasında tek bir haftada beş havaalanını hedef alan dokuz saldırı da yer aldı. Resmi Suudi rakamlarına göre, bu saldırılar 19 can kaybına ve yüzlerce yaralanmaya neden oldu.

Riyad ve Dammam havaalanlarına yapılan sonraki saldırılar, Husilerin sivil havacılığa yönelik tehdidini artırdı ve grubun bölgesel seyahati aksatma çabalarının uygulama aşamasına geçtiğini ortaya koydu. Ayrıca savunma sistemlerindeki zaafları ortaya çıkardılar ve Riyad'ın Yemen hükümetine verdiği desteğin maliyetini artırdılar.

Ancak, bu yüksek gerilim, Riyad'ın yıllarca çabalarını Husi tehdidini kontrol altına almaya veya diplomatik kanallar aracılığıyla başa çıkmaya odaklamasının ardından, Husi tehdidini ortadan kaldırma kararlılığını güçlendirdi.

Kesişen emeller

Husiler, İran'ın bölgesel stratejisinden sadece faydalanmanın ötesine geçerek, onun vekili haline geldiler. Yemen'deki emelleri, Tahran'ın Körfez ülkeleri ve genel olarak Arap Yarımadası üzerinde baskı kurma gücünü artırma çabalarıyla örtüşüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı ve Babul Mendeb'i kontrol etme yönündeki paralel çabaları, Suudi Arabistan ve Körfez ihracatına baskı yapma, küresel enerji ticaretini felç etme ve daha geniş anlamda deniz trafiğini aksatma konusunda açık bir niyeti ortaya koyuyor.

Irak'ta, İran yanlısı milisler, Krallık üzerindeki baskıyı artırmak için hayati önem taşıyan Suudi tesislerine saldırılar düzenliyor.

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın desteği ve katılımı sayesinde Husiler, diğer milis grupların başaramadığını başardılar; savaş alanındaki mücadelelerini, gerçek askeri ve ekonomik ağırlıklarının çok ötesinde jeopolitik bir etkiye dönüştürdüler. Ancak ayakta kalabilme gücü yenilmezliği garanti etmez ve stratejik önem kazanmak kalıcı bir güç sağlamaz. Husilerin askeri yetenekleri geliştikçe, sınır ötesi saldırıları giderek daha yıkıcı ve tahmin edilemez hale geliyor.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir

Sana geri alınamaz değil

Husilerin yenilmez bir güç olduğunu söylemek, en iyi ihtimalle bir slogan, en kötü ihtimalle ise askeri tarihin seçici bir yorumudur. Vietnam ve Afganistan savaşları, silahlı hareketlerin rakipleri tükenene kadar her zaman dayanabileceğini ve ayakta kalabileceğini kanıtlamak için sıklıkla örnek gösterilir. Ancak askeri tarih başaka kanıtlar da sunmaktadır.

Latin Amerika'da Peru, 1992'de kurucusunun tutuklanmasının ardından Aydınlık Yol (Sendero Luminoso) olarak bilinen Peru Komünist Partisi'ni bitirmeyi başardı. Kolombiya'da askeri baskı, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'ni (FARC) 2016'da bir barış anlaşmasına varmaya ve savaşçılarını terhis etmeye zorladı. Güney Asya'da Sri Lanka, 2009'da Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları'nın (LTTE) yürüttüğü silahlı mücadeleyi sona erdirdi. Benzer şekilde, DEAŞ 2019'da Irak ve Suriye'deki son kalelerini kaybetti ve böylece kendi kendine deklare ettiği halifeliği sona erdi.

Bu dört vakanın izlediği farklı yollara ve bu örgütlerin bazılarıyla bağlantılı hücrelerin varlığını sürdürmesine rağmen, popüler sloganların öne sürdüğünden daha spesifik ve kalıcı bir ders sunuyorlar. Silahlı örgütlerin sahada yeni gerçeklikler dayatma gücü, toprak ve kaynakları kontrol etmeye, komuta ve kontrol sistemlerine, silahlara, satın alma ve tedarik ağlarına sahip olmaya dayanır. Bu temeller, ciddi ve etkili bir baskıya maruz kaldıklarında zayıflatılabilir ve ortadan kaldırılabilir.

 ghyjuk
Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in Muha şehri açıklarında, Kızıldeniz'deki teknelerde, uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı Yemen sahil güvenlik üyeleri, 12 Aralık 2023 (AFP)

Bir fikir, onu benimseyen ve taşıyan hareketin ortadan kalkmasından sonra bile dış destek sayesinde hayatta kalabilir, ancak sahada kontrol kurma yeteneği de onunla birlikte ortadan kaybolabilir. Bu deneyimler, uygun strateji ve gerekli kaynaklar mevcut olduğu takdirde, güçlü bir konumda iken barışın sağlanabileceğini ve devletin otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı örgütlerin yenilgiye uğratılacak kadar zayıflatılabileceğini teyit ediyor.

Yemen savaşının ilk yıllarındaki deneyimi, bu sonucu bizzat destekleyen kanıtlar sunmaktadır. 2015 yılında, Husi milislerinin Yemen'in önemli bir bölümünü ele geçirmelerinden aylar sonra, yerel direniş güçleri ve Yemen hükümeti, Arap Koalisyonu'nun desteğiyle, Aden, Lahic, ed-Dali, Ebyen ve Şabva dahil olmak üzere birçok şehirden Husi milislerini çıkarmayı başardı. Hükümet güçleri 2016'da Sana'nın eteklerine, ardından 2018'de Hudeyde'ye ulaştı; ancak Stockholm Anlaşması, hükümetin Husi kontrolündeki toprakları geri almak için sürdürdüğü savaşı dondurdu.

Zamanla Husi direnişiyle ilgili algı büyüdü; oysa bahsi geçen askeri operasyonlar esas olarak diplomatik kısıtlamalar, liderlik yapısı içinde baş gösteren bölünmeler ve insani baskılar nedeniyle engellendi. Yine de bu operasyonların durması, Husileri yenmenin imkansızlığının veya Yemen silahlı kuvvetlerinin onlarla başa çıkma yetersizliğinin kanıtı değil.

Bununla birlikte, 2026'da Husiler 2014'tekinden çok daha tehlikeliler ve Sana'nın geri alınması olasılığına dair herhangi bir ciddi değerlendirme, abartıya kaçmadan bu değişimi hesaba katmalı. Yine de Husi güçleri geniş bir cepheye yayılmaları sonucu ciddi şekilde yorulmuş ve yıpranmış bir durumda.

Bu açıdan bakıldığında, Sana'nın geri alınması ulaşılabilir bir stratejik hedef olarak ele alınmalıdır. Bu hedefe giden yol, hükümetin kaybettiği toprakların çoğunu geri kazanmaktan, Marib, Cevf ve el-Bayda çevresindeki savunma derinliğini genişletmekten, Taiz üzerindeki baskıyı azaltmaktan, Babul Mendeb ve Kızıldeniz kıyılarını güvence altına almaktan, Husilerin ve İran Devrim Muhafızlarının savaş çabalarını besleyen tedarik hatları, silah tedarik ağları ve finansman kaynakları üzerindeki baskıyı artırmaktan geçiyor.

En önemli stratejik soru, Husilerle çatışmanın uzun vadeli maliyeti ile onların sürekli uzun menzilli saldırı tehditleriyle birlikte yaşamanın maliyeti arasında denge kurmaktır. Yıllardır, stratejik hesaplarda ikinci seçeneğin maliyeti hafife alındı.

İran'ın, arabuluculuk rolü oynayanlar da dahil olmak üzere Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, çatışmadan uzak durmanın çatışmanın yayılmasını engellemediğini ve sonuçlarından muaf olmayı sağlamadığını gösterdi.

Bu denklemde ekonomik boyut özellikle önemli. Enerji piyasalarının etkilenmesi için Hürmüz Boğazı veya Babul Mendeb Boğazı'nın tamamen kapatılması gerekmiyor. Süregelen belirsizlik, artan sigorta primleri ve alternatif ihracat yollarının güvenilirliği hakkındaki yenilenen şüpheler, enerji fiyatlarını yüksek tutmak için yeterli. Son haftalar, tehdit altındaki deniz yollarına alternatifler sunan Suudi ihracat tesislerinin bu testin merkezinde olduğunu gösterdi.

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Belirleyici sınav

Husilerin artan zayıflıklarının, askeri olarak genişleme çabalarını sürdürmeleri nedeniyle Yemen hükümeti için otomatik olarak kazanımlara dönüşmesi olası değil. Başarı büyük ölçüde hükümet güçlerinin ortaklaşa hareket etme, takviyeleri hızlı bir şekilde ulaştırma, düşman takviyelerini kesme ve farklı cephelerde askeri planlamaları birleştirme yeteneğine bağlıdır.

Bu ayrıca, mühendislik, lojistik ve mayın temizleme yeteneklerinin askeri planlara entegre edilmesini, ayrıca geri alınan bölgelerin tahkim edilmesini ve istikrara kavuşturulmasını da gerektiriyor. Bu, toprak kazanımlarının korunmasını sağlayacak ve güçlerin güvence altına alma ve savunma kapasitelerinin ötesindeki konumlara ilerlemesini önleyecektir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen hükümeti ve bölgesel müttefikleri ve ortakları, ulaşılabilir ara hedefler belirleyebilirler. Yemen silahlı kuvvetlerinin Suudi Arabistan, Körfez ve Batı desteğiyle yürüttüğü operasyonlar çerçevesinde siyasi ve askeri hedeflerin koordinasyonu ve bunların gerçekleştirilmesi için yeterli kaynakların sağlanması, yıllarca yeteneklerini geliştiren, yeni savaş taktikleri icat eden ve operasyonlarını sınır boyunca genişleten bir tehdidi zayıflatmaya katkıda bulunacaktır.

Fotoğraf: Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı, hükümet güçlerinin Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Husilere karşı ilerleyişi sırasında bir araca monte edilmiş bir silahla ateş ediyor, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/Reuters)

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini zorla dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Sonuç olarak, Yemen devlet kurumlarını ve işleyiş kapasitelerini yeniden kurmalı, topraklarını ve sınırlarını güvence altına almalı ve Husilerin vatandaşlarını, komşularını ve uluslararası denizciliği tehdit etme gücünü engellemelidir.


Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
TT

Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)

Üst düzey bir Hamas lideri, hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro yöneticisi Ali el-Amudi’nin, 3 Ekim’de Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde bir konutu hedef alan İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı. Saldırıda 5 Filistinli hayatını kaybetmişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, dün gece geç saatlerde Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, el-Amudi’nin saldırıda orta derecede yaralandığını ve uzuvlarında kırıklar meydana geldiğini söyledi. El-Amudi’nin hedef alınan dairede bulunduğunu belirten yetkili, şans eseri dairenin kenarındaki bir bölümde bulunması sayesinde hayatta kaldığını ifade etti.

Olayla ilgili başka ayrıntı vermeyen yetkili, el-aAmudi’nin saldırının ardından sağlık durumunun iyi olduğunu ve güvenli bir yerde tedavi gördüğünü belirtmekle yetindi.

Bu açıklama, el-Amudi’nin saldırı sırasında konutta bulunduğunu doğrulayan ve bir Hamas yetkilisinden gelen ilk açıklama oldu. Şarku’l Avsat’a son günlerde konuşan çeşitli kaynaklar, el-Amudi’nin saldırıda hayatını kaybettiği iddialarını reddederek saldırıdan sağ kurtulduğunu belirtmişti.

Önceki rivayetler

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce yaptıkları açıklamada, saldırıdan yaklaşık 3 saat önce el-Amudi’ye acil bir istihbarat raporu ulaştığını ve bu raporun kendisini bulunduğu yerden ayrılmaya yönelttiğini söyledi. Ancak raporda, doğrudan kendisini hedef alacak bir operasyon düzenleneceğine ilişkin kesin bir bilgi bulunmuyordu.

Kaynaklar, o dönemde birbirini doğrulayan ayrı açıklamalarında, el-Amudi’nin hedef alınan konutta bulunduğunu ve istihbarat raporunda yer alan bilgileri ciddiye alarak başka bir güvenli yere geçtiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı hava unsurlarından iki kişinin, bu ayın 2’sinde gündüz saatlerinde, Filistinli güvenlik birimlerince tehlikeli teknolojileriyle tanınan bir tür İsrail keşif İHA’sının yoğun uçuşlarını tespit ettiğini aktardı. İki İHA’nın Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde ve binanın çevresinde dairesel şekilde uçtuğu belirtildi.

Kaynaklara göre bölgede uçan İHA’lar, yapay zekâ ve hedeflerin hassas biçimde belirlenmesini sağlayan diğer teknolojilere dayalı gelişmiş istihbarat sistemleri taşıyordu. Saatler boyunca bu İHA’ları açıkça gözlemleyen iki görevli, bölgede bulunan üst düzey bir isme yönelik suikast düzenlenebileceğini değerlendirdi. Bunun üzerine acil istihbarat raporunu daha üst düzey güvenlik birimlerine ilettiler. Rapor, aralarında el-Amudi’nin de bulunduğu Hamas’ın üst düzey isimlerini korumakla görevli birimlere ulaştırıldı.

Kaynaklar, el-Amudi’nin güvenliğinden sorumlu olan ve bulunduğu yeri bilen tek kişinin raporu almasının ardından hemen kendisine gittiğini ve yaşananlar hakkında bilgi verdiğini kaydetti. Bunun üzerine Hamas yetkilisinin, gecikmeden veya ertelemeden konuttan ayrılmaya karar verdiği, hedefin kendisi olabileceğini düşündüğü belirtildi. Yaklaşık bir saat veya daha uzun bir süre sonra dairenin gelişmiş güdümlü füzelerle ve bir ya da iki kamikaze İHA’yla hedef alınması, bu ihtimali doğrular nitelikteydi.

El-Amudi’nin yaralandığını açıklayan üst düzey Hamas yetkilisi, söz konusu bilgileri doğrulamayı da yalanlamayı da reddetti. Ancak sahadaki gelişmeleri takip eden ve İsrail İHA’larının Gazze Şeridi üzerindeki hareketlerini izleyen unsurların, farklı kademelerdeki Hamas yöneticilerine düzenli olarak istihbarat raporları ilettiğini doğruladı. Bu raporların, İHA’ların uçtuğu belirli bölgelerde suikast veya başka türden operasyonlar düzenlenebileceğine işaret edebildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat, el-Amudi’nin yaralandığı ve saldırıdan önce daireden ayrılmadığı yönündeki bilgileri doğrulatmak amacıyla kaynaklarıyla iletişime geçmeye çalıştı. Ancak kaynaklardan ikisi yanıt vermedi. Üçüncü kaynak ise bilgilerinin kurum içi bir rapora dayandığını söylemekle yetindi ve daha fazla açıklama yapmadı.

Hamas’ın, İsrail’in saldırılarında başarısız olduğu izlenimini vermek ve İsrail güvenlik birimlerinde belirsizlik yaratmak amacıyla yürüttüğü istihbarat savaşı kapsamında, el-Amudi’nin yaralandığına ilişkin bilgileri kendi yöneticilerinden, diğer Filistinli grupların yetkililerinden ve başka kişilerden bile gizlemeye çalışmış olabileceği değerlendiriliyor. Nitekim bazı İbranice yayınlarda yer alan haberlere göre İsrail tarafı, söz konusu operasyonun neden başarısız olduğunu araştırıyor.

Kilit karakter

Hamas içinde el-Amudi, stratejik düşünen güvenlik isimlerinden biri olarak tanınıyor. Bu özelliği, son dönemde hareketin liderlik kademelerinde yükselmesini ve İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasından bu yana birçok sorumluluk üstlenmesini sağladı.

El-Amudi, Hamas’ın eski lideri Yahya Sinvar’a hem İsrail hapishanelerinde hem de hapishane dışında oldukça yakındı. İkili, serbest bırakılmadan önce aynı dönemde tutuklu bulunuyordu. El-Amudi, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların salıverildiği takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuşmuştu.

Hamas Siyasi Büro üyesi olan el-Amudi, savaş öncesinde hareketin medya biriminden sorumluydu. Aralık 2025’te ise hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro faaliyetlerini yürütmekle görevlendirildi. Bu görevlendirme, Sinvar’a yakın bazı isimlerle birlikte hareketin Gazze’deki yönetimini üstlenmesi amacıyla yapıldı. Söz konusu isimlerin çoğu, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yaşıyordu. Ancak Hamas’ın bazı yöneticileri, bu görevlendirme ve aday gösterme sürecinin hareketin iç tüzüğünü dolanmanın bir yolu olduğu gerekçesiyle karara karşı çıktı.

Suikast girişiminden günler önce el-Amudi, Hamas’ın Gazze’deki liderliğini belirlemek amacıyla düzenlenen iç seçimlerde yarıştı. Ancak rakibi Nizar Avadullah karşısında sonuç alamadı. İtiraz üzerine durdurulan seçimlerin ikinci turunun yapılması planlanıyordu.

El-Amudi, Hamas’ın hem Gazze Şeridi’nde hem de dışında kilit isimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve hareketin aldığı birçok karar üzerinde etkili oluyor.


Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı
TT

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen’de Taiz ve Lahic cephelerinde askeri çatışmalar devam ediyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun desteğiyle başlatılan Yemen Şafağı operasyonunun başlamasından bu yana düzenlenen hava ve kara saldırılarının toplamının 17 bini aştığını açıkladı. Birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşanırken, çatışmalar özellikle Taiz kenti çevresi ile kentin güneyi ve batısındaki bölgelerde yoğunlaştı.

Gerilim, yerleşim bölgeleri ve hükümet tesislerine de yayıldı. Yemen makamları, Marib’de Husilerin yerleşim bölgelerini balistik füzeler ve diğer mühimmatlarla hedef aldığını bildirdi. Yetkililer, yerleşim alanlarının hedef alınmasının yol açabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulundu.

Aden’de Cumhurbaşkanlığı Maşık Sarayı ile kentin batısındaki Bureyka bölgesini hedef alan füze saldırısında ölenlerin sayısı 5’e, yaralananların sayısı ise 16’ya yükseldi. Yemen Halk Sağlığı Bakanı Kasım Buhaybeh, saldırının bilançosunu açıkladı. Bu sırada cepheleri güçlendirmek ve Husilerin Lahic ile Bab el-Mendeb’e hakim stratejik bölgelere doğru ilerlemesini engellemek amacıyla askeri hareketlilik sürüyor.

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden ve giderek yoğunlaşan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Konsey, 2015 yılında kabul edilen 2216 sayılı karar ile sonraki kararların eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguladı. Husilerin saldırılarını sürdürmelerine olanak sağlayacak silah, teçhizat ve yardımlara erişmesini engellemek için somut işbirliği çağrısında bulunan Konsey, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliğini savunma hakkına sahip olduğunu teyit etti.

Riyad yönetimi, BM Güvenlik Konseyi’nin açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Suudi Arabistan, topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında Konsey üyelerinin gösterdiği dayanışmayı takdir ettiğini belirtti. Riyad ayrıca güvenliğini, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumak için gerekli tedbirleri alma hakkını teyit etti.