Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

İki uçak kaçıran Halid, Şarku'l Avsat’a Rabin ve Mossad patlayıcısının hikayesini ve ‘Devrim Havalimanı’ fikrinin doğuşunu anlattı.

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
TT

Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı

29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)
29 Ağustos 1969’da kaçırılan üç uçaktan biri Ürdün'ün başkenti Amman'ın dışına inmeye zorlandı. Daha sonra bir uçak, Filistinli milisler tarafından bombalandı. (Getty)

(İkinci ve son bölüm)
80’lerine merdiven dayayan Leyla Halid, hayatını gerçekleşmemiş bir hayalin peşinden koşarak geçirdi. Ancak bu hayalinden asla vazgeçmedi, pişmanlık veya üzüntü de duymadı. Lisedeyken Arap Milliyetçi Hareketi’nde yer aldı. Daha sonra liderlik saflarına yükseleceği Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) katıldı. Vedi Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesine katıldığı günden itibaren tehlikelerle birlikte yaşadı. Leyla Halid, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Filistin davasından hayatı, sürece ilişkin görüşüne, uçak kaçırma olayına kadar birçok başlıkta merak edilen soruları cevapladı.
Yıllardır zor bir soru zihnimi meşgul eder durur: Kremlin tahtına çıkmadan önce uzun süredir sırlar muhafızı Yuri Andropov tarafından yönetilen KGB imparatorluğu ile ‘dış operasyon’ dairesi arasında bir bağlantı var mıydı?
Leyla buna cevap verdi:
“Vedi, Beyrut’taki askeri ataşe aracılığıyla Sovyetlerle bir iletişim kanalı açtı. Bir aşamada, ne kadar ileri teknoloji olursa olsun, havalimanlarının kapılarından geçebilecek bombalar üretiyorduk. Bazılarını denedik. Bu, İngilizleri oldukça şaşırttı. Bir gün bombayı geliştirmek için bir zembereğe ihtiyacımız oldu. Eskiden hiçbir büyükelçiliğe güvenmez, sorunları Amerikan Üniversite Hastanesi doktorlarından Vedi’nin dostları aracılığıyla çözerdik. Ancak bu kez sorunu onlarla çözemedik. Sovyetler Birliği Büyükelçiliği’ne gitmek ya da başka bir yerde bir toplantı düzenlemek zordu. Batılı güvenlik servisleri bizi takip ediyordu. Çözüm, Sovyet askeri ataşesiyle sahil şeridinde, sanki yalnızca gezintiye çıkmış gibi yürüyüş yapmaktı. Sorunu ataşeye anlattık. O da talebimizi komutanlığa iletti. Ardından Moskova’ya gittik ve istediğimizi aldık. Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı. Tüm ziyaretlere katılmadım ama Vedi ile Moskova'ya gittim.”
Kendisine Moskova yakınlarındaki bir ormanda Vedi ile Andropov arasında gerçekleştiği söylenen bir görüşmeyi sorduğumda ise o toplantıya katılmadığını söyledi.

1983 yılının Şubat ayında Cezayir'de Filistin Ulusal Konseyi toplantısına katılan bir grup Filistinli kadın ve Leyla Halid. (Getty)
Haddad ve Andropov arasındaki orman buluşması
Gerçekten de ormanda bir görüşme gerçekleşti. Haddad, ormanın ortasındaki bir sarayda misafir edildi. Sovyet heyeti ve Haddad arasında siyasi, askeri ve teknik konuların ele alındığı görüşmeler gerçekleştirildi. Bu, Teşkilat Başkanı Andropov ile bir toplantı ile sonuçlandı. Tartışılan konu o dönemde ‘terörizm’ olarak adlandırılan bir mesele olduğu için tartışma kolay olmadı. Görüşmelerde iki devletli çözüm konusunda net bir görüş ayrılığı ortaya çıktı. Vedi Haddad, ülkelerinin bir ve bölünmez olduğunu iki devlet kurmayı hiçbir zaman düşünmediklerini vurguladı. Onlara Hayfasız, Kudüs’ün dahil olduğu tam bir Filistin teklif edilseydi dahi bunu kabul etmeyeceklerinin altını çizdi. Bunun ardından Haddad’a herhangi bir özel talebi olup olmadığı soruldu. Haddad, “Gelmeden önce bir liste hazırladım. Açgözlü değilim ancak bunlara ihtiyacım var. Tüm listeyi istiyoruz. Yoksa kalsın” dedi. Listeyi teslim etti ve gerçekten de Sovyetler istediklerini verdi. Bazı silahlar, özel makineli tüfekler ve tabancalar, özel mühimmatlar, bazı teknik malzemeler ve zamanlayıcılar teslim edildi.
Halid, o günlere ilişkin şunları aktardı:
 “Bir süre sonra Aden'de bizimle temasa geçildi. Kıyıdan yaklaşık altı kilometre uzağa gittik. Vedi’nin istediği tüm silahları teslim aldık. Orman görüşmesinin devamı gelmedi. İlişkiler normal düzeyde kaldı. Ancak Vedi’nin cenaze töreni sırasında bir Sovyet diplomatı gelerek, yerine kimin geçeceğini sordu. Şimdi bunu konuşmanın zamanı olmadığını söyledik. Bunun ardından aktif bir ilişki söz konusu olmadı.”

Leyla Halid, Amerikan uçağının şam’da kaçırılmasının ardından Ürdün'e döndü. (Getty)
İki uçak kaçırma

Radyo ve haber ajansları Leyla Halid’i son dakika haberi yaptığı dönemde Lübnan'ın güneyindeki Sayda'da öğrenciydim. Haberlerde, şu ifadelere yer verilmişti:
“Kendine Şadya Ebu Gazale (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’den, yaşamını yitiren ilk kadın savaşçı) adını veren Filistinli bir genç kız, bir İsrail uçağı kaçırdı ve Şam’a iniş yaptırmadan önce Hayfa üzerinde uçurdu.”
Haber son derece heyecan vericiydi. Bir kadının uçak kaçırması ne Ortadoğu'da ne de dünyada yaygın bir durumdu. Üstelik genç kadın, ailesi 1948'de Lübnan'a kaçan bir Filistinliydi. Şadya’nın Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne katılmadan ve ardından Haddad liderliğindeki ‘dış operasyon’ dairesinde çalışmaya başlamadan önce Sayda’da bir liseden mezun olması, haberin verdiği heyecanı ikiye katladı. O günlerde, onlarca yıl sonra yeni ‘Şadya’yı dinlemek için Amman'da bir apartman dairesine gideceğim aklıma gelmemişti. İşte iki uçak kaçıran Leyla Halid, o günlerde yaşananları Şarku'l Avsat’a anlattı.
Yoldaşı George Habaş ile birlikte Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde tıp okuyan Vedi Haddad, Filistin'e dönme hayali kuruyordu. Ne var ki dünya, Filistinlilerin işgal altında yaşamasına veya Ürdün, Suriye ve Lübnan'da bekleme kamplarına dağıtılmasına alışacaktı. İsrail'in gücünün ve Batı ilişkilerinin derinliğinin farkındaydı. Filistin’in dünyanın gündeminden düşmesinden korkuyordu. Filistin halkının yaşadıklarına yeniden dikkat çekmenin en etkili yolları üzerine düşündü. İşte uçak kaçırma fikri böyle ortaya çıkmıştı. Filistinlilerin yaşadıklarını dünyaya hatırlatmak ve İsrail hapishanelerindeki mahkumları serbest bıraktırmak amaçlanıyordu. Leyla Halid, Haddad’ın konunun uluslararası kamuoyu nezdindeki hassasiyetinin farkında olduğunu vurguladı. Bu nedenle operasyonu gerçekleştirenlere, yolculara zarar vermemelerini ve ateş edenler dışında kimseyle çatışmamaları talimatını verdiğinin altını çizdi.
Leyla'nın da yer aldığı uçak kaçırmadan önce iki olay yaşandı: Birincisi; Yusuf Receb ve Ebu Hüseyin Guş adlı iki gencin Cezayir’e giden İsrailli El Al şirketine bağlı bir uçağını kaçırmasıydı. Müzakereler ülkeler arasında olduğu için operasyon sadece vaatlerle sonuçlandı. İkincisi ise aralarında Emine Dahbur’un da bulunduğu dört kişilik bir ekibin İsviçre'nin Zürih kentinden kalkan bir İsrail uçağına saldırı gerçekleştirmesiydi. Failler teslim oldu, ancak uçaktaki bir güvenlik görevlisi indi ve faillerden Abdulmuhsin Hasan'ı İsviçre polisinin önünde silahıyla öldürdü.

Uçak kaçırma ve ‘değerli av’
Leyla 1969 yılının yazında mutlu ve heyecanlıydı. Ses getiren ve benzeri görülmemiş bir operasyon yürütmek için onu seçmek, liderliğin sadakatine ve yeteneklerine olan güveninin kanıtıydı. Ürdün'de tehlikeli yolculukta ortağı olacak FHKC üssünün komutanı Salim İsavi'den eğitim aldı. Vedi onlara plan hakkında bilgi verdi. Amaç, Los Angeles-Tel Aviv hattında çalışan TWA uçağını Filistinli mahkumları İsrail'deki yolcularla takas amacıyla kaçırmaktı. Uçağın, kaçırılmasının İsrail'i müzakereye zorlayacak, İsrailli önemli bir ismi de taşıyacağı söylendi. Leyla, Haddad'dan önemli kişinin kimliğini öğrenmeye çalıştı ama o her zamanki gibi ‘gerektiği kadar bilgi’ yanıtını verdi. Daha sonra bu önemli ismin, uçuş öncesinde programını değiştirip operasyonu gerçekleştirenleri ‘değerli avdan’ mahrum bırakacak olan, ileriki zamanların Başbakanı General İzak Rabin olduğunu öğrenecekti. Rabin'in varlığıyla ilgili bilgi, FHKC'nin ayrı bir güvenlik servisinden gelmişti.
Leyla Halid, dört ay boyunca sıkı bir eğitim aldı. Uçak operasyonları, haritalar ve koordinatlar ve uçak türbülansa girdiğinde nasıl davranılacağı hakkında bilgiler edindi. ABD uçağının uçuş programı, Tel Aviv'e gitmeden önce iki Avrupa istasyonu; Roma ve Atina'da inişi içeriyordu. Halid, Beyrut’tan İsavi ile ayrıldı. Roma’dan Atina’ya giden uçakta yer ayırttılar.
Tarihler 29 Ağustos 1969’u gösteriyordu. Halid, İsavi ile birlikte birinci sınıf bölümünde oturuyordu. Plana göre kalkıştan yarım saat sonra uçak 35 bin fit yüksekliğe ulaştığında silahlarını çıkardılar ve birinci sınıf yolcularının ekonomi sınıfı koltuklara geçmelerini istediler. Tüm yolculardan ellerini kaldırmalarını istedikten sonra Halid ve İsavi kokpiti bastı. Halid, yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Pilota, ‘Ben Che Guevara’nın FHKC’deki biriminden Yüzbaşı Şadya Ebu Gazale. Şadya, FHKC’nin ilk şehididir. Uçuş yönetimini ben üstleneceğim’ dedim. Kulaklık ve mikrofonunu aldım. Elimdeki bombanın emniyetini çıkardığımı fark etti ve daha sonra artık eski haline getirilemeyecek olan bombanın patlamaması için elimi gevşetmemi istedi. Pilot ve yardımcılarına onları öldürmeye veya bombalamaya gelmediğimizi ve haklı taleplerde bulunduğumuzu anlattım. Uçağın kodunun ‘FHKC... Özgür ve Arap Filistin’ şeklinde değiştirilmesini talep ettim. Bu kodu kullanmayan hiçbir kişiye cevap vermeyeceğiz dedim. Pilottan Atina'ya inmeden doğruca Tel Aviv'e gitmesini istedim. Tel Aviv'e inmek istemiyorduk. Biz sadece amacımızı hatırlatmak için Filistin toprakları üzerinde uçmak istiyorduk. Suriye'ye gideceğimizi söyledik. Şam ve Beyrut'taki gözetleme kulelerinin karşılıklı iletişim kurduğunu duydum. Suriye’deki kule şöyle diyordu: ‘Nereye gidiyor bu?’ Lübnan’daki ise ‘Bize değil, sizin yanınıza geliyor’ dedi. Şam Havaalanı yeniydi ve tam olarak faaliyete geçmemişti. Bu, oraya iniş yapan ilk ABD uçağıydı. Vedi, Suriye hükümetini önceden bilgilendirmemişti. Rejime güvenmiyordu. Plana göre uçak Şam'a indi. Yetkililere teslim olduk, operasyonu neden yaptığımızı anlattık. Tellere doğru koşan ve polise İsrailli olabileceklerini söylediğim, daha sonra öyle olduklarını öğrendiğimiz bir grup dışında uçaktaki 122 yolcu havalimanı binasına koştu. Suriyeli bir subay bana ‘Neden buraya geldiniz?’ diye sordu. Şaşkın bir şekilde ona şöyle cevap verdim: ‘İsrail’e değil, Suriye’ye geldim.’ Bunun üzerine öfkelendi. Ama her şey plana uygun gerçekleşti. Müzakere sürecini Kızılhaç devraldı. 23 Filistinli ve Arap mahkûmun yanı sıra 1967 Savaşı’nda esir alınan Suriyeli pilotlar da serbest bırakıldı.”

Leyla Halid 2015'te Güney Afrika'nın Soweto kentinde kitlelere yaptığı konuşmanın ardından bir Filistin haritası tutuyor (Getty Images)
Salim, Meryem ve Mücahid
İlk uçak kaçırma operasyonlarının ardından FHKC ve Vedi Haddad’ın popülaritesi arttı. Batı karşıtı gruplar ve düşman olarak gördükleri taraflarla çatışmak için bir fırsat arayanlar Ortadoğu'ya akın ettiler. Dış Operasyon Dairesi daha sonra özellikle Ürdün tarafından kabul edilen farklı milletlerden gruplarla ilişkilendirilecekti. Filistinli gruplar, Ürdün ordusu onları engelleyemeden kamplar kurdu. Ordu, olası bir çatışmayı önlemek için bunu ertelemişti ancak sonra gerçekleşti. Bu gruplarla ilişkiler, siyasi zeminin netleşmesi ile başlamış ve sağlamlığı teyit edildiğinde de belirli bir programa göre bilgi alışverişi, belge, silah, tesis ve eğitim sağlanması ve bazen operasyonlara doğrudan katılım konusunda iş birliğine varılmıştı.
Batı, katılımcıların çok uluslu olması nedeniyle Vedi'nin kurduğu ağı ‘Terör İmparatorluğu’ olarak adlandırdı. Dış Operasyon Dairesi, dünyayı şiddetle sarsanların mezun olduğu bir çekim noktası, bir eğitim ve planlama enstitüsü haline geldi. Ünlü Carlos'tan (Çakal Carlos) başkası olmayan Venezuelalı ‘Salim’, Kızıl Ordu lideri Fusako Shigenobu’dan başkası olmayan Japon Meryem ve Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu'nun başı Hagop Hagopian’dan başkası olmayan Ermeni Mücahid... Ölümünden sonra, Haddad'ın ‘öğrencileri’ ya öldürüldü ya da hapsedildi. Belki de düşüşleri, zayıf organizasyonlarına ve birleştirici liderliğin eksikliğine bağlanabilir. Belki de sırlarla örtülü kalması gereken bu dünyada, ölümcül olan yıldızlığa ek olarak ülke ve ajanslarla ilişki kurma hatasına düştüler.
1970'lerde Ürdün kaynıyordu. Ürdün ordusu ile Filistinli örgütler arasındaki birliktelik kırılgan ve gergin bir hal almıştı. İki gücün aynı toprakta bir arada yaşaması garipti. Ateşkes anlaşmaları, özellikle Filistinli militanlar ile Ürdün ordusu arasında tekrarlanan olaylardan sonra nihai tarihi bekleyen yatıştırıcı görevi gördü. Bazı Filistinli sol örgütler, Ürdün rejiminin devrilmesini talep edecek kadar ileri gitti ve kaynama noktası yükseldi.
Mossad, Temmuz 1970’de Beyrut'ta Haddad'a suikast düzenlemeye çalıştı. Yatak odasına saldırdılar ama o başka bir odadaydı ve Halid'le derin bir sohbet halindeydi. Bu durum her ikisinin de kurtuluşu oldu. Müzakereler, Vedi'nin dairesinden, eşi ve oğulları Hani'nin tedavi gördüğü Beyrut'taki Amerikan Üniversite Hastanesine taşınacaktı. Halid hastanede, dünyanın her yerindeki uçuş hareketleri hakkında bilgi veren bir kitap üzerine çalışacaktı. İsrail menşeili El Al şirketinin hatlarını araştırdı. Tel Aviv'e gidiş geliş uçuşlarının düzenini kaydetti. Suikast teşebbüsüne misilleme olarak Haddad'a yeni bir uçak kaçırmayı teklif etti. Kabul etti ve ondan konuyu takip etmesini ve eğitim için kadın yoldaşlar getirmesini istedi.

Uçak kaçırma günü
Haddad, Halid'i tanımadığı insanlarla bir akşam yemeğine gönderdi. Konuklardan biri geç geldi ve Ürdün'deki bir av gezisinden yeni döndüğünü ve burada İngilizlerin eğitimleri için kullandıkları, havaalanına benzer bir tesisle karşılaştığını söyledi. Dikkatle dinledi ve planına uygun olup olmadığını tespit etmek için tesisin ne kadar büyük olduğunu ve zeminin sağlam olup olmadığını sordu.
Leyla Halid o geceyi dün gibi hatırladığını söyledi:
“Geri dönüp öğrendiklerimi Haddad'a anlatabilmek için yemeğin bitmesini sabırsızlıkla bekledim. Gidip söz konusu yeri incelememe karar verildi. Gittim. Birisi beni oraya götürdü. Yanımda Arap Milliyetçi Hareketi'nin ilk kuşağından bir yoldaş vardı. Tesise vardığımızda zeminin sağlamlığını test etmek için etrafta koşmaya başladım. Yoldaşım bana neden bu kadar ilgilendiğimi sordu. Ben de uygun bir eğitim alanı aradığımı söyledim.”
Plan, aynı anda üç uçağın kaçırılmasını ve onları Ürdün’de ‘Devrim Havalimanı’ olarak adlandıran hava sahasına uçurmayı gerektiriyordu. Halid, “Daha sonra düşman ve Avrupa hapishanelerinde tutulan mahkumların serbest bırakılması için müzakereler yapılacaktı" açıklamasında bulundu.
6 Eylül 1970, dünyada uçak kaçırma olaylarının günü olarak anılacaktı. Tüm gözler, ‘Devrim Havalimanı’na çevrildi. Bir El Al uçağını kaçırma girişimi havadayken engellendi. Bahreyn'den Filistinli bir gencin kendi inisiyatifiyle kaçırdığı British Airways uçağı ile birlikte İsviçre ve ABD uçakları havaalanında bombalandı. Diğer ABD uçağı Kahire Havaalanı’nda patlatıldı.
Halid, bu kez o kadar şanslı değildi. Dört kişilik bir ekibin Amsterdam'daki El Al uçağına binmesi gerekiyordu ancak bunlardan ikisi rezervasyon yaptıramadı. Uçağa yoldaşı Patrick Argüello ile bindi. Operasyon başarısız oldu ve uçak Londra'ya indi. Argüello, uçakta bulunan bir güvenlik görevlisi tarafından öldürüldü ve Halid, patlamayan bir el bombası attı. İngiltere'de tutuklandı ve soruşturmalara tabi tutuldu. Ancak İngiliz yetkililer haftalar sonra bir takas anlaşmasıyla onu serbest bırakmak zorunda kaldı.

Mossad yatağın altında
Halid, Mossad'ın kendisine hiç ulaşıp ulaşmadığını sorduğumda şu cevabı verdi:
“Evet, Beyrut’ta. Yatağımın altına patlayıcı yerleştirdiler. O dönemler güvenlik nedeniyle sürekli dairemizi değiştirmemiz gerekiyordu. Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa’da kadınlara eğitim veriyordum. Yorgun bir halde geçici konutuma dönüyordum. Bu, çoğunlukla mobilyalı bir daire oluyordu. Hemen kendimi yatağa atar ve olabildiğince dinlenirdim, çünkü Vedi sık sık beni görevlendirir ve yorgun hissetmeye hakkımız olmadığına inanırdı.”
Halid bir gün, Beyrut'un Karakas semtindeki dairesine döndü ve şans eseri yatağının altında siyah bir kutu fark etti. Leyla Halid bu olayı şöyle anlattı:
“O kutunun benim olup olmadığından emin değildim. Ancak şüphelendim. Hemen FHKC ofisine gittim. Gece yarısından sonra ofise dönmeme şaşırdılar. Bir patlayıcı uzmanı daireye gitti ve kutunun içinde on kilo patlayıcı buldu.”
Meslektaşım Muhammed Hayr er-Revaşde ile bu kadarını paylaşmakla yetineceğim uzun ve ilginç bir sohbet dinledik...

BİRİNCİ BÖLÜM: Leyla Halid: Hariri, Haddad’ın silahlarını Avrupa’ya taşıdı



İsrail, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’yi hedef aldı

Dün İsrail'in hava saldırılarının yoğunlaştığı Gazze şehrinden güneye kaçan Filistinliler (AFP)
Dün İsrail'in hava saldırılarının yoğunlaştığı Gazze şehrinden güneye kaçan Filistinliler (AFP)
TT

İsrail, Hamas'ın askeri kanadı Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’yi hedef aldı

Dün İsrail'in hava saldırılarının yoğunlaştığı Gazze şehrinden güneye kaçan Filistinliler (AFP)
Dün İsrail'in hava saldırılarının yoğunlaştığı Gazze şehrinden güneye kaçan Filistinliler (AFP)

İsrail haber sitesi Ynet, İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısında Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları'nın Sözcüsü Ebu Ubeyde’yi hedef aldığını bildirdi.

İsrailli bir yetkili, Ebu Ubeyde’nin hava saldırıs sırasında olay yerinde olsaydı ölmüş olacağını söyledi.

İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet (Şabak) ve İsrail ordusu tarafından yapılan ortak açıklamada, en-Nasır Mahallesi’nde bir binayı hedef alarak Hamas’ın üst düzey bir yetkilisine suikast düzenlendiği ve saldırının sonuçlarını bekledikleri belirtildi. Öte yandan Hamas Hareketi saldırıyı kınadığına bir açıklamada bulundu. Açıklamada saldırının, Gazze şehrinin batısındaki yoğun nüfuslu er-Rimal Mahallesi’ndeki bir konut binasını hedef aldığı ve onlarca kişinin öldüğü ve yaralandığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze'deki kaynaklar Ebu Ubeyde’nin öldürülmüş olabileceğini söyledi.

Gazze şehrini tamamen işgal etmek ve sakinlerini güneydeki Han Yunus'un batısındaki el-Mevasi bölgesine kaçmaya zorlamak için ‘Gideon'un Savaş Arabaları Operasyonu 2’ adlı büyük çaplı askeri operasyonu başlatılmak üzereyken, şehrin güney bölgeleri, özellikle ez-Zeytun ve es-Sabra mahalleleri, arka arkaya onlarca şiddetli hava saldırısına maruz kaldı. Saldırılar, Kassam Tugayları’nın düzenlediği ve birkaç İsrail askerinin ölümüne ve yaralanmasına, dördünün ise kaybolmasına neden olan pusu saldırısıyla eş zamanlı gerçekleşti. Daha sonra kaybolan askerlerin sağ salim bulundukları açıklandı.

Öte yandan İsrail, önümüzdeki ay Filistin devletinin tanınması beklentisine misilleme olarak, Batı Şeria'nın bazı bölgeleri üzerinde egemenlik hakkı uygulamak da dahil olmak üzere Filistin Yönetimi'ne yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor.


Menfi, Dibeybe ve askeri yetkililerle Trablus'ta tansiyonun düşürülmesini görüştü

Menfi ve Dibeybe geçtiğimiz hafta Trablus'ta bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi ve Dibeybe geçtiğimiz hafta Trablus'ta bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Menfi, Dibeybe ve askeri yetkililerle Trablus'ta tansiyonun düşürülmesini görüştü

Menfi ve Dibeybe geçtiğimiz hafta Trablus'ta bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi ve Dibeybe geçtiğimiz hafta Trablus'ta bir araya geldi (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Al-Ahrar televizyonu, Libya Başkanlık Konseyi’nin başkent Trablus'taki gerginliği yatıştırmak için Muhammed el-Menfi başkanlığında, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ve bazı askeri ve sivil yetkililerin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı düzenlediğini bildirdi.

Toplantı, güvenlik kaynaklarının perşembe ve cuma günleri zırhlı araçlar, tanklar ve askeri personel taşıyıcılar da dahil olmak üzere yaklaşık bin silahlı aracın Misrata'dan Trablus'a geldiğini açıklamasının ardından, başkentte silahlı çatışmalara ilişkin endişelerin artmasıyla gerçekleştirildi.

Daha sonra, Libya merkezli televizyon kanalı Al-Masar, Başkanlık Konseyı Başkanı Menfi ve UBH Başbakanı Dibeybe’nin ülkede istikrarı teşvik etmek için genel bir çerçeve anlaşmasına vardıklarını ve şu an iki taraf arasında nihai bir anlaşma taslağı hazırlamak için çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) bu sabah Trablus çevresinde devam eden asker ve ağır silah takviyelerinden derin endişe duyduğunu belirterek, bunu tehlikeli bir gelişme olarak nitelendirdi.

UNSMIL açıklamasında, Libyalı tüm taraflara, tartışmalı konuları bir an önce çözmek için diyaloğu sürdürmeleri ve tansiyonun yükselmesini veya sivillerin hayatlarının tehlikeye girmesini önlemek için azami itidal göstermeleri çağrısında bulundu.

Ayrıca güç kullanılan herhangi bir eylemin şiddetli çatışmalara yol açabileceği konusunda uyaran UNSMIL, yetkililerden olası çatışmaları önlemelerini istedi.

Arabuluculuk çabalarını desteklemeye devam ettiğinin altını çizen UNSMIL, zorlukları aşmak ve ateşkesin sürdürülebilirliğini sağlamak için kilit öneme sahip taraflarla birlikte çalıştığını vurguladı.


Washington ve Tahran arasında Irak: Oyunun kurallarında bir değişiklik mi yoksa yeni bir dönem mi?

Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
TT

Washington ve Tahran arasında Irak: Oyunun kurallarında bir değişiklik mi yoksa yeni bir dönem mi?

Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023

İyad el-Anbar

Iraklı siyasetçiler bugünlerde seçim yarışının polemikleri ile meşgulken, Irak vatandaşları daha çok bölgesel gelişmeler çerçevesinde Irak'ın önümüzdeki günlerde karşılaşabileceği tehditler, her yıl tekrarlanan kesintiler sebebiyle sıkıntı çektikleri elektrik gibi kesintiye uğrayan hizmetlere ilişkin sorulara yanıt bulmakla ilgileniyorlar.

Belki de vatandaşların acil ihtiyaçları ile bilinmeyen bir gelecekten duyulan korku arasında bu düşünce farkını yaratan, yetkililerin körlüğüdür. Yetkililer, yaklaşan seçimler için tüm enerjilerini seferber ederek, siyasi alanda etkilerini sürdürmek için rakiplerini devirmek ve taraftar kitlesini genişletmek için rekabet etmektedirler.

Buna ilave olarak, Tahran ve Tel Aviv arasında yeni bir savaş dalgası hipotezi ve Irak'ın bu savaşın alevlerinden kaçınmak için henüz tehlike bölgesinden ayrılmadığı yönündeki görüşler sık ​​sık tekrarlanmaya başlandı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan verilen ve Bağdat'taki ABD Maslahatgüzarı tarafından da yinelenen açık Amerikan mesajları, Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulünün reddedildiğini gösteriyor. Buna karşılık, Hamaney'in Danışmanı’ndan, İran'ın Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri’nin silahsızlandırılmasını reddettiğini duyurduğu açıklamalar geldi. Böylece Haşdi Şabi yasası meselesi Irak içinde ve dışında siyasi bir tartışmaya ve Şii siyasi partileri arasında bir seçim kampanyasına dönüştü. Sonuç olarak anlaşmazlık, Haşdi Şabi’ye Şii çoğunluk yönetiminde somutlaşan bir siyasi sistem ve demokrasinin koruyucusu olarak yeni bir kimlik kazandırmayı amaçlayan bir yasanın kabulü üzerinedir! Öte yandan, Koordinasyon Çerçevesi liderliğindeki anlaşmazlıklar, Haşdi Şabi üyelerinin emeklilik haklarını güvence altına alan hizmet ve emeklilik yasasının geçirilmesini geciktirdi.

Tahran'ın Şii siyasi kararı üzerindeki kontrolü ve birçok Sünni siyasi lideri yanına çekmesi göz önüne alındığında, İran'ın Irak'taki nüfuzunu azaltmaya çalışmak neredeyse imkânsız bir görev haline geldi

Gerçek şu ki, ABD askeri kuvvetlerinin Ayn el-Esed Üssü ile Bağdat Havalimanı’ndan çekilip Erbil'deki Harir üssüne yeniden konuşlandırılması, Bağdat ve Washington arasındaki ilişkiler hakkında birçok spekülasyona yol açan bir hamle. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı'ndan yapılan açıklamada bu gelişme, “hükümetin bir başarısı ve Irak'ın terör ile mücadele etme ve başkalarından yardım almadan güvenlik ve istikrarı sağlama gücünün bir göstergesi” olarak nitelendirildi. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada ise Uluslararası Askeri Koalisyonun Irak misyonunda “daha geleneksel bir ikili güvenlik ortaklığına” geçiş adımı olarak nitelendirildi.

Bu açıklamalara rağmen, askeri çekilme duyurusu sürpriz bir hamleydi! Zira Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği tarih olarak 2026 yılı sonu belirlenmişti. Yaşanan ise ABD askeri kuvvetlerinin Irak'tan tamamen çekilmesi değil, Erbil'e kaydırılmasıydı.

ABD askeri varlığının Irak Kürdistan Bölgesi'ne taşınması yönündeki hamleyi açıklayabilecek üç hipotez var. İlk hipotez, federal hükümetin nüfuzu altındaki bölgelerin, özellikle 11 Ekim 2023'ten bu yana bu kuvvetlerin tekrar tekrar hedef alınması ve Bağdat hükümetinin onları koruyamaması göz önüne alındığında, artık bu kuvvetlerin varlığı için güvenli olmamasıdır. Bu hamle, ABD'nin yoğun bir şekilde dahil olacağı İran ve İsrail arasında yeni bir savaş dalgası olasılığının ve bu nedenle, ABD’nin Irak'taki askeri varlığını güvence altına almaya çalıştığının bir göstergesi de olabilir.

 Bağdat'taki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen yas töreni sırasında İsrail tarafından öldürülen İranlı ve Lübnanlı yetkililere ait posterler taşındı 28 Haziran (AFP)Bağdat'taki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen yas töreni sırasında İsrail tarafından öldürülen İranlı ve Lübnanlı yetkililere ait posterler taşındı 28 Haziran (AFP)

İkinci hipotez, İran'ın Şii siyasi kararı üzerindeki kontrolü, birçok Sünni siyasi lideri kendisine çekmesi ve sahadaki silahlı vekillerinin nüfuzu göz önüne alındığında, Irak'taki İran nüfuzunu azaltmanın neredeyse imkânsız bir görev haline geldiğini öne sürüyor.

Üçüncü hipotez ise Husilerle birlikte İran’ın bölgede kalan son silahlı vekilleri oldukları göz önüne alındığında, Irak'taki silahlı gruplara karşı askeri bir saldırı düzenlemeye hazırlık olarak bu kuvvetlerin nakledildiği olasılığını öne sürüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Ortadoğu yeniden yapılandırılırken Irak'ın bunun dışında kalacağına, ister askeri güçle Irak'a baskı yaparak, ister yaklaşan seçimlerden sonra siyasi nüfuz düzenlemesine müdahale ederek Irak’ın yeniden yapılandırılmayacağına inanan herkes, kendini kandırıyor.

Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulü konusunda hükümete ve meclise yönelik son Amerikan tehditleri, ABD'ye düşmanlık bayrağını yükselten Şii siyasi güçler için bir meydan okuma oluşturuyor olabilir

Ayrıca, Ali Laricani'nin İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak atanmasının ardından Irak'a yaptığı ziyaret, İranlı siyasi karar vericilerin Irak'taki nüfuzlarını sergileme girişimlerinin bir yansımasıydı. Laricani'nin Irak ve İran arasında güvenlik anlaşması imzalandığı hakkındaki açıklamaları, Irak'ın kendisine saldırmak isteyen herkese karşı İran'ın yanında yer alacağına işaret ediyordu. Tesnim Haber Ajansı, Laricani'nin katıldığı bir televizyon programında söylediği şu sözleri aktardı: “İran ve Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının temel noktası, her iki ülkenin de bireylerin, grupların veya üçüncü ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmalara ve güvenliklerine müdahale etmesine, topraklarını birbirlerine karşı kullanmamasına veya başka bir ülkenin iki ülkenin iç güvenlik işlerine müdahale etmesine izin vermeme taahhüdüdür.” Buna karşılık, Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı, Irak ve İran arasında bir güvenlik anlaşması imzalanmadığını, “sadece İran-Kürt muhalefetine ilişkin bir mutabakat zaptı” imzalandığını belirterek, bu anlaşmanın önemini küçümsedi.

 21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri’nin  “Ebu Ali” lakaplı koruması Hüseyin Halil'in cenaze töreni sırasında Bağdat'ta Irak Haşdi Şabi Güçleri, (AFP)21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri’nin  “Ebu Ali” lakaplı koruması Hüseyin Halil'in cenaze töreni sırasında Bağdat'ta Irak Haşdi Şabi Güçleri, (AFP)

Bugüne kadar, Trump yönetimi içinde Irak'a yönelik net bir Amerikan stratejisinin varlığını öngörmek imkânsız. ABD'nin Irak Büyükelçiliği makamı boş kalmaya devam ediyor; bu da en azından şimdilik böyle bir stratejinin yokluğunun göstergesi. Ancak Amerikalılar, Irak'ın en önemli ekonomik sorunları olan petrol ihracatı ve dolar sorununa karşı ekonomik yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunmaktan çekinmiyor.

Bağdat'taki politikacılara gelince, ABD yönetimiyle ilişkilerin geleceğine dair kritik sorulara henüz bir cevap vermiş değiller. ABD’ye düşmanlık ve Irak'taki askeri varlığını reddetme sloganını benimseyen hükümet ve Koordinasyon Çerçevesi Güçleri, Irak ve ABD arasındaki ilişkinin yeni özelliklerini çizmek için herhangi bir seçenek sunmaktan kaçınıyor. Bu ilişki stratejik bir ortaklık veya dostça ilişkiler çerçevesinde mi olacak, yoksa dost ve düşman olarak nitelendirmeye devam mı edeceğiz?

Ancak Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti, elbette Koordinasyon Çerçevesi Güçleri'nin de onayıyla, Amerikan şirketlerinin, özellikle de petrol şirketlerinin Irak'a dönüp yeniden yatırım yapması için harekete geçti. Hükümet, Petrol Bakanlığı ile Amerikan şirketi Chevron arasında belirlenen bir dizi bloğun geliştirilmesi için ön anlaşma imzaladı. Sudani hükümeti de şirketin Irak'a dönüşünü memnuniyetle karşıladı. Irak'ın ABD ile ilişkisinin “stratejik bir ilişki” olduğu vurgulandı. Hükümet, petrol sektörünün durumunu iyileştirmeye verdiği önemin yanı sıra, Irak'ta çalışacak şirketleri de cezbetmeye çalıştı.

Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulü konusunda hükümete ve meclise yönelik son Amerikan tehditleri, ABD’ye düşmanlık bayrağını yükselten Şii siyasi güçleri için bir meydan okuma oluşturuyor olabilir. Zira Amerikalılarla çatışmanın tırmanmasında en büyük kaybedenlerin muhtemelen Şii siyasi güçleri olacağını anlamalılar, çünkü Kürt siyasetçiler Amerikalılarla stratejik bir ittifak kurma konusunda kesin kararlarını verdiler. Kazanımlarını korumanın, bölgedeki varlıklarını reddeden bölgesel güçlere karşı Amerikan korumasına bağlı olduğuna tamamen ikna olmuş durumdalar. Öte yandan Sünni siyasi güçler, Amerikalılarla ilişkilerde gerilimi tırmandırma veya ilişkileri kesme kararına katılmayı kabul etmeyecektir. Bu arada, Şii siyasi güçleri zorlu bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar, çünkü Amerikalılarla yüzleşme kararından öncelikli olarak onlar sorumlu olacak ve bunun ekonomik ve askeri sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklar. Bu rejim Amerikan himayesini kaybettiğinde ise orta ve güney bölgelerde nüfuz ve kazanımlar konusunda bir Şii-Şii çatışması aşamasına geçebilir.

Irak'taki çatışma ve rekabetin iki tarafı, yani Tahran ve Washington arasında siyasi düzeyde oyunun kurallarını değiştirmeye yönelik söylemlerle tutarlı yeni bir Amerikan stratejisinin benimsendiğine dair bugüne kadar hiçbir gösterge yok

Irak'ta İran ve ABD arasındaki oyunun kuralları, İran'ın en üst düzeylerde ve siyasi karar alma düzeyindeki siyasi nüfuzuna, ona paralel olarak İran ile ideolojik olarak bağlantılı askeri figürlerin varlığı aracılığıyla resmi olmayan askeri nüfuzuna işaret ediyordu. Buna karşılık, Amerikan kuvvetlerinin resmi bir askeri varlığı mevcut; ancak siyasi nüfuz düzeyinde, Başkan Barack Obama'dan Başkan Joe Biden'a kadar önceki Amerikan yönetimlerinin hataları birikmiş durumda. Başkan Donald Trump'ın ilk döneminde bile, Irak'a yönelik net bir Amerikan stratejisi yoktu. Görünen o ki, Irak'taki çatışma ve rekabetin iki tarafı, yani Tahran ve Washington arasında siyasi düzeyde oyunun kurallarını değiştirmeye yönelik söylemlerle tutarlı yeni bir Amerikan stratejisinin benimsendiğine dair bugüne kadar hiçbir gösterge yok.

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir fotoğrafta, Başbakan Muhammed Şiya Sudani (ortada), İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani (solda) ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin 11 Ağustos'ta Bağdat'ta ikili bir güvenlik anlaşması imzalamasını izliyor (AFP)Irak Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir fotoğrafta, Başbakan Muhammed Şiya Sudani (ortada), İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani (solda) ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin 11 Ağustos'ta Bağdat'ta ikili bir güvenlik anlaşması imzalamasını izliyor (AFP)

Ancak siyasi güçlerin duruşu ile ilgili en büyük sorun, özellikle Şii siyasi güçlerin, Tahran ve Washington arasındaki çatışma döngüsünden kendilerini uzaklaştıracak bir siyasi duruş sergilemek istememeleri. Bu nedenle, Irak'taki siyasi güçler bu döngüden kaçamaz. Çünkü Amerikalılara yönelik duruşları yalnızca Irak meseleleriyle ilgili değil, aynı zamanda İran-Amerikan ilişkilerindeki gerginlik veya sükunetle, hatta bölgedeki hararetli gelişmelerle de tamamen örtüşüyor. İşleri Irak'taki siyasi partilerin arzularından daha karmaşık hale getiren ise Irak'ın, ister yatıştırma ister gerilimi artırma yoluyla olsun, Amerikan çıkarlarına ve oradaki varlığına karşı mesajlar göndermek için en etkili arena olduğuna inanan Tahran'daki siyasi karar vericiler ile Irak'taki bazı siyasi aktörlerdir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Malalla dergiisinden çevrilmiştir.