Ukrayna-Rusya savaşında bilgi silah olarak nasıl kullanılıyor?

Ukrayna savaşından bir yıl sonra, çatışma muhtemelen daha fazla deformasyona yol açacak (Reuters)
Ukrayna savaşından bir yıl sonra, çatışma muhtemelen daha fazla deformasyona yol açacak (Reuters)
TT

Ukrayna-Rusya savaşında bilgi silah olarak nasıl kullanılıyor?

Ukrayna savaşından bir yıl sonra, çatışma muhtemelen daha fazla deformasyona yol açacak (Reuters)
Ukrayna savaşından bir yıl sonra, çatışma muhtemelen daha fazla deformasyona yol açacak (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa'da yaşanan en kanlı çatışma olarak kabul edilirken, bu aynı zamanda savaş uçakları ve tankların yanı sıra sosyal medya ve TikTok videolarının varlığına da tanık olunan ilk savaş oldu.
Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığı analize göre, Rusya işgalini haklı çıkarmak, iç muhalefeti susturmak ve hasımları arasında nifak tohumları ekmek için dezenformasyon, propaganda ve komplo teorilerini kullanırken, çatışma anları dünyanın her yerinde bilgisayar ekranları ve akıllı telefonlarda yer aldı.
Savaşın ikinci yılına girmesiyle Rusya Ukrayna ve müttefiklerinin iradesini kırmaya çalışırken, savaş muhtemelen daha fazla dezenformasyona yol açacak.

Doğal olarak akıllara gelen soru şu: Şimdi sırada ne var?
Siber güvenlik şirketi Recorded Future’da tehdit istihbaratı analisti olan Samantha Lewis, “Rusya’nın uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığını biliyoruz. Ukrayna’nın morali, neredeyse kesinlikle Rus psikolojik operasyonlarının ana hedefi. Bu arada uluslararası kayıtsızlık riski var” dedi.
Çatışmanın başlamasından bu yana Rusya’nın yaptığı dezenformasyon savaşı şöyle özetlenebilir;
Böl ve yönet stratejisi
Rusya’nın enformasyon operasyonlarını izleyen Ukraynalı dezenformasyon uzmanı Ksenia Iliuk’a göre Kremlin’in Ukrayna’ya karşı propaganda çabaları yıllar önce başladı ve işgalden hemen önceki aylarda keskin bir şekilde arttı.
Rusya, mesajlarını dünyadaki belirli kitleler için farklı olarak uyarladı.
Moskova, Doğu Avrupa’da Ukraynalı mültecilerin suç işlediği veya yerel işlere girdiğine dair asılsız söylentiler yaydı.
Batı Avrupa’da verilen mesaj ise yozlaşmış Ukraynalı liderlere güvenilemeyeceği, uzun bir savaşın kızışabileceği veya gıda ve petrol fiyatlarının daha yükselmesine yol açabileceği idi.
Rusya’nın Latin Amerika’daki büyükelçilikleri, Ukrayna işgalinin Batı emperyalizmine karşı bir mücadele olduğunu öne süren İspanyolca iddialar yaydı.
ABD’yi ikiyüzlülük ve düşmanlıkla suçlayan benzer mesajlar, sömürgecilik geçmişi olan Asya, Afrika ve dünyanın diğer bölgelerinde yayıldı.
Rus haber ajansları Ukrayna’yı propaganda yağmuruna tuttu, ordusunu zayıf, liderlerini etkisiz ve yozlaşmış olarak nitelendirdi. 
Iliuk konuya ilişkin şu yorumu yaptı;
“Mesaj, işgalcilere karşı direnişi azaltmayı amaçlasa da Ukrayna’nın meydan okuması karşısında geri tepti. Ukrayna’da Rus propagandası başarısız oluyor. Rus propagandası ve dezenformasyon gerçekten bir tehdit ve çok karmaşık olabilir, ancak her zaman işe yaramıyor. Her zaman bir izleyici bulamıyor.”

Kurbanı suçla
Rusya birçok dezenformasyonu ile, işgali haklı çıkarmaya veya güçleri tarafından gerçekleştirilen zulümler için başkalarını suçlamaya çalışıyor.
Geçtiğimiz yıl Rus askerleri Buça’da sivillere işkence edip infaz ettikten sonra, yanmış cesetler ve yakın mesafeden vurulan insanların görüntüleri dünyayı dehşete düşürdü.
Rus devlet televizyonu, cesetlerin gerçek olmadığını ve yıkımın sahte olduğunu iddia etti.
Ancak AP muhabirleri cesetleri kendileri gördü ve gerçek olduklarını bildirdi.
Rusya başlangıçta, sivil kayıp raporları ortaya çıkana kadar Ukrayna’nın Kramatorsk kasabasındaki bir tren istasyonuna yapılan füze saldırısını kutladı. 
Sivil kayıpların açıklanmasıyla birlikte Rus haber kaynakları füzenin kendilerine ait olmadığı konusunda ısrar etmeye başladı.
Atlantic Council’in Rus dezenformasyonunun izini süren Dijital Adli Tıp Araştırma Laboratuvarı’nda araştırma görevlisi Roman Osadchuk şunları söyledi;
“Sivillerin öldürüldüğü ve yaralandığını fark ettiklerinde, bunun bir Ukrayna füzesi olduğu fikrini yaymaya çalışarak mesajları değiştirdiler.”
Rusya, savaşla ilgili en popüler komplo teorilerinden birinin yayılmasına da yardımcı oldu.
ABD’nin, Ukrayna’da bir dizi gizli biylojik savaş laboratuvarı işlettiği, laboratuvarların Rusya’nın işgalini haklı çıkaracak kadar tehlikeli faaliyetler yaptığı iddia edildi.
Birçok komplo teorisi gibi, bu iddia da bazı gerçeklere dayanıyor.
ABD, Ukrayna’daki biyolojik araştırmaları finanse etti, ancak varlığı bir sır olmayan laboratuvarlar ABD’ye ait değil.
Bu çalışma, ister doğal, ister insan yapımı olsun, ölümcül hastalık salgınları olasılığını azaltmayı amaçlayan Biyolojik Tehdit Azaltma Programı adı verilen bir girişimin parçası. 
ABD’nin eski Sovyetler Birliği’nin kitle imha silahları programını ortadan kaldırma çabaları 1990’lara kadar uzanıyor.

Medya ağı
Avrupa hükümetleri ve ABD merkezli teknoloji şirketleri Kremlin’in propagandalarını durdurmanın yollarını ararken, Rusya mesajını iletmenin yeni yollarını buldu.
Savaşın başlarında Rusya, Rusya yanlısı konuşmaların yanı sıra çatışmayla ilgili yanlış iddiaları yaymak için RT ve Sputnik gibi devlet medya kuruluşlarına büyük ölçüde güvendi.
Facebook ve Twitter gibi platformlar, Rus devlet medyası ve hükümet yetkililerinin hesaplarına ‘devlete bağlı medya kuruluşları ve büyük ölçüde jeopolitik ve diplomasi ile uğraşan resmi hesaplar’ gibi etiketler ekleyerek yanıt verdi. 
Avrupa Birliği (AB), Rus devlet medyasının yasaklanması çağrısında bulunduğunda, YouTube, RT ve Sputnik kanallarını bloke ederek buna yanıt verdi. 
Singapur merkezli Çin şirketinin sahibi olduğu TikTok da aynısını yaptı.
Ardından Rusya, Twitter ve Facebook hesaplarını savaş ve Rus zulmü hakkında yanlış açıklamalar yaymak için kullanan diplomatlarından yararlanmaya başladı.
Birçok platform, diplomatik hesapları sansürleme veya askıya alma konusunda isteksiz ve bu da büyükelçilere ek bir koruma katmanı sağlıyor.
Rusya, devlet medyası susturulduktan sonra sahte sosyal medya hesaplarından oluşan ağların kullanımını genişletti.
Ayrıca, yeniden yayınlamadan önce videolardan RT logosu gibi tanımlayıcı özellikleri kaldırarak, hesaplarındaki yasaklardan da kurtuldu.

İddiaların önüne geçmek
Ukrayna ve müttefikleri, Rusya’nın bir sonraki adımlarını tahmin edip, bunları kamuoyuna açıklayarak bilgi savaşında erken zaferler elde etti.
ABD’li istihbarat yetkilileri, savaştan haftalar önce Rusya’nın işgal için bahane olarak Ukrayna’yı suçlayacağı bir saldırı planladığını öğrendi.
Hükümet, bilgileri saklamak yerine Rusya’nın planlarını bozmak amacıyla bunu yayınladı.
ABD ve müttefikleri, Rusya’nın iddialarını ‘önceden engelleyerek’ dezenformasyonun etkisini hafifletmeye çalıştı.
Bunun ardından Beyaz Saray, Rusya’nın Ukrayna’yı kimyasal veya biyolojik bir saldırıdan sorumlu tutabileceğine dair şüphelerini açıklayarak aynı şeyi yaptı.
Savaş, teknoloji şirketlerini de yeni stratejiler denemeye sevk etti. YouTube’un sahibi Google, Doğu Avrupa’da internet kullanıcılarının savaştan kaçan mülteciler hakkındaki yanlış bilgileri tespit etmesine ve yanlış bilgilendirmeden kaçınmasına yardımcı olmak için tasarlanmış bir pilot program başlattı.
Girişim kapsamında, yanlış bilgiyle insanların nasıl kandırabileceğini öğreten kısa videolar yayınlandı.
Proje o kadar başarılı oldu ki, Google şimdi benzer bir kampanyayı Almanya’da başlatmayı planlıyor.
Ukraynalı dezenformasyon araştırmacısı Iliuk, işgalden bir yıl sonra Rus dezenformasyonunun yarattığı tehlikeler konusunda daha fazla farkındalık olduğuna ve bunun kontrol edilebileceğine dair artan bir iyimserliğe inandığını söyledi.
Iliuk konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Özellikle pencerenizin dışında bomba sesleri duyduğunuzda çok zor. Rusların bu dezenformasyonunun bir tehdit olduğuna dair büyük bir algı oluştu. Bu, kelimenin tam anlamıyla bizi öldürebilecek bir şey” dedi.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.