Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehrinize sahip çıkın, ata yurdunuzu asla kalıcı olarak terk etmeyin

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehrinize sahip çıkın, ata yurdunuzu asla kalıcı olarak terk etmeyin. Yıkılan her konutun daha iyisini, güzelini, güvenlisini, yenisini yapıp vereceğiz." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehrinize sahip çıkın, ata yurdunuzu asla kalıcı olarak terk etmeyin

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden en çok etkilenen illerden birinin Adıyaman olduğunu belirterek, "Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava şartları, hasar gören altyapının getirdiği zorluklar gibi sebeplerle maalesef ilk birkaç gün Adıyaman'da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Bunun için sizden helallik istiyorum." dedi.
Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Altınşehir Konteyner Kenti'nde incelemelerde bulundu, depremzedeleri konteynerlerinde ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Afet Koordinasyon Merkezi'ne geçti, yetkililerden kentteki son durum ve çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, bugün depremin 22. gününde olunduğunu, ülkenin 6 Şubat sabahı yaşadığı felaketten bu yana 10 bin artçı deprem yaşandığını söyledi. Adıyaman'a ve tüm bölgeye geçmiş olsun dileklerini ileten Erdoğan, depremde hayatını kaybedenler için Fatiha Suresi okudu.
Depremden birkaç gün sonra 10 Şubat Cuma günü Adıyaman'a gelerek, çadır kentteki depremzede vatandaşlarla felaketin acısını paylaşmaya çalıştıklarını anımsatan Erdoğan, o günden bugüne Adıyaman'ın çok değiştiğini ifade etti.
Dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde üst üste yaşanan güçlü depremlerin ve artçıların yol açtığı yıkımların en çok etkilediği şehirlerden birisinin de Adıyaman olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava şartları, hasar gören altyapının getirdiği zorluklar gibi sebeplerle maalesef ilk birkaç gün Adıyaman'da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Bunun için sizden helallik istiyorum. Her şeyin farkındayız ve gereğini yaptığımızdan, yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. İlk günlerdeki sıkıntıların aşılmasıyla Adıyamanlı kardeşlerimizi yıkıntıların altında kurtarma ve yardım faaliyetlerini hızlandırdık." diye konuştu.

"62 bin 500 Adıyamanlı vatandaşımız diğer şehirlere tahliye edildi"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanların şehirde görevlendirdiği kamu personeli ve gönüllüler ile arama kurtarma ve yardım çalışmalarını düzene soktuklarını belirtti.
Deprem bölgesinin tamamında 44 bin 374 vatandaşın vefat ettiğini, 115 bini aşkın vatandaşın yaralı olarak yıkıntıların altından kurtarıldığını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Adıyaman'da, çoğunluğu şehir merkezinde olmak üzere, milletvekilimiz Yakup Taş'ın da aralarında bulunduğu 6 bin 13 vatandaşımız hayatını kaybetti, 17 bin 499 vatandaşımız yaralandı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın her birine tekrar Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı, tedavisi süren yaralılarımıza Rabb'imden acil şifalar diliyorum.
Depremin ardından 62 bin 500 Adıyamanlı vatandaşımız yarısı İstanbul'a olmak üzere hava ve kara yoluyla diğer şehirlerimize tahliye edildi. Kendi imkanlarıyla başka yerlere gidenlere de her türlü kolaylığı gösterdik. Şehrimizde arama kurtarma ve yardım çalışmalarında, jandarması, polisi, askeri, sağlıkçısı, gönüllüsü, DSİ ve orman ekipleriyle 23 binin üzerinde personelimiz görev yaptı. Yürütülen çalışmalar için şehrimizde 1500'ün üzerinde iş makinesi görevlendirildi. Depremin ilk anından bugüne kadar kamu personeli, sivil toplum kuruluşu mensubu, gönüllüsü ve yabancı arama kurtarma ekipleriyle insanımızın yanında yer alarak canla başla çalışan herkese şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum."

"70 bin Adıyamanlı kardeşimizden hiçbirinin mağduriyetine izin vermeyeceğiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gönderdikleri ayni ve nakdi yardımın ötesinde gönüllerini açan, dualarıyla destek olan kara gün dostları devlet başkanlarından fertlerine kadar herkese teşekkür etti.
Yaşadıkları zor günlerde samimiyetle yanlarında olan hiç kimseyi unutmayacaklarını, onları kalplerinin ve hafızalarının en mutena yerinde muhafaza edeceklerini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
"Deprem bölgesinin tamamında 185 bin 345 binadaki 553 bin 415 bağımsız bölümün yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu görüldü. Adıyaman'da ise 24 bin 497 binadaki 64 bin 349 bağımsız bölümüm yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi. Arama kurtarma çalışmalarının bitmesiyle enkaz kaldırma işleri hızlandı. Aynı şekilde zarar tespit işlemleri de tamamlanmak üzeredir. İlk günlerden itibaren kurulmaya başlanan çadır kentlerdeki yaklaşık 4 bin 600 çadırda, 14 bine yakın vatandaşımız hayatını sürdürüyor. Ayrıca 44 binden fazla vatandaşımıza da kendi evlerine yakın yerlerde kalabilmeleri için çadır dağıttık. Yurtlarımızda ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarımızda yaklaşık 4 bin kişi barınıyor. Konteyner ve prefabrik yapılardan oluşan geçici barınma merkezlerinin kurulumuna da başladık. Adıyaman'da 16 bine yakın konteyner kurmayı planlıyoruz. İlk konteyner yerleşimlerinin faaliyete geçmeye başladığını görüyoruz. İnşallah kısa sürede isteyen vatandaşlarımızı nispeten daha iyi şartlara sahip konteyner ve prefabrik alanlara kavuşturacağız. Konteyner veya kira yardımı talep eden 70 bin Adıyamanlı kardeşimizden hiçbirinin mağduriyetine izin vermeyeceğiz."

"Ödeme yapılan kişi sayısı 1 milyona yaklaştı"
Kira yardımlarının alt tutarını 2 bin liradan 3 bin liraya çıkardıklarını, ayrıca hiçbir ayrım yapmaksızın herkese 15 bin lira taşınma yardımında bulunduklarını söyleyen Erdoğan, depremde vefat eden vatandaşların yakınlarına acil ihtiyaçları için 100 bin lira verdiklerini hatırlattı.
Felaketten etkilenen vatandaşlara 10'ar bin lira ödeme yaptıklarını, ülke genelinde ödeme yapılan kişi sayısının 1 milyona yaklaştığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Adıyaman'ın çeşitli bölgelerinde açılan sosyal marketler, depremzedelerimizin ihtiyaçlarını karşılamaları için hizmet sunuyor. Yakacak odun ve kömür yardımları sürüyor. Ahırları yıkılan, hayvanları telef olan çiftçilerimizi de unutmuyoruz. Yem desteğinden telef olan hayvanların yerine yenilerinin teminine kadar her konuda çiftçilerimizin yanındayız."



Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Al Jazeera kanalına verdiği röportajda Ortadoğu’da bölgesel paktlar, Suriye, Filistin-İsrail hattı ve İran’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bölgesel güvenlik mimarisinin kapsayıcı olması gerektiğini vurgulayan Fidan, Türkiye’nin ulusal güvenlik hassasiyetlerine de dikkat çekti.

“Kapsayıcı olmayan anlaşmalar bölücü olur”

Ortadoğu’da kurulabilecek bölgesel paktlara ilişkin konuşan Fidan, herhangi bir anlaşmanın dar çerçeveli olmaması gerektiğini belirterek, “Bölgedeki herhangi bir anlaşma daha kapsayıcı olmalı. Aksi halde bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz” dedi.

Başlangıçta sınırlı sayıda ülkeyle işbirliğinin mümkün olabileceğini ifade eden Fidan, “2-3 ülkeyle başlayabilir ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan bir yapıya dönüşürse bu ideal olur” diye konuştu.

Bölgesel güvenlik yapısının önemine dikkat çeken Fidan, “Bir tarafla savaşacaksak bu taraf terörist olmalıdır. Birlikte terörizmle mücadele etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Suriye: Uzlaşıya destek, kırmızı çizgiler vurgusu

Suriye’de olası iç uzlaşı süreçlerine Türkiye’nin yaklaşımını da değerlendiren Fidan, “Prensip gereği, Türkiye olarak taraflar kim olursa olsun bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz” dedi.

Buna karşın Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda kırmızı çizgileri olduğunu belirten Fidan, Şam yönetiminin SDG ile yaptığı anlaşmalarda bu hassasiyetlerin genellikle gözetildiğini söyledi.

Fidan, SDG’nin kontrolündeki bölgelerde Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten unsurlara alan sağlandığını da ifade ederek, bu durumun Ankara açısından ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu vurguladı.

Filistin-İsrail: Sorun İsrail politikalarıyla

Gazze’deki gelişmelere ilişkin Türkiye’nin tutumunu da aktaran Fidan, mevcut barış sürecine insani, askeri ve siyasi anlamda mümkün olan her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduklarını söyledi.
Türkiye’nin İsrail’le bir sorun yaşamadığını belirten Fidan, “Sorunumuz İsrail’le değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla. Özellikle Filistinlilere yönelik tutumları ve son olarak Gazze’deki soykırım” dedi.

İran: Rejim değişikliği dış müdahaleyle olmaz

İran’a yönelik olası bir İsrail saldırısına dair değerlendirmelerde bulunan Fidan, İsrail’in temel hedefinin İran ordusunun bazı kritik kapasitelerini yok etmek olacağını düşündüğünü ifade etti.

Rejim değişikliği tartışmalarına da değinen Fidan, bunun dış askeri müdahaleyle değil, İran halkının iradesiyle ilgili olduğunu belirterek, “İran halkı savaş zamanında ve dışarıdan gelen bir saldırıda, özellikle de bu saldırı İsrail’den geliyorsa, her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, Al Jazeera


Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye’deki gelişmeleri ve hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkesin uygulanmasını yakından izlediğini, SDG’nin anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürdüğünü bildirdi.

Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile perşembe günü Dışişleri Bakanlığı’nda bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler, Suriye ordusu ile SDG arasında 18 Ocak’ta imzalanan ve geçen cumartesi 15 gün süreyle uzatılan ateşkes ile SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ele alındı.

Bakan Fidan ayrıca çarşamba günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye ve Gazze’deki gelişmeler ile bazı bölgesel ve uluslararası meseleleri değerlendirdi.

frgthyu
Suriye’nin Rakka kentinde yaşayanlar, geçen pazar günü Fırat Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüden geçiyor (AP)

Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu, çarşamba günü Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nuruddin en-Nassan ile telefon görüşmesi yaparak Suriye’deki son durumu ele aldı. Görüşmeye ilişkin bilgi, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın “X” hesabından paylaşıldı.

SDG’ye tepki

Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Zeki Aktürk, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirme toplantısında, “Suriye sahasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor, kuvvetlerimizin, personelimizin ve sınırlarımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri alıyoruz” dedi.

Aktürk, 18 Ocak’ta imzalanan ve 15 gün süreyle uzatılan ateşkesin SDG tarafından ihlal edildiğini belirterek, SDG’nin 10 Mart 2025 ve 18 Ocak tarihli anlaşmaları ihlal etmesinin, Suriye’de kalıcı istikrara yönelik kritik bir adım olan entegrasyon sürecini olumsuz etkilediğini ifade etti.

Aktürk, SDG tarafından kazılan tüneller, mağaralar, sığınaklar, mayınlar ve el yapımı patlayıcıların tespit edilerek imha edilmesine yönelik faaliyetlerin sürdüğünü, Türkiye’nin askeri operasyon bölgelerinde SDG’ye ait toplam 753 kilometrelik tünelin imha edildiğini söyledi.

Türkiye’nin yalnızca coğrafi değil stratejik olarak da nüfuzunu artırma, bölgesel caydırıcılığını güçlendirme ve güvenliğine yönelik tehditlerin bulunduğu her yerde gerekli tedbirleri alma konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Aktürk, sahada ve diplomatik alanda etkin ve önleyici bir savunma politikası izleneceğini kaydetti.

fgthy
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (MSB – X)

Aktürk ayrıca, Suriye hükümetinin kuzey Suriye’de kontrol altına aldığı bölgede insani yardımlar için bir koridor açmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Suriye’ye destek

Zeki Aktürk, “Tek devlet, tek ordu” ilkesi doğrultusunda Türkiye’nin, terör örgütlerine karşı mücadelesinde Suriye’ye desteğini sürdüreceğini, savunma kapasitesinin güçlendirilmesine, ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sunacağını söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin teminatı olduğunu vurgulayan Aktürk, ordunun ülkenin varlığına yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı kararlılıkla mücadelesini sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında çarşamba günü yaptığı toplantının ardından yayımladığı bildiride, Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunmasına yönelik çabalara Türkiye’nin güçlü desteğinin devam edeceğini açıkladı.

axsdfrgt
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Ankara’da çarşamba günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Aynı zamanda, Türkiye’nin güney ve güneydoğusunda Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu 16 ildeki baro ve avukat dernekleri, Suriye’nin kuzeyindeki çoğunluğu Kürt olan Ayn el-Arab (Kobani) kentine insani yardım ulaştırılabilmesi için Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması çağrısında bulundu.

Baro ve dernekler, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, Ayn el-Arab’daki insani krizin derinleştiğini, gıda, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimin kısıtlı olduğunu ve sivillerin yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında bulunduğunu ifade etti.

Açıklamada, Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasının ve Kobani’ye insani yardımın engellenmesinin uluslararası insancıl hukuk ve temel insan haklarına aykırı olduğu savunularak, insani yardımların siyasi veya güvenlik gerekçeleriyle engellenemeyeceği vurgulandı.

Baro ve dernekler, krizin daha da derinleşmesini önlemek amacıyla ilgili tüm kurumlara yazılı başvurular yapılacağını ve sürecin hukuki ve insani boyutlarıyla yakından izleneceğini kaydetti.


Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu bölgedeki gerilimin azaltılmasına nasıl destek sağlıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu bölgedeki gerilimin azaltılmasına nasıl destek sağlıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önümüzdeki hafta Suudi Arabistan ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Riyad, Kahire ve Ankara arasındaki üçlü koordinasyonun, ulusların egemenliğini ve istikrarını tehdit eden çeşitli tehlikelerle mücadelede üç ülkenin aktif rollerine olan bağımlılıkla birlikte, bölgedeki krizlerin yatıştırılmasında ne ölçüde olumlu bir etki yaratacağı konusunda soruları gündeme getiriyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı, 3 ve 4 Şubat tarihlerinde Suudi Arabistan ve ardından Mısır'ı ziyaret edecek. Anadolu Ajansına (AA) göre, bu ziyaret sırasında Filistin sorunu ve Suriye'deki gelişmelerin yanı sıra "Ankara ile Riyad ve Kahire arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi" konularına odaklanarak bölgesel meseleleri ele alacak.

Ziyaretin Suudi Arabistan'da düzenlenecek Suudi-Türk İş Forumu ile başlaması ve ardından Mısır'da benzer bir forumun düzenlenmesi planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemci ve uzmanlara göre üç ülke bölgedeki birçok krizin, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki durumun çözümünde büyük etkiye sahip. Suudi Arabistan ve Mısır'ın Arap davalarını destekleme ve bölgedeki birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı bölünme senaryolarıyla mücadele etme vizyonunu benimsediğini ve Türkiye ile koordinasyonun sükunetin yolunu açabileceğini belirttiler.

Erdoğan'ın Kahire ziyareti, Mısır-Türkiye ilişkilerindeki son gelişmeleri yansıtacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Eylül 2014'te Türk Cumhurbaşkanı'nın daveti üzerine Ankara'yı ziyaret etmiş ve bu ziyaret, Erdoğan'ın aynı yılın 14 Şubat'ında Kahire'ye yaptığı ziyarete bir karşılık niteliğinde olmuştu.

O dönemde Mısır Cumhurbaşkanı, bu ziyareti "bölgesel ve uluslararası alanlardaki kilit rolleri temelinde Mısır ve Türkiye arasında yeni bir dostluk ve iş birliği aşamasına başlama arzusunu" yansıttığı şeklinde değerlendirmişti.

Türkiye'de uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı Taha Odeh, "Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye" üçlüsünün "bölgedeki birçok krizin, özellikle de Gazze'deki durumun çözümünde büyük bir etkiye sahip olduğuna" inanıyor. Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasının başlaması ve bölgesel ittifakların yeniden şekillendirilmesine dair görüşmelerin, "özellikle Batı'nın Ortadoğu meselelerindeki varlığının azaldığı bir dönemde, gerilimi azaltmak için üç ülke arasında müzakere ve koordinasyonu gerektiren iki unsur" olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada değerlendirmesine şöyle devam etti: "Bölgedeki çetrefilli sorunlara çözüm bulmak için Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu gereklidir." Ziyaretin, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında bir savunma ittifakı kurulması yönündeki görüşmelerin ardından gerçekleştiğini belirten yetkili, bu adımların "özellikle bölgesel çatışma cephelerinde gerilimi azaltma çabalarını desteklediğini" kaydetti.

Erdoğan, geçen Ekim ayında Gazze için imzalanan Şarm eş-Şeyh barış anlaşmasına katıldı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Erdoğan, geçen Ekim ayında Gazze için imzalanan Şarm eş-Şeyh barış anlaşmasına katıldı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

AA’nın haberine göre Erdoğan'ın görüşmelerinde, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ı kapsayan ortak bir savunma grubunun kurulmasına ilişkin gelişmelerin yanı sıra, "Gazze ve Suriye'nin yeniden inşası mekanizmaları ve istikrarın sağlanmasına yönelik bölgesel girişimler, Dünya Barış Konseyi de dahil olmak üzere" konuları ele alınacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan'ın değerlendirmesine göre ziyaret, önceden yapılan düzenlemelere rağmen önemli bir zamanda gerçekleşiyor. Türk Cumhurbaşkanı'nın turu, "Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye olmak üzere üç bölgesel sütunla koordinasyon gerektiren bir dizi cephede bölgesel gelişmelerle eş zamanlı olarak geliyor."

Hassan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderliğiyle bölgesel konularda, özellikle Gazze'deki durum, ateşkes planının ikinci aşamasının gereklilikleri, Sudan'daki savaşı durdurma yolları, Somali'ye destek ve egemenliğinin korunması, Libya'daki siyasi çözüm ve Suriye'nin birlik ve istikrarının korunması konularında koordinasyon mekanizmalarını görüşecek" dedi ve ayrıca "özellikle ekonomik düzeyde ikili ilişkileri güçlendirecek" değerlendirmesinde bulundu.

Suudi siyasi analist Halid el-Mecarşi, Suudi Arabistan ve Mısır'ın "Ortadoğu'daki istikrarın iki kanadını temsil ettiğini ve son Arap ve İslam krizleri nedeniyle birçok yükü omuzladığını" belirterek, bu aşamanın üç ülke arasında koordinasyon ve iş birliği gerektirdiğini ve "bölgesel krizlerin yatıştırılması ve çözümlenmesinin yolunu açacak bir Arap-İslam ittifakı kurulması gerektiğini" kaydetti.

El Mecarşi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya devam ederek, Riyad ve Kahire'nin "bölgedeki birçok dış emel ile özellikle Sudan, Somali ve Yemen gibi bir dizi Arap ülkesinin karşı karşıya kaldığı bölünme senaryolarıyla mücadele ettiğini" belirtti ve iki ülkenin "Gazze'deki durumdan başlayarak Arap davalarını destekleme vizyonunu benimsediğini, ayrıca bölge ülkelerinin birliğini ve egemenliğini desteklediğini" ifade etti.