Birleşik Krallık’taki terörizmle mücadelenin başarıları başarısızlıkları

Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
TT

Birleşik Krallık’taki terörizmle mücadelenin başarıları başarısızlıkları

Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)
Selman el-Ubeydi’nin gerçekleştirdiği katliam öncesi alınan görüntüsü. (AFP)

İngiltere iç istihbarat teşkilatı MI5 perşembe günü, İngiltere'de Manchester Arena’da gerçekleşen patlamanın kurbanlarının ailelerinden özür diledi. Nitekim soruşturma kapsamında MI5’in eline geçen fırsatı değerlendirmediği, Mayıs 2017'de Libya asıllı genç Selman el-Ubeydi tarafından gerçekleştirilen, 22 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan intihar saldırısını aslında önleyebileceği sonucuna varıldı.
MI5 Başkanı Ken McCallum, arenada konsere katılan çocukların hedef alındığı katliam gerçekleştirilmeden önce, Ubeydi’yi durdurmak için ellerine geçen ‘küçük fırsatı’ yakalayamamalarından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Zira Ubeydi intihar saldırısı gerçekleştirmeden dört gün önce, Libya'dan döndüğü sırada Manchester Havalimanı’nda durdurulmuş olsaydı yahut patlayıcı depoladığı arabasına kadar takip edilseydi güvenlik aygıtının bombalamayı önleyebileceği ortaya çıktı. Nitekim güvenlik servisleri, Ubeydi’nin aşırılık yanlısı bir aileden olduğunu, aşırılık yanlılarıyla temas halinde bulunduğunu, hatta 2011'de Muammer Kaddafi iktidarını deviren devrimde mücadele ettiği bilgisine ulaşmıştı. Arena saldırısını gerçekleştirirken de DEAŞ’tan etkilendiğine inanılıyor.
Manchester intihar bombacısını durdurmadaki başarısızlığın İngiliz güvenlik aygıtının El Kaide ve DEAŞ karşısında kaydettiği tek başarısızlık olmadığı biliniyor. Terörist olduğu bilinen Osman Han (28) hapishanede güvenlik görevlilerini pişman olduğuna inandırıp serbest bırakıldıktan sonra Kasım 2019'da Londra Köprüsü'nde bıçaklı saldırı düzenlemişti. Mahkumların rehabilitasyonu alanında çalışan görevliler Jack Merritt (25) ve Saskia Jones'u (23) bıçaklayarak öldürmüştü. Daha sonra yapılan soruşturmada ortaya çıktığı üzere Han, kendisine yaklaşılmasını önlemek için patlayıcı kemerlere benzer bir kemer takıyordu. Kendisine yaklaşmaya korkan polis, Han’a 20 el ateş etmiş, kurşunlardan sekizi isabet etmemişti.

2017 tarihli Manchester Arena saldırısında yaşamını yitirenler için konan çiçek buketleri. (AFP)
İki yıl önce Londra'da aslında önlenebilecek başka bir terör saldırısı gerçekleşti. 3 Haziran 2017'de Londra Köprüsü'nde ve yakınlarındaki Borough Market'te bir minibüsteki dört teröristin yayalara çarpma ve bıçaklama saldırısında sekiz kişi yaşamını yitirmiş, 48 kişi yaralanmıştı. Ardından ise terör saldırısının ana beyni Huram Şazad’ın (27) 2015'ten beri MI5 ve polis tarafından tanındığı ortaya çıkmıştı. Şazad, saldırıyı gerçekleştirdiği dönemde güvenlik yetkilileri tarafından soruşturmaya tabi tutulmuş ancak acil tehlike teşkil etmediği gerekçesiyle öncelik sırası seviye düşürülmüştü. Saldırıya Şazad’ın yanı sıra aşırılık yanlıları Raşid Rıdvan (30) ve Yusuf Zagba (22) da dahil olmuştu.
Geçtiğimiz yıllarda, failleri cezaevinde kaldıkları yahut aşırılık yanlıları ile bağlantılı oldukları için güvenlik servislerinin ‘radarına’ girenlerin işlediği birçok saldırı kaydedildi. Ancak güvenlik aygıtı, 2005’te İngiltere'de kaydedilen en büyük terör saldırısını engelleyemedi. 7 Temmuz 2005 sabahı dört intihar bombacısı; Muhammed Sıddık Han, Şehzad Tanvir, Cemal Germaine Lindsay ve Hasib Mir Hüseyin, Londra'da üç metro ve bir toplu taşıma otobüsünü hedef aldıkları ölümcül bombalı saldırılar düzenleyerek yüzlerce insanın ölümüne neden oldu. Soruşturmalarda, güvenlik servislerinin ve polisin Muhammed Sıddık Han’ı yıllardır tanıdığı ortaya çıktı. 1993'te West Yorkshire Polisi, Muhammed Sıddık Han’ı bir saldırı düzenlemek suçundan tutuklamış, fotoğrafını çekerek hakkında bir dosya açmıştı. Ancak şahıs herhangi bir suçlama olmaksızın serbest bırakılmış, dosyası MI5 ile paylaşılmamıştı. 2001'de West Yorkshire Polisi, bilinen iki militan tarafından yönetilen bir kampta eğitim gören 40 kişilik bir grubu gözlemlemiş, ilgili video görüntülerinden kampa katılanların tek tek fotoğrafları alınmıştı. Ancak bu kişilerden yalnızca dokuzu teşhis edilebilmişti. Müfettişler, 7 Temmuz saldırılarının ardından bu dosyaya geri dönmüş, Sıddık Han’ın söz konusu kamptaki kursiyerlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Sıddık Han, 14 Nisan 2003'te güvenlik servislerinin iyi değerlendirmediği bir fırsatı yeniden yakalamıştı. İstihbarat ajanları, aşırılık yanlısı olarak tanımlanan bir kişinin Sıddık Han’ın adına kayıtlı bir arabaya bindiğini gözlemledi. İki adam arasındaki iletişim sadece birkaç dakika sürdü. Güvenlik servisleri ise Han’ın bir komploya karışmış olabileceğini tahmin etmedi.
Güvenlik servisleri, Şehzad Tanvir’in 1995 yılında hırsızlık suçundan tutuklandığı bilgisine vâkıftı. 2004 yılında kendisini yeniden tutuklayan polis, yalnızca uyarıda bulunmakla yetinmişti. Cemal Germaine Lindsay ise kendi adına kayıtlı bir araba ile bir soygun mahallinden kaçtıktan sonra polis tarafından şüpheli olarak sınıflandırılmıştı. 7 Temmuz saldırıları ardından müfettişler, MI5'in geçmiş kayıtlarındaki bir cep telefonu numarasının aslında Lindsey'e ait olduğunu keşfetti. Dolayısıyla numara aslında istihbaratın izleme kapsamına giriyordu. Hasib Mir Hüseyin de Ekim 2004’te yankesicilik suçundan tutuklanmış, polis tarafından yalnızca uyarı almıştı.
Güvenlik servisleri, 7 Temmuz 2005 saldırısının yalnızca iki hafta ardından kaydedilen başka bir saldırıyı da önleyemedi. 21 Temmuz sabahı dört kişi, Londra'daki üç tren istasyonunda ve bir otobüste içinde patlayıcı bulunan torbaları patlattı. Ancak patlayıcı maddelerin bileşimindeki bir hata dolayısıyla patlama gerçekleşmedi. Eş zamanlı olarak beşinci bir bombalamanın da gerçekleşmesi planlanıyordu. Ancak bombacının çantasından kurtulduğu, onu patlatmaya çalışmadığı kaydedildi. Bir metroda patlayıcı kemerini patlatmak üzere olduğu düşünülerek Brezilyalı bir gencin güvenlik güçleri tarafından yanlışlıkla öldürüldüğü bir kovalamaca sonrasında söz konusu olaylarla ilişkili beş kişi tutuklandı.
Güvenlik Servisi tarafından 1998-1999 yılı için yayınlanan yıllık rapora göre MI5, ABD'nin Tiran'daki (Arnavutluk) büyükelçiliğini bombalama planını bozdu. Aksi takdirde Nairobi ve Darüsselam’daki büyükelçiliklerde düzenlenen bombalamalara benzer olaylar kaydedilecekti. Temmuz 2000'de güvenlik servisinin büyük operasyonu kapsamında İngiltere'de İslamcı militanların ilk bomba atölyesi ortaya çıkarıldı. 11 Eylül 2001'de ABD’deki saldırılardan üç ay önce MI5, El Kaide'nin biyolojik silah yapımında kullanmak üzere İngiltere'den patojenler elde etme girişimini engelledi. Ancak güvenlik aygıtı, yaptıklarının önemini bir sonraki aşamaya kadar kavrayamadı.
11 Eylül Saldırıları’nın ardından, güvenlik servisinin 2003 baharında başlattığı Crevice Operasyonu, İslamcı militanlar tarafından İngiliz topraklarında düzenlenen ilk bomba planını ortaya çıkardı. Operasyonda Londra'da ve Luton şehrinde faaliyet gösteren bir grup aşırılık yanlısına odaklanıldı. Bu kapsamda gece kulüpleri, barlar ve marketlere ağır kayıplar vermek amacıyla düzenlenmesi planlanan geniş çaplı bir saldırı planı engellendi. Komploya karışanların tümü, olası bir saldırı öncesinde, Mart 2004'te tutuklandı.
2004’te başlatılan Ryhme Operasyonu’nda ise daha büyük bir saldırı olacağı öngörüldü. Operasyon kapsamında, 11 Eylül Saldırıları’nın mimarı olarak adlandırılan Halid Şeyh Muhammed tarafından İngiltere'deki saldırılara liderlik etmesi için kişisel olarak seçilen, İslam'a geçen bir Hindu olan Dhiren Barot liderliğindeki bir komplo başarıyla engellendi. Güvenlik servisinin aktardığına göre, otoparklara ve tren istasyonlarına saldırmayı planlayan Barot, planladığı gibi bombayı patlatamadı.
2006’da o güne kadar düzenlenmiş en kapsamlı operasyon sayılan Overt Operasyonu kapsamında güvenlik aygıtı ve polis, failler başarılı olsaydı felaketin meydana geleceği gerçek bir felaketi önledi. El Kaide'nin arkasında olduğu plan kapsamında, Londra'daki Heathrow Havalimanı'ndan Kuzey Amerika'ya giden yedi uçuşa intihar bombacılarının yerleştirilmesi öngörülmüştü.



ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı
TT

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD güvenlik birimleri silahlı saldırganın Trump ve yönetimini hedef aldığını değerlendiriliyor… Görüşmelerin iptali sonrası İran’la anlaşma umutları zayıfladı

ABD’de Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, güvenlik birimlerinin Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinin düzenlendiği otelde ateş açan saldırganın ABD Başkanı Donald Trump ile yönetimden bazı üst düzey yetkilileri hedef almayı planladığını belirtti. Olayın İran’la bağlantılı olup olmadığı ise henüz netlik kazanmadı.

Öte yandan, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı bağlamında diplomatik bir ilerleme sağlanmasına yönelik umutlar da zayıfladı. Tarafların müzakere koşullarını yumuşatma konusunda istekli görünmemesi nedeniyle, görüşmelerin yeniden canlandırılmasına yönelik çabaların tıkandığı ifade ediliyor. Pakistan hükümetinden kaynaklara göre, ABD güçleri başkent İslamabad’dan bazı güvenlik ekipmanlarını geri çekti. Bu durum, ABD heyetinin yakın zamanda yeniden görüşmeler için bölgeye dönmesinin düşük bir ihtimal olduğuna işaret ediyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde silahlı saldırı düzenlemekle suçlanan kişinin, olaydan dakikalar önce ailesine gönderdiği mesajlarda kendisini “Dostane Federal Suikastçı” olarak tanımladığı ve Trump yönetimi politikalarına sert şekilde karşı çıktığı ortaya çıktı. Güvenlik yetkililerine göre bu yazışmalar saldırının siyasi motivasyonlu olduğuna dair güçlü işaretler içeriyor.

Washington Hilton’da silah seslerinin duyulmasından kısa süre önce gönderilen mesajlarda, ABD Başkanı Donald Trump’a doğrudan isim vermeden sık sık atıfta bulunulduğu ve yönetimin çeşitli uygulamalarına yönelik şikâyetlerin dile getirildiği belirtildi. Yetkili, bu şikâyetler arasında ABD’nin Doğu Pasifik’te uyuşturucu kaçakçılığı yapan teknelere yönelik operasyonlarının da yer aldığını ifade etti.

Soruşturmacılar, söz konusu yazışmaların yanı sıra şüphelinin sosyal medya paylaşımları ve aile üyeleriyle yapılan görüşmeleri, zanlının zihniyeti ve olası motivasyonlarına dair en somut kanıtlar arasında değerlendiriyor.

Yetkililer ayrıca, şüpheliyle bağlantılı çok sayıda Trump karşıtı sosyal medya paylaşımına ulaşıldığını açıkladı. Şüpheli, 31 yaşındaki Kaliforniya sakini Cole Tomas Allen olarak tanımlanırken, etkinlikteki güvenlik noktasını aşmaya çalışırken birden fazla silahla yakalandığı bildirildi.

Yetkilinin verdiği bilgiye göre Allen’ın kardeşi, söz konusu yazıları aldıktan sonra Connecticut eyaletinin New London kentinde polise başvurdu. Polis sözcüsü, bu bilginin ardından federal kolluk kuvvetleriyle temasa geçildiğini söyledi.

Federal ajanların Maryland’de yaşayan kız kardeşiyle de görüştüğü ve kardeşin, Allen’ın Kaliforniya’daki bir silah mağazasından yasal olarak birkaç silah satın aldığını, bunları ailelerinin Torrance’taki evinde onların bilgisi dışında sakladığını anlattığı aktarıldı. Kız kardeşi ayrıca Allen’ın zaman zaman radikal söylemlerde bulunduğunu belirtti.

Yetkililer, Allen’ın Ekim 2023’te .38 kalibrelik yarı otomatik tabanca, iki yıl sonra ise 12 kalibrelik bir pompalı tüfek satın aldığını ifade etti.

Soruşturma kapsamında, Allen’ın hedeflerinin ne kadar spesifik olduğu henüz netlik kazanmadı. Yetkililer, şüphelinin öfkesinin doğrudan Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’e mi yöneldiğini yoksa daha geniş kapsamlı bir yönetim karşıtlığını mı yansıttığını araştırıyor.


İran ve ABD ablukaları arasında Hürmüz Boğazı

Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
TT

İran ve ABD ablukaları arasında Hürmüz Boğazı

Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)
Körfez, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki deniz trafiğini gösteren bir hava fotoğrafı (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth cuma sabahı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukayı ‘gerektiği sürece’ sürdüreceğini bildirdi. Bir gün önce ise üst düzey bir İranlı yetkili sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, savaşçılarının boğaz içindeki deniz mağaralarında saklandığını ve ‘saldırganları yok etmeye’ hazır olduklarını duyurdu.

ABD ile İran, ateşkes üzerinde anlaşmalarının ardından Hürmüz Boğazı’nda kontrol sağlama çabalarını artırdı. İran, yalnızca İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından izin verilen gemilerin geçişine müsaade edileceğini belirtirken, ABD Donanması İran limanlarından gelen ya da bu limanlara giden tüm gemilere müdahale ettiğini açıkladı.

Özetle, Hürmüz Boğazı gibi hayati öneme sahip bir deniz yolunda kimin kontrolü elinde tuttuğunu kesin olarak belirlemek mümkün görünmüyor. Ancak kesin olan şu ki, boğazın geleceği yalnızca ABD ile İran arasındaki çatışmanın çözümü açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomi için de kritik bir mesele haline gelmiş durumda. Bu dar su yolunda yaşananlara dair bilinenler ise şöyle:

Gemilerin çoğu hareket etmiyor

İran güçleri çarşamba günü Hürmüz Boğazı yakınlarında iki yük gemisine el koyduklarını açıkladı. ABD ordusu ise cuma günü yaptığı açıklamada, İran limanlarına yönelik ablukanın başlamasından bu yana 34 geminin durdurularak yönünün değiştirildiğini bildirdi.

Nakliye şirketleri ve onlara bağlı sigorta kuruluşları, İran’ın ana deniz yollarına mayın döşemiş olabileceğinden ve ticari gemilere saldırı düzenleyebileceğinden endişe ediyor. Bu durum, Arap Körfezi içinde mahsur kalan yüzlerce geminin büyük bölümünü bölgeden ayrılma girişiminden caydırmış durumda.

sdvfdvbf
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Piyadeleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiye baskın düzenledi. (AFP)

Buna rağmen İran, kendi gemileri de dahil olmak üzere bazı gemilerin, kıyılarına yakın bir güzergâhı kullanarak Hürmüz Boğazı üzerinden geçişine izin verdi; bu rotanın İran limanlarında duraklamayı da içerebileceği belirtiliyor. Küresel gemi takip şirketi Kpler verilerine göre, 7 Nisan’da ilan edilen ateşkesten bu yana en az 150 gemi boğazdan geçti.

Bununla birlikte, boğazdaki günlük trafik hacmi savaş öncesi seviyelerin oldukça altında kalmaya devam ediyor. Normal koşullarda, dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri ve önemli miktarda doğal gaz tankerler aracılığıyla bu dar geçitten taşınıyordu. Ancak bölgedeki gerilim, küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açarken petrol fiyatları yeniden varil başına 100 dolar seviyesine yaklaştı.

Kpler verileri, çarşamba ile perşembe günleri arasında 17 geminin bu su yolundan geçtiğini ortaya koydu.

İran ticaretin büyük bir kısmını engelleyebilir

İsrail ile ABD’nin çatışmanın erken aşamalarında düzenlediği saldırılar sonucu İran donanmasının önemli bir bölümü imha edilmiş olsa da, DMO küçük ve hızlı botlar konuşlandırmayı sürdürüyor. ‘Sivrisinek filosu’ olarak bilinen bu güç, çoğunlukla füze ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak gemi trafiğini taciz etmek üzere tasarlandı.

İranlı yetkililer ayrıca, savaş öncesinde gemi geçişi için belirlenmiş iki ana koridorun bulunduğu Hürmüz Boğazı içinde deniz mayınları döşediklerini açıkladı. Bu durum, gemileri İran kıyılarına daha yakın ve dolayısıyla İran güçlerinin daha kolay kontrol edebileceği bir rotayı kullanmaya zorladı.

Tahran yönetimi son dönemde bu su yolundan geçişe ilişkin yeni kurallar da getirdi. Buna göre, önceden belirlenmiş rotalar için izin alınması zorunlu hale gelirken, İranlı yetkililer boğazdan geçmek isteyen gemilerden ücret alınmasını öngören yasa tekliflerini de parlamentoya sundu.

ABD Donanması’nın gözünden hiçbir şey kaçmaz

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan donanmasının ablukayı İran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varılana kadar sürdüreceğini açıkladı. İran ise görüşmelere yeniden başlamanın şartı olarak ablukanın kaldırılmasını öne sürüyor.

Güçlü hava desteği ile Umman Denizi ve Arap Denizi’nde devriye gezen savaş gemilerinden oluşan bir filonun desteğiyle ABD Donanması, İran limanlarından çıkan ticari gemileri takip ediyor; geçişi başaran gemilerle karşı karşıya gelerek onları geri dönmeye zorluyor ya da gemiye çıkma riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

bfrbg
İki adet AH-64 Apache tipi Amerikan saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)

Hegseth cuma günü yaptığı açıklamada, 34 geminin durdurularak geri gönderildiğini bildirdi. Ayrıca İran bayrağı taşıyan Tosca adlı yük gemisinin, pazar günü ablukayı aşmaya çalıştığı sırada donanma ateşiyle etkisiz hale getirildiği ve 19 Nisan’da Arap Denizi’nde mürettebatıyla birlikte alıkonulduğu belirtildi. İran, gemiye el konulmasını ‘korsanlık’ olarak nitelendirerek kınadı.

ABD ordusu, hiçbir İran gemisinin ablukayı aşamadığını savunsa da, Lloyd’s List analistleri, 13 Nisan 2026’dan bu yana İran bağlantılı en az yedi geminin Hürmüz Boğazı ve daha geniş çaplı ablukayı aşmayı başardığını ifade ediyor.

Bazı gemilerin, menşe veya varış noktası bilgilerini sahte şekilde girerek ve kendilerini başka bir gemi gibi göstererek ablukayı atlattığı belirtiliyor. Ayrıca gemilerin, konumlarını ileten cihazlarını geçici olarak kapatarak bir noktada kaybolup başka bir yerde yeniden ortaya çıkmış gibi görünebildikleri kaydediliyor.


Körfez’deki ortaklar: Kalıcı bir İran uzlaşısında vazgeçilmez bir dayanak

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
TT

Körfez’deki ortaklar: Kalıcı bir İran uzlaşısında vazgeçilmez bir dayanak

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle (AFP)

Brian Katulis

Bu haftanın başlarında, ABD Başkanı Donald Trump, İran ile kırılgan ateşkesi pekiştirmek için, daha önce belirlemiş olduğu iki haftalık süreyi uzatarak, İran liderlerine Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde daha tutarlı bir pozisyon sunmaları için daha fazla zaman tanıdı.

Bu uzatmayı duyurduktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri, izlenecek yol konusunda karışık sinyaller göndermeye devam etti. Trump'ın uzatmayı duyurduğu haftanın içinde, İran yakınlarındaki sulara ek bir askeri güç, üçüncü bir uçak gemisi grubu geldi. Aynı zamanda Trump, İran liderliği ile “en iyi anlaşmaya” varma arzusunu yineledi.

Başkan Trump'ın ikinci döneminde, Washington'un İran'a yönelik politikası, “maksimum baskı” yaklaşımından büyük ölçüde stratejik belirsizliğin damga vurduğu “belirsizlikte zirve” yaklaşımına doğru kaydı. Eski Çinli askeri stratejist ve filozof Sun Tzu, geçmişte yetenekli bir komutanın, rakibine karşı savaşmadan zafer kazanan kişi olduğunu yazmıştı. Görünüşe göre Trump'ın diplomasiye olan meyli, bu aşamada sınırlı da olsa, askeri tırmandırma seçeneğine göre giderek daha fazla zemin kazanıyor.

İran meselesiyle ilgili paralel bir gelişme olarak, İsrail ve Lübnan arasındaki görüşmeler bu hafta Dışişleri Bakanlığı'ndan Beyaz Saray'a taşındı ve bu adım Trump'ın iki ülke arasındaki ateşkesin üç hafta daha uzatılacağını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi.

Ancak Trump'ın çeşitli cephelerdeki değişken pozisyonları, hem Lübnan hem de İran ile diplomatik seçeneğe bağlı kalıp kalmayacağı veya bu yaklaşımlar kısa sürede sonuç vermezse gerilimi yeniden yükseltip yükseltmeyeceği konusunda bir sonuca varmayı erken hale getiriyor.

Arap ortakların İran diplomasisinde neden daha güçlü bir role ihtiyacı var?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump diplomatik sürece güvenmeye devam ederse, bu denklemde önemli bir unsur halen eksik, o da İran ile başa çıkmada nihai stratejik hedefin hatlarını belirlemek için ABD'nin özellikle Körfez'deki Arap ortaklarıyla tutarlı ve düzenli bir şekilde etkileşimde bulunması. Washington bu ülkelerle koordinasyon sağladı, ancak bu koordinasyon öncelikle İran saldırılarına karşı savunma önlemlerini uyumlu hale getirmeye odaklandı.

Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler

 Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, son yıllarda Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin bu alandaki deneyimlerine rağmen, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler. Zira İran saldırıları bu ülkelere maddi zarar verdi ve aynı zamanda bu tür bir arabuluculuk çabasının dayandığı güven düzeyini de zayıflattı.

Son iki yılda, ABD'nin bölgesel ortakları askeri ve güvenlik alanlarında önemli bir çarpan etkisi yarattı. 2024'te İran ile yaşanan iki gerilim turundan, geçen yılki 12 günlük savaş ve mevcut çatışmaya kadar, Amerika Birleşik Devletleri çok çeşitli askeri ortaklarla yakın koordinasyon içinde çalıştı.

sdvf
Katar'ın Doha şehrinde İsrail saldırısını görüşmek üzere düzenlenen acil Arap-İslam zirvesine katılan liderler ve devlet başkanlarının grup fotoğrafı, 15 Eylül 2025 (Reuters)

Körfez ülkeleri, coğrafi konumları nedeniyle savaşta önemli kayıplar yaşadı. BAE gibi bazı ülkeler altyapılarına kadar uzanan zararlar görürken, bölgedeki tüm ülkeler savaş ve İran ile ABD'nin ikili ablukası altındaki Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam etmesi nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödemeye devam ediyor. Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti.

Başlıca sorun olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran'ın nükleer maddelerinin güvence altına alınması gibi konuları ele almak için gereken acil diplomasi, büyük ölçüde bu çatışmanın üç ana tarafının ikisine, yani Amerika Birleşik Devletleri ve İran'a bağlı kalacaktır. Ancak yakın geleceğin ötesinde, İran ile kalıcı bir uzlaşı için ABD'nin Arap ortaklarının katılımı şart olacaktır.

Trump'ın en önemli başarısı, büyük ölçüde bu Arap devletleriyle yakın koordinasyonu sayesinde, Ekim 2025'te Gazze'de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıydı. Bu diplomasi, daha sonra “Barış Kurulu” olarak adlandırılan, ama Gazze'deki Filistinlilere henüz önemli kazanımlar sunmayan bir girişimin temelini atmaya yardımcı oldu. Trump yönetimi şimdi, İran dosyasında önümüzdeki birçok meydan okumanın üstesinden gelmek için Mısır ve Ürdün'ün yanı sıra önemli Körfez ortaklarını da içeren gayri resmi, daha küçük veya çok taraflı bir diplomatik çerçeve oluşturmaya çalışmalı.

Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti. Buna ek olarak, tüm Körfez devletlerinin bu savaştan önce İran ile ilişkileri vardı. Suudi Arabistan ve İran'ın, bölgede yapılan bir dizi görüşme ve Çin'in ev sahipliğinde düzenlenen görüşmelerin ardından Mart 2023'te diplomatik ilişkilerini yeniden kurduğunu hatırlatmakta fayda var. Eylül 2025'te, İsrail'in Hamas ile ateşkes görüşmeleri sırasında Doha'ya saldırmasının ardından İran, Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katıldı. Bu zirve büyük ölçüde sembolik bir dayanışma gösterisiydi ve ileriye dönük pratik önlemler sunmadı, ancak İran ile Arap komşuları arasındaki diyalog kanallarının bu savaşın öncesine kadar açık kaldığını gösterdi.

2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi

dsvf
 Vance, Kushner ve Witkoff'un da hazır bulunduğu, ilk tur görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor, 12 Nisan 2026 (AFP)

Geçmişte, önceki ABD yönetimleri, İran ile yapılan görüşmelere Ortadoğulu ortaklarını doğrudan dahil etmekten büyük ölçüde kaçınmıştı. Onları dahil etmenin, esas olarak P5+1 çerçevesinde ve büyük güçlerin katılımıyla yürütülen nükleer müzakereleri karmaşıklaştırıp zorlaştırmasından  korkuyorlardı. Ancak, 2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi.

Bu acil kriz yatıştıktan sonra İran'da ortaya çıkacak herhangi bir yeni gerçeklik ile bölge ülkeleri yaşayacaktır. Bu nedenle, Washington'un uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı bir dönemde, onlara masada bir sandalye vermek, İran ile daha istikrarlı ve kalıcı bir uzlaşının taşlarını döşemeye yardımcı olabilir.