Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşmasının, iki tarafın meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesi olduğunu söyledi.
Suudi Bakan aynı zamanda söz konusu anlaşmanın ‘iki ülke arasındaki öne çıkan tüm ihtilafların çözüme kavuşturulması anlamına gelmediğini’ vurguladı.
Riyad ve Tahran, geçtiğimiz Cuma günü Pekin’de, 2016’dan bu yana kopan ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri iki ay içinde yeniden açma konusunda anlaştı.
Suudi bakan, anlaşma duyurusundan bu yana ilk röportajını ​​Şarku’l Avsat’a verdi.
Üzerinde anlaşmaya varılan hususlara dayanarak, İranlı mevkidaşı ile yakında görüşmeyi dört gözle beklediğini söyleyen Prens Faysal, “Önümüzdeki iki ay içinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanıyoruz ve gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız normal” dedi.
Son zamanlarda Kiev ve Moskova’ya yaptığı ziyaretler ve Ukrayna-Rusya savaşını durdurmak için Suudi Arabistan’ın arabuluculuğundan bahseden Prens Faysal, “Suudi Arabistan, krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi işler yapmaya ve birlikte çalışmaya hazır” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni şöyle;

-Suudi Arabistan ve İran’ın en fazla iki ay içinde diplomatik ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri yeniden açmayı içeren bir anlaşmaya vardıklarını açıkladıktan sonra, böyle bir anlaşmada Suudi Arabistan’ın doğrudan çıkarı nedir? Anlaşma, bölgede siyasi ve ekonomik düzeyler ve bölgedeki sorunlu konularda yeni bir sayfanın açılışı anlamına mı geliyor?
Uluslararası ilişkilerde ilke, devletler arasında diplomatik ilişkilerin varlığıdır. Bu, ortak dini, kültürel, tarihi ve medeniyet bağını paylaşan Suudi Arabistan ve İran büyüklüğündeki iki komşu ülke örneğinde pekişmektedir. Bu anlaşma, Çin’in himayesi ve arabuluculuğu altında, son iki yılda hem Irak, hem de Umman’da yapılan birkaç tur görüşmeden sonra yapıldı. Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın geliştirilmesindeki rolü ve sorumluluğunun bilincinde olarak, sükunet ve gerilimi azaltma yolunda ilerlemeye devam ediyor.
Siyasi ilişkilerin yeniden başlamasına vesile olacak bu anlaşmaya varmamız, iki ülke arasındaki tüm önemli ihtilafların çözüme kavuşturulduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade, barışçıl yollarla ve diplomatik araçlarla iletişim ve diyalog yoluyla çözme konusundaki ortak arzumuzun kanıtıdır.
Suudi Arabistan olarak, İran ile yeni bir sayfa açmayı, sadece ülkemizde değil, tüm bölgede güvenlik ve istikrarın sağlamlaştırılmasına, kalkınma ve refahın ilerlemesine olumlu yansıyacak işbirliği ufkunu genişletmeyi umuyoruz.

-Anlaşmayı etkinleştirmek ve büyükelçi atamalarını ayarlamak için İran dışişleri bakanıyla bir sonraki görüşmenizi ne zaman yapacaksınız? Sizi yakında Tahran’da görebilir miyiz?
Üzerinde mutabık kalınan hususlar temelinde yakında İran dışişleri bakanıyla görüşmeyi dört gözle bekliyorum. Önümüzdeki iki ay boyunca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanacağız. Gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız da normaldir.

-Pekin ile imzalanan üçlü bildiride, Riyad ve Tahran’ın ‘devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine karışmama’ konusunu onaylamasına rağmen, ABD İran’ın bu konudaki kararlılığını sorguladı. Anlaşma birbirinin içişlerine karışmama şartlarını içeriyor mu ve İran’ın bu maddeye saygı duyacağını düşünüyor musunuz?
İran ile yeni bir sayfa açmanın en önemli şartlarından biri, iki taraf arasında varılan anlaşmaya ve Suudi Arabistan-İran-Çin ortak açıklamasının içeriğine bağlı kalmaktır. Kuşkusuz iki ülke ve bölgemizin çıkarı, halkımız ve bölgemizin genç kuşaklarının güvenlik, istikrar ve refahın hakim olduğu daha iyi bir gelecek umutlarına ulaşılmasına yol açacak şekilde ortak iş birliği ve koordinasyon yollarını harekete geçirmek ve hegemonik kaygılar yerine kalkınma önceliklerine odaklanmaktır. İran’ın da bizimle aynı hedefleri ve özlemleri paylaşacağını umuyor ve bunu başarmak için birlikte çalışmayı dört gözle bekliyoruz.

-İran, nükleer müzakerelerin çökmesiyle başlayan ve birbiri ardına krizlere yol açan iç koşulların yanı sıra bir takım acil ekonomik ve sosyal kaygılarla biten uzun bir süreçte birden fazla krizle karşı karşıya kaldı. Ancak bazıları, özellikle Batı’da, bu yeni anlaşmanın kritik bir zamanda İran rejimi için bir can simidi olabileceğine inanıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İran’ın iç meselesi olduğu için soruda ortaya atılanların çoğundan bahsetmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, İran istikrarı ve gelişimi, bölgenin istikrarı ve kalkınmasının çıkarına olan bir komşu ülkedir. Biz Suudi Arabistan’da ona iyilikten başka bir şey dilemiyoruz.
İran’ın nükleer yeteneklerini geliştirmeye devam etmesine gelince, bu şüphesiz bizi endişelendiriyor ve Körfez bölgesi ile Ortadoğu’nun kitle imha silahlarından arındırılmasına yönelik çağrımızı yineliyoruz.
İran’ı nükleer yükümlülüklerine uymaya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini yoğunlaştırmaya çağırıyoruz ve bunu sağlamak için müttefiklerimiz ve dostlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.

-Çin, bölgesel krizlerin çözümüne yönelik girişimlere diplomatik ağırlığını koymaya alışkın değil. Buradaki soru şu; Neden başka bir ülke değil de özellikle Çin arabuluculuk yaptı?
Ortak açıklamada belirtildiği üzere Suudi Arabistan, dost Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortaya koyduğu girişimi memnuniyetle karşıladı. Ben de İran tarafıyla iki yıldır devam eden müzakerelerin bir uzantısı ve devamı olarak etkileşime geçtim. Çin’in her iki tarafla da olumlu ilişkilere sahip olduğu bir sır değil, bu da bakış açılarını yakınlaştırmaya ve Suudi Arabistan’ın meşru kaygılarını vurgulamaya katkıda bulundu.
Çin’in anlaşmaya sponsorluğunun bölgemizde bir arada yaşama, ortak güvenlik ve ülkeler arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz. Üç ülkenin barış, güvenlik ve istikrarın hakim olduğu bir bölgesel ortamın yaratılmasında ortak çıkarları var.

-Ukrayna ihtilafını sona erdirmek için Moskova’da bir girişimde bulundunuz. Oradaki diplomatik çabalarınıza, özellikle ilgili tarafların Suudi Arabistan’ın herhangi bir rolünü ne ölçüde kabul ettiğine ve bu alanda ilerleme kaydedip kaydetmediğinize daha fazla ışık tutabilir misiniz? Bu konuda başarıya ulaşma anlamında iyimser misiniz?
Krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi ilişkiler kurmaya ve çalışmaya hazırdık ve hala hazırız. Başbakan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın çabalarıyla, iki taraf arasında bir esir takası anlaşması başarıyla tamamlandı ve bu on ülke vatandaşlarının ülkelerine geri dönmesiyle sonuçlandı.
Suudi Arabistan, savaşın devam etmesi nedeniyle gerekli acil insani ihtiyaçları karşılamanın önemini vurgulamaya odaklandı ve Ukrayna’ya insani yardımımız oldu. Mevcut durum, her iki taraf ve uluslararası toplumun geri kalanının, her iki ülkeye ve Avrupa’nın güvenliğine zarar veren ve uluslararası işbirliği seviyesini zayıflatan bu tehlikeli gerginliği durdurmasını gerektiriyor.



Suudi Arabistan’dan BM Güvenlik Konseyi’ne ‘boğazların askerileştirilmesine’ karşı kararlı tutum çağrısı

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Dr. Abdülaziz el-Vasıl (SPA)
Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Dr. Abdülaziz el-Vasıl (SPA)
TT

Suudi Arabistan’dan BM Güvenlik Konseyi’ne ‘boğazların askerileştirilmesine’ karşı kararlı tutum çağrısı

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Dr. Abdülaziz el-Vasıl (SPA)
Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Dr. Abdülaziz el-Vasıl (SPA)

Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden “boğazların askerileştirilmesine” ve deniz ulaşım yollarının güvenliğinin tehdit edilmesine karşı kararlı bir tutum almasını istedi. Riyad, Husilerin Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşımına yönelik tehditlerinin etkilerinin bölgeyi aşarak uluslararası ticareti, tedarik zincirlerini ve küresel ekonomiyi tehdit ettiği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Abdülaziz el-Vasıl, Yemen’deki gelişmeler ile Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de deniz ulaşımına yönelik tehditlerin ele alındığı Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, deniz ulaşım yollarının korunması ve seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınmasının uluslararası ortak sorumluluk olduğunu belirtti. El-Vasıl, bunun uluslararası hukuka ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarına bağlılığı gerektirdiğini ifade etti.

El-Vasıl, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ile ticari gemileri ve deniz ulaşım yollarını hedef almasını kınarken, ülkesinin ulusal güvenliğini korumak için gerekli gördüğü adımları atma hakkını saklı tuttuğunu vurguladı.

Suudi yetkili, uluslararası toplumun deniz ulaşım yollarının güvenliği konusunda sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini belirterek bunun uluslararası ticaretin ve tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlaması, bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı koruması gerektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın, bölgede kritik öneme sahip deniz ulaşım yollarının karşı karşıya bulunduğu tehditler kapsamında deniz güvenliğini güçlendirmek ve seyrüsefer özgürlüğünü korumak amacıyla “Çok Uluslu Deniz Savunma İttifakı”nı kurduğuna dikkat çeken el-Vasıl, ittifakın bu hedeflere hizmet ettiğini belirtti.

Yemen’de siyasi çözüm vurgusu

Yemen konusunda ise el-Vasıl, Suudi Arabistan’ın barışın sağlanması için uygun koşulların oluşturulmasına yönelik çabalarını sürekli sürdürdüğünü belirtti. Suudi temsilci, Husilerin Yemenlilerin çektiği sıkıntıları hafifletecek herhangi bir uzlaşmayı reddettiğini söyledi.

El-Vasıl, ülkesinin gerilimin düşürülmesini ve Yemen krizine kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulunmasını desteklediğini yineledi. Suudi Arabistan’ın Yemen’in birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne bağlılığını da vurguladı.

Suudi Arabistan’ın bu uyarıları, Babu’l Mendeb çevresinde gerilimin giderek arttığı bir dönemde geldi. Birleşmiş Milletler de Güvenlik Konseyi oturumunda boğaz çevresindeki güvenlik dalgalanmalarının arttığı uyarısında bulunarak Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda seyrüsefer hakları ile özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini bildirdi.


Suudi hava savunması, Mekke hava sahasına girmeye çalışan İHA’yı önledi

Tümgeneral Turki el-Maliki, Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü (Şarku’l Avsat)
Tümgeneral Turki el-Maliki, Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi hava savunması, Mekke hava sahasına girmeye çalışan İHA’yı önledi

Tümgeneral Turki el-Maliki, Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü (Şarku’l Avsat)
Tümgeneral Turki el-Maliki, Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, dün (Salı) akşam Husiler tarafından fırlatılan bir düşman insansız hava aracını, Mekke’nin hava sahasına girmeden etkisiz hale getirdi. İHA, Mekke’nin güneyinde imha edildi.

Yemen’deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki yaptığı açıklamada, 15 Eylül 2026 Salı günü saat 18.50’de Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri’nin, Husi milisleri tarafından fırlatılan bir düşman İHA’sını Mekke’nin “kutsal bölge” olarak belirlenen hava sahasına girmeden önce tespit ederek imha ettiğini bildirdi. Maliki, İHA’nın Mekke’nin güneyinde etkisiz hale getirildiğini belirtti.

Maliki, söz konusu saldırı girişiminin Mekke’yi hedef almaya yönelik ikinci girişim olduğunu söyledi. İlk girişimin 27 Temmuz 2017’de balistik füze fırlatılmasıyla gerçekleştirildiğini belirten Maliki, bunun vahyin indiği, mesajın yayıldığı ve dünyanın dört bir yanından milyonlarca Müslümanın kalbinin attığı kutsal toprakları hedef almaya yönelik utanç verici bir eylem olduğunu ifade etti.

Maliki, saldırı girişiminin ayrıca Mescid-i Haram ziyaretçileri arasında korku yaratmayı ve Suudi Arabistan’daki vatandaşlar ile ülkede yaşayanları tehlikeye atmayı amaçladığını belirtti. Husi milislerinin bu girişiminin milyonlarca Müslümanı provoke etmeye yönelik olduğunu savundu.

Maliki, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin güvenliği ile hacı ve umrecilerin emniyetinin kırmızı çizgi olduğunu vurgulayarak Koalisyon Ortak Kuvvetler Komutanlığı’nın Husi milislerinin saldırgan tutumuna karşı gerekli ve caydırıcı önlemleri almaktan çekinmeyeceğini kaydetti.

Arap ve İslam dünyasından kınamalar

Husilerin Suudi Arabistan’da sivilleri, sivil tesisleri ve İslami kutsal mekânları füze ve İHA’larla hedef alan saldırılarına Arap, İslam dünyası ve uluslararası çevrelerden art arda kınamalar geldi. Açıklamalarda Suudi Arabistan’la tam dayanışma vurgulanırken ülke topraklarının hedef alınması ve egemenliğinin ihlal edilmesi reddedildi.

Ürdün, Katar, Kuveyt, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve güvenliğini korumak için aldığı meşru tüm tedbirlerin yanında olduklarını bildirdi. Söz konusu ülkeler sivillerin yanı sıra sivil ve ekonomik tesislerin hedef alınmasını da reddetti.

Arap ülkelerinin açıklamalarında devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanırken tırmanışın bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu.

Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden “günahkâr terör saldırılarını” en sert ifadelerle kınadı. Budeyvi, Husi milislerinin balistik füzeler ve İHA’larla sivil hedefleri ve sivilleri kasıtlı ve tekrarlanan biçimde hedef aldığını belirterek tırmanışı, milislerin terörist yaklaşımını ortaya koyan “tehlikeli bir suç eylemi” olarak nitelendirdi.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) da çarşamba günü Husilerin Mekke’ye yönelik saldırılarını “günahkâr saldırılar” olarak nitelendirerek kınadı.

İİT Genel Sekreterliği tarafından X platformunda yayımlanan açıklamada, “İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği, Husi grubunun Mekke ve Medine’ye yönelik günahkâr saldırılarını ve Suudi Arabistan’a karşı saldırılarını sürdürmesini kınıyor” ifadelerine yer verildi.

Yemen hükümetinin Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani ise Husi milislerinin Mekke’yi hedef alarak Kâbe’yi ziyaret edenleri tehlikeye atmasının, “bu milislerin gerçek niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

İryani, X hesabından yaptığı açıklamada, Mekke’nin hedef alınmasının ilk kez yaşanmadığını belirterek bunun “yeryüzünün en kutsal bölgelerini hedef alan uzun bir saldırılar zincirinin devamı” olduğunu ifade etti.

İryani, tırmanışın “bu milislerin niteliğini ve mantığını yeniden ortaya koyduğunu, kutsal mekânların dokunulmazlığına ve sivillerin güvenliğine önem vermediklerini gösterdiğini” söyledi. Yemenli bakan ayrıca Husileri ve İran eksenini Filistin meselesini siyasi amaçlarla kullanmakla suçladı.

İryani sözlerini şöyle sürdürdü:

“Müslümanların kıblesini tehlikeye atan bir yapı Mescid-i Aksa konusunda hassas olamaz. Mekke’nin güvenliğini tehdit edip Kudüs’ü özgürleştirme sloganları atanlar, Filistin meselesini siyasi amaçlarla istismar etmenin en açık ve kaba biçimlerinden birini sergiliyor.”


Suudi Arabistan-Mısır görüşmelerinde bölgesel gelişmeler ve deniz güvenliği ele alındı

Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Mısır görüşmelerinde bölgesel gelişmeler ve deniz güvenliği ele alındı

Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Suudi-Mısır ilişkilerini ve bu ilişkilerin geliştirilmesi yollarını ele alırken bölgedeki gelişmeleri, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarıyla bağlantılı dosyaları, özellikle deniz ulaşımının güvenliği ve serbestisi ile bu konudaki çabaların koordinasyonunu görüştü.

Veliaht Prens, salı günü Kahire'deki İttihadiye Sarayı'nda Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile bir araya geldi. İki lider önce baş başa görüşme gerçekleştirdi, ardından genişletilmiş müzakerelere geçti.

Şarku’l Avsat’ın Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA'dan aktardığı habere göre taraflar, iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bunların çeşitli alanlarda güçlendirilip geliştirilmesi için atılabilecek adımları değerlendirdi. Görüşmelerde ayrıca Arap ve İslam dünyasında ortak ilgi alanına giren bazı konular ile Ortadoğu'daki gelişmeler ele alındı.

dvfghy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (SPA)

Müzakerelerde, bölgenin güvenlik ve istikrarıyla ilgili dosyaların yanı sıra deniz ulaşımının güvenliği ve serbestisi de gündeme geldi. Bölgenin tanık olduğu gelişmeler ışığında bu konularda çabaların koordinasyonunun önemine vurgu yapıldı.

Prens Muhammed bin Selman, Kahire'den ayrılmasının ardından Sisi'ye bir teşekkür telgrafı gönderdi. Veliaht Prens, ziyaret ve görüşmelerin Riyad ile Kahire arasındaki kardeşlik ilişkilerinin sağlamlığını teyit ettiğini, iki ülkenin her alanda işbirliğini güçlendirme yönündeki ortak iradesini ortaya koyduğunu belirtti. Ayrıca Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde, ortak ilgi alanına giren konularda koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi ve iki ülkenin ve halklarının çıkarlarının gözetilmesi hedefiyle çalışmaya devam edileceğini ifade etti.

Kalıcı mutabakat

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şinnavi, görüşmede Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Veliaht Prensi'nin iki ülke ilişkilerinin Arap çerçevesinde mümkün olan en üst düzeyde olması gerektiği konusunda mutabık kaldığını açıkladı.

Eş-Şinnavi, Suudi Arabistan'ın ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olduğunu belirterek Mısır'ın, Krallığın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz koridorlarında seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ya da tehdide yönelik çekincesini, reddini ve tam kınamasını yineledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini belirterek, iki ülkenin çıkarlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu ve aralarında tam bir anlayış bulunduğunu söyledi. Veliaht Prens'in ziyaretinin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiğini kaydetti.

Eş-Şinnavi ayrıca görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sorunların ele alındığını, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ve tüm Arap ülkelerini desteklemeye yönelik Mısır'ın değişmez tutumunu yinelediğini aktardı.

Sözcü, görüşmede Mısır ve Suudi Arabistan'ın Filistin meselesine ilişkin tutumlarının örtüştüğünün de teyit edildiğini belirtti. Filistin meselesinde iki devletli çözüm ve uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca Mısır ve Suudi Arabistan'ın Sudan'ın güvenlik ve istikrarını desteklemeyi sürdüreceği teyit edildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan gözlemciler, Kızıldeniz'de güvenliğin sağlanması ve uluslararası deniz taşımacılığı hatlarının güvence altına alınmasının, özellikle bölgesel gerilimler ve küresel tedarik zincirlerine yönelik devam eden tehditler nedeniyle iki ülke arasındaki işbirliğinin öne çıkan başlıklarından biri olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan ve Mısır, iki ülkenin deniz kuvvetleri arasındaki askeri işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında, deniz güvenliği alanındaki çalışmaları desteklemek amacıyla Eylül 2025'te bir işbirliği protokolü imzalamıştı.

3 temel değerlendirme

Uluslararası ve bölgesel ilişkiler uzmanı Hani el-Cemel, ziyaretin "istisnai bir dönemde" gerçekleştiğini söyledi. Ziyaretin bölgesel gerilimlerin tırmandığı, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'in güvenliğine yönelik tehditlerin arttığı ve Gazze, Yemen, Sudan, Suriye ile diğer bölgelerdeki krizlerin sürdüğü bir döneme denk geldiğine dikkat çekti.

El-Cemel, ziyaretin arkasında üç temel değerlendirme bulunduğunu belirtti.

Bunlardan ilki, bölgedeki tehditlerin niteliğinin değişmesi ve bunun deniz koridorlarının yanı sıra tedarik zincirleri, enerji ve uluslararası ticaretin güvenliğine de yansıması.

İkinci olarak, iki ülkenin sahip olduğu imkanlar dikkate alındığında, Arap çıkarlarının korunması için koordinasyonun "zorunlu" hale geldiğini ifade eden El-Cemel, üçüncü olarak ise ziyaretin ilişkilerin yalnızca resmi temaslar veya dönemsel koordinasyonla sınırlı olmadığını, yeni gelişmeler ışığında sürekli güncellenmesi gereken stratejik bir ortaklığa dayandığı mesajını taşıdığını söyledi.

Siyasi analist Ahmed el-İbrahim ise iki ülkenin çok sayıda dosyada tutumlarının örtüştüğünü ve bunun zaman zaman bütünleşmeye ulaştığını belirtti.

El-İbrahim, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'in güvenliğinin stratejik bir tartışma alanı oluşturduğunu ve bu ziyaretin, özellikle gemi trafiğine ve deniz ulaşımının serbestisine yönelik tehditlerin artması karşısında iki ülke arasındaki işbirliğinin bu alanda güçlenmesine katkı sağlamasının beklendiğini söyledi.

El-İbrahim, söz konusu tehditlerin Yemen'in batı kıyısında ve Bab el-Mendeb'e yakın El-Meha kentinde yaşanan gelişmelerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekti.