Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşmasının, iki tarafın meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesi olduğunu söyledi.
Suudi Bakan aynı zamanda söz konusu anlaşmanın ‘iki ülke arasındaki öne çıkan tüm ihtilafların çözüme kavuşturulması anlamına gelmediğini’ vurguladı.
Riyad ve Tahran, geçtiğimiz Cuma günü Pekin’de, 2016’dan bu yana kopan ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri iki ay içinde yeniden açma konusunda anlaştı.
Suudi bakan, anlaşma duyurusundan bu yana ilk röportajını ​​Şarku’l Avsat’a verdi.
Üzerinde anlaşmaya varılan hususlara dayanarak, İranlı mevkidaşı ile yakında görüşmeyi dört gözle beklediğini söyleyen Prens Faysal, “Önümüzdeki iki ay içinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanıyoruz ve gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız normal” dedi.
Son zamanlarda Kiev ve Moskova’ya yaptığı ziyaretler ve Ukrayna-Rusya savaşını durdurmak için Suudi Arabistan’ın arabuluculuğundan bahseden Prens Faysal, “Suudi Arabistan, krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi işler yapmaya ve birlikte çalışmaya hazır” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni şöyle;

-Suudi Arabistan ve İran’ın en fazla iki ay içinde diplomatik ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri yeniden açmayı içeren bir anlaşmaya vardıklarını açıkladıktan sonra, böyle bir anlaşmada Suudi Arabistan’ın doğrudan çıkarı nedir? Anlaşma, bölgede siyasi ve ekonomik düzeyler ve bölgedeki sorunlu konularda yeni bir sayfanın açılışı anlamına mı geliyor?
Uluslararası ilişkilerde ilke, devletler arasında diplomatik ilişkilerin varlığıdır. Bu, ortak dini, kültürel, tarihi ve medeniyet bağını paylaşan Suudi Arabistan ve İran büyüklüğündeki iki komşu ülke örneğinde pekişmektedir. Bu anlaşma, Çin’in himayesi ve arabuluculuğu altında, son iki yılda hem Irak, hem de Umman’da yapılan birkaç tur görüşmeden sonra yapıldı. Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın geliştirilmesindeki rolü ve sorumluluğunun bilincinde olarak, sükunet ve gerilimi azaltma yolunda ilerlemeye devam ediyor.
Siyasi ilişkilerin yeniden başlamasına vesile olacak bu anlaşmaya varmamız, iki ülke arasındaki tüm önemli ihtilafların çözüme kavuşturulduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade, barışçıl yollarla ve diplomatik araçlarla iletişim ve diyalog yoluyla çözme konusundaki ortak arzumuzun kanıtıdır.
Suudi Arabistan olarak, İran ile yeni bir sayfa açmayı, sadece ülkemizde değil, tüm bölgede güvenlik ve istikrarın sağlamlaştırılmasına, kalkınma ve refahın ilerlemesine olumlu yansıyacak işbirliği ufkunu genişletmeyi umuyoruz.

-Anlaşmayı etkinleştirmek ve büyükelçi atamalarını ayarlamak için İran dışişleri bakanıyla bir sonraki görüşmenizi ne zaman yapacaksınız? Sizi yakında Tahran’da görebilir miyiz?
Üzerinde mutabık kalınan hususlar temelinde yakında İran dışişleri bakanıyla görüşmeyi dört gözle bekliyorum. Önümüzdeki iki ay boyunca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanacağız. Gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız da normaldir.

-Pekin ile imzalanan üçlü bildiride, Riyad ve Tahran’ın ‘devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine karışmama’ konusunu onaylamasına rağmen, ABD İran’ın bu konudaki kararlılığını sorguladı. Anlaşma birbirinin içişlerine karışmama şartlarını içeriyor mu ve İran’ın bu maddeye saygı duyacağını düşünüyor musunuz?
İran ile yeni bir sayfa açmanın en önemli şartlarından biri, iki taraf arasında varılan anlaşmaya ve Suudi Arabistan-İran-Çin ortak açıklamasının içeriğine bağlı kalmaktır. Kuşkusuz iki ülke ve bölgemizin çıkarı, halkımız ve bölgemizin genç kuşaklarının güvenlik, istikrar ve refahın hakim olduğu daha iyi bir gelecek umutlarına ulaşılmasına yol açacak şekilde ortak iş birliği ve koordinasyon yollarını harekete geçirmek ve hegemonik kaygılar yerine kalkınma önceliklerine odaklanmaktır. İran’ın da bizimle aynı hedefleri ve özlemleri paylaşacağını umuyor ve bunu başarmak için birlikte çalışmayı dört gözle bekliyoruz.

-İran, nükleer müzakerelerin çökmesiyle başlayan ve birbiri ardına krizlere yol açan iç koşulların yanı sıra bir takım acil ekonomik ve sosyal kaygılarla biten uzun bir süreçte birden fazla krizle karşı karşıya kaldı. Ancak bazıları, özellikle Batı’da, bu yeni anlaşmanın kritik bir zamanda İran rejimi için bir can simidi olabileceğine inanıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İran’ın iç meselesi olduğu için soruda ortaya atılanların çoğundan bahsetmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, İran istikrarı ve gelişimi, bölgenin istikrarı ve kalkınmasının çıkarına olan bir komşu ülkedir. Biz Suudi Arabistan’da ona iyilikten başka bir şey dilemiyoruz.
İran’ın nükleer yeteneklerini geliştirmeye devam etmesine gelince, bu şüphesiz bizi endişelendiriyor ve Körfez bölgesi ile Ortadoğu’nun kitle imha silahlarından arındırılmasına yönelik çağrımızı yineliyoruz.
İran’ı nükleer yükümlülüklerine uymaya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini yoğunlaştırmaya çağırıyoruz ve bunu sağlamak için müttefiklerimiz ve dostlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.

-Çin, bölgesel krizlerin çözümüne yönelik girişimlere diplomatik ağırlığını koymaya alışkın değil. Buradaki soru şu; Neden başka bir ülke değil de özellikle Çin arabuluculuk yaptı?
Ortak açıklamada belirtildiği üzere Suudi Arabistan, dost Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortaya koyduğu girişimi memnuniyetle karşıladı. Ben de İran tarafıyla iki yıldır devam eden müzakerelerin bir uzantısı ve devamı olarak etkileşime geçtim. Çin’in her iki tarafla da olumlu ilişkilere sahip olduğu bir sır değil, bu da bakış açılarını yakınlaştırmaya ve Suudi Arabistan’ın meşru kaygılarını vurgulamaya katkıda bulundu.
Çin’in anlaşmaya sponsorluğunun bölgemizde bir arada yaşama, ortak güvenlik ve ülkeler arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz. Üç ülkenin barış, güvenlik ve istikrarın hakim olduğu bir bölgesel ortamın yaratılmasında ortak çıkarları var.

-Ukrayna ihtilafını sona erdirmek için Moskova’da bir girişimde bulundunuz. Oradaki diplomatik çabalarınıza, özellikle ilgili tarafların Suudi Arabistan’ın herhangi bir rolünü ne ölçüde kabul ettiğine ve bu alanda ilerleme kaydedip kaydetmediğinize daha fazla ışık tutabilir misiniz? Bu konuda başarıya ulaşma anlamında iyimser misiniz?
Krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi ilişkiler kurmaya ve çalışmaya hazırdık ve hala hazırız. Başbakan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın çabalarıyla, iki taraf arasında bir esir takası anlaşması başarıyla tamamlandı ve bu on ülke vatandaşlarının ülkelerine geri dönmesiyle sonuçlandı.
Suudi Arabistan, savaşın devam etmesi nedeniyle gerekli acil insani ihtiyaçları karşılamanın önemini vurgulamaya odaklandı ve Ukrayna’ya insani yardımımız oldu. Mevcut durum, her iki taraf ve uluslararası toplumun geri kalanının, her iki ülkeye ve Avrupa’nın güvenliğine zarar veren ve uluslararası işbirliği seviyesini zayıflatan bu tehlikeli gerginliği durdurmasını gerektiriyor.



Suudi Arabistan’ın ‘koruyucu önlemleri’ ekonomisini savaşın ateşinden korumayı nasıl başardı?

Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan’ın ‘koruyucu önlemleri’ ekonomisini savaşın ateşinden korumayı nasıl başardı?

Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)

ABD ile İran arasındaki savaşın bölgeyi son yılların en şiddetli gerilim dalgalarından birine sürüklediği, Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanmasına yol açtığı; petrol, nakliye ve sigorta fiyatlarını tırmandırdığı bir dönemde, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Suudi Arabistan’ın kredi notunu ‘A+’ olarak teyit etmesi ve görünümünü ‘durağan’ olarak belirlemesi, temel bir soruyu gündeme getirdi: Suudi Arabistan ekonomisi, krizin tam merkezinde mali sağlamlığını korumayı nasıl başardı?

Söz konusu başarının arkasında yalnızca petrol fiyatlarındaki artışın bulunmadığı; mali ve lojistik tamponların oluşturulması, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi, enerji altyapısının geliştirilmesi ve özel sektörün rolünün güçlendirilmesi gibi dış şokları absorbe etme kapasitesini artıran ve yıllar içinde biriken kapsamlı bir reform paketinin yer aldığı belirtiliyor.

Uluslararası finans ve iş dünyası, Uluslararası Para Fonu (IMF) Guvernörler Kurulu’nun Suudi Arabistan ile gerçekleştirdiği 2026 yılı Madde 4 konsültasyonlarına ilişkin bu ay yayınlanacak kapsamlı raporunu beklerken; IMF heyetinin verileri, Suudi Arabistan Merkez Bankası rakamları ve ödemeler dengesi raporları, ülke ekonomisinin son yılların en zorlu jeopolitik sınavlarından birini nasıl başarıyla atlattığını ortaya koyuyor.

Alternatif arterler

Tahran’ın, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıklamasıyla, birçok kesim Körfez’deki petrol ihracatının büyük ölçüde felce uğrayacağını öngörmüştü. Ancak Suudi Arabistan, petrolünü boğazdan uzak güzergahlardan güvenli bir şekilde ihraç etmesini sağlayacak entegre bir sistemi onlarca yıl öncesinden inşa ederek bu senaryoya hazırlıklı olduğunu gösterdi.

FVTBY
Suudi Arabistan’ın başkentinin havadan görünümü (Reuters)

Bu strateji kapsamında, petrolü Kızıldeniz’deki Yanbu limanlarına taşıyan Doğu-Batı boru hattının geliştirilip kapasitesinin artırılmasının yanı sıra, dünya genelindeki kilit pazarlarda stratejik depolama merkezleri kuruldu ve küresel ölçekte en büyük yedek üretim kapasitesi muhafaza edildi.

Kriz patlak verdiğinde ise bu sistem, Saudi Aramco’nun ihracat taahhütlerini eksiksiz yerine getirmeye devam etmesini sağladı. Boru hattı üzerinden sevkiyatı destekleyen, yurt dışı stoklardan yararlanan ve yedek üretim kapasitesinin bir kısmını devreye sokan şirket; sevkiyatlardaki düşüşü sınırlandırarak boğazın kapatılmasının Suudi petrol akışı üzerindeki etkisini asgariye indirdi.

Enflasyon neden düşük seviyede kaldı?

Savaşın küresel ölçekte petrol, nakliye ve deniz sigortası fiyatlarını artırmasına rağmen, bu şokun yerel ekonomiye yansıması diğer birçok ülkeye kıyasla sınırlı kaldı.

Bu durumun; tedarik zincirlerinin etkinliği, riyalin dolara çıpalı döviz kurunun istikrarlı seyri, temel mallardaki yüksek stratejik stoklar ve piyasa istikrarını koruyan mali ve parasal politikalardan kaynaklandığı belirtiliyor.

Bu doğrultuda IMF, 2026 yılı boyunca ortalama enflasyonun yalnızca yüzde 2,3 civarında gerçekleşmesini bekliyor. Bu oran, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ekonomiye kıyasla oldukça düşük bir seviyeyi temsil ediyor.

Cari hesap fazlası

İlk bakışta savaşın ülkenin dış dengelerine zarar vermesi beklense de, ilk çeyrek verileri bunun aksini ortaya koydu. Cari işlemler hesabı, 2025 yılının son çeyreğindeki 8,2 milyar dolarlık açığa kıyasla, yaklaşık iki yıllık açığın ardından kaydedilen ilk fazla olarak 4,1 milyar dolar fazla verdi.

Söz konusu dönüşüm, iki yönlü bir dengenin sonucu olarak gerçekleşti. Yaşanan aksaklıklar nedeniyle ihraç edilen petrol miktarı gerilerken, yükselen fiyatlar bu düşüşün büyük bir kısmını telafi etti. Bu süreçte, nakliye kesintileri sebebiyle ithalat yavaşlarken, ülke içindeki ziyaretçi harcamalarının artmasıyla seyahat dengesi de iyileşme gösterdi.

İstikrarı güçlendiren araçlar

Ekonominin dayanıklılığını artıran tek unsur cari işlemler fazlası olmadı; aynı zamanda Suudi Arabistan’ın krize hazırlıklı girmesini sağlayan bir dizi mali araç da bu süreci destekledi. Veriler, ülkenin kriz dönemine istikrarı korumaya yardımcı olan güçlü finansal enstrümanlar ve faktörlerle girdiğini gösteriyor. Bu faktörler şu şekilde sıralanıyor:

- Dış varlıkların yeniden yapılandırılması: Kamu kurumlarının ve Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yatırım faaliyetleri, 2026’nın ilk çeyreğinde yabancı varlıkların nakde çevrilmesinde tarihi bir artışa sahne oldu. Satılan ve transfer edilen varlıkların değeri, 2025’in son çeyreğindeki 4 milyar dolarlık seviyeye kıyasla yüzde 460’lık bir artışla yaklaşık 22,6 milyar dolara ulaştı. Bu keskin büyüme, dış likiditenin yurt içine yönlendirilmesinde hızlanan bir tempoya işaret ediyor.

- Rezerv varlıkların istikrarı: Kamu kurumlarının dış varlıklarını nakde çevirme oranındaki sıçramaya karşılık, Suudi Arabistan Merkez Bankası nezdindeki rezerv varlıklar güçlü ve dengeli seviyesini korudu. İlk çeyrek sonu itibarıyla yıllık bazda yüzde 9,32 artışla 1,862 trilyon riyale (yaklaşık 496,5 milyar dolar) ulaşan bu rezervler, finansman rollerinin etkin dağılımını gözler önüne serdi. Kamu kurumları, yerel projeleri finanse etmek için resmi döviz rezervlerinden doğrudan çekim yapmak yerine, yatırım portföylerini döndürmeyi ve dış varlıklarının bir kısmını nakde çevirmeyi tercih ederek ülkenin mali güvenlik kalkanını ve küresel kredi itibarını güçlendirdi.

- Kredi değerliliği: Ödemeler dengesi ve rezerv varlık hacmindeki bu göstergeler, doğrudan ülkenin egemen kredi notuna yansıdı. Önde gelen küresel kredi derecelendirme kuruluşları, 2026 yılı değerlendirmelerinde Suudi Arabistan ekonomisinin yapısal gücünü ve bölgesel jeopolitik şoklara karşı yüksek direncini teyit etti. Fitch ve S&P, ülkenin kredi notunu ‘A+’ seviyesinde ve görünümünü ‘durağan’ olarak teyit ederken, Moody’s yüksek notu olan ‘Aa3’ü korudu. Yayınlanan raporlara göre bu değerlendirmeler; dış ödemeleri benzer nota sahip ülkelerin ortalamasının üzerinde, uzun süreler boyunca karşılayabilen güçlü net egemen dış varlıklara, rezervlere, petrol dışı faaliyetlerin proaktif esnekliğine ve Vizyon 2030 projelerini temel rezerv korumasına zarar vermeden fonlayabilme kabiliyetine dayanıyor.

- Proaktif finansman: Hükümet, kriz tırmanmadan önce, ocak ayında Ulusal Borç Yönetimi Merkezi tarafından açıklandığı üzere, güçlü kredi pozisyonunu ve düşük kamu borcu seviyesini (GSYİH’nin yüzde 34,4’ü) kullanarak ilk çeyrekte 13 milyar dolarlık dış finansman sağladı. Ayrıca, ülkenin yüksek kredi tavanından yararlanan büyük Suudi bankaları, ticari krediler ve tahviller aracılığıyla yaklaşık 14 milyar dolarlık ek kaynak güvence altına alındı. Böylece yerleşiklerin yurt dışından toplam borçlanması 27 milyar dolara yükseldi.

- Yatırım akışları: Yatırım sektöründe, küresel kurumların güveni yabancı yatırım akışının sürmesiyle tescillendi. Jeopolitik gerilim dönemlerinde ekonomilerde genellikle görülen sermaye çıkışının aksine, Suudi finans piyasasında yabancı sermaye kaçışı yaşanmadı. Yerleşik olmayan yatırımcılar, 2026’nın ilk yarısında Suudi hisse senetlerinde net 2,4 milyar dolarlık alım gerçekleştirmeye devam etti ve toplam hisse sahiplikleri 110 milyar dolar sınırının üzerinde seyretti. Bu duruma, ilk çeyrekte net 1,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen ve Vizyon 2030’un reformlarına yönelik artan piyasa güveniyle desteklenen doğrudan yabancı yatırım akışlarındaki olağanüstü esneklik eşlik etti.

- Bankacılık sektörü: Bankacılık sektörünün sağlamlığı, ekonominin gerilim sürecini atlatma kabiliyetini pekiştirdi. Suudi bankaları yüksek sermaye ve likidite seviyelerini korurken, özel sektöre yönelik kredi büyümesinin devam etmesi, küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen şirketler ve projeler için gerekli finansmanı sağladı. IMF, finansal sektörün sıhhatinin kriz sırasında ekonomik istikrarı destekleyen temel sütunlardan birini oluşturduğunu belirtiyor.

Vizyon 2030 neleri değiştirdi?

Reformların başarısını ölçmenin belki de en iyi yolu, varsayımsal bir soru ortaya koymaktır: Mevcut kriz, Vizyon 2030 hamlesi başlatılmadan önce yaşansaydı ne olurdu? O dönemde ekonomi büyük ölçüde petrol gelirlerine bağımlı durumdaydı; finansman ve likidite yönetimi araçları çok daha sınırlı seviyedeydi ve petrol dışı faaliyetlerin katkısı bugünküne kıyasla oldukça düşüktü. Bugün ise ekonomi; petrol dışı gelirler, yerel ve uluslararası borç piyasaları, bankacılık sektörü, PIF gibi unsurların yanı sıra yüksek nakit rezervleri ve gelişmiş lojistik altyapıyı içeren çok daha çeşitli bir sisteme dayanıyor. Bu entegre yapı, Suudi Arabistan’a küresel şokları büyük bir sarsıntı yaşamadan absorbe etmesini sağlayan güçlü bir güvenlik ağı sunuyor.

IMF’nin değerlendirmesi

IMF’nin 2026 yılı heyet kapanış açıklaması, Suudi Arabistan ekonomisinin olumlu göstergelerini tescilledi. IMF, ülke ekonomisinin dışsal değişkenler karşısında yüksek bir uyum esnekliği ve net bir direnç sergilediğini vurguladı. Açıklamada bu istikrar; ulusal ekonominin yapısal gücüne, lojistik altyapının gelişimine, üretim tabanının ve petrol dışı faaliyetlerin sürekli çeşitlenmesine bağlandı.

DFRGTHY
Suudi Arabistan Maliye Bakanı, IMF Bahar Toplantıları’nda IMF Genel Direktörü ile bir araya geldi. (IMF)

Diğer taraftan IMF, Suudi Arabistan ekonomisinin 2026 yılı büyüme tahminini bir önceki öngörüsüne kıyasla 0,3 puan düşürerek yüzde 1,7’ye çekerken, 2027 yılı beklentisini ise yüzde 5,5’e yükseltti.

Bu aşağı yönlü revizyonun ekonomideki bir zayıflıktan ziyade bölgesel konjonktürün etkilerini yansıttığı belirtiliyor. Öyle ki, ekonomi 2026’nın ilk çeyreğinde yaklaşık yüzde 3 büyüme kaydetmiş olsa da, jeopolitik gerilimlerin sürmesi ile nakliye ve sigorta maliyetlerindeki artışın yılın geri kalanında faaliyet hızını etkileyebileceği öngörülüyor.

Devam eden zorluklar

Mali ve lojistik tamponların gücüne rağmen, bölgesel gerilimlerin uzun süre devam etmesinin beraberinde ek zorluklar getirebileceği belirtiliyor. Bu zorluklar arasında nakliye ve sigorta maliyetlerinin artması, küresel ticaretin yavaşlaması ve bazı yatırımların ertelenme olasılığı yer alıyor. Ayrıca, enerji ve lojistik maliyetlerinin yüksek seviyelerde seyretmeye devam etmesi halinde, büyük ölçekli projeler üzerinde de baskı oluşabileceği öngörülüyor. Bu gerekçelerle IMF, önümüzdeki yıllarda büyümenin sürdürülebilmesi için yapısal reformlara devam edilmesinin, özel sektörün katkısının artırılmasının ve verimliliğin güçlendirilmesinin temel faktörler olmaya devam edeceğini vurguluyor.

Esneklik bir ekonomi politikası haline geldi

Geçtiğimiz aylarda yaşanan deneyim, Suudi Arabistan’ın karşı karşıya kaldığı durumun yalnızca bir petrol krizi ya da geçici bir jeopolitik sınav olmadığını, aksine ekonominin şokları yönetme kabiliyetine yönelik kapsamlı bir test olduğunu ortaya koyuyor. Cari işlemler dengesinde fazla verilmesi, dış varlıkların yeniden yapılandırılması, güçlü rezervlerin korunması, düşük maliyetli finansman temini ve yatırım akışlarının kesintisiz sürmesi gibi gelişmelerin eş zamanlı gerçekleşmesi; egemen likidite yönetiminin krizlere verilen geçici bir tepki olmaktan çıkıp entegre bir ekonomik stratejinin parçası haline geldiğini gösteriyor.

SDCFRGTH
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Riyad’da Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı ile iş birliği içinde düzenlediği konferansa katılan bir kişi (Turki el-Ukayli)

IMF’nin nihai raporu beklenirken, Suudi Arabistan’ın bu deneyimden çıkardığı mesaj oldukça net: Ekonomik esnekliğe yapılan yatırımlar, jeopolitik ve ekonomik şokların giderek arttığı günümüz dünyasında ülkenin en önemli ve belki de en değerli egemen varlıklarından biri haline gelmiş durumda.


Suudi Arabistan-İtalya görüşmelerinde son gelişmeler, seyrüsefer özgürlüğü ve iki devletli çözüm ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan-İtalya görüşmelerinde son gelişmeler, seyrüsefer özgürlüğü ve iki devletli çözüm ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, dün yaptıkları görüşmede bölgedeki son gelişmeleri ve deniz ulaşımının güvenliği ile serbest dolaşımın önemini ele aldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Prens Faysal bin Ferhan'ın Tajani ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde iki bakan, iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve adil, kalıcı bir barışa ulaşılması için yürütülen uluslararası çabaları da değerlendirdi.

Görüşmede ayrıca Riyad ile Roma arasındaki ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımlar ele alındı.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Şeyh Hamad bin Halife'nin vefatı nedeniyle Katar Emiri'ne taziyelerini iletti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Şeyh Hamad bin Halife'nin vefatı nedeniyle Katar Emiri'ne taziyelerini iletti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman (SPA) ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani (QNA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz, bugün (pazartesi) Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile telefonda görüştü.

Veliaht Prens, görüşmede Şeyh Hamad bin Halife Al Sani'nin vefatı dolayısıyla Katar Emiri'ne taziye ve başsağlığı dileklerini iletti.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ise, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a samimi kardeşlik duygularını yansıtan taziye mesajı ve destekleri dolayısıyla teşekkür etti.