Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşmasının, iki tarafın meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesi olduğunu söyledi.
Suudi Bakan aynı zamanda söz konusu anlaşmanın ‘iki ülke arasındaki öne çıkan tüm ihtilafların çözüme kavuşturulması anlamına gelmediğini’ vurguladı.
Riyad ve Tahran, geçtiğimiz Cuma günü Pekin’de, 2016’dan bu yana kopan ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri iki ay içinde yeniden açma konusunda anlaştı.
Suudi bakan, anlaşma duyurusundan bu yana ilk röportajını ​​Şarku’l Avsat’a verdi.
Üzerinde anlaşmaya varılan hususlara dayanarak, İranlı mevkidaşı ile yakında görüşmeyi dört gözle beklediğini söyleyen Prens Faysal, “Önümüzdeki iki ay içinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanıyoruz ve gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız normal” dedi.
Son zamanlarda Kiev ve Moskova’ya yaptığı ziyaretler ve Ukrayna-Rusya savaşını durdurmak için Suudi Arabistan’ın arabuluculuğundan bahseden Prens Faysal, “Suudi Arabistan, krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi işler yapmaya ve birlikte çalışmaya hazır” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni şöyle;

-Suudi Arabistan ve İran’ın en fazla iki ay içinde diplomatik ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri yeniden açmayı içeren bir anlaşmaya vardıklarını açıkladıktan sonra, böyle bir anlaşmada Suudi Arabistan’ın doğrudan çıkarı nedir? Anlaşma, bölgede siyasi ve ekonomik düzeyler ve bölgedeki sorunlu konularda yeni bir sayfanın açılışı anlamına mı geliyor?
Uluslararası ilişkilerde ilke, devletler arasında diplomatik ilişkilerin varlığıdır. Bu, ortak dini, kültürel, tarihi ve medeniyet bağını paylaşan Suudi Arabistan ve İran büyüklüğündeki iki komşu ülke örneğinde pekişmektedir. Bu anlaşma, Çin’in himayesi ve arabuluculuğu altında, son iki yılda hem Irak, hem de Umman’da yapılan birkaç tur görüşmeden sonra yapıldı. Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın geliştirilmesindeki rolü ve sorumluluğunun bilincinde olarak, sükunet ve gerilimi azaltma yolunda ilerlemeye devam ediyor.
Siyasi ilişkilerin yeniden başlamasına vesile olacak bu anlaşmaya varmamız, iki ülke arasındaki tüm önemli ihtilafların çözüme kavuşturulduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade, barışçıl yollarla ve diplomatik araçlarla iletişim ve diyalog yoluyla çözme konusundaki ortak arzumuzun kanıtıdır.
Suudi Arabistan olarak, İran ile yeni bir sayfa açmayı, sadece ülkemizde değil, tüm bölgede güvenlik ve istikrarın sağlamlaştırılmasına, kalkınma ve refahın ilerlemesine olumlu yansıyacak işbirliği ufkunu genişletmeyi umuyoruz.

-Anlaşmayı etkinleştirmek ve büyükelçi atamalarını ayarlamak için İran dışişleri bakanıyla bir sonraki görüşmenizi ne zaman yapacaksınız? Sizi yakında Tahran’da görebilir miyiz?
Üzerinde mutabık kalınan hususlar temelinde yakında İran dışişleri bakanıyla görüşmeyi dört gözle bekliyorum. Önümüzdeki iki ay boyunca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanacağız. Gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız da normaldir.

-Pekin ile imzalanan üçlü bildiride, Riyad ve Tahran’ın ‘devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine karışmama’ konusunu onaylamasına rağmen, ABD İran’ın bu konudaki kararlılığını sorguladı. Anlaşma birbirinin içişlerine karışmama şartlarını içeriyor mu ve İran’ın bu maddeye saygı duyacağını düşünüyor musunuz?
İran ile yeni bir sayfa açmanın en önemli şartlarından biri, iki taraf arasında varılan anlaşmaya ve Suudi Arabistan-İran-Çin ortak açıklamasının içeriğine bağlı kalmaktır. Kuşkusuz iki ülke ve bölgemizin çıkarı, halkımız ve bölgemizin genç kuşaklarının güvenlik, istikrar ve refahın hakim olduğu daha iyi bir gelecek umutlarına ulaşılmasına yol açacak şekilde ortak iş birliği ve koordinasyon yollarını harekete geçirmek ve hegemonik kaygılar yerine kalkınma önceliklerine odaklanmaktır. İran’ın da bizimle aynı hedefleri ve özlemleri paylaşacağını umuyor ve bunu başarmak için birlikte çalışmayı dört gözle bekliyoruz.

-İran, nükleer müzakerelerin çökmesiyle başlayan ve birbiri ardına krizlere yol açan iç koşulların yanı sıra bir takım acil ekonomik ve sosyal kaygılarla biten uzun bir süreçte birden fazla krizle karşı karşıya kaldı. Ancak bazıları, özellikle Batı’da, bu yeni anlaşmanın kritik bir zamanda İran rejimi için bir can simidi olabileceğine inanıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İran’ın iç meselesi olduğu için soruda ortaya atılanların çoğundan bahsetmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, İran istikrarı ve gelişimi, bölgenin istikrarı ve kalkınmasının çıkarına olan bir komşu ülkedir. Biz Suudi Arabistan’da ona iyilikten başka bir şey dilemiyoruz.
İran’ın nükleer yeteneklerini geliştirmeye devam etmesine gelince, bu şüphesiz bizi endişelendiriyor ve Körfez bölgesi ile Ortadoğu’nun kitle imha silahlarından arındırılmasına yönelik çağrımızı yineliyoruz.
İran’ı nükleer yükümlülüklerine uymaya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini yoğunlaştırmaya çağırıyoruz ve bunu sağlamak için müttefiklerimiz ve dostlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.

-Çin, bölgesel krizlerin çözümüne yönelik girişimlere diplomatik ağırlığını koymaya alışkın değil. Buradaki soru şu; Neden başka bir ülke değil de özellikle Çin arabuluculuk yaptı?
Ortak açıklamada belirtildiği üzere Suudi Arabistan, dost Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortaya koyduğu girişimi memnuniyetle karşıladı. Ben de İran tarafıyla iki yıldır devam eden müzakerelerin bir uzantısı ve devamı olarak etkileşime geçtim. Çin’in her iki tarafla da olumlu ilişkilere sahip olduğu bir sır değil, bu da bakış açılarını yakınlaştırmaya ve Suudi Arabistan’ın meşru kaygılarını vurgulamaya katkıda bulundu.
Çin’in anlaşmaya sponsorluğunun bölgemizde bir arada yaşama, ortak güvenlik ve ülkeler arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz. Üç ülkenin barış, güvenlik ve istikrarın hakim olduğu bir bölgesel ortamın yaratılmasında ortak çıkarları var.

-Ukrayna ihtilafını sona erdirmek için Moskova’da bir girişimde bulundunuz. Oradaki diplomatik çabalarınıza, özellikle ilgili tarafların Suudi Arabistan’ın herhangi bir rolünü ne ölçüde kabul ettiğine ve bu alanda ilerleme kaydedip kaydetmediğinize daha fazla ışık tutabilir misiniz? Bu konuda başarıya ulaşma anlamında iyimser misiniz?
Krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi ilişkiler kurmaya ve çalışmaya hazırdık ve hala hazırız. Başbakan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın çabalarıyla, iki taraf arasında bir esir takası anlaşması başarıyla tamamlandı ve bu on ülke vatandaşlarının ülkelerine geri dönmesiyle sonuçlandı.
Suudi Arabistan, savaşın devam etmesi nedeniyle gerekli acil insani ihtiyaçları karşılamanın önemini vurgulamaya odaklandı ve Ukrayna’ya insani yardımımız oldu. Mevcut durum, her iki taraf ve uluslararası toplumun geri kalanının, her iki ülkeye ve Avrupa’nın güvenliğine zarar veren ve uluslararası işbirliği seviyesini zayıflatan bu tehlikeli gerginliği durdurmasını gerektiriyor.



PIF, tedarik zincirlerini finanse etmek üzere Tawrid programını başlattı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
TT

PIF, tedarik zincirlerini finanse etmek üzere Tawrid programını başlattı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), Suudi Arabistan Merkez Bankası’ndan mevzuat deney ortamı kapsamında faaliyetlerine başlama izni almasının ardından, Suudi Arabistan pazarındaki şirketlere yenilikçi bir dijital platform üzerinden tedarik zinciri finansmanına yönelik özel ürünler sunmak amacıyla Tawrid Finansman Çözümleri Şirketi’ni kurdu.

PIF tarafından yapılan açıklamaya göre Tawrid, yerel tedarik zincirlerinin verimliliğini artırmayı ve ulusal ekonominin çeşitlendirilmesini desteklemeyi hedefliyor. Şirket, PIF’ın 2026-2030 dönemi stratejisi kapsamında kısa süre önce açıklanan altı ekonomik ekosisteme yönelik finansal hizmetleri stratejik bir kolaylaştırıcı olarak konumlandırma yaklaşımıyla uyumlu faaliyet gösterecek.

Şirketin dijital platformu, alıcıları, tedarikçileri ve finansman kuruluşlarını birbirine bağlarken, onaylanmış faturalar kapsamındaki alacakların erken ödenmesi de dahil olmak üzere çeşitli finansman seçenekleri sunacak. Bu sayede başta küçük ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere şirketlerin faaliyetlerini genişletmeleri, nakit akışlarını ve işletme sermayelerini daha etkin yönetmeleri mümkün olacak. Platform ayrıca Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren yerel bankaların tedarikçilere doğrudan erişmesine olanak tanıyarak ticaretin dijitalleşmesine ve piyasanın dayanıklılığının artırılmasına katkı sağlayacak.

Bu kapsamda, PIF’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Yatırımları bünyesindeki Finansal Kuruluşlar Sektörü Direktörü Sultan Al eş-Şeyh, Tawrid’in finansmana erişim imkanlarını ve nakit yönetimini iyileştirerek yerel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıracağını belirtti. Eş-Şeyh, bunun yerel özel sektörün büyüme ve verimli çalışma kapasitesini güçlendireceğini ifade etti.

Faaliyetlerine başlamasıyla birlikte Tawrid, Suudi Arabistan’ın önde gelen banka ve şirketlerinden bazılarıyla bağlayıcı anlaşmalar imzaladı. Bu kapsamda Suudi Ulusal Bankası (SNB), Banque Saudi Fransi (BSF), Gulf International Bank-Suudi Arabistan’ın yanı sıra ROSHN Grubu ve Nesma & Partners yer aldı.

Şirketin kuruluşu, PIF’ın Suudi özel sektörünü güçlendirme ve özel sektörün fonun projeleri ile portföy şirketlerindeki katkısını artırma yönündeki çalışmalarının devam ettiğini gösteriyor. Bu adım, PIF’ın küresel ölçekte önde gelen yatırım aktörlerinden biri ve Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşümünün temel itici güçlerinden biri olma rolünü pekiştiriyor.


IFAD Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yaptırımlar, para transferi kanalları için en büyük zorluk

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
TT

IFAD Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yaptırımlar, para transferi kanalları için en büyük zorluk

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)

Göçmenlerin ailelerine gönderdiği paralar artık yalnızca geçim masraflarını karşılamaya yönelik havaleler olmaktan çıktı. Düşük ve orta gelirli birçok ülkede bu para akışları, krizler karşısında haneler için bir finansal güvenlik ağına, tasarruf ve yatırım kaynağına ve etkileri kırsal ekonomilere ve yerel piyasalara kadar uzanan bir kanala dönüştü.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nun (IFAD) yayımladığı son rapora göre, düşük ve orta gelirli ülkelere gönderilen işçi dövizleri 2025 yılında 728,6 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2016 yılına göre yüzde 94’lük artışa işaret ederken, söz konusu ülkelerdeki doğrudan yabancı yatırımları geride bıraktı ve aynı yıl küresel ölçekte sağlanan resmi kalkınma yardımlarının dört katından fazlasına ulaştı.

Ancak bu para akışlarının büyüklüğü, ailelerin söz konusu kaynaklara erişiminin zorunlu olarak kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Bazı piyasalarda yaptırımların ve finansal uyum gerekliliklerinin sıkılaştırılması, para transferi kanallarını çifte bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Bir yandan finansal sistemin güvenliğini korumak, diğer yandan meşru para akışlarının ailelere mümkün olan en düşük maliyetle ulaşmasını sağlamak.

IFAD Başkanı Alvaro Lario, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin ekonomik yaptırımlarının para transferleri ve finansal kapsayıcılık açısından yarattığı en önemli zorluğun, yaptırımlara ve kara para aklama ile terörizmin finansmanıyla mücadeleye ilişkin gerekliliklere uyarken, ‘yasal aile havaleleri için güvenli, düşük maliyetli ve şeffaf kanalları korumak’ olduğunu söyledi.

Lario, özellikle kırılgan ve çatışmalardan etkilenen ülkelerde denetlenen finansal kanallara erişimin öneminin arttığını belirterek, çok sayıda ailenin yurt dışında yaşayan yakınlarının gönderdiği paralara bağlı olduğunu ifade etti.

Yaptırımlar ve ‘risk azaltma’

Lario, yaptırımların para transferleri üzerindeki etkisinin ülkeye, yaptırımların niteliğine ve kullanılan finansal kanallara göre değiştiğini belirtti. Lario, endişenin yalnızca yaptırımlarla sınırlı olmadığını, finans kuruluşlarının düzenleyici, uyum ve itibar risklerine karşı verdikleri tepkilerin de etkili olduğunu ifade etti.

Kişisel para transferlerine izin verilen durumlarda dahi finans kuruluşlarının belirli ülkelerle bağlantılı işlemlerin gerçekleştirilmesi konusunda daha sıkı tutum sergileyebildiğini söyleyen Lario, muhabir bankacılık ilişkilerine yönelik kısıtlamaların ise para transferi şirketlerinin bankacılık hizmetlerini sürdürmesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.

fhyjukı
Çatışmalardan ve ekonomik krizlerden etkilenen birçok ülkede, yurtdışından gelen para transferleri ailelerin ayakta kalabilmesi için hayati bir kaynak haline geldi. (IFAD)

Daha geniş kapsamlı bu olgu ‘riskten arındırma’ (de-risking) olarak adlandırılıyor. Bu durum, mevcut resmi para transferi kanallarının sayısının azalmasına, transfer maliyetlerinin ve bekleme sürelerinin artmasına ve dolayısıyla ailelerin paraya erişiminin zorlaşmasına yol açabiliyor.

Lario, bir başka olası sonuca da dikkat çekerek resmi kanalların aşırı derecede zor, pahalı veya erişilemez hale getirilmesinin bazı işlemleri gayriresmi kanallara yöneltebileceğini ve bunun da şeffaflık ile tüketicinin korunması düzeyini artırmak yerine azaltabileceğini belirtti.

Çatışma dönemlerinde bir güvenlik ağı

Bu kanalların önemi, bazı ülkelerin uzun süreli çatışmalar ve ekonomik krizlerle karşı karşıya olduğu Ortadoğu’da daha da öne çıkıyor.

Lario, çatışmalardan ve ekonomik krizlerden etkilenen birçok ülkede para transferlerinin ‘hanelerin dayanıklılığı açısından temel bir kaynak’ haline geldiğini belirtti. İş olanaklarının, kamu hizmetlerinin, sosyal koruma ağlarının ve yerel ekonomilerin sekteye uğradığı dönemlerde, yurt dışında yaşayan aile üyeleri genellikle ilk destek sağlayanlar arasında yer alıyor.

Para transferlerinin önemi yalnızca düzenli şekilde gerçekleşmelerinden kaynaklanmıyor. Bu kaynakların koşullara hızla uyum sağlayabilmesi de önem taşıyor. Göçmenler, ailelerinin ihtiyaçlarına göre para gönderme sıklığını veya miktarını artırabiliyor ya da değiştirebiliyor. Lario’ya göre bu durum, söz konusu paraları krizlere karşı ilk savunma hatlarından biri haline getiriyor.

Gönderilen paralar öncelikle gıda, barınma, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında kullanılıyor. Bununla birlikte ailelere tasarruf oluşturma, sigorta ve kredi hizmetlerine erişme ve yatırım yapma imkânı da sağlayabiliyor.

xs

Lario’nun aktardığına göre, Dünya Bankası’nın Suriye’ye ilişkin bir analizinde uluslararası para transferlerinin alınmasının aşırı yoksulluk oranında 12 puanlık, genel yoksulluk oranında ise 8 puanlık düşüşle bağlantılı olduğu ortaya konuldu. Lübnan’da ise devam eden kriz nedeniyle para transferleri aileler açısından giderek daha önemli bir ekonomik güvenlik mekanizmasına dönüştü.

Ancak para gönderme imkânının bulunması tek başına yeterli değil. Ailelerin bu paraları alıp kullanabilmesini sağlayacak bir finansal altyapıya da ihtiyacı var. Bu durum, finansal altyapının zarar gördüğü, likidite ve nakit kaynaklarının azaldığı, yerinden edilmenin arttığı, insanların hareket kabiliyetinin gerilediği veya ödeme sistemlerinin aksadığı ve finansal hizmet sağlayıcılarının piyasadan çekildiği çatışma dönemlerinde daha da karmaşık hale geliyor.

1,1 milyar kişi para transferlerinden yararlanıyor

IFAD’ın verileri, bu para akışlarının arkasındaki sosyal ekonominin büyüklüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre 220 milyon göçmen ve diaspora üyesi, yaklaşık 1,1 milyar yakınına maddi destek sağlıyor. Bu da dünyada yaklaşık her altı kişiden birinin para transferleriyle bağlantılı olduğu anlamına geliyor.

2016’dan bu yana para transferleri yüzde 94 artarken, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nüfus ve göç artışını geride bıraktı.

Bu kaynaklar yalnızca kentlere ulaşmıyor. Göçmenlerin ülkelerine gönderdiği her üç dolardan yaklaşık biri, yani yaklaşık 233 milyar dolar, resmi istihdam olanaklarının, finansal hizmetlerin ve altyapının çoğu zaman yetersiz olduğu kırsal bölgelere ulaşıyor.

IFAD, para transferlerinden yararlanan ailelerin her yıl yaklaşık 22 milyar doları kırsal tarım-gıda sistemlerine yatırdığını ve bunun tarımsal üretimi, kırsal işletmeleri ve istihdam olanaklarını desteklediğini tahmin ediyor.

Lario, bu kaynakların etkisinin ‘yararlanan ailelerin ötesine geçip’ yerel işletmelere, istihdama ve gıda sistemlerine uzandığını belirterek, para transferlerinin milyonlarca kırsal aile için tasarruf yapma, sigorta hizmetlerine erişme ve uygun koşullarda kredi kullanma yolunda başlangıç noktası oluşturabileceğini ifade etti.

Para transferleri dijitalleşiyor

Para transferlerinin hacmindeki artışla birlikte bu piyasanın yapısı da değişiyor. IFAD, günümüzde para transferlerinin yarısından fazlasının dijital bir kanal üzerinden başlatıldığını tahmin ediyor. Bu dönüşüm, gönderim maliyetlerinin düşürülmesine ve işlemlerin daha hızlı ve kolay hale gelmesine katkı sağladı.

Ancak dijital dönüşüm henüz tamamlanmış değil. 2025 yılında ölçüme dahil edilen hizmetlerin yalnızca yüzde 35’i hem gönderim hem de alım tarafında tamamen dijitaldi. Nakit ise birçok para transferi güzergâhında hâlâ yaygın bir yöntem olarak kullanılıyor.

sxdcfvghy
Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydet Yabus Sınır Kapısı’nda Göçmenlik ve Pasaport Dairesi’nde bekleyen insanlar (Reuters)

Rapora göre bir sonraki aşama yalnızca dijitalleşmeyle sınırlı değil; ailelerin finansal sistemi daha geniş kapsamda kullanabilme kapasitesinin artırılması da önem taşıyor. Bu nedenle hükümetlere, düzenleyici kurumlara, finans kuruluşlarına ve kalkınma ortaklarına; para transferi maliyetlerini düşürme, şeffaflığı artırma, kırsal bölgelerdeki hizmetleri geliştirme, finansal ve dijital kapasiteyi güçlendirme ve tasarruf, sigorta, kredi ile yatırım olanaklarına erişimi genişletme çağrısı yapılıyor.

Asya başı çekiyor, Afrika ise hızla ilerliyor

Asya-Pasifik bölgesi, küresel para transferleri ekonomisinin merkezi olmayı sürdürüyor. Bölge, 384,9 milyar dolar para transferi alırken, bu rakam raporun son 10 yıllık dönemde ele aldığı toplam akışların yüzde 53’üne karşılık geliyor.

Latin Amerika ve Karayipler, son 10 yılda en hızlı büyümeyi kaydeden bölge oldu. Bölgeye gönderilen para transferleri yüzde 132 artarak 168,6 milyar dolara ulaşırken, Afrika’ya yönelik akışlar yüzde 86 artışla 124,2 milyar dolara yükseldi.

Bu rakamlar, ekonomilerin yurt dışında yaşayan vatandaşlarından gelen paralara bağımlılık düzeylerindeki büyük farklılıkları da ortaya koyuyor. 23 ülkede para transferleri gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10’undan fazlasını oluştururken, 9 ülkede bu transferlerin toplam değeri mal ve hizmet ihracatını aşıyor.

IFAD’a göre bu para akışlarının etkisini en üst düzeye çıkarmak, onları kamu yatırımlarının, sosyal korumanın veya iklim finansmanının alternatifi haline getirmek anlamına gelmiyor. Bunun yerine amaç, ailelerin kendilerine ulaşan paraları daha güvenli ve verimli şekilde kullanabilmelerini sağlayacak bir finansal ortam oluşturmak ve bu kaynakların bir bölümünü acil ihtiyaçları karşılamaya yönelik bir araç olmaktan çıkararak tasarruf, yatırım ve dayanıklılık oluşturma aracı haline getirmek.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan: Suudi Arabistan uluslararası barış ve güvenliğin desteklenmesindeki rolünü sürdürüyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan: Suudi Arabistan uluslararası barış ve güvenliğin desteklenmesindeki rolünü sürdürüyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ülkesinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. dönemindeki üst düzey haftaya katılımının, uluslararası toplumla etkileşime girme yaklaşımının bir devamı olduğunu belirtti. Bakan Faysal bin Ferhan, Riyad'ın uluslararası barış ve güvenliğin desteklenmesindeki rolünü sürdürdüğünü, diyalog ve arabuluculuğu etkinleştirmeye ve ortak sorunlarla mücadeleye katkıda bulunmaya devam ettiğini söyledi.

Faysal bin Ferhan, “Güveni yeniden tesis etmek ve dönüşümü yönetmek... Herkesin beklentilerini karşılayan Birleşmiş Milletler” temasıyla düzenlenen Genel Kurul oturumlarını, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kurumların kuruluş amaçları doğrultusundaki ilkeleri yeniden teyit etmek için bir fırsat olarak gördüklerini ifade etti.

Suudi Bakan, bu ilkelerin başında uluslararası kurumların güvenlik ve barışın tesis edilmesindeki rollerini yerine getirmesi, uluslararası hukuk ve teamüllerin güçlendirilmesi ve krizlerle mücadelede uluslararası işbirliğinin geliştirilmesinin geldiğini belirtti.

Bölgedeki mevcut gelişmeler ışığında Suudi Arabistan'ın uluslararası hukukun ilkelerine bağlı kalınması, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini vurguladığını kaydeden Faysal bin Ferhan, uluslararası su yollarında seyrüsefer güvenliği ve özgürlüğünün güvence altına alınmasının da tüm ülkelerin güvenliğini korumak ve halkların beklentilerini karşılamak açısından önem taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanı, Suudi Arabistan'ın bu yılki katılımında sürdürülebilir kalkınmaya da özel önem verdiğini belirtti. Bu kapsamda özellikle yapay zekâ teknolojilerine ve bunlardan sorumlu bir şekilde yararlanarak sektörlerin geliştirilmesi, verimliliklerinin artırılması ve inovasyonun desteklenmesi konularına odaklandıklarını ifade etti.

Faysal bin Ferhan, bunun halklara somut faydalar sağlayacak şekilde yürütülmesinin hedeflendiğini belirterek, Suudi Arabistan'ın 2026'yı Yapay Zeka Yılı ilan ettiğine de dikkat çekti.