Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Şarku’l Avsat’a: İran ile yapılan anlaşma, meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesidir... Anlaşma tüm meselelerin çözüldüğü anlamına gelmiyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan (AFP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan ve İran arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşmasının, iki tarafın meseleleri diyalog ve diplomasi yoluyla çözme yönündeki ortak arzunun göstergesi olduğunu söyledi.
Suudi Bakan aynı zamanda söz konusu anlaşmanın ‘iki ülke arasındaki öne çıkan tüm ihtilafların çözüme kavuşturulması anlamına gelmediğini’ vurguladı.
Riyad ve Tahran, geçtiğimiz Cuma günü Pekin’de, 2016’dan bu yana kopan ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri iki ay içinde yeniden açma konusunda anlaştı.
Suudi bakan, anlaşma duyurusundan bu yana ilk röportajını ​​Şarku’l Avsat’a verdi.
Üzerinde anlaşmaya varılan hususlara dayanarak, İranlı mevkidaşı ile yakında görüşmeyi dört gözle beklediğini söyleyen Prens Faysal, “Önümüzdeki iki ay içinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanıyoruz ve gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız normal” dedi.
Son zamanlarda Kiev ve Moskova’ya yaptığı ziyaretler ve Ukrayna-Rusya savaşını durdurmak için Suudi Arabistan’ın arabuluculuğundan bahseden Prens Faysal, “Suudi Arabistan, krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi işler yapmaya ve birlikte çalışmaya hazır” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Prens Faysal’ın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni şöyle;

-Suudi Arabistan ve İran’ın en fazla iki ay içinde diplomatik ilişkileri yeniden başlatma ve büyükelçilikleri yeniden açmayı içeren bir anlaşmaya vardıklarını açıkladıktan sonra, böyle bir anlaşmada Suudi Arabistan’ın doğrudan çıkarı nedir? Anlaşma, bölgede siyasi ve ekonomik düzeyler ve bölgedeki sorunlu konularda yeni bir sayfanın açılışı anlamına mı geliyor?
Uluslararası ilişkilerde ilke, devletler arasında diplomatik ilişkilerin varlığıdır. Bu, ortak dini, kültürel, tarihi ve medeniyet bağını paylaşan Suudi Arabistan ve İran büyüklüğündeki iki komşu ülke örneğinde pekişmektedir. Bu anlaşma, Çin’in himayesi ve arabuluculuğu altında, son iki yılda hem Irak, hem de Umman’da yapılan birkaç tur görüşmeden sonra yapıldı. Suudi Arabistan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarın geliştirilmesindeki rolü ve sorumluluğunun bilincinde olarak, sükunet ve gerilimi azaltma yolunda ilerlemeye devam ediyor.
Siyasi ilişkilerin yeniden başlamasına vesile olacak bu anlaşmaya varmamız, iki ülke arasındaki tüm önemli ihtilafların çözüme kavuşturulduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade, barışçıl yollarla ve diplomatik araçlarla iletişim ve diyalog yoluyla çözme konusundaki ortak arzumuzun kanıtıdır.
Suudi Arabistan olarak, İran ile yeni bir sayfa açmayı, sadece ülkemizde değil, tüm bölgede güvenlik ve istikrarın sağlamlaştırılmasına, kalkınma ve refahın ilerlemesine olumlu yansıyacak işbirliği ufkunu genişletmeyi umuyoruz.

-Anlaşmayı etkinleştirmek ve büyükelçi atamalarını ayarlamak için İran dışişleri bakanıyla bir sonraki görüşmenizi ne zaman yapacaksınız? Sizi yakında Tahran’da görebilir miyiz?
Üzerinde mutabık kalınan hususlar temelinde yakında İran dışişleri bakanıyla görüşmeyi dört gözle bekliyorum. Önümüzdeki iki ay boyunca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden başlatmaya hazırlanacağız. Gelecekte karşılıklı ziyaretlerde bulunmamız da normaldir.

-Pekin ile imzalanan üçlü bildiride, Riyad ve Tahran’ın ‘devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine karışmama’ konusunu onaylamasına rağmen, ABD İran’ın bu konudaki kararlılığını sorguladı. Anlaşma birbirinin içişlerine karışmama şartlarını içeriyor mu ve İran’ın bu maddeye saygı duyacağını düşünüyor musunuz?
İran ile yeni bir sayfa açmanın en önemli şartlarından biri, iki taraf arasında varılan anlaşmaya ve Suudi Arabistan-İran-Çin ortak açıklamasının içeriğine bağlı kalmaktır. Kuşkusuz iki ülke ve bölgemizin çıkarı, halkımız ve bölgemizin genç kuşaklarının güvenlik, istikrar ve refahın hakim olduğu daha iyi bir gelecek umutlarına ulaşılmasına yol açacak şekilde ortak iş birliği ve koordinasyon yollarını harekete geçirmek ve hegemonik kaygılar yerine kalkınma önceliklerine odaklanmaktır. İran’ın da bizimle aynı hedefleri ve özlemleri paylaşacağını umuyor ve bunu başarmak için birlikte çalışmayı dört gözle bekliyoruz.

-İran, nükleer müzakerelerin çökmesiyle başlayan ve birbiri ardına krizlere yol açan iç koşulların yanı sıra bir takım acil ekonomik ve sosyal kaygılarla biten uzun bir süreçte birden fazla krizle karşı karşıya kaldı. Ancak bazıları, özellikle Batı’da, bu yeni anlaşmanın kritik bir zamanda İran rejimi için bir can simidi olabileceğine inanıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İran’ın iç meselesi olduğu için soruda ortaya atılanların çoğundan bahsetmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki, İran istikrarı ve gelişimi, bölgenin istikrarı ve kalkınmasının çıkarına olan bir komşu ülkedir. Biz Suudi Arabistan’da ona iyilikten başka bir şey dilemiyoruz.
İran’ın nükleer yeteneklerini geliştirmeye devam etmesine gelince, bu şüphesiz bizi endişelendiriyor ve Körfez bölgesi ile Ortadoğu’nun kitle imha silahlarından arındırılmasına yönelik çağrımızı yineliyoruz.
İran’ı nükleer yükümlülüklerine uymaya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini yoğunlaştırmaya çağırıyoruz ve bunu sağlamak için müttefiklerimiz ve dostlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.

-Çin, bölgesel krizlerin çözümüne yönelik girişimlere diplomatik ağırlığını koymaya alışkın değil. Buradaki soru şu; Neden başka bir ülke değil de özellikle Çin arabuluculuk yaptı?
Ortak açıklamada belirtildiği üzere Suudi Arabistan, dost Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortaya koyduğu girişimi memnuniyetle karşıladı. Ben de İran tarafıyla iki yıldır devam eden müzakerelerin bir uzantısı ve devamı olarak etkileşime geçtim. Çin’in her iki tarafla da olumlu ilişkilere sahip olduğu bir sır değil, bu da bakış açılarını yakınlaştırmaya ve Suudi Arabistan’ın meşru kaygılarını vurgulamaya katkıda bulundu.
Çin’in anlaşmaya sponsorluğunun bölgemizde bir arada yaşama, ortak güvenlik ve ülkeler arasındaki iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz. Üç ülkenin barış, güvenlik ve istikrarın hakim olduğu bir bölgesel ortamın yaratılmasında ortak çıkarları var.

-Ukrayna ihtilafını sona erdirmek için Moskova’da bir girişimde bulundunuz. Oradaki diplomatik çabalarınıza, özellikle ilgili tarafların Suudi Arabistan’ın herhangi bir rolünü ne ölçüde kabul ettiğine ve bu alanda ilerleme kaydedip kaydetmediğinize daha fazla ışık tutabilir misiniz? Bu konuda başarıya ulaşma anlamında iyimser misiniz?
Krizi sona erdiren, savaşı durduran ve hayat kurtaran siyasi bir çözüme ulaşmak için iki ülke ile iyi ilişkiler kurmaya ve çalışmaya hazırdık ve hala hazırız. Başbakan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın çabalarıyla, iki taraf arasında bir esir takası anlaşması başarıyla tamamlandı ve bu on ülke vatandaşlarının ülkelerine geri dönmesiyle sonuçlandı.
Suudi Arabistan, savaşın devam etmesi nedeniyle gerekli acil insani ihtiyaçları karşılamanın önemini vurgulamaya odaklandı ve Ukrayna’ya insani yardımımız oldu. Mevcut durum, her iki taraf ve uluslararası toplumun geri kalanının, her iki ülkeye ve Avrupa’nın güvenliğine zarar veren ve uluslararası işbirliği seviyesini zayıflatan bu tehlikeli gerginliği durdurmasını gerektiriyor.



Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, pazar günü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin tehcir edilmesine ilişkin açıklamalarını sert bir şekilde kınadı. Bakanlar, açıklamalarda Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik plan ve mekanizmaların gündeme getirilmesini de reddetti.

Bakanlar ortak açıklamada, söz konusu açıklama ve önerileri kışkırtıcı olarak nitelendirerek bunların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ettiğini ve Filistin halkının meşru ve devredilemez haklarına doğrudan tehdit oluşturduğunu belirtti.

Açıklamada, Filistinlilerin tehcir edilmesini amaçlayan her türlü girişim ve planın kesin bir dille reddedildiği vurgulandı. Bu girişimlerin işgal altındaki Filistin toprakları içinde veya dışında olmasına ya da hangi ad ve gerekçeyle sunulmasına bakılmaksızın reddedildiği belirtilirken zorla tehcire yönelik çağrıların resmî politikaya veya Filistinlileri topraklarından koparmayı hedefleyen fiili uygulamalara dönüştürülmesinin ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuldu.

Bakanlar, bu tür adımların başta ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planı olmak üzere uluslararası barış çabalarına doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığını belirtti. Açıklamada, söz konusu planın zorla tehciri reddettiğine dikkat çekilerek bu tür girişimlerin bölgedeki istikrarın sağlanması ihtimalini zayıflatabileceği uyarısı yapıldı.

Ortak açıklamada, Gazze Şeridi’nin işgal altındaki Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken Gazze ile Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin topraklarının bütünlüğünün korunması gerektiği ifade edildi.

Bakanlar, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın tek yolunun iki devletli çözümün hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Bu kapsamda, ilgili uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini vurguladı.

Bakanlar ayrıca uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sorumluluklarını yerine getirerek işgal altındaki Filistin topraklarında yeni bir demografik veya coğrafi gerçeklik dayatma girişimlerine karşı çıkma çağrısında bulundu.

Açıklamada, uluslararası hukuk kurallarına uyulmasının güvence altına alınması istenirken Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını ve direncini destekleme kararlılığı yinelendi. Ayrıca Filistin meselesini ortadan kaldırmaya veya Filistin halkının meşru haklarını zayıflatmaya yönelik her türlü girişimin reddedildiği belirtildi.


Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
TT

Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)

Yapay zekâ yarışında rekabet artık yalnızca en gelişmiş modeli geliştirmekle sınırlı değil. Çipler, veri merkezleri ve enerji kapasitesi bu yarışın yeni belirleyicileri haline gelirken Suudi Arabistan, sahip olduğu enerji kaynakları ve hızla büyüyen dijital altyapısıyla küresel yapay zekâ ve yarı iletken şirketlerinin dikkatini çekiyor.

Bilgi işlem çiplerine yönelik talebin artmasıyla birlikte yarı iletken sektörü enerji, veri merkezleri ve dijital altyapıyla kesişiyor. Böylece teknolojik gücün yeni haritası, yalnızca çip üreten ülkelerin değil, bu çiplerin ihtiyaç duyduğu bilgi işlem kapasitesini barındırabilecek ülkelerin de önem kazandığı yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu yarışta Suudi Arabistan, enerji imkânları, veri merkezlerindeki hızlı genişleme ve egemen yapay zekâ ekosistemi kurma hedefi sayesinde Asyalı çip ve yapay zekâ şirketleri için giderek daha önemli bir merkez haline geliyor. Güney Kore ise çipler, yapay zekâ ve bunlara bağlı altyapı alanlarındaki kamu harcamalarını artırarak değer zincirinin merkezindeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions’ın Riyad’ı bölgesel merkezi olarak seçmesi, çipleri üretenlerle onları çalıştıracak kapasiteye sahip ülkeler arasındaki bu yeni kesişimi somutlaştırıyor.

Şirketin Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ı şirket için cazip bir merkez haline getiren üç temel unsur bulunduğunu söyledi. Bunların yüksek enerji kapasitesi, yapay zekâ altyapısının geliştirilmesine yönelik kararlılık ve egemen yapay zekâ alanındaki büyük hedefler olduğunu belirtti.

Park, bu faktörlerin bir araya gelmesinin Riyad’ı Rebellions’ın yapay zekâ çipleri alanındaki faaliyetlerini geliştirmesi için uygun bir merkez haline getirdiğini ifade etti.

Koreli şirketin bu adımı, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri ve yapay zekâ projelerine yönelik yatırımların artmasıyla birlikte yükselen bilgi işlem talebini karşılayacak kapasitesini genişletmeye çalıştığı bir dönemde atıldı.

2027’de 596,92 milyar dolar bütçe

Güney Kore bu hafta, 2027 yılı için tarihinin en büyük hükümet bütçesini önerdi. Toplam 821 trilyon won (596,92 milyar dolar) tutarındaki bütçe, mevcut yıla göre yüzde 12,8 artış öngörüyor ve ülke tarihindeki en yüksek yıllık artışa işaret ediyor.

Bütçedeki harcamaların önemli bir bölümünün yapay zekâ, yarı iletkenler ve bunlarla bağlantılı altyapıya yönlendirilmesi planlanıyor.

Seul yönetimi, ekonomisinin en önemli itici güçlerinden biri olan yarı iletken sektöründeki konumunu korumak için kamu harcamalarını artırmaya hazırlanıyor. Bu adım, yapay zekâ uygulamalarında kullanılan çiplere yönelik küresel talebin hızla yükseldiği bir dönemde atılıyor.

Bütçe tasarısında, yeni nesil yarı iletken altyapısını desteklemek amacıyla su sistemleri, elektrik şebekeleri ve lojistik hizmetlerini kapsayan sanayi altyapısı için 21,3 trilyon won ayrılması öngörülüyor. Ayrıca çip sektörüne yönelik özel bütçeye 2,6 trilyon won tahsis edilmesi planlanıyor.

Güney Kore, yapay zekâ sistemlerinde kullanılan yüksek bant genişlikli bellek çiplerine (HBM) yönelik küresel talepteki artıştan da yararlanıyor. Bu talep, Samsung Electronics ve SK Hynix’in güçlü kârlar açıklamasında önemli rol oynuyor.

Egemen yapay zekâ Riyad ile Seul’ü birbirine bağlıyor

Park’a göre yapay zekânın egemenlik boyutu, ülkelerin hangi teknolojileri kullanacağına ilişkin kararlarında giderek daha önemli bir unsur haline geliyor. Özellikle bazı veri ve uygulamaların hassas sektörlerle bağlantılı olması, yerel olarak yönetilen yapay zekâ teknolojilerine duyulan ihtiyacı artırıyor.

Park, bu ihtiyacın diğer unsurların yanı sıra ulusal güvenlikle de bağlantılı olduğunu belirtti. Nükleer enerji programları veya silah sistemleri gibi hassas bilgilerin, devletlerin yapay zekânın nasıl kullanılacağını kontrol edebilmesini, sınırlarını belirleyebilmesini ve sistemleri tamamen ülke içinde çalıştırabilmesini gerektirdiğini söyledi.

cdvfgbhnj
Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions»ın Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park (Şarku’l Avsat) 

Bu durum, yapay zekâ pazarındaki temel eğilimlerden birini de yansıtıyor. Hükümetler ve şirketler artık yalnızca gelişmiş modellere erişmeye değil, verilerin nerede depolandığına, modellerin nerede çalıştırıldığına ve bu sistemlerin dayandığı altyapının kimin mülkiyetinde olduğuna da odaklanıyor.

Aramco ve Humain çip tedarik zincirinde

Rebellions’ın Suudi Arabistan’la halihazırda yatırım ilişkisi bulunuyor. Park, Aramco’nun yaklaşık iki yıl önce şirkete yatırım yaptığını, Rebellions’ın ise yapay zekâ altyapı teknolojilerine ilişkin tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi konusunda Humain ile görüşmelerini sürdürdüğünü söyledi.

Park, Humain’in Suudi Arabistan’da ve küresel ölçekte yapay zekâ alanında faaliyet gösteren en önemli kuruluşlardan biri haline geldiğini belirterek, şirketle iş birliğinin bölgedeki yapay zekâ sektörü üzerinde olumlu bir etki yaratabileceğini ifade etti.

Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri başta olmak üzere dijital altyapısını genişlettiği bir dönemde yaşanıyor. Bu durum, çip ve bilgi işlem alanında faaliyet gösteren şirketler için yalnızca bileşen satışıyla sınırlı olmayan, doğrudan yapay zekâ ekosisteminin kurulmasına katılmayı mümkün kılan potansiyel bir bölgesel pazar oluşturuyor.

Rekabet çip hızından işletme maliyetine kayıyor

Rebellions, yapay zekâ çipi pazarındaki rekabetin yalnızca bir çipin saniyede daha fazla sayıda token işleme kapasitesiyle belirlenmeyeceği görüşünde.

Park, şirketin daha düşük ekonomik maliyetle daha yüksek yapay zekâ performansı sağlayan teknolojiler geliştirmeye odaklandığını söyledi. Müşteriler açısından önemli ölçütün yalnızca saniyede işlenebilen token sayısı olmadığını belirten Park, asıl önemli göstergelerden birinin token başına maliyet olduğunu ifade etti.

Şirketin modeli, kaynaklarını eğitim ve çıkarım süreçleri arasında eşit biçimde dağıtmak yerine büyük ölçüde çıkarım (inference) operasyonlarına odaklanıyor.

Park, çıkarım işlemlerinin giderek standartlaşan bir hizmete dönüştüğünü belirterek, şirketlerin ve kullanıcıların arka planda hangi teknolojinin kullanıldığından bağımsız olarak uygun maliyetle iyi sonuçlar elde etmeye daha fazla önem vereceğini söyledi.

Enerji, yapay zekâ denkleminin bir parçası haline geliyor

Veri merkezlerinin enerji tüketiminin artmasıyla birlikte elektrik maliyeti ve çiplerin enerji verimliliği, yapay zekâ kullanımının genişletilmesindeki ekonomik hesabın önemli unsurları haline geliyor.

Riyad ile Seul’ün hesapları da bu noktada farklı açılardan kesişiyor. Güney Kore, değer zincirindeki konumunu korumak amacıyla çiplere, elektrik şebekelerine ve gerekli sanayi altyapısına yatırım yaparken Suudi Arabistan, yaklaşan bilgi işlem dalgasını karşılamak için enerji, altyapı ve veri merkezleri sağlamaya çalışıyor.

Böylece yapay zekâ yarışındaki rekabet yalnızca modeller ve yazılımlar etrafında şekillenmiyor. Yarış aynı zamanda çipleri kimin ürettiği, veri merkezlerine kimin sahip olduğu, enerjiyi kimin sağlayabildiği ve tüm bunları en düşük maliyetle kimin sunabildiği soruları etrafında yeniden tanımlanıyor.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Sisi, bölgede gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
TT

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Sisi, bölgede gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi,  bugün (Perşembe) bölgedeki son gelişmeleri, gerilimin düşürülmesine yönelik yürütülen çabaları ve bölgede güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesi konularını ele aldı.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki iş birliğinin çeşitli alanlarda desteklenmesi ve güçlendirilmesine yönelik çabalarda değerlendirildi.