Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Suriye rejimi, Türkiye’deki seçimleri baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
TT

Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)

Ankara, Suriye rejimi lideri Beşşar Esed’in Türk güçleri Suriye’nin kuzeyinden çekilmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetmesine şaşırmadı. Ancak bu talebi, müzakerelere başlamadan önce tırmanış tavanının artması olarak nitelendiriyor.
Esed’in Moskova’da kaldığı süre boyunca ortaya koyduğu şartlara Türkiye’den henüz resmi bir tepki gelmedi. Bazı tarafların Ankara ve Şam arasındaki normalleşme konusunu görüşmeyi amaçladığına inandıkları ziyaret çerçevesinde Esed, çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşme, Moskova’nın ev sahipliğinde düzenlenen Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Suriye meselesi ve özellikle de Türkiye ile normalleşme konulu dörtlü toplantısıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.
Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi Orhan Miroğlu, 17 Mart’ta Rusya merkezli ‘Sputnik’ ajansına yaptığı açıklamada, Esed’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin koşulları, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için ‘uygunsuz’ olarak nitelendirdi. Miroğlu, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden önce aralarında bir görüşme gerçekleşmeyeceğini belirtti.
Daha önce Şam, Esed- Erdoğan görüşmesine ilişkin tutumunu ‘Erdoğan’a seçimlerde özgür bir zafer kazandırmayacağı’ sözleriyle dile getirmişti. Şam, bu ifadelerle Ankara ile Şam arasında arabuluculukta ana rolü oynayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in huzurunda Ankara’nın Erdoğan ile Esed arasında acele ediyor gibi göründüğü bir görüşmeyi reddettiğine dikkat çekmişti.

Orhan Miroğlu konuya dair şunları söyledi:
“Esed, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinin bir şartı olarak Türkiye’yi Suriye topraklarından geri çekilmeye çağırıyor. Ancak müzakere taraflarının uzlaşmak, anlaşmak ve anlaşmazlıklara çözüm bulmak niyetinde olmaları halinde, müzakerelerin başlamasıyla birlikte diplomatik ilişkilerde talep çıtasının yükseltilmesi uygun değildir. Esed’in Türkiye ile müzakereler için ön koşulları belirlemeye başlaması, Türkiye’ye Şam’ın çoğunluğunu Kürt Halkı Koruma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini durdurmasını talep etme hakkını veriyor. Erdoğan ile Esed’in Türkiye seçimlerinden önce görüşme ihtimali çok zayıf. Seçimden sonra görüşme ise seçim sonuçlarına ve dengelerine göre netleşecek.”
Ankara son zamanlarda bölgesel ve uluslararası koşullardaki değişikliklerle paralel olarak Ortadoğu’daki diplomasi adımlarını hızlandırdı. Bu durum, muhalefetin elinden önemli bir kartın alınması olarak değerlendiriliyor.
Diğer yandan Moskova’ya ziyarette bulunan Esed, yaptığı açıklamada “Suriye ve Türk halkları arasında herhangi bir anlaşmazlık yoktur ve sorun Türk siyasetçilerde yatmaktadır” dedi. Beşşar Esed, yabancı güçlerin (Türk ve Amerikan) geri çekilmesi gerektiğine dikkat çekti. Suriye rejimi lideri, İranlı milislerin yanı sıra Rus güçlerin, ‘onlara Türkiye'’in desteklediği silahlı muhalefete karşı koyma çağrısı yapmış olması nedeniyle’ meşru bir varlığa sahip olduğuna inanıyor.
Bu çerçevede Esed, “Erdoğan’ın önceliği seçimler, Suriye’nin önceliği ise egemenliği yeniden tesis etmektir” dedi. Esed ayrıca, şartların yerine getirilmesi halinde yaşanacaklara dair “Erdoğan ile görüşme için belirli bir tarih yok. Bugün ya da yarın olabilir ve zamanlama sorun değil” ifadesini kulandı.

Askeri varlık
Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının, sınırlarını ve halkının güvenliğini terör örgütlerinin (YPG) saldırılarına karşı korumak için bir zorunluluk olduğunu defalarca belirtti. Zira rejim, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı için bunu garanti edemiyor.
Diplomatik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin Esed rejimi ile yakınlaşma ve Şam ile ilişkileri normalleştirme vizyonunun Suriye sorununun tamamen çözülmesine dayandığını aktardı. Kaynaklara göre şu an Suriye krizini çözmek üzere tek yol olduğu için Türkiye, krizin siyasi çözümünden ve Astana yolundan ayrılmıyor.
Türkiye’nin Esed rejimi ile müzakerelerdeki değişmezlerinin ‘siyasi çözüm, Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması, terörle mücadelede iş birliği ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması’ olduğunu dile getiren kaynaklar, “Ankara, önce istihbarat ve güvenlik servisleri düzeyinde başlayan görüşmelerde esneklik gösterdi. Rusya tarafının sınır güvenliğine ilişkin sunduğu teklifleri ele aldı” dedi. Kaynaklar, ancak Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak ve SDG’ye bağlı Kürt birliklerini sınırlarından çıkarmak konusunda hayati güvenlik ihtiyaçları olduğunu görmezden gelen rejim tarafından benzer bir muamele görmediğini vurguladı. Kaynaklara göre rejim, güçlerinin Kürt birlikleriyle yan yana bulunmasında bir sorun görmüyor. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sağlayan Türk kuvvetlerinin varlığını tehlike olarak görüyor.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha önce Suriye rejiminin taleplerini ‘gerçekçi olmayan teklifler’ olarak nitelendirmiş ve Türkiye sınırındaki bölgelerde ‘terör örgütlerinin varlığı’ tehlikesine dikkat çekmişti. Çavuşoğlu ayrıca şunları söylemişti:
“Bugün o topraklardan çekilirsek oralara rejim hâkim olmaz, terör örgütleri hâkim olur. Bu mesele bizim için de bir tehlikedir, rejim için de bir tehlikedir, tüm Suriye için de bir tehlikedir.”
Ekim 2021’de Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı görüşmede bu konuyu ele aldığını belirten Çavuşoğlu, burada bu bölgeleri kontrol etmek için rejim ile muhalefet arasında bir uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.
Rejimin daha önce kuşatma altına aldığı bölgelerden ‘teröristlerin’ İdlib’e gitmesine izin verdiğini belirten Çavuşoğlu şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu topraklar Suriye topraklarıdır ve biz her zaman onlara yönelik bir hedefimiz olmadığını söyledik. Ama şu an biz orada olmazsak, bizim için ciddi tehdit oluşturacak ortamlar var. Geri çekilme konusu, bunun için uygun koşullar sağlandığında tartışılabilir.”
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geçen pazar günü, Ankara’nın Suriye rejimi ile müzakerelerin sürdürülmesini desteklediğini söyledi. Suriye tarafının, Türkiye’nin terörist hedeflere karşı yaptıklarının nedenlerini anladığını belirten Akar, Ankara’nın PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü ve çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu SDG’ye atıfta bulundu.
Hulusi Akar sözleirni şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin hiçbir niyeti veya hırsı yok. Suriye’nin kuzeyinde işgalci bir güç olarak görülmüyor. Amacı güvenliğini savunmak, sınırlarını ve insanlarını terör saldırılarından korumaktır Öyle görünüyor ki Suriyeli muhataplarımız zaman zaman bunu anlıyor. Bunun somut belirtileri var.”
Akar bu sözleriyle YPG’nin Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal ettiğini ve Türkiye’nin teröristlere yönelik operasyonlarının Suriye’nin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurguladı. Ayrıca, “Bizim yaptığımız hiçbir şekilde Suriye topraklarının işgali veya gaspı değildir. Amacımız sadece sınırlarımızı korumak ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamaktır” dedi.
Şam’ın taleplerini artırması ve Türk güçlerinin ülkenin kuzeyinden çekilmesi için şart koyması, Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının 28 Aralık’ta Moskova’da yaptığı görüşmenin ardından normalleşme görüşmelerini yavaşlattı.

Eski görüşmelerin ‘meyveleri’
İstihbarat servisleri arasındaki toplantılardan 28 Aralık’ta Moskova’da savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının iletişimine kadar Türk ve Suriye tarafları arasındaki önceki görüşmelerde, Ankara ile Şam arasında iletişim kanallarının yeniden açılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki karşılıklı taleplerden söz edildi.
Türkiye hükümetine yakın kaynaklara göre Esed rejimi, ‘İdlib vilayetinin geri verilmesi, Cilvegözü (Bab el-Hava) Sınır Kapısı ile Keseb Sınır Kapısı gümrüklerinin Suriye ordusu ve hükümetinin kontrolüne devredilmesi, Suriye’nin doğusunu Deyrizor, Haseke, Halep ve Lazkiye’ye bağlayan Halep- Lazkiye Uluslararası Karayolu’nun (M4) tam kontrolünün rejime devredilmesi ve Türkiye’nin Esed ailesi ve Suriye hükümetini destekleyen iş insanlarına ve şirketlere yönelik Avrupa ve ABD yaptırımlarını desteklememesini istiyor. Ayrıca Suriye’nin Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve benzeri uluslararası kurum ve kuruluşlara yeniden kabulü için Türkiye’den gereken desteğin görüşülmesi, Türkiye’nin iş birliği teklifini uygulaması, terörün ortadan kaldırılması, Suriye petrolünün Suriye hükümetine iadesi ve Türkiye’nin barajlarda, otoyollarda, elektrikte, eğitim kurumlarında, su ve tarım alanlarında Suriye’ye desteğini sürdürmesi’ olmak üzere talepler ortaya koyuyor.
Türkiye, 6 Şubat deprem felaketi öncesi dönemde Moskova ile anlaşarak M4 karayolu üzerindeki askeri noktalarının bir kısmını boşaltmak için adımlar attı.
Bunun karşısında Ankara, ‘rejim güçlerinin temsil ettiği bölgelerinin YPG’den tamamen temizlenmesi, Türkiye- Suriye sınırındaki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, muhalefet ile Şam arasındaki siyasi ve askeri entegrasyon süreçlerinin tam olarak tamamlanması ve Humus, Şam ve Halep’in ilk aşamada güvenli ve onurlu bir dönüş için pilot bölgeler olması şartıyla mültecilerin güvenli dönüşü, daha sonra bu çerçevenin genişletilmesi, Türkiye’nin Suriyelilerin güvenli bir şekilde geri dönüş sürecini ve Suriyelilere uygulanan uygulamaları, bölgelerinde barındırılmasını ve mallarını geri almalarını döndükten sonra bile takip etmesi’ şartlarını sundu.
Aynı şekilde Cenevre sürecinin uygulanmasını, demokratik bir anayasanın yazılmasını, serbest seçimlerin yapılmasını ve başta kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sağlık durumu kötü olanlar olmak üzere siyasi tutukluların derhal serbest bırakılmasını da şart koştu.



Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nde reform ve Filistin devletinin tanınması çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)
TT

Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nde reform ve Filistin devletinin tanınması çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (Salı) Birleşmiş Milletler'in (BM) barışı koruma görevini yerine getiremeyecek duruma geldiğini belirterek Güvenlik Konseyi'nde reform yapılması çağrısında bulundu.

Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Gazze Şeridi'ndeki duruma tepki göstererek “Vicdan sahibi hiç kimse orada yaşananlara gözlerini kapatamaz” dedi. Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre Erdoğan ayrıca uluslararası topluma İsrail'in Hamas'la savaş sırasında düzenlediği saldırıların yol açtığı büyük yıkımın ardından Gazze Şeridi'nin yeniden imar sürecinin “derhal” başlatılması çağrısı yaptı.

gthy
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026'da New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde düzenlenen Genel Kurul oturumunda konuşma yaparken (AP)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Genel Kurul toplantılarına katılamamasından üzüntü duyduğunu belirten Erdoğan, Filistin devletini tanımayan ülkelere tutumlarını gözden geçirmeleri çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca tüm ülkeleri savaşı sona erdirmesi için İsrail üzerindeki baskıyı artırmaya davet etti.

Cumhurbaşkanı, Ankara'nın Yemen'deki çatışmaları sona erdirmek amacıyla tüm taraflarla temaslarını sürdürdüğünü belirterek çatışmaların devam etmesinin hiçbir tarafın çıkarına olmadığını vurguladı.


Manisa'da okul önünde silahlı saldırı: Yaralı öğrenciler var

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Manisa'da okul önünde silahlı saldırı: Yaralı öğrenciler var

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde, okul binası dışında meydana gelen silahlı saldırıda 2'si ağır olmak üzere 11 öğrenci yaralandı. RTÜK, olaya ilişkin yayın yasağı getirildiğini duyurdu.

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde silahlı saldırı gerçekleşti.

Manisa Valiliği'nden yapılan açıklamada saldırının İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne "yakın bir alanda" gerçekleştiği belirtildi.

Valilik ayrıca saldırıyı gerçekleştiren şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturma kapsamında saldırganın annesi, babası ile saldırıda kullanılan silahın "kullanımında bulunduğu belirlenen dedenin" de gözaltına alındığını duyurdu.

Bakan Akın Gürlek ikisi ağır toplam 11 yaralı olduğunu duyurdu.

Türk basınında yer alan güvenlik kamerası görüntülerinde, şüphelinin sokakta bir av tüfeğiyle yürüdüğü görülüyor.

Saldırgan saat 08:00 sıralarında bilinmeyen bir nedenle okul önünde silahla çevreye ateş açtı.

Daha sonraki kamera görüntülerinde ise şüpheli elindeki silahla olay yerinden kaçarken görüldü.

Okul önündeki velilere açıklama yapan Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya, sekiz yaralıdan beşinin İnci Üzmez lisesi, üç öğrencinin ise Hasan Ferdi Turgutlu Meslek Lisesi öğrencisi olduğunu açıkladı.

Kapankaya, okuldaki tüm öğrencilerin tahliye edildiğini de söyledi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yalnızca yetkili makamların açıklamalarının esas alınması, olay anına ilişkin şiddet içeren içerikler ile "spekülatif" bilgilerin paylaşılmaması gerektiğine dair açıklama yaptı.

RTÜK'ün açıklamasında "toplumsal hassasiyeti zedeleyecek" ve "şiddeti özendirecek" yayınlara yasal yaptırım getirileceği vurgulandı.

MEB'den açıklama

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından saldırıya dair yapılan yazılı açıklamada saldırının gerçekleştiği okulun 22 Eylül için tatil edildiği duyuruldu.

Açıklamada olaya dair Manisa il müfettişlerinin yanı süre üç bakanlık müfettişinin de görevlendirildiği belirtildi.

"Yaşanan menfur hadiseden etkilenen öğrenci, öğretmen ve velilerimiz için psikososyal destek ekiplerimiz de sahada rehabilitasyon faaliyetlerine başlamıştır" dendi.

Geçen nisan ayında Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki bir çocuk bir okulda ateş açmış ve 10-11 yaşlarındaki dokuz öğrenci ile bir öğretmenin ölümüne neden olmuştu. Saldırgan olay yerinde ölmüştü.

Şanlıurfa ilinde yaşanan başka bir olayda ise eski bir öğrenci, eğitim gördüğü lisede ateş açtıktan sonra intihar etmişti. Olayda 16 kişi yaralanmıştı.