Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Suriye rejimi, Türkiye’deki seçimleri baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
TT

Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)

Ankara, Suriye rejimi lideri Beşşar Esed’in Türk güçleri Suriye’nin kuzeyinden çekilmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetmesine şaşırmadı. Ancak bu talebi, müzakerelere başlamadan önce tırmanış tavanının artması olarak nitelendiriyor.
Esed’in Moskova’da kaldığı süre boyunca ortaya koyduğu şartlara Türkiye’den henüz resmi bir tepki gelmedi. Bazı tarafların Ankara ve Şam arasındaki normalleşme konusunu görüşmeyi amaçladığına inandıkları ziyaret çerçevesinde Esed, çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşme, Moskova’nın ev sahipliğinde düzenlenen Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Suriye meselesi ve özellikle de Türkiye ile normalleşme konulu dörtlü toplantısıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.
Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi Orhan Miroğlu, 17 Mart’ta Rusya merkezli ‘Sputnik’ ajansına yaptığı açıklamada, Esed’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin koşulları, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için ‘uygunsuz’ olarak nitelendirdi. Miroğlu, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden önce aralarında bir görüşme gerçekleşmeyeceğini belirtti.
Daha önce Şam, Esed- Erdoğan görüşmesine ilişkin tutumunu ‘Erdoğan’a seçimlerde özgür bir zafer kazandırmayacağı’ sözleriyle dile getirmişti. Şam, bu ifadelerle Ankara ile Şam arasında arabuluculukta ana rolü oynayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in huzurunda Ankara’nın Erdoğan ile Esed arasında acele ediyor gibi göründüğü bir görüşmeyi reddettiğine dikkat çekmişti.

Orhan Miroğlu konuya dair şunları söyledi:
“Esed, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinin bir şartı olarak Türkiye’yi Suriye topraklarından geri çekilmeye çağırıyor. Ancak müzakere taraflarının uzlaşmak, anlaşmak ve anlaşmazlıklara çözüm bulmak niyetinde olmaları halinde, müzakerelerin başlamasıyla birlikte diplomatik ilişkilerde talep çıtasının yükseltilmesi uygun değildir. Esed’in Türkiye ile müzakereler için ön koşulları belirlemeye başlaması, Türkiye’ye Şam’ın çoğunluğunu Kürt Halkı Koruma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini durdurmasını talep etme hakkını veriyor. Erdoğan ile Esed’in Türkiye seçimlerinden önce görüşme ihtimali çok zayıf. Seçimden sonra görüşme ise seçim sonuçlarına ve dengelerine göre netleşecek.”
Ankara son zamanlarda bölgesel ve uluslararası koşullardaki değişikliklerle paralel olarak Ortadoğu’daki diplomasi adımlarını hızlandırdı. Bu durum, muhalefetin elinden önemli bir kartın alınması olarak değerlendiriliyor.
Diğer yandan Moskova’ya ziyarette bulunan Esed, yaptığı açıklamada “Suriye ve Türk halkları arasında herhangi bir anlaşmazlık yoktur ve sorun Türk siyasetçilerde yatmaktadır” dedi. Beşşar Esed, yabancı güçlerin (Türk ve Amerikan) geri çekilmesi gerektiğine dikkat çekti. Suriye rejimi lideri, İranlı milislerin yanı sıra Rus güçlerin, ‘onlara Türkiye'’in desteklediği silahlı muhalefete karşı koyma çağrısı yapmış olması nedeniyle’ meşru bir varlığa sahip olduğuna inanıyor.
Bu çerçevede Esed, “Erdoğan’ın önceliği seçimler, Suriye’nin önceliği ise egemenliği yeniden tesis etmektir” dedi. Esed ayrıca, şartların yerine getirilmesi halinde yaşanacaklara dair “Erdoğan ile görüşme için belirli bir tarih yok. Bugün ya da yarın olabilir ve zamanlama sorun değil” ifadesini kulandı.

Askeri varlık
Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının, sınırlarını ve halkının güvenliğini terör örgütlerinin (YPG) saldırılarına karşı korumak için bir zorunluluk olduğunu defalarca belirtti. Zira rejim, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı için bunu garanti edemiyor.
Diplomatik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin Esed rejimi ile yakınlaşma ve Şam ile ilişkileri normalleştirme vizyonunun Suriye sorununun tamamen çözülmesine dayandığını aktardı. Kaynaklara göre şu an Suriye krizini çözmek üzere tek yol olduğu için Türkiye, krizin siyasi çözümünden ve Astana yolundan ayrılmıyor.
Türkiye’nin Esed rejimi ile müzakerelerdeki değişmezlerinin ‘siyasi çözüm, Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması, terörle mücadelede iş birliği ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması’ olduğunu dile getiren kaynaklar, “Ankara, önce istihbarat ve güvenlik servisleri düzeyinde başlayan görüşmelerde esneklik gösterdi. Rusya tarafının sınır güvenliğine ilişkin sunduğu teklifleri ele aldı” dedi. Kaynaklar, ancak Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak ve SDG’ye bağlı Kürt birliklerini sınırlarından çıkarmak konusunda hayati güvenlik ihtiyaçları olduğunu görmezden gelen rejim tarafından benzer bir muamele görmediğini vurguladı. Kaynaklara göre rejim, güçlerinin Kürt birlikleriyle yan yana bulunmasında bir sorun görmüyor. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sağlayan Türk kuvvetlerinin varlığını tehlike olarak görüyor.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha önce Suriye rejiminin taleplerini ‘gerçekçi olmayan teklifler’ olarak nitelendirmiş ve Türkiye sınırındaki bölgelerde ‘terör örgütlerinin varlığı’ tehlikesine dikkat çekmişti. Çavuşoğlu ayrıca şunları söylemişti:
“Bugün o topraklardan çekilirsek oralara rejim hâkim olmaz, terör örgütleri hâkim olur. Bu mesele bizim için de bir tehlikedir, rejim için de bir tehlikedir, tüm Suriye için de bir tehlikedir.”
Ekim 2021’de Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı görüşmede bu konuyu ele aldığını belirten Çavuşoğlu, burada bu bölgeleri kontrol etmek için rejim ile muhalefet arasında bir uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.
Rejimin daha önce kuşatma altına aldığı bölgelerden ‘teröristlerin’ İdlib’e gitmesine izin verdiğini belirten Çavuşoğlu şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu topraklar Suriye topraklarıdır ve biz her zaman onlara yönelik bir hedefimiz olmadığını söyledik. Ama şu an biz orada olmazsak, bizim için ciddi tehdit oluşturacak ortamlar var. Geri çekilme konusu, bunun için uygun koşullar sağlandığında tartışılabilir.”
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geçen pazar günü, Ankara’nın Suriye rejimi ile müzakerelerin sürdürülmesini desteklediğini söyledi. Suriye tarafının, Türkiye’nin terörist hedeflere karşı yaptıklarının nedenlerini anladığını belirten Akar, Ankara’nın PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü ve çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu SDG’ye atıfta bulundu.
Hulusi Akar sözleirni şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin hiçbir niyeti veya hırsı yok. Suriye’nin kuzeyinde işgalci bir güç olarak görülmüyor. Amacı güvenliğini savunmak, sınırlarını ve insanlarını terör saldırılarından korumaktır Öyle görünüyor ki Suriyeli muhataplarımız zaman zaman bunu anlıyor. Bunun somut belirtileri var.”
Akar bu sözleriyle YPG’nin Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal ettiğini ve Türkiye’nin teröristlere yönelik operasyonlarının Suriye’nin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurguladı. Ayrıca, “Bizim yaptığımız hiçbir şekilde Suriye topraklarının işgali veya gaspı değildir. Amacımız sadece sınırlarımızı korumak ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamaktır” dedi.
Şam’ın taleplerini artırması ve Türk güçlerinin ülkenin kuzeyinden çekilmesi için şart koyması, Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının 28 Aralık’ta Moskova’da yaptığı görüşmenin ardından normalleşme görüşmelerini yavaşlattı.

Eski görüşmelerin ‘meyveleri’
İstihbarat servisleri arasındaki toplantılardan 28 Aralık’ta Moskova’da savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının iletişimine kadar Türk ve Suriye tarafları arasındaki önceki görüşmelerde, Ankara ile Şam arasında iletişim kanallarının yeniden açılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki karşılıklı taleplerden söz edildi.
Türkiye hükümetine yakın kaynaklara göre Esed rejimi, ‘İdlib vilayetinin geri verilmesi, Cilvegözü (Bab el-Hava) Sınır Kapısı ile Keseb Sınır Kapısı gümrüklerinin Suriye ordusu ve hükümetinin kontrolüne devredilmesi, Suriye’nin doğusunu Deyrizor, Haseke, Halep ve Lazkiye’ye bağlayan Halep- Lazkiye Uluslararası Karayolu’nun (M4) tam kontrolünün rejime devredilmesi ve Türkiye’nin Esed ailesi ve Suriye hükümetini destekleyen iş insanlarına ve şirketlere yönelik Avrupa ve ABD yaptırımlarını desteklememesini istiyor. Ayrıca Suriye’nin Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve benzeri uluslararası kurum ve kuruluşlara yeniden kabulü için Türkiye’den gereken desteğin görüşülmesi, Türkiye’nin iş birliği teklifini uygulaması, terörün ortadan kaldırılması, Suriye petrolünün Suriye hükümetine iadesi ve Türkiye’nin barajlarda, otoyollarda, elektrikte, eğitim kurumlarında, su ve tarım alanlarında Suriye’ye desteğini sürdürmesi’ olmak üzere talepler ortaya koyuyor.
Türkiye, 6 Şubat deprem felaketi öncesi dönemde Moskova ile anlaşarak M4 karayolu üzerindeki askeri noktalarının bir kısmını boşaltmak için adımlar attı.
Bunun karşısında Ankara, ‘rejim güçlerinin temsil ettiği bölgelerinin YPG’den tamamen temizlenmesi, Türkiye- Suriye sınırındaki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, muhalefet ile Şam arasındaki siyasi ve askeri entegrasyon süreçlerinin tam olarak tamamlanması ve Humus, Şam ve Halep’in ilk aşamada güvenli ve onurlu bir dönüş için pilot bölgeler olması şartıyla mültecilerin güvenli dönüşü, daha sonra bu çerçevenin genişletilmesi, Türkiye’nin Suriyelilerin güvenli bir şekilde geri dönüş sürecini ve Suriyelilere uygulanan uygulamaları, bölgelerinde barındırılmasını ve mallarını geri almalarını döndükten sonra bile takip etmesi’ şartlarını sundu.
Aynı şekilde Cenevre sürecinin uygulanmasını, demokratik bir anayasanın yazılmasını, serbest seçimlerin yapılmasını ve başta kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sağlık durumu kötü olanlar olmak üzere siyasi tutukluların derhal serbest bırakılmasını da şart koştu.



Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
TT

Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirmesi beklenen görüşmede, Türkiye’nin savunma sanayisine yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılması dosyasını yeniden gündeme taşımaya hazırlanıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazar günü New York’a hareket eden Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmede, Türkiye’ye ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında uygulanan yaptırımların yanı sıra iki ülke ilişkilerinin ve 7 Temmuz’da NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da iki lider arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından ilişkilerde yaşanan gelişmelerin ele alınacağını söyledi.

S-400 krizi

Trump, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle ilk başkanlık döneminin sonlarına doğru, Aralık 2020’de Türkiye’ye yaptırım uygulamıştı. Trump, Ankara’da Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmede söz konusu yaptırımların kaldırılması konusunu değerlendirme ve Türkiye’nin ABD’nin F-35 savaş uçaklarının üretim ve geliştirme programına yeniden dahil edilmesi ile uçakları temin etmesi sürecini hızlandırma sözü verdi.

Türkiye, Rus S-400 sistemini satın almasının ardından alınan tedbirler kapsamında F-35 programından çıkarılmıştı.

cdfvhyj
Fidan, cumartesiyi pazara bağlayan gece Türk NTV kanalına verdiği röportaj sırasında (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, dün (Pazar)  NTV’ye verdiği röportajda CAATSA yaptırımlarının, özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı açısından bir engel oluşturduğunu belirtti. Fidan, yaptırımların başlamasına neden olan Rus S-400 sistemi meselesinin çözümü konusunda “yaratıcı fikirlerin” bulunduğunu ifade etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da geçen nisan ayında yaptırımlar ve Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına erişimi konusundaki sorunun, Türkiye’nin Rus sisteminden kurtulması şartıyla birkaç ay içinde çözüleceğini açıklamıştı.

Fidan, “Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde bazı çözümleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda olumlu adımlar atmayı umuyoruz” dedi.

Yunanistan ile gerilim

Fidan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan gerilime de değindi. Gerilimin, Yunanistan’da gelecek mayısta yapılacak seçimlerin yaklaşmasıyla bağlantılı olduğunu belirten Fidan, Yunan iç siyasetinde “Türkiye faktörünün” hızlı siyasi puan kazanmak veya kamuoyunun dikkatini çekmek için kısa bir yol olarak kullanıldığını söyledi.

gthyju
Miçotakis, Türkiye sınırına Akdeniz üzerinden yalnızca 1,5 kilometre uzaklıktaki Meis (Kastellorizo) Adası’nı ziyareti sırasında Yunan askerleriyle görüştü (Yunan medyası)

Fidan, Türkiye’nin Mayıs 2023’ten bu yana Başbakan Kiryakos Miçotakis liderliğindeki mevcut Yunan hükümetiyle sorunların iyi niyet çerçevesinde çözülmesi ve Yunanistan’daki bir sonraki seçimlere kadar Ege Denizi’nde geçmişte yaşanan gerilimlerin tekrarlanmaması konusunda mutabakata vardığını belirtti.

Muhalefetin, bu süreç yaklaştıkça hükümete saldırmak için Türkiye meselesini kullandığını belirten Fidan, “akıl dışı” hareket eden bazı tarafların bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut tehditleri göz ardı etmediğini ve tutumunun açık olduğunu vurgulayan Fidan,  “Ege sorunları ve kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar gerilim yaratmak istemiyoruz. Askerden arındırılmış statüdeki adaların silahlandırılmasını ise kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

Türkiye’nin bu konuda hassas ve sürekli girişimlerde bulunduğunu belirten Fidan, hükümetin bazı dosyaları çoğu zaman kamuoyuna yansıtmadan yürüttüğünü çünkü bunun Yunanistan içinde sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığının bu konuda hassas bir konumda bulunduğunu belirten Fidan, “Umarız orada kimse pervasız bir adım atmaz ve barış ile huzurun gerektirdiği şekilde hareket eder. Türkiye’nin gücü herkes tarafından biliniyor” diye konuştu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 13 Eylül’de sona eren üç günlük ada turunun ardından yükselmişti. Miçotakis’in ziyaret ettiği adalar arasında Yunanistan’ın doğudaki en uç noktalarından biri olan ve Türkiye’de “Meis” olarak bilinen, Antalya’nın karşısında ve Türkiye kıyılarına yalnızca 1,5 kilometre uzaklıkta bulunan Kastellorizo da yer aldı.

Miçotakis’in ziyaret sırasında Yunan askerleriyle tokalaştığı görüntüler kamuoyuna yansırken, 1947 Paris Barış Antlaşması kapsamında silahsızlandırılmış statüde bulunan bazı adalarda ağır silahların bulunduğu da görüldü.

Bunun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, Doğu Anadolu’daki Tunceli’den 51. Komando Tugayı’nı Aydın’ın Söke ilçesine taşıdı. Tugay, Türkiye’ye en yakın Yunan toprağı olan Sisam Adası’nın karşısında konuşlandırıldı. Bu gelişme Atina’da ciddi endişeye yol açtı.

Rusya-Ukrayna savaşı

Fidan ayrıca Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla bazı girişimlerde bulunulduğunu ancak kalıcı sonuç elde edilmesinin şu aşamada zor göründüğünü belirtti.

Savaşın 2023’e kadar geleneksel bir savaş niteliğinde olduğunu, ardından 2025’e kadar yıpratma savaşına dönüştüğünü ifade eden Fidan, 2025 sonrasında ise savaşın ticaret başta olmak üzere enerji ve ulaşım alanlarını giderek daha fazla kapsayan bir “yıkım savaşına” dönüştüğünü söyledi.

cdfgthy

Karadeniz’de ticaretin Türkiye açısından da önemli bir konu olduğunu vurgulayan Fidan, “Buğday dünya pazarlarına ulaşmazsa birçok ülke gıda güvenliği açısından sorunlarla karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Fidan, savaşın iki tarafının da limanları hedef almaya ve deniz yoluyla gerçekleştirilen tüm hareketliliğe saldırmaya başladığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu konuda iki tarafa da bir öneri gönderdik. Bu konuda çalışıyoruz ve yanıtları bekliyoruz. Konuyu belirli bir noktaya taşımaya çalışıyoruz. Ancak 2022’de Birleşmiş Milletler himayesinde ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla Karadeniz’de hayata geçirilen tahıl koridoru anlaşmasının uygulanmasından çıkardıkları dersler nedeniyle iki taraf arasında uzlaşma sağlamak zor.”


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
TT

Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Danışman Türki Al eş-Şeyh, Riyad Sezonu’nun geleneksel sporların yer aldığı Etnospor Festivali’nin 2026 edisyonuna ev sahipliği yapacağını açıkladı. Kasım ayında başkent Riyad’da düzenlenmesi planlanan festivalin ardından Riyad Sezonu, 2027 yılında İstanbul’da düzenlenecek festival edisyonuna da sponsor olacak. İstanbul’daki organizasyonun Mayıs 2027’de gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Açıklama, Al eş-Şeyh ile Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan’ın katılımıyla perşembe günü İstanbul’da düzenlenen imza töreninde yapıldı. Törende Riyad’ın 2026 edisyonuna ev sahipliği yapmasına ve Riyad Sezonu’nun İstanbul’da düzenlenecek bir sonraki edisyona sponsor olmasına ilişkin anlaşmalar imzalandı.

Al eş-Şeyh, Etnospor Festivali’nin gelecek kasım ayında Riyad’da düzenlenecek edisyonunun izleyiciler için “büyük bir sürpriz” barındıracağını açıkladı. Al eş-Şeyh ayrıca gelecek yıl Bilal Erdoğan ve Dünya Etnospor Konfederasyonu ile işbirliğinin sürdürüleceğini ve Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacağını belirtti.

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı, anlaşmanın önümüzdeki dönemde daha fazla işbirliğinin önünü açacağını ifade etti. Al eş-Şeyh, kısa sürede elde edilen sonuçlardan duyduğu memnuniyeti dile getirirken ortaklığın başarıya ulaşmasına katkı sağlayan çalışmaları övdü.

Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenlenen festival, dünyanın çeşitli ülkelerinden katılımcıları geleneksel spor dallarına ilişkin farklı müsabaka ve deneyimlerde buluşturuyor. Uluslararası organizasyon, farklı yaş gruplarından geniş bir izleyici kitlesini kendine çekiyor.

Etnospor kapsamında çeşitli halkların kültürlerinde tarihsel köklere sahip geleneksel spor ve uygulamalar yer alıyor. Geleneksel okçuluk, binicilik sporları, güreş ve atlı sporların yanı sıra zamanla uluslararası etkinlik ve şampiyonalara dönüşen farklı müsabakalar da festival programında bulunuyor.

Bu spor dalları, son yıllarda uluslararası katılımla çeşitli Etnospor etkinliklerine ev sahipliği yapan Türkiye’de geniş bir ilgi görüyor. Riyad’da düzenlenecek 2026 edisyonu, Riyad Sezonu’nun ev sahipliği yaptığı uluslararası etkinlikler listesine yeni bir organizasyon eklerken Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olması da etkinliğin Suudi Arabistan dışındaki varlığını genişletmesini sağlayacak.