Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Suriye rejimi, Türkiye’deki seçimleri baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
TT

Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)

Ankara, Suriye rejimi lideri Beşşar Esed’in Türk güçleri Suriye’nin kuzeyinden çekilmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetmesine şaşırmadı. Ancak bu talebi, müzakerelere başlamadan önce tırmanış tavanının artması olarak nitelendiriyor.
Esed’in Moskova’da kaldığı süre boyunca ortaya koyduğu şartlara Türkiye’den henüz resmi bir tepki gelmedi. Bazı tarafların Ankara ve Şam arasındaki normalleşme konusunu görüşmeyi amaçladığına inandıkları ziyaret çerçevesinde Esed, çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşme, Moskova’nın ev sahipliğinde düzenlenen Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Suriye meselesi ve özellikle de Türkiye ile normalleşme konulu dörtlü toplantısıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.
Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi Orhan Miroğlu, 17 Mart’ta Rusya merkezli ‘Sputnik’ ajansına yaptığı açıklamada, Esed’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin koşulları, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için ‘uygunsuz’ olarak nitelendirdi. Miroğlu, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden önce aralarında bir görüşme gerçekleşmeyeceğini belirtti.
Daha önce Şam, Esed- Erdoğan görüşmesine ilişkin tutumunu ‘Erdoğan’a seçimlerde özgür bir zafer kazandırmayacağı’ sözleriyle dile getirmişti. Şam, bu ifadelerle Ankara ile Şam arasında arabuluculukta ana rolü oynayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in huzurunda Ankara’nın Erdoğan ile Esed arasında acele ediyor gibi göründüğü bir görüşmeyi reddettiğine dikkat çekmişti.

Orhan Miroğlu konuya dair şunları söyledi:
“Esed, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinin bir şartı olarak Türkiye’yi Suriye topraklarından geri çekilmeye çağırıyor. Ancak müzakere taraflarının uzlaşmak, anlaşmak ve anlaşmazlıklara çözüm bulmak niyetinde olmaları halinde, müzakerelerin başlamasıyla birlikte diplomatik ilişkilerde talep çıtasının yükseltilmesi uygun değildir. Esed’in Türkiye ile müzakereler için ön koşulları belirlemeye başlaması, Türkiye’ye Şam’ın çoğunluğunu Kürt Halkı Koruma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini durdurmasını talep etme hakkını veriyor. Erdoğan ile Esed’in Türkiye seçimlerinden önce görüşme ihtimali çok zayıf. Seçimden sonra görüşme ise seçim sonuçlarına ve dengelerine göre netleşecek.”
Ankara son zamanlarda bölgesel ve uluslararası koşullardaki değişikliklerle paralel olarak Ortadoğu’daki diplomasi adımlarını hızlandırdı. Bu durum, muhalefetin elinden önemli bir kartın alınması olarak değerlendiriliyor.
Diğer yandan Moskova’ya ziyarette bulunan Esed, yaptığı açıklamada “Suriye ve Türk halkları arasında herhangi bir anlaşmazlık yoktur ve sorun Türk siyasetçilerde yatmaktadır” dedi. Beşşar Esed, yabancı güçlerin (Türk ve Amerikan) geri çekilmesi gerektiğine dikkat çekti. Suriye rejimi lideri, İranlı milislerin yanı sıra Rus güçlerin, ‘onlara Türkiye'’in desteklediği silahlı muhalefete karşı koyma çağrısı yapmış olması nedeniyle’ meşru bir varlığa sahip olduğuna inanıyor.
Bu çerçevede Esed, “Erdoğan’ın önceliği seçimler, Suriye’nin önceliği ise egemenliği yeniden tesis etmektir” dedi. Esed ayrıca, şartların yerine getirilmesi halinde yaşanacaklara dair “Erdoğan ile görüşme için belirli bir tarih yok. Bugün ya da yarın olabilir ve zamanlama sorun değil” ifadesini kulandı.

Askeri varlık
Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının, sınırlarını ve halkının güvenliğini terör örgütlerinin (YPG) saldırılarına karşı korumak için bir zorunluluk olduğunu defalarca belirtti. Zira rejim, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı için bunu garanti edemiyor.
Diplomatik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin Esed rejimi ile yakınlaşma ve Şam ile ilişkileri normalleştirme vizyonunun Suriye sorununun tamamen çözülmesine dayandığını aktardı. Kaynaklara göre şu an Suriye krizini çözmek üzere tek yol olduğu için Türkiye, krizin siyasi çözümünden ve Astana yolundan ayrılmıyor.
Türkiye’nin Esed rejimi ile müzakerelerdeki değişmezlerinin ‘siyasi çözüm, Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması, terörle mücadelede iş birliği ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması’ olduğunu dile getiren kaynaklar, “Ankara, önce istihbarat ve güvenlik servisleri düzeyinde başlayan görüşmelerde esneklik gösterdi. Rusya tarafının sınır güvenliğine ilişkin sunduğu teklifleri ele aldı” dedi. Kaynaklar, ancak Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak ve SDG’ye bağlı Kürt birliklerini sınırlarından çıkarmak konusunda hayati güvenlik ihtiyaçları olduğunu görmezden gelen rejim tarafından benzer bir muamele görmediğini vurguladı. Kaynaklara göre rejim, güçlerinin Kürt birlikleriyle yan yana bulunmasında bir sorun görmüyor. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sağlayan Türk kuvvetlerinin varlığını tehlike olarak görüyor.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha önce Suriye rejiminin taleplerini ‘gerçekçi olmayan teklifler’ olarak nitelendirmiş ve Türkiye sınırındaki bölgelerde ‘terör örgütlerinin varlığı’ tehlikesine dikkat çekmişti. Çavuşoğlu ayrıca şunları söylemişti:
“Bugün o topraklardan çekilirsek oralara rejim hâkim olmaz, terör örgütleri hâkim olur. Bu mesele bizim için de bir tehlikedir, rejim için de bir tehlikedir, tüm Suriye için de bir tehlikedir.”
Ekim 2021’de Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı görüşmede bu konuyu ele aldığını belirten Çavuşoğlu, burada bu bölgeleri kontrol etmek için rejim ile muhalefet arasında bir uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.
Rejimin daha önce kuşatma altına aldığı bölgelerden ‘teröristlerin’ İdlib’e gitmesine izin verdiğini belirten Çavuşoğlu şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu topraklar Suriye topraklarıdır ve biz her zaman onlara yönelik bir hedefimiz olmadığını söyledik. Ama şu an biz orada olmazsak, bizim için ciddi tehdit oluşturacak ortamlar var. Geri çekilme konusu, bunun için uygun koşullar sağlandığında tartışılabilir.”
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geçen pazar günü, Ankara’nın Suriye rejimi ile müzakerelerin sürdürülmesini desteklediğini söyledi. Suriye tarafının, Türkiye’nin terörist hedeflere karşı yaptıklarının nedenlerini anladığını belirten Akar, Ankara’nın PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü ve çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu SDG’ye atıfta bulundu.
Hulusi Akar sözleirni şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin hiçbir niyeti veya hırsı yok. Suriye’nin kuzeyinde işgalci bir güç olarak görülmüyor. Amacı güvenliğini savunmak, sınırlarını ve insanlarını terör saldırılarından korumaktır Öyle görünüyor ki Suriyeli muhataplarımız zaman zaman bunu anlıyor. Bunun somut belirtileri var.”
Akar bu sözleriyle YPG’nin Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal ettiğini ve Türkiye’nin teröristlere yönelik operasyonlarının Suriye’nin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurguladı. Ayrıca, “Bizim yaptığımız hiçbir şekilde Suriye topraklarının işgali veya gaspı değildir. Amacımız sadece sınırlarımızı korumak ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamaktır” dedi.
Şam’ın taleplerini artırması ve Türk güçlerinin ülkenin kuzeyinden çekilmesi için şart koyması, Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının 28 Aralık’ta Moskova’da yaptığı görüşmenin ardından normalleşme görüşmelerini yavaşlattı.

Eski görüşmelerin ‘meyveleri’
İstihbarat servisleri arasındaki toplantılardan 28 Aralık’ta Moskova’da savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının iletişimine kadar Türk ve Suriye tarafları arasındaki önceki görüşmelerde, Ankara ile Şam arasında iletişim kanallarının yeniden açılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki karşılıklı taleplerden söz edildi.
Türkiye hükümetine yakın kaynaklara göre Esed rejimi, ‘İdlib vilayetinin geri verilmesi, Cilvegözü (Bab el-Hava) Sınır Kapısı ile Keseb Sınır Kapısı gümrüklerinin Suriye ordusu ve hükümetinin kontrolüne devredilmesi, Suriye’nin doğusunu Deyrizor, Haseke, Halep ve Lazkiye’ye bağlayan Halep- Lazkiye Uluslararası Karayolu’nun (M4) tam kontrolünün rejime devredilmesi ve Türkiye’nin Esed ailesi ve Suriye hükümetini destekleyen iş insanlarına ve şirketlere yönelik Avrupa ve ABD yaptırımlarını desteklememesini istiyor. Ayrıca Suriye’nin Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve benzeri uluslararası kurum ve kuruluşlara yeniden kabulü için Türkiye’den gereken desteğin görüşülmesi, Türkiye’nin iş birliği teklifini uygulaması, terörün ortadan kaldırılması, Suriye petrolünün Suriye hükümetine iadesi ve Türkiye’nin barajlarda, otoyollarda, elektrikte, eğitim kurumlarında, su ve tarım alanlarında Suriye’ye desteğini sürdürmesi’ olmak üzere talepler ortaya koyuyor.
Türkiye, 6 Şubat deprem felaketi öncesi dönemde Moskova ile anlaşarak M4 karayolu üzerindeki askeri noktalarının bir kısmını boşaltmak için adımlar attı.
Bunun karşısında Ankara, ‘rejim güçlerinin temsil ettiği bölgelerinin YPG’den tamamen temizlenmesi, Türkiye- Suriye sınırındaki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, muhalefet ile Şam arasındaki siyasi ve askeri entegrasyon süreçlerinin tam olarak tamamlanması ve Humus, Şam ve Halep’in ilk aşamada güvenli ve onurlu bir dönüş için pilot bölgeler olması şartıyla mültecilerin güvenli dönüşü, daha sonra bu çerçevenin genişletilmesi, Türkiye’nin Suriyelilerin güvenli bir şekilde geri dönüş sürecini ve Suriyelilere uygulanan uygulamaları, bölgelerinde barındırılmasını ve mallarını geri almalarını döndükten sonra bile takip etmesi’ şartlarını sundu.
Aynı şekilde Cenevre sürecinin uygulanmasını, demokratik bir anayasanın yazılmasını, serbest seçimlerin yapılmasını ve başta kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sağlık durumu kötü olanlar olmak üzere siyasi tutukluların derhal serbest bırakılmasını da şart koştu.



İsrail'in Mısır-Türkiye askeri yakınlaşmasına ilişkin endişeleri neden artıyor?

Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail'in Mısır-Türkiye askeri yakınlaşmasına ilişkin endişeleri neden artıyor?

Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail’de, Mısır ile Türkiye arasındaki askerî yakınlaşmanın artması, özellikle iki ülkenin bölgenin en büyük ve en etkili ordularına sahip olması nedeniyle kaygıları tırmandırıyor.

Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkilerde artan yakınlaşma, özellikle askerî eğitim ve ortak tatbikat alanlarında genişlemesiyle İsrail’de endişe yaratıyor. Bu iki ülkenin sahip olduğu stratejik ağırlık ve askerî kapasite, Tel Aviv’in dikkatle izlediği başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bu endişeler, Mısır ve Türkiye’nin Libya’nın Sirte kentinde düzenlenen uluslararası askerî tatbikata birlikte katılmasının ardından yeniden gündeme geldi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, İsrail’in kaygıları; iki ülkenin askerî gücü, savunma sanayii alanındaki iş birliği ve bölgesel meselelerde artan koordinasyonundan kaynaklanıyor. Uzmanlar, bu yakınlaşmanın zamanla daha geniş kapsamlı bir ittifaka dönüşebileceğini, ancak kısa vadede doğrudan bir askerî çatışma ihtimalinin düşük olduğunu ifade ediyor.

İsrail’de artan kaygılar

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, emekli general Yitzhak Brik’in kaleme aldığı bir analizde, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının ileride “zor bir savaş” ihtimalini gündeme getirebileceği uyarısında bulundu. Brik, iki ülke arasında savunma üretimi ve askerî entegrasyonu kapsayan stratejik bir iş birliğinin oluşabileceğini belirterek, bunun bölgedeki caydırıcılık dengelerini yeniden şekillendirebileceğini söyledi. Bu durumun İsrail’i askerî doktrinini ve savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlayabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in iNews 24 kanalı da 18 Nisan’da yayımladığı bir haberde, Mısır ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın hızlandığını ve iki taraf arasında güvenlik, savunma ve istihbarat alanlarını kapsayan derin görüşmeler yapıldığını aktardı. Haberde, bu konuların Türkiye’de ilgili Meclis komisyonlarına sevk edildiği ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında Kahire’yi ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında savunma dahil çeşitli alanlarda bir dizi anlaşma imzalanmıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ortak basın toplantısında, iki ülkenin Gazze, Sudan, Libya ve Afrika Boynuzu başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası konularda yakın görüşlere sahip olduğunu belirtmişti.

dfvbnhum
Sisi ve Erdoğan, iki ülke arasında askeri alanlarda mutabakat zaptlarının imzalanması sırasında... Şubat 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail ayrıca Türkiye’nin Gazze’de kurulması muhtemel uluslararası istikrar gücüne katılma ihtimaline de temkinli yaklaşıyor. Türkiye’nin ateşkes sürecinde arabulucu rol üstlenmesi ve güvenlik garantörü olarak gündeme gelmesi, Tel Aviv’de yakından takip ediliyor. Bazı medya organlarında ise İran savaşı sonrasında Türkiye ile İsrail arasında askerî bir gerilim yaşanabileceğine dair değerlendirmeler yer aldı.

“Soğuk barış” vurgusu

Mısırlı askerî ve stratejik uzman Samir Ragıb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bölgedeki artan varlığı ve Mısır ile yakınlaşmasının, İsrail ile ilişkilerde “soğuk barış” durumunu güçlendirdiğini belirtti. Ragıb, her iki ülkenin de güçlü ordulara sahip olmasının ve bölgesel aktörlerle iyi ilişkiler kurmasının İsrail açısından rahatsız edici olduğunu ifade etti.

Ragıb’a göre İsrail’i en fazla endişelendiren konulardan biri, insansız hava araçları alanındaki iş birliği. Türkiye ve Mısır’ın bu alandaki üretim kapasitesinin birleşmesi, hem iki ülkenin ihtiyaçlarını karşılayabilir hem de İsrail’in bölgedeki İHA pazarındaki konumunu zorlayabilir. Ayrıca, İsrail’e yönelik olumsuz algının artması, Mısır-Türkiye ortak üretimi ürünlere talebi artırabilir.

İki ülke arasındaki koordinasyonun Somali’den Suriye’ye, Libya’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılması da İsrail açısından dikkat çekici bulunuyor. Türkiye’nin Afrika’daki varlığını Mısır üzerinden güçlendirme ihtimali, Tel Aviv’in stratejik hesaplarında önemli bir yer tutuyor.

Artan askerî iş birliği

Mısır ile Türkiye arasındaki askerî iş birliği son dönemde hız kazanmış durumda. Geçtiğimiz yıl, 13 yıl aradan sonra ilk kez Mısır’a ait askerî unsurlar Türkiye’de düzenlenen bir deniz tatbikatına katıldı. Tatbikatta Türk fırkateynleri, hücumbotlar, denizaltılar ve F-16 savaş uçaklarının yanı sıra Mısır donanmasına ait unsurlar yer aldı.

dsvsv
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Şubat 2024'te Kahire'de Erdoğan’la bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Nisan ayı sonunda Libya’nın Sirte kentinde düzenlenen “Flintlock 2026” tatbikatının tamamlandığını duyurdu. 13-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen tatbikata Mısır’ın da aralarında bulunduğu çeşitli ülkeler katıldı. Tatbikatın, kara, hava ve deniz unsurları arasında koordinasyonu artırmayı hedeflediği belirtildi.

Savunma sanayii alanında da önemli adımlar atılıyor. Ağustos ayında Türkiye ile Mısır arasında, “TURKHA” tipi insansız hava aracının Mısır’da yerli üretimini öngören bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın, teknoloji transferi ve yerli savunma kapasitesinin geliştirilmesi açısından kritik olduğu değerlendiriliyor.

Çatışma ihtimali düşük

Uzmanlar, tüm bu gelişmelere rağmen İsrail’in Mısır veya Türkiye ile doğrudan bir askerî çatışmaya girmesinin düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Bunun temel nedeni olarak İsrail’in aynı anda birden fazla güçlü cephede savaşmayı öngörmeyen askerî doktrini gösteriliyor. Ayrıca ABD’nin de Türkiye veya Mısır gibi büyük aktörlere karşı bir çatışmada İsrail’e destek vermesinin zor olacağı ifade ediliyor.

Analistlere göre, Türkiye-Mısır yakınlaşması doğrudan İsrail’e karşı kurulmuş bir ittifak olmasa da, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin daha da genişlemesi ve farklı coğrafyalarda etkisini artırması bekleniyor.


İsrail’in Mısır-Türkiye arasındaki askeri yakınlaşmaya ilişkin endişeleri neden artıyor?

 Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 19 Aralık 2024’te düzenlenen D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 19 Aralık 2024’te düzenlenen D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail’in Mısır-Türkiye arasındaki askeri yakınlaşmaya ilişkin endişeleri neden artıyor?

 Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 19 Aralık 2024’te düzenlenen D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, 19 Aralık 2024’te düzenlenen D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gözlenen yakınlaşma, özellikle iki ülkenin askeri eğitim ve tatbikat alanındaki iş birliğini genişletmesiyle birlikte İsrail’de endişelere yol açıyor. Bölgenin en büyük ordularına sahip ve stratejik ağırlığı yüksek iki güç arasındaki bu gelişmeler, Tel Aviv’de yakından takip ediliyor.

Bu kaygılar, Sirte kentinde Mısır ve Türkiye’nin katılımıyla gerçekleştirilen uluslararası askeri tatbikatın tamamlanmasının ardından yeniden gündeme geldi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, söz konusu endişelerin iki ülkenin askeri kapasitesi, savunma sanayii alanındaki iş birliği ve bölgesel konulardaki yakınlaşmadan kaynaklandığını belirtti. Uzmanlar, Mısır ile Türkiye arasındaki bu yakınlaşmanın zamanla daha geniş kapsamlı bir bölgesel ittifaka dönüşebileceğini ve farklı alanlarda etkisini artırabileceğini öngörürken, yakın vadede doğrudan bir askeri çatışma ihtimalini düşük görüyor.

İsrail’in endişeleri

İsrail gazetesi Maariv’de yayımlanan bir makalede emekli general Yitzhak Brick, Türkiye ile Mısır arasında oluşabilecek bir ittifakın İsrail’i ‘zorlu bir savaşa’ sürükleyebileceği ihtimalini göz ardı etmedi.

Brick, Kahire ile Ankara arasında stratejik bir iş birliğinin oluşabileceği uyarısında bulunarak, bunun ortak askeri üretim ve savunma alanında entegrasyona kadar uzanabileceğini ifade etti. İki ülke arasındaki olası askeri yakınlaşmanın bölgedeki caydırıcılık dengelerini yeniden şekillendirebileceğini belirten Brick, bunun İsrail’i güvenlik açısından yeni tehditlerle karşı karşıya bırakacağını ve askeri doktrin ile savunma stratejisinin kapsamlı biçimde yeniden değerlendirilmesini gerektireceğini söyledi.

İsrail merkezli i24NEWS ise 18 Nisan’da yayımladığı haberinde, Türkiye ile Mısır arasındaki yakınlaşmaya dair uyarılara yer verdi. Haberde, iki ülke arasında güvenlik, savunma ve istihbarat alanlarındaki parlamenter komisyonlarda ele alınan derinlemesine görüşmelerin bulunduğu aktarıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz şubat ayında Kahire’yi ziyaret etmiş, bu ziyaret kapsamında savunma dahil birçok alanda anlaşmalar imzalanmıştı. Ortak basın toplantısında konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ise iki ülke arasında Gazze Şeridi, Sudan, Libya ve Afrika Boynuzu gibi bölgesel konularda görüş birliği bulunduğunu açıklamıştı.

Sisi ve Erdoğan, iki ülke arasında askeri alanlarda mutabakat zaptlarının imzalanması sırasında... Şubat 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Sisi ve Erdoğan, iki ülke arasında askeri alanlarda mutabakat zaptlarının imzalanması sırasında... Şubat 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail, Türkiye’nin Gazze Şeridi’nde oluşturulması planlanan uluslararası istikrar gücüne katılma ihtimaline temkinli yaklaşıyor. Ankara’nın, ekim ayında Gazze’de sağlanan ateşkes anlaşmasının uygulanmasına yönelik arabuluculuk ve garanti mekanizmalarına dahil olması, Tel Aviv’de dikkatle takip ediliyor. Bazı medya raporları ise Gazze Şeridi’ndeki gelişmelerin yanı sıra İran’la yaşanan savaşın ardından İsrail ile Türkiye arasında olası bir askeri gerilim ihtimalinin de gündeme gelebileceğini öne sürüyor.

Soğuk barış

Mısırlı strateji uzmanı Semir Ragıb, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Türkiye’nin bölgede doğrudan varlık göstermesinin ve Mısır ile artan yakınlaşmasının İsrail ile ‘soğuk barış’ niteliğindeki mevcut dengeyi daha da pekiştirdiğini belirtti. Ragıb’a göre Mısır ve Türkiye, bölgenin en büyük iki ordusuna sahip ülkeler olarak önemli bir stratejik ağırlık taşıyor ve her ikisinin de bölgesel güç merkezleriyle güçlü ilişkileri bulunuyor. Bu durumun İsrail tarafından dikkatle izlendiği ifade ediliyor.

Ragıb, İsrail açısından en rahatsız edici başlıklardan birinin insansız hava araçları (İHA) alanındaki askeri iş birliği olduğunu vurguladı. Mısır ve Türkiye’nin bu alanda önemli üretim kapasitesine sahip olduğunu belirten Ragıb, bu ortaklığın iki ülkenin ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra bölgede İsrail’in İHA pazarındaki rekabet gücünü de zayıflatabileceğini söyledi. Özellikle İsrail ürünlerine yönelik olumsuz algının arttığı bir ortamda, Türk-Mısır üretiminin daha çok tercih edilebileceğini dile getirdi.

Ragıb, iki ülke arasındaki koordinasyonun Somali’den Suriye’ye, Libya üzerinden geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve bunun İsrail açısından rahatsız edici bir gelişme olduğunu belirtti. Ayrıca Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerini Mısır üzerinden güçlendirme çabasının, Kahire’nin kıta için ana giriş kapısı konumunu pekiştirdiğini ve bunun İsrail’in bölgesel etkisini sınırladığını ifade etti.

Türkiye üzerine çalışan araştırmacı Taha Avdetoğlu da değerlendirmesinde, Mısır ile Türkiye arasındaki Gazze Şeridi, Libya ve Afrika eksenli iş birliğinin İsrail tarafındaki endişe seviyesini daha da yükselttiğini söyledi.

Artan askeri iş birliği

Mısır ile Türkiye arasındaki askeri iş birliği son dönemde belirgin şekilde artış gösterdi. Geçtiğimiz yılın sonunda, 13 yıl aradan sonra ilk kez Mısır Silahlı Kuvvetleri unsurları Türk karasularında düzenlenen ortak deniz tatbikatına katıldı. Söz konusu tatbikatta Türk fırkateynleri, hücum botları, bir denizaltı ve F-16 uçakları yer alırken, Mısır donanmasına ait birlikler de etkinlikte görev aldı.

Millî Savunma Bakanlığı (MSB) yaptığı açıklamada Flintlock 2026 Çok Uluslu Özel Kuvvetler Tatbikatı kapsamındaki faaliyetlerin tamamlandığını duyurdu. Açıklamaya göre tatbikat, 13-30 Nisan tarihleri arasında Sirte kentinde gerçekleştirildi ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu birçok ülke katılım sağladı. Tatbikatın temel amacının askeri iş birliğini geliştirmek ve kara, hava ve deniz unsurlarını içeren entegre senaryolar üzerinden muharip kabiliyeti artırmak olduğu belirtildi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı... Şubat 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ı ağırladı... Şubat 2024 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, eylül ayında katıldığı bir televizyon programında Mısır ile savunma sanayii ve ortak güvenlik alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, bölgedeki tehditlerin iki ülkeyi güvenlik konularında daha yoğun temas kurmaya yönelttiğini ifade etti.

Semir Ragıb, İsrail’in Mısır ya da Türkiye ile askeri bir maceraya girmesinin mümkün olmadığını savunarak, İsrail askeri doktrininin aynı anda birden fazla büyük cephede savaşmayı zorlaştırdığını ifade etti. Ragıb ayrıca, ABD’nin de Türkiye ve Mısır büyüklüğündeki ülkelerle yaşanabilecek bir çatışmada İsrail’e açık destek vermesinin beklenmediğini söyledi. Ragıb’a göre her iki ülke de söylemden ziyade güç üzerinden caydırıcılık üreten aktörler konumunda.

Ragıb, Mısır-Türkiye yakınlaşmasının doğrudan İsrail karşıtı bir hat oluşturmadığını ancak zamanla Pakistan gibi ülkeleri de içerebilecek daha geniş bir bölgesel ittifaka dönüşme potansiyeli taşıdığını belirtti.

Taha Avdetoğlu ise iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha da genişleyeceğini, farklı coğrafyalara yayılacağını ancak bunun İsrail ile doğrudan bir çatışmaya dönüşmesinin beklenmediğini ifade etti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.