Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Suriye rejimi, Türkiye’deki seçimleri baskı aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
TT

Esed’in taleplerini artırması, Türkiye ile normalleşme sürecini tehdit ediyor

Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)
Türkiye-Suriye sınırındaki bir Türk askeri üssü. (Arşiv- Reuters)

Ankara, Suriye rejimi lideri Beşşar Esed’in Türk güçleri Suriye’nin kuzeyinden çekilmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetmesine şaşırmadı. Ancak bu talebi, müzakerelere başlamadan önce tırmanış tavanının artması olarak nitelendiriyor.
Esed’in Moskova’da kaldığı süre boyunca ortaya koyduğu şartlara Türkiye’den henüz resmi bir tepki gelmedi. Bazı tarafların Ankara ve Şam arasındaki normalleşme konusunu görüşmeyi amaçladığına inandıkları ziyaret çerçevesinde Esed, çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşme, Moskova’nın ev sahipliğinde düzenlenen Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Suriye meselesi ve özellikle de Türkiye ile normalleşme konulu dörtlü toplantısıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.
Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi Orhan Miroğlu, 17 Mart’ta Rusya merkezli ‘Sputnik’ ajansına yaptığı açıklamada, Esed’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin koşulları, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için ‘uygunsuz’ olarak nitelendirdi. Miroğlu, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden önce aralarında bir görüşme gerçekleşmeyeceğini belirtti.
Daha önce Şam, Esed- Erdoğan görüşmesine ilişkin tutumunu ‘Erdoğan’a seçimlerde özgür bir zafer kazandırmayacağı’ sözleriyle dile getirmişti. Şam, bu ifadelerle Ankara ile Şam arasında arabuluculukta ana rolü oynayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in huzurunda Ankara’nın Erdoğan ile Esed arasında acele ediyor gibi göründüğü bir görüşmeyi reddettiğine dikkat çekmişti.

Orhan Miroğlu konuya dair şunları söyledi:
“Esed, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinin bir şartı olarak Türkiye’yi Suriye topraklarından geri çekilmeye çağırıyor. Ancak müzakere taraflarının uzlaşmak, anlaşmak ve anlaşmazlıklara çözüm bulmak niyetinde olmaları halinde, müzakerelerin başlamasıyla birlikte diplomatik ilişkilerde talep çıtasının yükseltilmesi uygun değildir. Esed’in Türkiye ile müzakereler için ön koşulları belirlemeye başlaması, Türkiye’ye Şam’ın çoğunluğunu Kürt Halkı Koruma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini durdurmasını talep etme hakkını veriyor. Erdoğan ile Esed’in Türkiye seçimlerinden önce görüşme ihtimali çok zayıf. Seçimden sonra görüşme ise seçim sonuçlarına ve dengelerine göre netleşecek.”
Ankara son zamanlarda bölgesel ve uluslararası koşullardaki değişikliklerle paralel olarak Ortadoğu’daki diplomasi adımlarını hızlandırdı. Bu durum, muhalefetin elinden önemli bir kartın alınması olarak değerlendiriliyor.
Diğer yandan Moskova’ya ziyarette bulunan Esed, yaptığı açıklamada “Suriye ve Türk halkları arasında herhangi bir anlaşmazlık yoktur ve sorun Türk siyasetçilerde yatmaktadır” dedi. Beşşar Esed, yabancı güçlerin (Türk ve Amerikan) geri çekilmesi gerektiğine dikkat çekti. Suriye rejimi lideri, İranlı milislerin yanı sıra Rus güçlerin, ‘onlara Türkiye'’in desteklediği silahlı muhalefete karşı koyma çağrısı yapmış olması nedeniyle’ meşru bir varlığa sahip olduğuna inanıyor.
Bu çerçevede Esed, “Erdoğan’ın önceliği seçimler, Suriye’nin önceliği ise egemenliği yeniden tesis etmektir” dedi. Esed ayrıca, şartların yerine getirilmesi halinde yaşanacaklara dair “Erdoğan ile görüşme için belirli bir tarih yok. Bugün ya da yarın olabilir ve zamanlama sorun değil” ifadesini kulandı.

Askeri varlık
Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının, sınırlarını ve halkının güvenliğini terör örgütlerinin (YPG) saldırılarına karşı korumak için bir zorunluluk olduğunu defalarca belirtti. Zira rejim, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrol sahibi olmadığı için bunu garanti edemiyor.
Diplomatik kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin Esed rejimi ile yakınlaşma ve Şam ile ilişkileri normalleştirme vizyonunun Suriye sorununun tamamen çözülmesine dayandığını aktardı. Kaynaklara göre şu an Suriye krizini çözmek üzere tek yol olduğu için Türkiye, krizin siyasi çözümünden ve Astana yolundan ayrılmıyor.
Türkiye’nin Esed rejimi ile müzakerelerdeki değişmezlerinin ‘siyasi çözüm, Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması, terörle mücadelede iş birliği ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması’ olduğunu dile getiren kaynaklar, “Ankara, önce istihbarat ve güvenlik servisleri düzeyinde başlayan görüşmelerde esneklik gösterdi. Rusya tarafının sınır güvenliğine ilişkin sunduğu teklifleri ele aldı” dedi. Kaynaklar, ancak Türkiye’nin sınırlarını güvence altına almak ve SDG’ye bağlı Kürt birliklerini sınırlarından çıkarmak konusunda hayati güvenlik ihtiyaçları olduğunu görmezden gelen rejim tarafından benzer bir muamele görmediğini vurguladı. Kaynaklara göre rejim, güçlerinin Kürt birlikleriyle yan yana bulunmasında bir sorun görmüyor. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sağlayan Türk kuvvetlerinin varlığını tehlike olarak görüyor.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha önce Suriye rejiminin taleplerini ‘gerçekçi olmayan teklifler’ olarak nitelendirmiş ve Türkiye sınırındaki bölgelerde ‘terör örgütlerinin varlığı’ tehlikesine dikkat çekmişti. Çavuşoğlu ayrıca şunları söylemişti:
“Bugün o topraklardan çekilirsek oralara rejim hâkim olmaz, terör örgütleri hâkim olur. Bu mesele bizim için de bir tehlikedir, rejim için de bir tehlikedir, tüm Suriye için de bir tehlikedir.”
Ekim 2021’de Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı görüşmede bu konuyu ele aldığını belirten Çavuşoğlu, burada bu bölgeleri kontrol etmek için rejim ile muhalefet arasında bir uzlaşmaya ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.
Rejimin daha önce kuşatma altına aldığı bölgelerden ‘teröristlerin’ İdlib’e gitmesine izin verdiğini belirten Çavuşoğlu şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bu topraklar Suriye topraklarıdır ve biz her zaman onlara yönelik bir hedefimiz olmadığını söyledik. Ama şu an biz orada olmazsak, bizim için ciddi tehdit oluşturacak ortamlar var. Geri çekilme konusu, bunun için uygun koşullar sağlandığında tartışılabilir.”
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geçen pazar günü, Ankara’nın Suriye rejimi ile müzakerelerin sürdürülmesini desteklediğini söyledi. Suriye tarafının, Türkiye’nin terörist hedeflere karşı yaptıklarının nedenlerini anladığını belirten Akar, Ankara’nın PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü ve çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu SDG’ye atıfta bulundu.
Hulusi Akar sözleirni şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin hiçbir niyeti veya hırsı yok. Suriye’nin kuzeyinde işgalci bir güç olarak görülmüyor. Amacı güvenliğini savunmak, sınırlarını ve insanlarını terör saldırılarından korumaktır Öyle görünüyor ki Suriyeli muhataplarımız zaman zaman bunu anlıyor. Bunun somut belirtileri var.”
Akar bu sözleriyle YPG’nin Suriye topraklarının yaklaşık üçte birini işgal ettiğini ve Türkiye’nin teröristlere yönelik operasyonlarının Suriye’nin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurguladı. Ayrıca, “Bizim yaptığımız hiçbir şekilde Suriye topraklarının işgali veya gaspı değildir. Amacımız sadece sınırlarımızı korumak ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamaktır” dedi.
Şam’ın taleplerini artırması ve Türk güçlerinin ülkenin kuzeyinden çekilmesi için şart koyması, Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının 28 Aralık’ta Moskova’da yaptığı görüşmenin ardından normalleşme görüşmelerini yavaşlattı.

Eski görüşmelerin ‘meyveleri’
İstihbarat servisleri arasındaki toplantılardan 28 Aralık’ta Moskova’da savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanlarının iletişimine kadar Türk ve Suriye tarafları arasındaki önceki görüşmelerde, Ankara ile Şam arasında iletişim kanallarının yeniden açılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki karşılıklı taleplerden söz edildi.
Türkiye hükümetine yakın kaynaklara göre Esed rejimi, ‘İdlib vilayetinin geri verilmesi, Cilvegözü (Bab el-Hava) Sınır Kapısı ile Keseb Sınır Kapısı gümrüklerinin Suriye ordusu ve hükümetinin kontrolüne devredilmesi, Suriye’nin doğusunu Deyrizor, Haseke, Halep ve Lazkiye’ye bağlayan Halep- Lazkiye Uluslararası Karayolu’nun (M4) tam kontrolünün rejime devredilmesi ve Türkiye’nin Esed ailesi ve Suriye hükümetini destekleyen iş insanlarına ve şirketlere yönelik Avrupa ve ABD yaptırımlarını desteklememesini istiyor. Ayrıca Suriye’nin Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve benzeri uluslararası kurum ve kuruluşlara yeniden kabulü için Türkiye’den gereken desteğin görüşülmesi, Türkiye’nin iş birliği teklifini uygulaması, terörün ortadan kaldırılması, Suriye petrolünün Suriye hükümetine iadesi ve Türkiye’nin barajlarda, otoyollarda, elektrikte, eğitim kurumlarında, su ve tarım alanlarında Suriye’ye desteğini sürdürmesi’ olmak üzere talepler ortaya koyuyor.
Türkiye, 6 Şubat deprem felaketi öncesi dönemde Moskova ile anlaşarak M4 karayolu üzerindeki askeri noktalarının bir kısmını boşaltmak için adımlar attı.
Bunun karşısında Ankara, ‘rejim güçlerinin temsil ettiği bölgelerinin YPG’den tamamen temizlenmesi, Türkiye- Suriye sınırındaki terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması, muhalefet ile Şam arasındaki siyasi ve askeri entegrasyon süreçlerinin tam olarak tamamlanması ve Humus, Şam ve Halep’in ilk aşamada güvenli ve onurlu bir dönüş için pilot bölgeler olması şartıyla mültecilerin güvenli dönüşü, daha sonra bu çerçevenin genişletilmesi, Türkiye’nin Suriyelilerin güvenli bir şekilde geri dönüş sürecini ve Suriyelilere uygulanan uygulamaları, bölgelerinde barındırılmasını ve mallarını geri almalarını döndükten sonra bile takip etmesi’ şartlarını sundu.
Aynı şekilde Cenevre sürecinin uygulanmasını, demokratik bir anayasanın yazılmasını, serbest seçimlerin yapılmasını ve başta kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sağlık durumu kötü olanlar olmak üzere siyasi tutukluların derhal serbest bırakılmasını da şart koştu.



Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı”na ilişkin hukuki tutumunu yineleyerek, deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda kendi kaygılarının uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Kahire yönetimi, bu yaklaşımın iki ülkenin çıkarlarını koruması gerektiğine dikkat çekti.

Mısır'ın bu tutumu, Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati tarafından cumartesi günü Trablus'ta, geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile yaptığı görüşmede dile getirildi. Görüşme, Abdülati'nin Sahel-Sahra Devletleri Topluluğu Yürütme Konseyi'nin 22'nci dönem toplantısına katılmak üzere bulunduğu Trablus'ta gerçekleştirildi.

Mısır, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasına karşı çıkıyor. Kahire yönetimi, farklı vesilelerle yaptığı açıklamalarda, anlaşmanın onaylanmasının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamıştı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamaya göre Abdülati, iki ülke arasındaki tarihî ve kardeşlik ilişkilerinden hareketle, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin süreçte Mısır'ın kaygılarının dikkate alınmasının önemini vurguladı. Abdülati, bunun uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda, iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeterek gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu konuda mutabakata varıldığını belirtti.

Dibeybe ise Libya-Mısır Ortak Komisyonu'nun deniz sınırları konusunu görüşmek üzere toplanacağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Qahera News’ten aktardığı habere göre Dibeybe, “Haritaları olanlar bunları sunsun. Diyalog kurmak ve konuyu tartışmak sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak tek taraflı kararlar ve uzlaşmaz tutumlar, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek hiçbir sonuca ulaştırmaz” dedi.

Açıklamalar, Libya Temsilciler Meclisi'nin geçen ekim ayında Trablus ile Ankara arasında 2019 yılında imzalanan mutabakatı onaylamasının ardından geldi. Söz konusu adım, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın itirazlarına yol açarken, Avrupa'dan da anlaşmaya yönelik geçmişte eleştirel açıklamalar yapılmıştı.

Dibeybe, ekim ayında yaptığı açıklamada da hükümetinin mutabakata ilişkin Mısır'ın kaygılarını dikkate almaya özen gösterdiğini belirtmişti. Bu açıklama, Kahire'nin Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasını reddettiğini duyurmasından birkaç gün sonra gelmişti. Gelişmeler, deniz yetki alanları meselesinin iki ülke arasındaki ilişkilerde gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Öte yandan Abdülati ile Dibeybe arasındaki görüşmede Libya'daki siyasi krizin son gelişmeleri de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, ülkesinin krizin çözümünde tek çıkış yolu olarak siyasi çözümden yana tutumunu yineledi. Bu çözümün, geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya dayanan, Libyalıların sahipliğinde ve liderliğinde yürütülecek kapsayıcı bir diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bakanlık açıklamasına göre Abdülati, siyasi çözümün temel referanslarına bağlı kalınmasının önemini vurgulayarak, başta Suheyrat Anlaşması olmak üzere mevcut mutabakatların esas alınması ve dış dayatmalar ile müdahalelerden uzak durulması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Libya'nın birliğini koruyacak, devlet kurumlarını muhafaza edecek ve bu kurumların birleştirilmesini destekleyecek bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasının önemine işaret ederek, böylece ülkedeki mevcut bölünmüşlüğün sona erdirilmesi gerektiğini kaydetti.

Libya'da, merkezi Trablus'ta bulunan ve Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasında siyasi bölünmüşlük sürüyor. Ülkenin doğusunda ve güneyinin bazı kesimlerinde yönetimi elinde bulunduran Hammad hükümeti, Mareşal Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu'nun nüfuz alanında faaliyet gösteriyor.


Salah'ın Trabzon'a transferi Mısır-Türkiye ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı

Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
TT

Salah'ın Trabzon'a transferi Mısır-Türkiye ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı

Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)
Trabzonspor formasıyla Kahire'de poz veren Türk yetkililer (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç'in Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaret, Mısır'ı medeniyetlerin beşiği olarak nitelendirmesi ve Türk halkının kalbinde özel bir yere sahip olduğunu belirterek “Dünyanın Anası” şeklinde tanımlaması, iki ülke arasındaki halklar arası ilişkiler ve turizm alanında yeni bir köprünün kurulmasına vesile oldu. Genç'in, kısa süre önce Trabzonspor'a transfer olan Mısır Milli Takımı kaptanı Muhammed Salah'ın önemine dikkat çekmesi de bu yakınlaşmada etkili oldu.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye'nin Kahire Büyükelçiliği tarafından düzenlenen Trabzon Günü etkinliğine katıldığı sırada yaptığı açıklamada, Kahire ziyaretinin yalnızca Türk şehrinin tanıtımıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda iki ülkenin şehirleri, halkları ve turizm sektörleri arasındaki dostluk ve işbirliğini güçlendirmeyi amaçladığını vurguladı.

Genç, ticaret, yatırım, turizm ve kültür alanlarında ilişkilerin gelişmesinin hem iki ülkeye hem de bölgeye fayda sağlayacağını ifade etti.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transferine de değinerek Mısırlı futbolcuyu “olağanüstü bir yıldız” olarak nitelendirdi. Salah'ın değerinin futbol sahalarıyla sınırlı olmadığını belirten Genç, yıldız futbolcunun insani değerlere verdiği destek ve kriz dönemlerinde dünya kamuoyunun vicdanına seslenen tutumuyla da öne çıktığını söyledi. Genç, Salah'ın Trabzonspor'u şampiyonluklara taşımasını ve iki kültür ile medeniyet arasında yakınlaşmaya katkıda bulunmasını temenni etti.

dsveb
Türk yetkililer, Kahire'deki buluşmada Trabzonspor formasıyla (Türkiye'nin Mısır Büyükelçiliği)

Muhammed Salah, İngiltere'nin Liverpool takımındaki sözleşmesinin sona ermesiyle Trabzonspor'a yıllık 17 milyon avro karşılığında imza atmış, ayrıca kendi adını taşıyan ürünlerin satış gelirlerinden yüzde 20 pay alması konusunda anlaşmaya varılmıştı. Kulüp yöneticilerinin açıkladığı anlaşma, 35 binden fazla taraftarın ve futbolseverin katıldığı bir etkinlikte imzalanmıştı.

Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen ise etkinliğin Trabzon'un doğal güzelliklerini, mirasını, örf ve adetlerini tanıtmayı amaçladığını, bunun yanı sıra Ankara ile Kahire arasındaki ilişkilere de katkı sunduğunu belirtti.

Muhammed Salah'ın Trabzonspor kadrosunda yer almasının ve iki halk arasında oluşturduğu bağın Trabzon'u Mısırlılara daha yakın bir şehir haline getirdiğini kaydeden Şen, kentin doğal güzelliklerine dikkat çekti. Trabzon'un yemyeşil doğası ve dağlarının İrlanda'da ve İskandinav ülkelerinde bile benzerinin bulunmadığını ifade eden Büyükelçi, kentin mimari ve kültürel mirasının da önemli bir zenginlik olduğunu söyledi. Şen, katılımcıları Trabzon'u bu doğrudan deneyim aracılığıyla tanıtmaya ve ardından şehri ziyaret etmeye davet etti.

sdvb
Mohamed Salah Trabzonspor'da (Facebook hesabı)

Trabzonspor'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Trabzon'dan gelen heyetin 158'den fazla kişiden oluştuğu bildirildi. Mısır'ın başkentine ulaşan heyetin, iki taraf arasındaki turizm ve ticaret alanlarında işbirliği fırsatlarını ele almak üzere sektör temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdiği kaydedildi.

Mısırlı turizm uzmanı Muhammed Kerem, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Kahire ziyaretinin turizm ve ekonomi açısından önemli boyutlar taşıdığını belirterek bunun iki ülke arasında yatırım ve turizm hareketliliğini artırma fırsatlarını ortaya koyduğunu söyledi.

Kerem, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transferinin Türkiye'deki Mısır'ın yumuşak gücünü temsil ettiğini ve spor dünyasının önde gelen isimlerinin turizm destinasyonlarının tanıtımındaki etkisini gözler önüne serdiğini ifade etti.

Önümüzdeki dönemde Mısırlı ve Türk şirketleri arasında anlaşmaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Kerem, iki ülkenin turizm destinasyonlarını kapsayan ortak programlar hazırlanmasının önemine işaret etti. Bu kapsamda özellikle Trabzon'un tanıtılmasının yanı sıra Mısır'ın farklı turizm merkezlerine yönelik ziyaretlerin de teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.

Kerem, Trabzon'un dağlık coğrafyası, büyüleyici gölleri ve etkileyici doğal manzaralarıyla öne çıktığını, bu özelliklerin iki ülke arasında ortak turizm programları geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti.

Trabzon heyeti, Mısır ziyareti kapsamında Muhammed Salah'ın memleketi olan, Nil Deltası'ndaki Garbiye vilayetine bağlı Nagrig köyünü de ziyaret etti. Heyet üyeleri burada köy sakinleriyle bir araya geldi, gençlik merkezini gezdi ve köyün muhtarıyla görüştü. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı, Muhammed Salah'ın köyünü ziyaret etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek bölge halkını Trabzon'a davet etti.

Mısırlı spor yorumcusu Lutfi es-Sak'an ise Trabzon'dan resmi bir belediye heyetinin Mısır'ı ziyaret etmesini, Muhammed Salah'a gösterilen ilgiyi ve futbolcunun Trabzon'da bulunmasından yararlanılarak kentin turizm açısından tanıtılmasını doğal, önemli ve gurur verici bir gelişme olarak değerlendirdi.

Es-Sak'an, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Salah'ın Trabzonspor ile sözleşme imzalamasından bu yana kentte turizmin artacağına ilişkin işaretlerin ortaya çıktığını belirtti. Trabzonspor'un Salah transferinde belediyenin de yer aldığı anlaşmanın bir parçasının, futbolcunun şöhretinden ve geniş taraftar kitlesinden yararlanarak kentte turizmi canlandırmak olduğunu söyledi.

Heyetin Salah'ın memleketi Nagrig köyünü ziyaret etmesinin ve bu ziyareti Türk şehrinin tanıtımı için bir fırsata dönüştürmesinin doğal olduğunu ifade eden Es-Sak'an, şu değerlendirmede bulundu: “Bu insanlar turizmi canlandırmak ve kentin tanıtımını yapmak için çalışıyor. Belediye, Salah'ın transferine yaptığı katkı ölçüsünde Trabzon'u Mısırlılara Türkiye'de bir turizm destinasyonu olarak tanıtmak amacıyla Mısır'a geldi. Bu, futbol sahasının dışındaki futbol yatırımlarının ve tanıtım faaliyetlerinin bir parçası. Çünkü saha dışındaki pazarlama çalışmaları da önemli gelirler sağlıyor.”

Es-Sak'an, Muhammed Salah'ın Trabzon'da bulunmasının futbolcuyu kent için ayırt edici bir simge haline getirdiğini belirterek, “Salah, Türkiye'de adeta bir ikona dönüştü. Futbolun tamamlayıcı unsurlarından biri de bu. Futbol yalnızca bir oyun değil; saha dışında da pek çok gelişme yaşanıyor. Salah'ın yaşadığı sokağa adının verilmesi de bir tanıtım faaliyeti. Salah artık Türkiye'de ustalıkla pazarlanan bir markaya dönüştü” dedi.

Öte yandan, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler son dönemde önemli bir ivme kazandı. Bu gelişmede, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen şubat ayında Mısır'a gerçekleştirdiği ziyaret ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından resmi törenle karşılanması etkili oldu.

İki lider, Kahire'de düzenlenen Mısır-Türkiye İş Forumu'nun kapanış oturumuna da birlikte katıldı. Forumda, Mısır'da faaliyet gösteren veya yeni yatırım fırsatlarını değerlendirmek isteyen 460'tan fazla Türk şirketinin başkanı ve temsilcisinin yanı sıra Mısır özel sektöründen yaklaşık 270 temsilci yer aldı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da: Kardeşliğimizi zayıflatmak isteyenler emellerine asla ulaşamayacak

Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da: Kardeşliğimizi zayıflatmak isteyenler emellerine asla ulaşamayacak

Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanları, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğini vurgulamak amacıyla pazar günü Azerbaycan'daki Zafer Günü kutlamalarında el ele (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye ile Azerbaycan, Bakü'nün okullarda kıyafet kurallarını değiştirmesi ve bazı eğitim kurumlarında başörtüsünü yasaklamasıyla başlayan anlaşmazlığı geride bırakmaya çalışıyor. Ankara'nın tepkisinin ardından diplomatik temasların yeniden yoğunlaşması, ilişkilerdeki gerilimi düşürdü.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Kasım Zafer Günü kutlamalarına katılmak üzere pazar günü Azerbaycan'a gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülke arasındaki ilişkilerin zayıflatılamayacağı mesajını verdi. Erdoğan, Bir millet, iki devlet olarak tanımlanan Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sarsılmaz niteliğine vurgu yaptı.

Sonsuza kadar birlik

Erdoğan, Dağlık Karabağ'daki Fuzuli kentinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerini zayıflatmaya yönelik girişimlerin geçmişte sonuç vermediğini, gelecekte de başarılı olamayacağını söyledi.

d cdf
Erdoğan, Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşurken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile daha da güçlenen iki ülke arasındaki birlikteliğin sonsuza kadar süreceğini belirten Erdoğan, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin ortak dil, tarih ve kültürün çok ötesinde bir anlam taşıdığını ifade etti.

Erdoğan, “15 Haziran 2021'de Azerbaycan'ın Şuşa kentinde imzaladığımız beyannameyle pekiştirdiğimiz bu kardeşliği zayıflatmaya çalışanlar, geçmişte amaçlarına ulaşamadıkları gibi gelecekte de ulaşamayacaklar” dedi.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın bugün ulaştığı ileri seviyenin, iki ülkenin ortak iradesinin ve çabalarının en somut göstergesi olduğunu da sözlerine ekledi.

Erdoğan, Azerbaycan'ın Karabağ'da elde ettiği zafer ve tarihi Şuşa kentinin 2020 yılında kurtarılmasına da değindi. Azerbaycan'ın 44 gün süren Vatan Muharebesi sırasında topraklarını işgalden kurtarmasının Güney Kafkasya'da yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi.

“Bugün görevimiz, savaş meydanlarında kazanılan zaferi kalıcı barış ve istikrarla taçlandırmaktır” diyen Erdoğan, Türkiye'nin bölgede kalıcı barışın tesis edilmesine yönelik Azerbaycan'ın samimi çabalarını desteklemeyi sürdüreceğini vurguladı.

Aliyev'den Türkiye'nin tutumuna övgü

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de Zafer Günü'nde Erdoğan'ın yanlarında bulunmasından duyduğu derin memnuniyeti dile getirdi.

Aliyev, 2020'deki İkinci Karabağ Savaşı sırasında Erdoğan'ın ve Türk halkının Azerbaycan'a verdiği desteği hatırlattı. Savaşın ilk saatlerinde Erdoğan'ın yaptığı açıklamanın ve kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin, Türkiye'nin Azerbaycan'ın yanında olduğunu tüm dünyaya gösterdiğini belirten Aliyev, “Erdoğan'ın açıklaması bize daha fazla güç ve büyük  moral verdi” dedi.

dscv
Aliyev, Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Dağlık Karabağ Savaşı sırasında sergilediği tutum dolayısıyla Erdoğan'a ve Türk halkına teşekkür etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan'ın Azerbaycan'ın yalnız olmadığı ve Türkiye'nin her zaman yanında bulunduğu yönündeki sözlerini hatırlatan Aliyev, Azerbaycan halkının bu gerçeğin bilincinde olduğunu söyledi.

İkinci Karabağ Savaşı'nın Türkiye ile Azerbaycan arasındaki birliği bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Aliyev, Şuşa Beyannamesi'nin iki ülke arasındaki ilişkileri resmen müttefiklik seviyesine yükselttiğini ifade etti.

Erdoğan'ın Azerbaycan ziyareti ve Zafer Günü kutlamalarına katılımı, okul kıyafetlerine ilişkin kararın yol açtığı gerilimi yatıştırmayı ve bunun iki ülke arasındaki yakın siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkilere zarar vermesini önlemeyi amaçladı. Her iki ülkenin diplomasisinde sıkça kullanılan «İki devlette bir millet» söylemi, bu yakınlığın temel ifadelerinden biri olmayı sürdürüyor.

Başörtüsü krizi

İki ülke arasındaki anlaşmazlık, Erdoğan'ın başdanışmanı Oktay Saral'ın Azerbaycan'da uygulamaya konulan yeni okul kıyafeti kurallarını eleştirmesiyle derinleşti. Bakü yönetimi, bu açıklamayı ülkenin içişlerine müdahale olarak değerlendirdi.

sdvf
Aliyev, Azerbaycan'daki başörtüsü krizi nedeniyle iki ülke arasında yaşanan gerilim üzerine Erdoğan'ın davetini yinelemesine rağmen 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmadı (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Azerbaycan, 21 Ekim'de 31 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını istenmeyen kişi ilan ederek ülkeye girişini yasakladı. Bu isimler arasında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, bazı milletvekilleri, gazeteciler ve sosyal medya aktivistleri de bulunuyordu.

Aynı gün Erdoğan, Aliyev'i telefonla arayarak 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti. Ancak Aliyev zirveye katılmadı ve Azerbaycan'ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. Bu gelişme, Erdoğan'ın telefon görüşmesinde yaptığı davete ve başdanışmanı Oktay Saral'ı görevden almasına rağmen yaşandı.

vb
Aliyev ve eşi, Dağlık Karabağ'daki Fuzuli Havalimanı'nda Erdoğan ve eşini karşılarken (AFP)

Aliyev'in zirveye katılmaması, Bakü medyasında daha önceden planlanmış bir spor etkinliğine katılacak olmasıyla açıklandı. Aliyev, daha önce 2 Ekim'de yaptığı sert açıklamada ülkesinin içişlerine herhangi bir müdahaleyi kabul etmeyeceklerini vurgulamıştı. Karabağ zaferinin Azerbaycan ordusunun kendi imkânlarıyla kazanıldığını belirten Aliyev, Türkiye'ye üstü kapalı bir göndermede bulunarak, ülkesine silah sağlayanlar olmuşsa bile bunları kendi paralarıyla satın aldıklarını söylemişti.

Buna rağmen Erdoğan, Zafer Günü kutlamalarına katılmak üzere Azerbaycan'ı ziyaret edeceğini duyurdu.

Anlaşmazlıklar geride bırakılıyor

Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva, Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan'ı Fuzuli Uluslararası Havalimanı'nda karşıladı.

Azerbaycan ordusunun Şuşa'da elde ettiği zafer, Ermenistan'la uzun süren savaşın sona ermesinin önünü açmıştı. Azerbaycan, 2023 yılında Ankara'nın desteğiyle gerçekleştirdiği ani bir operasyon sonucunda Dağlık Karabağ'ın tamamında kontrolü sağlamış, bu gelişmenin ardından ABD arabuluculuğunda Ermenistan'la barış görüşmeleri başlamıştı.

Yaşanan gerilime rağmen Türkiye ile Azerbaycan, askeri işbirliği ve enerji alanlarında yakın ilişkilerini sürdürüyor. Türkiye, Azerbaycan'ın petrol ve doğal gaz ihracatını Avrupa'ya ulaştırmasında başlıca güzergâhlardan biri olma özelliğini koruyor.