Rus istihbaratı, ABD’yi Suriye’deki ‘teröristlere’ silah göndermekle suçluyor

Özgür Suriye Ordusu askerleri, Suriye ile Irak arasındaki Tanf sınır noktasında ABD kuvvetlerinin yanında (AP)
Özgür Suriye Ordusu askerleri, Suriye ile Irak arasındaki Tanf sınır noktasında ABD kuvvetlerinin yanında (AP)
TT

Rus istihbaratı, ABD’yi Suriye’deki ‘teröristlere’ silah göndermekle suçluyor

Özgür Suriye Ordusu askerleri, Suriye ile Irak arasındaki Tanf sınır noktasında ABD kuvvetlerinin yanında (AP)
Özgür Suriye Ordusu askerleri, Suriye ile Irak arasındaki Tanf sınır noktasında ABD kuvvetlerinin yanında (AP)

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR), ABD’nin büyük kalibreli makineli tüfeklere sahip çok sayıda dört çeker kamyonetin yanı sıra taşınabilir MANPADS, TOW ve NLAW tanksavar füzeleri Suriye’deki radikal gruplara göndermeyi planladığını bildirdi.
SVR Basın Ofisi tarafından bugün yapılan açıklamada, “Büyük kalibreli makineli tüfeklere sahip birkaç düzine dört çeker kamyonetin yanı sıra taşınabilir MANPADS, TOW ve NLAW tanksavar füzeleri de yakın gelecekte oluşturan gruplara teslim edilecek” ifadeleri kullanıldı.
Şarku’l Avsat’ın Sputnik’ten aktardığı habere göre SVR, Washington’un radikal gruplarla yakın ilişkisinin devlet terörünün bir tezahürü olduğunu vurguladı.
SVR’nin açıklamasında, “ABD, Beşşar Esed liderliğindeki meşru hükümetin pozisyonlarını baltalamak için Suriye’de kontrolü altındaki radikal grupları kullanmaya devam ediyor” denildi.
SVR, DEAŞ unsurlarının, Suriye’nin güneybatısında (Süveyda ve Dera), ülkenin merkezinde (Humus) ve Fırat Nehri’nin doğusunda (Rakka ve Deyr-i Zor) çatışmaları körüklemekle görevlendirildiğini de ekledi.
Söz konusu açıklamada, “ABD’li ve İngilizler, bu oluşumlar aracılığıyla ülkenin uzak bölgelerinde kalan DEAŞ yeraltı oluşumlarıyla birlikte çalışıyorlar” ifadeleri kullanıldı.
SVR, ‘DEAŞ’ı silahlandırma konularının’, Humus vilayetinde bulunan ABD’ye ait Tanf askeri üssünde onaylandığına işaret etti.
Rus ve İranlı askerlerin kaçırılması da dahil olmak üzere bazı teröristlerin başkent Şam bölgesinde kullanılacağına da dikkat çekti.
 



Çin, ABD’yi Küba’dan ‘izleyecek’

Mayıs 2020 Küba’nın başkenti Havana’nın merkezinden çekilen bir fotoğraf (Reuters)
Mayıs 2020 Küba’nın başkenti Havana’nın merkezinden çekilen bir fotoğraf (Reuters)
TT

Çin, ABD’yi Küba’dan ‘izleyecek’

Mayıs 2020 Küba’nın başkenti Havana’nın merkezinden çekilen bir fotoğraf (Reuters)
Mayıs 2020 Küba’nın başkenti Havana’nın merkezinden çekilen bir fotoğraf (Reuters)

ABD'li istihbarat yetkililerine göre, Çin ile Küba, ABD’ye karşı elektronik dinleme tesisi kurulması için gizli bir anlaşmaya vardı.

Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal’dan aktardığı habere göre, Florida'dan yaklaşık 100 mil uzaklıktaki Küba'daki tesis, Çin istihbarat servislerinin birçok askeri üssün bulunduğu ABD’nin güneydoğusu boyunca elektronik iletişime erişmesine ve ABD gemilerinin hareketlerini izlemesine olanak sağlayacak.

İstihbarat yetkilileri, Çin'in nakit finansman sıkıntısı çeken Küba'ya gizli dinleme istasyonunu inşa etmesi karşılığında bir milyar doları aşan ödemeyi kabul ettiğini ve iki ülkenin prensipte anlaşmaya vardığını söyledi.

Planlanan sitenin ifşası, Küba'nın ABD anakarasına yakınlığı nedeniyle ABD Başkanı Joe Biden'ın yönetiminde endişeye yol açtı. ABD'nin arka bahçesinde gelişmiş askeri ve istihbarat yeteneklerine sahip bir Çin üssü, benzeri görülmemiş yeni bir tehdit oluşturabilir.

Yetkililer, konuyla ilgili çok fazla detay vermedi.

Yeni üsle ilgili istihbarat, Biden yönetiminin bu yılın başlarında bir Çin casus balonunun ABD hava sahasındauçmasının ardından aylarca süren gerginliğin ardından Washington ile Pekin arasındaki ilişkileri iyileştirme çabalarını sürdürüyor.

Analistler, ABD'nin Çin’e coğrafi olarak yakın mesafededevam eden askeri ve istihbarat faaliyetleri nedeniyle Çin’in Küba’daki faaliyetlerini misilleme argümanıyla savunacağını belirtiyor. ABD askeri uçakları Güney Çin Denizi üzerinde sürekli biçimde devriye uçuşu yaparak elektronik gözetimyapıyor.


Vatikan: Sağlık operasyonunun ardından Papa'nın durumu iyi

AA
AA
TT

Vatikan: Sağlık operasyonunun ardından Papa'nın durumu iyi

AA
AA

Roma'daki Gemelli Hastanesinde dün 3 saatlik bir operasyon geçiren ve hastanede müşahede altında tutulmaya devam edilen Papa'nın, sağlık durumuna ilişkin, Vatikan'dan bilgilendirme yapıldı.

Vatikan Basın Ofisi'nden yapılan yazılı açıklamada, "Operasyon sonrasındaki durumu takip eden sağlık ekibi, Papa Franciscus'un uzun süreli dinlenmeyle sakin bir gece geçirdiği bilgisini verdi. Genel durumu iyi, uyanık ve kendiliğinden nefes alabiliyor. Rutin kontroller neticesinde göstergeleri iyi. Gün boyu ameliyat sonrası dinlenmesine devam edecek." ifadesi kullanıldı.

Bu arada, İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella da operasyon geçiren Papa Franciscus'a geçmiş olsun dileğinde bulundu.

Papa Franciscus'un karnındaki kesiğe bağlı fıtık ameliyatını gerçekleştiren Doktor Sergio Alfieri, dün yaptığı basın açıklamasında, Papa'nın 2 sene önce gerçekleştirilen kalın bağırsak operasyonunun ardından kesi yerinde gelişen fıtığın plastik cerrahi tarafından protez ağ yardımıyla onarıldığını aktarmıştı.

86 yaşındaki Papa'nın iyileşme süresinin, 5 ila 7 gün olacağı belirtiliyor.

2021'de kalın bağırsak ameliyatı geçirmişti

2013'te, Katolik Kilisesi'nin 266. Papası olarak seçilen Papa Franciscus'un, gençliğinde geçirdiği enfeksiyon sebebiyle tek akciğeri bulunuyor.

Papa Franciscus, 4 Temmuz 2021'de yine aynı hastanede kalın bağırsak operasyonu geçirmiş ve 10 gün boyunca hastanede gözlem altında kalmıştı.

Papa, Aralık 2022'de, İspanya'nın ABC gazetesine verdiği demeçte, sağlık gerekçesiyle görevini yerine getirememe olasılığına karşın istifa mektubunu hazır beklettiğini ifade etmişti.

Katoliklerin ruhani lideri, kısa süre önce de bu kez nefes darlığı şikayetiyle 29 Mart'ta yine Gemelli Hastanesine kaldırılmıştı. Burada solunum yolu enfeksiyonu sebebiyle tedavi gören Papa Franciscus, 1 Nisan'da taburcu edilmişti.

Papa Franciscus, dizindeki rahatsızlık sebebiyle bir süredir etkinliklere tekerlekli sandalye ile katılıyor.


Yunan lider Miçotakis, haziranda hükümet kurulamazsa üçüncü kez sandığa gidilebileceğini söyledi

AA
AA
TT

Yunan lider Miçotakis, haziranda hükümet kurulamazsa üçüncü kez sandığa gidilebileceğini söyledi

AA
AA

MEGA TV'ye konuşan Miçotakis, "(25 Haziran'daki seçimlerde) Tek başına hükümet kurulamaması halinde kaçınılmaz olarak üçüncü kez sandığa gideceğiz. Potansiyel olarak ortağımız olabilecekler, 'Sizinle hükümet kurmak istemiyoruz zira muhalefette kalmak istiyoruz.' derse bu, doğal sonuçtur. PASOK'tan bahsediyorum." dedi.

Genel seçim sonrası hükümet kurulamamıştı

Yunanistan'da 21 Mayıs'ta yapılan genel seçimlerde Yeni Demokrasi yüzde 40,79'luk oy oranıyla birinci çıkmış ancak tek başına iktidara gelmesini sağlayacak 151 milletvekili sayısına ulaşamamıştı.

Miçotakis, seçimlerin hemen ardından koalisyon seçeneğinden yana olmadığını belirterek, 2. kez sandığa gitmeyi tercih ettiğini açıklamıştı.

Muhalefet partileri de koalisyon seçeneğine sıcak bakmayınca Miçotakis, ülkeyi 25 Haziran'daki genel seçimlere taşıyacak geçici hükümetin başbakanı Yannis Sarmas'a 25 Mayıs'ta başbakanlık görevini devretmişti.

Seçim sistemi değişmişti

Yunanistan'da önceki yıllarda uygulanan seçim sistemine göre koalisyon hükümetlerine gerek kalmaması için birinci olan partiye 300 sandalyelik mecliste fazladan 50 milletvekilliği veriliyordu.

2023 genel seçimlerinde ilk kez uygulanan seçim sistemine göre ise hiçbir partiye fazladan milletvekilliği öngörülmüyor. Buna karşı mevcut sonuçlarla partilerin koalisyon kurmaması halinde halk yeniden sandığa gidiyor.

İkinci kez sandığa gidildiğinde ise birinci partiye en az yüzde 25 oy almak kaydıyla oy oranına bağlı olarak fazladan 20 ila 50 sandalye veriliyor.


İran’ın füze geliştirmesi Ortadoğu’da gerginliği arttırıyor

Biden, Delaware’deki Newcastle gezisinden Beyaz Saray'a geldi (DPA)
Biden, Delaware’deki Newcastle gezisinden Beyaz Saray'a geldi (DPA)
TT

İran’ın füze geliştirmesi Ortadoğu’da gerginliği arttırıyor

Biden, Delaware’deki Newcastle gezisinden Beyaz Saray'a geldi (DPA)
Biden, Delaware’deki Newcastle gezisinden Beyaz Saray'a geldi (DPA)

İran’la ilgili gündem maddeleri arasında geçtiğimiz haftalarda nükleer enerji üretimi ve füze üretimi konuları, bölgedeki siyasi ve askeri faaliyetlerin hangi yöne evrileceği konusunda birçok soruyu gündeme getiren önemli gelişmelere tanık oldu.

ABD yönetimi, Tahran'ın nükleer silah edinmesine izin verilmeyeceğini, tüm seçeneklerin masada olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Bölgedeki istikrara yönelik ‘en büyük tehdit’ olarak nitelendirilen güç kullanımının da bu kapsamda olduğu biliniyor. İran'ın hipersonik bir füze geliştirdiğini duyurması üzerine ABD ise İran'ın füze tedarik ağına yeni yaptırımlar uygulamıştı.

Ancak, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında İran'ın balistik füze programına getirilen yasak önümüzdeki Ekim ayında sona eriyor. Beyaz Saray'ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un ifade ettiğine göre, çoğu Cumhuriyetçi olmak üzere ABD’li yetkililer ise Biden yönetimini İran'ın nükleer ve füze programına karşı koymada kararsız kalmakla suçluyor. Dış İlişkiler Komitesi'nde önde gelen isimlerden Cumhuriyetçi Senatör James Risch ise İran’a karşı geri adım atıldığından, daha geniş bir strateji oluşturmada başarısız olunduğundan bahsediyor. Bölgede İran ve ABD güçleri arasında sürtüşmeler devam ediyor. Pentagon’dan sızıntılar ise Tahran yanlısı milislerin ABD güçlerine karşı yeni saldırılar düzenlemeye hazırlandığını doğruluyor.

Ancak ABD'nin tehdit dili yükselişe geçse de, en az beş aydır askıya alınan nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla ABD ve İran yetkilileri arasında son dönemde gerçekleştirilen gizli diplomatik görüşmeler deşifre oldu.

İstikrarsızlaştırma sürüyor

Bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, ABD'nin İran'ın hipersonik bir füze iddialarından haberdar olduğunu, ancak İran’ın tehlikeli silahların geliştirilmesi ve yayılmasıyla Orta Doğu bölgesini istikrarsızlaştırmaya devam ettiğini söyledi. ABD'nin, İran'ın istikrarı bozan davranışını caydırmak ve bunlara karşı koymak için bölgedeki ülkeler dahil olmak üzere müttefikleri ve ortaklarıyla çalışmaya devam ettiğini belirten sözcü, İran'ın füze geliştirme çabalarıyla başa çıkmak için mevcut silahların yayılmasını önleme araçlarını kullanma taahhüdünü vurguladı. İran'ın füze tedarik ağına yönelik son yaptırımların da bunu doğruladığını söyledi.

İran'ın nükleer programındaki diplomasi ile ilgili ise “Sizin de bildiğiniz gibi, İran'ı ülke dahilindeki insan hakları ihlalleri ve yurtdışındaki istikrarsızlaştırıcı davranışları nedeniyle kınama ve bu kapsamda bir bedel ödetme konusunda aktif olduk” ifadelerine başvurdu.

Başkan Biden'ın İran'ın nükleer silah sahibi olmamasını sağlamaya tamamıyla kararlı olduğunu belirten sözcü, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:

“Bu hedefe sürdürülebilir ve kalıcı bir temelde ulaşmanın en iyi yolunun diplomasi olduğuna inanıyoruz. Ancak yine de hiçbir seçeneği masadan kaldırmadık. Tıpkı bölgesel ortaklarımızla yakın koordinasyon içinde İran'ın istikrarsızlaştırıcı davranışına karşı koyma taahhüdümüz için mazeret belirtmediğimiz gibi. İran'ın saldırganlığı, füze programının yarattığı tehdidi de içeriyor. Zirâ bu program, bölgedeki güçlerimiz için önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Rejim tarafından yöneltilen her türlü tehdide karşı caydırıcılık ve savunma yeteneğimize olan güvenimizi koruyoruz, İran'ı bölgedeki gerilimi düşürmeye çağırmaya devam ediyoruz.”

Roketlerin geliştirilmesinin de ötesinde

Washington'daki düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan Behnam Ben Taleblu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “İran'ın balistik füze alanında menzil, yük, isabetlilik, güvenilirlik ve istikrar kabiliyetindeki iyileştirmeleri içerecek şekilde devam eden ilerleyişi, siyasi bir sinyalden çok daha fazlasıdır. Bunların İran'ın gelecekte kullanmak üzere geliştirmeye çalıştığı en pahalı mermiler olduğunun kanıtıdır. Bunlar, halihazırda bölgedeki en büyük ve en çeşitli balistik füze programında yapılan iyileştirmelerdir. Ayrıca oldukça tutucu bir elitin, bölge devletlerini teslim olmaya zorlama ve ABD'yi bölgeden sürme niyetiyle tehlikelere ve maceralara karşı dayanıklılığındaki artış ile aynı zamana denk geliyor.”

İran'ın devam eden nükleer tırmanışının ve nükleer gözetimdeki yavaş ilerlemenin Biden yönetimi için bir uyandırma çağrısı olması gerektiğine değinen Taleblu, Biden yönetiminin her ilerlemeyi kusurlu nitelikteki anlaşmayı yeniden canlandırma çağrısı olarak görmeye devam ettiğini vurguladı. Aynı zamanda, “Sekiz yılda çok şey değişti. İranlı yetkililer siyasi sözlüklerinde bir anlaşmaya varmanın gerekliliğini sürekli küçümsüyor. Öyle ki, İran Dini Lideri Ali Hamaney, 2013’te ABD ile nükleer müzakerelere izin vermek için kullandığı ünlü ‘kahramanca esneklik’ göstermek sözünden geri adım attı” ifadelerine başvurdu.

Erteleme sanatında ustalık

Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı Henry Rome, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, öngörülebilir gelecek için yeni bir nükleer anlaşma ihtimalinin iç karartıcı olduğunu söylüyor. İranlı yetkililerin diplomasi ile ilgilendikleri ölçüde nükleer anlaşma planına odaklanıldığını belirten Rome, ABD'li yetkililerin diplomasiyle ilgilendiği ölçüde ise nükleer anlaşma planı dışında her şeye odaklanıldığını vurguladı.

Tahran ve Washington'un, tansiyonun düşürülmesi yönünde bir esir takası dahil olmak üzere kısa vadeli bir çıkarı paylaşabileceklerini belirten Rome, ancak bunun İran'ın nükleer statüsünü pekiştirme tehlikesi dolayısıyla kaydedildiğini belirtiyor.

İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu toplantılarında taktiksel yönetim sanatında ustalaşmış durumda. Bu durum, çatışmadan kaçınmaya hevesli Batılı hükümetlerin yaptırımlarından kaçınmak için İran’a yeterli zemini sağlıyor.

Cezalardan kaçınmak için sınırlı işbirliği

Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nde Uzman Araştırma Görevlisi Michael Rubin ise İran'ın hala samimi olmadığını ve esneklik aradığını söylüyor. Güvenlik kameralarının 7/24 gözetim sağlayamayacağını belirten Rubin, görüntülerin birkaç hafta bir Viyana’ya gönderildiğini, her yeni görüntünün İran'ın taviz talep ettiği yeni ve kapsamlı müzakerelere yol açtığını söylüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Rubin, İran'ın askeri başarılarını düzenli olarak mübalağa ettiğini, hipersonik füzelerle ilgili ise İran’ın başarılı bir gelişmeden daha fazla hırslı davranışlar sergilediğini belirtti. Nitekim İran, uydu fırlatışlarının yarısında yörüngeye ulaşamamış bir ülke.

Şarku’l Avsat’a konuşan Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü Araştırma Direktörü Patrick Clawson ise İran'ın son dönemde çok iddialı ve kendinden emin olduğunu söylüyor. Helmand Nehri'nin sularıyla ilgili bir anlaşmazlığı sessizce çözmeye çalışmak yerine yüksek sesli bir anlaşmazlığa ve Taliban ile büyük bir münakaşaya girdiğini belirten Clawson, “Örneğin İran, Körfez ülkelerinin kendisiyle denizcilik konularında işbirliği yapması konusunda gürültü kopardı. Yeni bir füze testini övmesi en azından Hamaney'in birkaç yıl önce İran füzelerinin 2 bin kilometre veya daha kısa menzile sahip olması gerektiği yönündeki emrine yönelik açık bir ihlaldir” ifadelerini kullandı.

UAEA'nın son raporunun, ajanın İran ile açık bir çatışmadan kaçınmak için ne kadar ileri gidebileceğini gösterdiğini söyleyen Clawson, Tahran’ın yalnızca çok küçük tavizler verdiğini, ajansın anladığı şekliyle güvence verecek bir anlaşmaya saygı duymaya hala yanaşmadığını vurguluyor.

Yönetim Kurulu'nun dört ay sonra yapacağı bir sonraki toplantısında İran'ın uyumsuzluğu hakkında basit bir şikayette bulunacağını öne süren Clawson, bunun Ukrayna savaşıyla meşgul olan ve şimdi İran ile bir kriz istemeyen büyük güçlerin (Rusya, Avrupa ve ABD) arzusuna tam olarak uyduğunu da ekledi. Biden yönetiminin bilhassa 2024 seçimleri öncesinde bir kriz yaşamak istemediğinin altını çizen Clawson, ABD ile İran arasında beş aydır yalnızca birkaç oturumun kaydedildiği gelişmelerin gerilimi azaltma etrafında döndüğünü söyledi. Bir mahkum takas anlaşması ve Güney Kore'de tutulan 7 milyar doların serbest bırakılmasını bekleyen Clawson, ancak eski Başkan Donald Trump yönetiminin o parayı serbest bırakmayı teklif ettiğine dikkat çekti. Sorunun ise bankaların bu parayla uğraşma konusundaki isteksizliği olduğunu, bu sorunun devam ettiğini belirtti.


Kızılhaç: Ukrayna'da çöken barajın sularının sürüklediği mayınlar onlarca yıl tehdit oluşturabilir

Herson sokaklarını su bastı. (Reuters)
Herson sokaklarını su bastı. (Reuters)
TT

Kızılhaç: Ukrayna'da çöken barajın sularının sürüklediği mayınlar onlarca yıl tehdit oluşturabilir

Herson sokaklarını su bastı. (Reuters)
Herson sokaklarını su bastı. (Reuters)

Kızıl Haç, Kahovka Barajı'ndan gelen sel sularının Ukrayna'nın  güney kesimlerinde geniş alanlara mayınları sürüklemesinin önümüzdeki on yıllar boyunca siviller için ciddi bir tehlike oluşturabileceği uyarısında bulundu.

Rus kontrolündeki bölgede yer alan, Sovyet döneminden kalma dev Kahovka Barajı'nın bir kısmı salı günü erken saatlerde çökerek savaş bölgesinin geniş alanlarını sular altında bıraktı. On binlerce kişinin hayatını ve güvenliğini tehdit etti.

Kiev yönetimi barajın vurulmasından Moskova’yı sorumlu tutarken Rusya ise Ukrayna'nın Batı'nın emriyle Kırım'a su tedarikini sınırlamak ve dikkati sendeleyen bir karşı saldırıdan başka yöne çekmek için barajı sabote ettiğini savundu.

15 aylık savaş sırasında döşenen sayısız mayın sel suları sebebiyle sürüklendi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre mayınlar nehir çamuruna veya daha geniş alandaki tarla ve bahçelere sürüklenmiş olabilir.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Silah Kirliliği Birimi başkanı Erik Tollefsen, yaptığı açıklamada “Geçmişte tehlikelerin nerede olduğunu biliyorduk. Şimdi bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, bunların akıntı yönünde bir yerlerde olduğu” ifadelerini kullandı.

Tollefsen, 2015'te Danimarka'da su altında bulunan İkinci Dünya Savaşı mayınlarının halen faal olduğuna dikkat çekti.

Sayıları fazla

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da görülenlerin en büyüğü olan Ukrayna'daki savaş, ülkenin dört bir yanında çok sayıda mayın ve patlamamış mühimmat bıraktı. Tollefsen, Ukrayna'daki mayınların kesin sayısının belirsiz olduğunu söylese de "Sayılarının çok fazla olduğunu biliyoruz" dedi.


Kanada'daki orman yangınlarının dumanının Norveç'e ulaşacağı tahmin ediliyor

AA
AA
TT

Kanada'daki orman yangınlarının dumanının Norveç'e ulaşacağı tahmin ediliyor

AA
AA

Norveçli yetkililer, Kanada'da günlerdir devam eden orman yangınlarından oluşan dumanların, ülkeye ulaşmasını beklediklerini kaydetti.

Norveç İklim ve Çevre Araştırma Enstitüsünde (NILU) çalışan bilim insanları, dumanın atmosferdeki dolaşımını tahmin etmek için bir model kullandı.

Bilim insanları, dumanın 1 Haziran'dan bu yana Grönland ve İzlanda üzerinde hareket ettiğini ve Kanada'daki yangından çıkan dumanların etkilerinin, güney Norveç'in havasında da tespit edildiğini söyledi.

NILU'dan kıdemli araştırmacı Nikolaos Evangeliou, ülkede pus ve duman kokusu olabileceğini, ancak havadaki parçacık sayısının sağlığa zarar verecek büyüklükte olmayacağını tahmin ettiklerini belirtti.

Dumanlar, ABD'ye ulaştı

ABD'nin kuzey doğu eyaletleri, Kanada'da süren orman yangınlarından oluşan dumanların etkisi altında kalmıştı.

Dumanlar nedeniyle, Başkent Washington DC ve çevresinde hava kalitesi seviyesi nedeniyle kırmızı alarm verilmişti.

Duman, milyonlarca insanı etkilemiş, büyük havalimanlarında uçuşları durdurmuş ve vatandaşları tekrar maske kullanmaya sevk etmişti.

Kanada, ülke çapındaki 400'den fazla yangınla mücadelede uluslararası yardım istemişti.


Ukrayna: Zelenskiy yıkılan baraj bölgesini ziyaret etti

AA
AA
TT

Ukrayna: Zelenskiy yıkılan baraj bölgesini ziyaret etti

AA
AA

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Kahovka Barajı'nın vurulması sonucu sular altında kalan ve binlerce sivil tahliye olduğu Herson bölgesine ziyarette bulundu.

Zelenskiy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Herson'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti kapsamında, Kahovka Barajı'nın vurulmasının sonuçlarını gidermeye ilişkin koordinasyon toplantısı düzenlediğini söyledi.

Herson Valisi Oleksandr Prokudin, Kahovka Hidroelektrik Barajı’nın yıkılmasının ardından Ukrayna'nın güneyindeki bölgenin yaklaşık 600 kilometrekarelik kısmının sular altında kaldığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre Prokudin, sular altında kalan bölgenin yüzde 68'inin Rusya tarafından işgal edilen Dnipro Nehri'nin kıyısında yer aldığını ve Herson bölgesindeki ortalama su seviyesinin 5,61 metreye ulaştığını ifade etti.

Zelenskiy yaptığı açıklamada, Rusya'nın işgal ettiği bölgelerde sel nedeniyle ölecek insan sayısını tahmin etmenin imkansız olduğunu söyledi.


Yapay zeka etiği: Makinenin kötüye kullanımı ve insanın sorumluluğu

Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
TT

Yapay zeka etiği: Makinenin kötüye kullanımı ve insanın sorumluluğu

Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.
Programları ve sistemleri kontrol altına alacak düzenlemeler görüşülmeye devam ediliyor.

Dünya, yapay zeka terimiyle her ne kadar 1950’li yıllarda ABD’deki Dartmouth Koleji'nde düzenlenen bir konferans sırasında tanışmış olsa da gelişimleriyle ilgili etik sorunun netleşmesi ve ilerleme sağlanması onlarca yıl aldı. Yapay zeka ile ilgili ilk basit girişimlerden, insanların ChatGPT ve birbirini izleyen diğer versiyonlarıyla etkileşime girdiği ana kadar yapay zeka uygulamalarının büyümesi ve yayılmasıyla doğru orantılıydı. Halen de öyle olmaya devam ediyor.

İster sektör ister inovasyon (yenilik) düzeyinde olsun, teknoloji alanında çalışanlar ‘etik’ meselesinde ikiye ayrılıyorlar. Bunlardan ilki, gelişmeleri hayata geçirmeden önce etik sorunlar oluşturup oluşturmayacağının araştırılmasını ve insanlara zarar vermemesi adına ilgili düzenlemelerin yapılmasını isterken ikinci kesim bu tür ön adımların gelişmeleri kesintiye uğratabileceği ya da geriletebileceğini savunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar ve akademisyenler, yapay zeka uygulamalarının önemli olduğu, heyecan yarattığı, birçok kişinin hayatına lüks kattığı ve faydalı olduğu konusunda hemfikirler.

Teknoloji üreticilerinden ve yapay zeka uzmanlarından bir grup geçtiğimiz mart ayında, çalışmaların daha fazla kontrol altına alınmasına izin vermek ve insanların bu gelişmelerden zarar görmesini engellemek için yapay zekanın araştırma ve geliştirmesinin altı ay süreyle durdurulması çağrısında bulundular.

Kâr amacı gütmeyen Future of Life Institute (Yaşamın Geleceği Enstitüsü) adlı kuruluş tarafından hazırlanan ve üç bine yakın bilim insanı ve girişimcinin imzasını taşıyan çağrıda yapay zeka laboratuvarlarının daha güçlü dijital beyinler geliştirme ve dağıtma yarışından duyulan korku dile getirildi. Söz konusu gelişmelerin hiç kimsenin, hatta üreticilerinin bile güvenilir bir şekilde anlayamayacağı ve kontrol edemeyeceği kadar kontrol dışı kalabileceği belirttildi.

BM tavsiyeleri

Yapay zekanın insanlığa sunduğu avantajlara, hastalıkların teşhisinde, iklim değişikliklerini tahmin etmede ve diğer konulardaki faydalara rağmen bazı cinsiyetçi ve ırkçı algoritmaların neden olduğu etik zorlukları ve uygulamalarının mahremiyete yönelik potansiyel tehdidi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nü (UNESCO) 2021 yılının kasım ayında ‘yapay zeka etiğiyle ilgili tavsiyelere ilişkin ilk küresel anlaşmayı’ kabul etmeye itti.

Bu tavsiyeler 4 maddeden oluşuyordu:

1- Verilerin korunması: Kişisel verileri ve bunları kontrol etme haklarını koruyan prosedürler.

2- Kitlesel gözetleme amacıyla yapay zeka sistemlerinin kullanımının yasaklanması: Herhangi bir görevde nihai sorumluluğun insanlarda olması ve böylece yapay zeka teknolojilerinin kendi başına ahlaki bir kritere dönüşmesinin önüne geçilmesi.

3- Veri, enerji ve kaynak kullanımında verimli yapay zeka yöntemlerinin desteklenmesi: Böylece bu yöntemlerin çevre sorunlarının çözümüne katkı sağlaması.

4- Yapay zekanın etik sonuçlarını değerlendirecek bir mekanizma: Yapay zekanın yol açacağı etik sorunları değerlendirmek üzere bir mekanizma oluşturulması.

Sık sık yapılan çağrılar

Yapay zeka ile ilgili korkular, yapay zeka teriminin ortaya çıkışı kadar eski olsa da İspanya Granada Üniversitesi'nden deneysel psikoloji uzmanı Jose Martinez Delgado, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ChatGPT’yi, bilim kurgu dünyasından pratik gerçekliğe daha yakın gördüğünü ifade etti.

Yazarlar, düşünürler ve filozoflar daima, tıpkı uzman akademisyenler gibi yapay zeka etiğine sahip olmanın önemli olduğunu vurgulamışlardır. ABD’li roman yazarı Vernor Vinge de 1983 yılında insanlığın geleceğinin yapay zeka sistemlerinde yerleşik ahlaki standartların uygulanmasına bağlı olabileceğini, çünkü bu sistemlerin bir noktada insan yetenekleriyle eşleşebileceğini yahut onların yerini alabileceğini söylemişti.

İsveçli filozof Nick Bostrom, 2018 yılında akıllı makinelerin geliştiricilerine, bu makinelerin insanların karşısında yer alması durumunda teknolojik mükemmelliğin potansiyel tehlikeleri konusunda uyarmış ve ‘dost canlısı yapay zeka’ vurgusu yapmıştı.

Akademisyenler de etik kaygılar konusunda uyarıda bulunan düşünürlerle aynı fikirdeler. ABD’li tanınmış bilgisayar bilimcisi Rosalind Picard, 1997 yılında, “Bir makine ne kadar özgürse, o kadar çok ahlaki standarda ihtiyaç duyar” demişti.

Delgado’nun, ChatGPT'nin hatalarının üstesinden gelmeyi başaracağına şüphesi yok. Öyle ki ‘makine öğreniminin onu bir insandan daha akıllı hale getirebileceğine’ dahi inanıyor. Delgado’ya göre yapay zekayı insanlarla ortak çalışmada kullanırken ortaya çıkan tehlike burada yatıyor. Bu yüzden Delgado, insanların yapay zeka sistemlerinin davranışları ve sonuçları üzerinde tam kontrole ve sorumluluğa sahip olması gerektiğine güçlü bir şekilde dikkat çekiyor. Çünkü, araştırmacıların son yıllarda meydana gelen (2013’de İspanya'da Madrid'den Santiago de Compostela'ya giden Alfia treni kazası, 2009'da Air France Flight 447 uçağı kazası ve 2013'te Asiana Airlines Flight 214 uçağı kazası gibi) bazı olayları analiz ederken, bunların yapay zekanın sızmasından kaynaklandığını buldular.

Söz konusu olayları inceleyen araştırmacılar, altta yatan nedenin, yapay zeka kontrol stratejilerinin insanlar tarafından kullanılanlarla aynı ya da benzer olmaması olduğu sonucuna vardılar. Delgado’ya göre insanlarla yapay zeka arasındaki etkileşimde olduğunu söylediği zorluk da buradan geliyor. Delgado, insanlar ve yapay zeka sistemleri arasında etik ve adil bir ilişki için etkileşimlerin, insanların bilişsel yeteneklerine saygı duyma temel ilkesine dayanması gerektiğini vurguladı.

Olağanüstü insan

Bir önceki meydan okuma, ikinci bir meydan okumayla çelişmez. ABD'de Kaliforniya Üniversitesi Sentetik Mühendislik ve Yönetim Sistemleri Bölümü'nde yardımcı doçent olan Özlem Garibay’a göre ‘sorumlu yapay zeka’ terimi, ‘insanlığın refahını, insani değerlerle tutarlı bir şekilde desteklemek’ anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Garibay şunları söyledi:

“Bu meydan okuma çerçevesinde, akıllı robotlar bazı bedensel engellerde tıbbi çözümler sağlayabilir. Ancak mesele, teknolojinin tanrılaştırılmasına ve onun özelliklerini geliştirip örneğin elektronik çiplerle hafızayı güçlendirerek olağanüstü insan yaratmak amacıyla kullanma noktasına evrilmemelidir.”

Kanada'nın Montreal Üniversitesi'nde Etik ve Siyaset Felsefesi Bölümü'nden Yar. Doç. Marc-Antoine Dilhac, 2018’in mart ayında UNESCO Courier dergisinde yayınlanan makalesinde, başka bir boyuta ya da diğer bir deyişle başka bir meydan okumaya işaret etti. Dilhac, yüz tanıma teknolojisini kullanarak kişilerin 'terörist eylemlerini’ ya da 'suçlu kişiliğini' tespit etmek için birçok ülkede hali hazırda kullanılan yazılımların olduğunu belirtti. Dilhac, ABD’deki Stanford Üniversitesi'nden iki araştırmacının ‘bir bireyin kişiliğini yüz hatlarına ve ifadelerine göre analiz eden fizyonomi teorisinin bu yeni dirilişi karşısında dehşete düştüğünü’ de sözlerine ekledi.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) bağlı MIT Technology Review tarafından 2022’nin şubat ayında yapılan bir çalışmada, önyargılı fizyonominin (bir kişinin karakterini ya da kişiliğini dış görünüşünden, özellikle de yüzünden değerlendirme) yalnızca önleyici bir güvenlik tedbiri olmadığı, istihdam uygulamalarının da bunun bir parçası olduğu ve LinkedIn gibi sitelerin ‘kararlı insanlara ve kadın iş adaylarına karşı önyargılı olan bazı iş görüşmesi yazılımlarını kaldırmaya çalıştığı vurgulandı.

Silah olarak kullanılması

Çağımızın önde gelen bilgisayar uzmanlarından biri olan ve 2018’de (bilgisayar bilimlerinde Nobel Ödülü'nün eşdeğeri olarak görülen) Turing Ödülü'nü alan Kanadalı bilim insanı Yoshua Bengio, silah olarak kullanılabilen sistemler gibi çok yüksek riskler taşıyan yapay zeka sistemlerinin tasarlanmasının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Yapay zeka sistemlerinin insanlığa büyük faydalar sağlayabileceğinin altını çizen Bengio, “Yapay zeka uygulamaları, sağlık hizmetlerine ulaşmada da yararlı olabilir, ancak öte yandan silah olarak kullanılan sistemler geliştirilebilir ve bunun engellenmesi gerekir” dedi.

Ele alınması gereken bir başka zorluk ise İtalya'nın ChatGPT'nin yasaklanması çağrısında bulunması ve İspanya ve Fransa'nın da bu çağrıya katılmasının nedenlerinden biri olan yapay zeka sistemlerinin ihlal etmemesi adına ‘gizliliğin güvence altına alınması’ olarak karşımıza çıkıyor.

Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunması Sözleşmesi Danışma Komitesi, ChatGPT'ye yönelik yapılabilecek her türlü eylem hakkında bilgi alışverişini teşvik etmek için bir ekip oluşturulduğunu duyurdu. Komite 14 Nisan'da yaptığı açıklamada, ‘yapay zeka alanında yenilikçi teknolojileri’ desteklediğini, ancak ‘insanların hak ve özgürlükleriyle her zaman uyumlu olması gerektiğini’ vurguladı.

‪İtalya Calabria Üniversitesi’den bilgisayar mühendisliği profesörü Domenico Talia, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, ChatGPT’nin algoritmalarını eğitmek için kişisel verileri toplamasının ve işlemesinin, gizliliğin açıkça ihlali olduğunu söyledi.  Talia, “Bu uygulamanın ve insanların hayatına getirdiği faydaların yanındayım. Ancak aynı zamanda kendisi ile etkileşim kurduğumda kişisel verilerimin toplanmasını kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

Uluslararası anlaşmalar

Kanadalı bilim insanı Bengio da yapay zekanın ortaya çıkardığı zorlukların kendi kendisini düzeltmesinin beklenmesi yerine bağlayıcı yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirterek, “Araba kullanmak gibi ister sağdan ister soldan olsun, herkes aynı şekilde sürmek zorunda yoksa başımız belaya girer” yorumunda bulundu.

AB tarafından ‘yapay zeka’ konulu bir yasa tasarısının hazırlanmakta olduğunu ve Kanada'da yakında bir yasa çıkarılacağını söyleyen Bengio’ya göre ancak bu çalışmalar, ‘nükleer tehlikeler’ ve ‘insan klonlama’ ile olanlara benzer uluslararası anlaşmaların yapılması anlamına gelmiyor.

UNESCO, iki yıldan daha kısa bir süre önce yapay zekanın etik zorluklarına ilişkin tavsiyelerini yayınlarken 40'tan fazla ülke ‘yapay zeka ile ilgili ulusal düzeydeki kontrolleri ve düzenlemeleri’ geliştirmek için bu kurum ile birlikte çalışıyor.

UNESCO, tüm ülkeleri ‘yapay zeka etiği’ için öncülük ettiği bu harekete katılmaya çağırırken 30 Mart'ta yayınlanan bir bildiride, bu alanda başarılanlara dair bir ilerleme raporunun önümüzdeki aralık ayında Slovenya'da düzenlenecek UNESCO Yapay Zekâ Etiği Küresel Forumu'nda sunulacağını bildirdi.


Wagner lideri: Rusya'nın yakında savaşta "ağır kayıplar" vereceğinden eminim

Wagner Grubu Başkanı Yevgeny Prigozhin (Reuters)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeny Prigozhin (Reuters)
TT

Wagner lideri: Rusya'nın yakında savaşta "ağır kayıplar" vereceğinden eminim

Wagner Grubu Başkanı Yevgeny Prigozhin (Reuters)
Wagner Grubu Başkanı Yevgeny Prigozhin (Reuters)

Rus silahlı grubu Wagner'in başkanı Yevgeny Prigozhin, Rusya'nın yakında Ukrayna'ya karşı savaş alanında ağır kayıplar vereceğinden emin olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre Prigozhin Telegram uygulamasından yaptığı açıklamada, “Büyük kayıplar yaşayacağız. Bundan kesinlikle eminim. Şimdiden kesinlikle bazı Rus topraklarını kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.

Wagner lideri, bu kayıpların o kadar büyük olacağını ve Rus başarısızlıklarından sorumlu generallerin idam edilmesi için emirler verileceğini ve hatta ordunun hataları nedeniyle bir halk devrimine bile neden olabileceğini aktardı.

Prigozhin, “Ya ordu generallerinin hatalarına karşı bir halk isyanı çıkacak ya da Duma onlara karşı ölüm cezası verip onları vuracak. Size dürüstçe söyleyebilirim ki, bu infaz kararlarını çıkarmamıza iki ila üç ay kaldı diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Wagner lideri, özellikle savaşçıları için yeterli cephane sağlamamakla suçladığı Rus Genelkurmay Başkanlığını eleştiren sert açıklamalar yapıyor.

Prigozhin, Rus Ordusu Kurmaylarını geçtiğimiz hafta boyunca merkezi bombalamalar ve saldırıların hedefi olan Ukrayna sınırındaki Belgorod bölgesindeki toprakları "vazgeçmekle" suçladı.


İsrail ve ABD arasındaki karşılıklı eleştirilerin sonuçları ne olacak?

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, 6 Haziran’da Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen Bağımsızlık Günü kutlamasında konuşuyor (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, 6 Haziran’da Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen Bağımsızlık Günü kutlamasında konuşuyor (AFP)
TT

İsrail ve ABD arasındaki karşılıklı eleştirilerin sonuçları ne olacak?

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, 6 Haziran’da Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen Bağımsızlık Günü kutlamasında konuşuyor (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, 6 Haziran’da Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen Bağımsızlık Günü kutlamasında konuşuyor (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 1998 yılında Beyaz Saray’a yaptığı bir ziyarette, muhabirlerin mikrofonları Başkan Bill Clinton’dan bir fısıltıya tanık oldu. Clinton, omuz silkerek, yardımcısına şunu soruyordu; “Buradaki süper gücün başında kim var?”

Clinton, Netanyahu ile bir şekilde iyi ilişkiler kurdu. Varisi Barack Obama ile yaşananlar kendisinin başına gelmedi. Ancak Clinton, Netanyahu misafiri olduğunda onun kibirli tavrına dayanamadı.

Foto: Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Nisan 1997'de Beyaz Saray’da Netanyahu ile görüşmesi sırasında (Getty Images)
Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Nisan 1997'de Beyaz Saray’da Netanyahu ile görüşmesi sırasında (Getty Images)

Bugün aynı soru, ‘esir Netanyahu’nun’ önderliğindeki radikal sağcı hükümetin kuruluşundan bu yana Tel Aviv’deki bakanların ve iktidar koalisyonundaki ortak partilerin bazı milletvekillerinin açıklamalarını takip eden, ABD’li yetkililer ve hatta İsrailli yetkililer arasından geniş bir kesim tarafından soruluyor.

Beş aydır bu yetkililer, ABD yönetimine doğrudan saldırıyor ve onun ‘İsrail’in içişlerine müdahalesine’ itiraz ediyor. Ayrıca ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nden ‘Biz bağımsız bir ülkeyiz’ demesini istiyorlar. Başkan Joe Biden yönetimini, hükümetin planına (rejime karşı darbe ve yargıyı zayıflatma) karşı İsrail protesto hareketini finanse etmek ve desteklemekle suçluyorlar.

Foto: Harris, salı günü İsrail büyükelçiliği için düzenlenen bir karşılamada eşi Douglas Emhoff’un yanında İsrail’in Washington büyükelçisi ile el sıkışırken (AFP)
Harris, salı günü İsrail büyükelçiliği için düzenlenen bir karşılamada eşi Douglas Emhoff’un yanında İsrail’in Washington büyükelçisi ile el sıkışırken (AFP)

Bu, “İsrail’de yargının bağımsızlığının önemi” hakkında konuşma cesareti gösterdiği için ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e yönelik son sert eleştiriydi. Washington’daki İsrail büyükelçiliğinin ev sahipliğinde “İsrail’in bağımsızlığının ve Yahudi devletinin kuruluşunun 75. Yıldönümü” münasebetiyle düzenlenen bir kutlamadaki konuşması da onu Harris’i eleştirilerin hedefi olmaktan kurtaramadı.

Harris, konuşmasında, İsrail’i ve ABD’nin taahhüdünü övdü. Öyle ki “Başkan Joe Biden ve yönetimimiz altında ABD, demokrasilerimizi güçlendirmeye devam etmek de dahil olmak üzere ABD ile İsrail arasındaki ilişkinin temelini oluşturan değerleri savunmaya devam edecektir” dedi.

Foto: İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen (AFP)
İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen (AFP)

Bu kez Harris’i eleştirenler, yalnızca radikalizm yanlıları değildi. Aksine Likud’un ılımlı kanadından Dışişleri Bakanı Eli Cohen de alaycı bir şekilde ‘hükümetin planından hiçbir şey okumadığını’ vurguladı. Planı eleştiren Almanya Dışişleri Bakanı’nı daha önce utandırdığını belirten Cohen, “Ona bu planla ilgili kendisini tam olarak neyin rahatsız ettiğini sordum ama duraksadı, sendeledi ve bana bir yanıt vermedi” dedi.

Herzliya Ulusal Bağışıklık Araştırmaları Konferansı Başkanı ve Reichmann Üniversitesi Stratejik Araştırma Bölümü Başkanı General Amos Gilead ise iki eliyle başını tutarak, “Bu hükümetle aklımı kaybediyorum!” ifadelerini kullandı. İran’ın nükleer meselesini ve bununla mücadele için Washington ile ilişkilerin önemini ele alan Herzliya konferansında açıklamada bulunan Gilead, “Askeri gücümüzün büyük olduğu doğru ama bu yeterli değil. Benzer bir siyasi güce sahip olmalıyız. İlk olarak; ABD ile stratejik bir ilişki. İsimlerini zikretmek istemediğim bakanlara tüm saygımla, Amerikan büyükelçisine ‘Bu seni ilgilendirmez’ ve ‘Sen kimsin ki bizim iç işlerimize karışıyorsun’ dediklerini ve ‘korkunç bir aptallık’ ifade eden diğer ifadelerini duyuyorum. İsrail’e zarar veriyorlar. Neye sahip olduğumuzu, neye sahip olmadığımızı ve neye ihtiyacımız olduğunu söylediğim askeri sırları ifşa etmek istemiyorum. İsrail, Amerika ile en üst düzeyde koordinasyon sağlamadan İran’a saldırabilir mi? Cevap; Hayır” açıklamasında bulundu.

General Amos Gilead, sözlerinin devamında ise “ABD Başkanının İsrail Başbakanıyla görüşmekten kaçınması trajik. Bu İsrail’e zarar veriyor. İki ordu arasında, iki hava kuvvetleri arasında ve güvenlik kurumları arasında mükemmel ilişkiler olduğu doğru. Ancak iki zirve arasında sıcak bir stratejik ilişkinin yerini hiçbir şey tutamaz. Stratejik koordinasyon, yalnızca ABD Başkanı (Biden) ve İsrail Başbakanı düzeyinde gerçekleşir. ABD Başkanı, İsrail ile ABD arasındaki özel ilişkilerin ortak değerlerden kaynaklandığını söylüyor, yani demokratik nedenlerden. Amerika bize doğrudan askeri ve mali destek sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda stratejik, siyasi ve ekonomik koruma da sağlıyor” dedi.

On yıl boyunca Savunma Bakanlığı’nda siyasi güvenlik dairesi başkanı ve öncesinde de orduda askeri istihbarat başkanı olan Gilead, İsrail hükümetinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkilere verdiği zarar karşısında bir bütün olarak güvenlik teşkilatının endişesini dile getirdi. Bu endişe generallerin samimi açıklamalarına, düşünce kuruluşlarının yaptığı çok sayıda araştırmaya, ABD’de görev yapmış İsrailli uzman ve diplomatların yazdığı yüzlerce makaleye ve ABD’deki liberal Yahudi örgütlerinin liderlerinin gösterdiği öfkeli tavırlara da yansıdı. Stratejik ilişkilerin var olduğunu ve her iki tarafın da çıkarına olduğu için tehlike olmadığını söylüyorlar. Ancak ABD yönetimine yönelik sistematik saldırı, izin verilmemesi gereken bir çatlak oluşturmaya başladı.

Ama İsrail’de iktidar sağı, bu eleştiri dalgasından sarsılmıyor. Liderleri, Cumhuriyetçi Parti’ye ve ABD’deki Anglikan Siyonist hareketine yakın olduklarına inanıyor. Ayrıca ‘iki hükümet arasındaki ilişkilerde tam uyum geri dönene kadar’ Donald Trump’ın veya herhangi bir Cumhuriyetçi rakibin Beyaz Saray’a dönmesini bekliyorlar. ABD Kongresi’nin Netanyahu hükümeti ile yaptığı hesaplarda Biden yönetimi ile aynı fikirde olmamasına güveniyorlar ve eylemlerini ‘hesaplanmış bir macera’ olarak görüyorlar.