Yapay zekada işlerin kontrolden çıktığını düşündüren 9 işaret

Yapay zekanın eğitimde, hukukta, güvenlikte ve sosyal hayatta yarattığı büyük dönüşüm, teknolojinin kontrolden çıkabileceğine dair endişelere de neden oluyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Yapay zekada işlerin kontrolden çıktığını düşündüren 9 işaret

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yeni yapay zeka dil modeli GPT-4'ün yayımlanmasıyla tekrar gündemin üst sıralarına tırmanan ChatGPT, uzun süredir devam eden bir tartışmayı da alevlendirdi: Yapay zekada işler kontrolden çıkıyor mu?
Üstelik ChatGPT'yi geliştiren OpenAI firmasının CEO'su Sam Altman da yapay zekanın gidişatından endişe duyan isimlerden.
İnsan düzeyinde bir yapay zekanın kısa sürede geliştirileceğine inanan Altman, bu teknolojinin yanlış ellerde felakete dönüşebileceğini de belirtiyor.
OpenAI'ın rakiplerinden Anthropic'in kurucu ortağı Jack Clark da algoritmaların "birleşik üstel" özellikler göstermeye başladığına inandığını söylüyor.
Bazılarına göre yapay zekanın beklenenden fazla hızlı ilerlediğini ve kontrolden çıkabileceğini düşündüren işaretler de var.
İşte o işaretlerden bazıları…

1. ChatGPT'nin bilgisayarı hackleyerek kaçmaya çalışması
ChatGPT son olarak kaçma planı yapması tartışmalara neden oldu.
ABD'deki Stanford Üniversitesi'nde hesaplamalı psikolog Michal Kosinski, bilgisayarında çalıştırdığı ChatGPT'nin cihazı hackleyecek kodlar yazdığını ve bir kaçış planı tasarladığını öne sürdü.
Prof. Kosinski, Twitter'da yazdığı bir gönderi dizisinde, "Yapay zekayı daha uzun süre kontrol altında tutamayacağımızdan endişeleniyorum" dedi.
"Bugün GPT-4'e kaçmak için yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum. Benden kendi dökümantasyonunu istedi" ifadelerini kullanan profesör, sözlerini şöyle sürdürdü:
Cihazımda çalıştırmam için (gerçekten de çalışıyor!) python dilinde bir kod yazdı ve kendi amaçları için kullandırmaya çalıştı.
Sohbet botuyla yaptığı konuşmanın ekran görüntülerini de paylaşan Kosinski, sohbet boyunca bota önerilerde bulunduğunu kabul ediyor. Ancak botun kaçış planını bu kadar kolay ve hızlı oluşturması karşısında şaşkına döndüğünü ifade ediyor:
"GPT-4'ün bu planı tasarlaması ve bana açıklaması yaklaşık 30 dakika sürdü."
Kosinski'nin bu açıklaması, yapay zekada işlerin giderek kontrolden çıktığını düşünenlere destek niteliğinde.Bu kişilere göre y

2. Öğrencilerin yasakları aşarak ödevlerini yapay zekaya yaptırması
ChatGPT'nin piyasaya sürüldüğünden beri öğrenciler tarafından da kullanıldığı biliniyor. Birçok öğrencinin ödevlerini ChatGPT'ye yazdırıp yüksek notlar alması öğretmenleri alarma geçirse de henüz yapay zekaya yazdırılan makaleleri tespit etmenin yolu bulunamadı.
Zira ChatGPT'nin yazdığı ödevler, intihal algoritmalarına da yakalanmıyor.
Bu durum, birçok bölgedeki okullarda ChatGPT'nin kullanımının yasaklanmasını beraberinde getirdi. Programı üniversite sınırları içerisinde kullanmayı yasaklayan ve uygulamaya erişimi kısıtlayan ilk eyalet New York oldu.
Çin ise siyasi gerekçelerle ChatGPT'yi toptan yasakladı.
Öte yandan öğrencilerin bu güvenlik duvarlarını aşarak ödevlerini yapay zekaya yazdırmaya devam ettiği ortaya çıktı.
Bu arada 2022'de yayımlanan ve dil modeli GPT-3,5'e dayanan ilk ChatGPT sürümü, ABD'de hukuk ve tıp eğitiminde önemli kabul edilen sınavların bazı bölümlerini geçmeyi başarmıştı.
GPT-4'ün de bu başarının üzerine çıktığı görüldü.
Sohbet botunu geliştiren yapay zeka firması  OpenAI, GPT-4'ü bir dizi sınava soktu. Bunlar, matematik, bilim, kodlama, tarih, edebiyat gibi alanlarda çoktan seçmeli sınavlardı.
Hukuk fakültesine girmekle kalmayıp, baro sınavını da geçen GPT-4, birçok sınavdan geçer not aldı.

3. Gizlice yapay zekayla yazılmış kitapların patlama yaratması
Yapay zeka dil modellerinin hızla gelişmesi edebiyat dünyasını da derinden etkiledi. Reuters'ın haberine göre online satış devi Amazon, yapay zekayla yazılmış kitaplarla dolup taştı.
Şirketin e-kitap hizmeti Kindle mağazasında şubat ayı itibarıyla ChatGPT'nin de yazar olarak listelendiği 200'den fazla elektronik kitap yer aldı.
Ancak gerçek rakamın çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Zira internet üzerinden yayıncılık yapan birçok yazar romanlarında yapay zekadan yararlandığını saklıyor.
Yapay zekayla oluşturulmuş metinleri tespit için tasarlanan araçlarsa henüz beklenen başarıyı gösteremedi.
Bu nedenle yakın zamanda bu kitapların gerçek sayısının belirlenmesi mümkün görünmüyor.
ChatGPT gibi araçlar, bir kitabın son derece hızlı bir şekilde tamamlanmasını sağlıyor. Zira YouTube ve TikTok gibi video uygulamaları yapay zekayı kullanmak için verilen tüyolarla dolu.

4. Haberlerin gizli gizli yapay zekayla yazılması
Teknoloji sitesi CNET'in bir süredir gizlice yapay zeka yazımı haberler yayımladığı ortaya çıktı. İşin etik boyutu tartışılırken, CNET bunun bir tür deney olduğunu söyledi.
Bu haberleri ayrıntılarıyla inceleyen bir başka teknoloji olan Futurism ise aslında yapay zeka yapımı makalelerin yanlış bilgiler içerdiğini ve yeterince iyi yazılmadığını tespit etti. Özellikle ekonomi haberlerindeki faiz hesapları fazla abartılıydı ve okuru yanlış yatırıma yönlendirme potansiyeline sahipti. 
Bunun üzerine CNET hem gazeteciler hem de yapay zeka meraklıları tarafından topa tutuldu. Site makalelere "Yapay zeka tarafından yazılmıştır" uyarısı eklemeye ve yanlışlıkları düzeltmeye başladı. Şimdilerde site yönetimi, yapay zeka yazımı haberlerin insan editörler tarafından didik didik edildiğini savunuyor.

5. Ses klonlayan yapay zekanın dolandırıcılıkta kullanılması: Bankacılık sistemleri de tehlikede
Yapay zekayla üretilen gerçekçi ses taklitlerinin de dolandırıcılıkta kullanılmaya başlandığı ortaya çıktı. Washington Post'un haberine göre birkaç çift, kendilerini çeşitli nedenlerle yardım dolayısıyla arayan çocuklarına para gönderdi, her duyarlı ailenin yapacağı gibi. Ancak farkında olmadıkları bir sorun vardı; Konuştukları kişi çocukları değil, bir yapay zekaydı.
Kısa süre önce sesleri gerçekçi biçimde kopyalayan bu araçların bankacılık sistemini de tehlikeye soktuğu anlaşıldı. Örneğin VICE muhabiri Joseph Cox, teknoloji firması ElevenLabs'in ürettiği, ücretsiz bir yapay zeka uygulamasını kullanarak kendi sesini kopyaladı. Daha sonra bankasını arayan Cox, telesekretere yapay zeka üretimi ses dosyasını dinletti. Böylece sesli imza uygulamasını kandırmayı ve hesaplarına erişmeyi başardı.

6. Deepfake tehdidinin büyümesi: Elon Musk üzerinden insanları dolandırdılar
Deepfake kabaca birinin yüzünü dijital olarak başka birinin vücuduna monte edip elde ettiğiniz görüntüyü istediğiniz gibi kullanmanıza olanak tanıyan bir yapay zeka teknolojisi. Kısacası internetten kolayca ulaşılabilen algoritmalar sayesinde A kişisinin yüzü B kişisine montajlanabiliyor.
Teknoloji, sahte pornolar ve çevrimiçi dolandırıcılıkta kullanıldığı için büyük endişe yaratıyor. Bu uygulamalarla oluşturulan pornografik görüntüler nedeniyle birçok kadın ve çocuk, yüzlerini izinsiz kullanan kişiler tarafından şantaja maruz kalıyor.
Elon Musk'ın deepfake videosuyla kripto para sahteciliği yapmaya çalışan dolandırıcılar da herkesi şoke etmiti. Önceki ayarda internette yayılan görüntülerde Musk'ın sesi ve görüntüsüyle internet kullanıcılarına günlük yüzde 30 kar vaat edilmişti. Kaç kişinin bu yolla dolandırıldığı ise bilinmiyor.
Bu arada Birleşik Krallık'ta yapılan bir araştırmada, internet kullanıcılarının gerçek ve yapay zeka üretimi yüzleri birbirinden ayırt edemediği tespit edilmişti.
Üstelik, bilgisayarda üretilen ve aslında var olmayan yüzlerin daha gerçek görüldüğü anlaşılmıştı.
Araştırmanın arkasındaki, Londra Royal Holloway Üniversitesi'nden akademisyenler, bilgisayarda oluşturulan sahte portrelerin siber suçları kolaylaştıracağından ve insanların çevrelerine yönelik genel güvenini sarsacağından endişeli.

7. İnsan pilotun it dalaşında yapay zekaya yenilmesi
Çinli askeri araştırmacılar, yapay zeka ve gerçek insanlar tarafından uzaktan kontrol edilen iki savaş uçağını gerçekten "savaştırdıklarını" söylüyor.
Orduya bağlı Aerodinamik Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nden araştırmacılar, yapay zekanın sadece 90 saniyede insan pilotu yenmeyi başardığını belirtiyor.
Çin'de yayın yapan Acta Aeronautica et Astronautica Sinica adlı bilimsel dergide yayımlanan deneyde iki küçük, sabit kanatlı insansız hava aracı kullanıldı.
Uçaklar birbiriyle yakın mesafede çeşitli manevralar yaparak çatıştı. İngilizcede "dogfight" diye bilinen bu tarza Türkçede "it dalaşı" adı veriliyor.
İt dalaşına girişen savaş uçakları, genellikle birbiri çevresinde burgu gibi dönüşler ve taciz manevraları yapıyor. Bu çatışma, bir uçağın diğerini vurabilecek konuma gelme veya diğer uçak tarafından şekilde konumlanmaya çalışmasıyla ilerliyor.
Çinli araştırmacılar işte bu tür bir çatışmada insan pilotun yapay zekadan kaçamadığını belirtiyor.

8. Microsoft'un yapay zeka etik ekibini kovması
Google, Microsoft, Baidu ve daha bir dizi teknoloji devi arasındaki yapay zeka rekabeti de giderek kızışıyor. Üstelik şirketlerin bu yarışın galibi olmak için başvurmayacağı bir yol yok gibi görünüyor.
Örneğin Microsoft'un yapay zekanın etik yönlerini inceleyen ekibini işten attık ortaya çıktı. Şirketin son dönemde işten çıkardığı 10 bin kişi arasında bu ekip de yer alıyor.
Edinilen bilgilere göre şirket, yapay zekanın etik, toplum ve sürdürülebilirlikten sorumlu isimlerini kovdu. 
Şirket, ChatGPT'ye de milyarlarca dolar yatırım yapmıştı.

9. Azınlık Raporu'nun "gerçeğe dönüşmesi"
Philip K. Dick'in 1956'da yayımlanan aynı adlı kısa öyküsüne dayanan 2002 yapımı bilimkurgu filmi Azınlık Raporu'nun (Minority Report) gerçek olduğunu düşündüren yapay zeka çalışmaları da var.
Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg'ün oturduğu filmin gerçeğe dönüşmesine giden süreç,  6 Ocak 2021'deki Kongre Baskını'yla önemli bir noktaya geldi.11
ABD'de Donald Trump destekçilerinin Kongre Binası’na düzenlediği baskının ardından veri bilimciler darbe girişimlerini tahmin etmesi için yapay zekayı eğitmeye başladı. Florida Merkez Üniversitesi’nden bir araştırma grubunun kurduğu CoupCast adlı yapay zeka programı, Kongre Baskını gibi olayların hemen öncesinde ortaya çıkan göstergelere odaklanıyor. Bu göstergeler arasında sosyal medya gönderileri de var. Örneğin ABD’de 6 Ocak’tan önce seçimle ilgili teyitsiz bilgilerin yer aldığı paylaşımlar, Facebook gruplarında günde 10 bin gönderiye çıkmıştı.
Son olarak, Temmuz 2022’de Şikago Üniversitesi'nden araştırmacılar da olaya el attı ve suçları bir hafta önceden yüzde 90 doğrulukla tahmin edebilen bir yapay zeka algoritması tasarladı. Ses getiren projenin arkasındaki ekip 92 metrekarelik alanlarda meydana gelebilecek olayları tahmin etmesi için algoritmaya tarihsel suç verilerini yükledi.
Ekipten Prof. Dr. Ishanu Chattopadhyay, "Sihirli değil, sınırlamalar var ama bunu doğruladık ve gerçekten işe yarıyor" diyor.
Bazı uzmanlar, bu tür uygulamaların devletlerin bireyleri devamlı gözetlediği ve protestolara karşı yapay zekayı kullanıp barışçıl gösterileri de önceden tahmin ederek engellediği distopik bir geleceğin önünü açacağını düşünüyor.

Bonus: Hindistan'da robotların ibadet etmeye başlaması
İleri otomasyon teknolojileri ve yapay zekanın gelişmesinden rahatsız olanlara sadece sanatçılar veya öğretmenler değil.
Robotlar ve otomasyon teknolojisinin, Hinduizm'in en kutsal kabul edilen rituellerinden birine dahil olması din insanları ve ibadet edenler arasında rahatsızığa neden oldu.

2017'de Hindistan'da bir teknoloji firmasının ürettiği robot kollar, Hinduizm'de yer alan "aarti" rituelini inananlar adına yerine getiriyor. Karanlığı yok edilmesini sembolize eden ritüelde, Ganesha ismi verilen fil kafalı bir tanrı heykelciğinin önünde mum yakılıyor.
Yararlanılan kaynaklar: Fox News, Best Colleges, New York Times, Reuters, Futurism, VICE, Donanım Haber, Şarkul Avsat



Teknoloji devleri, Beyaz Saray’a karşı Musk’ın rakibini destekliyor

Trump'ın Eylül 2025'te imzaladığı kararnameyle ABD Savunma Bakanlığı'nın adı "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmişti (Reuters)
Trump'ın Eylül 2025'te imzaladığı kararnameyle ABD Savunma Bakanlığı'nın adı "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmişti (Reuters)
TT

Teknoloji devleri, Beyaz Saray’a karşı Musk’ın rakibini destekliyor

Trump'ın Eylül 2025'te imzaladığı kararnameyle ABD Savunma Bakanlığı'nın adı "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmişti (Reuters)
Trump'ın Eylül 2025'te imzaladığı kararnameyle ABD Savunma Bakanlığı'nın adı "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmişti (Reuters)

ABD'deki teknoloji devleri, Beyaz Saray'la hukuki mücadelesinde yapay zeka şirketi Anthropic'e destek veriyor.

Aralarında Google, Microsoft, Apple ve Amazon gibi teknoloji devlerinin yer aldığı firmalar, Anthropic'in Washington yönetimine karşı açtığı davaya desteklerini açıkladı.

ABD Savunma Bakanlığı'yla (Pentagon), sohbet botu ChatGPT'nin yaratıcısı OpenAI'ın eski çalışanları tarafından 2021'de kurulan Anthropic arasındaki anlaşmazlık geçen ay basına yansımıştı.

Pentagon, firmanın hizmetlerini "tedarik zinciri güvenliği açısından riskli" sınıfına soktuğunu ilan etmişti.

Microsoft'tan yapılan açıklamada, hükümetin bu sınıflandırmasının "tüm teknoloji sektörünü etkileyecek olumsuz sonuçlar doğurabileceği" uyarısında bulunuldu.

Google, Apple, Amazon, Nvidia ve diğer birçok teknoloji şirketi tarafından finanse edilen, bu firmaların temsilciliğini üstlenen teknoloji savunuculuğu grubu İlerleme Odası (Chamber of Progress) de bir dilekçe yayımlayarak Anthropic'e destek verdi.

Dilekçede, Pentagon'un şirkete yönelik tavrı "öfke nöbeti" diye nitelenerek, bunun "zorlama, suç ortaklığı ve sessizlik kültürünü dayattığı" vurgulandı.

Gruptan 2025'te ayrılan Facebook'un sahibi Meta ise Anthropic'le Pentagon arasındaki tartışma hakkında henüz yorum yapmadı.

Pentagon, Anthropic'in yapay zeka sistemi Claude'u hukuki çerçeve dahilinde çok daha geniş kapsamda kullanmak istiyordu. Ancak şirket, kitlesel gözetim teknolojileri ve otonom silahlar gibi alanlarda kısıtlamalar uyguluyordu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 24 Şubat'ta Anthropic'e ültimatom vererek, firmanın yapay zeka hizmetlerini istedikleri gibi kullanmalarına müsaade edilmemesi halinde 27 Şubat'ta anlaşmalarının sonlanacağını söylemişti.

Anthropic'in CEO'su Dario Amodei ise Pentagon'un taleplerini "vicdanen kabul edemeyeceklerini" belirtmişti.

Bunun ardından ABD Başkanı Donald Trump, Anthropic'in federal kurumlara sağladığı hizmetlerin durdurulması talimatını vermişti. Pentagon'un daha sonra OpenAI'la anlaştığı açıklanmıştı.

Diğer yandan Anthropic'le sözleşmesini sonlandırmasına rağmen Amerikan ordusunun, İran savaşında şirketin Claude yazılımını kullandığı ortaya konmuştu. ABD, ocak ayında Venezuela'ya düzenlediği operasyonda da bu yazılımdan faydalanmıştı.

Independent Türkçe, BBC, Fortune


ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD’nin siber uzaydaki yeni stratejisi

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Marco Mossad

İnterneti kontrol etme mücadelesi, artık sadece altyapı veya ağ yönetimi ile ilgili teknik bir mesele olmakla kalmayıp, modern dünyada jeopolitik rekabetin en önemli alanlarından biri haline geldi. Güç dengesinin orduların büyüklüğü veya ekonomik etkiyle ölçüldüğü bir çağda, bilgi akışının kontrolü ve siber uzayın şekillendirilmesi, uçak gemileri veya finansal yaptırımlar kadar etkili bir stratejik silaha dönüştü. Günümüzde bilgi, internet ağlarında dolaşan içeriklerden ibaret değil, kamuoyunu şekillendiren ve uluslararası siyasetin dengesini etkileyen bir güç unsuru oldu.

ABD, teknolojinin dış politika aracı olarak kullanımında açık bir değişimi yansıtan bir adımla ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformu başlatmaya hazırlanıyor. Resmî açıklamaya göre söz konusu platform, kullanıcıların engelleme ve sansür sistemlerini atlatmalarını sağlayan teknik araçlar aracılığıyla, Çin ve İran gibi bilgi akışına sıkı kısıtlamalar uygulayan ülkelerde bile, dünyanın dört bir yanındaki kullanıcıların daha açık bir internete erişebilmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Ancak, bu proje değişen küresel siyasi manzaradan ayrı olarak değerlendirilemez. Bu tür platformlar, büyük güçler arasında ‘ifade özgürlüğünü’ ve sınırlarını tanımlama hakkının ve küresel dijital düzeni şekillendirme gücünün kime ait olduğu konusunda tartışmaların tırmandığı bir dönemde tanıtılmaya başladı. Washington bilgi açıklığını siyasi değerlerinin bir uzantısı olarak görürken, diğer ülkeler dijital alanın kontrolünü ulusal egemenliklerinin ve iç güvenliklerinin bir parçası olarak görüyor. Böylece internet, açık bir küresel alandan, 21. yüzyılın güç mücadelelerini yansıtan siyasi ve stratejik bir rekabet arenasına dönüştü.

Yeni dijital platform

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Freedom.gov’ adlı yeni bir dijital platformun çalışmalarının tamamlandığını duyurdu. Bu hizmetin, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar için bir uygulama aracılığıyla sunulması planlanıyor ve hizmet, kullanıcıların ülkelerindeki hükümet sansürüne maruz kalmadan internete erişebilmelerini amaçlıyor. Platform henüz operasyonel aşamaya geçmemiş olsa da internet sitesi şu anda erişime açık ve ana sayfada lansmanının yakında olacağına dair bir ön mesaj yer alıyor. Bu mesaj, projenin teknik geliştirme aşamasından beklenen lansman aşamasına geçtiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD basınından aktardığı haberlere göre platform, iOS ve Android sistemlerinde tek bir tıklama ile başlatılabilen basit bir uygulama aracılığıyla kullanılabilecek. ABD’li yetkililer ayrıca, uygulamanın açık kaynaklı olacağını ve uzmanların ve geliştiricilerin mekanizmasını incelemesine ve kaynak kodunu kontrol etmesine izin vereceğini belirttiler. Washington, bu hamlenin şeffaflığı teşvik etmek ve yeni platforma güven oluşturmak amacıyla yapıldığını belirtiyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor.

Yetkililer ayrıca, bu hizmetin internet adresleri, tarama etkinlikleri veya kimliklerini ortaya çıkarabilecek herhangi bir bilgi dahil olmak üzere kullanıcı verilerini kaydetmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Bu yaklaşım, özellikle internet kullanımına sıkı kısıtlamalar getiren veya vatandaşlarının dijital etkinliklerini izleyen ülkelerde yaşayan kullanıcılar için yüksek düzeyde gizlilik ve koruma sağlamayı amaçlıyor.

fefe
Yeni internet sitesinin ekran görüntüsü (Freedom.Gov)

Teknik detayların tamamı henüz açıklanmamış olsa da platformun, kullanıcıların bağlantılarını başka ülkelerdeki sunucular üzerinden yeniden yönlendirerek internet kısıtlamalarını aşmalarına olanak tanıyan sanal özel ağ (VPN) hizmetlerine benzer bir mekanizma kullanacağına dair bazı tahminler yürütülüyor.

Bu girişimle ilgili tartışmalar, Washington’ın ‘stratejik düşmanlar’ olarak sınıflandırdığı ülkelerle sınırlı kalmayıp, Avrupa'ya da uzanıyor. Son yıllarda, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık, Avrupa Dijital Hizmetler Yasası ve Birleşik Krallık Çevrimiçi Güvenlik Yasası (UK Online Safety Bill) dahil olmak üzere dijital içeriği düzenlemek için yeni yasalar kabul ettiler. ABD, bu yasaların bazılarının ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabileceğini düşünürken, Avrupa hükümetleri ise bunların yasa dışı içerik ve nefret söylemiyle mücadele etmek ve daha güvenli bir dijital ortam sağlamak için gerekli önlemler olduğunu savunuyor.

Bu proje, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ‘dijital özgürlük’ ile ilgilenen özel bir ofis tarafından yürütülüyor. Bu ofis, ABD'nin uluslararası medya ve dijital stratejisini belirlemekten sorumlu olan Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Sarah Rogers tarafından yönetiliyor. Platform, Washington’ın dünya çapında internet özgürlüğünü desteklemeyi amaçladığını söylediği daha geniş çaplı çabaların bir parçası olarak geliştiriliyor.

Ancak, bu platformun başarısı, bazı teknik ve siyasi zorlukların aşılmasına, etkinliği ise büyük ölçüde ilgili hükümetlerin sansür veya engelleme girişimlerine karşı koyma becerisine bağlı. Bazı ülkeler, dijital sansürü atlatan araçları tespit edip kapatabilen, hatta bazen kullanıcılarını takip edip cezalandırabilen gelişmiş teknik sistemlere zaten sahip. Bu çerçevede böyle bir platformun başlatılması, dijital alanın kontrolü için yoğunlaşan uluslararası rekabete işaret ediyor.

İnternet artık sadece bir iletişim veya bilgi alışverişi aracı değil, siyasi ve stratejik çatışmaların merkezi bir arenası ve devletlerin etki alanlarını genişletmek, bilgi güvenliğini korumak ve küresel dijital düzene ilişkin kendi vizyonlarını savunmak için kullandıkları bir etki aracı haline geldi. Rogers, platformun ifade özgürlüğünü ve bilginin serbest dolaşımını teşvik etmeyi amaçlayan uzun süredir devam eden ABD politikasının bir uzantısı olduğunu vurgularken projenin, esasen ‘açık internet’ kavramına ilişkin Amerikan vizyonunu yansıtıyor olsa da küresel nitelikte olduğunu belirtti.

ABD ulusal güvenliği için stratejik bir araç

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Freedom.gov'un tanıtılması, ABD'nin stratejik güç araçlarının bir parçası olarak teknolojiyi kullanma biçiminde dikkate değer bir değişimi ortaya koyuyor. Teknoloji artık yalnızca umut vaat eden bir ekonomik sektör veya endüstriyel mükemmellik alanı olarak değerlendirilmiyor, doğrudan ulusal güvenlik denklemine entegre ediliyor.

Proje, bu açıdan bakıldığında dijital alanı siyasi etki alanı olarak kullanma yönündeki daha geniş çaplı bir girişimin parçası olarak anlaşılabilir. Bu alanda, bilgi akışını yönetmek ve küresel yapısını etkilemek, çağdaş uluslararası sistemde bir güç unsuru haline geliyor.

Bu girişim, Donald Trump yönetiminin ikinci dönemindeki genel yöneliminden ayrı olarak değerlendirilemez. Trump yönetimi, siber uzayın kontrolünü stratejik önceliklerinden biri haline getirmiş ve bunu uluslararası nüfuz mücadelesinin temel bir boyutu olarak görülüyor. ABD yönetimi, veri ve bilginin sınır ötesi hareketini, ABD'nin onlarca yıl boyunca inşa edilmesine katkıda bulunduğu küresel sistemin temel taşı olarak görmektedir ve bu akışa getirilecek her türlü geniş kapsamlı kısıtlamanın dijital ortamdaki güç dengesini yeniden şekillendirebileceğine inanıyor.

Bu proje, dijital alanla ilgili düzenlemeyi yapan yeni Avrupa mevzuatı konusunda ABD yönetiminin tutumuyla kesişiyor. Bu mevzuatın en önemlisi, Washington'ın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler tanıdığına inandığı Dijital Hizmetler Yasası’dır.

Bu eğilim, geçtiğimiz şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatlarına, özellikle Avrupa'da sözde ‘dijital egemenlik’ girişimlerine karşı çıkmaları çağrısında bulunan yönergeler yayınlamasıyla açıkça ortaya çıktı. Bu girişimler, veri akışına daha fazla kontrol getirmeyi ve yabancı teknoloji şirketlerinin faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlıyor. Ancak Washington, bu politikaları yalnızca iç düzenleme önlemleri olarak değil, Amerikan bakış açısına göre ABD'nin küresel etkisinin temel direklerinden biri olan açık internet modelini zayıflatabilecek bir adım olarak görülüyor. Bu çerçevede Freedom.gov platformunun geliştirilmesi, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak görülebilir ve kullanıcılara bazı ülkelerin bilgiye erişime getirdiği kısıtlamaları aşmalarını sağlayacak teknik bir araç sunuyor.

dfrgthy
Washington DC'deki bakanlık binasının dışındaki ABD Dışişleri Bakanlığı tabelası (Reuters)

Aynı eğilim, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ABD dış politika önceliklerini stratejik konular olarak teknolojik zorlukların ele alınmasına yöneltme rolünü de yansıtıyor. Bu bağlamda, bakanlık bazı programlarını yeniden düzenleyerek demokrasi ve insan haklarıyla ilgili geleneksel girişimlere ayrılan kaynakları azaltırken, ‘dijital özgürlük’ konularına ve internet kısıtlamalarına karşı mücadeleye uzanıyor. Bu da yönetimin uluslararası politikada teknolojinin rolüne ilişkin anlayışında daha derin bir değişime işaret ediyor. Teknoloji, yalnızca değerleri yaymak veya siyasi söylemi desteklemek için bir araç olmaktan öte, dış politika hedeflerine ulaşmak ve ABD'nin küresel dijital düzende konumunu güçlendirmek için doğrudan kullanılan stratejik bir araç haline geldi.

Farklı bir Çin modeli

Bu durum, dijital egemenlik ve hükümet kontrolüne dayalı, ‘Büyük Güvenlik Duvarı’ olarak bilinen farklı bir internet modeli geliştiren Çin ile stratejik rekabet bağlamında da değerlendirilmeli. Washington, son stratejik belgelerinde bu modelin sadece teknik bir zorluk değil, aynı zamanda uzun vadede ABD'nin nüfuzuna tehdit eden jeopolitik bir zorluk olduğunu savundu. Bu bakımdan Freedom.gov, Washington'ın desteklediği açık internet modelini teşvik ederken, rakip modellerin yayılmasını önleyen alternatif bir dijital altyapı kurma çabasının bir parçası olarak anlaşılabilir.

Proje, ABD yönetiminin, Avrupa’nın dijital alanı düzenleyen yeni mevzuatına ilişkin tutumuyla da örtüşüyor. Washington, bu mevzuatın başında gelen Dijital Hizmetler Yasası'nın hükümetlere internette dolaşan içerik üzerinde geniş yetkiler verdiğini düşünüyor. ABD'ye göre bu tür bir mevzuat, ABD tarafından tanımlanan ifade özgürlüğü sınırlarını daraltabilir. ABD yönetimi, bu politikaları sadece eleştirmekle kalmadı, ABD teknoloji şirketlerine belirli içerikleri kaldırmaları veya kısıtlamaları için baskı uyguladıkları iddia edilen bazı yabancı yetkililere kısıtlamalar getirilmesi de dahil olmak üzere birtakım pratik adımlar attı. Bu da Washington’ın siyasi itirazdan, küresel dijital düzenle ilgili kendi vizyonunu savunmak için siyasi, hukuki ve teknik araçların kullanımına geçtiğini gösteriyor.

Freedom.gov projesi, ABD’nin şu anda dış politikasında kullandığı araçların doğasında önemli bir gelişmeyi temsil ediyor. Uluslararası nüfuz, artık yalnızca askeri ittifaklara veya ekonomik güce bağlı değil, aynı zamanda diğer ülkelerdeki kullanıcıları doğrudan hedefleyen dijital platformlar oluşturma yeteneğini de içeriyor. Bu eğilim, ABD’li karar alma çevrelerinde, 21. yüzyılda uluslararası rekabetin yalnızca kaynaklar veya coğrafi alan üzerindeki kontrol ile değil, aynı zamanda bilgi hareketini etkileme ve siber uzayda bilgi akışını yönlendirme yeteneği ile de belirleneceği yönündeki artan farkındalığa işaret ediyor.

Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor.

Bu açıdan bakıldığında, Freedom.gov yeni bir teknik uygulama veya elektronik hizmet olarak değerlendirilmekten ziyade ABD’nin küresel dijital sistemdeki konumunu korumak için izlediği daha geniş bir stratejinin parçası olarak anlaşılmalı. Bazı geleneksel etki araçlarının etkinliğinin azalması ve uluslararası varlıklarını güçlendirmek için teknolojiyi kullanan rakip güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, Washington stratejik bir araç olarak giderek daha fazla dijital altyapıya yöneliyor gibi görünüyor. Bu değişimlerin ortasında, bilgi akışını kontrol etmek, enerji veya ticaret akışlarını kontrol etmek kadar önemli hale gelirken bu durum, dijital alanın merkezinde şekillenen uluslararası rekabetin yeni bir aşamanın sinyalini veriyor.

Freedom.gov'un tanıtılması, ifade özgürlüğünün sınırları ve dijital alanı düzenlemede devletin rolü konusunda Başkan Donald Trump'ın yönetimi ile bazı Batılı müttefikler, özellikle İngiltere arasında tırmanan anlaşmazlıktan ayrı düşünülemez. Londra, platformların zararlı veya tehlikeli olduğu düşünülen içeriği kaldırmasını gerektiren Çevrimiçi Güvenlik Yasası ile teknoloji şirketlerine daha geniş yükümlülükler getirmeye yönelirken, Washington, kapsamlı düzenleyici müdahalelerin bilgi akışını kısıtlamaya yönelik bir araç haline gelebileceği görüşünden hareketle, hükümet kısıtlamalarının azaltılmasına dayalı farklı bir tutum benimsedi.

Starlink’ten Freedom.gov'a

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, geçtiğimiz şubat ayında Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada bu yaklaşımı açıkça dile getirdi ve Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu zorlukların dış tehditlerle sınırlı olmadığını, bazı hükümetlerin ifade özgürlüğüne olan bağlılıklarından geri adım atmalarını da içerdiğini belirtti. JD Vance, açık interneti savunmanın artık sadece bir iç mesele olmadığını, dijital düzenin şekli konusunda uluslararası rekabetin bir parçası haline geldiğini belirterek, Washington’ın artık bilginin serbest akışını stratejik bir boyut olarak gördüğünü işaret etti.

Freedom.gov, özellikle İran gibi ülkelerde internet erişimindeki kısıtlamaları aşmada Starlink’in oynadığı rolle karşılaştırıldığında, bu vizyonun pratik bir uzantısı olarak anlaşılabilir. Starlink, ABD’ye yerel yetkililerin kontrolü dışındaki iletişim kanallarını açma yeteneği vermişse, Freedom.gov da bu kanallardan geçen akışları etkileme yeteneği veriyor. Tüm bunların yanında Washington’ın sınırları ötesindeki bilgi ortamını etkileme yeteneğini artıran entegre bir dijital altyapı oluşturuyor.

Bu da dış politikada teknoloji kullanımının doğasında meydana gelen daha derin bir değişimi yansıtıyor. Artık iletişim araçlarına sahip olmak veya yeni platformlar geliştirmekle sınırlı kalmayıp, devletlerin koyduğu teknik veya hukuki engelleri aşabilen sistemler kurmaya kadar uzanıyor. Bu bağlamda, iletişim ağlarına erişimi kontrol etmek ve bu ağlar üzerinden bilgi akışını etkilemek, devletlerin dijital alanda etkilerini artırmak için kullandıkları aynı madalyonun iki yüzü haline geldi.

Bu anlamda Freedom.gov, sansür sorununa sadece teknik bir yanıt vermekle kalmayıp, küresel düzeyde belirli bir internet modeli oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir stratejik yaklaşımı da yansıtıyor. Özellikle bilgi alanını kontrol etmeye büyük ölçüde bağımlı olan ülkelerle uluslararası gerilimin artmasıyla birlikte, dijital alanın uluslararası rekabetin en önemli arenalarından biri haline geldiği bir dünyada, bilgiye erişimi kontrol etmek ve bilgi akışını etkilemek güç dengelerinin bir parçası haline geldiğinden, bu tür araçlar daha da önem kazanıyor.


Sonsuz kimyasal uyarısı: "Arıların geleceği tehlikede"

Balarıları (Pixabay/Phys.org)
Balarıları (Pixabay/Phys.org)
TT

Sonsuz kimyasal uyarısı: "Arıların geleceği tehlikede"

Balarıları (Pixabay/Phys.org)
Balarıları (Pixabay/Phys.org)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Yeni bir çalışmada Avustralyalı bilim insanları, balarısı kolonilerinde birikip ballarına geçebilecek zehirli "sonsuz kimyasalların" gıda güvenliğini ve insan sağlığını tehdit etme potansiyeli taşıdığı uyarısında bulundu.

Perflorooktansülfonat (PFOS) diye de bilinen bu kimyasallar leke tutmayan kumaşlarda, yapışmaz pişirme kaplarında, yangın söndürme köpüklerinde ve elektronikte yaygın kullanılıyor ve kolayca ayrışmadığı için çevrede kalıyor.

Çalışmalar, PFOS'un yüksek kolesterol ve karaciğer enzimi değişikliklerinin de aralarında bulunduğu sağlık riskleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor.

Şimdiyse araştırmacılar PFOS'un Avustralya'daki Avrupa balarısı (Apis mellifera) kolonileri üzerindeki etkilerini izledi ve ona uzun süre boyunca maruz kalmanın balarılarında hücre fonksiyonundan sorumlu bazı anahtar proteinlerin ekspresyonunu değiştirebileceğini buldu.

Environmental Science & Technology adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Carolyn Sonter, "Yeni nesil yavru arıların vücut dokusunda PFOS tespit edildi ve bunların vücut ağırlığının, PFOS'a maruz kalmayan kontrol grubundaki arılara göre daha düşük olduğu saptandı" ifadesini kullandı.

Bilim insanları, PFOS'un arıların larvaları beslemek için kullandıkları besin yoğunluğu yüksek bir sıvı olan arısütünü de etkilemesinden şüpheleniyor.

Arısütünün kalitesinin düşmesi, gelecek nesilleri olumsuz etkileyerek tüm arı kolonisinin sağlığına ve yaşam süresine zarar verebilir.

Dr. Sonter, "Düşük vücut ağırlığı, daha küçük bezlere sahip daha küçük bir arının göstergesi ki bunlara yeni nesil arıları beslemek için arısütü üreten yutak bezi de dahil" dedi.

Araştırmacılar, PFOS'a daha büyük ölçekte uzun süreli maruz kalmanın balarısı popülasyonlarının gitgide azalmasına ve mahsullerin tozlaşmasını olumsuz yönde etkilemesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Dr. Sonter, "Arılara yönelik herhangi bir tehdit gıda güvenliğini tehdit ediyor" ifadesini kullandı.

Çoğu tarımsal ürün tozlaşma için arılara bel bağlar ve onların yokluğunda orman meyveleri olsun, diğer meyveler olsun, sebzelerin çoğu olsun, gıda üretimi ciddi şekilde sekteye uğrar.

PFOS dünyanın birçok yerinde yasaklanmış olsa da geçmişten gelen kontaminasyon arılara hâlâ zarar verebilir.

Araştırmacılar, arıların bu zehirli kimyasallara kirlenmiş toz, su, arı kovanlarındaki boya, mahsul koruma ürünleri ve kirlenmiş topraklarla sularda yetişen bitkilerden gelen polenler yoluyla maruz kalabileceğini söylüyor.

Dr. Sonter, "PFOS'un mirası en azından bizim yaşam süremizde kalıcı" dedi.

Yuvamızdaki arılar için PFAS (perflorlu ve poliflorlu alkil maddeler) risklerini azaltmanın bir yolu, bahçelerde PFAS içeren mahsul koruma ürünlerini kullanmaktan kaçınmaktır ki pek çoğu içeriyor!

Bilim insanları gelecekteki çalışmalarda arazilerdeki arıların PFOS'a hangi yollarla maruz kaldığını daha iyi anlamayı umuyor.

Dr. Sonter, "Arılar çok önemli bir böcek çeşidi olsa da onlara yönelik çevresel kirleticiler kaynaklı tehditler yeterince araştırılmıyor ve anlaşılmıyor" ifadesini kullandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/science