Ürdün, Suriye'de çözüm için devrede

Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Gurbetçi İşleri Bakanı Eymen es-Safedi. (Reuters)
Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Gurbetçi İşleri Bakanı Eymen es-Safedi. (Reuters)
TT

Ürdün, Suriye'de çözüm için devrede

Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Gurbetçi İşleri Bakanı Eymen es-Safedi. (Reuters)
Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Gurbetçi İşleri Bakanı Eymen es-Safedi. (Reuters)

Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Gurbetçi İşleri Bakanı Eymen es-Safedi, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada ülkesinin, doğrudan bir Arap rolüne dayanan Ürdün girişimine, krizi ve onun güvenlik ve siyasi sonuçlarını çözmek için Suriye ile siyasi bir diyaloga girmeye dayanarak ‘Suriye krizine siyasi bir çözüm bulma’ çabalarının sürdüğünü vurguladı.
Safedi açıklamasında şunları söyledi:
“Ürdün girişim ve ayrıntıları hakkında bilgi vermek için Birleşmiş Milletler ile iş birliği yapıyor. Buna Suriye ve Türkiye'yi vuran ve acı sonuçlara yol açan yıkıcı depremin ardından gerekli insani yardımın sağlanmasına yönelik koordinasyon çabaları da dahildir. Toplantıda, girişimin Arap kardeşlerle koordinasyon açısından, ayrıntıları ve Suriye krizini çözmek ve adım adım ilkesine göre hareket etmek için ciddi Arap eylemi amacıyla başlatıldığı tarih ele alındı. Suriye'deki krizin devam edemeyeceğine ve siyasi çözümün krizi sona erdirmenin anahtarı olduğuna dair kesin bir inanç var. Biz Araplar olarak diyalog masasında ön sıralarda yer almalıyız. Çünkü Suriye bir Arap ülkesi ve krizin yansımaları bizi diğerlerinden daha fazla etkiliyor.”
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Safedi görüşmede ayrıca Ürdün'ün BM Temsilcisi Pedersen'in krize 2254 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı uyarınca ve adım adım ilkesine göre siyasi çözüm bulma çabalarına verdiği desteği vurguladı. Pedersen, Safedi'ye siyasi çözüme ulaşma çabaları hakkında bilgi vererek, Krallık ile Birleşmiş Milletler arasında bu alanda sürekli iş birliğinin öneminin altına çizdi. Ürdün’ün yakın zamanda meydana gelen depremden sonra Suriye'ye yardım sağlama, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapma ve onlara düzgün bir yaşam sağlama konusunda oynadığı büyük insani rolüne de övgüde bulundu.
Ürdünlü Bakan ve BM İnsani İşler ve Acil Yardımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths arasında dün gerçekleştirilen görüşmede Suriye'deki durum ve son depremler sonucunda Suriyeli kardeşlere yardım etme konusundaki mevcut iş birliği ve Suriyeli mülteciler ve ev sahibi ülkelere yönelik uluslararası desteğin azalmasından kaynaklanan zorluklar ele alındı.
Safedi görüşmede Ürdün’ün Suriye’deki kardeşlere, geçtiğimiz şubat ayında iki ülkeyi vuran son depremin etkileriyle mücadele etmek için yardım eli uzatmaya devam ettiğini söyledi. Ürdün'ün iki ülkeye yardım göndermeye devam ettiğini vurguladı.



İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
TT

İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)

Lübnan’daki Şiiler üzerinde son dönemde giderek artan bir hoşnutsuzluk ve rahatsızlık hali gözlemleniyor. Bu durum, yalnızca geleneksel siyasi söylemlerle sınırlı kalmayarak, Hizbullah ve Emel Hareketi’nin ötesine geçip doğrudan İran’a yönelik eleştirilerin de yükselmesine yol açıyor. Birçok Şii, İran’a destek amacıyla açıldığı belirtilen savaşın sonuçlarının köylerin yıkımı, ailelerin yerinden edilmesi ve çocuk kayıplarıyla sonuçlandığını, buna karşılık halkın savaşın, göçün, yoksulluğun ve yıkımın yükünü tek başına taşıdığını ifade ediyor.

Bu huzursuzluk özellikle sosyal medya platformlarında daha görünür hale gelmiş durumda. Emel Hareketi destekçileri ile Hizbullah taraftarları arasında da benzer bir tepki dalgası oluştuğu, artık ideolojik ve siyasi sloganların birikmiş öfke ve umutsuzluğu kontrol altına almakta yetersiz kaldığı belirtiliyor.

Söz konusu tepki, Hizbullah yetkililerinin İran’a teşekkür etmeyi ve Tahran’ın ‘direnişe’ verdiği desteği vurgulamayı sürdürdüğü bir dönemde ortaya çıkıyor. Aynı şekilde İran’ın, savaşın durdurulması için baskı yapacağına yönelik beklentiler de dile getiriliyor.

Buna karşın Şii topluluğun önemli bir kısmı, bu söylem ile günlük yaşam arasında ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyor. On binlerce yerinden edilmiş kişi, geri dönüş veya yeniden imar konusunda net bir ufuk olmadan ağır insani koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.

İdeolojik söylemler Güney Lübnan’da öfkeyle karşılanıyor

Bu bağlamda, Hizbullah’a bağlı Şeyh Esed Kasir’in açıklamaları geniş çaplı tartışma yarattı. Kasir, İran’daki İslam Cumhuriyeti’nin korunmasının bireylerin korunmasından önce gelen dini bir görev olduğunu savunarak, bunun İslam’ın kendisini muhafaza eden bir güvence niteliği taşıdığını öne sürdü.

Kasir, görüşlerini eski İran lideri Humeyni’ye atfedilen düşünceler ve Kerbela olayında somutlaşan fedakârlık anlayışına dayandırdı.

Ancak bu söylem, savaşın artık insan ve maddi kayıplar üzerinden değerlendirildiğini düşünen geniş bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

fefvfdv
Bir dozer, Beyrut’un banliyölerinden Şiyah’ta daha önce İsrail’in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir spor giyim mağazasının enkazını kaldırıyor. (AP)

Güneyden yerinden edilen Zeynep isimli bir kadın yaşadıkları durumu şu sözlerle anlattı: “Savaş İran’a destek başlığı altında açıldı, ancak bugün kendimizi tamamen yalnız hissediyoruz. Hizbullah ve Emel Hareketi milletvekilleri bile kamplarda yaşayan insanları sormuyor.”

Zeynep, “Kendi evimizin altında ölmek, bugün yaşadığımız göç hayatından daha kolay geliyor. Artık bu psikolojik ve yaşam yükünü kaldıramıyoruz. Ne yaşadığımızı kimse hissetmiyor” ifadelerini kullandı.

Güney Lübnan, tüm çatışmalardan daha önemlidir

Lübnan Dağı’nda kiralık bir evde yaşayan ve iki çocuk annesi olan Muna ise güneyde son aylarda yaşananların ‘direniş yanlısı’ çevrelerde dahi birçok kişinin düşüncelerini değiştirdiğini söyledi. Muna, “Savaş büyük sloganlarla başladı, ancak sonuç köylerimizin yıkılması, gençlerimizi kaybetmemiz ve ailelerimizin yerinden edilmesi oldu. Bugün insanlar Güney Lübnan için her şeyden daha fazla bir ezilmişlik hissi yaşıyor” dedi.

vfvfd
 İsrail’in hava saldırısına maruz kalan ve bir dizi personelin hayatını kaybettiği sivil savunma binası, Sur (AFP)

Sözlerine acı bir tonla devam eden Muna, “Birçok kişi artık Güney Lübnan ve halkının tüm bölgesel çatışmalardan daha önemli olduğu kanaatine ulaştı. Güney Lübnan halkı bugün şunu söylüyor: Güney kalsın, İran ve tüm dünya yansın” ifadelerini kullandı.

‘Tek eksen’ sloganının çöküşü

Ümmü Muhammed de ‘tek eksenli bölge’ fikrine yönelik derin bir hayal kırıklığı dile getirdi. Ümmü Muhammed şu ifadeleri kullandı: “Yıllarca bize tek bir eksen olduğumuzu ve bu eksenin yürüttüğü her savaşı desteklememiz gerektiğini söylediler. Ancak savaş bize dokunduğunda kendimizi yalnız hissettik.”

Ümmü Muhammed sözlerini şöyle sürdürdü: “Tahran, Lübnan’da ateşkes sağlanmadan hiçbir müzakereye girmeyeceğini söylüyordu. Sonrasında ise ABD ile yürütülen müzakereler sonucunda ateşkes sağlandığını açıkladı. Oysa bu süreçte İsrail’in bombardımanı ve işgali her geçen gün genişliyordu.”

Devlet tercihi

Lübnanlıların büyük bölümüne benzer şekilde Leyla da devletin İsrail ile doğrudan müzakereleri devralmasını ve savaşın sona erdirilmesini savunuyor. Leyla, “İran kendi çıkarları için hareket ediyor, bu onun hakkı. Ama biz neden kendi halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını düşünmeyelim? Güney’in kaderini başka ülkelerin hesaplarına bağlamaktan yorulduk” dedi.

Leyla ayrıca, birçok kişinin artık savaş ve müzakere sürecinin tamamen Lübnan devleti tarafından yürütülmesini talep ettiğini belirterek, mevcut durumun devam etmesinin herhangi bir net ufuk olmaksızın daha fazla yıkım ve kayıp anlamına geldiğini ifade etti.

İran’ın desteğinin azalmasına duyulan öfke

Siyasi analist Ali el-Emin, Şii çevrelerin İran’a bakışında belirgin bir değişim yaşandığını ve Güney Lübnan’da yaşanan gelişmelerin Hizbullah tabanında öfke ile hayal kırıklığını artırdığını söyledi.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran’ın nüfuz gücünün yalnızca mezhepsel ya da siyasi boyuta dayanmadığını, aynı zamanda Hizbullah’ın İran desteğiyle oluşturduğu geniş hizmet ve destek ağından beslendiğini belirtti. El-Emin’e göre bu yapı, uzun yıllar boyunca birçok aile için bir tür güvenlik ve sosyal koruma işlevi gördü.

gttrghtrg
 İsrail'in Sayda şehri girişinde bir araca düzenlediği hava saldırısının hedef aldığı bölgede bulunan ordu ve sivil savunma mensupları (AFP)

El-Emin, bu duygunun Güney Lübnan’daki köylerin yıkımı, sivillerin yerinden edilmesi ve çok sayıda ölü ve yaralıya dair görüntülerle birlikte giderek zayıfladığını belirtti. Ona göre, birçok kişi bu kayıpların büyüklüğüne karşılık İran’dan gelen fiili desteğin aynı ölçekte olmadığını düşünüyor.

El-Emin, Hizbullah tabanının önemli bir kısmının, ‘saha birliği’ ve İran’ın füze kapasitesine dair sürekli söylemlere rağmen, İran’ın doğrudan bir yanıt vermemesini ya da İsrail üzerinde gerçek bir askeri baskı kurmamasını sorgulamaya başladığını ifade etti.

Eşi benzeri görülmemiş eleştiriler

El-Emin, bu durumun bazı kesimlerde İran’ın Hizbullah’ı ve Şii toplumu bölgesel hesaplarının bir parçası olarak kullandığı, ancak Lübnan’ı koruma ya da savaşın etkilerini azaltma konusunda somut bir maliyet üstlenmeye hazır olmadığı yönünde bir algı oluşturduğunu söyledi.

Ona göre bu hayal kırıklığı, Şii toplumu içinde İran’ın rolüne ve bazı politikalarına yönelik daha önce görülmemiş eleştirilerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu eleştirilerde, söz konusu yaklaşımların Lübnan’ın güneyindeki halkın çıkarlarından çok İran devletinin çıkarlarıyla bağlantılı olduğu düşüncesi öne çıkıyor.

El-Emin ayrıca, İran’ın Lübnan’daki ateşkesin Tahran ile ABD arasında İslamabad’da varılan bir anlaşma sonucunda sağlandığını ifade ettiğini hatırlatarak, “Eğer İsrail ateşkesi ihlal ediyorsa, İran’ın da benzer şekilde karşılık vermesi ve en azından saldırıları durduracak bir baskı kurması beklenirdi” değerlendirmesinde bulundu. Ona göre bu baskı, Güney Lübnan’daki onlarca köyde yaşanan yerinden edilmenin ve saldırıların azalmasını sağlayabilirdi.


Fetih seçimleri: Abbas’ın oğlu, istihbarat şefi ve Zübeydi Merkez Komite üyeliğini kazandı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
TT

Fetih seçimleri: Abbas’ın oğlu, istihbarat şefi ve Zübeydi Merkez Komite üyeliğini kazandı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)

Pazar günü açıklanan ilk sonuçlara göre, Mahmud Abbas liderliğindeki Fetih Hareketi’nin Merkez Komitesi seçimlerinde Filistin Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Mecid Ferac, Aksa Şehitleri Tugayları komutanlarından Zekeriya Zübeydi ve Filistin Devlet Başkanı’nın en büyük oğlu Yaser Abbas komite üyeliğine seçildi. Seçimler, Fetih’in Ramallah, Gazze, Kahire ve Beyrut’ta düzenlenen genel kongresinin cumartesi günü sona ermesinin ardından gerçekleştirildi.

Şarku’l Avsat’ın Fransı Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre  Aksa Şehitleri Tugayları’nın önde gelen isimlerinden biri olan 50 yaşındaki Zübeydi, geçen yıl İsrail ile Hamas arasında yapılan esir takası anlaşması kapsamında İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmıştı.

64 yaşındaki Yaser Abbas ise Filistin topraklarında çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin sahibi bir iş insanı olarak biliniyor. 5 yıl önce Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi görevine getirilmesinin ardından siyasi sahnede daha görünür hâle geldi.

İlk sonuçlara göre, 2002 yılından bu yana İsrail hapishanelerinde tutulan Fetih liderlerinden Mervan Barguti de Merkez Komite’deki yerini korudu ve en yüksek oyu aldı.

bghtyj
Yaser Abbas, adaylığına destek toplamak amacıyla gerçekleştirdiği ziyaretlerden birinde (Filistin Yönetimi’ne bağlı internet siteleri)

Ayrıca Filistin Yönetimi ve Filistin Kurtuluş Örgütü Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, Fetih Başkan Yardımcısı Mahmud el-Alul, önceki Merkez Komite Genel Sekreteri Cibril Recub ve eski Filistin İstihbarat Başkanı Tevfik Tiravi de komitedeki koltuklarını korudu.

Kongre yönetimi, Merkez Komite ve Devrim Konseyi seçimlerine katılım oranının yüzde 94,64 olduğunu açıkladı. Buna göre oy kullananların sayısı 2507 olarak kaydedildi.

Merkez Komite’deki 18 koltuk için 59 aday yarışırken, Devrim Konseyi’ndeki 80 koltuk için ise 450 aday mücadele etti.

Kongrenin İcra Direktörü Munir Selame, Merkez Komite ve Devrim Konseyi seçimlerinin nihai sonuçlarının pazar sabahı Ramallah’ta düzenlenecek basın toplantısında açıklanacağını duyurdu.

Fetih Hareketi Genel Kongresi geçen perşembe günü başlamış ve Mahmud Abbas yeniden hareketin lideri seçilmişti. Abbas, yirmi yılı aşkın süredir Fetih Hareketi’nin, Filistin Yönetimi’nin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başında bulunuyor.

Abbas, 4 Mart’ta Kahire’de düzenlenen olağanüstü Arap zirvesinde yaptığı konuşmada, “Filistin devletinin liderlik yapılarının yeniden düzenlenmesi, Filistin Kurtuluş Örgütü ile Fetih Hareketi’ne ve devlet kurumlarına yeni kadroların kazandırılması” sözü vermişti.

Bu tarihten sonra Abbas, özellikle güvenlik kurumları içinde olmak üzere çeşitli idari değişiklikler gerçekleştirdi.

Birçok Arap ülkesi ile uluslararası taraflar, siyasi ve demokratik süreçte durgunluk yaşayan Filistin Yönetimi’nde reform yapılması çağrısında bulunuyor. Bu reformların, savaş sonrası Gazze’nin yönetiminin Filistin Yönetimi’ne devredilmesine hazırlık amacı taşıdığı belirtiliyor. Reform talebi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye yönelik barış planında da yer almıştı.


Saadi’nin tutuklanmasının tüm hikâyesi... 3 kıtada saldırı koordinatörü

Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
TT

Saadi’nin tutuklanmasının tüm hikâyesi... 3 kıtada saldırı koordinatörü

Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)

ABD makamlarının Ketaib Hizbullah yöneticilerinden Muhammed Bakır es-Saadi’yi gözaltına alması, örgütün sınır ötesi operasyonlardaki rolüne yönelik ilgiyi artırdı. Birçok gözlemci, bu adımı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bölgesel kolu olan Kudüs Gücü ile ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan yapıyla bağlantılı kişi ve unsurlara karşı daha sert Amerikan önlemlerinin başlangıcı olarak değerlendirdi.

Eski Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, 2003 yılında devrik Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından faaliyet göstermeye başladı. El-Mühendis ise 2020’de düzenlenen ABD hava saldırısında öldürüldü. Kuruluşundan bu yana son derece gizli bir yapılanma içinde faaliyet gösteren örgüt nedeniyle, grup içindeki üst düzey isimlerin büyük bölümü hakkında sınırlı bilgi bulunuyor. Yerel düzeyde önemli nüfuza sahip olmasına ve DMO’ya en yakın silahlı gruplardan biri olarak görülmesine rağmen, örgüt liderleri kamuoyu önünde görünmekten kaçınıyor.

Kudüs Gücü ile bağlantısı

Şarku’l Avsat’ın silahlı gruplara yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Saadi’nin DMO’ya bağlı Kudüs Gücü’nün istihbarat birimiyle yakın ilişkiler içinde olduğu belirtiliyor. Kaynaklar ayrıca, ABD ile İran arasında yaşanan ve ‘12 Gün Savaşı’ olarak anılan çatışmalar sırasında öldürülen bir İranlı istihbarat unsuru ile de yakın bağlantısı bulunduğunu öne sürüyor. Bununla birlikte bazı kaynaklar, Saadi’nin ‘bu ilişkileri olduğundan daha büyük göstermeyi sevdiğini’ ifade etti.

fdvfdv
Muhammed Bakır es-Saadi, cuma günü New York’ta FBI ajanlarının gözetimindeydi (ABD Adalet Bakanlığı)

Saadi’nin 2014 yılından bu yana aktif olduğu X platformundaki fotoğraf arşivi incelendiğinde, DMO komutanlarıyla sık sık birlikte görüntülendiği görülüyor. Paylaşılan videolardan birinde ise İran’ın hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile sohbet edip gülümsediği dikkat çekiyor.

Silahlı gruplara yakın çevrelere göre Saadi, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın Eylül 2024 sonunda öldürülmesinin ardından Lübnan’a yaptığı ziyaretleri yoğunlaştırdı. Aynı kaynaklar, Beşşar Esed döneminde Lübnan ile Suriye arasında sık seyahat ettiğini belirtti.

Kaynaklar, Saadi’nin, genellikle üst düzey askeri isimler ve resmi yetkililere verilen hizmet pasaportunun sağladığı imkân sayesinde farklı ülkelere daha rahat seyahat edebildiğini ifade etti. Bu çerçevede, son Türkiye ziyaretinin, burada gözaltına alınmasının ve hakkında yürütülen operasyonun da bu hareketlilikle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca Saadi’nin bir Avrupa ülkesine seyahat hazırlığında olduğu da öne sürüldü.

xssdv
ABD Başkanı Donald Trump’ın işaretlendiği fotoğraf, Muhammed Bakır es-Saadi tarafından 2020 yılında X hesabından paylaşılmıştı.

Saadi’nin daha önce Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani ile ve DMO’yla bağlantılı çeşitli silahlı grup liderleriyle çekilmiş çok sayıda fotoğrafı kamuoyuna yansıdı. Bazı kaynaklar, Saadi’nin isminin sonuna ‘Süleymani’ lakabını eklemeyi tercih ettiğini de aktardı.

Saadi nasıl tutuklandı?

Batılı kaynakların büyük bölümüne göre, Türkiye’de gözaltına alındıktan sonra ABD’ye götürülen Saadi, Avrupa’da Amerikalıları ve Yahudileri hedef alan en az 18 ‘terör saldırısının’ planlanması ve koordinasyonuyla suçlanıyor. Federal suç duyurusunda, söz konusu saldırıların İran’a yönelik savaşın sona erdirilmesi adına gerçekleştirildiğinin öne sürüldüğü belirtildi.

Saadi’nin gözaltı işlemi sonrasında annesine mesaj gönderdiği görüntüler de ortaya çıktı. Görüntülerde annesinden ‘sabırlı olmasını’ isteyen Saadi’nin, ‘yıkılmayacaklarını’ söylediği duyuldu.

Batılı kaynaklar ayrıca Saadi’nin, Washington ve Tel Aviv’in Tahran’a karşı yürüttüğü savaşa misilleme amacıyla ‘ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik saldırılar düzenlenmesi için başkalarını yönlendirdiğini ve teşvik ettiğini’ iddia ediyor.

Savcılık iddialarına göre Saadi, Kanada’da iki ayrı saldırının koordinasyonunda da rol aldı. Ayrıca ABD içinde, New York kentindeki bir Yahudi sinagogu da dahil olmak üzere çeşitli hedeflere yönelik saldırı girişimlerini yönlendirmek ve organize etmeye çalışmakla suçlanıyor.

dsvdfv
Muhammed Bakır es-Saadi ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin birlikte çekilmiş fotoğrafı

ABD, Ketaib Hizbullah’ı yabancı terör örgütleri listesinde tutarken, Saadi’nin 2017 yılından bu yana örgüt içinde aktif rol aldığı belirtiliyor. Bazı kaynaklar ise babasının, Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü ile bağlantılı olduğunu öne sürüyor.

Washington yönetimi yaklaşık iki hafta önce Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayacak kişiler için 10 milyon dolarlık ödül açıklamıştı.

ABD merkezli CNN televizyonu da daha önce, Ketaib Hizbullah ile Avrupa’daki Yahudi kurumlarını hedef alan kundaklama saldırılarını üstlenen grup arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürmüştü. Söz konusu saldırıların sinagoglar, okullar ve ambulanslar dahil çeşitli hedefleri kapsadığı belirtilmişti.

Saadi’ye yöneltilen suçlamalar arasında yabancı bir terör örgütüne maddi destek sağlamak için komplo kurmak, terör eylemlerine maddi destek sağlamak amacıyla komplo düzenlemek ve kamuya açık bir alanı bombalamaya yönelik plan yapmak yer alıyor. Saadi, cuma günü New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkarıldı. Mahkeme, kefalet olmaksızın tutuklu yargılanmasına karar verdi. Duruşmada suçlamaları kabul ya da reddetmediği bildirildi.

Saadi’nin gözaltına alınmasının Ketaib Hizbullah üzerindeki olası etkileri ve ABD makamlarının kendisinden elde edebileceği bilgilerin örgütün yapısının açığa çıkmasına yol açıp açmayacağı ise henüz netlik kazanmış değil. Grup, son dönemde Washington yönetiminin yakın takibindeki silahlı yapılar arasında yer alıyor.

Saadi’nin avukatı Andrew J. Dallak, Batılı medya kuruluşlarına yaptığı açıklamada, müvekkilinin Türk makamları tarafından ‘muhtemelen ABD’nin talebi üzerine’ gözaltına alındığını söyledi. Dallak, Saadi’nin gözaltının hukuki niteliğine itiraz etme veya ABD’ye transferine karşı çıkma fırsatı verilmeden Amerikan makamlarına teslim edildiğini savundu.

vfdvfd
Muhammed Bakır es-Saadi, Haziran 2023’te X platformunda bir harita uygulamasından aldığı ekran görüntüsünü paylaştı. Görüntüdeki bölge, ABD’nin Florida eyaletindeki Indian Creek Adası

Saadi hakkında öne sürülen iddialar arasında New York’taki önemli bir Yahudi sinagoguna yönelik bombalı saldırı planı da bulunuyor. Ayrıca Los Angeles’taki bir Yahudi merkezi ile Arizona eyaletinin Scottsdale kentindeki başka bir merkezin de hedef alınmasının planlandığı ileri sürülüyor.

Diğer iddialara göre Saadi, saldırının gerçekleştirilmesi karşılığında 10 bin dolar ödenmesini kabul etti ancak eylemin görüntülenmesi konusunda ısrarcı oldu. Soruşturmayı yürüten yetkililer, saldırının 6 Nisan’da gerçekleştirilmesini istediğini, planın hayata geçirilmemesi üzerine ise ertesi sabah gizli görevli bir ajana neden saldırının yapılmadığını soran mesaj gönderdiğini öne sürdü.

Saadi’nin X’teki kaydı

Saadi’nin uzun yıllardır X platformunda aktif olduğu ve özellikle Muhammed Şiya es-Sudani hükümetine yönelik sert eleştirilerde bulunduğu görülüyor. Irak hükümeti, 2024 yılında Saadi hakkında ‘hakaret’ suçlamasıyla dava açmıştı.

Saadi, Temmuz 2020’de X hesabından ABD Kongre binasının yıkılmış halde gösterildiği bir görsel paylaşmış, görselde Kasım Süleymani gibi öldürülen isimlerin fotoğraflarına da yer vermişti. Paylaşımda, “Şehit liderlerin intikamı sürüyor. İşgalciyle müzakere yok” ifadeleri kullanılmıştı.

Saadi ayrıca platform üzerinden İran’a ve ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan yapıya açık destek verdiğini dile getirirken, karşıt gruplara yönelik sert eleştiriler yöneltiyor.

2023 yılında yaptığı başka bir paylaşımda ise ABD’nin Florida eyaletindeki Indian Creek Adası’na ait bir harita görüntüsü yayımladı. Miami-Dade bölgesinde bulunan ve yoğun güvenlik önlemleriyle bilinen küçük yerleşim adası, kamuoyunda ‘milyarderler sığınağı’ olarak tanınıyor. Adada iş insanları, ünlüler ve siyasetçiler yaşıyor. Bölgenin dikkat çeken sakinleri arasında Jared Kushner ile eşi Ivanka Trump da bulunuyor.