Ryugu asteroidinde RNA bileşeni bulundu: Yaşamın uzaydan geldiğine dair en güçlü kanıt olabilir

Hayabusa 2 uzay aracı, 2014'te fırlatılmış ve Ryugu'ya ulaşması yıllar almıştı (Japonya Uzay Ajansı)
Hayabusa 2 uzay aracı, 2014'te fırlatılmış ve Ryugu'ya ulaşması yıllar almıştı (Japonya Uzay Ajansı)
TT

Ryugu asteroidinde RNA bileşeni bulundu: Yaşamın uzaydan geldiğine dair en güçlü kanıt olabilir

Hayabusa 2 uzay aracı, 2014'te fırlatılmış ve Ryugu'ya ulaşması yıllar almıştı (Japonya Uzay Ajansı)
Hayabusa 2 uzay aracı, 2014'te fırlatılmış ve Ryugu'ya ulaşması yıllar almıştı (Japonya Uzay Ajansı)

Japonya Uzay Ajansı'nın Hayabusa 2 uzay aracının asteroit Ryugu'dan topladığı örneklerde bir RNA bileşeni ve B3 vitamini keşfedildi.
Ribonükleik asit (RNA), canlıların vücudunda DNA tarafından kodlanan genetik bilgilerin proteinlere dönüştürülmesini sağlayan önemli bir biyolojik yapı. Zira DNA, yaşamın gelişimi ve korunması için gerekli olan genetik talimatları içeriyor.
RNA'nın yapısında 4 nükleobaz mevcut: Adenin, sitozin, guanin ve urasil. Yeni araştırmada ise Ryugu asteroidinde urasile rastlandı.
B3 vitamininin de canlı organizmalarda metabolizma için önemli bir faktör olduğu biliniyor.
Asteroit örneklerindeki urasil, Dünya'da yaşamın başlamasını sağlayan organik yapı taşlarının uzaydan geldiğine dair şimdiye kadarki en güçlü kanıt olabilir.
Bilim insanları zaten uzun süredir bu yapı taşlarının gezegenin ilk zamanlarında yeryüzüne çarpan göktaşlarından geldiğinden şüpheleniyordu. Ancak eldeki kanıtlar bu denli güçlü değildi.
Aslında daha önce Dünya'ya düşmüş bazı göktaşlarında nükleobazlar ve vitaminler bulunmuştu. Ama bu maddelerin, meteoritler Dünya atmosferinnden geçerken bulaşmış olabileceği söyleniyordu.

Güneş Sistemi'nden bile yaşlı
Asteroitten alınan örneklerin analiz eden bilim insanları, bunların laboratuvar ortamında incelenen en ilkel malzeme olduğu sonucuna vardı.
Hakemli bilimsel dergi Nature'da yayımlanan analize göre, örneklerin tarihi Güneş Sistemi'nin oluşmaya başladığı 4,5 milyar yıl öncesine kadar uzanıyor.
Örneklerde açığa çıkan gazların bileşimi de bugün Dünya'ya daha yakın olan Ryugu'nun aslında Güneş'ten çok daha uzakta, Neptün'ün yörüngesine yakın bir noktada oluştuğunu gösteriyor. Ryugu şu anda Dünya'dan yaklaşık 347 milyon kilometre uzaklıkta.
Söz konusu bulgular, RNA ve DNA moleküllerinin göktaşlarıyla Dünya'ya gelmeden önce uzayda ortaya çıkmış olma ihtimalini gündeme getiriyor.
Araştırmacılar asteroitler üzerinde RNA ve DNA'nın oluşması için hangi koşulların gerekli olduğunu tam olarak anlamış değil.
Ancak yeni araştırmanın ışığında, urasil ve diğer nükleobazların Güneş Sistemi'nin oluşumundan bile önce ortaya çıkmış olabileceği düşünülüyor.
Araştırma ekibinde liderlik eden, Hokkaido Üniversitesi'nden Yasuhiro Oba, RNA ve DNA'nın yapı taşlarının Dünya'ya uzaydan gelip gelmediği sorusuna şu yanıtı veriyor:
"Kesinlikle evet. Dünya dışı materyallerin Dünya'nın genç dönemlerinde gezegene düştüğüne dair hiçbir şüphe yok."
Hayabusa 2, Ryugu'ya ait bu örnekleri Şubat 2019'da toplamıştı.
Numuneler Aralık 2020'de Dünya'ya getirilmiş, 2021'de ise Japonya'da incelenebilir hale getirilmişti.
Independent Türkçe, Space, SciTechDaily



Ahtapotların uyum sağlamak için beyinlerini yeniden yapılandırdığı belirlendi

Bilim insanları konu hakkında daha fazla araştırma yapmayı hedefliyor (Roy Caldwell/Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley)
Bilim insanları konu hakkında daha fazla araştırma yapmayı hedefliyor (Roy Caldwell/Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley)
TT

Ahtapotların uyum sağlamak için beyinlerini yeniden yapılandırdığı belirlendi

Bilim insanları konu hakkında daha fazla araştırma yapmayı hedefliyor (Roy Caldwell/Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley)
Bilim insanları konu hakkında daha fazla araştırma yapmayı hedefliyor (Roy Caldwell/Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley)

Bilim insanları, ahtapotların denizin sıcaklığına uyum sağlamak için beynini yeniden yapılandırdığını tespit etti.

Ahtapot ve diğer kafadanbacaklılar soğukkanlı hayvanlar grubuna yer alıyor. Ektotermik diye de adlandırılan bu canlılar, vücut ısısını düzenlemede dış ortama bağımlı. Yani suyun çok soğuması ya da ısınması ahtapotların beyin fonksiyonlarını tehdit edebiliyor.

ABD'nin Massachusetts eyaletindeki Deniz Biyolojisi Laboratuvarı'nın yönettiği araştırma ekibi, ahtapotların bu durumda RNA düzenlemesi yapıp yapmadığını görmek için bir çalışma yürüttü.

8 Haziran'da Cell adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan makalede 12 yabani Kaliforniya iki benekli ahtapotu incelendi. Araştırma ekibi, hayvanları iki gruba ayırdı. Bir grup 22 santigrat derecelik, diğeriyse 13 santigrat derecelik sulara kondu. 

Uzmanlar birkaç hafta sonra bu hayvanların RNA verilerini karşılaştırdı. Çok az farklılık bekleyen bilim insanları, incelenen 60 bin bölgenin 20 bininden fazlasında değişiklik gördü. Bu RNA düzenlemelerinin sıcaklığa maruz kaldıktan sadece birkaç saat sonra gerçekleşmeye başladığı tespit edildi.

Araştırma ekibi daha sonra bu değişikliklerin protein yapısını etkileyip etkilemediğini görmek için bir çalışma daha yaptı. Ahtapotların sinir sistemi için çok önem arz eden kinesis ve sinaptotagmin adlı iki protein analiz edildi. Bunların sıcaklığa bağlı olarak yapılarının değiştiği keşfedildi. Değişikliklerin, proteinlerin işlevini de etkilediği tespit edildi. Bunların muhtemelen ahtapotların içinde bulunduğu sıcaklığa daha iyi adapte olmasını sağladığı düşünülüyor. 

Uzmanlar ayrıca Kaliforniya iki benekli ahtapotuyla yakından akraba olan Verrill'in iki benekli ahtapotunda da (Octopus bimaculatus) sıcaklığa duyarlı RNA kanıtları buldu. Bu yüzden RNA değişikliğinin ahtapot ve kalamarlar arasında yaygın olabileceği düşünülüyor. 

Araştırma ekibinde yer alan genetik araştırmacı Eli Eisenberg "RNA'yı mevcut ortamın ihtiyaçlarına göre düzenleyebilmek güzel bir şey" dedi:

Ahtapotun kışın kullandığı proteinlerin çoğunun yazın kullandıklarıyla aynı olmadığı söylenebilir.

Araştırmada yer almayan ekolojist Michael Kuba, kafadanbacaklıların hâlâ gizemini koruduğunu hatırlattı:

Bu makale, kafadanbacaklıların ortamla nasıl başa çıktığını daha iyi anlama yolunda son derece önemli bir ilk adım.

 

Independent Türkçe, Live Science, Science Alert


Uzun süreli uzay görevlerinin beyne zarar verdiği tespit edildi

AFP
AFP
TT

Uzun süreli uzay görevlerinin beyne zarar verdiği tespit edildi

AFP
AFP

Bilim insanları, uzun uzay görevlerinin astronotların beynine zarar verdiğini söylüyor.

Artık uzmanlar uzayda uzun süre geçirecek kişilerin, beynin yolculuk sırasında yaşadığı değişikliklerin ardından toparlanmasına imkan tanımak için üç yıl ara vermesini öneriyor.

Bunlar, Dünya'nın yerçekiminden ayrılmaya beynin nasıl tepki verdiğini inceleyen yeni bir çalışmanın bulguları. Mars'a düzenlenecek ilk görevler de dahil, uzaydaki uzun yolculukların çağı olması beklenen yeni bir dönemin öncesinde bu çalışma yapıldı.

Araştırmacılar 30 astronotun uzaya gitmeden önce ve gittikten sonra çekilen beyin taramalarını inceledi. Bilim insanları, 6 aydan uzun süren yolculukların beynin ventriküllerini önemli ölçüde genişlettiğini ve iyileşmelerinin üç yıla kadar sürebileceğini tespit etti.

Ventriküller, beyni koruyup beslemenin yanı sıra atıkları da uzaklaştıran bir sıvıyla dolu olan beyin odacıklarıdır. Genellikle bu sıvı vücudun etrafına işlevsel şekilde dağılır fakat uzayda yerçekiminin olmaması, sıvının yukarı doğru itilerek beynin kafatasında daha yükseğe çıkmasına yol açabilir.

Florida Üniversitesi'nde uygulamalı fizyoloji ve kinezyoloji alanlarında öğretim görevlisi olan, çalışmanın yazarlarından Rachael Seidler, "Biri uzayda ne kadar çok zaman geçirirse, ventriküllerinin o kadar büyüdüğünü gördük" diyor.

Birçok astronot uzaya birden fazla kez seyahat ediyor ve çalışmamız ventriküllerin tamamen iyileşmesi için uçuşlar arasında yaklaşık üç yıl olması gerektiğini gösteriyor.

Çalışmada yer alan 30 astronottan 8'i iki haftalığına uzaya gitti, 18'i 6 aylık görevlere çıktı ve 4'ü de bir yıl boyunca seyahat etti. İki haftanın ardından beyinde belirgin bir değişiklik yaşanmazken, görünüşe göre 6 ay sonra da değişiklikler durdu.

Bu durum, SpaceX'inki gibi turizm projeleri aracılığıyla sunulan türden kısa yolculuklara katılanlar için faydalı.

Mars seyahati gibi uzun yolculuklara çıkacak astronotlar için de faydalı olabilecek bir şey bu. Araştırmacılar, bir yıldan uzun süre seyahat edenleri henüz incelemedi fakat 6 ila 12 ayda bir değişiklik yaşanmaması, bu uzun yolculuklar açısından da iyi haber olabilir.

Profesör Seidler, "Eninde sonunda bazı kişilerin uzayda daha uzun süre kalacağını düşününce, beyindeki değişikliklerin katlanarak artmadığını görmek bizi mutlu etti" diyor.

Independent Türkçe


Evrendeki gelmiş geçmiş en parlak patlamanın doğrudan Dünya'ya yöneldiği anlaşıldı

(NASA/Swift/A. Beardmore [Leicester Üniversitesi])
(NASA/Swift/A. Beardmore [Leicester Üniversitesi])
TT

Evrendeki gelmiş geçmiş en parlak patlamanın doğrudan Dünya'ya yöneldiği anlaşıldı

(NASA/Swift/A. Beardmore [Leicester Üniversitesi])
(NASA/Swift/A. Beardmore [Leicester Üniversitesi])

Bugüne kadar görülen en parlak patlamanın arkasındaki gizem nihayet çözüldü.

Geçen yıl ekimde Dünya'yı, Tüm Zamanların En Parlağı (Brightest of All Time/BOAT) diye bilinen bir patlama vurmuştu. Patlama dünyanın dört bir yanındaki teleskoplarca kaydedilirken bilim insanları da o zamandan beri buna açıklık getirmeye çalışıyor.

BOAT, tüm evrendeki en şiddetli ve yüksek enerjili patlamalar olan gama ışını patlamalarından biriydi. Bu patlamalar sadece birkaç saniye içinde, Güneş'in tüm ömrü boyunca üreteceği kadar enerji üretebiliyor.

Resmi adı GRB 221009A olmasına karşın daha çok BOAT diye bilinen sözkonusu gama ışını patlamasının, devasa bir yıldızın bir karadeliğin içine çökmesiyle gerçekleştiğine inanılıyor. Ancak bilim insanları, bu patlamanın kozmosta tam olarak neden bu kadar parlak şekilde ışıldadığından emin değildi.

Artık araştırmacılar gama ışını patlamasının neden bu kadar yoğun olduğunu anlayabileceklerini düşünüyor. Patlama doğrudan Dünya'ya yönelmiş ve beraberinde büyük miktarda yıldız materyali sürüklemişti.

Science Advances adlı bilimsel dergide yayımlanan yeni makalede böyle belirtiliyor. Bilim insanları daha önce patlamanın parlaklığının, açısından kaynaklandığını ifade etse de gizemin bir kısmı varlığını koruyordu: Jetin sınırı gözlemlenememişti.

Bath Üniversitesi'nden Hendrik Van Earthen, "Artık ışınımın yavaşça solması dar bir gaz jetinin özelliği değil. Bunu bildiğimiz için patlamanın şiddetinin ardında başka bir sebebin varlığından şüphelendik ve matematiksel modellerimiz de bunu destekledi" diyor.

Gözlemler, normalde izole bir jet görülmesi beklenen yerde geniş çaplı bir gaz akışının içine gömülü dar jeti yavaş yavaş gözler önüne sererken, çalışmamız GRB'nin özgün yapısını açıkça ortaya koyuyor.

Patlamada genelde bu tür güçlü olaylardakinden farklı jetlerin keşfedilmesi, sözkonusu olağandışı davranışın açıklanmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda gama ışını patlamalarının her zaman beklendiği gibi davranmadığını da gösteriyor.

George Washington Üniversitesi'nde lisansüstü öğrencisi olan, çalışmanın baş yazarı Brendan O'Connor, "GRB 221009A, gama ışını patlamalarına yönelik anlayışımızda ileriye doğru atılan muazzam bir adımı temsil ediyor ve en uç patlamaların sıradan gama ışını patlamalarında kabul edilen standart fiziğe uymadığını gösteriyor" diyor.

Muazzam büyüklükteki yıldızların çöküşünde göreceli dışa akışların nasıl meydana geldiğine dair standart teorilerimizi gözden geçirmeye zorlayan GRB 221009A, uzun gama ışını patlamarı için Rosetta taşına eşdeğer olabilir.

Çalışma, Science Advances adlı bilimsel dergide yayımlanan "A structured jet explains the extreme GRB 221009" (Yapılandırılmış jet uç noktadaki GRB 221009'a açıklık getiriyor) adlı yeni bir makalede açıklanıyor.

 

Independent Türkçe


Özel sektörün ilk Venüs görevinden kötü haber

 Ortalama yüzey sıcaklığı 471 santigrat derece olan Venüs, Güneş Sistemi'nin en sıcak gezegeni unvanını taşıyor (NASA)
Ortalama yüzey sıcaklığı 471 santigrat derece olan Venüs, Güneş Sistemi'nin en sıcak gezegeni unvanını taşıyor (NASA)
TT

Özel sektörün ilk Venüs görevinden kötü haber

 Ortalama yüzey sıcaklığı 471 santigrat derece olan Venüs, Güneş Sistemi'nin en sıcak gezegeni unvanını taşıyor (NASA)
Ortalama yüzey sıcaklığı 471 santigrat derece olan Venüs, Güneş Sistemi'nin en sıcak gezegeni unvanını taşıyor (NASA)

Özel sektörün ilk Venüs görevi ertelendi. Rocket Lab'in geçen ay fırlatılması planlanan uzay aracının en az Ocak 2025'e kadar yola çıkmayacağı öğrenildi.

ABD merkezli şirketin adı açıklanmayan bir sözcüsü, teknoloji haberleri sitesi TechCrunch'a müşterilerinin taleplerine öncelik verdiklerini söyledi ve başka bir ayrıntı vermedi. 

Saygın bilim yayını MIT Technology Review ise uzay aracı ve sondanın fırlatılışı için yedek tarih olarak Ocak 2025'in planlandığını hatırlattı. 

Rocket Lab, Venüs'e gitme planını ilk kez Ağustos 2020'de duyurmuştu. Görevle ilgili ayrıntılarsa iki sene sonra yayımlanmıştı. Şirket, Venüs'ün bulutları arasına bir Elektron uzay aracı ve Foton sondası fırlatmak istediğini açıklamıştı. 

20 kilogram ağırlığındaki sondanın, 5 ayda Venüs'e varması, gezegenin bulutlarında yüksekten yeryüzüne düşerken sadece 3-5 dakikada veri toplaması planlanıyor. Sondanın yaşam veya yaşanabilirlik kanıtına bakılması isteniyor.

Birleşik Krallık'taki Cardiff Üniversitesi ve ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden bilim insanları, Eylül 2020'de Venüs'ün asidik bulutlarında  fosfin gazı tespit ettiklerini ve bunun potansiyel yaşam belirtisi olduğunu duyurmuştu. Araştırmacılar, Venüs atmosferinde tespit edilen fosfinin kaynağının ancak "canlı bir şey" olabileceğini öne sürüyor.  

Ancak bazı uzmanlar, bu hipotezi sorguluyor ve gazın henüz açıklanamayan atmosferik ve jeolojik süreçlerden kaynaklanabileceğini ifade ediyor.

Rocket Lab de Venüs'ün atmosferinde yaşam için gerekli koşulların mevcut olup olmadığını tespit etmek istiyor. Foton sondası fosfini değil bulut katmanlı parçacıklar içindeki organik moleküllerin varlığını araştırmayı hedefliyor. Şirket ayrıca bulut parçacıklarının kırılma şekillerini ve indekslerini (bileşime dair bir temsilci) belirlemeyi amaçlıyor.

Sondanın havadayken yakaladığı verileri basınç ve sıcaklar uzay aracını yok etmeden önce Dünya'ya yollaması bekleniyor.

 

Independent Türkçe, Space.com, TechCrunch


Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı
TT

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rusya’da Robot taksi uygulaması deneme sürüşlerine başladı

Rus internet şirketi Yandex, başkent Moskova’nın bir bölgesinde sürücüsüz taksilerin test amacıyla hizmete girdiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın TASS haber ajansından aktardığı habere göre, Yandex tarafından yapılan açıklamada, “Moskova’da yapay zeka tarafından kontrol edilen bir araba siparişi hizmeti olan bir robotaxi (robot taksi) başlatıldı. Robotaxi, Yasenevo bölgesinde her gün sabah 07:00’den gece 01:00’e kadar test modunda çalışıyor” ifadeleri kullanıldı.

Kullanıcılar, Yandex Go (Яндекс.Go) taksi uygulaması üzerinden robotaksi çağırabilecek.

Söz konusu bölgede şu anda yaklaşık 40 binme ve bırakma noktası bulunuyor.


Mars'ta bir yıllık yaşam deneyimi

Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
TT

Mars'ta bir yıllık yaşam deneyimi

Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)
Mars'ı simüle eden bir ortam (AFP)

52 yaşındaki Kanadalı Kelly Haston, "Mars’ta imişiz gibi davranacağız" diyor. Haziran ayının sonundan itibaren Biyolog Haston, Teksas'ta yapay olarak oluşturulan Mars gezegeninde on iki ay boyunca yaşam koşullarını deneyimleyen dört gönüllü arasında olacak.

Biyolog gülerek şunu dile getiriyor: "Dürüst olmak gerekirse, durum hâlâ tam anlamıyla gerçekçi değil".

Kelly Haston (AFP)
Kelly Haston (AFP)

Adayları seçmeden önce dikkatlice mülakatlar yapan ve inceleyen NASA için bu uzun vadeli deneyler, mürettebat davranışlarını gerçek bir göreve göndermeden önce izole ve yapay bir ortamda değerlendirmeyi mümkün kılıyor.

Resim altı yazısı: Dünya üzerinde kurulan Mars'taki bir oturma odası (AFP)
Dünya üzerinde kurulan Mars'taki bir oturma odası (AFP)

Katılımcılar ekipman arızaları, su tayınlaması ve diğer "sürprizleri" içeren zor durumlarla karşı karşıya kalacak. Mürettebatın dış dünya ile iletişimlerinin koşulları, Dünya ile Mars arasındaki iletişim koşullarına benzer, yani yirmi dakikaya kadar (40 dakika ileri geri) gecikmeyle olacak.

Kelly Haston, konuyla ilgili şunu dile getirdi: "Bu deneyimi gerçekten dört gözle bekliyorum ama aynı zamanda gerçekçi olmaya çalışıyorum. Bu gerçek bir mücadele olacak".

Mars Dune Alpha olarak adlandırılan bu mekân, bir Amerikan şirketi tarafından 3 boyutlu olarak tasarlandı. Mekân, 160 metrekarelik bir alana sahip ve içinde odalar, spor salonu ve sebze yetiştirmek için dikey bir çiftlik bulunuyor.

Resim altı yazısı: Teksas'taki Johnson Uzay Merkezi'ndeki CHAPEA Mars Dune Alpha içindeki çalışma odası (AFP)
Teksas'taki Johnson Uzay Merkezi'ndeki CHAPEA Mars Dune Alpha içindeki çalışma odası (AFP)

2022 yazında katılımı onaylanmadan önce mekânı ziyaret eden Kelly Haston şöyle konuştu: Mars'ın kırmızı kum ortamını simüle eden bir dış mekan alanı bile var, ancak Kızıl Gezegende hayal edilen yaşam hissini sürdürmek için dış mekan yok. Mürettebat bir uzay giysisi giyerek uzay yürüyüşlerini simüle edebilir. Muhtemelen en çok sabırsızlıkla beklediğim şey bu".

Ekibin uyumu

Kelly Haston, NASA'nın gönüllüler aradığını öğrendiğinde başvurmakta tereddüt etmediğini şu şekilde açıkladı: "Başvurmak için bir form doldurdum. Bu, araştırma yapmanın farklı yollarını keşfetmek için hayattaki birçok hedefimle örtüşüyor.  Kendi başına uzay keşfini artırabilecek bir deneyim yaşamak son derece memnuniyet verici".

Haston'a ek olarak bir mühendis, bir acil durum doktoru ve bir hemşire, keşif gezisinin dört üyesi, seçim sürecinde bir araya geldi.

Ekibin lideri seçilen Haston, arkadaşlarıyla ilgili şuna dikkat çekti: "Aramızda büyük bir karşılıklı anlayış var. Nasıl uyumlu ve başarılı bir grup olacağımızı görmenin görevin en heyecan verici kısımlarından biri olduğuna inanıyorum. Temizlik ve yemek hazırlamayı da içerecek olan bu görevde anlayış esas olacak".

Deneme sahasına girmeden önce ekibin Houston'da bir ay sürecek bir eğitim alması bekleniyor.

Ancak acil bir durumda, örneğin tıbbi bir durumda ne olacak?

Kelly Haston bu soruyu şöyle cevapladı: "Elbette, biri yaralanırsa, bu, tedavi amacıyla dışarı çıkmak için bir neden olur".

Ancak ekip tarafından çözülebilecek durumlar için prosedürler sağlanacak. Örneğin mürettebat üyelerinin bir aile sorununu bildirmenin uygun yolları önceden düşünüldü.

İzolasyon

Haston, en büyük endişesini şöyle dile getirdi: "Eşimden ve akrabalarımdan uzakta olmak biraz üzücü. Onlarla düzenli olarak e-posta yoluyla, nadiren video aracılığıyla konuşacağım, herhangi bir canlı iletişim kuramayacağım. Dışarıda olmayı ve dağları ya da denizi görmeyi kesinlikle özleyeceğim”.

Haston, bu görevde, Afrika'da kurbağaların genetik özelliklerini incelemek için bilimsel bir göreve katılımı da dahil olmak üzere önceki deneyimlerinden yararlanmayı planlıyor. Nitekim Haston daha önce güveneceği bir cep telefonu olmadan dört kişiyle bir arabada veya bir çadırda birkaç ay yattı.

Hücre Biyoloğu Haston, son yıllarda Kaliforniya'da start-up'larla çalıştı. Haston, belirli hastalıklarla daha iyi savaşmak için kök hücre arama konusunda uzman.

Bu görev, NASA tarafından planlanan ve CHAPEA Crew Health ve Performance Exploration Analog başlığı altında toplanan üç görevden ilki.

2015-2016'da Hawaii'de NASA'nın katıldığı ancak bu sözde HI-SEAS görevlerinden doğrudan sorumlu olmadığı, Mars'ta yaşamı simüle eden bir yıllık bir deney gerçekleştirildi.

ABD uzay ajansı, Artemis programı aracılığıyla, muhtemelen 2030'ların sonlarında Mars'a yapılacak bir geziye hazırlanmayı amaçlayan insanları aya götürmek için projeler başlattı.


"Nefes alan, terleyen ve titreyen" robot icat edildi

ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
TT

"Nefes alan, terleyen ve titreyen" robot icat edildi

ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)
ANDI dünyanın ilk "nefes alan, terleyen ve yürüyen termal mankeni" (Christopher Goulet/ASU)

Bilim insanları, farklı sıcaklıklarla başa çıkıp uyum sağlamak üzere tasarlanmış "nefes alan, terleyen, titreyen" ilk robotu inşa ettiklerini söylüyor.

ANDI adı verilen ısıya duyarlı "termal manken", insanlar gibi boncuk boncuk ter damlatan gözeneklerden oluşan, 35 ayrı ayrı kontrol edilen yüzeye sahip.

ABD'li Thermetrics firması tarafından Arizona Eyalet Üniversitesi'ndeki araştırmacıların kullanımı için tasarlanan robot, aşırı sıcaklıkların insanın vücut sağlığı üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla üretildi.

Çalışması aşırı sıcakların insanlar üzerindeki etkilerini tespit edip ölçmeyi hedefleyen, ASU araştırma projesinin baş araştırmacısı Konrad Rykaczewski, "ANDI terliyor, ısı üretiyor, titriyor, yürüyor ve nefes alıyor" diyor.

Aşırı sıcaklarla ilgili pek çok harika çalışma olsa da pek çok eksik de var. Isının insan vücudunu nasıl etkilediğine dair çok iyi bir anlayış geliştirmeye çalışıyoruz, böylece bunu ele alacak şeyleri niceliksel olarak tasarlayabiliriz.

Araştırmacılar tarafından inşa edilen 10 terleyen robottan bazıları halihazırda giyim şirketleri tarafından kıyafet testlerinde kullanılıyor ancak ASU'nun androidi açık havada kullanılabilen tek robot.

Bu, aşırı sıcak ortamlarda daha önce mümkün olmayan deneyler yapılmasına ve güneş radyasyonunun etkisine ilişkin çalışmalara olanak tanıyor.

ASU'daki araştırmacılar ANDI'nin insan vücudunun ısı stresinden nasıl etkilendiğini daha iyi anlamamızı sağlayacağını umuyor (Christopher Goulet/ASU)
ASU'daki araştırmacılar ANDI'nin insan vücudunun ısı stresinden nasıl etkilendiğini daha iyi anlamamızı sağlayacağını umuyor (Christopher Goulet/ASU)

ASU araştırmacıları, farklı yaş ve vücut tiplerinin yüksek sıcaklıklardan nasıl etkilendiğini anlamak amacıyla ANDI'yi bu yaz Phoenix çevresinde sıcaktan etkilenebilecek bölgelerde test etmeyi planlıyor.

Modelleme çalışmalarına liderlik eden ASU araştırma bilimcisi ve ANDI'nin baş operatörü Ankit Joshi, "Farklı vücut kitle endeksi modellerini, farklı yaş özelliklerini ve farklı sağlık sorunlarını [ANDI'ye] aktarabiliriz" diyor.

Bir diyabet hastası, sağlıklı birinden farklı bir termal düzenlemeye sahiptir. Dolayısıyla, kişiselleştirilmiş modellerimizle tüm bu değişiklikleri hesaba katabiliyoruz.

ANDI insan vücudunun termal fonksiyonlarını taklit ediyor (Christopher Goulet/ASU)
ANDI insan vücudunun termal fonksiyonlarını taklit ediyor (Christopher Goulet/ASU)

Sonuçlar, sıcak çarpması ve sıcağa bağlı ölümlerden korunmak için serinletici giysiler ve teknolojiler gibi girişimlerin tasarlanmasında kullanılacak.

 

Independent Türkçe


Ofis bitkileri üzerine bilimsel çalışma: Sadece 8 saatte kirli havayı temizliyorlar

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

Ofis bitkileri üzerine bilimsel çalışma: Sadece 8 saatte kirli havayı temizliyorlar

(Unsplash)
(Unsplash)

Çeşitli iç mekan bitkilerinin yer aldığı küçük bir yeşil duvarın, zehirli hava kirleticilerini ortamdaki havadan sadece 8 saat içinde etkili bir şekilde çıkarabildiği yeni bir araştırmada belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında 6,7 milyon kişinin hava kirliliği nedeniyle erken öldüğünü tahmin ediyor.

Dünya genelinde insanlar zamanının yaklaşık yüzde 90'ını ofis, ev veya okul gibi kapalı mekanlarda geçirdiğinden, uzmanlar kapalı mekanlardaki hava kalitesini iyileştirecek yeni stratejiler benimsenmesi çağrısında bulunuyor.

Önceki çalışmalar bitkilerin kapalı mekanlardaki çok çeşitli hava kirleticilerini temizleyebildiğini gösterse de henüz hakem denetiminden geçmeyen bu son araştırma bitkilerin, dünya çapındaki binalarda bulunan en büyük zehirli bileşik kaynaklarından biri olan petrol buharını temizleyebildiğini ortaya koyan ilk çalışma.

Ofisler genellikle kapı veya asansör boşluklarıyla doğrudan otoparklara bağlandığından, petrolle ilişkili zararlı bileşiklerin çalışma ve yerleşim alanlarına sızmasını önlemek zor.

Araştırmalar birçok binanın, yakındaki yollar ve otoyollardan gelen zehirli benzin dumanlarına da maruz kaldığını ortaya koyuyor.

Avustralya'daki Sidney Teknoloji Üniversitesi'nden (UTS) çalışmanın ortak yazarı Fraser Torpy yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Bitkilerin petrolle ilişkili bileşikleri ortadan kaldırma becerisi ilk kez test edildi ve sonuçlar hayret verici.

İç mekan bitkilerini düzenlemede çözümler sağlayan bir şirket olan Ambius'la ortaklaşa yürütülen yeni araştırma, iç mekan bitkilerinin bir birleşimini içeren küçük bir yeşil duvarın zararlı, kansere yol açan kirleticileri etkili bir şekilde ortadan kaldırabileceğini ortaya koydu.

Bilim insanları, içinde düşük miktarda petrol buharı bulunan odalara yerleştirilen Ambius bitki duvarı sisteminin becerisini test etti ve bunu içinde bitki bulunmayan odalarda gözlemlenen etkiyle karşılaştırdı.

Her ne kadar odaların ikisinde de sızıntı olduğu göz ardı edilemese de araştırmacılar, bitkilerin 8 saatlik test süresinde uçucu organik bileşiklerin tamamının yüzde 40'ından fazlasını temizlediğinden emin olduklarını ifade etti.

Bilim insanları alkanlar, benzen türevleri ve siklopentanlar gibi neredeyse tüm zararlı kimyasalların uzaklaştırıldığını belirtti.

Daha önce yapılan çalışmalar bitkilerin havadaki zehirli kimyasalları uzaklaştırabildiğini gösterse de bu çalışmalarda genellikle tekil kimyasal türler incelenmiş ve bitkilerin, karmaşık karışımları filtreleme becerisine bakılmamıştı.

Araştırmacılar, Ambius'un yeşil duvarının sadece 8 saat içinde çevredeki havadan en zehirli bileşiklerin yüzde 97'sini uzaklaştırabildiğini söylüyor.

Yeşil duvar; Salon Sarmaşığı, Ok Başı Sarmaşığı ve Kurdele Çiçeği gibi bitkileri içeriyordu ve bilim insanları bitkilerin sıradan bir iş günü boyunca, kansere yol açan bazı zararlı bileşiklerin seviyelerini başlangıçtaki yoğunluğun yüzde 20'sinin altına düşürebildiğini tespit etti.

Dr. Torpy şöyle diyor: 

Bitkiler sadece kirleticilerin çoğunu birkaç saat içinde havadan uzaklaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda petrolle ilişkili en zararlı kirleticileri de en etkili şekilde ortamdan temizliyor.

Ambius'un genel müdürü Johan Hodgson, "İç mekanlardaki hava kalitesinin genellikle dış mekandaki havadan çok daha kirli olduğunu ve bunun da ruhsal ve fiziksel sağlığı etkilediğini biliyoruz. Fakat iyi haber şu ki bu çalışma, iç mekanlara bitki koymak kadar basit bir şeyin muazzam bir fark yaratabileceğini gösterdi" diye belirtiyor.


Yapay zeka Arap dünyasında umut verici fırsatlar sunuyor

Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
TT

Yapay zeka Arap dünyasında umut verici fırsatlar sunuyor

Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)
Riyad geçtiğimiz yıl Küresel Yapay Zeka Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. (Şarku’l Avsat)

Uluslararası arenada yapay zeka alanında yarış hızını artırarak devam ederken Arap ülkelerinden çeşitli girişimler, Arap dünyasının bu yarışta ilk sıralarda yer alma arzusunu ortaya koyuyor. Bu hareketlilik aynı zamanda bazı kurumların, yapay zekanın 2030 yılına kadar Ortadoğu ülkelerinin gayri safi yurt içi hasılasına (GSYİH) yaklaşık 320 milyar dolar katkıda bulunacağına dair beklentileriyle uyumlu seyrediyor. Diğer yandan uzmanlar, Ortadoğu’nun genç nüfusunun demografik yapısı çerçevesinde umut verici fırsatlar olduğuna işaret ediyorlar ki bu da, yapay zekanın daha geniş bir kullanıcı kitlesi ve yararlanıcıları için daha fazla fırsat sunduğu anlamına geliyor. Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fas, yapay zeka alanında gelecek vadeden bölge ülkeleri olarak öne çıkıyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından geçtiğimiz nisan ayında yayınlanan bir rapor, ‘yapay zekanın Ortadoğu’ya 2030 yılına kadar 320 milyar dolarlık ekonomik kazanç getireceğini’ öngörüyordu. Aynı rakamlar, 2018 yılında Londra merkezli çok uluslu bir profesyonel hizmetler ağı olan PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından yayınlanan bir raporda da yer almıştı.

PwC raporuna göre bu rakam, yapay zekanın 2030 yılında tüm dünyadaki toplam faydalarının yüzde 2'sini oluşturuyor. Yapay zekanın aynı yıl dünya ekonomisine yaklaşık 15,7 trilyon dolar katkıda bulunması bekleniyor.

Ulusal stratejiler

WEF raporuna göre ‘Ortadoğu’daki birçok ülke yapay zekanın faydalarından yararlanma yolunda çeşitli adımlar attı. Suudi Arabistan, 2030 yılına kadar 20 bin kadar uzmanın yetiştirilmesi için iddialı bir planı da kapsayan ‘Ulusal Veri ve Yapay Zeka Stratejisi’ projesini başlattı. BAE Dubai Emirliği, yapay zeka, dijital ekonomi ve metaverse gibi alanlara yatırım yapmak için 2022 yılının temmuz ayında geçici bir komite oluştururken Bahreyn, palmiye ağaçlarını hesaplamak ve tarımsal üretimi daha verimli belirlemek için yapay zekadan yararlanıyor.

Bu gelişmelerle birlikte raporda, yapay zekanın on yılın sonunda Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Katar ekonomilerinin GSYİH’sına yüzde 8,2, yani yaklaşık 46 milyar dolar katkıda bulunacağı tahmin ediliyor.

Arap ülkeleri, yapay zeka alanında, ulusal stratejilerin belirlenmesi ve uzman bakanlıkların kurulması gibi adımlar attı. Mısır'daki Nil Üniversitesi'nde çalışmalarını yapay zeka alanında yürüten Mustafa el-Attar’a göre bu adımlar, Arap ülkelerinin ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacının farkında olduğun bir göstergesi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmede bulunan Attar, petrol üreticisi olan Arap ülkeleri, petrol sonrası döneme hazırlık yapmak amacıyla bir süredir ekonomilerini çeşitlendirmeye yönelik adımlar atarken yapay zekaya ağırlık verdiler.

Attar, Arap ülkelerinin yapay zeka alanına yönelmesiyle ilgili üç neden sıraladı. Attar’a göre bunların başında veri geliyor. Her alanda değerli olan veri, adeta yirmi birinci yüzyılın petrolü olarak görülüyor ve Arap ülkeleri gibi nüfusu fazla olan ülkelerde veri daha da değerli hale geliyor. Örneğin tıp alanında, bir ilacın neden bazı insanlar üzerinde etkili, bazıları üzerinde ise etkisiz olduğunun bilinmesi gerekebilir. Bu bilgiye çok sayıda veri elde edilmeden erişilemez.

Attar'ın sıraladığı ikinci sebep, endüstrilerin önümüzdeki yıllarda iklim dostu olmak için yenilenebilir enerji arayışına girecek olmaları. Endüstrilerin bu doğrultuda yeşil enerjiye dönüşüm için uygun başka yatırım alanları aramaları gerekiyor. Attar'a göre Arap ülkelerinin yapay zekaya yönelmesinin üçüncü nedeni ise çocukların ve gençlerin nüfusun yaklaşık yarısını oluşturduğu Ortadoğu ülkelerinin demografik yapısı. Bu da genç demografik yapının, cep telefonlarını yoğun olarak kullandıkları anlamına geliyor. Gençlerin, hem bu son teknolojiler konusunda eğitilmeleri kolay hem de yapay zekanın dayandığı temel veri toplama kaynağını da oluşturuyorlar.

Yapay zeka alanında Arap dünyasının sahip olduğu olanaklara ilişkin başka bir noktaya daha dikkati çeken Attar, petrol üreticisi olmayan diğer Arap ülkelerinin bazılarının özellikle de yapay zekanın büyük sermayelere değil, beyne ihtiyacı olduğundan genç nüfusu ekonomik büyümeyi yönlendirmek için yatırım fırsatı olduğunun farkına vardığını ve bu yüzden yapay zeka alanında eğitimlerin verileceği fakülteler kurmak gibi bazı adımlar atarak harekete geçtiğini söyledi.

PwC tarafından yapılan araştırmalarına göre yapay zekanın 2030 yılına kadar Suudi Arabistan'ın GSYİH'sına 135 milyar dolardan fazla katkıda bulunmasıyla Suudi Arabistan’ın Ortadoğu'da yapay zeka alanında en büyük kazanımları elde etmesi bekleniyor.

Suudi Arabistan ve Vizyon 2030

Suudi Arabistan, küresel bir yatırım merkezine dönüşmek ve ekonomisinin başlıca gelir kaynağı olan petrole bağımlılığını azaltmak için kapsamlı bir plan sunan Vizyon 2030’u hayata geçirdiğini duyurmasının ardından yapay zeka ve veri analizi teknolojilerini tüm ekonomik sektörlere entegre etmeyi amaçlayan ‘Ulusal Veri ve Yapay Zeka Stratejisi’ adlı stratejiyi geliştirdi.

Stratejinin ve ilgili girişimlerin uygulanmasının takibi için Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zeka Kurumu (SADAIA) kuruldu.

SADAIA ayrıca, kamu ve özel sektör çalışanlarına iş hayatların yapay zekayı kullanma konusunda gerekli becerileri kazandırmayı amaçlayan SADAIA Akademi'yi hayata geçirdi.

SADAIA, tüm kamu ve idari kurumların verilerini birbirine bağlamak, bu verilere erişimi kolaylaştırmak ve iyileştirmek, yapay zeka teknolojilerini ‘hükümet’ dahil olmak üzere kilit alanlara entegre etmek, resmi işlemlerin yapay zeka teknolojileri temelinde otomatikleştirilmesi amacıyla akıllı bir devlet sektörü oluşturmak, maksimum üretkenlik ve etkinlik elde etmek için ‘özel sektörle iş birliği içinde büyük veri platformları ve analiz araçları geliştirmeye’ odaklandı.

Suudi Arabistan’ın yapay zekanın kullanımını artırmak için önem verdiği bir diğer alan ise eğitim. Bu amaçla akademik müfredat, yapay zeka teknolojileri ve bunların tüm sektörlerdeki rolünü içerecek şekilde güncellendi. Suudi Arabistan, yapay zekayı, tıbbi araştırmalar ve ilaç endüstrisi gibi alanlara entegre ederek sağlık hizmetleri alanında da yoğun kullanmaya başladı. Enerji alanında ise sektörün verimliliğini, üretimini ve emilimini artırmak amacıyla enerji tedarik zincirlerinin yönetiminde programlar ve algoritmalar kullanılıyor.

Suudi Arabistan tarafından hayata geçirilen uygulamalı modeller arasında, Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) araştırmacılarının tarım, sağlık, mühendislik ve hayvansal üretim alanlarında yapay zeka kullanan katkıları dikkat çekiyor. KAUST, Kovid-19 salgını sırasında resmi internet sayfasında BT taramaları yapılarak enfekte olmuş kişilerin teşhisi için gerekli test kitleri geliştirmek amacıyla yapay zekanın kullanıldığını duyurdu. Araştırmanın başında KAUST'taki Hesaplamalı Biyobilimler Araştırma Merkezi Vekil Müdür Yardımcısı ve bilgisayar bilimi doçenti Zhen Gao yer aldı.

KAUST Biyoloji ve Çevre Bilimi ve Mühendisliği Bölümü’nden Heribert Hirt, 9 Mart'ta duyurulan ve ‘belirli bir toprakta hangi mikropların eksik olduğunu tahmin etmeye ve böylece bitkinin büyümesine yardımcı olan’ bir yapay zeka algoritması oluşturdu.

KAUST ayrıca ‘Vizyon 2030'un gereksinimlerini karşılamak için hızla gelişen teknolojiye odaklanan bir dünyada vasıflı bir iş gücü oluşturmayı ve iş piyasasında gerekli teknik becerileri kazandırmayı’ amaçlayan ‘KAUST Akademi’ girişimini başlattı.

PwC’nin araştırmalarına göre yapay zekanın, 2030 yılına kadar GSYİH'ya 135,2 milyar dolardan fazla katkıda bulunması beklenen Suudi Arabistan’ın Ortadoğu ülkeleri arasında bu alandaki en büyük kazanımları elde edeceği öngörülüyor.

Mısır’ın yapay zeka alanında attığı adımlar

Mısır'ın yapay zekaya ve uygulamalarına olan ilgisi, uluslararası raporlarda sınıflandırılmasını sağladı. Oxford Insights ve Uluslararası Kalkınma ve Araştırma Merkezi (IDRC) tarafından 2022’de yayınlanan, hükümetin yapay zeka teknolojilerine hazır olup olmadığına ilişkin raporda, Mısır’ın Afrika'da Mauritius'tan sonra ikinci ve dünya çapında 56. sırada yer alması, Mısır'ın Afrika'da sekizinci ve dünya genelinde 194 ülke arasında 111’inci sırada yer aldığı 2019 raporuna kıyasla önemli bir ilerleme kaydettiğini gösterdi. 2021/2022 İnsani Gelişme Raporu da Mısır'ın Devletin Yapay Zekaya Hazırlık Durumu Endeksi’nde 55 sıra ilerlediğini ortaya koydu. Mısır, Küresel Bilgi Endeksi'ne göre ise 2020 yılında 138 ülke arasında 72’inci sıradan 2021 yılında 154 ülke arasında 53’üncü sıraya yükseldi.

Mısır, ‘eğitim, öğretim ve uygulama hacmindeki verilerden faydalanmak ve daha sonra her sektör için önemine göre özel sektörün yararlanabilmesi için kullanılabilir hale getirmek’ olmak üzere üç ana başlıktan oluşan ‘Ulusal Yapay Zeka Stratejisi’ni resmi düzeyde 2021 yılının temmuz ayında başlattı.

Mısır, bu strateji çerçevesinde, temeli insan aklı olan yapay zeka alanında ilerleme kaydetmek için kaynak sağlamak amacıyla son zamanlarda birçok adım attı. Mısır üniversitelerinde yapay zeka alanında eğitim veren fakültelerin sayısı 9'a ulaştı.

Mısır'daki ya da Mısırlılara ait yapay zeka şirketleri dünyanın en gelişmiş şirketleri arasında yer aldı. Bunlardan biri, 2018’de Las Vegas'ta düzenlenen Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES) yapay zeka alanında ‘dünyanın en iyi gelişen şirketi’ ödülünü kazanan video analiz şirketi AvidBeam Technologies şirketi de bulunuyor. AvidBeam Technologies, bu ödülden tam bir yıl önce ABD merkezli teknoloji dergisi CIO Review'in yapay zeka alanında dünyanın en iyi 20 gelişmekte olan şirketleri arasında sıralanmıştı.

PwC araştırmaları, yapay zekanın 2030 yılında Mısır ekonomisine 42,7 milyar dolardan fazla katkıda bulunacağını tahmin ediyor.

2021/2022 İnsani Gelişme Raporu, Mısır’ın ‘Devletin Yapay Zekaya Hazırlık Durumu Endeksi’nde 55 sıra ilerlediğini ortaya koydu.

BAE’nin yapay zeka stratejisi

BAE'nin yapay zeka için 2017 yılının eylül ayında imzalanan ulusal bir stratejisi var. Bu strateji, hükümeti 2031 yılına kadar tamamlanmayı planladığı çeşitli girişimleri barındırıyor. Bu stratejinin başlatılması çerçevesinde stratejinin hedeflerini diğer hükümet planlarıyla uyumlu hale getirmek amacıyla bir Yapay Zeka Devlet Bakanı atandı.

Söz konusu strateji, ‘su kaynaklarının kullanımını iyileştirmenin ve atıkları azaltmanın yollarını araştırmak için büyük verileri kullanarak su şebekelerini yönetmek için yapay zekadan yararlanmanın ve tüm bölgelerdeki günlük istatistiklere dayalı olarak olası kazaları ve trafik sıkışıklığını tahmin etmeye yönelik önleyici mekanizmalar geliştirerek trafik sektörünü yönetmek için bu teknolojileri kullanmanın yanı sıra birçok hedefi barındırıyor. Ayrıca yıl boyunca verimliliklerini inceleyerek ve buna göre yeni projeler düzenleyerek yenilenebilir enerjiye dayalı elektrik şebekeleri geliştirmek için yapay zekaya güveniyor.

BAE, kamu sektöründe özellikle kameralar aracılığıyla kimlik tespiti alanında yapay zekayı güvenlik hizmetleriyle entegre etmek için çalışıyor. Hükümet, akıllı veri yönetimi teknolojileri aracılığıyla idari yükleri azaltırken bölge sakinleri için tüm devlet hizmetlerini otomatikleştirmeyi planlıyor.

PwC araştırmaları, yapay zekanın BAE ekonomisine 2030'da GSYİH'nın yüzde 14'ünü oluşturan 96 milyar dolardan fazla katkıda bulunacağını öngörüyor.

Fas Dijital Geçiş ve Yönetim Reformu Bakanlığı

Fas, iki yıldan kısa bir süre önce ‘Dijital Geçiş ve Yönetim Reformu Bakanlığı’ adında dijital dönüşüm alanında yeni bir bakanlık kurarak yapay zekayla ilgili ciddi çalışmalara başladı. Bakanlığa yapay zeka alanında uzman bir isim olan Ghita Mezzour getirildi. 2021 yılının eylül ayında göreve başlayan Mezzour’a gönderilen görevlendirme mektubunda ‘Fas'ta dijital geçişi hızlandırmak için çalışmak zorunda kalacağı’ bildirildi.

Mektupta bu stratejinin esas olarak ‘kamu hizmetlerini dijitalleştirmeyi, iş fırsatları yaratan dijital bir ekonominin ortaya çıkmasının temellerini atmayı ve Fas'ı bu alanda daha iyi bir konuma taşımayı hedeflediği’ belirtildi.

Fas, söz konusu stratejiyi başlatmadan önce 2019 yılında bu alandaki ilk fakülteyi açtı. Euromed Üniversitesi’nde açılan Dijital Mühendislik ve Yapay Zeka Fakültesi, robotik, insan-makine iş birliği, yapay zeka, siber güvenlik, web teknolojileri, cep telefonu ve büyük veri gibi alanlarda eğitim vermeye başladı.

Fas yapay zeka alanında uzman isimlere sahip ve bunlardan ikisi Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Technology Review Arabia dergisi tarafından yayınlanan 2022 yılının en önde gelen Arap yapay zeka uzmanları listesinde yer aldı. Bu iki isimden biri, sağlık hizmetlerinde makine öğrenimi çözümleriyle ilgilenen bir şirket olan OKRA'nın kurucusu ve CEO'su Loubna Bouarfa. Bouarfa, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na bağlı Yapay Zeka Üst Düzey Uzmanlar Grubu’nun da üyesi. Diğer isim ise Fas merkezli Cadi Ayyad Üniversitesi'nde yapay zeka profesörü ve veri bilimi yüksek lisans programının kurucusu Hajar Al-Musannaf.


Güneş paneli teknolojisinde yeni atılım: Uzayda enerji tarlası kurulabilecek

Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
TT

Güneş paneli teknolojisinde yeni atılım: Uzayda enerji tarlası kurulabilecek

Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)
Uzaydaki bir güneş paneli dizisinin gösterimi (Artemis İnovasyon Yönetimi Çözümleri)

Bilim insanları, ultra hafif bir güneş hücresinin verimliliğini iki katına çıkarmanın yolunu buldu ve bunun Güneş'in enerjisini uzayda daha önce görülmemiş ölçekte elde etmek için kullanılabileceğini öne sürüyorlar.

Pensilvanya Üniversitesi'nden bir ekip tarafından inşa edilen yeni nesil güneş panelleri, insan saçından bin kat daha ince katmanlar kullanmasına rağmen, piyasada bulunan güneş pilleriyle karşılaştırılabilir miktarda güneş ışığını emebiliyor. Aşırı incelik, sadece birkaç atom kalınlığında oldukları için onlara iki boyutlu veya 2D TMDC etiketini kazandırdı.

Araştırmacılara göre, geleneksel silikon güneş hücrelerine kıyasla ağırlık başına daha fazla elektrik üretme kabiliyeti, onları Güneş'in enerjisini toplamak için uzaya göndermeye son derece uygun hale getiriyor.

Pensilvanya Üniversitesi'nden Deep Jariwala, "Yüksek özgül güç aslında herhangi bir uzay tabanlı ışık toplamanın veya enerji depolama teknolojisinin en büyük hedeflerinden biri" diyor.

Bu sadece uydular ya da uzay istasyonları için değil, uzayda gerçekten şebeke ölçeğinde güneş enerjisi istiyorsanız da önemli. Uzaya göndermeniz gereken [silikon] güneş pillerinin sayısı o kadar fazla ki, şu anda hiçbir uzay aracı bu tür malzemeleri ekonomik olarak uygun bir şekilde oraya götüremez.

The Independent'ın haberine göre, Profesör Jariwala ve ekibi, yenilikçi güneş pilini bilgisayarda modelleyerek, daha önce gösterilenlere kıyasla iki kat daha fazla verimliliğe sahip bir tasarım ortaya koymayı başardı.

Araştırmayı detaylandıran "How good can 2D excitonic solar cells be?" (2D eksitonik güneş pilleri ne kadar iyi olabilir?) başlıklı bir makale, salı günü Device adlı bilimsel dergide yayımlandı.

Araştırmacılar şimdi tasarım için büyük ölçekli üretimin nasıl gerçekleştirileceğini bulmayı umuyor.

Profesör Jariwala, "Sanırım insanlar yavaş yavaş 2D TMDC'lerin mükemmel fotovoltaik malzemeler olduğunun farkına varıyor ancak karasal uygulamalar için değil, uzay tabanlı uygulamalar gibi mobil, daha esnek uygulamalar için" diyor.

2D TMDC güneş pillerinin ağırlığı silikon veya galyum arsenit güneş pillerinden 100 kat daha az, dolayısıyla bu piller aniden çok cazip bir teknoloji haline geliyor.

Avrupa Uzay Ajansı, uzay tabanlı güneş enerjisini Solaris programı aracılığıyla keşfetmeyi planlıyor (ESA)
Avrupa Uzay Ajansı, uzay tabanlı güneş enerjisini Solaris programı aracılığıyla keşfetmeyi planlıyor (ESA)

Uzay tabanlı güneş dizileri konsepti ilk kez 50 yıldan uzun süre önce teorik olarak ortaya atılmış ve bilim insanları, Güneş'in enerjisinin mikrodalgalara dönüştürülebileceğini ve bunları elektriğe çeviren yer tabanlı alıcı istasyonlarına ışınlanabileceğini belirtmişti.

Bulut örtüsü ya da Güneş'in tipik döngüsüyle sınırlandırılmayacakları için karasal kurulumlara göre çeşitli avantajları bulunuyor.

SpaceX gibi uzaya yük gönderme maliyetini önemli ölçüde düşüren özel uzay şirketlerinin ortaya çıkması da dahil, güneş enerjisi elde etme ve yörüngesel roket fırlatmalarıyla ilgili birkaç büyük atılım ve gelişmenin ardından araştırmalar son yıllarda önemli ölçüde hız kazandı.

Geçen ay Japon uzay ajansı JAXA, 2025'e kadar uzayda ticari ölçekli bir güneş enerjisi tarlası için ilk uydu vericilerini kurmayı hedeflediğini açıkladı.

Avrupa Uzay Ajansı da Solaris programı aracılığıyla bu kullanılmayan yenilenebilir enerji kaynağı için bir geliştirme programı oluşturmayı planlıyor.