Türkiye, EURO 2024 elemeleri ikinci maçında Hırvatistan karşısında

Bursa Büyükşehir Belediye Stadı'nda yarın oynanacak mücadele, saat 21.45'te başlayacak.

AA
AA
TT

Türkiye, EURO 2024 elemeleri ikinci maçında Hırvatistan karşısında

AA
AA

Türkiye Milli Takımı UEFA 2024 Avrupa Şampiyonası (EURO 2024) Elemeleri D Grubu ikinci maçında yarın Bursa'da Hırvatistan ile karşı karşıya gelecek.
Bursa Büyükşehir Belediye Stadı'nda yapılacak maç, saat 21.45'te başlayacak. Müsabaka TRT 1'den naklen yayımlanacak.
Karşılaşmayı İsveç Futbol Federasyonundan hakem Andreas Ekberg yönetecek. Mücadelenin yardımcı hakemliklerini Fredrik Klyver ve Niklas Nyberg, dördüncü hakemliğini ise Granit Maqedonci üstlenecek.
Grubun diğer maçında ise aynı gün Galler ile Letonya karşılaşacak. D Grubu'nun bir diğer takımı Ermenistan ise ikinci maç gününü bay geçecek.
İlk maçında deplasmanda Ermenistan'ı 2-1 mağlup eden Türkiye, 3 puanla lider durumda bulunuyor. Grupta, Galler ve Hırvatistan ise 1'er puana sahip.
EURO 2024'e katılacak 20 takımın belli olacağı grup aşaması, 16-21 Kasım 2023'te oynanacak karşılaşmalarla sona erecek. 10 grupta ilk 2 sırayı alan takımlar EURO 2024'e katılma hakkını elde edecek.

Aday kadro
A Milli Takım'ın aday kadrosunda şu isimler yer alıyor:
Kaleci: Altay Bayındır (Fenerbahçe), Mert Günok (Beşiktaş), Uğurcan Çakır (Trabzonspor)
Defans: Zeki Çelik (Roma), Onur Bulut (Beşiktaş), Cenk Özkacar (Valencia), Çağlar Söyüncü (Leicester City), Merih Demiral (Atalanta), Ozan Kabak (Hoffenheim), Samet Akaydın, Ferdi Kadıoğlu (Fenerbahçe), Eren Elmalı (Trabzonspor)
Orta saha-forvet: Abdülkadir Ömür (Trabzonspor), Barış Alper Yılmaz, Kerem Aktürkoğlu (Galatasaray), Cengiz Ünder (Olimpik Marsilya), Arda Güler, İsmail Yüksek, İrfan Can Kahveci (Fenerbahçe), Hakan Çalhanoğlu (Inter), Mehmet Can Aydın (Schalke 04), Orkun Kökçü (Feyenoord), Salih Özcan (Borussia Dortmund), Cenk Tosun (Beşiktaş), Enes Ünal (Getafe), Umut Nayir (HangiKredi Ümraniyespor).

Türkiye, 614. maçına Hırvatistan karşısında çıkacak
Ay-yıldızlılar, 100 yıllık tarihinde 334'ü resmi, 279'u özel, toplam 613 maç oynayıp, biri hükmen olmak üzere 237 galibiyet, 145 beraberlik ve 231 yenilgi yaşadı.
Milli takım, 262'si deplasmanda, 268'i evinde, 83'ü de tarafsız sahada çıktığı maçlarda, hükmen galibiyetten 3'ü olmak üzere toplam 834 gol attı, kalesinde 876 gol gördü.
Bugüne kadar 91 farklı ülke milli takımıyla mücadele eden milliler, 613 karşılaşmanın 530'unu Avrupa, 33'ünü Asya, 24'ünü Afrika, 23'ünü Amerika, 3'ünü de Okyanusya temsilcileriyle yaptı.

Hükmen galibiyet ve Kosova maçı
Milliler, 613 maçta tek hükmen galibiyeti Yunanistan karşısında aldı. Türkiye ile Yunanistan arasında 17 Kasım 2015'te Başakşehir Fatih Terim Stadı'nda yapılan özel müsabaka 0-0 sona erdi. Bu müsabakadan 6 ay sonra FIFA, Yunanistan'ın kural dışı futbolcu oynattığı gerekçesiyle karşılaşmayı Türkiye lehine 3-0 tescil etti.
Öte yandan, Türkiye'nin 21 Mayıs 2014'te deplasmanda Kosova ile yaptığı ve 6-1 kazandığı özel maç, söz konusu tarihte Kosova'nın UEFA ile FIFA üyesi olmaması nedeniyle değerlendirmeye alınmadı.

Stefan Kuntz ile 16. maç
Türkiye, Alman teknik adam Stefan Kuntz yönetiminde 16. maçını Hırvatistan karşısında oynayacak.
Milli takım, Kuntz ile çıktığı 15 maçta 10 galibiyet, 2 beraberlik ve 3 mağlubiyet yaşarken, rakip fileleri 38 kez havalandırıp, kalesinde 17 gol gördü.

Türkiye ile Hırvatistan 11. kez rakip
Türkiye, rakibiyle yaptığı 7'si resmi, 3'ü özel toplam 10 maçta 1 galibiyet, 6 beraberlik ve 3 yenilgiyle sahadan ayrıldı.
Dördü tarafsız sahada, üçü Zagreb, ikisi İstanbul ve biri Eskişehir'deki müsabakalarda Hırvatistan 13, Türkiye 9 gol buldu.
Türkiye, rakibiyle yaptığı 7 resmi maçın 4'ünde gol yollarında suskun kalırken, ikisinde kalesini gole kapatabildi.

İlk maç 1996'da
İki ülkenin A milli futbol takımları, ilk kez 11 Haziran 1996'da İngiltere'de düzenlenen 10. Avrupa Şampiyonası Finalleri'nde karşılaştı.
Nottingham kentinde yapılan maçı Hırvatistan, Vlaovic'in 87. dakikada attığı golle 1-0 kazandı.
Türkiye ile Hırvatistan ikinci randevuda 12 Haziran 1997'de Japonya'da düzenlenen Kirin Kupası'nda karşı karşıya geldi. Sendai'deki maç 1-1 sona ererken, Türkiye'nin golünü Ertuğrul Sağlam attı.
Taraflar arasındaki üçüncü maç 31 Mart 2004 tarihinde Zagreb'de yapıldı. 2-2 biten özel maçta Türkiye'nin gollerini Zafer Biryol ve Çağdaş Atan kaydetti.

Penaltılarla gelen yarı final
İki ekip arasındaki en önemli karşılaşma ise EURO 2008'de Viyana'da yapılan çeyrek final maçı oldu.
Ernst Happel Stadı'nda 20 Haziran 2008'de oynanan karşılaşmanın normal süresi 0-0 berabere sonuçlandı. Uzatma bölümünün 119. dakikasında Hırvatistan, Klasnic'in attığı golle 1-0 öne geçti. Türk Milli Takımı, 120+1. dakikada Semih Şentürk'ün attığı golle durumu 1-1'e getirdi ve maçı penaltılara taşıdı.
Türk Milli Takımı, penaltılarda Arda Turan, Semih Şentürk ve Hamit Altıntop ile 3 gol bulurken, Hırvatistan ise Modric, Petric ve Rakitic'in ayağından 3 penaltı kaçırdı ve milliler maçtan penaltılarla 3-1 galip ayrılıp, adını yarı finale yazdırdı.

Play-off'ta Hırvatistan güldü
2012 Avrupa Şampiyonası (EURO 2012) Elemeleri play-off turunda birbirlerine rakip olan iki takım arasında 11 Kasım 2011'de İstanbul'da yapılan maçı Hırvatistan; Olic, Mandzukic ve Corluka'nın golleriyle 3-0 kazandı.
15 Kasım'da Zagreb'de oynanan rövanş maçı golsüz bitti ve EURO 2012 biletini Hırvatistan elde etti.

Türkiye'nin ilk galibiyeti
Türkiye ile Hırvatistan, 2018 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri I Grubu maçında ise 5 Eylül 2017'de Eskişehir'de karşı karşıya geldi.
Milli takımın 1-0 kazanarak rakibi karşısında ilk galibiyeti aldığı maçın tek golünü Cenk Tosun attı.
Taraflar arasındaki son maç ise 11 Kasım 2020'de Vodafone Park'ta oynandı. İki takım arasındaki özel karşılaşma 3-3'lük eşitlikle tamamlandı.



Teknik, cesaret, hız ve risk: Alp disiplini hakkında her şey

Slalom kayakları sert dönüşler için daha kısa olacak şekilde tasarlanırken, iniş ve Süper-G kayakları yüksek hızda dengeyi artırabilmek için daha uzun yapılıyor (Reuters)
Slalom kayakları sert dönüşler için daha kısa olacak şekilde tasarlanırken, iniş ve Süper-G kayakları yüksek hızda dengeyi artırabilmek için daha uzun yapılıyor (Reuters)
TT

Teknik, cesaret, hız ve risk: Alp disiplini hakkında her şey

Slalom kayakları sert dönüşler için daha kısa olacak şekilde tasarlanırken, iniş ve Süper-G kayakları yüksek hızda dengeyi artırabilmek için daha uzun yapılıyor (Reuters)
Slalom kayakları sert dönüşler için daha kısa olacak şekilde tasarlanırken, iniş ve Süper-G kayakları yüksek hızda dengeyi artırabilmek için daha uzun yapılıyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Havalar soğumuş ve kar yağışları başlamışken biz de geçen hafta ilk yazısını yayımladığımız kış sporları serimize devam ediyoruz. Bu hafta Alp disiplinini inceleyeceğiz.

Alp disiplini, kayak sporunun doğduğu 19. yüzyılın sonunda Norveç gibi kuzey ülkelerinde gelişti. Kayakçıların dağ inişlerinde becerilerini ölçmek için yaptığı yarışlar zamanla daha organize etkinliklere dönüştü. 20. yüzyıla gelindiğinde Alp disiplini, yurtiçinde düzenlenen yarışların ötesine geçerek uluslararası kupalar ve şampiyonalar düzeyine çıktı. Modern Alp disiplini, Kış Olimpiyatları programına ilk kez 1936'da girdi ve o günden beri kış sporlarının en popüler branşlarından biri.

Alp disiplini, kayak sporunun en köklü ve en çok izlenen branşlarından. Farklı pist yapıları, kapı düzenleri ve yarış formatları nedeniyle her disiplin, sporculardan değişik beceriler talep ediyor. Kimi yarışlar saf tekniği, kimileriyse yüksek hızda karar verme yeteneğini ön plana çıkarıyor. Alp disiplini yarışları; slalom, büyük slalom, Süper-G, iniş, kombine ve paralel olmak üzere 6 farklı türde koşuluyor. 

Slalom

Slalom, Alp disiplininin en teknik ve aynı zamanda en yavaş yarışı. Bunun temel nedeni, kapıların diğer tüm disiplinlere kıyasla çok daha yakın yerleştirilmiş olması. Bu düzen, kayakçıları sık ve hızlı yön değiştirmeye zorluyor. Sporcular için denge, zamanlama ve refleks her şeydir.

Slalom yarışları görsel açıdan da son derece etkileyici. Özellikle Avusturya'nın Schladming kentinde düzenlenen gece slalomu, her yıl podyumun saliselerle belirlendiği en ikonik yarışlardan biri.

Slalomun öne çıkan özellikleri

Kayakçılar kapılara çok yakın kayar ve düşüş hattında kalmak için kapıları elleriyle veya kaval kemikleriyle iter.

Yaralanma riskini azaltmak için yaylı ve eğilebilir direkler kullanılır.

Yarışlar iki etap üzerinden yapılır, ikinci etapta pist farklı şekilde kurulur.

İlk etapta en hızlı 30 kayakçı ikinci etaba kalır ve ters sırayla start alır.

İki etap toplam süresi en kısa olan kayakçı kazanır.

Kapılar arası mesafe minimum 6, maksimum 13 metredir.

Düşey irtifa kaybı erkeklerde 180 - 220 m, kadınlarda 140 - 200 m.

Eğim yüzde 33 ile yüzde 45 arasında olmalıdır.

En bilinen yarışlar: Schladming ve Kitzbühel.

Büyük Slalom

Büyük slalom, slaloma kıyasla daha yüksek hızların görüldüğü ancak teknik gerekliliklerin hâlâ çok belirgin olduğu bir disiplin. Kapı sayısı daha az ve kapılar daha geniş aralıklarla yerleştiriliyor. Bu da daha uzun dönüşler ve daha akıcı bir kayma anlamına geliyor.

Ancak hata payı düşük. Kenarlara iyi basmak, dönüşleri temiz kesmek ve doğru hattı korumak büyük slalomda başarı için kritik öneme sahip. Val d'Isere, Adelboden ve Alta Badia gibi pistler bu disiplinin klasik adresleri arasında.

Büyük slalomun öne çıkan özellikleri

Kayakçılar slaloma göre daha geniş bir hat kullanır, kapıları genellikle omuzlarıyla iter.

Kapılar daha serttir ve hataya karşı daha az toleranslıdır.

Yarışlar aynı gün içinde iki etap olarak yapılır, ikinci etap için pist yeniden kurulur.

İlk etaptaki en hızlı 30 kayakçı ikinci etaba kalır ve ters sırayla başlar.

Toplam süresi en kısa olan kayakçı kazanır.

Kapılar arası mesafe en az 10 metredir.

Düşey irtifa kaybı erkeklerde 250 - 450 m, kadınlarda 250 - 400 m.

Zorunlu bir eğim oranı yoktur; pist genellikle dalgalıdır ve yaklaşık 40 metre genişliğindedir.

En ünlü yarışlar: Adelboden ve Alta Badia.

Süper-G (Süper Büyük Slalom)

Süper-G, inişle büyük slalom arasındaki boşluğu doldurmak için oluşturulmuş nispeten yeni bir disiplin. İlk Dünya Kupası Süper-G yarışı 1982'de yapıldı. Adını "Süper Büyük Slalom" ifadesinin kısaltmasından alıyor.

Bu disiplinde hız ciddi şekilde artıyor ancak teknik hâlâ belirleyici unsurlardan biri. Marco Odermatt gibi sporcular, Süper-G'nin hem cesaret hem de çizgi bilgisi gerektiren yapısını zirveye taşıyor.

Süper-G'nin öne çıkan özellikleri

Yarışlar tek etap üzerinden yapılır.

Pistte önceden antrenman yapılmaz, yalnızca pist incelemesine izin verilir.

Kapılar arası mesafe en az 25 metredir.

Düşey irtifa kaybı erkeklerde 400 - 650 m, kadınlarda 400 - 600 m.

Arazi dalgalı ve engebeli olmalı, pist yaklaşık 30 metre genişliğinde olmalıdır.

En bilinen yarışlar: Cortina d'Ampezzo ve Beaver Creek.

İniş (Downhill)

İniş yarışları, birçok kişi için Alp disiplininin zirvesi. Bu disiplin, sadece güçlü bacaklar değil, yüksek hızda doğru karar verme yeteneği de gerektiriyor. Wengen'deki Lauberhorn ya da Kitzbühel'deki efsanevi Streif pistinde hızlar saatte 160 kilometreye kadar çıkabiliyor.

FIS'in tanımıyla bir iniş yarışı; teknik, cesaret, hız, risk, fiziksel kondisyon ve karar verme yeteneğinin birleşimi. Büyük sıçramalar ve uzun düzlükler, bu disiplini görsel olarak da en etkileyici yarışlardan biri haline getiriyor.

İnişin öne çıkan özellikleri

Yarışlar tek etap üzerinden yapılır.

Yarıştan önce en az bir antrenman etabı zorunludur.

Kapılar arası mesafe en az 25 metredir.

Düşey irtifa kaybı erkeklerde 750 - 1100 m, kadınlarda 450 - 800 m.

Pist, farklı hızlara izin verecek şekilde tasarlanmalı ve yaklaşık 30 metre genişliğinde olmalıdır.

En bilinen yarışlar: Kitzbühel (Streif), Wengen, Val Gardena, Bormio ve Garmisch-Partenkirchen.

Kombine

Kombine yarışları, "en komple kayakçı kim?" sorusuna cevap vermek için var. Bu formatta sporcular, biri hız diğeri teknik olmak üzere iki farklı etapta yarışıyor. Genellikle ilk etap iniş veya Süper-G, ikinci etapsa slalom oluyor. Kazanan, iki etabın toplam süresine göre belirleniyor.

Kombinenin öne çıkan özellikleri

İki etap yapılır: Hız disiplini ve slalom.

Slalom, iniş ve Süper-G'nin kendi teknik kuralları geçerlidir.

FIS üç ana format tanımlar: Alp Kombinesi, Klasik Kombine ve özel formatlar.

Klasik kombinede hız etabı her zaman iniştir.

Alp kombinesinde hız etabı iniş veya Süper-G olabilir.

Özel formatlarda üçlü veya dörtlü disiplin kombinasyonlarına izin verilir.

Bazı yarışlarda Alp disiplinleri, kuzey disiplini, yüzme veya yelken gibi branşlarla birleştirilebilir.

Paralel

Paralel yarışlarda iki kayakçı, yan yana kurulmuş iki pistte aynı anda start alıyor. Yarışlar paralel slalom veya paralel büyük slalom formatında düzenlenebiliyor. Adil bir rekabet için pistlerin eğimi ve kar yapısı mümkün olduğunca aynı hazırlanıyor.

Kayakçılar iki etap koşuyor ve ikinci etapta pist değiştiriyor. Böylece bir sporcu ilk etapta mavi pistte kaydıysa, ikinci etapta kırmızı pistte yarışıyor.

Paralel yarışların öne çıkan özellikleri

Pist düşüşü 80 - 100 metre.

Pistlerde 20 - 30 kapı bulunur.

Etap süreleri genellikle 20 - 25 saniyedir.

Final turunda en fazla 32 kayakçı yarışır.

Daha fazla sporcu varsa kronometreli eleme yapılır.

Eleme sistemi uygulanır; iki etapta toplam süresi daha hızlı olan kayakçı tur atlar.

Kaynaklar: Olympics, Red Bull, FIS


Cristiano Ronaldo'dan emeklilik açıklaması

Al Nassr oyuncusu Cristiano Ronaldo, Al Okhdood'a karşı oynadıkları maçta (Reuters)
Al Nassr oyuncusu Cristiano Ronaldo, Al Okhdood'a karşı oynadıkları maçta (Reuters)
TT

Cristiano Ronaldo'dan emeklilik açıklaması

Al Nassr oyuncusu Cristiano Ronaldo, Al Okhdood'a karşı oynadıkları maçta (Reuters)
Al Nassr oyuncusu Cristiano Ronaldo, Al Okhdood'a karşı oynadıkları maçta (Reuters)

Portekiz milli takımı kaptanı Cristiano Ronaldo, Al-Nassr formasıyla iki gol attıktan sonra kariyerinde bin gole ulaşana kadar emekli olmama sözü verdi.

40 yaşındaki oyuncu, cumartesi günü Al Akhdoud'a karşı 3-0'lık galibiyette rol oynadı. Takımı Suudi Arabistan Pro Ligi'ndeki liderliğini korurken kendisi de kulüp ve milli takım kariyerindeki toplam gol sayısını 956'ya çıkardı.

2022'de Al-Nassr'a katılan ve mevcut sözleşmesi 2027'de, 42 yaşında sona erecek olan Ronaldo, bu ikonik kilometre taşına ulaşma motivasyonunun yüksek olduğunu belirtti.

Dubai'deki Globe Soccer Ödülleri'nde Ortadoğu'nun En İyi Oyuncusu seçildikten sonra Ronaldo, "Oynamaya devam etmek zor ama motiveyim" dedi.

Tutkum yüksek ve devam etmek istiyorum. Ortadoğu'da veya Avrupa'da, nerede oynadığımın önemi yok. Futbol oynamaktan her zaman zevk alıyorum ve devam etmek istiyorum. Hedefimin ne olduğunu biliyorsunuz. Kupalar kazanmak ve hepinizin bildiği o sayıya [bin gol] ulaşmak istiyorum. Sakatlık olmazsa bu sayıya kesinlikle ulaşacağım.

Ronaldo'nun kariyerinde bin gole ulaşma ısrarı, Piers Morgan'a verdiği röportajda futbolu "yakında" bırakacağını iddia etmesiyle çelişiyor.

Eski Manchester United ve Real Madrid süperstarı şunları söylemişti:

Hazırlıklı olacağımı düşünüyorum. Elbette zor olacak. Muhtemelen ağlayacağım.

Al-Nassr, 4 puan farkla lider durumda. Bu sezon 14 maçta 13 gol atan Ronaldo, Krallık'taki kariyerinde ilk lig şampiyonluğunu hedefliyor.

Kulüpte toplamda 125 maçta 112 gol atan Ronaldo, kupa koleksiyonuna sadece 2023'te Arap Kulüpler Şampiyonlar Kupası'nı ekledi.

Bin gol barajı, Ronaldo'nun Portekiz (143) ve Real Madrid'de (450) kırdığı gol rekorları da dahil birçok etkileyici rekoruna eklenecek. Ayrıca, 4 farklı kulüp için 100'den fazla gol atan tek oyuncu: Manchester United, Real Madrid, Juventus ve Al-Nassr.

Geçen ay Portekiz milli takımında uluslararası geleceğini doğrulamasıyla 2026 Dünya Kupası, Ronaldo'nun son uluslararası turnuvası olacak.

Independent Türkçe


Kanatsız uçuş: Kayakla atlama hakkında her şey

Kayakla atlamada sporcular saatte 100 kilometre hızı aşabiliyor (Reuters)
Kayakla atlamada sporcular saatte 100 kilometre hızı aşabiliyor (Reuters)
TT

Kanatsız uçuş: Kayakla atlama hakkında her şey

Kayakla atlamada sporcular saatte 100 kilometre hızı aşabiliyor (Reuters)
Kayakla atlamada sporcular saatte 100 kilometre hızı aşabiliyor (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta motor sporları ve dövüş etkinliklerinden değil, adrenalinin doruk noktasına ulaştığı bir başka spor dalı olan kayakla atlamadan bahsedeceğiz. 

Kayakla atlama, kış sporları içinde hem tarihi hem de görsel etkisiyle en çarpıcı dallardan biri. Bir sporcunun onlarca metre yükseklikten kendini boşluğa bırakıp rüzgarla mücadele ederek süzülmesi, bu branşı yalnızca bir yarış değil, aynı zamanda bir cesaret gösterisine dönüştürüyor.

  
Kayakla Atlama Dünya Kupası da bu sporun geldiği noktayı görmek için en doğru adreslerden biri. Ancak bu noktaya gelene kadar kayakla atlama uzun bir yolculuktan geçti.

Kayakla atlamanın kökleri 19. yüzyıl Norveç'ine uzanıyor. İlk dönemlerde bu spor, bugünkü anlamda bir yarıştan çok, kimin daha uzağa atlayabildiğini görmek için yapılan yerel denemelerden ibaretti.

Ahşap kayaklar, basit rampalar ve neredeyse hiçbir güvenlik önlemi olmadan yapılan atlayışlar, sporun ne kadar riskli başladığını açıkça gösteriyor. Zamanla bu denemeler organize yarışlara dönüştü ve kayakla atlama, İskandinav ülkelerinin sınırlarını aşarak Avrupa'nın geri kalanına yayıldı.

Bu gelişimin en önemli dönüm noktalarından biri, 1925'te düzenlenen ilk Kayakla Atlama Dünya Kupası oldu. O dönemde yalnızca erkek sporcuların katıldığı bu organizasyon, kayakla atlamayı uluslararası bir spor haline getirdi.

İlk şampiyonalarda atlayış mesafeleri bugüne kıyasla oldukça kısa olsa da sporcuların cesareti ve rekabet duygusu bugünküyle yarışır düzeydeydi. Dünya Kupası, yıllar içinde hem sporcular hem de organizatörler için bir referans noktası haline geldi.

Erkekler Kayakla Atlama Dünya Kupası tarihine bakıldığında, bazı ülkelerin bu spora damga vurduğu hemen fark ediliyor. Norveç, Finlandiya, Avusturya ve Almanya, uzun yıllar boyunca hem teknik hem de sportif açıdan öne çıktı.

Özellikle Finlandiyalı Matti Nykanen, kayakla atlama dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri oldu. Nykanen'in Dünya Kupaları ve Olimpiyatlar boyunca sergilediği performans, bu sporun küresel popülaritesini ciddi şekilde artırdı. Onun ardından gelen nesiller, kayakla atlamanın sınırlarını biraz daha ileri taşımaya başladı.

Zaman içinde pistler büyüdü, tepe boyutları arttı ve sporcular daha uzun mesafelere ulaşmaya başladı. Bununla birlikte ekipman teknolojisi de ciddi bir değişim geçirdi.

Eski dönemlerde ağır ve kontrolü zor kayaklar kullanılırken, günümüzde daha hafif ve aerodinamik malzemeler öne çıkıyor.

Sporcuların giydiği tulumlar bile rüzgarla etkileşim göz önünde bulundurularak tasarlanıyor. Bu gelişmeler, performansı artırırken aynı zamanda kuralların da sıkılaşmasına neden oldu.

Kayakla atlamada kadınların Dünya Kupası sahnesine çıkması ise çok daha geç bir tarihte gerçekleşti.

Kadınlar, ilk kez 2009'da Kayakla Atlama Dünya Kupası'nda resmi olarak yarışma fırsatı buldu. Bu geç başlangıç, sporda uzun süre tartışma konusu oldu.

Ancak kadın kayakla atlamanın kısa sürede gösterdiği gelişim, bu tartışmaları büyük ölçüde geride bıraktı. Japonya, Almanya, Avusturya ve Norveçli sporcular, kadınlar kategorisinde üst düzey rekabetin oluşmasında başrol oynadı.

Kadın kayakla atlamanın simge isimlerinden biri olan Sara Takanashi, bu alandaki dönüşümün en net örneklerinden biri.

Dünya Kupası yarışlarında kırdığı rekorlar ve performansları, kadın sporcuların teknik ve fiziksel olarak bu branşta ne kadar ileri gidebileceğini gösterdi. Kadınlar yarışlarının şampiyona programına eklenmesi, yalnızca bir sportif gelişme değil, aynı zamanda kayakla atlamanın geleceği açısından da önemli bir adım oldu.

Kayakla Atlama Dünya Kupası, hem erkekler hem de kadınlar için benzer bir yarış yapısıyla ilerliyor. Normal tepe ve büyük tepe yarışları, sporcuların farklı koşullara ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğini ortaya koyuyor.

Takım yarışlarıysa bireysel yeteneklerin yanı sıra ülkelerin sistemli çalışmasının da ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Rüzgarın yönü, hızındaki küçük değişimler ve pistin durumu, yarışın kaderini saniyeler içinde değiştirebiliyor.

Bu yüzden kayakla atlama, yalnızca fiziksel güçle açıklanabilecek bir spor değil. Sporcular, atlayış sırasında vücut pozisyonlarını milimetrik hesaplarla ayarlamak zorunda kalıyor.

En ufak bir hata, metrelerce mesafe kaybı anlamına gelebiliyor. Dünya Kupası da tam olarak bu noktada devreye giriyor ve en istikrarlı, en soğukkanlı sporcuları öne çıkarıyor.

Kayakla atlamanın bugünkü haline ulaşmasında organizasyonların ve uluslararası federasyonların da payı büyük.

Güvenlik önlemleri yıllar içinde ciddi şekilde artırıldı. Pist tasarımları, sporcuların iniş sırasında daha kontrollü bir şekilde yere basmasını sağlayacak biçimde geliştirildi.

Aynı zamanda ekipman kontrolleri sıkılaştırıldı ve herkes için eşit koşullar yaratılmaya çalışıldı. Bu sayede spor, geçmişe kıyasla çok daha güvenli bir yapıya kavuştu.

Kayakla atlama dışarıdan bakıldığında kısa bir koşu, bir sıçrayış ve ardından süzülmeden ibaret gibi görünebilir. Oysa işin teknik tarafı, atlayışın her saniyesine yayılan karmaşık bir denge ve kontrol sürecine dayanıyor. Bir sporcunun havadayken ne kadar ileri gideceğini belirleyen şey yalnızca gücü değil; hız, vücut pozisyonu, kayak açısı ve rüzgarla kurduğu ilişki oluyor.

Her şey pistin başında, iniş rampasına girmeden önce başlıyor. Sporcu, mümkün olan en dengeli ve ritmik kaymayla maksimum hıza ulaşmaya çalışıyor. Bu noktada amaç, hızlanırken vücudu gereksiz yere hareket ettirmemek. En ufak bir dengesizlik, rampa sonunda yapılacak sıçramayı doğrudan etkiliyor.

Sporcular, rampaya yaklaşırken dizlerini hafif kırık tutuyor ve gövdeyi öne doğru sabit bir açıyla konumlandırıyor. Bu duruş, sıçrama anında gücün doğrudan kayaklara aktarılmasını sağlıyor.

Sıçrama, yani "take-off" anı, uçuşun kaderini belirleyen en kritik nokta. Sporcu, rampanın ucunda kayakları pistten ayırırken ne çok erken ne de geç davranabiliyor.

Erken sıçrama, hız kaybına yol açarken; geç sıçrama, açıyı bozarak havalanmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle sporcular, rampanın ucundaki milimetrik noktayı defalarca antrenman yaparak ezberliyor. Bacaklardan gelen itiş, gövde ve kalça pozisyonuyla birleştiğinde sporcu havaya düzgün bir şekilde yükseliyor.

Havalanma sonrası başlayan uçuş evresi, kayakla atlamanın görsel açıdan en tatmin edici ama aynı zamanda en teknik bölümü. Günümüzde neredeyse tüm sporcular "V stili" adı verilen tekniği kullanıyor.

Bu teknikte kayaklar önde açılarak V harfi şeklini alıyor. Kayakların bu şekilde açılması, havayla temas yüzeyini artırıyor ve sporcuya daha fazla kaldırma kuvveti sağlıyor.

Ancak V stilinin etkili olabilmesi için kayakların açısı, sporcunun vücut pozisyonuyla uyum içinde olmalı. Aksi halde bu avantaj hızla dezavantaja dönüşebiliyor.

Uçuş sırasında gövde neredeyse kayaklarla paralel hale geliyor. Sporcu, göğsünü kayaklara yaklaştırarak havayı "yakalamaya" çalışıyor. Kollar genellikle vücuda yakın tutuluyor, çünkü açılan kollar hava direncini artırarak dengeyi bozabiliyor.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Viessmann FIS Ski Jumping World Cup (@fisskijumping)'in paylaştığı bir gönderi

Başın pozisyonu da büyük önem taşıyor. Sporcu genellikle bakışlarını ileriye sabitliyor ve boynu mümkün olduğunca sabit tutuyor. Bu duruş, hem aerodinamik yapıyı koruyor hem de havadayken ani hareketlerin önüne geçiyor.

Rüzgar, uçuş kontrolünde en büyük dış etkenlerden biri. Karşıdan gelen hafif bir rüzgar, sporcunun daha uzun süre havada kalmasına yardımcı oluyor. Yandan esen rüzgarlarsa dengeyi ciddi şekilde zorlayabiliyor.

Bu nedenle sporcular, havadayken küçük vücut hareketleriyle dengeyi sürekli ayarlıyor. Dizlerin ve ayak bileklerinin çok küçük hareketleri, kayakların açısını ve yönünü kontrol etmeye yardımcı oluyor. Bu ayarlamalar dışarıdan fark edilmese de uçuşun birkaç metre daha uzamasını sağlayabiliyor.

İnişe yaklaşırken uçuş tekniği yeniden değişiyor. Sporcu, yavaş yavaş V stilini daraltıyor ve kayakları birbirine yaklaştırıyor. Amaç, yere en stabil şekilde temas etmek. İniş sırasında ağırlık genellikle öne veriliyor ve dizler darbe emici bir görev üstleniyor. Denge kaybı yaşanmaması için gövde hafif öne eğik tutuluyor. Hakemler, inişin temizliğine ve sporcunun dengesini koruyup korumadığına özellikle dikkat ediyor.

Kayakla atlamada kullanılan ekipman da uçuş kontrolünün önemli bir parçası. Kayakların uzunluğu, sporcunun boyu ve kilosuna göre belirleniyor. Çok uzun kayaklar daha fazla kaldırma sağlarken, kontrolü zorlaştırabiliyor. Tulumlarsa rüzgarı belirli bir şekilde yönlendirecek biçimde tasarlanıyor ancak kurallar bu konuda son derece katı. Tulumun vücuda tam oturması gerekiyor; fazla bol kıyafetler avantaj sağladığı için kabul edilmiyor.

Tüm bu teknik detaylar, kayakla atlamayı reflekslerden çok bilgi ve tekrar üzerine kurulu bir spor haline getiriyor. Uçuş sırasında yapılan her küçük ayar, yıllar süren antrenmanların ve sayısız denemenin sonucu. Dünya Kupası gibi üst düzey organizasyonlarda fark yaratan da tam olarak bu oluyor: Havadayken sakin kalabilen, vücudunu rüzgarla uyum içinde yönlendirebilen ve inişi temiz yapabilen sporcular, birkaç metrelik farklarla zirveye çıkıyor.

Kayakla atlamada uçuş, boşluğa bırakılan bir an değil, başından sonuna kadar kontrol edilen, hesaplanan ve hissedilen bir süreç. Sporcu pistten ayrıldığı anda işi bitmiyor, asıl mücadele tam da o anda başlıyor.

Kış sporları Eurosport kanallarından takip edilebiliyor.

Kaynaklar: Red Bull, TKF, FIS