İran Devrim Muhafızları Ordusu, komutanının Lübnan’da öldüğünü 41 yıl sonra doğruladı

İran DMO Komutanı Mütevessiliyan’ın Lübnan’da öldüğünün doğrulanması, İsrail tarafından tutsak edildiği yönündeki açıklamalarla çelişiyor

İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, komutanının Lübnan’da öldüğünü 41 yıl sonra doğruladı

İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı

41 yıllık belirsizliğin ve çatışmanın ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Temmuz 1982'de Beyrut'ta kaybolan dört İranlıdan biri olan Ahmed Mütevessiliyan’ın akıbetiyle ilgili rivayetlere son verdi. DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami cumartesi günü Mütevessiliyan’ın ailesiyle yaptığı görüşmede kendisinden ‘şehit’ olarak bahsetti. Bu, İran'ın sürekli İsrailliler tarafından tutsak edildiğinden bahsettiği komutanın öldüğünün ilk teyidi sayılıyor.
DMO sitelerinin aktardığına göre Selami, İranlı yetkililerin dört İranlının İsrail hapishanelerinde hayatta olduğuna dair anlatısıyla çelişen ender bir itirafta bulunarak ‘Mütevessiliyan’ın, Kudüs'ün fethi yolundaki ilk İranlı şehit’ olduğunu söyledi.
Mütevessiliyan Beyrut'taki iç savaş sırasında Hizbullah güçlerini eğitmek için Beyrut'a gitmekle görevlendirilmeden önce, Kürt muhaliflere karşı şiddetli çatışmalara giren DMO’nun en önemli saha birimi olan 27. Kolordu'nun komutanıydı. Eldeki bilgiler, İran’ın ilk Dini Lideri Humeyni'nin emriyle Tahran'a dönmeden önce İranlı Konsolos Muhsin Musevi’ye Lübnan başkentinde yaptığı bir geziye eşlik ettiği sırada Beyrut'un kuzey kıyısındaki Barbara kontrol noktasında kaçırıldığını gösteriyor.
Selami, DMO lideri ve yoldaşları hakkında dolaşan yığınla rivayetin ardından herhangi bir ek ayrıntı vermemekle birlikte Mütevessiliyan’ın akıbetini açıklığa kavuşturan en önde gelen İranlı yetkili sayılıyor.
Kaçırılan dört kişi arasında İran resmi haber ajansı IRNA askeri işler muhabiri Kazım İhvan ve DMO’nun eğitimden sorumlu yetkililerinden Taki Rastgar Mukaddem de vardı. İran'ın batısındaki Kürt şehri Merivan'da DMO’nun komutanlık pozisyonunu üstlendiği sırada Mütevessiliyan’ın sağ kolu olan Mukaddem, İran tarafından üst düzey bir büyükelçilik çalışanı olarak tanımlanıyor.

Diplomatik faaliyetlerin odak noktasında büyük bir gizem
DMO komutanı ve beraberindekilerin kaçırılması konusu ‘dört diplomat’ davası olarak anılırken, akıbetlerinin ortaya çıkarılmasına ilişkin talepler yıllar içinde İran'ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin faaliyetlerinin odak noktası haline geldi.
Lübnan İç Güvenlik Güçleri'nin 4 Temmuz 1982 tarihli bir raporunda şu ifadelere yer veriliyor:
“Partizan silahlı kişiler, Lübnan'daki İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Baş Müsteşarı Muhsin el-Musevi’yi Barbara kontrol noktasında tutuklamıştır. Tutuklama esnasında Baş Müsteşar, Büyükelçiliğin güvenlik biriminden bir kuvvetin eşliğinde üç büyükelçilik çalışanıyla birlikte Bekaa'dan Beyrut'a dönmekteydi. Silahlı kişiler, eskort ekibini serbest bırakırken dört diplomatı alıkoyup partizan merkezlerinden birine sevk etmiştir. Diplomatlar, Musevi’nin yanı sıra askeri ataşe Ahmed Mütevessiliyan, fotoğrafçı ve savaş muhabiri Kazım İhvan ve şoför Taki Rastgar’dan oluşuyordu.”
Temmuz 2012'de DMO’ya bağlı baskı gruplarından Ensaru Hizbullah’ın lideri Said Kasımi, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in cumhurbaşkanı iken Haziran 1981'de iç savaş sırasında Hizbullah güçlerini eğitmek amacıyla iki DMO birimini Lübnan'a göndermek üzere verdiği emirler hakkında bilinmeyen detaylar vermişti.
Dört İranlı'nın akıbeti, İranlı yetkililerin bu kişilerin İsrail hapishanelerinde tutuklu olduğu yönündeki anlatısına bağlı kalmalarıyla büyük bir ‘sır’a dönüştü. İsimleri, İran veya Lübnan Hizbullahı ile İsrailliler arasındaki esir takası anlaşmalarıyla ve özellikle de pilot Ron Arad ile bağlantılıydı.
Bunca yıl İsrail tarafı, DMO komutanı ve yoldaşlarının ortadan kaybolmasıyla ilgili olası ilişkilerine dair herhangi bir açıklama yapmadı.
Genelde her haziran ayında, ortadan kayboluşunun yıldönümünde Mütevessiliyan mevzusu, İran Dışişleri Bakanlığı'nın medya gündeminde öne çıkıyor.
İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı olan eski Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan Mayıs 2016'nın sonunda basın mensuplarına yaptığı bir açıklamada, Tahran'ın, Beyrut'ta kaybolan Mütevessiliyan ve diğer üç İranlı'nın hala hayatta olduğunu gösteren birtakım bilgilere ulaştığını duyurmuştu. Dehkan, ayrıntılara girmeden dört İranlı'nın güvenliğinden İsrail'i sorumlu tutmuştu.
Aynı yılın haziran ayında DMO komutanlarından İran İslami Şura Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Milletvekili İsmail Kevseri, İranlı yetkililerin yıllar önce, rehin tutulan ABD’li bir yetkili ile Mütevessiliyan arasında bir takas anlaşması yapılmasına ilişkin İmad Muğniye’nin yaptığı bir teklifi reddettiklerini söylemişti. Kevseri, “O dönemde meseleyi yöneten yetkililere sormalıyız: İran ile İsrail arasında dört diplomatın serbest bırakılmasına yönelik takas anlaşması için neden uygun zemin hazırlanmadı?” demişti.
Ahmed Mütevessiliyan’ın küçük erkek kardeşi Emir Mütevessiliyan, Kevseri’den günler önce İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı’na verdiği röportajda, ‘İran ile İsrail arasında kardeşinin serbest bırakılması için yapılan esir takası anlaşmasının, İran’ın geri adım atmasından önce son aşamada’ olduğunu belirterek yıllar boyunca kardeşinin esir tutulmasının arkasındaki sebepleri bilmediğini söylemişti.
Mütevessiliyan’ın erkek kardeşine göre, Hizbullah Komutanı İmad Muğniye İranlılara, İran'ın DMO komutanı ve yoldaşlarını geri almak için takas anlaşması yapabileceği bir adamı olduğunu söylemiş ve Eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, Mütevessiliyan’ın askeri noktalar arasındaki hareketini kolaylaştırması için Muğniye’ye bir ‘Benz’ araba göndermişti.
Aynı röportajda Emir Mütevessiliyan, Muğniye'nin ABD’li rehin bir diplomatı Ahmed Mütevessiliyan ile takas etme anlaşmasını tamamlamak üzere Ez-Zabadani kampına sevk ettiğini ancak daha sonra Tahran’ın öneriye olumsuz yanıt verdiğini açıklamıştı. Mütevessiliyan “Öneri reddedildikten sonra Hizbullah, ABD’lilerle bir takas anlaşması yaptı. Anlaşmaya göre 25 Hizbullah üyesi serbest bırakılırken Ahmed Mütevessiliyan kaldı” demişti.

Çürük bir diş
Eylül 2020'de İran medyasında Mütevessiliyan’ın cesedinin Tahran'da bulunduğuna dair çelişkili haberler ve bir DNA incelemesi yapıldığına ilişkin söylentilerle birlikte, BBC Farsça kanalı, DMO liderleri arasındaki, özellikle de Mütevessiliyan’a yakın liderler ile DMO komutanlık pozisyonları için mücadele eden rakipleri arasındaki ihtilaflara ışık tutan ‘Yavaş Darbe’ adlı bir belgesel haber yayınlamıştı. Belgesel, adını DMO’daki saha komutanlarının güvenlik ve siyasi faaliyetler yoluyla komutanlık pozisyonlarındaki hakimiyetlerini sıkılaştırmaya çalışan başka komutanları durdurmak için kullandıkları bir terimden almıştı. Belgesel, özellikle Kasım 1984'te iki grubun önderleri arasında suçlamalar ve karşılıklı eleştirilere tanık olan bir oturumu anlatıyordu.
Belgesel, Mütevessiliyan’ın başta eski komutan Muhsin Rızai olmak üzere DMO’nun üst düzey komutanlarına İran-Irak savaşının yönetimi konusunda karşı çıkması sebebiyle çatışmaların şiddetine rağmen Lübnan'a gönderildiği hipotezine ilişkin haberleri destekliyor.
Belgesele yanıt olarak, DMO’ya bağlı Tesnim Haber Ajansı o oturumun ‘tam ses kaydını’ servis etmişti. Ancak BBC Farsça tarafından Haziran 2022'de yayınlanan bir belgesel, DMO ajansının kaydından silinen ve Mütevessiliyan’ın ortadan kaybolması ve akıbetiyle ilgili olan ‘temel’ noktaları ortaya çıkarmıştı.
Silinen kısımlar arasında DMO Operasyon Odası Komutanı Hasan Behmeni'nin şu anda İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevini üstlenen dönemin DMO Komutan Yardımcısı Ali Şemhani’nin açıklamalarına atıfta bulunduğu bir bölüm yer alıyordu.
Şarku’l Avsat’ın Mehr’den aktardığına göre ses kaydında yer alan ifadesinde Behmeni, komutan Mütevessiliyan’ın Lübnan'a gönderildiğinde DMO komutanları arasındaki en parlak saha komutanı olduğunu söylüyor ve Şemhani’nin “Mütevessiliyan çürük bir dişti ve çekildi” sözünden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.



Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
TT

Ortadoğu'da Amerikan savaş davulları yeniden çalıyor

USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)
USS Gerald Ford uçak gemisi, Akdeniz'deki Girit adasının Suda Körfezi'nde demirlemiş durumda, 24 Şubat 2026 (AFP)

Elie Kuseyfi

İran'a karşı Amerikan askeri saldırısını geciktiren tek şeyin, sanki zaten gerçekleşmiş ve hedeflerine ulaşmış gibi, etkilerinin tamamlanması olduğu açıkça ortaya çıktı. Bunun dışında, saldırı bir zaman meselesi ve görünüşe göre hiçbir sebeple, hatta son günlerde ve haftalarda Donald Trump'ı saldırıyı başlatmadan önce durup on, yüz veya bin kere saymaya iten sebeplerle bile ertelenmesi söz konusu değil. Bu sebepler arasında İran'ın Nicolás Maduro Venezuelası ya da Saddam Hüseyin Irakı olmaması da yer alıyor. Bu nedenle, savaşın uzayacağı ve Amerika Birleşik Devletleri ve bölge içinde çok sayıda yankısı olacağı korkusu var. Mühimmatta, özellikle de İsrail'in geçen haziran ayındaki savunmasında kullanılan, Ukrayna'ya da gönderilen ve üretim sorunları yaşanan önleme füzelerinde bir yetersizlik de yaşanabilir.

Buna ilave olarak, Dini Lider Ali Hamaney'in tehdit ettiği gibi bu “uyarı saldırısının” bölgesel bir savaşı tetiklemesi korkusu da var. Trump da bu tehdide “Ne olacağını göreceğiz” diyerek meydan okumuştu. Ancak ABD Başkanı, İran'a, daha doğrusu Hamaney'e karşı bir “zafer” elde etmeden yarı yoldan geri dönemeyeceğine ikna olmuş gibi görünüyor. Muhtemelen, 2003’teki Irak işgalinden bu yana benzerinin konuşlandırılmadığı bir askeri gücü bölgede kullanmaktan kaçınmanın maliyetinin, özellikle de ABD ara seçimleri yaklaşırken, kullanmanın maliyetinden daha büyük olduğuna ikna olmuş durumda. Trump bu saldırıyı, kritik bir seçim fırsatı (aksi değil) olarak düşünüyor da olabilir.

Yani, ABD’nin savaş hazırlıkları artık tamamlandı, geriye sadece “başlama saati”ni beklemek kaldı. USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Yunanistan'ın Girit adasına ulaşarak, onlarca savaş uçağı, bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçağı ve füze savunma bataryasıyla birlikte USS Abraham Lincoln'e katıldı. Haberler, bu askeri yığınağın ABD hava kuvvetlerinin küresel konuşlanma kapasitesinin yüzde 40 ila 50'sini temsil ettiğine ve “ABD’nin daha önce hiç bu kadar gücü kullanmadan konuşlandırmadığına” işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı pazartesi akşamı Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in İran'a saldırı düzenlenmesine karşı yaptığı uyarılarla ilgili haberleri ve raporları yalanladı. Haberler Keane'in, mühimmat ve müttefiklerden destek eksikliği ve ABD kuvvetleri için olası önemli riskler nedeniyle böyle bir saldırıya karşı çıktığını aktarmışlardı. Bu yalanlamayla Trump, yönetimi içindeki tartışmaya İran rejimine karşı askeri bir saldırı düzenleme lehine son noktayı koyuyor gibi görünüyordu.

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı

Bundan önce, ABD Özel Temsilcisi Steve Wittkof, Donald Trump'ın Tahran'ın neden henüz “teslim olmadığını” sorguladığını açıklamıştı. Bu, İran'a bu son fırsatı değerlendirmesi ve mevcut Amerikan mantığına göre, İran rejimini “zorunlu teslimiyete” zorlayacak askeri bir saldırıdan önce “gönüllü teslimiyeti” kabul etmesi için açık bir davetti.

Trump'ın İran'a askeri saldırı düzenleme seçeneğine meyilli olduğunun göstergelerinden biri de Washington'un gerekli olmayan diplomatlara Beyrut'tan ayrılmaları direktifini vermesi ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e yapmayı planladığı hafta sonu ziyaretini gelecek ayın başına ertelemesidir.

Dahası, New York Times gazetesinin sızdırdığı “Trump'ın İran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için sınırlı bir saldırı düşündüğü ve saldırı başarısız olursa rejimi devireceği” yönündeki bilgiler, esasen “İran sorunu” ile başa çıkmakla ilgili mevcut seçenekleri tartışan bir Beyaz Saray toplantısının tutanaklarıydı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu sadece gazetecilik açısından bir sansasyon haber değildi; İran liderliğine, muhtemelen önümüzdeki perşembe Cenevre'de olacak son fırsatı değerlendirmesi için doğrudan bir mesajdı. Buna göre ya nükleer konuda ciddi tavizler verip “sembolik bir zenginleştirme” oranını kabul etmeli ya da Tahran, Trump'ın uzun süreceğinden korkmadığı bir askeri harekat için hazır olmalıdır. New York Times'ın sızdırdığı bilgiler, Trump'ın savaşın uzun sürmesinden korkmadığını, aksine İran “teslim olmazsa” kendisi ile aylarca, belki de ikinci ve son döneminin geri kalanında, aşamalı olarak sürecek bir savaş olasılığını dışlamadığını gösteriyor. Amerikan gazetesinin haberine göre Trump, yakın danışmanlarına, diplomasi başarısız olursa önümüzdeki aylarda İran'a karşı büyük bir saldırı başlatacağını veya Tahran'ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak için kısa, açılış niteliğinde bir saldırı düzenleyeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübündeki görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bugün Amerikan sözlüğünde teslimiyet, her şeyden önce, İran rejiminin 47 yıllık tarihinde ikinci kez “zehri yudumlamaya” hazır olduğunu ilan etmesi demek; zehri ilk kez 1980'lerin sonunda Irak ile ateşkesi kabul ederek yudumlamıştı. Gelgelelim, Irak ile sekiz yıllık savaş İran rejiminin sosyal, siyasi ve askeri temellerini sağlamlaştırdıysa, ABD ile bir savaş, bu rejimi en azından “yumuşatılmış İslami versiyonu” ile yeniden üretecektir.

Ancak, dikkat çekici olan şu ki, önemli ve mesaj yüklü Amerikan sızıntılarına karşılık, İran sızıntıları da en az onlar kadar önemli ve anlamlı; sanki İran rejiminin kendi isteğiyle bir geçiş evresine girdiğini doğruluyor gibi. Nitekim Fransız Le Figaro gazetesi, bilgili kaynaklara dayanarak, eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesinde baskıların başlamasından kısa bir süre önce, rejim içinde Dini Lideri görevden almaya yönelik bir harekete öncülük ettiğini belirtti. Kaynaklar, bu girişimin başarısız olduğunu, çünkü toplantıda hazır bulunan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin desteğini alamadığını ifade etti.

Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınması, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasındaydı

Bu haber, New York Times gazetesinin, protestolar ve Dini Lider başta olmak üzere İran liderliğine yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, ABD ile artan savaş olasılığının gölgesinde, Dini Lider'in, en güvendiği adamlarından biri olan Laricani'yi ülkeyi yönetmekle görevlendirdiğini bildirmesinin ardından geldi. Cumartesi günü Axios sitesi de bilgi sahibi olduğunu söylediği kaynaklara dayanarak, Dini Lider ve oğlu Mücteba da dahil olmak üzere İran liderliğinin hedef alınmasının, geniş bir askeri seçenek yelpazesinin parçası olarak Trump'a sunulan senaryolar arasında yer aldığını bildirdi.

Gazete, adlarını vermediği altı üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı üyesi ve iki eski diplomatın, Laricani'nin ülkenin geniş çaplı protestolar ve ABD askeri saldırısı tehditleriyle karşı karşıya kaldığı ocak ayı başından beri hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını etkin bir şekilde yönettiğini söylediğini aktardı. Bu arada, İran medyası da Ayetullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989'da göreve gelen Dini Lider'in yerine bir halef atama çabaları hakkındaki spekülasyonları körükledi.

 İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)İran Parlamentosu Eski Başkanı Ali Laricani, cumhurbaşkanlığı seçimleri için kayıt belgelerini gösteriyor, Tahran, 31 Mayıs 2024 (AFP)

Bütün bunlar, İran iktidar yapısı içinde bir tür “hareketliliğe” veya daha doğrusu, olanların Laricani'ye yönetim gücünün devredilmesinden başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Bu, “fırtına geçene” kadar geçici bir icraat olmaktan ziyade, büyük olasılıkla kalıcı bir icraat olacaktır. Yine bu, “Cenevre süreci”ne paralel bir yol izliyor gibi görünen Ali Laricani liderliğinde İran rejiminin gidişatında yeni bir aşamanın duyurusu niteliğindedir. Kendisi büyük olasılıkla Umman ve belki de Katar'ın arabuluculuğuyla Amerikalılarla siyasi müzakereler yürütüyor ve bu müzakereler, Washington'un “yeni rejimi” tanımasını sağlamayı da içeriyor.

Peki, bu gerçekleşecek mi? Amerikan iç kaygılarından bölgesel endişelere kadar, İran meselesini çevreleyen karmaşıklıklar göz önüne alındığında, bu sorunun cevabı şüphesiz zor. Ancak, İran rejiminin şahin kanadından ve son protestoların bastırılmasını denetleyen Laricani'nin hem içeride hem de dışarıda rejimin meşruiyetini yeniden inşa edebileceğini hayal etmek de aynı derecede zor. Bu kesinlikle Trump'ın İran’dan beklediği türden bir “teslimiyet” değil, aksine İran rejiminin tarihinin en zayıf döneminde elde ettiği bir zafer olacaktır. Bu ise Donald Trump “teslimiyet” kelimesini yeniden tanımlamadığı sürece, mevcut bölgesel ve uluslararası iklimde gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir paradoks.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
TT

Ulusa Sesleniş'te Trump'tan üçüncü dönem şakası

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Ulusa Sesleniş konuşmasında bunun "Üçüncü dönemim olması gerek" diye espri yaptı (Reuters)

Brendan Rascius 

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında, üçüncü döneminin ortasında olması gerektiğine dair espri yaptı.

79 yaşındaki Cumhuriyetçi başkan, Temsilciler Meclisi salonunda toplanan meclis üyelerine, kabine üyelerine ve Yüksek Mahkeme yargıçlarına, "İkinci dönemimin ilk yılı... Üçüncü dönemim olmalıydı" dedi.

Bu, Trump'ın, eski Başkan Joe Biden'a kaybettiği 2020 seçiminin kendisinden "çalındığını" kanıt olmadan ima ettiği son olaylardan sadece biri.

Geçen yıl göreve döndüğünden beri başkan, Anayasa'nın 22. maddesi başkanların iki dönemden fazla görev yapmasını yasaklamasına rağmen, üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de defalarca dile getirdi.

Martta NBC News'a 2028'de aday olma konusunda "şaka yapmadığını" söylemiş ve "Birçok insan bunu yapmamı istiyor" diye eklemişti.

Ekimde Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Kongre Demokratlarıyla yaptığı bir toplantıda "Trump 2028" şapkalarının Oval Ofis'teki çalışma masasına yerleştirildiğini söylemişti.

Aralık ayında Beyaz Saray'da düzenlenen bir resepsiyonda Trump, İsrail asıllı Amerikalı mega bağışçı Miriam Adelson'ın kendisine 2028'de anayasaya aykırı bir üçüncü dönem için aday olması karşılığında 250 milyon dolar teklif ettiğini öne sürmüştü.

Ancak zaman zaman bu kuşkulu olasılık hakkında karışık sinyaller verdi.

Ekimde Air Force One'da tekrar aday olup olmayacağı sorulduğunda gazetecilere, "Bunu yapmayı çok isterim. Şimdiye kadarki en iyi rakamlarıma sahibim" demişti. Ancak daha sonra 2028'de aday olmanın "fazla kurnazca" ve "yanlış" olacağını söylemişti.

Üçüncü bir dönem için aday olmayı tamamen masadan kaldırıp kaldırmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı vermişti:

Masadan kaldırmıyor muyum? Yani, siz söyleyin.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
TT

Rusya'dan Avrupa'ya göçmen kaçırmak için kullanılan tüneller... Uzmanlar "İran'ın müttefiklerinin" de işin içinde olduğundan şüpheleniyor

Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)
Polonya'nın güneydoğusundaki Lippa'da bulunan Kara Kuvvetleri Eğitim Merkezi karargahı- Gomsburg Kampı'ndaki askerler (EPA)

Polonya, Rusya'yı Batı'ya karşı "hibrit savaş" olarak nitelendirdiği bir politika kapsamında, Belarus'tan kaynaklanan yeraltı tünelleri aracılığıyla Avrupa'ya göçmen göndermekle suçladı. Telegraph gazetesi, Polonyalı yetkililere dayandırdığı haberinde, Alexander Lukashenko liderliğindeki Belarus'un bu tünelleri tasarlamak ve kazmak için Ortadoğu'dan "son derece deneyimli" uzmanlar görevlendirdiğini bildirdi.

Askeri uzmanlar, tünel inşaatında uzmanlaşmış Hamas, Hizbullah, Kürt grupları veya DEAŞ gibi Ortadoğu gruplarının bu tasarımın arkasında olabileceğini öne sürdüler.

Bu taktik, Moskova ve Minsk'in Polonya'nın doğu sınırına uyguladığı baskıda yeni bir gerilimi temsil ediyor; bu sınırda on binlerce göçmeni sınırın ötesine geçirme girişimleri defaatle yaşandı.

Araştırmacı Lynette Nussbacher, Lübnan ve Gazze'deki geçmiş deneyimleri örnek göstererek, İran destekli grupların desteğinin "muhtemel" olduğunu belirtti. Diğer uzmanlar da olasılıkların çok sayıda olduğunu ve sorumluluğun kesin olarak belirlenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Podlaskie'deki Sınır Muhafız birliğinden Yarbay Katarzyna Zdanovich, 2025 yılında dört tünel keşfedildiğini belirterek, termal kameralar ve sensörler de dahil olmak üzere gözetim sistemlerinin, yer altında bile sızma girişimlerinin tespit edilmesine olanak sağladığını vurguladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Aralık ayında Polonya'nın doğusundaki Narewka köyü yakınlarında en büyük tünellerden biri keşfedildi. Çoğunluğu Afganistan ve Pakistan'dan olmak üzere 180 göçmeni geçirmek için kullanılmış olan tünelden çıkanların çoğu yakalandı. Yaklaşık 1,5 metre yüksekliğindeki tünelin Belarus tarafındaki girişi bir ormanın içinde gizlenmişti. Tünel, Belarus'a yaklaşık 50 metre, Polonya'ya ise 10 metre uzanıyordu ve çökmesini önlemek için beton desteklerle güçlendirilmişti.

Varşova, bu eylemlerin Batı'yı Ukrayna'ya verdiği askeri destekten dolayı cezalandırmak ve Kiev hükümetine olan desteği zayıflatmak amacıyla yapıldığını savunarak, nihai sorumluluğu Belarus rejimine yüklüyor.

Ukrayna'nın 2022'deki işgalinden önce bile Belarus, Polonya'ya giden göçmenler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanılmış ve bu durum Polonya'nın yüzlerce kamerayla donatılmış 200 kilometrelik bir çit inşa etmesine yol açmıştır.

Polonya ayrıca Rusya'yı insansız hava araçları (İHA) kullanarak sabotaj saldırıları düzenlemek ve kaçak mal taşıyan balonlarla havada kaos yaratmakla suçluyor.

Polonya tünelleri tespit etme ve imha etme yeteneğini koruyor, ancak bir tünel kapatılır kapatılmaz yenilerinin ortaya çıkacağından endişe ediyor. Bu durumu, AB sınırlarına yönelik sistematik bir baskı kampanyası olarak nitelendiriyor.