Irak’ın işgalinden 20 yıl sonra

ABD’li neo-muhafazakarlar ile İsrail yanlısı Amerikan sağı, Arap dünyasını zayıflatmak ve parçalamak için bu fırsatı değerlendirmek konusunda hemfikirlerdi.

Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
TT

Irak’ın işgalinden 20 yıl sonra

Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)

Nebil Fehmi
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgali, ülkesinin komşusu olan bir Arap ülkesine karşı işlenen bir suç, uluslararası hukukun açıkça bir ihlali, Irak'a pahalıya mal olan ve Arapların ulusal güvenliğinin sonun başlangıcı olan vahim bir hataydı. Kuveyt’in işgaliyle Arap ülkelerinin güvenliklerini sağlayabileceklerine dair ortaya çıkan şüphe, endişe ve güvensizlik, özellikle bekalarına yönelik tehditler karşısında ulusal güvenlikleri için yabancı taraflara güvenme fenomenine kapıyı ardına kadar açtı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Kuveyt’in işgal eden Irak’a karşı birkaç karar aldı. Hangi argümanlar ve gerekçeler sunulursa sunulsun, ülkelerin zorla işgal edilmesinin reddedildiğinin bir ifadesi olarak Kuveyt'i özgürleştirmek için ABD liderliğinde Mısır ve Suriye'nin de yer aldığı çok uluslu bir askeri koalisyon kuruldu.
ABD, 2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında Irak'ı yasal yahut meşru bir dayanak olmaksızın ve uluslararası sistemin dışında işgal etmeye karar verdi. Mısır, Suriye ve diğerleri, hatta ABD’nin müttefikleri dahi bu karara karşı çıktılar. Yansımaları tam 20 yıldır devam eden bu adımla ilgili halen pek çok soru işareti söz konusu.
1999-2008 yılları arasında Mısır’ın Washington Büyükelçiliği görevinde olmam, Irak'ın işgali ile ilgili olayları yakından takip etmemi ve Mısır’ın tutumlarıyla ilgili olayların merkezinde yer almamı sağladı. Yine de ABD’nin ve İngiltere’nin tutumlarına dair halen netleşmemiş birçok gizem olduğunu dürüstçe kabul ediyorum. Ancak zaman geçtikçe ve birkaç uluslararası belgenin yayınlanmasından ve bunların tarihçiler tarafından incelenmesinden sonra netleşeceklerine inanıyorum.
Irak'ın işgalinden önce yaşananlar ve daha ziyade Irak'ın Kuveyt'e yönelik tehditleri üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Saddam Hüseyin, dönemin ABD Bağdat Büyükelçisi April Glaspie ile görüştü. Glaspie ona ABD'nin Irak-Kuveyt anlaşmazlığına müdahale etmeyeceği sonucuna varmasına neden olay bir mesaj iletti. Tam olarak hangi mesajın verildiğine dair birbiriyle çelişen açıklamalar söz konusu. ABD yönetimi ise dolaylı da olsa Saddam'a yeşil ışık yaktığı yönündeki tüm suçlamaları reddetmeye çalıştı. Büyükelçi Glaspie, daha sonra kaleme aldığı anılarında, kendisine verilen talimatları doğru ve dürüst bir şekilde ilettiği belirtti.
Kuveyt’in özgürleştirilmesinden önce, Mısır’ın New York'taki misyonluğunda görevli olduğum sırasında dönemin ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering ile aramızda geçen bir konuşmayı da hatırlıyorum. Pickering, Saddam'ın Kuveyt'le arasındaki anlaşmazlığın çözümü için sunulan uluslararası tekliflerden birini kabul edeceğinden ya da sadece Kuveyt topraklarının 10 kilometresini kontrol etmekle yetineceğinden çok endişeliydi. Çünkü iki olasılığın da Irak’ın ihlallerinin ciddiyetini azaltacağını ve Irak'a askeri olarak karşı koyacak bir ittifak oluşturmak için gerekli uluslararası desteğin hayata geçirilmesini zorlaştıracağını düşünüyordu.
Irak'ın işgaline karşı çıkan baba Bush'un yönetimi sırasında Glaspie ve Pickering'in Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle ilgili tutumlarını hatırlıyorum. Belki de tarihçiler, Glaspie ve Pickering'in ABD’nin Irak'ı işgal etme kararıyla bir ilgisi olup olmadığını araştırıyorlardır ama ben bunun olduğunu doğrulayamam. Ancak Başkan W. Bush’un neo-muhafazakarlarla ve ABD’nin hedeflerine ulaşmak için tüm gücünü kullanması gerektiğini savunanlarla dolu olan yönetimi göreve geldiğinde Irak'a olan ilgisi oldukça belirgindi.
2001 yılında yaşanan 11 Eylül olaylarından birkaç ay sonra, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Ortadoğu'da bir tura çıkma kararı aldı. Bundan yararlanarak onu ziyaret ettim ve ona Mısır'ın ABD ile ilişkilere ve Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki tıkanmış olan barış süreci gibi bölgesel meselelere ilişkin tutumlarından Filistin'in durumuna dikkat çekerek bahsettim. Cheney, ziyareti sırasında birincil öncelik olarak Irak dosyasında istişarelerde ısrar ederek beni şaşırttı. Bu da Irak'la ilgili kafalarda bir şeyler olduğu kanısına varmama neden olurken Kahire'ye de bundan bahsettim. Bunların tam olarak neler olduğunu netleştirmeye ve takip etmeye çalışacağımı söyledim.
Benim değerlendirmem, neo-muhafazakarların, George W. Bush’un başkanlık görevini devralmasıyla Irak'ı işgal etmeye kararlı oldukları yönünde olsa da gerekçelerine göre farklı değerlendirmeler de vardı. George Bush, babasının kariyerini tamamlamak mı yoksa onu çiğneyip kendini kanıtlamak mı istiyordu? Oğul Bush, Saddam'ın görev süresinin bitiminden sonra babasıyla alay etmesine karşı öfkeli miydi? Ya da Irak'ın işgali, 11 Eylül olaylarından sonra büyük bir askeri harekatla ABD’nin prestijini geri kazanma girişimi miydi? Tüm bu yorumların sağlam dayanakları olabilir. Fakat daha büyük olasılıkla ABD’yi Irak’ı işgale iten başlıca güdü, neo-muhafazakarlar ile İsrail yanlısı Amerikan sağı arasında Arap dünyasını zayıflatmak ve parçalamak için bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiği yönündeki fikir birliğiydi.
ABD’de Irak'ın Kuveyt'i işgaline karşı çıkılması ve devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi gereği gibi açık, kategorik ve istikrarlı bir tutuma sahip olmasına ve ayrıca Irak'taki istikrarsızlığın özellikle Irak ile İran arasındaki hassas bölgesel dengeyi baltalayacağı uyarılarında bulunmasına rağmen Mısır'ın tüm bunlardaki konumuna hakkında birçok soru gündeme geldi. Mısır’ın uyarılarını ABD yönetimine, ABD Kongresi'ne ve Amerikan kamuoyuna ilettiğimde, bazı Kongre üyeleri dost ülke Mısır'ın tutumundan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Buna, gerçek bir dostun, tam bir dürüstlük cesaretine sahip olan olduğunu söyleyerek yanıt verdim. Mısır, her zaman bu ilkeye bağlı kalmıştır.
Arap ülkelerinden hiç kimse, hatta kendi çıkarları için onun karşısında yer almayanlar bile Saddam Hüseyin’in halkına karşı kanlı müdahalelerde bulunduğuna ve komşularına karşı düşmanca davrandığına karşı çıkmıyordu. ABD, Irak'ı işgal etme kararını haklı çıkarmak için dayanıksız gerekçeler sundu. Önce 11 Eylül olaylarını Irak rejimi ile ilişkilendirmeye çalıştı. Ancak bu teori, doğrudan ve ilgili bir ortak olan İngiltere dışında, yönetim içinden ve NATO üyesi müttefiklerinden destek görmedi.
ABD, Irak'ın nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğunu iddia etse de, BM müfettişleri işgalden önce bunun doğru olmadığını teyit ettiler. ABD'nin bu silahlardan hiçbirini bulamaması da BM müfettişlerinin raporunu doğruladı. Ben de bu bilgiyi doğrudan neo-muhafazakarların önde gelen isimlerin biri ve dönemin ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) iki numarası olan Paul Wolfowitz'den aldım. ABD’nin güvenlik, askeri ve diplomatik kurumları arasında ABD'ye ya da onun çıkarlarına yönelik herhangi bir tehlikenin olduğu konusunda bir fikir birliği sağlanamadığında verdiği yanıttaki ifadeler ve güzel konuşması beni şaşırttı. Bush yönetim, işgal için kanıt olmamasına rağmen bu teoriyi benimsedi.
Amerikan Merkez Haberalma Teşkilatı (CIA) eski Direktörü George Tenet, Irak'ın nükleer silahlara sahip olduğuna dair ‘kesin’ bir kanıt olmadığını söyledi. Ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BMGK’nın bir oturumunda dönemin Nijer Dışişleri Bakanı'nın imzasını taşıyan Irak'a uranyum ihracatıyla ilgili bir mektubu ele geçirdiklerini söyledi. İddia, aynı oturumda dönemin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Mısırlı Direktörü Muhammed el-Baradey tarafından yalanlandı ve Nijer Dışişleri Bakanı’nın mektubun tarihinden çok daha önce değiştiğini açıkladı. ABD yönetimden ayrılmasından sonra Paul ile bir araya geldiğimde ona bu olay ben de şaşkınlığa neden olduğunu söyledim. O da kandırıldığını kabul etmekten çekinmedi. Daha sonra anılarında da bunu tekrarladı ve tüm bunlara karıştığı için özür diledi.
Irak'ın işgalinin üzerinden geçen 20 yılın ardından işgalin nedenlerine ve uygulanmasına dair hem ABD hem de uluslararası kamuoyunda halen birçok soru işareti söz konusu. İşgal, ABD’nin ya da Arap ülkelerinin çıkarlarını sağladı mı? İster sağcı ister solcu olsunlar ABD’li analistlerin büyük çoğunluğunun, Irak'ın işgalinin büyük bir hata olduğuna inandıklarına, çünkü bölgede Arapların aleyhine İran lehine bir güç dengesizliği yarattığına inanıyorum. Bu dengesizlik de İsrail dahil ABD’nin dostlarının güvenliğini tehdit ediyor. Irak'taki istikrar ve güvenliğin olmadığı bu ortam radikallere uygun bir yaşam alanı yarattı. DEAŞ’ın ortaya çıkmasına ve Irak’ın işgalini Amerikan dış politika tarihindeki en büyük hata olarak niteleyen Donald Trump gibi Demokrat sol ve Cumhuriyetçi sağ dahil olmak üzere Irak ulusal sisteminin tükenmesine yol açtı. Hem Demokratlardan hem de Cumhuriyetçilerden birçok isim Irak'ın işgalini ‘ABD dış politika tarihindeki en büyük hata’ olarak nitelendirdiler. Donald Trump da bunlardan biriydi. ABD’de kısa bir süre önce yayınlanan anketler, ABD’lilerin çoğunun, Irak’ı işgal kararının bir hata olduğuna inandığını gösteriyor.
İsrail'in İran'ın yarattığı tehlikelere karşı defalarca kez uyarmasına rağmen Irak’ın işgalinin tek ve en büyük kazananının ABD’deki neo-muhafazakarlar ile İsrail arasındaki siyasi ittifak olduğuna inanıyorum. Çünkü Arapları ve ulusal devletin temellerini parçalamakla ilgileniyorlar ve ulusal kimliğin bozulması pahasına nifak ve mezhepçilik tohumları ekmeye çalışıyorlar.
Irak’ın işgalinin Araplar açısından değerlendirmesi ise oldukça hassas ve karmaşık bir konu. Saddam Hüseyin'in ortadan kaldırılması, sert uygulamaları ve ciddi ihlallari nedeniyle birçok Körfez ülkesini rahatlattıysa da İran’ın nüfuzunun artması beraberinde birçok tehlikeyi getirdi. Arap ülkelerinin ulusal güvenlikleri sağlayabileceklerine olan güven eksikliği, birçok kişinin yabancı ülkelerin güvenlik yeteneklerine gereğinden fazla bel bağlamasına ve ulusal savunma yeteneklerinin geliştirilmesini ihmal etmesine neden oldu. Bu da Ortadoğu'da Arapların çıkarına olmayan bir güvenlik dengesi yarattı.
Belki biz Araplar olarak, acil durumların ve çatışmaların çözümü için bölgesel mekanizmalar oluşturup harekete geçirerek sorunların ve anlaşmazlıkların artmaması için Arap Devletleri Ligi (AL) çerçevesinde proaktif ve önleyici diplomasiyi benimseyip uygulayarak Arap ülkeleri arasındaki anlaşma ya da anlaşmazlıklarla ilgili istişareleri ve temasları yoğunlaştırarak ve uygulamaları kontrol ederek bu deneyimden bazı dersler çıkarabiliriz. Arapların, Arap ailesi dışından dost ya da düşman kim varsa herkesle diyalog ve istişare yoluyla bölgesel diplomasiyi yeniden canlandırmaları gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.