İnsan hakları örgütleri, İsrail'in Filistinli tutuklulara karşı hak ihlallerindeki artışa dikkati çekiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İnsan hakları örgütleri, İsrail'in Filistinli tutuklulara karşı hak ihlallerindeki artışa dikkati çekiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Filistinli insan hakları örgütleri, 2022'nin İsrail’in Filistinlilere karşı gözaltı ve tutuklamalarla ağır insan hakları ihlallerine ve cezaevlerinde artan baskıcı politikalarına tanık olunan bir yıl olduğuna dikkati çekiyor.
Filistin'de her yıl 17 Nisan, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs ile abluka altındaki Gazze Şeridi’nde İsrail güçleri tarafından çeşitli gerekçelerle tutuklanan veya gözaltına alınan Filistinlilerle dayanışma amacıyla "Filistin Esirler Günü" olarak anılıyor.
Önde gelen uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail’i, sistematik ırksal ayrımcılığı ifade eden apartheid rejimi olarak tanımlarken Filistinlilerin en fazla hak ihlaline maruz kaldığı uygulamalardan biri de keyfi gözaltı ve tutuklamalar.
AA muhabirinin, Filistinli tutuklularla ilgili faaliyet yürüten "Esirler ve Özgürlüğüne Kavuşanlar Heyeti", "Filistinli Esirler Cemiyeti", "Ed-Damir Tutuklulara Destek ve İnsan Hakları Derneği" ve "Vadi el-Hilve Enformasyon Merkezi" gibi bazı sivil toplum kuruluşlarının (STK) raporlarından derlediği bilgilere göre İsrail hapishanelerinde 4 bin 900 Filistinli bulunuyor.
Buna göre 2023 yılında şimdiye kadar, çoğu işgal altındaki Doğu Kudüs'ten olmak üzere aralarında 350'den fazla çocuk ve 40 kadının da bulunduğu yaklaşık 2 bin 300 kişi hakkında gözaltı veya tutuklama işlemi yapıldı.
Abluka altındaki Gazze Şeridi'nde gözaltına alınan Filistinli balıkçıların sayısında da artış gözlenirken İsrail hapishanelerindeki tutuklu balıkçı sayısı 64'e ulaştı.

- İsrail hapishanelerindeki çocuk ve hasta tutuklular
İsrail güçlerince çeşitli iddialarla gözaltına alınan Filistinliler arasında çok sayıda çocuk da bulunuyor. Filistinli çocuklardan bazıları bu gözaltıların ardından İsrail mahkemelerince hapse mahkum ediliyor.
İsrail'in 2022 yılında 882, 1967'den beri ise yaklaşık 50 bin Filistinli çocuğu gözaltına aldığı kaydedilirken tutuklu Filistinli çocuklar, uluslararası hukuku ve çocuk haklarına dair sözleşmeleri ihlal eden koşullarda eğitim ve öğrenimden de yoksun bırakılıyor.
İsrail hapishanelerinde sayıları 5 bine yaklaşan Filistinli tutuklulardan 31’ini kadınlar, 160'ını da 18 yaşından küçük çocuklar oluşturuyor.
Bu kişiler arasında müebbet hapis cezasına çarptırılanların sayısı 554 iken 700'e yakın da hasta tutuklu bulunuyor.
İsrail, ciddi şekilde bakıma muhtaç durumdaki kanser hastası 24 tutukluyu ve bazılarında çeşitli derecelerde tümör bulunan 700 hastayı hapishanede tutmaya devam ediyor.
Tutuklu haklarıyla ilgilenen STK'lar İsrail’in Filistinli tutuklulara karşı "tıbbi ihmal" ve "yavaş yavaş öldürme" politikası uyguladığına dikkati çekerek hasta tutukluların sağlık hakkının ihlal edildiği uyarısında bulunuyor.

- İsrail'in "idari tutukluluk" uygulaması
İsrail, "idari tutukluluk" adını verdiği uygulamayla Filistinlileri herhangi bir suç isnadında bile bulunmadan 1 ila 6 ay alıkoyabiliyor. Askeri mahkemelerce tutuklunun "İsrail'in güvenliği için tehlike teşkil ettiğine" karar verilmesi halinde bu süre 5 yıla kadar uzatılabiliyor.
İsrail hapishanelerinde 6'sı çocuk olmak üzere 1016 "idari tutuklu" bulunuyor.
İnsan hakları kuruluşlarının yayınladığı raporlar, yeni verilen tutuklama kararları ile önceki tutukluluk kararlarının yenilenmesi dahil, son dönemde idari tutuklama kararlarında büyük artış yaşandığına dikkati çekiyor. Buna göre, 2022 sonu itibarıyla 2 bin 409 idari tutukluluk kararı verilirken bu son 5 yılın en yüksek sayısı olarak kayıtlara geçti.

- Naaşları teslim edilmeyen Filistinli tutuklular
Öte yandan İsrail, 1980 ile 2023 yılları arasında hapishanelerde ölen 12 mahkumun naaşlarını ailelerine teslim etmeyi reddederek alıkoymaya devam ediyor.
Tutukluların aileleriyle birlikte sistematik şekilde hak ihlallerine maruz kaldığı belirtilen raporlarda, İsrail'in toplu cezalandırma politikasını yaygınlaştırdığı, tutuklulara ve ailelerine yönelik ihlalleri arttırdığı kaydediliyor. Aralarında ruhsal ve kronik hastalıklardan muzdarip 35 tutuklunun tecrit edilerek hücre hapsinde tutulduğu, ailelerinin bu kişileri ziyaret etmesinin engellendiği aktarılıyor.
İsrail güçlerinin Filistinlilere yönelik gözaltı ve tutuklamaları genellikle gece yarısı ev baskınlarıyla yapılırken bu baskınlar sırasındaki aramalarda mahremiyetin ihlali, evin altüst edilmesi, eşyalara zarar verilmesi, elektronik ev aletleri ve teknolojik cihazların kırılması gibi orantısız güç kullanımının yaygınlığına dikkat çekiliyor.

- Filistinli 19 gazeteci parmaklıklar ardında
Filistinli 19 gazeteci de parmaklıklar ardında tutuluyor.
Beyrut merkezli "Gazetecileri Destekleme Komitesi"ne göre, İsrail makamları, 19 Filistinli gazeteci ve medya çalışanını "insanlık dışı ve acımasız sağlık koşulları altında" hapishanede tutuyor.
Bu gazeteciler arasında, ceza almış 10, tutukluluğu birkaç kez yenilenen idari tutuklu 4 ve yargılanmadan tutukluluğu devam eden 5 kişi bulunuyor.

- Aşırı sağcı İsrail hükümeti, Filistinli tutukluların koşullarını zorlaştırıyor
İsrail'de 2022'nin sonunda göreve gelen Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, aşırı sağcı ve ırkçı politikalarıyla bilinen ve Filistinli tutuklulara karşı daha katı tutum sergilenmesini isteyen partilerden oluşuyor.
Raporlar, İsrail hükümeti tarafından, önceki yıllarda işletilen yasalara ek olarak, 2023 yılı içinde "tutukluların ve ailelerinin kaderini etkileyen ırkçı yasaların" sayısının arttığına işaret ediyor.
Bu kapsamda, İsrail'e karşı direniş faaliyetleri yürüten İsrail vatandaşı Filistinliler ile Doğu Kudüs’te daimi oturumu bulunanların, tutukluluk hallerine ek olarak vatandaşlık ve ikamet haklarının iptal edilmesini öngören yasa tasarısı hazırlanıyor.
İsrail hapishanelerinde Filistinlilere yönelik "duş alma süresi ve kullanılan su miktarı kısıtlaması, bayat ve bozuk ekmek dağıtılması, baskın ve teftişlerin artarak devam etmesi, tutukluların hücreye alınması" gibi çeşitli baskı yöntemleri de sıklaşıyor.
Filistinlilere karşı ırkçı ve ayrımcı söylem ve eylemleriyle bilinen Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Filistinli tutukluların, cezaevindeki hayat koşullarını zorlaştıran ve haklarını ihlal eden girişimleriyle öne çıkıyor.
Ben-Gvir, 6 Ocak’ta İsrail'in güneyindeki Nefha Hapishanesi'ni ziyaret ederek, "Filistinli tutukluların koşullarının zorlaştırılması için önlemler alma" tehdidinde bulunmuştu.
Ben-Gvir, 8 Ocak'ta da İsrail Meclisindeki Arap milletvekillerinin, Filistinli tutukluları ziyaretlerine kısıtlama getirilmesi kararı almıştı. Bir önceki İsrail hükümetinde Ben Gvir’in selefi olarak görev yapan Bakan Omar Bar-Lev döneminde ise Meclisin tüm üyelerine ziyaret izni veriliyordu.

- İsrail'in baskılarına karşı Filistinli tutukluların tek seçeneği "açlık grevi"
İsrail'in bu baskı politikalarına karşı Filistinli tutukluların önünde ise açlık grevi dışında pek bir seçenek bulunmuyor.
Filistin Esirler Cemiyeti, dün yaptığı açıklamada, 71 gündür açlık grevinde bulunan Filistinli tutuklu Hıdır Adnan'ın (44) hayatının "gerçek bir tehlike" altında olduğu uyarısında bulundu.
"Adnan'ın sağlık durumunun son derece tehlikeli bir aşamaya geldiği, her an şehit olmayla karşı karşıya olduğu" kaydedilen açıklamada, "uluslararası insan hakları kurumları dahil tüm yetkili makamlar vakit geç olmadan Filistinlinin hayatını kurtarmaya" çağrıldı.

- Ramazan ayında Mescid-i Aksa'da gözaltılar
İsrail güçlerinin işgal altındaki Doğu Kudüs’te uyguladığı gözaltılar, ramazan ayında Mescid-i Aksa’daki Filistinlilere karşı da devam etti.
Fanatik Yahudilerin "Pesah Bayramı" nedeniyle Mescid-i Aksa'ya baskın düzenleme ve burada kurban kesme çağrıları üzerine teravih namazının ardından Aksa'daki Kıble Mescidi'ne sığınan Filistinlilere İsrail polisi müdahale etti.
İsrail polisi, Kıble Mescidi'nde ibadet eden Filistinlilere karşı göz yaşartıcı gaz, kauçuk kaplı mermi ve cop kullandı, kutsal mabedi adeta savaş alanına çevirdi.
İsrail güçleri, uluslararası tepkiye yol açan saldırılarında, Kıble Mescidi'ne sığınan 400'den fazla Filistinliyi gözaltına aldı.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.