Şam’ın cihatçılarla dansı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Şam’ın cihatçılarla dansı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Charles Lister
DEAŞ 2019’da bu coğrafyada hezimete uğrasa da örgüt, Suriye’de varlığını ve faaliyetini sürdürüyor.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimi son haftalarda, Ortadoğu’daki konumunu normalleştirmeyi hedefleyen yeni diplomatik temas dalgasının meyvelerini topladı. Dünya, bu hasadı izlerken pek çok kişi, Şam rejiminin 2011’den beri işlediği olağanüstü suçlar listesinin, basiretsiz bir “gerilimi azaltma” siyaseti altında görmezden gelindiği bu durumu eleştirdi.
Bu tür şikâyetlerin haklılığı var ve hükümetleri, rejimle ilişkileri normalleştirmeye yönelik politikalarını gözden geçirmeye sevk etmek için yeterli olması beklenir. Ancak genellikle gözden kaçan ama oldukça önemli olan bir konu var ki o da rejimin, kendi gündemine hizmet etmek için cihatçıları görmezden gelme ya da onları silahlandırma konusundaki uzun ve endişe verici siciliyle alakalı.
DEAŞ 2019 yılında bu bölgede yenilgiye uğrasa da örgüt, Suriye’deki varlığını ve etkinliğini sürdürüyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ABD’li güçler, Suriye’nin kuzeydoğusunda DEAŞ isyanını kontrol altına almayı başardı ve yakın zamanda öne çıkan bir dizi operasyon, örgütün üst düzey liderlerinin öldürülmesini ve tutuklanmasını sağladı.
Gelgelelim rejimin kontrol ettiği bölgelerde farklı bir hikâye var. Şöyle ki DEAŞ, 2019’dan sonra el-Badiye (nüfusun olmadığı çöllük bozkır) bölgesinde sistematik olarak kendini yeniden inşa etti. Örgüt şu an Humus kırsalındaki alanları kontrolünde tutuyor ve Deyri Zor, Rakka ve Hama’nın kırsal bölgelerinde neredeyse tam bir hareket özgürlüğüne sahip. Rejimin kontrol ettiği bölgelerde de DEAŞ’ın etkinliği arttı. Öyle ki ordu ile Suriye hava kuvvetlerinin yanı sıra Ulusal Savunma Kuvveti, Wagner, İran’a vekaleten faaliyet yürüten milisler ve Rus ordusunun ortak operasyonlarına rağmen DEAŞ’ın bölgedeki nüfuzu zayıflamadı.
Esed’le bölgesel normalleşme siyasetinin devam ettiği bir süreçte Suriye’deki rejim muhalifleri giderek zayıflıyor. Örneğin Suudi Arabistan Krallığı ile İran arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasından birkaç gün sonra İran’a ait bir insansız intihar uçağı, bir ABD askerî üssünü vurdu. Bu saldırı, ABD Savunma Bakanlığı ile iş birliği içerisinde olan anlaşmalı bir tarafın ölümüyle sonuçlandı. İran’ın yaptığı gibi DEAŞ da yeni dengesizliklerden faydalanmak isteyecek. İran gibi DEAŞ da rejimin sunduğu pasif kolaylaştırmalardan ya da aktif destekten yararlanabilir.
Aslında DEAŞ örgütü ve seleflerinin Esed rejimiyle uzun bir doğrudan çalışma ve sağladığı dolaylı imkânlardan faydalanma geçmişi var. Nitekim on yıllar boyunca Suriye rejimi yetkilileri; gözetmek, kullanmak ve silahlandırmak amacıyla cihatçıları “kontrol altına alma” siyasetini tercih ettiklerinden bahsedip durdu.
Bu kuşatma stratejisi, 1970’li yıllarda İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) ile gerçekleştirilen ön çatışmalara, ardından 1982’deki Hama katliamına kadar uzanıyor. 1990’lara gelindiğinde Suriye’deki istihbarat ve askerî haberleşme genel müdürlükleri, cihatçı hareketlerin yönetimleri ile ilişkiye en çok yatırım yapan iki kurum oldu. Bu, o zamandan beri devam eden ilişkilerin yolunu açtı.
“1990’lara gelindiğinde Suriye’deki istihbarat ve askerî haberleşme genel müdürlükleri, cihatçı hareketlerle ilişkiye en çok yatırım yapan iki kurum oldu”
1999 yılında Suriye, Hafız Esed’in yeni yüzyılın başındaki “İslam’a açılım” politikasının ikincil sonuçlarından biri olarak radikalizm yanlısı birçok hareketin yurdu haline geldi. Bu hareketlerin en güçlüsü, yüzlerce Gureba-i Şam destekçisinin 11 Eylül 2001 saldırılarını resmî Suriyeli yetkililerin himayesinde düzenlenen “kutlamalarda” açıktan açığa kutladığı Halep’te Ebu’l-Ka’ka tarafından yönetiliyordu. Ebu’l-Ka’ka, beklenmedik bir şekilde Suriye istihbaratının kontrolü altında bir unsur haline geldi. Suriye istihbaratı onu, 1999’da Halep’e getirerek onun için sahte kimlik belgesi düzenledi ve faaliyetlerini yürütmesi için de bir cami inşa etti. Daha sonra muazzam bir etkiye sahip bir oyuncu oldu. ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali de kendisine yönelik artan yerel tehdidi “ihraç etmek için” Suriye rejimine paha biçilmez bir fırsat sağladı.
Rejim tarafından atanan Sünni Başmüftü Ahmed Kuftaro’nun da desteğiyle Suriye, kısa sürede uluslararası cihatçı topluluğun bir yuvasına dönüştü. Kuftaro, ABD’ye karşı cihadın “farz-ı ayn” yani Allah’ın hem erkekler hem de kadınlara zorunlu kıldığı bir emir olduğunu duyurdu. Irak’ın işgalinden sonraki iki hafta içinde en az 5 bin gönüllü cihatçı, Suriye sınırını geçerek Irak’a girdi. 2007 yılına gelindiğinde takip edilen cihatçılardan elde edilen bilgiler, intihar bombacılarının yüzde 90’ının ve Irak’taki tüm yabancı cihatçıların yüzde 85 ila 90’ının sınırı, Suriye topraklarından geçtiğini ve bunların çoğunun açık sınır geçitlerinin bildirdiği Suriye hükümeti otobüsleriyle geldiğini ortaya çıkardı.
Irak El Kaidesi yıllar boyuncu Suriye’nin her tarafında kurduğu sığınak ağını ve aynı şekilde Irak sınırları boyunca eğitim kamplarını yönetti ve bunların tümü, Suriye istihbarat görevlileri tarafından denetleniyordu.
Ebu Gadiye, Suriye’deki bu cihatçı altyapıyı yönetiyordu ve (dosyanın takibinden sorumlu) “vaka memuru” ise Beşşar Esed’in damadı ve Askerî İstihbarat Başkanı Asıf Şevket’ten başkası değildi. Irak’taki üst düzey El-Kaide üyeleri, Suriye topraklarındaki güvenli sığınağın keyfini çıkarıyor ve yaralıları, Suriye askerî hastanelerinde tedavi ediliyordu. Irak hükümeti, 2009 yılında içeriden baskıya maruz kaldığında Suriye rejimi, Bağdat’ta yüzlerce kişinin ölümüne sebep olan bir dizi büyük patlamayı planlayıp gerçekleştirmek için Irak’taki El Kaide liderlerinin düzenlediği toplantılara ev sahipliği yaptı.
“Irak El Kaidesi yıllar boyuncu Suriye’nin her tarafında kurduğu sığınak ağını ve aynı şekilde Irak sınırları boyunca eğitim kamplarını yönetti ve bunların tümü, Suriye istihbarat görevlileri tarafından denetleniyordu.”
Suriye’nin Irak El Kaidesi örgütüne verdiği stratejik destek, bu grubun hızlı yükselişinde ve Irak’ın her noktasında yürüttüğü kanlı mezhep savaşında önemli bir etkendi. Bu örgüt, aynı zamanda kontrolden çıkma tehdidi oluşturuyor ve Suriye için iç tehlikeler getirmekle tehdit ediyordu. 2005 yılında Suriye rejimi, bu büyüyen meydan okumayı kısa bir ara için Lübnan’a “ihraç etti” ve Fethu’l-İslam ile Asabetu’l-Ensar’ın Lübnan’daki şiddet eylemlerini tırmandırmasına yol açtı. Bu tehdit, Suriye’de gerçekleşen bir dizi terör saldırısına da neden oldu. Bu saldırıların çoğunu da Cundu’ş-Şam üstlendi. Ancak 2003’te Irak’ın işgalinde olduğu gibi, 2011 yılında Suriye’de başlayan halk ayaklanması, rejime bir fırsat daha sundu. Rejim, demokrasiyi destekleyen binlerce gösterici ve eylemciyi tutuklarken aynı zamanda hapishanedeki yüzlerce cihatçıyı da salıverdi. Serbest bırakılan tutukluların arasında Nusra Cephesi’ni kurmuş olan yaklaşık 50 lider de bulunuyordu ve bu liderlerin çoğu, 2013’te DEAŞ’a katıldı.
Suriye, 2012’de yıkıcı bir iç savaşa girdiğinde cihatçılar, on yıllık “ulusal” bir altyapıya sahipti ve bu altyapı üzerinde muazzam bir güç olarak örgütlenebildi.
Rejimin, erken dönemde muhaliflerini “terörist” olarak tanımlaması, rejimin kurguladığı ve kendini gerçekleştiren bir kehanet mesabesindeydi. Rejimin uygulamaları -ve kayıtsızlığı- zamanla bu kehanetin gerçekleşmesini sağladı. 2013 ile 2015 arasında büyük Suriye muhalefetinin eylemleri patlak verdiğinde rejim ve DEAŞ, birbirini tamamen görmezden geldi. Mesela 2014 yılında DEAŞ saldırılarının sadece yüzde 13’ü rejim bölgelerini hedef alırken rejim operasyonlarının da yalnızca yüzde 9’u DEAŞ’ı hedef aldı. Aynı şekilde rejim güçleri genellikle DEAŞ’ın, muhalefetin kontrol ettiği ön hatlara doğru serbestçe geçebilmesi için toprakları temizliyor, rejimin hava saldırıları da çoğunlukla DEAŞ’la savaşan muhalefet bölgelerine isabet ediyordu. Bu tür uygulamaların muhalefetin kaynaklarını tüketip DEAŞ’ın yayılma ve topraklar üzerindeki kontrolünü artırma becerisini güçlendirdiği gerçeği inkâr edilemez.
Rejimin DEAŞ’a verdiği pasif ve aktif destekler, DEAŞ’tan petrol ve buğday satın almak ve enerji tesislerinin işletilip korunması karşılığında örgüte bir miktar para ödemek üzere benimsediği bir dizi uygulama üzerinden mali alana da sıçradı. Suriyeli-Rus iş adamı George Hasvani, işin başında bu uygulamaların birçoğunu kolaylaştırdı, daha sonra bu iş, (enerji için) Muhammed el-Katırci ile (buğday için) Samir Fevz’e devredildi. Uluslararası koalisyonun, DEAŞ’ın mal varlığını hedef alan karmaşık bir askerî, ekonomik ve dijital saldırı düzenlediği bir zamanda Esed rejimi, DEAŞ’ın ceplerini milyonlarca dolarla dolduruyordu.
Bugün muhalefet ve SDG ile tüm ön cephelerin doldurulmasına ve örgütün durdurulmasına rağmen Esed rejimi, kırsaldaki DEAŞ isyanını bastırmak bir yana, kontrol altına almakta bile ciddi bir başarısızlıkla yüzleşiyor. DEAŞ, güneyde yer alan Dera’ya da güçlü bir dönüş yaptı. Buradaki yerel halk, rejimi, isyancılarla eski muhalifleri hedef alan suikast saldırıları başlatmak için cihatçı örgütü kullanmakla suçluyor. Bu tür suçlamaların oldukça anlamlı olduğuna işaret eden kanıtlar giderek artıyor. Ancak yüzeysel gözlemci veya gözlemciler ya da gereksiz herhangi bir yan etkiyle ilgilenmeyenler için Dera’daki DEAŞ faaliyeti dışarıdan sadece, endişe verici başka bir sebep olarak görülüyor.
Hal böyleyken şüphe yok ki rejim, yabancı hükümetlerin kendisini kurtarmak için geleceğini umuyor. Suriye rejimi, -Captagon uyuşturucu kaçakçılığında olduğu gibi- DEAŞ’ı ateşe verdi ve kendisini bir itfaiyeci gibi sunmaya da çalışmayacak. Aklı başında hiçbir hükümet, bu oyuna gelmemeli. Yirmi yılı aşkın bir süredir Suriye rejimi, uluslararası düzeyde kesinlikle en acımasız ve yıkıcı terör örgütüne yardım ve yataklık etmede etkin bir rol oynadı. Sadece uzayan Suriye krizinden kaçınmak adına rejim, bu yaptıkları için ödüllendirilmemeli. Zira gerçeklerden bu kadar uzak başka hiçbir şey olamaz.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.