ABD Afgan Kadın Taktik Birimi’ni koruyacak mı?

ABD Ordusu ile birlikte savaşan Afgan kadınların ABD’de ikamet sürelerini uzatmak için Kongre’de çaba gösteriliyor

Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
TT

ABD Afgan Kadın Taktik Birimi’ni koruyacak mı?

Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)
Mahnaz Ekberi, Maryland'deki dairesinde (The New York Times)

2021'de ülkesi ve hayatı aniden değişmeden önce Mahnaz Ekberi, Afgan Ulusal Ordusu'nun "Kadın Taktik Birimi"nde kıdemli bir komutandı. Bu, seçkin ABD Özel Harekat Kuvvetlerine, cesur dağ görevleri gerçekleştirirken, DEAŞ savaşçılarını avlarken ve mahkumları Taliban hapishanelerinden kurtarırken eşlik eden tamamı kadınlardan oluşan bir ekip.
37 yaşındaki Ekberi ve askerleri, bu görevleri büyük bir kişisel risk alarak gerçekleştirdi. Bir kadın boynundan vuruldu ve kafatası kırıldı. Bir diğeri Kabil'in düşüşünden kısa bir süre önce öldürüldü. Taliban ülkeyi ele geçirdikten sonra, savaş biriminin birçok üyesi Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmek zorunda kaldı.
Bugün, Ekberi ve kadın taktik birliğinin diğer üyelerinin başka bir görevi daha var: Kongreyi, birimin Afganistan'daki hizmetinin kendilerine ABD'de kalıcı olarak kalma hakkını kazandığına ikna etmek.
Ekberi, yakın zamanda Maryland, Silver Spring'deki dairesinde yaptığı bir röportajda şunları söyledi: "Görevlerimiz büyük hedefleri avlamaktı: Taliban lideri veya DAEŞ örgütünün lideri gibi."
Ekberi ve taktik muharebe biriminden bir grup başka kadın, perşembe günü, kendilerinin ve diğer Afgan göçmenlerin durumlarını ele almak için durmuş yasayı yeniden canlandırmaya çalışmak üzere Kongre'de milletvekilleriyle bir araya geldi. Kadın askerler şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde önümüzdeki ağustos ayında sona erecek olan iki yıllık bir insani yardım taahhüdü kapsamında ikamet ediyorlar. Bu taahhüdün bitmesi, kadınların çalışma izinlerini sona erdirecek, yeni işverenleri işlerini sonlandırmaya zorlayacak ve onları yasal bir belirsizlik içinde bırakacak.
Perşembe günkü toplantılara çok sayıda liberal ve muhafazakar milletvekili katıldı. Daha katı göçmenlik politikalarını destekleyen Cumhuriyetçi Teksas Senatörü Ted Cruz, Afgan kadınlarla yaptığı görüşmeyle kadınların durumlarına tamamen sempati duyduğunu belirterek görüşmeden sonra şunları söyledi: “Cesur Afgan kadınları, Amerikan askerlerini güvende tutmak için hayatlarını riske attılar ve biz onlara karşı büyük bir sorumluluk taşıyoruz.”
Benzer duygular, eski Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesini henüz onaylamış olan Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilcisi Michael Waltz tarafından da ifade edildi. Birçok kişi, Waltz'ı, Afganistan'da on yıllardır süren savaş sırasında ABD güçlerini destekleyen Afgan mültecilere yardım etmede bir kahraman olarak görüyor. Eski bir Özel Harekat Kuvvetleri gazisi olan Waltz, aynı zamanda ABD Deniz Piyadeleri Kolordusu’nda görev yapan Temsilci Seth Moulton'un (Demokrat, Massachusetts’dan) ev sahipliğinde düzenlenen bir toplantıda kadınlara şunları söyledi: “Hepiniz silah arkadaşısınız, hep birlikte savaştık. Bizim ve her askerin doğasında olan şey, asker arkadaşımızı asla geride bırakmamamız. Bu nedenle geride bıraktıklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Minnesota’dan Demokrat Senatör Amy Klobuchar, Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle Kongre'den geçemeyen ‘Afganistan Tadil Yasası’nın gözden geçirilmesine öncülük ettiğini söyledi.
Tasarı, Afganistan'daki çatışma sırasında çevirmen, şoför ve arabulucu olarak Amerikalılara yardım etmek için hayatlarını riske atan Afgan vatandaşlar için daimi ikamete giden yasal bir yol yaratmayı amaçlıyordu. Kabil'in düşmesinden sonra yaklaşık 82 bin Afgan ABD'ye tahliye edildi. O zamandan beri çoğu, ülkede uzun süreli kalma izni olmaksızın yasal bir belirsizlik içinde yaşıyor. Ek güvenlik kontrolleri gerektiren bu uygulama, Vietnam Savaşı gibi diğer insani krizlerin ardından çıkarılan yasalara göre modellendi. Küba, Nikaragua ve Irak'taki krizlerden sonra benzer yasalar çıkarılmıştı. Tasarı ayrıca şu dört grup için kalıcı izinlerin önünü açacaktı: Afgan Ulusal Ordusu Özel Harekat Komutanlığı, Afgan Hava Kuvvetleri, Afganistan Özel Görev Kanadı ve Afganistan'daki Kadın Taktik Timleri.
Klobuchar, yasayı geçirmek için yeterli müttefik kazanmayı umarak tasarıyı tamamlamak için çalışıyor. Eski Başkan George W. ile birkaç kez konuştuğunu doğruladı. Bush bu çabalara verdiği destekle ilgili şunları vurguladı: “Senato'da artan sayıda Cumhuriyetçi desteğimiz var. Bu kadınlar, ülkemizin yanında yer alan on binlerce Afgan'ın bir parçası. Uzun süre unutulamazlar. Çabalar başarısız olursa, bazı destekçiler Kongre'nin yalnızca Özel Kuvvetler ekibinden onlarca kadının ABD'de kalmasına yardımcı olacak daha dar bir yasa tasarısını değerlendirebileceğini söylediler.
Klobuchar'ın Başdanışmanı Erin Chapman, kadınlarla yaptığı bir toplantıda, mevzuatın, son Kongre'de Cumhuriyetçi senatörlerin Savunma Bakanlığı tarafından Afganların "ilave incelemesi" için talep ettiği değişiklikleri zaten içerdiğini söyledi.
Afganistan'daki kültürel destek ekibine liderlik eden ve Afgan kadınlarla yakın çalışan ABD Ordusu yüzbaşısı Mary Collarz, çoğu Afganistan'da geride bırakılan muharebe birliğinin aile üyelerinin güvenlik endişelerini sordu. Soruya şu şekilde cevap verildi: "Bu kadınlar ve aileleri yani onların erkek kardeşleri ve babaları hedef alınıyor."
Arizona'dan, Demokrat Temsilci Greg Stanton perşembe günü askerlerle görüşmesine başlarken başka bir taktik deniyordu. Stanton, ABD İç Güvenlik Bakanı Alejandro Mayorkas'a bir mektup göndererek, kadın taktik birimi üyelerinin iltica vakalarının ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri aracılığıyla hızla çözülmesini sağlamak için kişisel olarak müdahale etmesini istedi. Stanton, askere alınan yaklaşık 45 kadından şimdiye kadar yalnızca üçüne sığınma hakkı verildiğini söyledi ve cinsiyetleri nedeniyle farklı muamele göreceklerinden endişe duyduklarını dile getirdi. Stanton, Mayorkas’a yazdığı mektupta şunları söyledi: "Endişeliyim. Çünkü bu cesur kadın grubu, bakanlığınızdan karışık muamele görüyor. Pilotlar da dahil olmak üzere birçok erkek Afgan askerine öngörülen 180 günlük süre içinde sığınma hakkı verildi.
Doğrudan ABD hükümetiyle çalışan tercümanlar ve aracılar gibi sözleşmeye taraf olanlar özel göçmen vizelerine hak kazanırken, doğrudan Afgan hükümetinden maaş alan askerlere bu hak verilmedi.
Kadın taktik birimi Afganistan'da özel bir durum ve ortaya çıkış hikayesi on yıldan daha eskilere dayanıyor. ABD ordusu, Afganistan'da yaklaşık 10 yıl süren savaştan sonra, kırsal Afgan köylerinde devriye gezmek için kadın birliklere ihtiyaç duyduğuna karar verdi. Bu birimdeki kadınların çoğu, Taliban yönetimi altında şiddetli zulümle karşı karşıya kalan etnik bir azınlık grubu olan Hazaralar topluluğundan geliyordu. Bugün Afganistan'da "Hazaralar" grubu içinde yaşamak, kadınların ABD güçleriyle iş birliğinden kaynaklanan tehlikeleri ikiye katlıyor. Bu bağlamda Collarz, Özel Kadın Birimi'nin kadın üyelerinin birçok aile üyesinin Taliban tarafından öldürüldüğünü, işkence gördüğünü veya tehdit edildiğini doğruladı.
* Şarku’l Avsat okurları için The New York Times’tan tercüme edilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.