Amman Toplantısı’nda Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşleri görüşüldü

Şam, sınırları boyunca uyuşturucu kaçakçılığının sona erdirilmesine yardım etmeyi kabul etti.

(Soldan sağa) Faysal bin Ferhan, Fuad Hüseyin, Samih Şukri, Eymen es-Safadi ve Faysal el-Mikdad Suriye konulu Amman Toplantısı’nda bir araya geldiler. (AFP)
(Soldan sağa) Faysal bin Ferhan, Fuad Hüseyin, Samih Şukri, Eymen es-Safadi ve Faysal el-Mikdad Suriye konulu Amman Toplantısı’nda bir araya geldiler. (AFP)
TT

Amman Toplantısı’nda Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşleri görüşüldü

(Soldan sağa) Faysal bin Ferhan, Fuad Hüseyin, Samih Şukri, Eymen es-Safadi ve Faysal el-Mikdad Suriye konulu Amman Toplantısı’nda bir araya geldiler. (AFP)
(Soldan sağa) Faysal bin Ferhan, Fuad Hüseyin, Samih Şukri, Eymen es-Safadi ve Faysal el-Mikdad Suriye konulu Amman Toplantısı’nda bir araya geldiler. (AFP)

Amman'da dün düzenlenen Suriye konulu yeni istişare toplantısında, Suriyeli mültecilerin komşu ülkelerden kendi vatanlarına dönüşü ve Suriye devletinin toprakları üzerindeki kontrolünü genişletme yolları görüşüldü. Toplantıya Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Muhammed Hüseyin, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ve Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad katıldı.
Ürdün Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Yurtdışında Yaşayan Ürdünlüler Bakanı Eymen es-Safadi toplantının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye krizine çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin sürdürüleceği görüşmelerin toplantıların başlangıcı olduğunu ve insani, siyasi ve güvenlik krizinin tüm sonuçlarıyla ilgileneceğini ifade etti.
Ürdünlü Bakan, krizi sona erdirme önceliğinin yalnızca Suriye'nin birliğini, bütünlüğünü ve egemenliğini koruyan, halkının isteklerini karşılayan ve onu terörizmden kurtaran siyasi bir çözümden geçtiğini vurguladı. Safadi, söz konusu siyasi çözümün mültecilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli dönüşleri için uygun koşulların güçlendirilmesine katkıda bulunacağını ve ulusal uzlaşmayı sağlayacak şekilde tüm yasa dışı yabancı güçlerin ülkeden çıkışına yol açacağını belirtti.
Safadi, dışişleri bakanları görüşmelerinin sona ermesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, Suriye'nin Arap Birliği'ne dönüş kararına ilişkin olarak, “Biz kendi başımıza diğer ülkeler adına bu kararı alamayız. Bu kararı vermek üye devletlere bağlı. Suriye'nin Arap Birliği'ne dönüşü Arap Birliği toplantısında görüşülecek” ifadelerini kullandı.
Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Mısır dışişleri bakanları, Suriye Dışişleri Bakanı’nın ‘toplantı sırasında sunulan girişimleri ve adımları tartışırken’ gösterdiği olumlu katılımdan dolayı takdirlerini dile getirdiler.
Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Irak dışişleri bakanları ve Suriyeli mevkidaşlarının katılımıyla gerçekleştirilen istişare toplantısının sonuç bildirisine göre Ürdün ve Irak ile sınır ötesi kaçakçılık operasyonlarını organize eden, yöneten ve uygulayan tarafların yanı sıra Suriye'de uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığının kaynaklarını tespit etmek için bir ay içinde Suriye, Ürdün ve Irak arasında ortak siyasi-güvenlik çalışma grubu kurulması kararlaştırıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ayrıca kaçakçılık operasyonlarının sona erdirilmesi ve tüm bölge için artan bu tehlikeye son verilmesi için gerekli adımların atılacağı ifade edildi.
Bakanlar, toplantının sonuçlarını takip etmek ve Suriye krizinin ve etkilerinin çözümüne yönelik bir yol bağlamında sonraki adımları belirlemek için uzmanlar düzeyinde teknik bir ekip oluşturulması konusunda anlaştılar. Toplantının ‘gündemi belirleyen’ yeni bir siyasi yol başlattığını ifade eden Ürdün Dışişleri Bakanı, toplantının Suriye krizinin adım adım çözülmesi ilkesine dayanan öncü Arap rolü, uluslararası toplum ve tüm ortaklarla koordinasyon çabaları yoluyla krizin çözülmesine, Suriye halkının isteklerinin karşılanmasına ve terörle mücadeleye katkıda bulunduğunu doğruladı.
Safadi, Dün Amman'da düzenlenen istişare toplantısında ‘güçlü Arap koordinasyonu yoluyla’ atılan adımları ve krizi çözüme götüren pratik hamleleri açıkladı.
Toplantının kapanış oturumunda katılımcılar, Suriye Anayasa Komitesi'nin çalışmalarının bir an önce yeniden başlamasına ilişkin çalışmalara vurgu yaptılar. Kapsamlı bir ulusal uzlaşma sağlanmasına yönelik siyasi adımlar bağlamında, toplantıya katılan ülkelerin kardeş ülkeler ve uluslararası toplumla birlikte çalışarak Suriye hükümetinin attığı olumlu adımları olumlu adımlarla karşılaması gerektiğini ifade ettiler. Ayrıca Suriye halkının ızdırabını sona erdirecek siyasi çözüme kademeli olarak ulaşılması ve Suriye'nin bölgedeki tarihsel rolünü geri kazandıracak güvenli bir geleceğe doğru yeniden inşa edilmesine değindiler. Toplantıda, güvenliğin artırılması, her türlü terörist grup ve örgütle mücadele ve terör örgütlerinin Suriye'deki varlığına son verilmesi için kapsamlı bir stratejinin formüle edilmesi konusunda Suriye hükümeti, ilgili ülkeler ve Birleşmiş Milletler arasındaki iş birliği vurgulandı. Buna ek olarak, Suriye devletinin toprakları üzerindeki kontrolünü genişletmeye, hukukun üstünlüğünü sağlamaya, silahlı ve terörist grupların varlığını sona erdirmeye ve Suriye'nin iç işlerine yabancı müdahalesini durdurmaya yönelik her türlü meşru çabayı desteklemek için uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) ile çalışmanın şart olduğu vurgulandı.
Toplantıda ayrıca Suriye ordusu ve güvenlik güçleri ile komşu ülkelerdeki muadilleri arasında etkili koordinasyon mekanizmaları kurarak sınır güvenliğiyle ilgili güvenlik sorunlarının üstesinden gelmek için etkili adımlar atılması konusundaki mutabakat yinelendi.
Suudi Arabistan, Mısır, Irak ve Ürdün dışişleri bakanları, Suriye halkının yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunan insani ve tıbbi yardımın her yere ulaştırılmasına öncelik verdiklerini belirterek Suriye hükümetinin şubat ayı başlarında Suriye'yi vuran depremin ardından insani ve tıbbi yardımın ulaştırılması için Babu’s Selame ve er-Rai sınır kapılarını BM'ye açma kararını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ettiler.
Toplantının sonuç bildirisinde, mültecilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli bir şekilde geri dönüşlerinin en önemli öncelik olduğu ve bunun Suriye hükümeti ile mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler arasındaki iş birliği ve ilgili BM organlarıyla koordinasyon yoluyla uygulamaya konulması için gerekli adımların bir an önce atılması gerektiği vurgulandı. Bildiri metninde “Belirli prosedürlere ve net bir zaman çizelgesine göre mülteciler için gönüllü ve güvenli geri dönüşler organize edilerek acılarına son verilmeli” ifadeleri yer aldı.
Toplantıya katılan bakanlar, Suriye hükümetine, öncelikle ilgili BM organlarıyla koordinasyon içinde, mültecilerin geri dönüş alanlarında sağlanan kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için gerekli ihtiyaçları belirlemesi çağrısında bulundu. Mültecilerin ‘genel af kararnamelerinde yer almaları da dahil olmak üzere geri dönüşlerini kolaylaştırmak için’ çeşitli girişimlerde bulunulması gerektiğine işaret edildi. Ayrıca mültecilerin geri dönmesinin beklendiği alanlar da dahil olmak üzere erken iyileştirme projelerinin uygulanmasının hızlandırılması için uluslararası toplum ve BM ile yapılan çalışmaların yoğunlaştırılmasına duyulan gerekliliğe vurgu yapıldı. Bunun yanında, gönüllü olarak Suriye'ye dönmeyi seçen mültecilere insanî bir yaşam sağlamak için okul, hastane ve kamu tesisleri inşa etmek, iş olanakları sağlamak ve istikrara katkıda bulunmak da dahil olmak üzere gerekli altyapının iyileştirilmesinin önemi üzerinde duruldu.
Sonuç bildirisinde, Suriye hükümeti ile Ürdün hükümeti arasında, Ürdün'deki yaklaşık bin Suriyeli mülteci için gönüllü bir geri dönüş süreci organize etme konusundaki iş birliği duyuruldu. Bu iş birliği ile Suriye hükümeti, geri dönüşler için gerekli koşulların ve gerekliliklerin sağlanmasını garanti ediyor. Sonuç bildirisinde ayrıca ilgili tüm taraflar ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi uluslararası kuruluşlarla çalışılan bir yaklaşıma uygun olarak kaçırılanların ve tutukluların değişimi ve kayıp şahısların aranması çabalarını ilerletmek için iş birliğinin geliştirilmesi kabul edildi. Bu iş birliği, Suriye hükümeti ile koordineli bir şekilde yürütülürken, Rukban Kampı konusu da dahil olmak üzere mülteci sorununu çözmek için uygun şekilde benzer adımlar atılıyor.



Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.


Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
TT

Medeniyet Kartalları... Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme

Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı’ndan bir kare (Askeri Sözcü)

Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkiler, bölgede yaşanan gerilimlerin gölgesinde Medeniyetin Kartalları 2026 ortak hava tatbikatının başlamasıyla yeni bir iş birliği aşamasına giriyor.

İki ülke arasında son iki yılda gerçekleştirilen ikinci tatbikat olma özelliğini taşıyan eğitim, Mısır ile Çin arasındaki askeri ilişkilere yeni bir ivme kazandırıyor. Mısırlı askeri ve stratejik bir uzman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, tatbikatın ilerleyen dönemde daha kapsamlı bir askeri iş birliğine dönüşebileceğini belirtti. Uzman, bunun Mısır’ın askeri üretimde tedarik kaynaklarını çeşitlendirme politikası çerçevesinde gerçekleşebileceğini ifade etti.

Mısır ordusu, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, Mısır-Çin ortak hava tatbikatı Medeniyet Kartalları 2026’nın başladığını duyurdu. Açıklamada, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçaklarının katıldığı tatbikatın, birkaç gün boyunca Mısır’daki çeşitli hava üslerinde gerçekleştirileceği belirtildi. Tatbikatın, iki ülke arasında düzenlenen ortak manevraların ikinci ayağı olduğu kaydedildi.

DFRGTHY
Medeniyet Kartalları 2026 Tatbikatı etkinliklerinden bir kare (Askeri Sözcü)

Tatbikatın ilk aşamalarında, iki taraf arasındaki muharebe anlayışının ortaklaştırılması amacıyla teorik ve uygulamalı dersler gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra ortak uçuşlar düzenleniyor, planlama çalışmaları ile müşterek hava operasyonlarının yönetimine ilişkin eğitimler veriliyor.

Mısır ordusunun açıklamasına göre tatbikat, katılan güçlerin deneyim paylaşımında bulunmasını ve becerilerini geliştirmesini hedefliyor. Eğitim, Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin kardeş ve dost ülkelerin ordularıyla gerçekleştirdiği ortak tatbikatlar programı kapsamında düzenlenirken, farklı askeri alanlarda iş birliği ilişkilerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Chen Shi, 14 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında, tatbikatın eylül ayının başında sona ereceğini belirterek bunun iki ülke hava kuvvetleri arasındaki ikinci ortak eğitim olduğunu söyledi.

Shi’ye göre tatbikatta hava muharebesi taktikleri, hava üstünlüğü operasyonları, muharebe arama ve kurtarma faaliyetlerinin yanı sıra kuvvetlerin sevk ve kullanımına yönelik eğitimlere odaklanılacak. Ortak eğitimin karşılıklı güveni ve iki ülke arasındaki geleneksel dostluğu güçlendirmeye, iki ordu arasındaki uygulamalı iş birliğini derinleştirmeye ve bölgesel barış ile istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Tatbikatın ilk ayağı ise Nisan 2025’te Medeniyet Kartalları 2025 adıyla düzenlenmişti. Mısır’daki hava üslerinden birinde gerçekleştirilen tatbikata, farklı modellerde çok amaçlı savaş uçakları katılmıştı.

Askeri ilişkilere ivme kazandırmak

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Semir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu eğitimin iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağladığını belirtti. Ferec, Medeniyet Kartalları tatbikatlarının düzenlenmeye devam etmesinin ilk tatbikatın başarılı olduğunun göstergesi olduğunu ifade etti. Çin savaş uçaklarının ortak eğitim için Mısır’a gelmesinin, Pekin’in bu iş birliğinden önemli ölçüde fayda sağladığını gösterdiğini vurguladı.

Ferec, söz konusu iş birliğinin doğal çerçevesinde değerlendirilmesi ve Mısır’ın dünyanın farklı ülkeleriyle yürüttüğü askeri ilişkilerin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bu tatbikata olduğundan daha fazla anlam yüklememeliyiz. Mısır, ilişkilerini çeşitlendirmesiyle bilinen bir ülke. Dünyada en fazla ortak tatbikat gerçekleştiren ülke Mısır’dır. Biz de diğer ülkeler de bu tatbikatlardan fayda sağlıyoruz.”

Genişleyen iş birliği

Çin ile Mısır arasındaki askeri iş birliği daha önce de İsrail’in endişelerine neden olmuştu. Şubat 2025’te İsrail medyasında, Mısır’ın uzun menzilli havadan havaya füzelerle donatılmış Çin yapımı J-10C savaş uçaklarını edinmesinin İsrail güvenlik kurumlarında ciddi kaygılara yol açtığı yönünde haberler yayımlanmıştı.

İbranice yayın yapan kaynaklar o dönemde, İsrail’i asıl endişelendiren unsurun Çin yapımı savaş uçağı değil, Çin’in uzun menzilli havadan havaya füzesi olduğunu belirtmişti. Mısır Hava Kuvvetleri’nin daha önce sahip olmadığı bu silahın, Mısır savaş uçaklarının İsrail uçaklarını görüş mesafesine girmeden hedef almaya çalışmasına imkân sağlayabileceği ifade edilmişti.

Bunun ardından ABD merkezli National Interest dergisi, aralık ayında Mısır’ın gelişmiş bir insansız hava aracı (İHA) filosu üretmek üzere Çin’e yöneldiğini yazmıştı. Dergi, bu adımın Mısır’ın doğu sınırlarındaki İsrail kaynaklı saldırgan tutumlara karşı koymayı amaçladığını aktarmıştı.

Tatbikatın belirli silah anlaşmalarıyla bağlantılı olduğu yönündeki iddialara da değinen Ferec, J-10 veya başka modellerde savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin konuların mevcut tatbikatın kapsamı dışında olduğunu belirtti. Ferec, “Tatbikatın bununla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Ferec, Mısır-Çin askeri ilişkilerinin daha kapsamlı bir ortaklığa doğru ilerlediğine dikkati çekerek, özellikle Mısır’da yerli olarak üretilen insansız hava araçları alanındaki mevcut iş birliğinin önemine işaret etti. Bunun yanı sıra ortak eğitim ve ortak savunma sanayisi üretimi alanlarında da daha fazla askeri iş birliği yapılacağını vurguladı.

Mısır ile Çin arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişi bulunuyor. Geçtiğimiz mayıs ayında iki ülke, 30 Mayıs 1956’da başlayan diplomatik ilişkilerin 70’inci yıl dönümünü kutladı. Mısır, o tarihte Çin ile resmi ilişkiler kuran ilk Arap ve Afrika ülkesi olmuştu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Mayıs 2024’te Pekin’de, Mısır-Çin Ortaklık Yılı’nın başlatıldığını duyurmuştu. Bu adım, iki ülke arasında ‘kapsamlı stratejik ortaklık’ ilişkilerinin kurulmasının 10’uncu yıl dönümüne denk gelmişti.


Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
TT

Ali et-Tahir savaşı… Hizbullah’ın yeteneklerinin sınanması

Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)
Lübnan’ın İsrail ile yürüttüğü müzakereleri protesto etmek amacıyla Hizbullah tarafından düzenlenen bir gösteride, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını havaya kaldıran bir kadın (AP)

Ali et-Tahir Tepeleri için verilen mücadele, Hizbullah’ı yalnızca tepeyi savunma ve düşmesini önleme kapasitesi açısından değil, aynı zamanda son dönemde geliştirdiği askeri stratejilerin etkinliğini kanıtlama açısından da zorlu bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Zira geleneksel stratejiler, son iki yılda İsrail’in askeri ve teknolojik üstünlüğüne karşı koymakta başarısız oldu.

Peki İsrail, ateş gücü, hava gücü ve istihbarat faaliyetleriyle bölgedeki gücü kuşatarak direniş kapasitesini ortadan kaldırabilecek mi? Yoksa Hizbullah’ın yer altında hazırladığı tahkimatlar, tüneller, depolar ve savaş kapasitesi, İsrail güçlerini yıpratmayı sürdürmesi ve çatışmanın süresini uzatması için ona hareket alanı sağlayabilecek mi?

Manevra kabiliyeti

Emekli Tuğgeneral Beha Helal, Hizbullah’ın askeri durumuna ilişkin değerlendirmesinde, “Toprak, Hizbullah açısından hâlâ stratejik değer taşıyor. Ancak kontrol edilen bir bölgeden açık ve gözetim altındaki bir alana dönüşmesi halinde savunma açısından taşıdığı değer kendiliğinden azalıyor… Hizbullah’ın asıl gücü yalnızca tepenin zirvesini elinde tutmasında değil, özellikle derinlikte ve çevrede faaliyet gösterebilme kapasitesinde yatıyor. Buna karşılık İsrail, hava ve istihbarat üstünlüğünü kalıcı bir kara üstünlüğüne dönüştürmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

CSDFVBG
Nebatiye şehrinin doğusunda yer alan Ali et-Tahir Tepeleri (Şarku’l Avsat)

Helal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu temel zorluk, manevra kabiliyetini korumak. İsrail bölgede kalıcı bir varlık oluşturmayı, yükselti çevresinde bir tampon bölge kurmayı ve Hizbullah’ın hareket etmesini engellemeyi başarırsa, güç dengesi kademeli olarak İsrail’in lehine değişmeye başlar” değerlendirmesinde bulundu.

Bu bağlamda yer altı tahkimatları, savunma tarafının yararlanabileceği en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu tahkimatlar, hava üstünlüğünün etkisini azaltmaya, belirli ölçüde süreklilik ve hayatta kalma kapasitesini korumaya ve savaşın yalnızca yüzeyin kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmasını engellemeye olanak sağlıyor. Ancak Helal, bombardımanlara karşı koruma sağlayan tahkimatların, çevresindeki bölgenin kuşatılmış veya izole edilmiş bir alana dönüşmesi halinde tersine bir yük haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Yer altındaki tesisler izole ceplere mi dönüştü?

Helal’e göre Ali et-Tahir savaşında temel soru da burada ortaya çıkıyor: “Yer altındaki tesisler hâlâ bütünleşik bir manevra ve iletişim ağı oluşturuyor mu, yoksa birbirinden izole ceplere mi dönüştü?”

Helal, karar alma, alınan kararı iletme ve uygulama kapasitesinin yanı sıra baskı altında iletişim kanallarını korumanın Hizbullah’ın karşı karşıya olduğu en önemli sınamalar arasında yer alacağını belirtti. Ancak Hizbullah’ın tarihsel olarak belirli ölçüde ademi merkeziyetçilik ve esneklik üzerine kurulu yapısının, bir mevzinin veya yerel bir komutanlığın hedef alınmasının bütün yapının çökertilmesi için mutlaka yeterli olmayabileceğini ifade etti.

Helal, Hizbullah’ın güçlü yönleri arasında coğrafyaya hâkimiyetini, örgütsel derinliğini, dağlık arazinin özelliklerinden yararlanma kapasitesini ve mevzilerini kaybetmesine rağmen faaliyetlerini sürdürebilme kabiliyetini sıraladı. Buna karşılık en önemli zayıflıkların ise İsrail’in istihbarat ve hava gücündeki üstünlüğü ile kuşatılma riski olduğunu belirtti.

İsrail’in Ali et-Tahir’i Hizbullah’ın daha geniş operasyonel alanından ayırmayı başarmasının, burada bulunan gücü daha zorlu bir savunma pozisyonuyla karşı karşıya bırakacağını söyleyen Helal, köylerin, yolların ve evlerin tahrip edilmesinin de stratejik açıdan ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti. Helal’e göre bunun nedeni, yerel güçlerin hareket ettiği sosyal ve coğrafi ortamın bir bölümünü hedef alması.

Tünel ağı

Bunun yanı sıra emekli Tuğgeneral George Nader, Ali et-Tahir Tepesi’nin Lübnan Nehri’nin kuzeyindeki geniş bir bölgeye ve güneyindeki geniş kesimlere hâkim olması nedeniyle büyük taktik öneme sahip olduğunu belirtti. Nader, tepenin daha önce İsrail işgali altında bulunması nedeniyle tarihsel bir sembol niteliği taşıdığına da dikkat çekti.

HYJUI
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir Tepeleri’nin zirvesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Nader, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, elde ettiği bilgilere göre tepenin Rıdvan Güçleri komutanlığı açısından önemli bir mevzi olduğunu ifade etti. Tepede mühimmat, lojistik, füze ve insansız hava araçları (İHA) ile savaşçılar ve operasyon merkezleriyle bağlantılı yer altı tesisleri ve tünel ağının bulunduğunu belirtti.

Bir pazarlık kozu

Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almasının, özellikle askeri kontrolü sahada kalıcı bir duruma dönüştürmeyi başarması halinde, müzakerelerin gelecek turlarında elini güçlendireceğini ve şartlarını dayatma kapasitesini artıracağını düşünüyor.

İsrail’in sahip olduğu yıkıcı ve teknolojik kapasitenin bu tesisleri ve tünelleri hedef almasını mümkün kıldığını belirten Nader, bölgede büyük miktarda mühimmat ve füze bulunmasının, kapsamlı bir imha operasyonunun ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

İsrail’in büyük saldırısı

Buna dayanarak Nader, İsrail’in tepeyi kontrol altına almak amacıyla kapsamlı bir saldırı düzenlemesini bekliyor. Nader, bu hedefin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu açısından siyasi boyutlar da taşıyabileceğini düşünüyor. Netanyahu’nun, bölgedeki tepenin kontrolünü Hizbullah’ın güneydeki komuta merkezini vurmayı başardığını göstermek ve kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini güçlendirmek amacıyla kullanmayı hedeflediğini belirten Nader, bunun İsrail’deki seçimler öncesinde önem taşıdığına dikkat çekti.

Hizbullah’ın buna karşı atabileceği adımların ise sınırlı göründüğünü belirten Nader, Litani Nehri’nin güneyinde hareket etmenin zorluğuna işaret etti. Nader’e göre bu durum, Hizbullah’ın İsrail güçlerinin dikkatini dağıtmasını veya bölgede başka hareket cepheleri açarak İsrail ordusunu çabalarını farklı noktalara yöneltmeye zorlamasını güçleştiriyor.