Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Zaten büyük bir kaotik geçiş sürecine ve çok kutuplu bir aşamaya girmiş bulunan dünya, Rusya-Ukrayna savaşından itibaren çivisi çıkmışçasına dramatik değişim ve dönüşümlere sahne oluyor. 

Bir tiyatro oyunu izliyormuşuz gibi yepyeni olgularla karşı karşıyayız: Başroldeki aktörler kaderleriyle yüzleşiyor veya tarihi roller aktörlerini arıyorlarmış gibi bir durum var ortada.

Bu süreçte dramatik roller, kendilerine uygun jeopolitik oyunda öne çıkabilecek öncüler, yöneticiler veya devletleri beklemekteler. 

Bu kaotik dönemeçte rol üstlenebilecek devletlerin büyük veya küçük olmasına bakılmaksızın sadece rolünü hakkıyla yerine getirebilecek bir devlet arayışı öne çıkmaktadır ki, bu bile iradi bir hadise ve heves olmaktan öte şartların ortaya çıkarıp öne sürdüğü zorunluluk halidir. 

Burada üstlenilecek rol, jeopolitik (siyasi coğrafya) konumunu aranılan ilgili devletin yöneticisine/hükümdarına kendisini dayatmaktadır. Böyle bir rol üstlenme hırsıyla hareket eden/edebilen yönetici (başkan, kral, hükümdar, sultan) ise gücünü sınırların ötesinde sınama arzusu ve hevesindedir. 

Böyle bir değişim-dönüşüm ortamında sahnede görünür olmak arzusu içindeki orta veya küçük ölçekli devletler için son zamanlarda "küçük çaplı çoğulculuk" veya "parçalı çok kutupluluk" kavramı kullanılır oldu. 

Herkesin malumudur: Süper devletlerin yapısında rol alma, rol çalma ve çıkar çatışmaları mevcuttur.

Dolayısıyla bu devletler çatışmadan kaçınabilmek için müşterek menfaatler uğruna mümkün olduğunca mutabakat ve uzlaşmaları ön plana çıkarırlar.

Eskilerde ABD ile Sovyetler Birliği, günümüzde Rusya-ABD veya Çin-ABD arasındaki nükleer silahlar ve silahsızlanma görüşmelerinde bu duruma şahit olunmuştur. 

Küçük ölçekli çoğulculuk veya çok kutupluluk örneklerine ise en son Suudi Arabistan, Umman Sultanlığı, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez'deki Arap ülkelerinin ABD ile İran, Suudi Arabistan ile İran, hatta Rusya ile Ukrayna arasındaki çekişme ve çatışmayı azaltmak için devreye girip arabulucu rolüne soyunduklarını görmekteyiz. 

Tıpkı şimdiye kadar hacmi küçük ama işlevi ve rolü büyük sayılan Norveç'in uluslararası alandaki çatışmalı tarafları bir araya getirmesi gibi bir durumdan bahsediyoruz.

Demek ki süper devletlerin çatışması bir çeşit kaçınılmazlıktır ama küçük ölçekli devletler de bu karmaşa ortamında sahneye çıkıp "küçük boy çok kutupluluk/çoğulculuk" ekseninde müzmin ve büyük çatışmaları sona erdirmeye çalışırlar. Kaçınılmaz çatışmalı/ölümcül kaderden uzaklaştıran tarihi bir rol üstlenebilirler. 1

Emperyalizm olgusunun ortaya çıkıp küresel bir fenomen halini aldığı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde olduğu gibi günümüzde de tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru giden süreçte süper devletler arasındaki çekişme, kapışma ve çatışmaların varlığı kaçınılmazdır. 

Bir anlamda yeni hegemonya mücadelesinde rakip veya hasım devletler, ister istemez varlık (Beka) mücadelesi verirken yani kendi başlarının çaresine bakarken eski müttefiklerini, dostlarını yahut uydusu sayılan devletleri serbest bırakmak zorunda kalırlar. 

Diğer yandan eski müttefikler ile uydu devletler, büyük devletlerin ölümcül mücadeleleri sırasında, fillerin kapışmasında karınca misali ezilmemek maksadıyla, yeni bloklaşma ve ittifak arayışlarına girerler.

Önceki patron devletlerin hükümranlıklarına ve baskılarına itaat edip boyun eğmezler. 

Can derdine düşmüş olan orta ve küçük ölçekli devletler, bazen yerel/bölgesel yayılmacı emeller peşinde koşup maceralara da atılabilirler.

Nitekim Türkiye ve İran benzeri devletler; Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde aktif siyasi-askeri rol üstlenerek ABD ile Rusya arasındaki büyük kapışma sırasında her iki devletle ilişkilerini sürdürmektedirler. 

Aynı devletler, dünya çapında süper bir devlet olan Çin ile stratejik ittifaklar kurarken, yerel düzeyde yeni bloklaşmalara öncülük edebilirler. 

Benzer bir olay da Körfez Arap ülkelerinin başını çeken Suudi Arabistan ile müttefiki BAE ikilisinin Yemen, Suriye, Filistin ve Libya'daki iç savaşa müdahale etme ve bu hususta Türkiye ve İran karşısında nüfuz alanlarını genişletme çabalarında da görüldü. 

İlginçtir, başlangıçta Suriye'deki iç savaşta silahlı muhalefeti destekleme konusunda mutabık kalan Suudi-BAE-Katar-Türkiye dörtlüsü, bölgesel çıkarları doğrultusunda Suudi-BAE ve Türkiye-Katar şeklinde ayrıştılar.

Zıtlaşan çıkarların sonucunda Sudan ile Libya'da karşı karşıya geldiler. Şimdiyse hasım taraflar uzlaşmış görünüyorlar.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın fiili olarak yönetmekte olduğu Suudi Arabistan'ın, son dönemlerde büyük devletlerin nüfuz ve hegemonya mücadelesinden doğan boşlukları iyi gözlemleyip yeni küresel sistemin jeopolitik oyunlarına dâhil olduğu söylenebilir. 

Bu yanıyla bakıldığında M. Bin Selman, oynadığı tarihi rol açısından modern Rusya'nın kurucusu sayılan Pyotr Alekseyeviç'e yani Çar I. Petro'ya benzetilebilir. 

Türk tarihindeki tanımıyla Deli Petro, Haziran 1672'de ünlü Romanov hanedanının mensubu olarak Moskova'da doğmuştur.

Çar I. Petro, 1689-1725 yılları arasında yönettiği Rusya'nın modernleşmesinde, bilhassa ordusunun ve donanmasının güçlendirilmesinde, ülkesinin yayılmacı ve saldırgan bir dış siyasete yönelmesinde tarihi bir rol oynamıştır.  

Bir süre sonra fiili olarak tahta geçmesi mukadder sayılan Veliaht Prens M. Bin Selman'ın 2016 yılında ortaya koyduğu "Vizyon 2030" projesinde şunları görmek mümkün: 

  • Petrole dayalı ekonomiden uzaklaşmaya çalışan Suudi Arabistan'da toplam değeri 819 milyar dolar olan 5 bin 200'den fazla proje uygulama aşamasındadır.
     
  • Suudi Arabistan, petrol dışında sürdürülebilir bir ekonomi çerçevesinde ABD, İngiltere, Hindistan, Çin ve diğer birçok ülkeyle ortak projeler için uzun vadeli anlaşmalar yapmıştır.
     
  • Veliaht Prens'in bu prestij projesi petrol satışına bağımlılığı azaltmayı; turizm, sağlık, teknoloji, eğitim gibi alanlara yabancı yatırımcı çekmeyi amaçlıyor.
     
  • Post modern teknokent NEOM, Suudi Arabistan'ın kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında inşa edilmeye başlanan 500 milyar dolarlık dev bir şehir projesinin adıdır. 9 milyon kişinin yaşayacağı, temiz enerji kullanılacak akıllı şehir, 2025 yılında tamamlanacak.
     
  • Benzer çerçevede Diriyah kültür başkenti, Qiddiya eğlence merkezi, Amaala sağlıklı yaşam ortamı olarak hizmet verecek ve Kızıldeniz'de ise 90 adalı lüks turizm merkezi kurulacak.

NEOM'un yatırımlar ve turizm fırsatları aracılığıyla 2030'dan önce 100 milyar doların üzerinde gelir elde etmesi bekleniyor.

Bu konuda Yeni Yaşam gazetesinden M. Ali Çelebi, 22 Temmuz tarihli ve "Ortadoğu'da yeni saflaşmalar" başlıklı makalesinde ayrıntılı bilgiler veriyor:

Çin, Suudi Arabistan'ın post-petrol dönemi için başlattığı yüz milyarlarca dolarlık maliyeti olan ve yeni ticaret havzası oluşturacak NEOM'a (Neo-mostaqbal, Yeni Gelecek) dâhil oldu.

Çin mallarının ticaretinde İsrail'in güney burnu Eylat ve Ürdün'ün tek deniz bağlantısı olan Akabe limanı bakışımlı NEOM kentleri önemli yer tutacak, çünkü jeopolitik ağırlığı artan Süveyş Kanalı'nın dibinde.

Kızıldeniz kıyısında Tebük bölgesinde kurulacak yapay zekâ metodolojisiyle beslenecek NEOM kentleri için dönen para ve askeri çark içinde Türkiye de yer alma arzusunda.

Görüldüğü üzere petro-dolar zengini Körfez ülkeleri, bir taraftan kendi aralarında bölgesel ölçekte rekabet ederken (Yemen konusunda BAE ile Suudi Arabistan ayrıştılar; ayrıca Suudi yönetimi Abu Dabi ile Dubai merkezli uluslararası firmaları kendi ülkesine gelmeye mecbur kılma çabasında) diğer taraftan küresel yatırım ve finansal tecrübelerini artırma yoluna gittiler.  

Aynı bölge ülkeleri, bilhassa Suudi Arabistan hem Arap ve İslam dünyası ile hem de büyük küçük demeden yakın ve uzak mesafedeki ülkelerle ilişkilerini alabildiğince çeşitlendirmeyi amaçlamaktalar.  

Bunun sonucunda da uluslararası jeopolitik zeminde yeni saflaşmalar ve denklemler ortaya çıkmakta. 

Örneğin Çin; "Yol ve Kuşak" isimli küresel ölçekli proje kapsamında kıtalararası yatırımlar yapıyor.

Bu çerçevede Ukrayna Savaşı ile Filistin meselesinin çözümü için barış girişimlerini başlattı. Tahran ile Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleşmesinde arabulucu oldu.

Ukrayna Savaşı münasebetiyle Çin, büyük küçük devlet hesabı yapmaksızın her ülkenin eşit olmayı hak ettiği yolunda bir manifesto yayınladı.

Böylece üçüncü dünya ülkelerinin dikkatini çekti, içlerini ferahlattı. Körfez ülkeleri de bu beyandan etkilenmiş oldu. 2

Ayrıca Çin ile İran arasında 25 yıllığına stratejik ortaklık anlaşması imzalandı. Çin Başkanı Şi Cinping'in hem Arap dünyası hem de Suudi Arabistan yetkilileriyle buluşması, Riyad yönetimiyle 30 milyar dolarlık 35 mutabakat zaptı ve anlaşma yapılmasıyla sonuçlandı.

İbrahim Anlaşmaları karşılığında ABD'den beklenen F-35 savaş uçağını alamayan BAE, Çin'e yöneldi ve Batı'nın yaptırımlarından kaçan Rus şirketlerine kapılarını açtı. Amerikan 5. Filosu'na ev sahipliği yapan Bahreyn de İran'la el sıkışmak üzere.

ABD'nin savunma desteğini kesme tehdidi karşısında Suudi Arabistan, Çin ve Rusya ile ilişkilerine savunma başlığını ekledi. Çin, İran ve Rusya'dan ucuz yakıt temin ederken ABD'nin "OPEC+" ile kavgasını da keyifle izliyor.

Rusya'ya gelince; öteden beri ABD'nin bölgedeki en sadık müttefikleri sayılan İsrail, Körfez Arap ülkeleri, Türkiye gibi Ortadoğu ülkelerine el attı; kendileriyle ilişkilerini çeşitlendirdi. 

Aynı Rusya Çin ile rekabet edemese bile yine de Afrika ülkelerine yöneldi. 27-28 Temmuz 2023 tarihli Rusya-Afrika Zirvesi'nin mekânı tarihi Saint Petersburg şehri oldu.

Afganistan, Irak ve Suriye'de büyük tahribatlara ve denge değişikliklerine yol açan askeri müdahalelerin baş aktörü ABD, geleneksel müttefiklerine güven veremedi.  

Mesela ABD, Aramco petrol tesislerini ve Körfez'de gemileri hedef alan İran karşısında caydırıcı olamadı. 

Gerek ABD'nin son iki başkanı (Trump ile özellikle Biden) Körfez ülkelerini haraca bağlamanın ötesinde yetkililerine uşak muamelesi yaptılar. Yemen savaşında desteği kestiler. İran'la nükleer anlaşma görüşmeleri başlattılar. 

Amerikan yönetiminin bu politikaları, ister istemez Körfez ülkelerinde, özellikle Suudi yönetimi nezdinde kızgınlığa yol açtı: "Madem Amerika kendi çıkarının peşinde, biz niçin menfaatimiz için çalışmayalım?" dediler. 

Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle ihtiyaç duyulan enerji üretimini artırmak amacıyla devreye giren ABD Başkanı, Batı lehine ve Rusya aleyhine olmak üzere "OPEC+"da Rus-Suudi mutabakatının bozularak fazladan üretim yapılması için baskı yaptı. 

Bu baskıya karşı çıkmakla yetinmeyen Körfez'deki müttefikleri Rusya'ya yönelik ABD-AB yaptırımlarına da katılmadılar. 3

Yeni jeopolitik dengeler eşliğinde gelişen farklı oluşumlar, aynı zamanda büyük devletlerin diğer rakiplerinin denetiminde (nüfuz alanı) sayılan bölgelere el atmaları sonucunda meydana gelmektedir.

Daha önce hegemonyası altında yaşadıkları büyük devletin eski tahakkümünün zayıflaması sonucu, söz konusu küçük devletler bölgesel ve uluslararası alanda dışarıya açılarak ilişkilerini çeşitlendirip güçlenme eğilimi içine girmekteler.

Mesela eski Sovyet hegemonyasında bulunan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri, Rusya ile ikili ilişkilerini sürdürmekle beraber bu kez Çin, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle de bağlantı kurmaya başladılar.

Çin ise Rusya'nın arka bahçesi sayılan her iki bölgedeki ülkelere el attı. Geçtiğimiz Mayıs ayında ülkesine davet ettiği Orta Asya liderleriyle ekonomik-güvenlik anlaşmaları imzaladı. 4

Çin'in Üçüncü Dünyacılık stratejisi, bilhassa Afrika'da ABD ile batılı devletlerin rekabetine karşı önemli bir mesafe kaydetmiş durumdadır. 5

küresel düzen kurma gayretinde olan Çin, başkent Pekin'de düzenlenen uluslararası güvenlik konferansında kendi görüşünü açıklamanın ötesinde Ukrayna'daki savaş vesilesiyle ABD ve AB nüfuz alanlarında sayılan baskı altındaki ülkelere cesaret verdi. Bu husus, ABD istihbarat teşkilatı raporlarına da girdi. 6

Suudi Arabistan'ın son zamanlarda Çin-Arap Zirvesi, Arap Zirvesi, Körfez Ülkeleri Zirvesi gibi toplantıları seri imalat halinde gerçekleştirmesini yukarıda bahsedilen küresel ölçekteki kaotik geçiş dönemi ve kurulmakta olan jeopolitik dengeler ışığında anlamak mümkündür. 

Dünyanın ekonomik devlerinden sayılan Japonya (Başbakan Fumiyo Kişida) ile Suudi Arabistan (Veliaht Prens M. Bin Selman) buluşması, enerji güvenliği ve ticari ağırlıklı bir anlaşma olarak 16 Temmuz kayda geçti. 

17 Temmuz'da Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ile M. Bin Selman görüşmesi gerçekleşti. Gerek Japonya Başbakanı gerekse Türkiye Cumhurbaşkanı, Katar ile BA Emirliklerini ziyaret edip ekonomik-ticari-enerji konularında belli anlaşmaları imzalamış oldular.

18 Temmuz'da ise Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri ile Orta Asya Cumhuriyetleri zirvesi yine Suudi Arabistan'ın girişimiyle Cidde şehrinde gerçekleşti.

Körfez Araştırmalar Merkezi, söz konusu zirveyi şöyle değerlendirmektedir:  

Bu yoğun diplomatik faaliyet, S. Arabistan'ın bölgesel jeopolitik konumundan ileri geliyor. Çünkü bu ülke, Arap ve İslam dünyasında önemli bir yere sahip olmanın ötesinde dünya ekonomisinde gayet hayati bir rol oynamaktadır. 

İlk kez blok halinde gerçekleşen KİK-Orta Asya zirvesinde, ikili görüşmeler neticesinde varılan mutabakat gereğince Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile Orta Asya Türkî cumhuriyetleri bir araya geldiler. Bu yeni jeopolitik denklemin zemini, söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlarının anlaşmaları sayesinde hazırlandı: 

Ele alınan temel konular şöyle sıralanabilir: Bölgesel düzlemde ortak stratejik faaliyet ve işbirliği kapsamının genişletilmesi. Körfez İle Orta Asya'da güvenlik, istikrar, barış ve dostluğun tesis edilip güçlendirilmesi. Müşterek menfaatlere dayalı siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda anlaşmaya varılması. 

İmzalanan ortak belge uyarınca Çin, Rusya, Afganistan ve İran ile direkt sınırları olan Orta Asya Cumhuriyetleri, gerçekte ortak ideolojik ve kültürel bir yapıya sahip olmalarına rağmen büyük ve orta ölçekli devletlerin yaratacağı etkilerden, nüfuz alanlarından ve demografik değişiklikten etkilenme kaygısıyla KİK ile sosyoekonomik işbirliğine ağırlık vermekteler. 

Ayrıca Orta Asya Cumhuriyetleri, topraklarındaki yeraltı-yerüstü servetleri, bilhassa enerji kaynakları nedeniyle küresel ekonominin belirleyicileri olacaklar. İlaveten gıda ve askeri güvenlik noktasında yatırımlar yaparak kendi milli güvenliklerini sağlayabilecekler. 

Tatmin edici finans ve ekonomik projeler hususunda yeterli bir tecrübe birikimine sahip olan KİK üyeleri, Orta Asya Cumhuriyetleri topraklarında ticaret, enerji ve turizm sektörlerinde gerekli yatırımları yapmayı üstlenecektir. 7

Suudi El Yom gazetesine göre:

Yaklaşık bir yıl önce Riyad'da toplanan ilgili tarafların dışişleri bakanları, gelecekteki projelerin altyapısını/zeminini hazırlamak üzere ortak çalışma konusunda mutabakata varmışlardır.

İki farklı bölge bloku arasındaki bu buluşmanın baş hedefini, Suudi Arabistanlı yorumcu Dr. Abdullah El Assaf şu şekilde özetlemektedir: 

  • Orta Asya ve Körfez bölgelerinin kalkınma aşamasının altyapısını birlikte düzenlemek suretiyle jeopolitik ve stratejik boyutları olan siyasi ve ekonomik bir buluşmadır bu.
     
  • Orta Asya Cumhuriyetleri ekonomik, coğrafi bölge ve enerji bakımından birbirine benzer ülkelerdir.
     
  • Bu blok, KİK bloku ile çok boyutlu işbirliği arayışındadır. Özellikle farklı sektörlerdeki yatırımlar için Körfez ülkelerinin yardımlarına ihtiyaç duymaktadır. 
     

Her iki blok da siyasi kutuplaşmaların alabildiğine yaygınlaştığı küresel düzlemde meydana gelen nüfuz-hegemonya mücadelelerine elverdiğince girmeme niyetindedir. 8

Soru şudur: Suudi Arabistan, yeni bloklaşma ve jeopolitik dengelerde neden öncü rolüne soyunuyor? 

Bir: Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile ekibi, dünyadaki dramatik değişim ve altüst oluşların farkındalar.

Değişimlere ayak uydurabilmek için yakın ve uzak çevredeki "küçüklerin çok kutupluluğu" veya "parçalı blokların çok yönlü ilişkileri" temelinde jeopolitik bir atılım içindeler. 

İki: Suudi yönetimi, çivisi çıkmış dünyaya egemen olan hegemonya mücadelesinde kendisini yeni saflaşmalar sayesinde var edip koruyabileceğini idrak etmiştir. Buna göre ilişkilerini çeşitlendirip yeni mevzilenme politikası izlemektedir.

Körfez İşbirliği Konseyi ile Körfez Arap Koalisyonu gibi oluşumlar, zaten Suudi Arabistan'ın elindeki hazır kozlar olarak biliniyor.

"Dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı" konumundaki Suudi Arabistan,  küresel petrol rezervlerinin yüzde 15'ine sahip olması hasebiyle, aynı zamanda Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) kurucu üyesidir.

Üç: Suudi Arabistan hükümeti, 29 Mart 2023'te ülkenin Çin merkezli siyasi, ekonomik, güvenlik işbirliği organizasyonu Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) katılmasını onayladı.
 

Dört: Bağlantılı olarak Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan BRICS uluslar koalisyonu; "büyüyen ekonomisi, askeri yetenekleri ve giderek artan siyasi nüfuzu" ile küresel arenada adından giderek daha çok söz ettiriyor. 

Aynı çerçevede BAE (Emirlikleri) ile Bangladeş 2021 yılında, Mısır ise Şubat 2023'te üye olarak kabul edilmişti.

Watcher.Guru.com sitesinde yer alan bir analize göre, genişleme planlarıyla da öne çıkan örgüte Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de ilgi duydukları ifade ediliyor.

Bu durum BRICS'in yörüngesine ve küresel etkisine heyecan verici yeni bir boyut kazandırıyor. 9

2015 yılında BRICS üyelerince kurulan Şanghay merkezli Yeni Kalkınma Bankası (NDB), Suudi Arabistan'ın ilgisini çekmeye başlamıştı.

Financial Times gazetesine konuşan banka yetkilileri, "Ortadoğu'da Suudi Arabistan'a büyük bir önem veriyoruz ve kendileriyle nitelikli bir diyalog kurduk" diyorlar. 

Bütün bu gelişmeler yaşanırken şu gerçeği unutmamak lazım: İster küresel isterse bölgesel güçler olsun, mevcut karmaşa ortamında her istediklerini gerçekleştirme kudretinde değiller.

Jeopolitik oyunlarda bir veya birkaç ülkeyle ittifaklar yapılırken, diğer ülkelerin çıkarlarına ters düşen şeyler de yaşanabilir.

Mesela İran, Basra Körfezi'ndeki bazı adalar hususunda stratejik ortakları sayılan Rusya ve Çin ile ayrı ters düşmüştür.

Değişken ve kaygan hareketliliğin en başat kuralı budur. 

Değişim ve dönüşümlerin yol açtığı jeopolitik dengeler düzleminde Körfez ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin yeni hamlelerine ayna tuttuk. Gerisini meraklısına bırakıyoruz. 

Kaynakça:

1. Kaynak için bkz. https://www.independentarabia.com/node/432831/, Refik Huri, 19 Mart 2023.
2. https://www.independentarabia.com/node/428231/, 6 Mart 2023.
3. Ayrıntıları bu linkten okuyabilirsiniz: https://www.gazeteduvar.com.tr/15-temmuzun-salasi-diplomasinin-cenazesi-korfezin-parasi-makale-1628430, Fehim Taştekin, 17 Temmuz 2023.
4. https://www.independentarabia.com/node/452621/, 18 Mayıs 2023. https://www.independentarabia.com/node/454791/, 24 Mayıs 2023.
5. https://www.evrensel.net/yazi/92331/ucuncu-dunyacilik-yine-yeni-yeniden. Ceren Ergenç, 17 Ocak 2023.
6. https://www.independentarabia.com/node/428231, 2 Mart 2023.
7-8. https://www.independentarabia.com/node/474676/, Muhammed Ğersan, 18 Temmuz 2023.
9. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/suudi-arabistan-misir-ve-turkiye-bricse-uyelik-yolunda-2084267, 24 Mayıs 2023.

 

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı



Muhammed bin Selman ve Zelenskiy bölgesel gelişmeleri ve Ukrayna krizini görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesi sırasında (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesi sırasında (SPA)
TT

Muhammed bin Selman ve Zelenskiy bölgesel gelişmeleri ve Ukrayna krizini görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesi sırasında (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesi sırasında (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdulaziz, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile Ortadoğu'daki askeri gerilim ve Ukrayna krizindeki son gelişmeler de dahil olmak üzere bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüştü.

Suudi Arabistan Basın Ajansı'nda (SPA) bu sabahı yer alan habere göre Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Zelenskiy, Cidde'deki görüşmelerinde iki ülke arasındaki ikili ilişkileri gözden geçirdiler.

Görüşmeye Suudi Arabistan tarafından Devlet Bakanı, Bakanlar Kurulu Üyesi ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban; Çevre, Su ve Tarım Bakanı Mühendis Abdulrahman el-Fadli; Genel İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan ve Ukrayna Büyükelçisi Muhammed el-Bereke katıldı.7

fdvfd
Cidde'deki toplantıya katılan Suudi yetkililer (SPA)

Ukrayna tarafından ayrıca Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rustem Omerov; Cumhurbaşkanlığı İdaresi Birinci Genelkurmay Başkan Yardımcısı Serhiy Kyslytsya; Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Korgeneral Andriy Hanatov; Suudi Arabistan Büyükelçisi Anatoliy Petrenko ve Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkan Yardımcısı David Aloyan hazır bulundu.

Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre Zelenskiy, dün akşam Cidde'ye (Suudi Arabistan'ın batısı) geldi ve Kral Abdulaziz Uluslararası Havalimanı'nda Mekke Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Mişel bin Abdulaziz; Cidde Belediye Başkanı Salih el-Turki; her iki ülkenin büyükelçileri ve bir dizi diğer yetkili tarafından karşılandı.

vfevf
Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin Perşembe günü Cidde’ye varışı sırasında (Mekke Bölgesi Emirliği)

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy, uçağı Cidde'ye indikten sonra resmi X sosyal medya hesabından şunları yazdı: "Suudi Arabistan'a ulaştım. Önemli görüşmeler planlandı." Sözlerine şöyle devam etti: "Desteğiniz için teşekkür ederiz ve güvenliği sağlamak için bizimle çalışmaya hazır olanları destekliyoruz."

Zelenskiy, bu ayın başlarında Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik açık saldırılarını kınadığını, Kiev'in Riyad ile dayanışma içinde olduğunu ve topraklarını korumak için alınan her türlü önlemi desteklediğini ifade etmişti.


Körfez ülkeleri, yapılacak her türlü görüşmeye dahil edilmekte ısrar ediyor

El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
TT

Körfez ülkeleri, yapılacak her türlü görüşmeye dahil edilmekte ısrar ediyor

El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)
El-Budeyvi'ye göre, İran savaş sırasında füzelerinin %85'ini Körfez ülkelerine fırlattı (Körfez İşbirliği Konseyi)

Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan mevcut krizi çözmeye yönelik her türlü görüşme veya anlaşmaya Körfez ülkelerinin de dahil edilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu krizden sonra Ortadoğu haritasını değiştirmeyi amaçlayan her türlü bölgesel çerçeve, girişim veya düzenleme kesinlikle reddedilmektedir" uyarısında bulundu.

Dün Riyad'da bir dizi Arap ve yabancı büyükelçiye verdiği brifingde el-Budeyvi, dünyanın dört bir yanındaki ortak ve dost ülkelere, İran'dan Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine yönelik saldırılarını derhal ve koşulsuz olarak durdurmasını talep eden mesaj göndermeleri çağrısında bulundu.

Kuveyt, İran'la bağlantılı bir hücrenin tutuklandığını duyururken, Bahreyn de Tahran için casusluk yapmakla suçlanan kişilerin yargıya sevk edildiğini açıkladı.

Körfez savunmaları İran saldırılarına karşı koymaya devam etti; Suudi Arabistan savunması dün Doğu Bölgesi'nde 37 insansız hava aracını imha etti.


Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı engelini kıtalararası lojistik sistemiyle aşıyor

Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)
Araçlar Suudi Arabistan ile Bahreyn’i birbirine bağlayan Kral Fahd Köprüsü’nden geçiş işlemlerini tamamlıyor (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin benzeri görülmemiş sınavlarla karşı karşıya kaldığı, dünyanın en kritik geçitlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nda aksamalara neden olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, ticaretin kesintisiz akışını garanti altına alan ve ülkenin lojistik altyapısını bir “can damarı” hâline getiren üstün bir ulaşım sistemini ortaya koydu. 2021 yılında Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından başlatılan Ulusal Taşımacılık ve Lojistik Stratejisi sayesinde Riyad, kıtaları birbirine bağlayan bir altyapı mühendisliğini hayata geçirerek mevcut jeopolitik zorlukları pratik bir başarıya dönüştürdü; kriz yönetimi ve acil tahliye operasyonlarında yüzde 97’nin üzerinde başarı oranı sağladı.

Sistemin ilk temelleri, Suudi Arabistan’ı üç kıtayı birbirine bağlayan küresel bir merkez hâline getirmek amacıyla atıldı. Uluslararası büyük şirketlerle ortaklaşa geliştirilen lojistik bölgeler ve hava, kara ve deniz taşımacılığında hızlandırılmış ihracat ve tedarik prosedürleri sayesinde hükümet, mal, hizmet ve enerji akışının kesintisiz olmasını güvence altına aldı; böylece ülke altyapı geliştiriciliğinden, küresel ekonomik istikrarın güvence altına alınmasında kilit aktöre dönüştü.

Hava ulaşımında hazırlık

Bu hazır durum yalnızca ticari alanla sınırlı kalmadı; insani kriz yönetiminde de etkinlik sağlandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Lojistik uzmanı Hassan Al Halil, “Hava taşımacılığı artık acil durum müdahalelerinin temel motoru haline geldi; hızlı tahliye operasyonlarının yüzde 70-80’ini hava yolu taşımacılığı oluşturuyor. 500-2000 kişilik büyük tahliyeler ise deniz taşımacılığı ile gerçekleştiriliyor. Müdahale süresi 24-72 saat arasında değişiyor, bu da gelişmiş operasyonel hazır olmayı gösteriyor” dedi.

Al Halil, operasyonların sıkı sağlık kontrolleri ve yolculuk sırasında verilen bakım ile entegre bir kurumsal koordinasyon içinde yürütüldüğünü vurguladı. Ancak yoğun hava yolları ve uçuş sürelerindeki yüzde 20-30 artış, uluslararası sistem farklılıkları ve kriz bölgelerindeki altyapı yetersizlikleri nedeniyle etkinlik yüzde 40’a düşebiliyor. Yine de Suudi Arabistan, operasyonel esnekliği ve acil durum planları sayesinde başarı oranını yüzde 97’nin üzerinde tutuyor; sistem sadece kriz yönetimi için değil, aynı zamanda mal, hizmet ve enerji akışının sürdürülebilirliği için stratejik bir model oluşturuyor.

Yanbu Limanı ve deniz taşımacılığı

Hava taşımacılığı kadar deniz taşımacılığı da jeopolitik alternatif olarak öne çıktı. Kızıldeniz limanları, özellikle Yanbu Limanı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen yüklerin yönlendirilmesinde stratejik bir şerit hâline geldi. Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile entegre çalışmaları sayesinde Suudi Arabistan, ihracatını gergin bölgelere kaydırmadan sürdürebiliyor.

Yanbu Güney ve Kuzey terminallerinden günlük ortalama 4,4 milyon varil ham petrol ihraç edilirken, bu rakamı 5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Limanların etkinliği, nakliye maliyetlerini yüzde 58 oranında düşürdü ve rüzgar türbinleri gibi büyük hacimli kargoların hızlı sevkiyatına imkan sağladı.

İhracat rotalarının çeşitlendirilmesi

Al Halil, ihracat rotalarının akıllıca çeşitlendirilmesinin tıkanma noktalarına maruz kalmayı yüzde 40 oranında azalttığını belirtti. Bu sayede küresel nakliye maliyetlerindeki yüzde 50’lik artış ve jeopolitik risk sigorta primleri minimize edildi. Gemi gecikmelerindeki 3-10 günlük artışa rağmen Suudi limanlarının verimliliği ve geçici muafiyetler, duraklama sürelerini yüzde 25 oranında düşürdü ve nakliye fiyatlarının dalgalanmasını azalttı.

gvfrvfre
Suudi Arabistan Demiryolları’na ait bir yolcu treni (SPA)

Kara ve demiryolu taşımacılığı

Suudi Arabistan, kara taşımacılığıyla bölgesel bir dağıtım merkezi hâline geldi; 500 binin üzerindeki kamyon filosu ve SAR tren hattının günlük 2 bin 500 konteyner taşıma kapasitesiyle Körfez ülkelerine mal sevkiyatı gerçekleştiriliyor. Bu entegrasyon, sadece ticari akışı değil, bölgesel bağları da güçlendiriyor; örneğin Kuveytli vatandaşlar Riyad’dan kara yolu ile taşınırken, Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar ile yolcu hareketi destekleniyor.

Körfez’de deniz bağlantıları

Suudi limanları, Körfez’de alternatif bir stratejik deniz bağlantısı olarak öne çıkıyor. Suudi Limanlar İdaresi (Mawani), Dammam-Şarika arasında çok modlu taşımacılığı sağlayan bir köprü kurarken, Bahreyn ile Kral Abdulaziz Limanı ve Halife Bin Selman Limanı arasındaki Gulf Shuttle hizmeti, yılda 105 milyon ton kapasiteye sahip liman altyapısı üzerinden ticari akışı hızlandırıyor.

Ayrıca SAR tren hattı, Doğu Bölgesi limanlarını sınır kapısına bağlayarak Ürdün ve kuzey ülkeleri ile ticaret akışını güçlendirdi.

Yolcu taşımacılığı ve insanî destek

Sistem, insani ve bölgesel boyutlarda da etkili. Kuveytli vatandaşların kara yoluyla taşınması ve Irak’tan Arar Havalimanı’na uçuşlar, yüzde 97’yi aşan operasyonel başarı oranıyla gerçekleştiriliyor.

Akıllı kriz yönetimi ve maliyet azaltımı

Yetkililer, gemilere geçici muafiyetler tanıyarak duraklama sürelerini yüzde 25 oranında azaltıp maliyetleri düşürdü. Deniz taşımacılığı maliyetleri yüzde 8-18 düşerken, nakliye fiyatlarındaki dalgalanmalar yüzde 10-20 arasında azaldı.

Bölgesel gıda güvenliği

Aynı zamanda sınır kapıları, özellikle Ebu Samra, Katar’a mal akışını güvence altına alarak bölgesel gıda güvenliğine katkı sağladı. 25’ten fazla ülkeden tedarik çeşitlendirmesi ve bazı ürünlerde 12 aylık stratejik stoklar, yüzde 95’in üzerinde bulunabilirlik sağladı.

Shuttle taşımacılığı ve demiryolu Lojistiği

Lojistik ve tedarik zinciri uzmanı Naşmi Al Harbi, demiryolu bağlantılarının artık tamamlayıcı değil, stratejik bir can damarı olduğunu vurguladı. Şubat 2026’da Riyad-Doha hızlı tren projesi onaylanarak yolculuk süresi iki saate düşürüldü ve KİK ülkeleri arasında temel mal akışı kesintisiz hâle geldi.

Shuttle taşımacılığı, yüksek frekanslı küçük gemilerle limanlar arasında hızlı transfer sağlayarak maliyet yapısını ve tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdi. DHL ve Maersk’in Riyad’daki lojistik yatırımları, Suudi Arabistan’ın uluslararası şirketler için güvenli bir lojistik merkez hâline gelmesini pekiştirdi. Ülke, Dünya Bankası Lojistik Performans Endeksi’nde 17 basamak yükselerek 38. sıraya ulaştı.

Sonuç

Tüm bu adımlar, Suudi Arabistan’ın yalnızca geçici bir kriz yönetimi yapmadığını, aynı zamanda küresel ticaret haritasında stratejik konumunu güçlendirdiğini gösteriyor. Limanların entegrasyonu, altyapı gelişimi ve operasyonel esneklik sayesinde ülke, ticaret ve enerji akışlarını etkin bir şekilde yönlendirebilen kıtaları bağlayan bir lojistik merkezi hâline geldi.