Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Suudi Arabistan niçin yeni jeopolitik oluşumların merkezi haline geldi?

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Zaten büyük bir kaotik geçiş sürecine ve çok kutuplu bir aşamaya girmiş bulunan dünya, Rusya-Ukrayna savaşından itibaren çivisi çıkmışçasına dramatik değişim ve dönüşümlere sahne oluyor. 

Bir tiyatro oyunu izliyormuşuz gibi yepyeni olgularla karşı karşıyayız: Başroldeki aktörler kaderleriyle yüzleşiyor veya tarihi roller aktörlerini arıyorlarmış gibi bir durum var ortada.

Bu süreçte dramatik roller, kendilerine uygun jeopolitik oyunda öne çıkabilecek öncüler, yöneticiler veya devletleri beklemekteler. 

Bu kaotik dönemeçte rol üstlenebilecek devletlerin büyük veya küçük olmasına bakılmaksızın sadece rolünü hakkıyla yerine getirebilecek bir devlet arayışı öne çıkmaktadır ki, bu bile iradi bir hadise ve heves olmaktan öte şartların ortaya çıkarıp öne sürdüğü zorunluluk halidir. 

Burada üstlenilecek rol, jeopolitik (siyasi coğrafya) konumunu aranılan ilgili devletin yöneticisine/hükümdarına kendisini dayatmaktadır. Böyle bir rol üstlenme hırsıyla hareket eden/edebilen yönetici (başkan, kral, hükümdar, sultan) ise gücünü sınırların ötesinde sınama arzusu ve hevesindedir. 

Böyle bir değişim-dönüşüm ortamında sahnede görünür olmak arzusu içindeki orta veya küçük ölçekli devletler için son zamanlarda "küçük çaplı çoğulculuk" veya "parçalı çok kutupluluk" kavramı kullanılır oldu. 

Herkesin malumudur: Süper devletlerin yapısında rol alma, rol çalma ve çıkar çatışmaları mevcuttur.

Dolayısıyla bu devletler çatışmadan kaçınabilmek için müşterek menfaatler uğruna mümkün olduğunca mutabakat ve uzlaşmaları ön plana çıkarırlar.

Eskilerde ABD ile Sovyetler Birliği, günümüzde Rusya-ABD veya Çin-ABD arasındaki nükleer silahlar ve silahsızlanma görüşmelerinde bu duruma şahit olunmuştur. 

Küçük ölçekli çoğulculuk veya çok kutupluluk örneklerine ise en son Suudi Arabistan, Umman Sultanlığı, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez'deki Arap ülkelerinin ABD ile İran, Suudi Arabistan ile İran, hatta Rusya ile Ukrayna arasındaki çekişme ve çatışmayı azaltmak için devreye girip arabulucu rolüne soyunduklarını görmekteyiz. 

Tıpkı şimdiye kadar hacmi küçük ama işlevi ve rolü büyük sayılan Norveç'in uluslararası alandaki çatışmalı tarafları bir araya getirmesi gibi bir durumdan bahsediyoruz.

Demek ki süper devletlerin çatışması bir çeşit kaçınılmazlıktır ama küçük ölçekli devletler de bu karmaşa ortamında sahneye çıkıp "küçük boy çok kutupluluk/çoğulculuk" ekseninde müzmin ve büyük çatışmaları sona erdirmeye çalışırlar. Kaçınılmaz çatışmalı/ölümcül kaderden uzaklaştıran tarihi bir rol üstlenebilirler. 1

Emperyalizm olgusunun ortaya çıkıp küresel bir fenomen halini aldığı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde olduğu gibi günümüzde de tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru giden süreçte süper devletler arasındaki çekişme, kapışma ve çatışmaların varlığı kaçınılmazdır. 

Bir anlamda yeni hegemonya mücadelesinde rakip veya hasım devletler, ister istemez varlık (Beka) mücadelesi verirken yani kendi başlarının çaresine bakarken eski müttefiklerini, dostlarını yahut uydusu sayılan devletleri serbest bırakmak zorunda kalırlar. 

Diğer yandan eski müttefikler ile uydu devletler, büyük devletlerin ölümcül mücadeleleri sırasında, fillerin kapışmasında karınca misali ezilmemek maksadıyla, yeni bloklaşma ve ittifak arayışlarına girerler.

Önceki patron devletlerin hükümranlıklarına ve baskılarına itaat edip boyun eğmezler. 

Can derdine düşmüş olan orta ve küçük ölçekli devletler, bazen yerel/bölgesel yayılmacı emeller peşinde koşup maceralara da atılabilirler.

Nitekim Türkiye ve İran benzeri devletler; Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde aktif siyasi-askeri rol üstlenerek ABD ile Rusya arasındaki büyük kapışma sırasında her iki devletle ilişkilerini sürdürmektedirler. 

Aynı devletler, dünya çapında süper bir devlet olan Çin ile stratejik ittifaklar kurarken, yerel düzeyde yeni bloklaşmalara öncülük edebilirler. 

Benzer bir olay da Körfez Arap ülkelerinin başını çeken Suudi Arabistan ile müttefiki BAE ikilisinin Yemen, Suriye, Filistin ve Libya'daki iç savaşa müdahale etme ve bu hususta Türkiye ve İran karşısında nüfuz alanlarını genişletme çabalarında da görüldü. 

İlginçtir, başlangıçta Suriye'deki iç savaşta silahlı muhalefeti destekleme konusunda mutabık kalan Suudi-BAE-Katar-Türkiye dörtlüsü, bölgesel çıkarları doğrultusunda Suudi-BAE ve Türkiye-Katar şeklinde ayrıştılar.

Zıtlaşan çıkarların sonucunda Sudan ile Libya'da karşı karşıya geldiler. Şimdiyse hasım taraflar uzlaşmış görünüyorlar.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın fiili olarak yönetmekte olduğu Suudi Arabistan'ın, son dönemlerde büyük devletlerin nüfuz ve hegemonya mücadelesinden doğan boşlukları iyi gözlemleyip yeni küresel sistemin jeopolitik oyunlarına dâhil olduğu söylenebilir. 

Bu yanıyla bakıldığında M. Bin Selman, oynadığı tarihi rol açısından modern Rusya'nın kurucusu sayılan Pyotr Alekseyeviç'e yani Çar I. Petro'ya benzetilebilir. 

Türk tarihindeki tanımıyla Deli Petro, Haziran 1672'de ünlü Romanov hanedanının mensubu olarak Moskova'da doğmuştur.

Çar I. Petro, 1689-1725 yılları arasında yönettiği Rusya'nın modernleşmesinde, bilhassa ordusunun ve donanmasının güçlendirilmesinde, ülkesinin yayılmacı ve saldırgan bir dış siyasete yönelmesinde tarihi bir rol oynamıştır.  

Bir süre sonra fiili olarak tahta geçmesi mukadder sayılan Veliaht Prens M. Bin Selman'ın 2016 yılında ortaya koyduğu "Vizyon 2030" projesinde şunları görmek mümkün: 

  • Petrole dayalı ekonomiden uzaklaşmaya çalışan Suudi Arabistan'da toplam değeri 819 milyar dolar olan 5 bin 200'den fazla proje uygulama aşamasındadır.
     
  • Suudi Arabistan, petrol dışında sürdürülebilir bir ekonomi çerçevesinde ABD, İngiltere, Hindistan, Çin ve diğer birçok ülkeyle ortak projeler için uzun vadeli anlaşmalar yapmıştır.
     
  • Veliaht Prens'in bu prestij projesi petrol satışına bağımlılığı azaltmayı; turizm, sağlık, teknoloji, eğitim gibi alanlara yabancı yatırımcı çekmeyi amaçlıyor.
     
  • Post modern teknokent NEOM, Suudi Arabistan'ın kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında inşa edilmeye başlanan 500 milyar dolarlık dev bir şehir projesinin adıdır. 9 milyon kişinin yaşayacağı, temiz enerji kullanılacak akıllı şehir, 2025 yılında tamamlanacak.
     
  • Benzer çerçevede Diriyah kültür başkenti, Qiddiya eğlence merkezi, Amaala sağlıklı yaşam ortamı olarak hizmet verecek ve Kızıldeniz'de ise 90 adalı lüks turizm merkezi kurulacak.

NEOM'un yatırımlar ve turizm fırsatları aracılığıyla 2030'dan önce 100 milyar doların üzerinde gelir elde etmesi bekleniyor.

Bu konuda Yeni Yaşam gazetesinden M. Ali Çelebi, 22 Temmuz tarihli ve "Ortadoğu'da yeni saflaşmalar" başlıklı makalesinde ayrıntılı bilgiler veriyor:

Çin, Suudi Arabistan'ın post-petrol dönemi için başlattığı yüz milyarlarca dolarlık maliyeti olan ve yeni ticaret havzası oluşturacak NEOM'a (Neo-mostaqbal, Yeni Gelecek) dâhil oldu.

Çin mallarının ticaretinde İsrail'in güney burnu Eylat ve Ürdün'ün tek deniz bağlantısı olan Akabe limanı bakışımlı NEOM kentleri önemli yer tutacak, çünkü jeopolitik ağırlığı artan Süveyş Kanalı'nın dibinde.

Kızıldeniz kıyısında Tebük bölgesinde kurulacak yapay zekâ metodolojisiyle beslenecek NEOM kentleri için dönen para ve askeri çark içinde Türkiye de yer alma arzusunda.

Görüldüğü üzere petro-dolar zengini Körfez ülkeleri, bir taraftan kendi aralarında bölgesel ölçekte rekabet ederken (Yemen konusunda BAE ile Suudi Arabistan ayrıştılar; ayrıca Suudi yönetimi Abu Dabi ile Dubai merkezli uluslararası firmaları kendi ülkesine gelmeye mecbur kılma çabasında) diğer taraftan küresel yatırım ve finansal tecrübelerini artırma yoluna gittiler.  

Aynı bölge ülkeleri, bilhassa Suudi Arabistan hem Arap ve İslam dünyası ile hem de büyük küçük demeden yakın ve uzak mesafedeki ülkelerle ilişkilerini alabildiğince çeşitlendirmeyi amaçlamaktalar.  

Bunun sonucunda da uluslararası jeopolitik zeminde yeni saflaşmalar ve denklemler ortaya çıkmakta. 

Örneğin Çin; "Yol ve Kuşak" isimli küresel ölçekli proje kapsamında kıtalararası yatırımlar yapıyor.

Bu çerçevede Ukrayna Savaşı ile Filistin meselesinin çözümü için barış girişimlerini başlattı. Tahran ile Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleşmesinde arabulucu oldu.

Ukrayna Savaşı münasebetiyle Çin, büyük küçük devlet hesabı yapmaksızın her ülkenin eşit olmayı hak ettiği yolunda bir manifesto yayınladı.

Böylece üçüncü dünya ülkelerinin dikkatini çekti, içlerini ferahlattı. Körfez ülkeleri de bu beyandan etkilenmiş oldu. 2

Ayrıca Çin ile İran arasında 25 yıllığına stratejik ortaklık anlaşması imzalandı. Çin Başkanı Şi Cinping'in hem Arap dünyası hem de Suudi Arabistan yetkilileriyle buluşması, Riyad yönetimiyle 30 milyar dolarlık 35 mutabakat zaptı ve anlaşma yapılmasıyla sonuçlandı.

İbrahim Anlaşmaları karşılığında ABD'den beklenen F-35 savaş uçağını alamayan BAE, Çin'e yöneldi ve Batı'nın yaptırımlarından kaçan Rus şirketlerine kapılarını açtı. Amerikan 5. Filosu'na ev sahipliği yapan Bahreyn de İran'la el sıkışmak üzere.

ABD'nin savunma desteğini kesme tehdidi karşısında Suudi Arabistan, Çin ve Rusya ile ilişkilerine savunma başlığını ekledi. Çin, İran ve Rusya'dan ucuz yakıt temin ederken ABD'nin "OPEC+" ile kavgasını da keyifle izliyor.

Rusya'ya gelince; öteden beri ABD'nin bölgedeki en sadık müttefikleri sayılan İsrail, Körfez Arap ülkeleri, Türkiye gibi Ortadoğu ülkelerine el attı; kendileriyle ilişkilerini çeşitlendirdi. 

Aynı Rusya Çin ile rekabet edemese bile yine de Afrika ülkelerine yöneldi. 27-28 Temmuz 2023 tarihli Rusya-Afrika Zirvesi'nin mekânı tarihi Saint Petersburg şehri oldu.

Afganistan, Irak ve Suriye'de büyük tahribatlara ve denge değişikliklerine yol açan askeri müdahalelerin baş aktörü ABD, geleneksel müttefiklerine güven veremedi.  

Mesela ABD, Aramco petrol tesislerini ve Körfez'de gemileri hedef alan İran karşısında caydırıcı olamadı. 

Gerek ABD'nin son iki başkanı (Trump ile özellikle Biden) Körfez ülkelerini haraca bağlamanın ötesinde yetkililerine uşak muamelesi yaptılar. Yemen savaşında desteği kestiler. İran'la nükleer anlaşma görüşmeleri başlattılar. 

Amerikan yönetiminin bu politikaları, ister istemez Körfez ülkelerinde, özellikle Suudi yönetimi nezdinde kızgınlığa yol açtı: "Madem Amerika kendi çıkarının peşinde, biz niçin menfaatimiz için çalışmayalım?" dediler. 

Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle ihtiyaç duyulan enerji üretimini artırmak amacıyla devreye giren ABD Başkanı, Batı lehine ve Rusya aleyhine olmak üzere "OPEC+"da Rus-Suudi mutabakatının bozularak fazladan üretim yapılması için baskı yaptı. 

Bu baskıya karşı çıkmakla yetinmeyen Körfez'deki müttefikleri Rusya'ya yönelik ABD-AB yaptırımlarına da katılmadılar. 3

Yeni jeopolitik dengeler eşliğinde gelişen farklı oluşumlar, aynı zamanda büyük devletlerin diğer rakiplerinin denetiminde (nüfuz alanı) sayılan bölgelere el atmaları sonucunda meydana gelmektedir.

Daha önce hegemonyası altında yaşadıkları büyük devletin eski tahakkümünün zayıflaması sonucu, söz konusu küçük devletler bölgesel ve uluslararası alanda dışarıya açılarak ilişkilerini çeşitlendirip güçlenme eğilimi içine girmekteler.

Mesela eski Sovyet hegemonyasında bulunan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri, Rusya ile ikili ilişkilerini sürdürmekle beraber bu kez Çin, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle de bağlantı kurmaya başladılar.

Çin ise Rusya'nın arka bahçesi sayılan her iki bölgedeki ülkelere el attı. Geçtiğimiz Mayıs ayında ülkesine davet ettiği Orta Asya liderleriyle ekonomik-güvenlik anlaşmaları imzaladı. 4

Çin'in Üçüncü Dünyacılık stratejisi, bilhassa Afrika'da ABD ile batılı devletlerin rekabetine karşı önemli bir mesafe kaydetmiş durumdadır. 5

küresel düzen kurma gayretinde olan Çin, başkent Pekin'de düzenlenen uluslararası güvenlik konferansında kendi görüşünü açıklamanın ötesinde Ukrayna'daki savaş vesilesiyle ABD ve AB nüfuz alanlarında sayılan baskı altındaki ülkelere cesaret verdi. Bu husus, ABD istihbarat teşkilatı raporlarına da girdi. 6

Suudi Arabistan'ın son zamanlarda Çin-Arap Zirvesi, Arap Zirvesi, Körfez Ülkeleri Zirvesi gibi toplantıları seri imalat halinde gerçekleştirmesini yukarıda bahsedilen küresel ölçekteki kaotik geçiş dönemi ve kurulmakta olan jeopolitik dengeler ışığında anlamak mümkündür. 

Dünyanın ekonomik devlerinden sayılan Japonya (Başbakan Fumiyo Kişida) ile Suudi Arabistan (Veliaht Prens M. Bin Selman) buluşması, enerji güvenliği ve ticari ağırlıklı bir anlaşma olarak 16 Temmuz kayda geçti. 

17 Temmuz'da Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ile M. Bin Selman görüşmesi gerçekleşti. Gerek Japonya Başbakanı gerekse Türkiye Cumhurbaşkanı, Katar ile BA Emirliklerini ziyaret edip ekonomik-ticari-enerji konularında belli anlaşmaları imzalamış oldular.

18 Temmuz'da ise Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri ile Orta Asya Cumhuriyetleri zirvesi yine Suudi Arabistan'ın girişimiyle Cidde şehrinde gerçekleşti.

Körfez Araştırmalar Merkezi, söz konusu zirveyi şöyle değerlendirmektedir:  

Bu yoğun diplomatik faaliyet, S. Arabistan'ın bölgesel jeopolitik konumundan ileri geliyor. Çünkü bu ülke, Arap ve İslam dünyasında önemli bir yere sahip olmanın ötesinde dünya ekonomisinde gayet hayati bir rol oynamaktadır. 

İlk kez blok halinde gerçekleşen KİK-Orta Asya zirvesinde, ikili görüşmeler neticesinde varılan mutabakat gereğince Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile Orta Asya Türkî cumhuriyetleri bir araya geldiler. Bu yeni jeopolitik denklemin zemini, söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlarının anlaşmaları sayesinde hazırlandı: 

Ele alınan temel konular şöyle sıralanabilir: Bölgesel düzlemde ortak stratejik faaliyet ve işbirliği kapsamının genişletilmesi. Körfez İle Orta Asya'da güvenlik, istikrar, barış ve dostluğun tesis edilip güçlendirilmesi. Müşterek menfaatlere dayalı siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda anlaşmaya varılması. 

İmzalanan ortak belge uyarınca Çin, Rusya, Afganistan ve İran ile direkt sınırları olan Orta Asya Cumhuriyetleri, gerçekte ortak ideolojik ve kültürel bir yapıya sahip olmalarına rağmen büyük ve orta ölçekli devletlerin yaratacağı etkilerden, nüfuz alanlarından ve demografik değişiklikten etkilenme kaygısıyla KİK ile sosyoekonomik işbirliğine ağırlık vermekteler. 

Ayrıca Orta Asya Cumhuriyetleri, topraklarındaki yeraltı-yerüstü servetleri, bilhassa enerji kaynakları nedeniyle küresel ekonominin belirleyicileri olacaklar. İlaveten gıda ve askeri güvenlik noktasında yatırımlar yaparak kendi milli güvenliklerini sağlayabilecekler. 

Tatmin edici finans ve ekonomik projeler hususunda yeterli bir tecrübe birikimine sahip olan KİK üyeleri, Orta Asya Cumhuriyetleri topraklarında ticaret, enerji ve turizm sektörlerinde gerekli yatırımları yapmayı üstlenecektir. 7

Suudi El Yom gazetesine göre:

Yaklaşık bir yıl önce Riyad'da toplanan ilgili tarafların dışişleri bakanları, gelecekteki projelerin altyapısını/zeminini hazırlamak üzere ortak çalışma konusunda mutabakata varmışlardır.

İki farklı bölge bloku arasındaki bu buluşmanın baş hedefini, Suudi Arabistanlı yorumcu Dr. Abdullah El Assaf şu şekilde özetlemektedir: 

  • Orta Asya ve Körfez bölgelerinin kalkınma aşamasının altyapısını birlikte düzenlemek suretiyle jeopolitik ve stratejik boyutları olan siyasi ve ekonomik bir buluşmadır bu.
     
  • Orta Asya Cumhuriyetleri ekonomik, coğrafi bölge ve enerji bakımından birbirine benzer ülkelerdir.
     
  • Bu blok, KİK bloku ile çok boyutlu işbirliği arayışındadır. Özellikle farklı sektörlerdeki yatırımlar için Körfez ülkelerinin yardımlarına ihtiyaç duymaktadır. 
     

Her iki blok da siyasi kutuplaşmaların alabildiğine yaygınlaştığı küresel düzlemde meydana gelen nüfuz-hegemonya mücadelelerine elverdiğince girmeme niyetindedir. 8

Soru şudur: Suudi Arabistan, yeni bloklaşma ve jeopolitik dengelerde neden öncü rolüne soyunuyor? 

Bir: Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile ekibi, dünyadaki dramatik değişim ve altüst oluşların farkındalar.

Değişimlere ayak uydurabilmek için yakın ve uzak çevredeki "küçüklerin çok kutupluluğu" veya "parçalı blokların çok yönlü ilişkileri" temelinde jeopolitik bir atılım içindeler. 

İki: Suudi yönetimi, çivisi çıkmış dünyaya egemen olan hegemonya mücadelesinde kendisini yeni saflaşmalar sayesinde var edip koruyabileceğini idrak etmiştir. Buna göre ilişkilerini çeşitlendirip yeni mevzilenme politikası izlemektedir.

Körfez İşbirliği Konseyi ile Körfez Arap Koalisyonu gibi oluşumlar, zaten Suudi Arabistan'ın elindeki hazır kozlar olarak biliniyor.

"Dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı" konumundaki Suudi Arabistan,  küresel petrol rezervlerinin yüzde 15'ine sahip olması hasebiyle, aynı zamanda Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) kurucu üyesidir.

Üç: Suudi Arabistan hükümeti, 29 Mart 2023'te ülkenin Çin merkezli siyasi, ekonomik, güvenlik işbirliği organizasyonu Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) katılmasını onayladı.
 

Dört: Bağlantılı olarak Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan BRICS uluslar koalisyonu; "büyüyen ekonomisi, askeri yetenekleri ve giderek artan siyasi nüfuzu" ile küresel arenada adından giderek daha çok söz ettiriyor. 

Aynı çerçevede BAE (Emirlikleri) ile Bangladeş 2021 yılında, Mısır ise Şubat 2023'te üye olarak kabul edilmişti.

Watcher.Guru.com sitesinde yer alan bir analize göre, genişleme planlarıyla da öne çıkan örgüte Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de ilgi duydukları ifade ediliyor.

Bu durum BRICS'in yörüngesine ve küresel etkisine heyecan verici yeni bir boyut kazandırıyor. 9

2015 yılında BRICS üyelerince kurulan Şanghay merkezli Yeni Kalkınma Bankası (NDB), Suudi Arabistan'ın ilgisini çekmeye başlamıştı.

Financial Times gazetesine konuşan banka yetkilileri, "Ortadoğu'da Suudi Arabistan'a büyük bir önem veriyoruz ve kendileriyle nitelikli bir diyalog kurduk" diyorlar. 

Bütün bu gelişmeler yaşanırken şu gerçeği unutmamak lazım: İster küresel isterse bölgesel güçler olsun, mevcut karmaşa ortamında her istediklerini gerçekleştirme kudretinde değiller.

Jeopolitik oyunlarda bir veya birkaç ülkeyle ittifaklar yapılırken, diğer ülkelerin çıkarlarına ters düşen şeyler de yaşanabilir.

Mesela İran, Basra Körfezi'ndeki bazı adalar hususunda stratejik ortakları sayılan Rusya ve Çin ile ayrı ters düşmüştür.

Değişken ve kaygan hareketliliğin en başat kuralı budur. 

Değişim ve dönüşümlerin yol açtığı jeopolitik dengeler düzleminde Körfez ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin yeni hamlelerine ayna tuttuk. Gerisini meraklısına bırakıyoruz. 

Kaynakça:

1. Kaynak için bkz. https://www.independentarabia.com/node/432831/, Refik Huri, 19 Mart 2023.
2. https://www.independentarabia.com/node/428231/, 6 Mart 2023.
3. Ayrıntıları bu linkten okuyabilirsiniz: https://www.gazeteduvar.com.tr/15-temmuzun-salasi-diplomasinin-cenazesi-korfezin-parasi-makale-1628430, Fehim Taştekin, 17 Temmuz 2023.
4. https://www.independentarabia.com/node/452621/, 18 Mayıs 2023. https://www.independentarabia.com/node/454791/, 24 Mayıs 2023.
5. https://www.evrensel.net/yazi/92331/ucuncu-dunyacilik-yine-yeni-yeniden. Ceren Ergenç, 17 Ocak 2023.
6. https://www.independentarabia.com/node/428231, 2 Mart 2023.
7-8. https://www.independentarabia.com/node/474676/, Muhammed Ğersan, 18 Temmuz 2023.
9. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/suudi-arabistan-misir-ve-turkiye-bricse-uyelik-yolunda-2084267, 24 Mayıs 2023.

 

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı



İran neden Körfez’deki enerji tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırıyor?

İnsansız hava aracıyla gerçekleştirilen ve bir yakıt deposunu hedef alan hava saldırısının ardından Kuveyt Uluslararası Havalimanı bölgesinden yükselen dumanlar (AFP)
İnsansız hava aracıyla gerçekleştirilen ve bir yakıt deposunu hedef alan hava saldırısının ardından Kuveyt Uluslararası Havalimanı bölgesinden yükselen dumanlar (AFP)
TT

İran neden Körfez’deki enerji tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırıyor?

İnsansız hava aracıyla gerçekleştirilen ve bir yakıt deposunu hedef alan hava saldırısının ardından Kuveyt Uluslararası Havalimanı bölgesinden yükselen dumanlar (AFP)
İnsansız hava aracıyla gerçekleştirilen ve bir yakıt deposunu hedef alan hava saldırısının ardından Kuveyt Uluslararası Havalimanı bölgesinden yükselen dumanlar (AFP)

İran’ın Bahreyn, Kuveyt ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerindeki petrol tesislerine yönelik saldırıları, Tahran’ın bölgede onlarca yıldır süregelen istikrarı bozucu ve saldırgan tutumunu yansıttı. Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemciler, özellikle enerji tesislerinin hedef alınmasının, bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın yaptığı incelemeye göre, şubat ayı sonunda başlayan savaşın ardından İran yaklaşık 20 saldırı düzenleyerek KİK üyesi ülkelerin enerji tesislerini hedef aldı. Bu saldırıların 8’inin geçtiğimiz cuma, cumartesi ve pazar günleri gerçekleştiği belirtildi.

Bahreyn resmi haber ajansı BNA dün, Körfez Petrokimya Sanayi Şirketi’ne (GPIC) ait bazı işletme ünitelerinin İran’a ait insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alındığını bildirdi. Saldırı sonucu bazı ünitelerde yangın çıktığı, ancak yetkililerin kısa sürede yangını tamamen kontrol altına aldığı ve can kaybı yaşanmadığı ifade edildi.

Öte yandan Bapco Energies, depolama tesislerinden birinin benzer bir saldırıya maruz kaldığını açıkladı. Şirket, saldırı sonucu tanklardan birinde yangın çıktığını, ancak bunun kısa sürede kontrol altına alındığını ve herhangi bir yaralanma yaşanmadığını duyurdu. Açıklamada, acil durum ekiplerinin ilgili kurumlarla koordinasyon içinde hızlı şekilde müdahale ettiği, hasar tespit çalışmalarının sürdüğü ve çalışanların güvenliğinin öncelik olmaya devam ettiği vurgulandı.

 Kuveyt’teki el-Ahmedi Limanı Rafinerisi (QNA)Kuveyt’teki el-Ahmedi Limanı Rafinerisi (QNA)

Kuveyt Petrol Kurumu dün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Şuveyh’te Petrol Bakanlığı ile kurumun merkezinin bulunduğu alanda İHA’larla düzenlenen saldırı sonucu yangın çıktığını duyurdu. Kuveyt Elektrik, Su ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı ise iki elektrik üretim ve su arıtma tesisinin İHA’lar tarafından hedef alındığını, saldırı sonucu ciddi maddi hasar oluştuğunu ve iki elektrik üretim ünitesinin devre dışı kaldığını, ancak can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

Cumartesi günü de Kuveyt’teki petrol tesisleri, Kuveyt Petrol Kurumu’na bağlı çeşitli operasyonel sahaları hedef alan İran’a ait İHA’ların saldırıları sonucu ciddi maddi hasar gördü. Kurum, saldırıların Kuveyt Ulusal Petrol Şirketi ile Kuveyt Petrokimya Endüstrileri Şirketi tesislerini hedef aldığını, birçok noktada yangın çıktığını ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Abu Dabi Medya Ofisi ise emirlikteki yetkili birimlerin, hava savunma sistemleri tarafından başarılı şekilde engellenen saldırının ardından düşen şarapneller nedeniyle Borouge petrokimya tesisinde çıkan birden fazla yangına müdahale ettiğini açıkladı. Açıklamada, hasar tespit çalışmaları tamamlanana kadar üretimin durdurulduğu ve şu ana kadar herhangi bir yaralanma bildirilmediği kaydedildi.

İran’ın Körfez ülkelerindeki petrol tesislerine yönelik son saldırıları, ABD Başkanı’nın savaşı sona erdirmek amacıyla İran’a verdiği 10 günlük sürenin dolmasına kısa bir süre kala gerçekleşti. Gözlemciler, bu durumun İran’ın gerilimi artırma ve Körfez ülkelerini hedef almaya devam etme niyetine işaret ettiğini belirterek, bunun ‘sonuçlarına aldırış edilmeyen bir askeri gerilim’ olduğunu ifade etti.

Akademisyen ve siyaset araştırmacısı Dr. Ayed el-Munna, Körfez ülkelerindeki petrol tesislerine yönelik artan İran saldırılarının, ABD ve İsrail’in İran’ı hedef alan hamleleriyle eş zamanlı olarak geliştiğini belirtti. El-Munna, bu saldırıların aynı zamanda Körfez ülkelerinin ekonomik kaynaklarını ve altyapısını hedef alarak ‘zayıflatmayı’ amaçladığını, bunun da bölgede kaos, korku ve yıkım ortamı oluşturma hedefiyle örtüştüğünü ifade etti.

Emirates Global Alüminyum Şirketi’ne ait bir üretim tesisi (WAM)Emirates Global Alüminyum Şirketi’ne ait bir üretim tesisi (WAM)

El-Munna, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, geçmişte yaşanan benzer olaylara da atıfta bulunarak, 1980’lerde Kuveyt Havalimanı’nın, Şuaybe Rafinerisi’nin, ABD ve Fransa büyükelçiliklerinin 90 dakika içinde gerçekleştirilen bir dizi patlamayla hedef alındığını hatırlattı. Ayrıca merhum Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed es-Sabah’a yönelik suikast girişimi ile Kuveyt’teki ekonomik merkezlere düzenlenen saldırılara da değinen el-Munna, bu eylemlerin doğrudan İran tarafından değil, zaman zaman onun bağlantılı unsurları aracılığıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Siyasi analist Abdullah el-Cuneyd ise Körfez ülkelerindeki petrol altyapısı ve depolama tesislerinin hedef alınmasının, İran’ın askeri stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti. El-Cuneyd’e göre bu strateji, öncelikle Körfez ülkeleri ve ABD yönetimi üzerindeki baskıyı artırarak tarafları eşit şartlarda müzakere masasına çekmeyi amaçlıyor. İkinci olarak, özellikle savaş dönemlerinde kritik öneme sahip olan ‘toplumların liderlik etrafında kenetlenmesi’ gibi yüksek moral durumunu kırmayı hedefliyor. Üçüncü olarak ise İran’ın, deniz ve hava gücünün yanı sıra füze kapasitesinin önemli bir kısmı etkisiz hale getirilmiş olsa dahi askeri caydırıcılığını koruduğunu göstermeye çalıştığını savundu.

Siyasi yazar Abdullatif el-Mulhim ise İran’ın Körfez ülkelerini hedef almaya devam etmesinin, KİK ülkelerini tarafı olmadıkları bir savaşa çekme ısrarını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Mulhim, Kuveyt ve Bahreyn’deki petrol tesislerinin hedef alınmasının ‘gerekçesiz bir gerilim’ olduğunu ve çatışmanın kapsamını genişletmeyi amaçladığını belirterek, bunun bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve krizi daha da karmaşık hale getirdiğini vurguladı. İran’ın balistik füzeler ve İHA’larla enerji tesisleri başta olmak üzere sivil altyapıyı hedef almasının, Körfez ülkelerine yönelik düşmanca yaklaşımını pekiştirdiğini kaydeden el-Mulhim, kullanılan füze ve İHA sayısının, İsrail’e karşı kullanılanlardan çok daha fazla olduğuna dikkat çekti.

 İran saldırıları sonucu Kuveyt’teki bir binadan yükselen duman (Arşiv – AFP)İran saldırıları sonucu Kuveyt’teki bir binadan yükselen duman (Arşiv – AFP)

Uluslararası uzman raporları, İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji tesislerine yönelik saldırılarının ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının, küresel ekonomiyi doğrudan hedef aldığını ortaya koydu. Raporlara göre, bu saldırılar petrol ve gaz üretim kapasitesinde düşüşe yol açarken, enerji arzının dünya genelindeki tüketicilere ulaşmasını da engelliyor. El-Mulhim, İran rejiminin Körfez’deki enerji tesislerini hedef almasının gerçek mağdurlarının ABD veya İsrail olmadığını, asıl etkilenenin hedef alınan KİK ülkeleri ile enerji maliyetlerinin artışından etkilenen gelişmekte olan ve yoksul ülkeler olduğunu vurguladı. El-Mulhim, bu saldırıların gerekçesiz ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti.


Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı telefon görüşmelerinde bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı telefon görüşmelerinde bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Kuveytli mevkidaşı Şeyh Cerrah Câbir el-Ahmed el-Sabah ve Letonyalı mevkidaşı Baiba Braze ile yaptığı iki telefon görüşmesinde bölgedeki son gelişmeleri ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan, Bakan Baiba Braze ile yaptığı telefon görüşmesinde, Krallık ile Letonya arasındaki ikili ilişkileri gözden geçirdi.

Ferhan, daha sonra Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgesel gelişmeleri ele aldı ve her iki taraf da bu konularda sürekli koordinasyon ve istişarenin önemini vurguladı.


Muhammed bin Zayid ve Suriye Cumhurbaşkanı, ilişkilerin güçlendirilmesi ve bölgesel gelişmeler hakkında görüştüler

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el Nahyan (WAM)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el Nahyan (WAM)
TT

Muhammed bin Zayid ve Suriye Cumhurbaşkanı, ilişkilerin güçlendirilmesi ve bölgesel gelişmeler hakkında görüştüler

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el Nahyan (WAM)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ve Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el Nahyan (WAM)

Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid el Nahyan, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile iki ülke arasındaki ikili ilişkileri ve karşılıklı çıkarlarına hizmet edecek şekilde iş birliğini ve ortak eylem geliştirme yollarını görüştü.

Suriye Cumhurbaşkanı, telefon görüşmesi sırasında BAE ve Suriye arasındaki köklü ilişkilerden duyduğu gururu dile getirerek, her iki ülkede de istikrar ve kalkınmayı artırmak için bu ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Görüşmede ayrıca, İran'ın devlet egemenliğini, uluslararası hukuku ve BM Şartı'nı ihlal ederek BAE ve bölgedeki ülkeleri, sivilleri, tesisleri ve altyapıyı hedef alan devam eden saldırıları çerçevesinde, bölgedeki gelişmeler ve bunların bölgesel güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri ele alındı.