Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan- Afrika iş birliğinde yeni bir tarih yazıyor

Zirve sonuçlarını altı ay içerisinde takip edecek dört çalışma grubu oluşturuldu.

Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan-Afrika iş birliğinin haritası niteliğinde. (SPA)
Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan-Afrika iş birliğinin haritası niteliğinde. (SPA)
TT

Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan- Afrika iş birliğinde yeni bir tarih yazıyor

Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan-Afrika iş birliğinin haritası niteliğinde. (SPA)
Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan-Afrika iş birliğinin haritası niteliğinde. (SPA)

İlk Suudi Arabistan- Afrika Zirvesi dün, Afrika ülkelerinin liderlerinin geniş katılımıyla Riyad’daki çalışmalarını tamamladı. Afrikalı liderler, zirve sırasında Afrika ülkelerinin Suudi Arabistan ile ilişkilerinde tarihi dönüm olduğunu ve aralarındaki ilişkilerin geleceği ve her alanda gelişmesi için daha geniş ufuklar açacağını vurguladı.

Zirve, Suudi Arabistan- Afrika iş birliğine yönelik yol haritasını da içeren Riyad Deklarasyonu’nun kabul edilmesiyle sona erdi. Proje çerçevesinde liderler, Afrika Kıtası’nın Suudi Arabistan ile paylaştığı stratejik ortaklık, ortak çıkarlar ve coğrafi, tarihi ve kültürel bağlar temelinde Afrika ülkeleri ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğini güçlendirme konusundaki kararlılıklarını yinelediler.

Buna karşılık Suudi Arabistan, Afrika Kıtası’yla tarihi bağlarına ve tüm ülkeleriyle siyasi, ekonomik, yatırım, ticaret, kalkınma, kültürel ve sosyal alanlardaki ilişkilerini geliştirmeye olan ilgisine dikkati çekti.

Afrika ülkelerinin liderleri, Suudi Arabistan’ın, geçtiğimiz günlerde Güney Afrika’da düzenlenen G20 zirvesi sırasında, Afrika Birliği’nin G20’ye daimî üye olarak katılımına verdiği erken desteğe övgüde bulundu.

Liderler, zirvenin dört çalışma grubunun oluşturulmasına ilişkin tavsiyelerini onaylarken, sonuçlarının takip edilebilmesi için zirvenin bitiminden itibaren altı ay boyunca çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre söz konusu çalışma grupları ‘Siyasi, Güvenlik ve Askeri İşler ile Aşırıcılık ve Terörle Mücadele Grubu’, ‘Ekonomik, Kalkınma, Ticari ve Yatırım İşleri Grubu’, ‘Kültür, Eğitim ve Medeniyet İşleri ve İletişim Grubu’ ve ‘İnsani ve Sağlık İşleri Grubu’ olarak sıralandı.

Diğer yandan Riyad Deklarasyonu’nda, toplantı liderlerinin Filistin’deki durumla ilgili gelişmeleri ele aldığı ve Gazze’deki insani felaketle ilgili derin kaygılarını dile getirdikleri yer aldı. İşgal altındaki Filistin topraklarında gerçekleştirilen askeri operasyonların durdurulması ve sivillerin uluslararası hukuk uyarınca korunması gereğini vurgulayan liderler, uluslararası insan hakları hukukun ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olan İsrail saldırılarını ve Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden zorla yerinden edilmesini durdurmak için İsrail tarafına baskı yapma konusunda uluslararası toplumun oynaması gereken rolün önemli olduğunu kaydetti.

Aynı şekilde deklarasyona göre liderler, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) başta olmak üzere BM kuruluşları da dahil uluslararası insani kuruluşların Filistin halkına insani ve yardım sağlamadaki rollerini yerine getirebilmelerine izin verilmesi ve bu konudaki çabalarının desteklenmesi gerektiğini de vurguladı. Ayrıca İsrail işgalinin temsil ettiği çatışmanın gerçek nedeninin sona erdirilmesinin ve (Filistin halkının 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletlerini kurma hakkını garanti altına almak için iki devletli çözüm ilkesi, Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası meşruiyet kararları uyarınca) Filistin-İsrail çatışmasına kapsamlı ve adil bir çözüme ulaşmaya yönelik çabaların yoğunlaştırılmasının önemli olduğu ifade edildi.

Fotoğraf Altı: Riyad Deklarasyonu, çatışmanın gerçek nedeni olan İsrail işgaline son verilmesi gerektiğini vurguladı (SPA)
 Riyad Deklarasyonu, çatışmanın gerçek nedeni olan İsrail işgaline son verilmesi gerektiğini vurguladı (SPA)

Açıklamada, Suudi Arabistan liderliğinin ve Afrikalı liderlerin devletlerin egemenliğine saygıyı, iç işlerine karışmamayı ve uluslararası hukuka uygun olarak devletler arasında eşitlik, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar ilkesine dayalı iyi komşuluk ilkesini vurguladıkları, savunma alanlarında iş birliği ve koordinasyonu geliştirme konusundaki kararlılıklarını dile getirdikleri ve terörizm ve her türlü aşırıcılıkla mücadelede birleştirici çabaların altını çizdikleri belirtildi.

Katılımcılar ayrıca, ortak çıkarlara hizmet edecek ve bunları gerçekleştirecek, dünyada güvenlik ve barışın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde iş birliğini geliştirmenin, çabaları koordine etmenin, deneyim alışverişinde bulunmanın ve ülkeleri arasında yakın iş birliği içerisinde terör suçlarının oluşmasını önlemek için gerekli her türlü tedbirin alınmasının önemine dikkat çekti. Ilımlılık ve hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılması, güvenlik ve barışın sağlanması, aşırıcılık, fanatizm ve terörizmle mücadele alanındaki çalışmaların arttırılmasının yollarını ele aldı.

Deniz güvenliği

Liderler, mülteci durumu, yasa dışı göç, insan ticareti ve gemi korsanlığıyla mücadele etmek için deniz güvenliğinin iyileştirilmesi, ortak çalışmaya katkıda bulunacak şekilde ülkelerin istikrar ve kalkınma faktörlerinden biri olan deniz emniyeti alanında iş birliğinin güçlendirilmesi başlığını da görüştü. Ayrıca söz konusu iş birliğiyle Afrika ülkelerinin kalkınmasına ve istikrarına katkıda bulunmasını sağlamak, her türlü sınır ötesi suçla mücadele etmek ve bunu bu ülkeler ve halkları için güvenlik ve istikrarı sağlayacak şekilde geliştirmek de dahil, organize suçlarla, uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığıyla, kara para aklamayla ve uluslararası kaçakçılık ağlarıyla mücadeleyi amaçladıklarını vurguladı. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın ABD, Fas, İtalya ve Nijer ile birlikte terör örgütü DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona bağlı Afrika İşleri Odak Grubu’na katılarak başkanlığını yaptığını ve bu gruba iki milyon ABD doları ile destek verdiğini kaydeden katılımcılar, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne bakan Arap ve Afrika Devletleri Konseyi’ni kurma çabalarını da takdirle karşıladı.

Kalkınma alanında 50 yıllık ilişki

Riyad Deklarasyonu’nda liderler, ekonomik, kalkınma, ticari ve yatırım düzeylerinde Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasındaki tarihi ilişkilerin derinliğine vurgu yaptı. Ayrıca Suudi Arabistan’ın, elli yılı aşkın bir süredir birçok hayati sektörde 45 milyar dolardan fazla değerde kalkınma desteği sağlayarak 46 Afrika ülkesine fayda sağladığı kaydedildi.

Afrika ülkelerinin liderleri, Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasındaki ticaret hacminin geçen yıl 45 milyar ABD dolarına ulaşmasından dolayı övgüde bulunurken ikili ticareti çeşitlendirerek ve her iki taraftaki ekonomik kurumlar arasında var olan ilişkileri güçlendirerek ticari ve ekonomik iş birliğini geliştirmeye ve ortak yatırımları teşvik etmeye yönelik çabaların sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Liderler, Suudi Arabistan ve Afrika Kıtası’nın çeşitli ekonomik bileşenlerine ve Suudi Vizyon 2030 ile Afrika Gündemi 2063’ün çeşitli alanlarda iş birliğini geliştirmeye yönelik sağladığı fırsatlara işaret etti. Bu fırsatlar, ortak çıkarlara ulaşmak amacıyla, başta hava bağlantısı, deniz taşımacılığı ve limanlar olmak üzere ulaştırma ve lojistik hizmetleri alanlarında ortak iş birliğini etkinleştirme ve geliştirme yollarının tartışılmasının öneminin yanı sıra Krallık ile Afrika kıtasındaki ülkeler arasında karşılıklı bir ekonomik fayda anlamına geliyor.

Fotoğraf Altı: Afrika ülkelerinin liderleri, Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin seviyesine övgüde bulundu. (SPA)
Afrika ülkelerinin liderleri, Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin seviyesine övgüde bulundu. (SPA)

Suudi Arabistan ve Afrika, son beş yılda aralarındaki ticaret alışverişinde yaşanan kayda değer büyümeyi memnuniyetle karşılayarak, sanayi ve madencilik sektörlerinde iki taraf arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendirme ve petrol dışı ihracatı artırma konusunda mutabakata vardı. İki taraf ayrıca, Suudi Arabistan’ın Afrika’ya petrol dışı ihracatının 2018’den 2022’ye kadar olan dönemde yıllık yüzde 5,96 oranında artarak geçen yılın sonunda 31,94 milyar riyale ulaştığını kaydetti.

Liderler ayrıca, Kral Selman bin Abdulaziz’in himayesinde her yıl düzenlenen ve Afrika Kıtası, Ortadoğu ve Orta Asya'daki madencilik faaliyetleriyle ilgili çalışmalar yürüten Uluslararası Madencilik Konferansı’na katılımı da memnuniyetle karşıladı. Ayrıca bu zirvenin oturum aralarında düzenlenen üst düzey ekonomik konferansın sonuçlarını da memnuniyetle karşılayan liderler arasında, turizm, yatırım, finans, enerji, yenilenebilir enerji, madencilik, ulaştırma ve lojistik hizmetleri, tarım, su, iletişim ve bilgi teknolojisi gibi birçok ekonomik alanda 50’den fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı. Aynı zamanda kültür, insan kaynakları, toplumsal kalkınma, spor gibi sosyal alanda da çok sayıda anlaşmaya imza atıldı.

İki taraf, enerji, madencilik, tarım ve gıda güvenliği alanlarında Suudi-Afrika ortaklıklarının güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın finansmanı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi, imalat endüstrilerinin geliştirilmesi, teşvik yoluyla iç ticaretin geliştirilmesi, her iki tarafta ihracatçı ve ithalatçılar arasında periyodik toplantılar düzenlenmesi ve Suudi 2030 Vizyonu ışığında mevcut yatırım alanları ve fırsatları araştırılarak Afrika ülkeleriyle ilişkileri güçlendirme yollarının görüşülmesi çağrısında bulundu. Vizyon 2030 uyarınca Afrika’daki Suudi yatırımlarının hacmi, yaklaşık 96 milyar Suudi riyaline ulaşacak ve Suudi Kalkınma Fonu, 2030 yılına kadar Kıta’da yaklaşık 18,75 milyar Suudi riyali tutarındaki kalkınma projelerini finanse edecek. Suudi Arabistan’dan Afrika kıtasına yapılan ihracat da 2030 yılına kadar 37,5 milyar Suudi riyali tutarında finanse edilecek ve sigortalanacak.

Fotoğraf Altı: İki taraf enerji, madencilik, tarım ve gıda güvenliği alanlarında Suudi- Afrika ortaklıklarının güçlendirilmesi çağrısı yaptı. (SPA)
İki taraf enerji, madencilik, tarım ve gıda güvenliği alanlarında Suudi- Afrika ortaklıklarının güçlendirilmesi çağrısı yaptı. (SPA)

Enerji ve iklim

Enerji alanıyla ilgili olarak ise Afrika ülkeleri, Suudi Arabistan’ın öncü rolünü, OPEC+ ülkeler grubunun küresel petrol piyasalarının güvenilirliğini ve istikrarını artırmadaki rolünü ve küresel piyasalardaki tüm enerji kaynaklarının arz güvenliğinin sağlanması gerekliliğini vurguladı.

Enerji verimliliği, elektrik enerjisi ve yenilenebilir enerji konularında güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi gibi ortak iş birliği alanlarını görüşmek, bu kaynaklardan projeler geliştirmek ve enerji sektörü ürünlerinin yerlileştirilmesi için çalışmalar yapmak istediklerini ifade ettiler.

Riyad Deklarasyonu’na göre Afrika ülkeleri liderleri, Suudi Arabistan’ın Yeşil Suudi Arabistan ve Yeşil Ortadoğu girişimlerini başlatmasını memnuniyetle karşılarken, Suudi Arabistan tarafından başlatılan ve G20 ülkelerinin liderleri tarafından onaylanan döngüsel karbon ekonomisi yaklaşımını uygulayarak Krallığın iklim değişikliği alanındaki çabalarına desteklerini bildirdi.  Söz konusu iki girişimi hayata geçirmek istediklerini ifade ederek, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine bağlılığın önemli olduğunu da vurguladılar. Liderler ayrıca, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak ve insan kaynaklarından ve küresel tedarik zincirlerinden yararlanmak için Suudi Arabistan ile Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik iş birliğinin ve ortak yatırımın önemli olduğunu kaydetti. Suudi Arabistan da Suudi şirketlerini ve yatırımcılarını Afrika Kıtası’nda çeşitli alanlarda nitelikli yatırımları artırmaya teşvik ettiğini belirtirken, Afrikalı yatırımcıları ve şirketleri de Suudi Arabistan Vizyon 2030’unun sağladığı dev yatırım fırsatlarından, büyük program ve projelerinden yararlanmaya çağırdı.

Fotoğraf Altı: Suudi Arabistan, Suudi şirketlerini ve yatırımcılarını Afrika Kıtası’ndaki nitelikli yatırımları artırmaya teşvik ettiğini bildirdi. (SPA)
Suudi Arabistan, Suudi şirketlerini ve yatırımcılarını Afrika Kıtası’ndaki nitelikli yatırımları artırmaya teşvik ettiğini bildirdi. (SPA)

IMPACT girişimi

Suudi Arabistan’ın dijital ekonomiyi geliştirmeye ve dijital çözümlere erişimi kolaylaştırmaya yönelik Afrika ülkeleriyle ortak çabalarının güçlendirilmesi ve Suudi Arabistan’ın dijital devlet alanında özel sektörün en belirgin başarılarının paylaşılmasındaki öncü rolünün teyit edilmesi çerçevesinde Krallık, Dijital Hükümet Otoritesi ve Dijital İşbirliği Örgütü işbirliğiyle, ülkelerin dijital hükümet alanındaki başarılarını paylaşmasına odaklanan Dijital Pazar Girişimi’ni (IMPACT) başlattı. Bu da dijital hizmetlere erişimin artırılmasına, yaşam kalitesinin yükseltilmesine ve dijital ekonominin geliştirilmesine katkıda bulundu. Söz konusu girişim, dijital gelişimi teşvik etmek, deneyim ve bilgi alışverişinde bulunmak, bölgesel iş birliğini geliştirmek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak amacıyla Krallığın Afrika ülkeleriyle ortaklığa olan bağlılığını yansıtıyor.

Kültürel iş birliğinin artırılması

Diğer yandan Riyad Deklarasyonu, Suudi Arabistan ile Afrika kıtasındaki ülkeler arasında kültürel bir arada yaşamayı ve insani hoşgörüyü teşvik etmenin önemini vurguladı. Liderler, deneyim alışverişine ve kültürel mirasın korunmasına katkıda bulunacak şekilde tüm kültürel alanlarda aralarındaki kültürel işbirliğinin güçlendirilmesi, spor ve gençlik alanlarında ortak etkinliklerin düzenlenmesi ve ortak girişimler oluşturulması için çalışmalar yapılması, haber alışverişi, radyo ve televizyon ve medya sektörünün örgütlenmesi alanlarında Suudi- Afrika medya işbirliğine yönelik ortak bir stratejik vizyonun geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi. Ayrıca kadınların ailenin ve toplumun aktif üyeleri olmalarını sağlamanın önemini teşvik etme, aile üyeleri ve toplumda istismar ve aile içi şiddet kavramı ve sonuçları konusunda farkındalığın geliştirilmesi, aile bütünlüğünü ve sivil toplumu güçlendiren ve istikrarını artıran toplumsal değer ve ilkelerin yaygınlaştırılması, Afrika Kıtası’nın tarihini, içerdiği antik eserleri ve kültürleri ve iki taraf arasındaki ortaklıkları tanıtma çağrısında bulunuldu.

Fotoğraf Altı: Liderler, Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasında kültürel kapsamda bir arada yaşamayı ve insani hoşgörüyü teşvik etmenin önemine dikkat çekti. (SPA)
Liderler, Suudi Arabistan ile Afrika Kıtası ülkeleri arasında kültürel kapsamda bir arada yaşamayı ve insani hoşgörüyü teşvik etmenin önemine dikkat çekti. (SPA)

EXPO ve Dünya Kupası

Afrika ülkelerinin liderleri, Suudi Arabistan’ın EXPO 2030’un Riyad şehrinde düzenlenmesi adaylığına desteklerini dile getirirken, bu adaylığın desteklenmesi için her türlü çabayı sarf edeceklerini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ayrıca Suudi Arabistan’ın 2034 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak için aday olması da memnuniyetle karşılandı.

Suudi Arabistan da BM Dünya Turizm Örgütü ve Afrika Birliği ile koordineli olarak Afrika Birliği ülkelerinde turizm sektörünü geliştirecek politika, plan ve yönlendirmelerin desteklenmesine, Afrika Birliği ülkelerinde insani yeteneklerin ve eğitim kurumlarının geliştirilmesi için gerekli teknik desteğin sağlanmasına ve Afrika ülkelerinde kapsamlı ekonomik kalkınmayı desteklemek için turizm sektöründen istenen faydayı elde etmek üzere gelişmelerine katkıda bulunulmasına yönelik duyduğu memnuniyeti vurguladı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.