Mekke Ortak Savunma Anlaşması… Yeni bir bölgesel güvenlik denklemine doğru

Fotoğraf: Reuters/SPA
Fotoğraf: Reuters/SPA
TT

Mekke Ortak Savunma Anlaşması… Yeni bir bölgesel güvenlik denklemine doğru

Fotoğraf: Reuters/SPA
Fotoğraf: Reuters/SPA

Prof. Dr. Faysal b. Abdurrahman Usra / Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşesi

Mekke, tarih boyunca Müslümanların yalnızca ibadetlerini yerine getirmek için bir araya geldiği bir mekân olmadı; aynı zamanda İslam dünyası halkları arasındaki birlik, dayanışma ve yakınlaşmanın sembolü oldu ve olmaya devam ediyor. Bu derin anlam, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na, geleneksel askeri anlaşmaların sınırlarını aşan bir önem kazandırıyor. Anlaşma, bölgesel güvenlik ve stratejik iş birliği anlayışına ilişkin yeni bir çerçeve ortaya koyuyor.

7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan üçlü anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesi temel ilkesine dayanıyor. Bu yaklaşım, kolektif caydırıcılık anlayışını güçlendirirken, önemli siyasi, askeri, ekonomik ve jeopolitik ağırlığa sahip üç bölgesel güç arasında savunma ve güvenlik alanındaki koordinasyonun daha geniş bir çerçeveye taşınmasının önünü açıyor.

Mekke… Mekânın sembolik anlamından anlaşmanın simgesine

Bu büyüklükteki bir anlaşmanın imzalanması için Mekke’nin seçilmesi, derin siyasi bağlama sahip sembolik anlamlar taşıyor.

Mekke, siyasi veya askeri bir başkent değil; İslam dünyasının kalbi ve Müslümanların en kutsal mekânlarının bulunduğu şehir. Bu nedenle anlaşmanın Mekke adıyla anılması, ona özel bir sembolik boyut kazandırırken, üç ülke arasındaki iş birliğinin saldırı amaçlı bir girişim ya da belirli bir ülkeye karşı yöneltilmiş bir ittifak değil, güvenlik ve istikrarı korumaya yönelik savunma iş birliği olarak sunulmak istendiğini ortaya koyuyor.

Üç ülkenin özellikle vurgulamak istediği mesajın önemi de burada ortaya çıkıyor: Anlaşma, doğası gereği savunma amaçlı ve belirli bir tarafla savaş ya da çatışma ilanı niteliği taşımıyor. Raporlarda, anlaşmaya imza atan ülkelerin metnin savunma niteliğini özellikle vurguladıkları, bunun bir askeri blok oluşturma veya mezhep temelli bir proje anlamına gelmediğinin de altını çizdikleri belirtildi.

‘Birine yapılan saldırı, herkese yapılmış saldırıdır’ ilkesi

Anlaşmanın temel ilkesi, bölgesel caydırıcılık anlayışında önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Açıklanan çerçeveye göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkenin tamamına yönelik bir saldırı olarak değerlendirilecek.

Bu ilke, her saldırının otomatik olarak kapsamlı bir savaşa veya diğer iki ülkenin bölgeye asker göndermesine yol açacağı anlamına gelmiyor. Zira anlaşmanın uygulamaya ilişkin ayrıntıları ile öngördüğü somut askeri yükümlülükler, nasıl hayata geçirileceğinin belirlenmesinde kritik önem taşıyor.

Ancak stratejik açıdan bakıldığında, bu ilkenin varlığı dahi üç ülkeden herhangi birini hedef alma düşüncesinin maliyetini artırıyor. Çünkü karşı tarafın hesaplamaları artık tek bir ülkenin kapasitesiyle sınırlı kalmayacak; siyasi, askeri, teknolojik ve ekonomik kapasitelere sahip bir bütünün gücünü dikkate almak zorunda kalacak.

Bu noktada kolektif caydırıcılık, anlaşmanın ortaya çıkarabileceği en önemli sonuçlardan biri olarak öne çıkıyor.

Üç güç... Birbirini tamamlayıcı yetenekler

Anlaşmanın önemi, öncelikle üç ülkenin sahip olduğu özelliklerden kaynaklanıyor.

Suudi Arabistan, büyük ekonomik ve siyasi ağırlığının yanı sıra son derece önemli bir coğrafi konuma ve gelişmiş askeri kapasiteye sahip. Riyad ayrıca Körfez, Kızıldeniz ve Arap-İslam dünyasının güvenliğinde merkezi bir rol üstleniyor.

Türkiye ise giderek büyüyen bir savunma sanayii altyapısına, geniş askeri deneyime ve Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan stratejik bir konuma sahip. Bunun yanı sıra NATO üyeliği de Türkiye’ye ayrı bir stratejik ağırlık kazandırıyor.

Pakistan ise dünyanın en büyük ordularından birine sahip olması ve uzun yıllara dayanan askeri operasyon tecrübesinin yanı sıra Güney Asya’daki coğrafi konumu ve Suudi Arabistan ile sahip olduğu tarihi ve askeri ilişkiler nedeniyle denkleme önemli bir unsur ekliyor.

Dolayısıyla anlaşmanın gerçek değeri yalnızca asker veya askeri teçhizatın niceliğinde değil, üç ülkenin sahip olduğu güç unsurlarının birbirini tamamlamasında yatıyor.

Bu anlaşma bir ‘İslami NATO’ değil

Anlaşmayı sansasyonel medya başlıklarından uzak, objektif bir şekilde değerlendirmek önem taşıyor.

Bazı yorumlar anlaşmayı şimdiden İslami NATO’nun çekirdeği olarak nitelendirmeye başladı. Ancak bu tanımın ihtiyatla ele alınması gerekiyor. Zira askeri ittifaklar, hukuki yükümlülüklerinin niteliği, karar alma mekanizmaları ve güç kullanma kuralları bakımından birbirinden farklılık gösteriyor.

Raporlara göre mevcut anlaşma, yayımlanan ayrıntılar itibarıyla NATO’nun kolektif savunma sistemine benzer kapsamlı ve ayrıntılı askeri yükümlülükler içermiyor. Bu nedenle anlaşmayı, ortak savunma, caydırıcılık ve güvenlik iş birliği alanlarında oluşturulmuş üçlü bir çerçeve olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Söz konusu çerçevenin gelecekte üç ülkenin alacağı kararlara bağlı olarak daha da geliştirilmesi mümkün.

Bu tanımlama, daha gerçekçi bir yaklaşım sunuyor. Zira anlaşmanın ilerleyen dönemde gelişmesinin önünü açık bırakırken, imza aşamasında henüz resmen açıklanmamış yükümlülüklerin metne atfedilmesini de önlüyor.

Neden şimdi?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı, ortaya çıktığı bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamından bağımsız değerlendirmek mümkün değil.

Ortadoğu, silahlı çatışmaların yanı sıra deniz ve enerji güvenliği, füze ve insansız hava araçları (İHA), siber güvenlik ile bölgesel ve uluslararası rekabetin iç içe geçtiği son derece karmaşık bir dönemden geçiyor.

Uluslararası sistemde yaşanan hızlı dönüşümler de giderek daha fazla bölgesel gücü, güvenliğin sağlanmasında büyük güçlere bağımlılık anlayışını yeniden değerlendirmeye yöneltiyor.

Bu çerçevede Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölge ülkelerinin kendi savunma ve güvenlik kapasitelerini güçlendirmesine ve çok taraflı ortaklıklar geliştirmesine yönelik daha geniş bir eğilimin parçası olarak öne çıkıyor.

Uluslararası analizlere göre anlaşma, bölge ülkeleri üzerindeki güvenlik baskılarının arttığı bir dönemde imzalandı. Bu yönüyle anlaşma, bölgesel koordinasyon ve caydırıcılık düzeyini artırmaya yönelik bir girişim niteliği taşıyor.

Suudi Arabistan… İttifaklara bağımlılıktan ortaklık ağının inşasına

Suudi Arabistan açısından anlaşma, tek bir müttefiki tercih etmeye dayanmayan, savunma ve güvenlik alanındaki ortaklıkların çeşitlendirilmesini öngören daha geniş bir stratejik sürecin parçası olarak değerlendirilebilir.

Suudi Arabistan, ABD ile stratejik ilişkilere sahip olmasının yanı sıra son yıllarda aralarında Türkiye ve Pakistan’ın da bulunduğu çok sayıda ülkeyle savunma ve teknoloji alanlarında ileri düzeyde ilişkiler geliştirdi.

Üçlü anlaşmadan önce, Eylül 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında stratejik savunma anlaşması imzalanmış ve bu anlaşmada da taraflardan birine yönelik saldırının diğerine yönelik saldırı olarak kabul edilmesi öngörülmüştü. Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki askeri iş birliğinde daha sonraki dönemde de somut gelişmeler yaşandı. Bu kapsamda Pakistan’a ait bir hava kuvvetleri birliği, ikili anlaşma çerçevesinde Nisan 2026’da Suudi Arabistan’a ulaştı.

Bu açıdan söz konusu anlaşma, Suudi Arabistan’ın güvenlik ağını ve savunma ortaklıklarını genişletme sürecinde yeni bir aşama olarak değerlendirilebilir.

Türkiye… Farklı bir ağırlığa sahip stratejik ortak

Türkiye’nin anlaşmaya katılması son derece önemli bir unsur oluşturuyor.

Türkiye yalnızca bölgesel bir askeri güç değil, aynı zamanda NATO üyesi bir ülke. Ayrıca İHA’lar, havacılık ve denizcilik sanayileri ile savunma sistemleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda giderek büyüyen ve gelişmiş bir savunma sanayiine sahip.

Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler de son yıllarda ekonomik, siyasi ve savunma alanlarında daha derin bir iş birliği düzeyine doğru kademeli olarak ilerledi.

Dolayısıyla Türkiye’nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda yer alması, ortaya çıkan yeni güvenlik düzenlemesine Avrupa-Asya boyutu kazandırırken, anlaşmanın yalnızca Körfez bölgesiyle sınırlı olmayan daha geniş bir jeopolitik boyut kazanmasını sağlıyor.

Pakistan… Askeri ve stratejik derinlik

Pakistan ise anlaşmaya farklı bir güç unsuru kazandırıyor.

Ülke, geniş askeri tecrübeye ve gelişmiş savunma ile füze kapasitesine sahip olmasının yanı sıra güvenlik krizlerinin yönetimi konusunda da uzun yıllara dayanan bir deneyim taşıyor.

Ancak Pakistan’ın anlaşmaya katılımını nükleer silah meselesine indirgemek doğru değil.

Suudi Arabistan için bir ‘nükleer şemsiye’ oluşturulmasından söz etmek veya anlaşmayı örtülü bir nükleer paylaşım ilanı olarak değerlendirmek, yayımlanan resmi ayrıntılarla desteklenmiyor. Daha doğru olan, Pakistan’ın sahip olduğu kapsamlı stratejik kapasitenin anlaşmanın caydırıcılık ve siyasi ağırlığını artırdığını belirtmek; henüz resmi olarak açıklanmamış nükleer yükümlülükler bulunduğu varsayımında bulunmamaktır.

Savunma sanayii… Belki de en önemli boyut

Anlaşmanın doğrudan askeri boyutu, tablonun yalnızca bir bölümünü oluşturuyor olabilir.

Anlaşmanın sunduğu en büyük fırsat ise üç ülke arasında savunma sanayii alanında bir iş birliği mekanizması kurulması olabilir.

Bu kapsamda şu alanlarda ortak projeler gündeme gelebilir:

- Havacılık ve uzay sanayii

- İHA’lar

- Hava savunma sistemleri

- Siber güvenlik

- Askeri yapay zekâ

- Sensör ve gözetleme sistemleri

- Denizcilik ve deniz savunma sanayii

- Eğitim ve simülasyon

- Savunma alanında araştırma ve geliştirme

Bu yaklaşım, Suudi Arabistan’ın askeri sanayiyi yerlileştirme ve ulusal teknolojik kapasitesini güçlendirme hedefiyle de doğrudan örtüşüyor.

Anlaşmanın zaman içinde yalnızca ortak savunmaya yönelik siyasi bir çerçeve olmaktan çıkarak güvenlik, teknoloji ve savunma sanayiini kapsayan bütünleşik bir yapıya dönüşmesi mümkün.

Anlaşma genişleyecek mi?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından en önemli soru, anlaşmanın üçlü yapısını koruyup korumayacağı ya da daha geniş bir çerçeveye dönüşüp dönüşmeyeceği.

Bu soruya kesin bir yanıt vermek için henüz erken.

Ancak Pakistan Savunma Bakanı’nın son dönemde yaptığı ve daha geniş kapsamlı bir İslam ülkeleri ittifakı kurulmasının önemine dikkat çektiği açıklamalar, daha fazla ülkenin dahil olacağı bir güvenlik iş birliğinin genişletilmesine yönelik siyasi bir tartışmanın bulunduğunu gösteriyor.

Gelecekte en gerçekçi model, kapalı bir askeri ittifak oluşturmak yerine farklı ülkelerin çıkarları, kapasiteleri ve hukuki yükümlülükleri doğrultusunda farklı düzeylerde katılım sağlayabileceği esnek bir güvenlik ağı oluşturulması olabilir.

Caydırıcılık ve barış arasında

Üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan biri, askeri gücün her zaman savaşma arzusunu ifade etmediğidir.

Aksine caydırıcılık anlayışının temelinde tam olarak bunun tersi yatar: Saldırının maliyeti ne kadar yükselirse, böyle bir girişimde bulunma ihtimali de o kadar azalır.

Bu açıdan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, daha dengeli bir güvenlik ortamı oluşturma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu anlayışta askeri seçenek ilk başvurulacak araç değil, saldırıları caydırmanın ve istikrarı korumanın bir vasıtası olarak görülüyor.

Bu yaklaşım, savunma kapasitesinin güçlendirilmesiyle eş zamanlı olarak diyalog ve diplomasinin de geliştirilmesine duyulan acil ihtiyaçla örtüşüyor.

Mekke… Siyasi ve kültürel bir mesaj

Anlaşmanın belki de en ayırt edici yönü, adını Mekke’den alması.

Suudi Arabistan, Mekke’yi dünyaya yalnızca dini bir merkez olarak değil, aynı zamanda birlik, yakınlaşma ve barışın sembolü olarak sunuyor.

Bu nedenle Mekke Ortak Savunma Anlaşması, askeri iş birliğinin ötesinde daha geniş bir mesaj taşıyabilir: ortak güvenlik, devletlerin egemenliğine saygı, halkların korunması ve bölgesel istikrarın desteklenmesi.

Sınır aşan tehditlerin giderek arttığı bir dünyada, siber savaşlardan terörizme, İHA’lardan deniz geçiş yollarının korunmasına ve enerji güvenliğine kadar uzanan çok sayıda risk karşısında güvenlik kavramı da artık yalnızca askeri bir mesele olmaktan çıkmış durumda.

Daha bağımsız bir bölgesel güvenlik sistemine doğru

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel ilişkilerde yeni bir sürecin başlangıcı olabilir. Ancak anlaşmanın imzalanmış olması, tek başına sahip olduğu potansiyelin tamamını hayata geçirmesini sağlamayacak.

Anlaşmanın gerçek başarısı; ortak tatbikatlar, istihbarat ve bilgi paylaşımı, hava savunma koordinasyonu, siber güvenlik alanında iş birliği, savunma sanayilerinin geliştirilmesi, bilimsel araştırmalar, kritik altyapıların korunması ve afetlerle krizlere ortak müdahale gibi somut mekanizmalar ortaya koyup koyamayacağıyla ölçülecek.

Bütün bunlardan daha önemlisi ise üç ülke arasında siyasi ve kurumsal güvenin tesis edilmesi.

Çünkü savunma anlaşmaları yalnızca orduların gücüyle başarılı olmaz; siyasi iradeyi kalıcı kurumlara ve sürdürülebilir mekanizmalara dönüştürebilme kapasitesi de belirleyici olur.

Sonuç

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, ittifakların eksik olmadığı bir bölgede imzalanan yeni bir askeri belgeden ibaret değil; bölgesel güçlerin güvenliklerini ve geleceklerini ele alma biçimlerinde yaşanan daha geniş kapsamlı bir dönüşümün göstergesi niteliğinde.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın her biri farklı güç unsurlarına sahip. Bu unsurların bir araya gelmesi, önemli bir stratejik ağırlığa sahip yeni bir denklem ortaya çıkarabilir.

Daha da önemlisi, anlaşma; ortaklık, caydırıcılık, kapasite paylaşımı, teknolojinin yerlileştirilmesi ve ittifakların çeşitlendirilmesine dayanan, aynı zamanda diplomasi kapısını açık tutan yeni bir bölgesel güvenlik anlayışının önünü açıyor.

Yüzyıllardır Müslümanların birlik anlayışı etrafında buluştuğu Mekke’den verilen çağdaş siyasi mesaj ise açık: 21. yüzyılda güvenlik yalnızca güç yoluyla değil, iş birliği, güven, bütünleşme ve ortak çıkarları koruma kapasitesiyle inşa edilecek.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın önündeki asıl sınama ise imzanın sembolik anlamından uygulama gücüne, siyasi mutabakattan caydırıcılık ve istikrarı sağlayabilecek kurumsal bir yapıya geçişi gerçekleştirmek olacak. Bu süreç, üç ülkenin yanı sıra bölgenin ve İslam dünyasının güvenliğine de hizmet etmeyi amaçlıyor.



Suudi hava savunmasının etkinliği Cruise tehditlerini engelliyor

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, seyir füzelerinin oluşturduğu tehditlere karşı yüksek etkinlikle müdahale ediyor (Savunma Bakanlığı)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, seyir füzelerinin oluşturduğu tehditlere karşı yüksek etkinlikle müdahale ediyor (Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi hava savunmasının etkinliği Cruise tehditlerini engelliyor

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, seyir füzelerinin oluşturduğu tehditlere karşı yüksek etkinlikle müdahale ediyor (Savunma Bakanlığı)
Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, seyir füzelerinin oluşturduğu tehditlere karşı yüksek etkinlikle müdahale ediyor (Savunma Bakanlığı)

Suudi hava savunma kuvvetleri, başta seyir füzeleri olmak üzere çeşitli hava saldırılarını hedef alınan birçok bölgede başarıyla önledi. Bu durum, Suudi Arabistan’ın yüksek muharebe hazırlığını ve ülkenin güvenliğini koruma konusundaki üstün kapasitesini ortaya koyarken sivil hedefleri ve kritik altyapıyı sınır ötesinden gelen tehditlere karşı koruyan kapsamlı bir güvenlik sistemi oluşturduğunu gösterdi.

Son dönemde çok sayıda seyir füzesi havada imha edildi. Bunların sonuncusu perşembe günü Medine semalarında engellenirken, bir başka füze El-Harç vilayeti üzerinde etkisiz hale getirildi. Ayrıca başkent Riyad’ı hedef alan 5 füze de önlendi. Bunlardan biri Kral Halid Uluslararası Havalimanı çevresini hedef aldı.

Yerleşim bölgeleri üzerinde gerçekleştirilen başarılı önleme operasyonları sırasında füze parçaları ve enkazın düşmesi sonucu yaklaşık 15 evde sınırlı maddi hasar meydana geldi ve bazı siviller hafif şekilde yaralandı. Ancak hava savunma sistemlerinin yüksek muharebe hazırlığı sayesinde bu tehditler hedefledikleri yıkımı gerçekleştiremedi.

Gelişmiş kapasite ve entegre savunma

Suudi Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, seyir füzeleri ve alçak irtifadan gelen hava tehditlerinin oluşturduğu zorluklarla yüksek etkinlikle mücadele ediyor. Bu kapasite, bölgenin en güçlü ve en modern hava savunma ağlarından biri olarak nitelendirilen entegre ve birbirine bağlı bir savunma ağına dayanıyor.

rtnyj6
Riyad’da iki seyir füzesinin önlenmesi sonucu şarapnel parçaları düştü (SPA)

Suudi Arabistan, söz konusu tehditlere karşı koymak için yıllar içinde geliştirdiği çok katmanlı kapasitelere sahip. Sistem, gizli tehditleri tespit eden erken uyarı ve gözetleme katmanlarından başlayarak seyir füzeleri ile insansız hava araçlarını yüksek hassasiyetle takip ve önleme kabiliyetine sahip gelişmiş önleme sistemlerine, oradan da kritik tesisleri, havalimanlarını ve kent merkezlerini olası sızmalara karşı koruyan kısa ve orta menzilli hava savunma sistemlerine uzanıyor.

Tehdidin niteliği ve teknik takipteki zorluklar

Seyir füzesi, yapısal açıdan küçük savaş uçaklarını andıran, tek yönlü saldırı amacıyla kullanılan bir insansız hava aracı olarak tanımlanıyor. Jet motoruyla, yani turbofan veya turbojet motorla çalışan bu füzeler uzun mesafeler kat edebiliyor ve binlerce kilometre uçabiliyor.

Seyir füzeleri, küçük radar izleri ve çok alçak irtifalarda uçabilmeleri nedeniyle hava savunma ağları açısından karmaşık bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Bu özellikleri, füzelerin geleneksel radar ufkunun altında kalmasına ve uçuş güzergâhlarının son aşamalarına kadar tespit edilememesine yol açabiliyor.

Askeri analist ve uzman Tuğgeneral Hasan eş-Şehri, seyir füzesinin atmosfer içinde uçan, jet motoru ve kanatları bulunan güdümlü bir füze olduğunu belirterek bunun tek yönlü saldırı amacıyla kullanılan bir insansız hava aracına benzediğini söyledi. Eş-Şehri, füzenin radarlar tarafından tespit edilmesini zorlaştıracak şekilde çok alçak irtifada uçtuğunu ifade etti.

Eş-Şehri, “Seyir füzesinin güçlü yönleri arasında yüksek isabet hassasiyeti, savunma sistemlerinin etrafından dolaşacak bir güzergâh programlama kabiliyeti ve küçük radar izi bulunuyor” dedi. Uzman, farklı ülkelerin çeşitli seyir füzesi aileleri ürettiğini belirterek bunların başında ABD, Çin, Fransa ve İngiltere’nin geldiğini kaydetti.

Seyir füzelerine karşı koyabilen başlıca hava savunma sistemlerine ilişkin değerlendirmesinde eş-Şehri, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinde bulunan Patriot sistemine işaret etti. Patriot’un uçakları, alçaktan uçan seyir füzelerini ve taktik balistik füzeleri önlemek üzere tasarlanmış mobil bir sistem olduğunu belirten eş-Şehri, bunun yanı sıra başka hava savunma sistemlerinin de bulunduğunu söyledi.

ghyju
Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik terör saldırısında kullandığı seyir füzesine ait parçalar (Şarku’l Avsat)

Eş-Şehri, “Sistemden daha önemli olan, havadan taşınan erken uyarı uçaklarıdır. Bunlar da Suudi Arabistan’da bulunuyor. Ayrıca alçak irtifada, karadaki radarların radar ufkunun altında uçan seyir füzeleriyle mücadele eden savaş uçakları var. Böyle bir füzenin erken tespit edilmesi için hava radarı gerekiyor” diye konuştu.

Tuğgeneral eş-Şehri, Suudi hava savunmasının bu tür füzelere karşı yüksek kapasiteye sahip olduğuna dikkat çekti. Suudi Arabistan’ın farklı tehdit türleriyle mücadele edebilen çok katmanlı bir hava savunma sistemine sahip olduğunu belirten eş-Şehri, savaş uçakları ve erken uyarı uçaklarının yanı sıra Suudi hava savunmasının zaman içinde kazandığı muharebe tecrübesinin de önemli rol oynadığını söyledi.

Eş-Şehri, söz konusu tecrübelerin büyük bölümünün Husiler, İran ve Irak’tan gelen tehditlerin önlenmesinde başarıyla kullanıldığını belirtti.

Husilerin yerli üretim iddiası

Tuğgeneral Hasan eş-Şehri, sahadaki verilerin ve göstergelerin Husilerin bu silahları Yemen’de ürettiği yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğunu savundu.

Eş-Şehri, Birleşmiş Milletler uzmanlar ekibinin 2020’den bu yana sunduğu kanıtların, “Kudüs-1” füzesinin bazı parçalarının lisanssız bir Çek yapımı küçük jet motorunun kopyasına dayandığını gösterdiğini belirtti. Füzenin gelişiminde gelişmiş Çin teknolojilerinin kullanıldığına ilişkin bilgilerin de bulunduğunu aktaran eş-Şehri, “Kudüs-1”in şekil ve tasarım bakımından tamamen aynı olması nedeniyle Husilerin İran yapımı “Paveh” füzesine verdiği isimden ibaret olduğuna ilişkin değerlendirmelere dikkat çekti.

Eş-Şehri, bu füzelerin yüksek üretim kalitesinin tamamının Yemen dışında üretildiklerine işaret ettiğini söyledi. Motorlar ve güdüm sistemleri gibi kritik tasarım ve bileşenlerin başta İran, Çin ve Rusya olmak üzere farklı kaynaklara dayandığını belirtti.

Askeri uzman, Husilerin bu derece karmaşık üretim kapasitesinden tamamen yoksun olduğunu savunarak fiili işletme ve fırlatma süreçlerinin İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı mensupları tarafından yürütüldüğünü söyledi. Eş-Şehri, daha önce İran ve Lübnan’ın güneyinde yoğun eğitimlerden geçirilen bazı Husi unsurların da bu süreçlerde kullanıldığını belirtti.

Silahların Yemen’e ulaştırılması

Bu silahların Yemen’e nasıl ulaştığı konusunda ise Tuğgeneral eş-Şehri, sürecin organize kaçakçılık ve finansman ağlarına dayandığını söyledi.

Eş-Şehri, füzelerin yurt dışında üretildikten sonra parça ve bileşenler halinde Yemen’e sevk edildiğini, ardından gizli atölye ve özel bölgelerde bir araya getirildiğini belirtti. Bu yöntemin bazı Husi unsurlarına montaj ve birleştirme teknikleri konusunda pratik deneyim kazandırdığını, ancak bu kişilerin kapasitesinin fırlatma operasyonlarına kıyasla sınırlı kaldığını ifade etti.

Askeri analist, açıklamalarının sonunda Husilerin son dönemde ağır insan ve teknik kayıplara uğradığını söyledi. Bu kayıplar arasında söz konusu sistemleri yöneten bazı İranlı uzmanların öldürülmesinin de bulunduğunu belirten eş-Şehri, bunun Husilerin sahadaki kapasitesine doğrudan yansıdığını kaydetti.

Eş-Şehri, yalnızca geçen hafta içerisinde 4’ten fazla füzenin başarısız şekilde fırlatıldığını ve rotasından saparak Yemen toprakları içine düştüğünü belirtti.


Suudi Arabistan’ın önlediği balistik füzenin parçaları Riyad’da bir kişiyi yaraladı

Suudi hava savunmasının önlediği balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)
Suudi hava savunmasının önlediği balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)
TT

Suudi Arabistan’ın önlediği balistik füzenin parçaları Riyad’da bir kişiyi yaraladı

Suudi hava savunmasının önlediği balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)
Suudi hava savunmasının önlediği balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Husiler tarafından fırlatılan ve Suudi hava savunma sistemlerince önlenerek imha edilen balistik füzenin parçalarının Riyad’da bir konuta ve araca düşmesi sonucu Arap uyruklu bir kişinin yaralandığını ve sınırlı maddi hasar meydana geldiğini bildirdi.

Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü, yaptığı açıklamada uzman ekiplerin olay yerine müdahale ettiğini ve bu tür durumlarda uygulanan prosedürleri yerine getirdiğini belirtti.

dfvgthyju
Suudi hava savunma sistemlerince önlenen balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)

Yemen’de meşru yönetimi destekleyen koalisyon, çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada, Husiler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini duyurmuştu.

Bunun öncesinde Sivil Savunma Müdürlüğü, Riyad ve Harc vilayeti sakinlerini olası bir tehlikeye karşı uyarmak amacıyla Ulusal Acil Durum Erken Uyarı Platformu üzerinden alarm vermişti. Tehlikenin ortadan kalktığının duyurulmasının ardından halka güvenlik talimatlarına uymayı sürdürmeleri çağrısında bulunulmuştu.

cdf
Suudi hava savunma sistemlerinin önlediği balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)

Olay, Suudi Arabistan’ın çeşitli bölgelerinin balistik ve seyir füzeleri ile insansız hava araçlarıyla hedef alındığı saldırıların tırmandığı bir dönemde yaşandı. Sivil Savunma Müdürlüğü, salı günü Riyad’da iki seyir füzesinin önlenmesi sırasında düşen parçalar nedeniyle 4 kişinin yaralandığını ve 15 konutta sınırlı maddi hasar meydana geldiğini açıklamıştı.

Erken uyarı mesajlarında halka en yakın güvenli alana geçerek tehlikenin ortadan kalktığı duyurulana kadar burada kalmaları, pencerelerden ve açık alanlardan uzak durmaları ve resmî kanallardan yayımlanan talimatları takip etmeleri tavsiye ediliyor.

dfgthy
Suudi hava savunma sistemlerince önlenen balistik füzenin parçalarının düşmesi sonucu Riyad’da bir konutta meydana gelen hasar (SPA)

 


Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Riyad’da Irak Başbakanı’nı kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti. (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Riyad’da Irak Başbakanı’nı kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ülkeye ziyaret gerçekleştirmek üzere başkent Riyad’a gelen Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti.

Görüşmede bölgesel gelişmeler ve bölgenin güvenlik ve istikrarını güçlendirmek amacıyla bu konularda yürütülecek çalışmaların koordinasyonu ele alındı. Ayrıca Irak ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesi ve özellikle bölgesel güvenlik tehditleriyle mücadele kapsamında iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun güçlendirilmesi yolları değerlendirildi.

Irak hükümeti tarafından yapılan açıklamada, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin bugün Irak topraklarının Suudi Arabistan’ın ve bölge ülkelerinin güvenliğini hedef alan saldırılar veya eylemler için kullanılmasına izin verilmeyeceği yönündeki Irak’ın değişmez tutumunu yinelediği belirtildi. Ez-Zeydi ayrıca, iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalınması, Irak’ın ve dost ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesi konusundaki kararlılığı vurguladı.

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi kabul etti. (SPA)

Ez-Zeydi, Suudi Arabistan’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasını ve çatışmalar sırasında sivillere ve sivil tesislere zarar veren tüm eylemleri kınadıklarını belirtti. Bu tür saldırıların bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit ettiğini ifade etti.

Irak Başbakanı, daha önce resmi bir heyetle birlikte Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunmak üzere Riyad’a gelmişti.