Oteller, Mekke’deki gayrimenkul yatırım haritasını yeniden şekillendiriyor

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: Umre yapanların sayısındaki artış, artan arza rağmen talebin devamlılığını destekliyor

Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
TT

Oteller, Mekke’deki gayrimenkul yatırım haritasını yeniden şekillendiriyor

Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)
Kâbe ve Mekke’nin bir bölümünü gösteren hava fotoğrafı (SPA)

Mekke’deki gayrimenkul piyasası, hac ve umre ziyaretçilerinin sayısının artması ve kentin kapasitesinin genişlemesiyle birlikte otel varlıklarına yönelik yatırımlara doğru artan bir dönüşüme sahne oluyor. Bu durum, otellerin birden fazla gayrimenkul geliştiricisi için ana faaliyet geliri kaynağı olarak varlığını güçlendiriyor.

Söz konusu gelişme; özellikle hac ve umre sezonlarında doluluk oranları ile ortalama oda fiyatlarında yaşanan artışın etkisiyle, otel gelirlerindeki iyileşmenin gayrimenkul şirketlerinin finansal sonuçlarına daha net bir şekilde yansıdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Sürekli talep, konaklama sektöründeki patlamayı destekliyor

Bu kapsamda Finans ve Ekonomi Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Mekke’deki konaklama sektörünün ‘tarihinin en güçlü dönemlerinden birini’ yaşadığını belirtti. El-Attas, sektörde gözlenen büyümenin; umre ziyaretçisi ve turist sayısındaki sürekli artış, hac kapasitesinin kademeli olarak genişletilmesi ve Vizyon 2030 kapsamındaki projeler başta olmak üzere yapısal faktörlere dayandığına dikkat çekti.

Mescid-i Haram’ın genişletilmesi, ulaşım ve yol ağları ile tren hatlarının geliştirilmesi ve ziyaretçi deneyiminin iyileştirilmesinin konaklama sisteminin verimliliğini artırdığını ekleyen el-Attas, bu durumun doluluk oranlarına ve ortalama oda fiyatlarına yansıdığını ifade etti. Mekke’deki otellere olan talebin, umre programlarının gelişmesiyle birlikte yıl geneline yayılarak daha sürdürülebilir hale geldiğini ve artık yalnızca yoğun sezonlarla sınırlı kalmadığını belirtti.

Bu dönüşüm, Mekke’de faaliyet gösteren gayrimenkul şirketlerinin iş modellerinde otelcilik faaliyetlerinin artan önemini yansıtırken, geliştiricilerin ilgisinin bir kısmının arsa ve konut satışından, uzun vadede elde tutulabilecek ve işletilebilecek gelir getirici varlıkların geliştirilmesine kaydığını gösteriyor.

Oteller, kârlılığın itici gücü haline geliyor

Jabal Omar Development şirketinin performansı, Mekke’deki gayrimenkul geliştiricilerinin finansal sonuçlarında otelcilik faaliyetlerinin artan önemine bir örnek teşkil ediyor. Şirket, 2026 yılının ikinci çeyreğinde yeniden kâra geçerek, geçen yılın aynı çeyreğinde kaydettiği 42,1 milyon riyallik zarara kıyasla hissedarlara ait 158,1 milyon riyal net kâr açıkladı. Bu dönemde şirketin gelirleri ise yüzde 42,5 artışla 715,1 milyon riyale yükseldi.

Şirket, Suudi Arabistan Menkul Kıymetler Borsası’nın (Tadawul) resmî sitesinde yayımladığı açıklamada, gelirlerdeki artışın temel nedenini, özellikle hac sezonunda otel performansının iyileşmeye devam etmesine ve bu yılın başında hizmete giren Rotana Oteli’ne bağladı.

cdfrgthy
 Kâbe’nin yanındaki Jabal Omar Otel Kuleleri’nin bir fotoğrafı (Jabal Omar Development)

Dr. el-Attas, daha önce ağırlıklı olarak arsa satışına veya geleneksel gayrimenkul projelerinin geliştirilmesine dayanan Mekke’deki birden fazla gayrimenkul şirketinin kârlılığında, otelcilik faaliyetlerinin artık temel itici güç haline geldiğini belirtiyor.

Yüksek doluluk oranlarının ve ortalama oda fiyatlarındaki iyileşmenin otellerin faaliyet gelirlerini desteklediğini açıklayan el-Attas, bu tür tekrarlayan gelirlerin yapısı gereği şirketlere varlık satışından elde edilen getirilere kıyasla daha istikrarlı bir nakit akışı sağladığını vurguluyor.

Menassat Realty CEO’su Halid el-Mubeyyid ise Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Mekke’nin konaklama sektöründe sürdürülebilir bir talep gibi olağanüstü bir avantaja sahip olduğunu dile getirdi. El-Mubeyyid; hac ve umre ziyaretçilerinin akınının sürmesinin ve Vizyon 2030 hedeflerinin, özellikle Mescid-i Haram’a yakın konumlarda ve ulaşım ile hizmetlerle bağlantılı projelerde otel yatırımlarına diğer gayrimenkul varlıklarına kıyasla daha fazla cazibe kazandırdığını açıkladı.

Geliştiricilerin eğilimlerinin gayrimenkul birimi satışına odaklanmaktan, oteller ve rezidanslar gibi gelir getiren varlıkların geliştirilmesine ve uluslararası otel markalarından yararlanmaya doğru kaydığına dikkat çeken el-Mubeyyid; projenin değerinin artık sadece geliştirme maliyetiyle değil, işletme performansıyla da ilişkilendirilmesiyle birlikte geliştiricilerin ilgisinin yalnızca inşaatla sınırlı kalmayıp işletme kalitesi ve varlık yönetimine kadar uzandığını ifade etti.

Arz artışı, piyasanın büyümeyi karşılama kapasitesini sınıyor

Mekke’de otel yatırımlarının genişlemesi, oda arzındaki artışla eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Bu durum, özellikle yeni projelerin girişine sahne olan segmentlerde işletmeciler arasındaki rekabeti kızıştırabilir.

Dr. el-Attas, yeni arzların aynı otel kategorisinde yoğunlaşması halinde bu artışın kısa vadede bazı segmentlerde fiyatlar üzerinde sınırlı bir baskı oluşturabileceğini belirtti. Ancak el-Attas, umre ziyaretçisi ve turist sayısını artırmaya yönelik hükümet hedefleri ve Mekke’nin yıl boyunca artan sayıda ziyaretçi ağırlayan bir destinasyona dönüşmesi sayesinde, talebin orta ve uzun vadede bu genişlemenin büyük bir kısmını absorbe edebileceğini öngörüyor.

El-Attas’a göre belirleyici tek faktör arz miktarı olmayacak; otel ürününün kalitesi, konumu, hizmet seviyesi ve gelir yönetimindeki verimlilik de otellerin yüksek doluluk oranlarını ve getirilerini koruma yeteneğinde kilit rol oynayacak.

El-Mubeyyid ise kızışan rekabet ortamında oda sayısındaki artışın projelerin kârlılığını garanti etmeye yetmeyeceğine işaret ederek, pazara yeni projelerin girmesiyle birlikte otellerin oda başına geliri azami seviyeye çıkarma ve operasyonel verimlilik sağlama kabiliyetinin daha da önem kazanacağını vurguladı.

Operasyonel verimlilik, kâr marjlarını korumanın anahtarı

Öte yandan Mekke’deki konaklama sektörü, önümüzdeki dönemde yatırımcıların kâr marjlarını sınayabilecek bir dizi zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Arsa, inşaat ve işletme maliyetlerinin yanı sıra işçilik, enerji, bakım ve finansman maliyetlerindeki artış ile otel tesislerini verimli bir şekilde yönetecek nitelikli personele duyulan ihtiyaç bu zorlukların başında geliyor.

Bu çerçevede Dr. el-Attas; artan işletme maliyetleri ve yüksek seviyelerini koruyan faiz oranlarının şirketler üzerinde baskı oluşturabileceğini, artan rekabetin ise kâr marjlarını korumak adına işletmecileri operasyonel verimliliğe ve konuk deneyimini iyileştirmeye daha fazla odaklanmaya zorlayacağını ifade etti.

Yoğun sezonların dışında da yüksek doluluk oranlarını korumak sektörün önündeki bir diğer zorluk olarak öne çıkarken; bu durum, umre programlarındaki artış ve Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda hedef pazarların çeşitlendirilmesini ve yeni ziyaretçi segmentlerinin çekilmesini gerektiriyor.

Gelecekteki kârlılığın ürün kalitesine, operasyonel verimliliğe ve oda başına geliri en üst düzeye çıkarmaya bağlı olduğunu belirten el-Mubeyyid; otel kategorilerinin çeşitlendirilmesinin, gelir yönetiminde modern teknolojilerden yararlanılmasının, işletme maliyetlerinin düşürülmesinin ve üstün bir konaklama deneyimi sunulmasının önemini vurguladı.

Talep ve arzın eş zamanlı olarak genişlemeye devam etmesiyle birlikte Mekke’deki otel yatırımlarının geleceği, yalnızca otel kapasitesini artırmaktan ziyade varlıkların operasyonal verimliliğine, ürün kalitesine ve konuma daha fazla dayanmaya doğru ilerliyor. Bu durum, geliştiricilerin varlıkları yönetme ve artan ziyaretçi sayısını sürdürülebilir nakit akışına dönüştürme yeteneğini önümüzdeki dönemdeki rekabetin belirleyici faktörü haline getiriyor.



Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de aralarında olduğu 8 ülkeden İsrail’e ortak tepki: Filistinlilerin zorla tehciri kabul edilemez

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın güneyindeki Nablus yakınlarında kuşatma altındaki Filistinlilerin evlerinin yakınında dört çeker araçlarıyla dolaşıyor (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, pazar günü İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin tehcir edilmesine ilişkin açıklamalarını sert bir şekilde kınadı. Bakanlar, açıklamalarda Filistinlileri topraklarından zorla çıkarmaya yönelik plan ve mekanizmaların gündeme getirilmesini de reddetti.

Bakanlar ortak açıklamada, söz konusu açıklama ve önerileri kışkırtıcı olarak nitelendirerek bunların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkelerini açıkça ihlal ettiğini ve Filistin halkının meşru ve devredilemez haklarına doğrudan tehdit oluşturduğunu belirtti.

Açıklamada, Filistinlilerin tehcir edilmesini amaçlayan her türlü girişim ve planın kesin bir dille reddedildiği vurgulandı. Bu girişimlerin işgal altındaki Filistin toprakları içinde veya dışında olmasına ya da hangi ad ve gerekçeyle sunulmasına bakılmaksızın reddedildiği belirtilirken zorla tehcire yönelik çağrıların resmî politikaya veya Filistinlileri topraklarından koparmayı hedefleyen fiili uygulamalara dönüştürülmesinin ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuldu.

Bakanlar, bu tür adımların başta ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planı olmak üzere uluslararası barış çabalarına doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığını belirtti. Açıklamada, söz konusu planın zorla tehciri reddettiğine dikkat çekilerek bu tür girişimlerin bölgedeki istikrarın sağlanması ihtimalini zayıflatabileceği uyarısı yapıldı.

Ortak açıklamada, Gazze Şeridi’nin işgal altındaki Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken Gazze ile Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin topraklarının bütünlüğünün korunması gerektiği ifade edildi.

Bakanlar, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın tek yolunun iki devletli çözümün hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Bu kapsamda, ilgili uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerektiğini vurguladı.

Bakanlar ayrıca uluslararası topluma ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sorumluluklarını yerine getirerek işgal altındaki Filistin topraklarında yeni bir demografik veya coğrafi gerçeklik dayatma girişimlerine karşı çıkma çağrısında bulundu.

Açıklamada, uluslararası hukuk kurallarına uyulmasının güvence altına alınması istenirken Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını ve direncini destekleme kararlılığı yinelendi. Ayrıca Filistin meselesini ortadan kaldırmaya veya Filistin halkının meşru haklarını zayıflatmaya yönelik her türlü girişimin reddedildiği belirtildi.


Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
TT

Kore çipleri Suudi Arabistan’a yöneliyor: Üretimden bilişime

Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)
Yapay zekâ çipi ve Güney Kore bayrağı (Reuters)

Yapay zekâ yarışında rekabet artık yalnızca en gelişmiş modeli geliştirmekle sınırlı değil. Çipler, veri merkezleri ve enerji kapasitesi bu yarışın yeni belirleyicileri haline gelirken Suudi Arabistan, sahip olduğu enerji kaynakları ve hızla büyüyen dijital altyapısıyla küresel yapay zekâ ve yarı iletken şirketlerinin dikkatini çekiyor.

Bilgi işlem çiplerine yönelik talebin artmasıyla birlikte yarı iletken sektörü enerji, veri merkezleri ve dijital altyapıyla kesişiyor. Böylece teknolojik gücün yeni haritası, yalnızca çip üreten ülkelerin değil, bu çiplerin ihtiyaç duyduğu bilgi işlem kapasitesini barındırabilecek ülkelerin de önem kazandığı yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu yarışta Suudi Arabistan, enerji imkânları, veri merkezlerindeki hızlı genişleme ve egemen yapay zekâ ekosistemi kurma hedefi sayesinde Asyalı çip ve yapay zekâ şirketleri için giderek daha önemli bir merkez haline geliyor. Güney Kore ise çipler, yapay zekâ ve bunlara bağlı altyapı alanlarındaki kamu harcamalarını artırarak değer zincirinin merkezindeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions’ın Riyad’ı bölgesel merkezi olarak seçmesi, çipleri üretenlerle onları çalıştıracak kapasiteye sahip ülkeler arasındaki bu yeni kesişimi somutlaştırıyor.

Şirketin Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ı şirket için cazip bir merkez haline getiren üç temel unsur bulunduğunu söyledi. Bunların yüksek enerji kapasitesi, yapay zekâ altyapısının geliştirilmesine yönelik kararlılık ve egemen yapay zekâ alanındaki büyük hedefler olduğunu belirtti.

Park, bu faktörlerin bir araya gelmesinin Riyad’ı Rebellions’ın yapay zekâ çipleri alanındaki faaliyetlerini geliştirmesi için uygun bir merkez haline getirdiğini ifade etti.

Koreli şirketin bu adımı, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri ve yapay zekâ projelerine yönelik yatırımların artmasıyla birlikte yükselen bilgi işlem talebini karşılayacak kapasitesini genişletmeye çalıştığı bir dönemde atıldı.

2027’de 596,92 milyar dolar bütçe

Güney Kore bu hafta, 2027 yılı için tarihinin en büyük hükümet bütçesini önerdi. Toplam 821 trilyon won (596,92 milyar dolar) tutarındaki bütçe, mevcut yıla göre yüzde 12,8 artış öngörüyor ve ülke tarihindeki en yüksek yıllık artışa işaret ediyor.

Bütçedeki harcamaların önemli bir bölümünün yapay zekâ, yarı iletkenler ve bunlarla bağlantılı altyapıya yönlendirilmesi planlanıyor.

Seul yönetimi, ekonomisinin en önemli itici güçlerinden biri olan yarı iletken sektöründeki konumunu korumak için kamu harcamalarını artırmaya hazırlanıyor. Bu adım, yapay zekâ uygulamalarında kullanılan çiplere yönelik küresel talebin hızla yükseldiği bir dönemde atılıyor.

Bütçe tasarısında, yeni nesil yarı iletken altyapısını desteklemek amacıyla su sistemleri, elektrik şebekeleri ve lojistik hizmetlerini kapsayan sanayi altyapısı için 21,3 trilyon won ayrılması öngörülüyor. Ayrıca çip sektörüne yönelik özel bütçeye 2,6 trilyon won tahsis edilmesi planlanıyor.

Güney Kore, yapay zekâ sistemlerinde kullanılan yüksek bant genişlikli bellek çiplerine (HBM) yönelik küresel talepteki artıştan da yararlanıyor. Bu talep, Samsung Electronics ve SK Hynix’in güçlü kârlar açıklamasında önemli rol oynuyor.

Egemen yapay zekâ Riyad ile Seul’ü birbirine bağlıyor

Park’a göre yapay zekânın egemenlik boyutu, ülkelerin hangi teknolojileri kullanacağına ilişkin kararlarında giderek daha önemli bir unsur haline geliyor. Özellikle bazı veri ve uygulamaların hassas sektörlerle bağlantılı olması, yerel olarak yönetilen yapay zekâ teknolojilerine duyulan ihtiyacı artırıyor.

Park, bu ihtiyacın diğer unsurların yanı sıra ulusal güvenlikle de bağlantılı olduğunu belirtti. Nükleer enerji programları veya silah sistemleri gibi hassas bilgilerin, devletlerin yapay zekânın nasıl kullanılacağını kontrol edebilmesini, sınırlarını belirleyebilmesini ve sistemleri tamamen ülke içinde çalıştırabilmesini gerektirdiğini söyledi.

cdvfgbhnj
Koreli yapay zekâ çipi şirketi Rebellions»ın Üst Yöneticisi (CEO) Sunghyun Park (Şarku’l Avsat) 

Bu durum, yapay zekâ pazarındaki temel eğilimlerden birini de yansıtıyor. Hükümetler ve şirketler artık yalnızca gelişmiş modellere erişmeye değil, verilerin nerede depolandığına, modellerin nerede çalıştırıldığına ve bu sistemlerin dayandığı altyapının kimin mülkiyetinde olduğuna da odaklanıyor.

Aramco ve Humain çip tedarik zincirinde

Rebellions’ın Suudi Arabistan’la halihazırda yatırım ilişkisi bulunuyor. Park, Aramco’nun yaklaşık iki yıl önce şirkete yatırım yaptığını, Rebellions’ın ise yapay zekâ altyapı teknolojilerine ilişkin tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi konusunda Humain ile görüşmelerini sürdürdüğünü söyledi.

Park, Humain’in Suudi Arabistan’da ve küresel ölçekte yapay zekâ alanında faaliyet gösteren en önemli kuruluşlardan biri haline geldiğini belirterek, şirketle iş birliğinin bölgedeki yapay zekâ sektörü üzerinde olumlu bir etki yaratabileceğini ifade etti.

Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın veri merkezleri başta olmak üzere dijital altyapısını genişlettiği bir dönemde yaşanıyor. Bu durum, çip ve bilgi işlem alanında faaliyet gösteren şirketler için yalnızca bileşen satışıyla sınırlı olmayan, doğrudan yapay zekâ ekosisteminin kurulmasına katılmayı mümkün kılan potansiyel bir bölgesel pazar oluşturuyor.

Rekabet çip hızından işletme maliyetine kayıyor

Rebellions, yapay zekâ çipi pazarındaki rekabetin yalnızca bir çipin saniyede daha fazla sayıda token işleme kapasitesiyle belirlenmeyeceği görüşünde.

Park, şirketin daha düşük ekonomik maliyetle daha yüksek yapay zekâ performansı sağlayan teknolojiler geliştirmeye odaklandığını söyledi. Müşteriler açısından önemli ölçütün yalnızca saniyede işlenebilen token sayısı olmadığını belirten Park, asıl önemli göstergelerden birinin token başına maliyet olduğunu ifade etti.

Şirketin modeli, kaynaklarını eğitim ve çıkarım süreçleri arasında eşit biçimde dağıtmak yerine büyük ölçüde çıkarım (inference) operasyonlarına odaklanıyor.

Park, çıkarım işlemlerinin giderek standartlaşan bir hizmete dönüştüğünü belirterek, şirketlerin ve kullanıcıların arka planda hangi teknolojinin kullanıldığından bağımsız olarak uygun maliyetle iyi sonuçlar elde etmeye daha fazla önem vereceğini söyledi.

Enerji, yapay zekâ denkleminin bir parçası haline geliyor

Veri merkezlerinin enerji tüketiminin artmasıyla birlikte elektrik maliyeti ve çiplerin enerji verimliliği, yapay zekâ kullanımının genişletilmesindeki ekonomik hesabın önemli unsurları haline geliyor.

Riyad ile Seul’ün hesapları da bu noktada farklı açılardan kesişiyor. Güney Kore, değer zincirindeki konumunu korumak amacıyla çiplere, elektrik şebekelerine ve gerekli sanayi altyapısına yatırım yaparken Suudi Arabistan, yaklaşan bilgi işlem dalgasını karşılamak için enerji, altyapı ve veri merkezleri sağlamaya çalışıyor.

Böylece yapay zekâ yarışındaki rekabet yalnızca modeller ve yazılımlar etrafında şekillenmiyor. Yarış aynı zamanda çipleri kimin ürettiği, veri merkezlerine kimin sahip olduğu, enerjiyi kimin sağlayabildiği ve tüm bunları en düşük maliyetle kimin sunabildiği soruları etrafında yeniden tanımlanıyor.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Sisi, bölgede gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
TT

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Sisi, bölgede gerilimin düşürülmesine yönelik çabaları görüştü

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi,  bugün (Perşembe) bölgedeki son gelişmeleri, gerilimin düşürülmesine yönelik yürütülen çabaları ve bölgede güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesi konularını ele aldı.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki iş birliğinin çeşitli alanlarda desteklenmesi ve güçlendirilmesine yönelik çabalarda değerlendirildi.