Rizan Haddu: Washington, Şam’la müzakereleri önlemeye çalıştı

Rizan Haddu: Washington, Şam’la müzakereleri önlemeye çalıştı
TT

Rizan Haddu: Washington, Şam’la müzakereleri önlemeye çalıştı

Rizan Haddu: Washington, Şam’la müzakereleri önlemeye çalıştı

Rus haber ajansı Ria Novosti’ye açıklamalarda bulunan Kürt siyasetçi ve YPG’nin eski Afrin medya danışmanı olan Rizan Haddu, ABD’nin, Kürt yönetimi ile Suriye hükümeti arasındaki müzakerelere engel olamaya çalıştığını söyledi.
Haddu, Ria Novosti’ye, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Suriye'nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinde özerklik meselesini Şam'la müzakere etmemeleri tavsiyesinde bulundukları bir dizi mektup gönderdiğini belirtti. Buna Şubat ayında yapılması planlanan NATO toplantısının gerekçe gösterildiğini ifade eden Haddu, Jeffrey'in mektuplarında “Suriye'nin kuzeyindeki hava sahasını kapatma olasılığından” bahsettiğini vurgulayarak, “ABD'nin açıklamaları endişe verici” ifadelerini kullandı.
Müzakerecilerin karar alma konusunda geç kalmalarının Demokratik Suriye Konseyi (DSG) ve öz yönetimin çıkarına olmadığı konusunda uyaran Haddu, “Kürt yönetiminin bir kısmının ABD’nin kararında değişiklik beklediğini” belirterek duydukları üzüntüyü dile getirdi. Bununla birlikte Suriye hükümeti ile görüşmelerin devam ettiğini ifade eden Haddu müzakerelerin olumlu bir ortamda gerçekleştiğinin altını çizdi.
Haddu, Suriyeli Kürt temsilcilerin çoğunun, DSG eş başkanı Riad Darar’ın bir ay önce Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte kullandığı “Suriye hükümetinin Mart 2011'de meşruiyetini kaybettiğini” şeklindeki ifadeleriyle aynı fikirde olmadıklarını belirtti.
“Müzakerelere hız verildi”
Kürt yönetimi ile müzakerelerin ilerleyişinde Şam’dan “olumlu sinyaller” alınmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Haddu, Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad’ın son açıklamalarına atıfta bulunarak, Şam'ın olası Türk askeri operasyonu çerçevesinde Kürtlerle müzakerelere hız verdiğini vurguladı.
Rusya, aceleci davranmıyor
Öte yandan Moskova’nın, son günlerde ABD’nin art arda gelen açıklamaları karşısında resmi tutumunu ilan etme konusunda acele etmemesi oldukça dikkat çekiciydi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamalarda, Şam ile Kürtler arasında bir diyalog başlatılması ve Suriye hükümetinin ABD güçlerinin boşalttığı alanlarda kontrolünü genişletmesi gerektiğini vurguladı.
Rusya Savunma Bakanlığı, ABD ile birçok anlaşmazlığa rağmen Washington’la iletişim kanallarının açık olduğunu açıkladı. Diğer yandan Rusya’nın birçok kez ABD ile Amerikan askerlerinin Suriye’den çekilmesi konusunda temaslar kurmak istediğini ima etmesine rağmen bu konuyla ilgili henüz Washington ile Moskova arasında görüşme olduğuna dair herhangi bir işaret yok. Bununla birlikte ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton dün yaptığı açıklamada, ABD’nin Suriyeli Kürtlerin güvenliği konusunda gerekirse Rus tarafıyla görüşmeye hazır olduğunu söyledi.
“Kürtlerin zarar görmemelerini sağlamalıyız”
ABD Başkanı Donald Trump’ın 23 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde, Suriye’de ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyonla birlikte DEAŞ’a karşı savaşan Kürtleri hedef almamaya dikkat etmelerini söylediğini belirten Bolton, “Kamuoyuna da açıkladığımız gibi ben ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bunu göz önünde bulunduracağına inanıyoruz” dedi.
Önümüzdeki hafta devam edecek olan bu müzakerelerin “karşılıklı olarak kabul edilebilir meyveler vermesini” umduğunu aktaran Bolton, “Kürtlerin çok zor durumda ve bize çok sadık olduklarını biliyoruz. Onların zarar görmemelerini sağlamalıyız. Bunu Türkiye’yle konuştuk. Gerekirse Rusya’yla da konuşuruz” şeklinde konuştu.
Bolton, özellikle Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik olası askeri operasyonunun ABD birliklerinin Suriye’den çekilmesiyle bağlantılı olmadığı yönündeki açıklamaları çerçevesinde Suriye’de ABD askerlerinin hedef alınması durumunda Washington’un atacağı adımlarla ilgili bir soruya, “ABD Başkanı Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararının temelinde ABD ordusunun özellikle ABD’nin müttefikleri tarafından tehlikeye sokulmasını engelleme fikri yatıyor” şeklinde yanıtladı.



Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) insansız hava araçları Sudan’ın El-Ubeyyid kentini hedef aldı

15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) insansız hava araçları Sudan’ın El-Ubeyyid kentini hedef aldı

15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)

Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen insansız hava araçları (İHA), dün ülkenin batısındaki Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyyid'de spor kentini, Şikan Üniversite Koleji'ni ve bazı kamu tesislerini hedef aldı. Saldırı, kente yönelik son dönemdeki İHA saldırılarının bir yenisi oldu. Bir askeri kaynak, kentin kuzeybatısındaki spor sahasının hedef alındığı saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, 10 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Kuzey Kurdufan Eyaleti Hükümet Sözcüsü Cuma el-Mehdi Cuma, yaptığı açıklamada, HDK'ye ait İHA'ların başta spor kenti ve Şikan Üniversite Koleji olmak üzere sivil, eğitim ve spor tesislerini hedef aldığını söyledi. Cuma, saldırıyı sivillere ve sivil varlıklarına yönelik olarak nitelendirerek uluslararası toplum ve insan hakları kuruluşlarına saldırıyı belgelemeleri ve sorumluların hesap vermesini sağlamaları çağrısında bulundu.

Buna karşılık HDK, İHA'larıyla orduya bağlı ve “Hecane” olarak bilinen 5. Piyade Tümeni karargâhındaki silah ve mühimmat depolarının yanı sıra el-Ubeyyid'deki diğer askeri noktaları hedef aldığını açıkladı. HDK, saldırılarda orduya ağır kayıplar verdirdiğini öne sürdü.

Cezire eyaletine saldırı

El-Ubeyyid'e yönelik saldırı, bir gün önce Sudan'ın orta kesimindeki Cezire eyaletinin başkenti Vad Medeni'nin yaklaşık 20 kilometre kuzeydoğusunda, Ebu Haraz yakınlarındaki Ümm Aliyle yakıt depolarına düzenlenen İHA saldırısının ardından geldi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre o sırada bir İHA yakıt tanklarını vurdu.Bir görgü tanığı ise yangın bölgesinden yaklaşık 3 kilometre uzaklıktan alevlerin yükseldiğini gördüğünü söyledi.

Cezire Eyaleti Hükümeti, saldırıdan HDK'yi sorumlu tuttu.

Savaş, binlerce kişiyi Cezire eyaletinden komşu eyaletlere kaçmak zorunda bıraktı (Arşiv – AFP)
Savaş, binlerce kişiyi Cezire eyaletinden komşu eyaletlere kaçmak zorunda bıraktı (Arşiv – AFP)

Cezire Eyaleti Radyo ve Televizyon Kurumu, saldırıda depodaki dört benzin tankından ikisinin isabet aldığını, sivil savunma ekiplerinin yangını kontrol altına aldığını, olayda can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

Öte yandan “Cezire Konferansı Kurumu” olarak bilinen yapı, üç İHA'nın Vad el-Berr el-Havalide köyündeki tarım arazilerine düştüğünü açıkladı. İHA'ların neden düştüğü veya hava savunma sistemleri tarafından düşürülüp düşürülmediği ise netlik kazanmadı. Bir askeri kaynak ise söz konusu İHA'ları, silahlı kuvvetlerin düşürdüğünü açıkladığı araçlar arasında saymadı.

Saldırılar tekrarlanıyor

El-Ubeyyid, aylardır İHA saldırılarına maruz kalıyor. Saldırıların sıklığı bu eylül ayında arttı.

25 Eylül'de eyalet hükümeti, HDK'ye ait İHA'larla düzenlendiğini belirttiği  saldırıda yerinden edilmiş kişiler için kullanılan bir barınma merkezinin ve bazı sivil noktaların hedef alındığını, olayda 2 kişinin hayatını kaybettiğini ve 20 kişinin de  yaralandığını açıkladı.

Aynı gün, HDK ile ittifak halindeki “Tesis” koalisyonu, Sudan ordusunu Mizarub bölgesine İHA saldırısı düzenlemekle suçladı. Koalisyon, saldırıda 9 kişinin öldüğünü, 24 kişinin yaralandığını öne sürdü.

20 Eylül'de yerel kaynaklar, dört İHA'nın el-Ubeyyid'e saldırarak ordu komutanlığını ve Maliye Bakanlığı binasını hedef aldığını bildirdi. Ayrıca yerel kaynaklara göre, 9 Eylül'de kentteki Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi'ne düzenlenen İHA saldırısında fakülte binaları hasar gördü ve fakültenin güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Saldırılar başka bölgelere de yayıldı. 8 Eylül'de Ümm Ruvaba'daki adliye binasını hedef alan saldırıda en az 18 kişi hayatını kaybetti, 22 kişi yaralandı. HDK'ye karşı kurulan ve paralel hükümetin merkezi olarak kullanılan Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala'da da orduya ait olduğu öne sürülen İHA'larla düzenlenen saldırılar kaydedildi.

Kent sakinleri, 8 Eylül'de düzenlenen saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, iki çocuğunun ise yaralandığını bildirdi. Yerel kaynaklar ayrıca 27 Eylül'de kentte HDK'ye ait bir karargâhın hedef alındığı başka bir saldırının düzenlendiğini ve saldırıda can kaybı ile yaralanmalar yaşandığını, ancak toplam sayının netleşmediğini aktardı.


İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
TT

İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Nebatiye kentinin çevresi ile Kafr Rumman beldesinin günlük olarak bombalanması, Zeyn ailesinin birkaç ay önce yoğun İsrail hava saldırılarında hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evinde ‘onarılabilecek ne varsa onarmak’ amacıyla restorasyon çalışması başlatmasını engellemedi. Nebatiye’nin en tanınmış ailelerinden birinin torunları, mirası korumanın, İsrail’in bölgedeki izleri ve hafızayı silme girişimine karşı bir meydan okuma olduğunu düşünüyor. İsrail’in, Güney Lübnan’daki özgün mimariye sahip tarihi evleri, siyasi ailelere ait konutları ve kentsel ve tarihi yapıları çeşitli biçimlerde ortadan kaldırmaya çalıştığı belirtiliyor.

fgthyj
Abdulaziz ez-Zeyn’in evi, yıkılmadan önce (Saad ez-Zeyn arşivi)

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik düzenlediği iki geniş çaplı savaş sırasında hava saldırıları ve bombardımanlar onlarca kültürel miras yapısını yok etti. Saldırılar, mimarileri ve kütüphaneleriyle Cebel Amil’in son iki yüzyıldaki siyasi tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan siyasi ailelerin evlerini de hedef aldı. Yalnızca Nebatiye kentinde İsrail bombardımanı, 80 ila 110 yıllık 147 evi yıktı. Bu evlerin bazıları ise 200 yıl önce inşa edilen yapılardan zaman içinde genişletilmişti. Söz konusu yapılar, bölgede geçmiş on yıllarda etkili olmuş yerel liderlere, bakanlara ve milletvekillerine ait tarihi miras niteliğindeki mülklerdi. Yerel aktivistlerin aktardığına göre yıkım, Nebatiye çevresindeki siyasi ailelere ait konutları da kapsadı. Bunlar arasında Tayyibe beldesindeki Esad ailesinin konutu da bulunuyor. Konutla birlikte çok sayıda eski ev de yerle bir edildi. Bunlardan biri, bölgenin önde gelen tarihi siyasi figürlerinden Halil Abdullah’ın el-Hıyam’da 1862 yılında inşa edilen konağıydı.

Abdulaziz ez-Zeyn’in evi: Kültürel bir rol

İsrail bombardımanında çok ağır hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi, Abdulaziz ez-Zeyn’in konağının yıkılmasının ardından Nebatiye bölgesinde ayakta kalan son tarihi miras yapılarından ve mimari tanıklıklardan biri olma özelliğini taşıyor. Söz konusu konak, son yıllarda bölgenin kültürel merkezlerinden birine dönüşmüş, Abdulaziz ez-Zeyn’in oğlu Dr. Saad ez-Zeyn tarafından kültürel ve toplumsal etkinliklere ev sahipliği yapması amacıyla genişletilmişti.

Dr. Saad ez-Zeyn Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Ailemin evi (Abdulaziz ez-Zeyn’in konağı) 80 yıldan daha eskiydi. İsrail saldırısı evi tamamen yıktı ve yalnızca mimari özelliklerini değil, evin kültürel işlevini de ortadan kaldırdı” dedi. Doktor, evin en az 2000 yılından bu yana kültürel ve sosyal etkinliklere ev sahipliği yapılan bir alan olduğunu belirterek, burada Cebel Amil’in tarihini belgeleyen küçük bir müze kurduğunu anlattı. Evin zamanla ‘bölgenin kültürel uğrak noktalarından biri haline geldiğini’ ifade eden ez-Zeyn, daha sonra konağın bahçeler ve Lübnan’ın güneyindeki geleneksel yapıların temel unsurlarından biri olan divanhane yönünde genişletildiğini söyledi. Konak, son yıllarda ‘Saad ez-Zeyn’in evi’ olarak tanınıyordu.

hyj
Yıkıldıktan sonra Abdulaziz ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Büyük evin bombalanmasının ardından bitişiğindeki ‘Zeyn ailesinin konağı’ da hasar gördü. Söz konusu konak, 100 yılı aşkın süredir siyasi ve toplumsal liderliğin merkezi konumundaydı. Yaklaşık 150 yıl önce inşa edilen konakta, 19. yüzyılda Osmanlı Valisi yaşamış, daha sonra mülkiyeti Zeyn ailesine geçmişti.

Mezarlıklar da bu durumdan nasibini aldı

Zeyn, Lübnan’ın Büyük Lübnan Devleti ilan edilmesinin ardından 1924 yılında parlamentoya girdi. Ailesi, geçen yüzyıl boyunca Cebel Amil’in önde gelen siyasi ailelerinden biri haline geldi ve ailenin parlamentodaki temsili 2018 yılına kadar kesintisiz devam etti.

fgthyj
El-Hıyam’daki Al Abdullah ailesinin konutu, yıkımdan önce... İç mekânı kemerli taş tarzında inşa edilmiş (Sosyal medya)

Dr. Saad ez-Zeyn, “Yusuf Bey ez-Zeyn’in konağı ağır hasar gördü. Hasar çatıyı, avluyu ve Yusuf Bey’in mezarının da bulunduğu aile mezarlığını etkiledi. Şu anda evin yeniden kullanılabilir hale gelmesi ve bir siyasi döneme tanıklık etmeyi sürdürmesi için yoğun ve hızlı bir restorasyon çalışması yürütüyoruz. Aile, Cebel Amil’in kurucu ailelerinden biri ve kültürel, kalkınma ve toplumsal düzeylerde varlığını sürdürüyor. Bu rol benim ve amcam tarafından da devam ettiriliyor” dedi. Ez-Zeyn, siyasi ailelerin evleri ile kentsel ve tarihi yapıların yok edilmesinin, ‘izleri ve hafızayı topraktan silmeyi, böylece Lübnanlının evi, toprağı ve mirasıyla olan bağını koparmayı’ amaçladığını belirtti.

Kasıtlı ve sistematik yıkım

Nebatiye kentindeki kültürel ve sosyal çevreler, 2024 ve 2026 savaşlarında yaşananların ‘herhangi bir gerçek gerekçesi bulunmaksızın hafızanın sistematik biçimde yok edilmesi’ süreci olduğu görüşünde birleşiyor. Tarihsel olarak Hizbullah’a siyasi açıdan karşı konumda bulunan köklü ailelere ait evlerin hedef alınarak bombalanması ve yıkılması, İsrail ordusunun saldırıların yalnızca Hizbullah’ın tesisleri ve karargahlarına yönelik olduğu yönündeki açıklamalarını da boşa düşürüyor.

Bu kapsamda en dikkat çekici gelişmelerden biri, Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin kurucusu ve eski milletvekili Habib Sadık’ın, Nebatiye’nin batısındaki Kefur beldesinde bulunan evinin yıkılması oldu.

xsdcfrgthy
Adnan eş-Şerif’in Nebatiye’deki evi, yıkılmadan önce (Kâmil Cabir arşivi)

Sadık, Güney Lübnan’ın en tanınmış siyasi ve kültürel aktivistlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1992’de milletvekilliği yapan Sadık, 1940’lı yıllardan bu yana İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik ihlallerini belgeleyen en önemli tarihçiler arasında yer aldı. Güney Lübnan Kültür Konseyi tarafından yayımlanan eserlerin hazırlanmasını teşvik eden Sadık, siyasi deneyiminin yanı sıra edebiyatçı, şair ve düşünür kimliğiyle de öne çıktı.

İhlalleri belgeleyen el yazmaları

Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin Nebatiye Şubesi Başkanı Kâmil Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Habib Sadık’ın el-Hıyam’daki evinin 1977’de yıkılmasının ve bölgenin 2000 yılına kadar işgal altında kalmasının ardından aile, Beyrut ile Nebatiye arasında yaşamak zorunda kaldı. Bunun üzerine aile, kent dışında Güney Lübnanlıların evlerine benzeyen, çevresi çam ağaçlarıyla kaplı ve güllerin açtığı bir bahçesi bulunan bir ev inşa etmekte kararlıydı” dedi.

chyju
Habib Sadık’ın evi, Ağustos 2026’da İsrail hava saldırısı sonucu yıkıldıktan sonra (Sosyal medya)

Cabir, “Sadık, evin alt katındaki divanhaneye özel önem verdi. Burada çeşitli radyo programlarında sunduğu çok sayıda el yazması ile 1960’lı ve 1970’li yıllara ait yazılarını muhafaza ediyordu. Divanhanede kitap, el yazması ve diğer kültürel miras unsurlarından oluşan geniş kütüphaneler oluşturdu” ifadelerini kullandı. Sadık’ın ‘Güney Lübnan hakkında eserler ve kitaplar kaleme alıp yayımlayan en önemli kültürel isimlerden biri olduğunu’ belirten Cabir, bunların İsrail’in Güney Lübnan’daki ihlallerini ve işgal biçimlerini belgelediğini söyledi. Cabir, söz konusu çalışmaların su kaynakları ve coğrafya gibi konulardaki İsrail emellerinin yanı sıra işgal yoluyla Güney Lübnan’a verilen zararı da ortaya koyduğunu kaydetti.

hyju
Habib Sadık’ın arkadaşlarıyla bir araya geldiği bir fotoğraf (Sosyal medya)

Bu açıdan bakıldığında evin hedef alınmasının ‘Habib Sadık’ı, rolünü, mirasını ve yaşam çizgisini hedef almak’ anlamına geldiğini belirten Cabir, ‘kapalı olan ve her gün bir görevli tarafından kontrol edilen’ evin hedef alınmasının herhangi bir güvenlik boyutu taşıdığı görüşünü ise reddetti.

Mimari ve siyasi mirasın silinmesi

Bu yıkım, Nebatiye kentindeki kentsel, mimari ve siyasi mirası ortadan kaldırmaya yönelik planın bir parçasını oluşturuyor. 2024 savaşının ardından kentteki kültürel çevrelerin öncülüğünde, sivil toplum kuruluşlarının belediyeyle iş birliği yaptığı bir girişim başlatıldı. İsrail bombardımanında yıkılan tarihi yapıların belgelenmesini amaçlayan çalışma, metnin kaleme alınmasından yalnızca iki hafta önce güncellendi. Yapılan envanter çalışmasında, 147 evin tamamen yıkıldığı ve bu evlerden geriye çok azının kaldığı tespit edildi.

fgthyju
Nebatiye’nin er-Rahibat mahallesindeki Muhammed el-Fadl Sarayı (Kâmil Cabir arşivi)

2026 savaşında ise Menşiye bölgesinde bulunan Fadl el-Fadl’ın evinden geriye kalanlar da yıkıldı. Yapımı geçen yüzyılın sonlarına dayanan evin tasarımını Mısırlı bir mühendis üstlenmişti. Fransız Yüksek Komiseri olarak Lübnan’da görev yapan General Gouraud da 1920’li yıllarda Güney Lübnan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında bu evi ziyaret etmişti.

scdfgthyju
Nebatiye’deki Dr. Behcet el-Mirza’nın evi (Kâmil Cabir arşivi)

Eski milletvekili Muhammed Bey el-Fadl’ın evinin ise çevresine düzenlenen saldırılar nedeniyle büyük bölümleri 2024’te yıkıldı. 102 yıllık evin durumunu Nebatiye’deki bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla belgeleyen Kâmil Cabir, evi satın alan kişinin yapıyı yeniden restore etme kararı aldığını söyledi.

Kültürel hafızanın yok edilmesi

Nebatiye sakinleri, yıkımın kentin kültürel mirasına, toplumsal ve siyasi hafızasına, ayrıca kentsel dokusuna işaret eden yapılara yönelik olduğunu düşünüyor. Nebatiye’de örneğin, eski bakan ve milletvekili Refik Şahin’in konağı ile eski milletvekilleri ve bakanlar Galib ve Fehmi Şahin’in babası Said Şahin’in evi İsrail’in hava saldırılarıyla tamamen yıkıldı. Bunun yanı sıra, bir dönem mimari şaheser olarak kabul edilen yapılar da öne çıkıyor. Bunlar arasında, cephelerinde doğal taş işlemeleri bulunan ve 20. yüzyılda Nebatiye’de halka sağlık hizmeti sunmak amacıyla evini açan ilk doktorlardan biri olan Dr. Behcet el-Mirza’nın evi de bulunuyor. Söz konusu yapı, kentin en güzel evlerinden biri olarak değerlendiriliyordu.

hyjukı
Nebatiye şehrinde tamamen yıkılan Said Şahin, Galib Şahin ve Fehmi Şahin’in evi (Kâmil Cabir arşivi)

Mahmud Şahin’in evi de 2026 yılında yıkıldı. Geçtiğimiz yüzyılda okul olarak kullanılan bu ev, 200 yıl önce inşa edilmiş eski yapıların kalıntıları üzerine kurulan evlerden biriydi.

6 Eylül 2026’da İsrail'in düzenlediği hava saldırısında, 100 yıl önce inşa edilmiş bir mimari şaheser olan Dr. Adnan Şerif’in evi yıkıldı. Ayrıca eski milletvekili Enver Sabbah’ın evi de yıkıldı. 1990’ların başında Nebatiye kentindeki bir tepenin üzerine inşa edilen ev yıkılırken, ailenin Nebatiye’deki konağı ayakta kaldı. Saldırılarda, 1980’lerden bu yana işgal döneminde Nebatiye bölgesine sağlık hizmeti sunan en önemli hastanelerden biri olan Gandur Hastanesi de yıkıldı.

Tarihe karşı savaş

İsrail’in hava saldırıları yalnızca ev ve konakların yıkılmasıyla sınırlı kalmadı, güneydeki arkeolojik alanları da kapsadı. Nebatiye kentinde Memlük dönemine ait bir çarşı yoğun bombardımana maruz kaldı ve çarşının bir bölümü yıkıldı. Güney Lübnan’ın sahil kenti Sur’da, UNESCO’nun listesinde yer alan bir alandaki tarihi bir sütunun tepesindeki başlık da yerinden söküldü. Ayrıca hem Müslümanların hem de Hristiyanların ziyaret ettiği Güney Lübnan’daki Şama beldesinde bulunan ve Şemun es-Safa adını taşıyan dini alan yıkıldı. Şama Haçlı Kalesi de tahrip edildi.

Bunun yanı sıra, et-Taybe beldesinde bulunan ve çevresi belde meydanında yıkılan el-Ayn el-Fuka hakkında da herhangi bir bilgi bulunmuyor. Su toplamak amacıyla inşa edilen ve spiral biçimde tasarlanan sarnıç, Roma ve Bizans dönemlerine ait örneklerle benzerlik taşıyan mimari unsurlar barındırıyor. Sarnıç, Osmanlı döneminde restore edilmişti.

thyju
Et-Taybe kasabasındaki antik kaynak (Sosyal medya)

Lübnan Kültür Bakanı Gassan Selame, geçtiğimiz ay Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu bölgenin dışında kalan tarihi beldelerin de yoğun hava saldırılarına maruz kaldığını belirterek bunlar arasında Sur ve Nebatiye’yi gösterdi. Selame, yoğun bombardımanın Tibnin beldesini de vurduğunu ve bunun burada bulunan Haçlı kalesinin zarar görmüş olabileceğine ilişkin endişelere yol açtığını söyledi. Selame, “Miras yalnızca Roma ve Fenike dönemlerine ait eserler değildir. Miras aynı zamanda tarihi yapılar, arkeolojik alanlar ve kültürel işlev taşıyan yapılardır” ifadelerini kullandı. Selame, İsrail’in yürüttüğü operasyonun Lübnan tarihinin yüzyıllarını tamamen silmesinden endişe ettiğini dile getirdi.

UNESCO da yaptığı açıklamada, Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve örgüt tarafından güçlendirilmiş koruma statüsüne tabi tutulan Sur kentinin durumundan endişe duyduğunu belirtti. Örgüt ayrıca, Güney Lübnan’daki Şama Kalesi’nin zarar gördüğüne ilişkin haberlerden ve Şekif Kalesi yakınlarında çatışmalar yaşanmasından ‘büyük endişe’ duyduğunu ifade ederek ‘kültürel varlıklara yönelik yasa dışı saldırılar’ olarak nitelendirdiği eylemleri kınadı.


Hafter’in oğulları arasında Libya’daki ‘nüfuz alanları’ için yaşanan rekabetin ardındaki gerçek ne?

Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
TT

Hafter’in oğulları arasında Libya’daki ‘nüfuz alanları’ için yaşanan rekabetin ardındaki gerçek ne?

Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter’in üç oğlunun Libya’nın doğusundaki askeri ve kalkınma alanlarında etkili konumlara yükselmesi, aralarındaki ilişkinin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırdı. Bu durumun ‘nüfuz alanları’ için bir rekabet mi, yoksa tek bir merkezi liderlik altında görev paylaşımı mı olduğu tartışılıyor.

Son yıllarda Hafter’in oğullarının etkili kurumlarda üst düzey görevlere gelmesi dikkat çekiyor. En küçük oğlu Saddam, geçen yıl yaz aylarından bu yana LUO Komutan Yardımcılığı görevini yürütürken, kardeşi Halid Genelkurmay Başkanlığı görevini üstleniyor. Belkasım ise Şubat 2024’ten bu yana Libya Yeniden İmar Fonu’nu yönetiyor. Parlamento, yeniden imar dosyası kapsamında fona geniş yetkiler vermişti.

Hafter’in diğer oğulları Sıddık ve Ukbe ise daha az etkili konumlarda öne çıkıyor. Sıddık, ‘ulusal uzlaşı’ kapsamında aşiretler arası arabuluculuk faaliyetlerinde bulunurken, Ukbe teknoloji ve dijital dönüşüm alanlarında çalışmalar yürütüyor.

fgthy
Belkasım Hafter, bu ay düzenlenen Bingazi Üniversitesi açılış töreninde babasının alnını öperken (LUO Genel Komutanlığı)

Geçen hafta 86 milletvekilinin, Temsilciler Meclisi’nin (TM) iç tüzüğünü değiştirerek TM Başkanı Akile Salih’in görevden alınmasının önünü açabilecek bir düzenleme için harekete geçmesi, Saddam ile Halid arasında bir görüş ayrılığı bulunup bulunmadığına ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi. Bu iddialar, Libya’daki yerel aktivistlerin yanı sıra uluslararası medyada da tartışıldı.

Şarku’l Avsat’ın Africa Intelligence internet sitesinden aktardığına göre Saddam, parlamentodaki bu girişimleri desteklerken, bazı haberlerde Halid’in ‘oturumun yapılmasını engellemede ve Akile Salih’in TM Başkanlığı görevini sürdürmesini desteklemede’ rol oynadığı öne sürüldü. Fransız gazetesi Le Monde da geçen ay yayımladığı bir haberde, söz konusu olası rekabete dikkat çekmişti.

Tahminler ve hipotezler

Libyalılar arasında ‘rekabet’, hatta ‘nüfuz mücadelesi’ olduğu görüşüne katılanlar da bulunuyor. Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz, bunun ‘daha önce görülmemiş bir gerilim düzeyine ulaştığını’ savunuyor.

Mahfuz Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘bu mücadelenin daha önceki işaretlerinin son parlamento oturumuyla kamuoyuna yansıdığını ve taraflara bağlı blog yazarları arasında bir mücadeleye dönüştüğünü’ belirtti. Bu görüşe, Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde (RUSI) araştırmacı olarak görev yapan Celal Harşavi de katılıyor.

Buna karşılık LUO Komutanlığı’na yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bu varsayımın ‘doğru olmadığını’ ve söz konusu durumun tek bir merkezi liderlik altında görev dağılımından ibaret olduğunu ifade etti.

LUO’ya yakın askeri araştırmacı Muhammed et-Terhuni ise ‘bazı konularda komutanlar arasında görüş ayrılıklarının yaşanmasının ihtimal dışı olmadığını, ancak bunun açık bir anlaşmazlığa veya çatışmaya dönüşmesinin uzak bir ihtimal olduğunu’ söyledi.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu rekabetin ‘nüfuz için değil, icraat konusunda’ yaşandığı görüşünü dile getirerek, Halid ve Saddam’ın girişimlerinin ‘askeri kurumun geleceğini korumayı ve bazı siyasi güçlerin genel komutanlık üzerinde etkide bulunma girişimlerini engellemeyi’ amaçladığını belirtti.

fgbhyjuk
LUO Komutanı Mareşal Halife Hafter (LUO Genel Komutanlığı)

Saddam’ın geçen yıl yaz aylarında LUO Komutan Yardımcılığı görevine atanması, Libya’nın doğusundaki liderliğin geleceğine ilişkin spekülasyonların erken dönemde gündeme gelmesine yol açtı. ABD merkezli Simpson Araştırma Merkezi, Saddam’ın haleflik sürecindeki konumunu güçlendirmesi ihtimaline dikkat çekerken, bunun Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmesine rağmen kardeşi Halid’in geri plana itilmesine yol açabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Libya’daki kurumların ve yürütme organının birleştirilmesini amaçlayan ‘ABD girişimi’ kapsamında Saddam’ın gelecekteki rolüne ilişkin soru işaretleri de arttı. Medyada, önerilen formül kapsamında Saddam’ın Libya Başkanlık Konseyi Başkanlığı’nı, Abdulhamid Dibeybe’nin ise birleşik hükümetin başkanlığını üstlenmesinin öngörüldüğü iddia edildi.

Net bir hiyerarşi

Geçtiğimiz nisan ayında Halid Hafter’e atfedilen açıklamalarda, ‘krizin uzamasına yol açabilecek dış gündemler tarafından desteklenen herhangi bir siyasi düzenlemenin sürdürülmesini reddettiği’ ifade edildi. Bu açıklama o dönemde, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos’un girişimine karşı bir tutum olarak yorumlandı.

Ancak siyasi araştırmacı Muhammed Mutayrid, iki ay sonra LUO Komutanlığı’ndan gelen ve ‘ABD girişimini’ memnuniyetle karşıladığını belirten açıklamanın bu varsayımı geçersiz kıldığını düşünüyor. Mutayrid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘iki hafta önce Halid ve Saddam arasında son gelişmelerin ele alındığı, medyaya duyurulmayan bir toplantı’ gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Terhuni ise Saddam ve Halid’in her ikisinin de ‘emirlerin verilmesi ve uygulanmasında açık bir hiyerarşiye dayanan, disiplinli bir askeri kuruma’ mensup olduğunu belirterek, “Şu ana kadar Halid ve Saddam’ın siyasi sahneye doğrudan müdahalesini veya aralarında açık bir rekabet bulunduğuna işaret eden herhangi bir girişimini görmedik” dedi.

Terhuni, Belkasım’a ilişkin olarak da Libya Yeniden İmar Fonu’ndaki çalışmalarının, projelerin hayata geçirilmesine ve ülkenin doğusundaki kalkınma sürecinin ilerletilmesine odaklandığını söyledi.

Libya Güvenlik ve Askeri Çalışmalar Merkezi daha önce, liderliğin geleceğine ilişkin senaryolar kapsamında, rekabetin ötesine geçen bir çatışmanın Hafter’in oğulları arasında ortaya çıkabileceği ihtimalini gündeme getirmişti.

LUO’ya yakın siyasi analist Abdullah ed-Dibani ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hafter’in oğulları arasında gelecekte bir çatışma yaşanması ihtimalini düşük görüyor. Dibani, ‘görev dağılımının tek bir merkezi anlayış doğrultusunda yapıldığını; askeri, güvenlik ve kalkınma alanlarındaki rollerin tamamlayıcı bir çerçevede yürütüldüğünü ve bunun nüfuz mücadelesi anlamına gelmediğini’ belirtti.

‘Muhtemel rekabet’ ile ‘görev paylaşımı’ arasında süren tartışmaların ortasında, Hafter’in oğullarının üstlendiği görevler Libya’nın doğusundaki liderliğin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde önemini koruyor. Ancak şu ana kadar aralarında bir çatışma bulunduğunu kesin biçimde ortaya koyan bir kanıt bulunmuyor.