Menbiç halkı saldırının şokunu atlatmaya çalışıyor

Menbiç şehrindeki sebze pazarı (Şarku’l Avsat)
Menbiç şehrindeki sebze pazarı (Şarku’l Avsat)
TT

Menbiç halkı saldırının şokunu atlatmaya çalışıyor

Menbiç şehrindeki sebze pazarı (Şarku’l Avsat)
Menbiç şehrindeki sebze pazarı (Şarku’l Avsat)

Geçen Çarşamba günü Menbiç kentindeki bir restoranın önünde meydana gelen intihar saldırısında aralarında 4 ABD askerinin de bulunduğu 15 kişi hayatını kaybetti.
Küçük kızı Sahar’ın ve eşinin parçalanmış cesetlerine tanık olan 40 yaşlarındaki bir adam, Doğu Halep kırsalındaki Menbiç şehrinin merkezinde bulunan el-Emel Hastanesi’nin avlusunda büyük bir üzüntü ve kederle ağlıyordu.
Sahar, ortaokula giden 13 yaşında bir öğrenciydi. Sabah mesaisinin sona ermesinden sonra ülkede kötüye giden güvenlik durumundan endişe eden annesi kızını almaya gitmişti.  Fakat ölüm, geri dönüş yolundan daha hızlıydı ve yaslı babaya geride sadece hatıraları kaldı...
Gözyaşlarına boğulan baba, hüzünlü bir sesle “Patlama anında onlarla birlikte olsaydım bu işkenceden kurtulurdum. Şimdi hayatımda en değer verdiğim iki kişinin hatıraları dışında bir şey kalmadı. Hayatım boyunca bu ayrılığın ıstırabını çekeceğim” dedi.
2015 yılından bu yana Suriye’de bulunan ABD kuvvetleri ise Menbiç şehrinde gün içinde gerçekleştirilen saldırıda ülkedeki en ağır kaybını verdi.
Patlama anında restoranın yakınında bulunan 47 yaşındaki taksi şoförü Abdulcelil, bir ay öncesinde tırmanmaya başlayan Türkiye tehdidi ile birlikte ABD devriyelerinin devriyelerini arttırdıklarını, yöresel yiyecekler almak için restorana girdikleri sırada saldırıya hedef olduklarını anlattı.
DEAŞ tarafından üstlenilen saldırı, ABD Başkanı Donald Trump’ın 19 Aralık’ta 2 bin kişilik kuvvetlerini Suriye’den çekme kararının açıklamasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti.
Menbiç’in merkezinde bulunan Özel Emel Hastanesi doktorlarından Ahmed es-Suri, saldırı sırasında 15 kişinin hayatını kaybettiğini ve bunlar arasında 4 ABD askeri, 2 SDG milisi, 1 sivil tercüman ve 2 Menbiç Askeri Konseyi üyesi ile 6 diğer sivilin bulunduğunu belirtiyor. Patlama anında hastanede olduğunu kaydeden Dr. Ahmed es-Suri yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Hastanenin kapı ve pencerelerinin sesin şiddetinden dolayı yerlerinden söküleceğini hissettim. Birkaç dakika sonra cesetler ve yaralılar gelmeye başladı. Hepimiz seferber olduk ve bütün doktorlar çağrıldı. O sıra hastaneye 5’nin durumu ağır olan 15’ten fazla yaralı getirildi. Onlardan biri gece yarısı hayatını kaybetti ve ölü sayısı 15’e yükseldi.”
Menbiç şehri ve çevresi, başta ABD olmak üzere koalisyon kuvvetlerine ait üs ve askeri karargahları içeriyor. DEAŞ’ın 2016 yılında şehirden sürülmesinin ardından nadiren bu tür olaylara tanık olundu. Yaşanan intihar saldırısının ardından gözlemcilerin aklına şu soru takıldı:  Washington, DEAŞ örgütünün hezimete uğradığı gerekçesiyle birliklerini Suriye’den çekme kararını uygulayacak mı?
Süt ve peynir satan bir dükkanın sahibi olan 30 yaşındaki Abdulcebbar, intihar saldırısından bu yana dükkanını kapalı tutuyor. Fakat geri dönerek dükkanını yeniden açan ve endişelerini dile getiren Abdulcebbar, “Piyasa oldukça durgun, neredeyse hiç satış yok. Herkesin yüzünde korku ve endişe belirtileri var” dedi.
Türkiye, son zamanlarda YPG ile müttefik güçleri şehirden çıkarmak için Menbiç’e saldırılarda bulunacağına dair tehditlerini arttırdı ve kendisine bağlı olan Suriyeli gruplardan yaklaşık 8 bin savaşçıyı Sacur nehri boyunca konuşlandırarak birkaç gün içinde şehre gireceği tehdidinde bulundu.
57 yaşındaki kuyumcu İbrahim A., kent nüfusunun çoğunluğunun Fırat Kalkanı gruplarının ve Türk ordusunun şehre girmelerini istemediklerini belirterek şunları söyledi:
“Oradaki arkadaşlar bana Fırat Kalkanı’nın kontrolü altındaki alanlarda kaosun, hırsızlığın, savaşların ve adam kaçırma olaylarının yaşandığını söylüyor. Menbiç ise şehir halkı tarafından kabul edilen disiplinli bir askeri güç ve sivil idare tarafından yönetiliyor.”
Korku ve panik
16 Ocak’ta Menbiç kenti, şehir merkezinde bulunan bir restoranda gerçekleşen intihar saldırısı ile alışılmadık bir hareketliliğe tanık oldu.  Masum sivilleri ve Amerikan askerlerini öldüren bu intihar saldırısı, kentin sakinlerinin yüzünde soru işaretleri ve kaygılar ile birlikte ahalinin gönlünde korkular bıraktı. Şehirde ve Fırat'ın doğu bölgesinde yaşanan dalgalanmaların ardından ahali arasında neler olacağına ilişkin bir bekleyiş ve şaşkınlık hüküm sürüyor.
Şehirde çekilen fotoğrafların birinde, bir işçi birkaç gün önce bombalanan restoranda patlamanın şiddetinden yıkılan duvarları onarmaya çalışırken, restoran çalışanları molozları temizlemeye çalıştığı görünüyor. 32 yaşındaki restoran sahibi Salih el-Yusuf ise bakım onarım işlerini takip ediyor.
Salih, ölümden nasıl mucizevi bir şekilde kurtulduğunu şöyle anlatıyor:
“ABD devriyesi haftada iki kez şehrin pazarını ziyaret ederlerdi. Pazar ve çarşamba günleri görevlerini tamamlayan askerler ihtiyaçlarını almak için pazardan alışveriş yapardı. O gün alışverişten döndükten sonra yemek yemek için restoranda yöneldiler. Amerikalılar geldiği zaman isteklerinin hazır olup olmadığını görmek için mutfağa girdim. O sıra patlama gerçekleşti ve patlamanın şiddetinden düşmüş ve bayılmışım. Sonrasında ambulansla hastaneye getirilmişim.”
Aktivistler cuma günü bazı ABD askerlerinin ve Menbiç Askeri Konseyi Kuvvetleri’nin iki unsurunun ölümüne sebep olan intihar saldırısının videosunu sosyal paylaşım sitelerinde yayınladılar. Saldırının failinin kimliği ve cinsiyeti henüz belirlenmedi. Koalisyon güçleri ve ABD yürütülen soruşturmaları denetlemeye devam ediyor.
Yaşananların insanlar arasında korku ve paniğe sebep olduğunu dile getiren Salih, “8 yıldan bu yana ölümle kol kola yaşıyoruz. Savaş uçaklarının, patlayıcı cihazların ve roketlerin sebep olduğu ölümlere tanık olduk. Fakat ilk defa bir intihar saldırısı gerçekleşti. Hayat devam ediyor. Gördüğünüz gibi bu süre zarfında sürekli tahrip olan restoranın duvarlarını onarıyoruz. Allah’a hamd olsun” ifadelerini kullandı.
Menbiç Suriye'nin kuzeyindeki önemli bir coğrafi nokta olarak kabul ediliyor. Çünkü DEAŞ örgütü özellikle Avrupa’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen elemanlarını burada karşılıyor ve yine buradan Suriye içlerine eleman gönderiyordu. Fakat uluslararası koalisyon uçaklarının desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) 2016 yılında örgütü şehirden sürmekte başarılı oldu.
Saldırının gerçekleştiği restoranın yakınındaki stüdyosunun ön cephesini tamir etmekle meşgul olan 47 yaşındaki Hasan ise saldırının ilk ayrıntılarına ilişkin şunları aktarıyor:
“Patlama anında dükkanın içindeydim. Şarapneller kurşun hızında hareket ediyordu. Pencereler patlamanın şiddetinden kırıldı. Oraya koştum ama her yere dağılmış olan cesetlerle karşılaştım. Sanki bir kıyamet sahnesine tanık olduğumu hissettim. Cesetler paramparça olmuştu. Yaralılara yardım etmek için cesetlerin üzerinden geçtiğimi hatırlıyorum. Son nefeslerini alan ve henüz ömrünün baharında olan çocukları taşıdım.”
Menbiç’in merkezinde bulunan dükkan sahiplerinin ve pazara alışveriş yapmaya gelen ahalinin yüzlerinde korkunun ve paniğin izleri görünüyordu. Müşteriler durumun kötüleşmesinin ardından sadece temel ihtiyaçlarını almakla yetiniyorlardı.
49 yaşındaki eczacı Mahmud, “Artık herkes kimin ne olduğunu biliyor. Bu saldırıyı gerçekleştiren insan olamaz. Silahsız sivilleri hedef alan kimse insan değildir. Saldırı masum 9 sivilin hayatını kaybetmesine sebep oldu” ifadelerini kullandı. Genel olarak Menbiç halkının ve Suriyelilerin istikrar ve güven içinde yaşayamadıklarını ifade eden Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ örgütünün sürülmesinin ardından şehir ticari ve ekonomik bakımdan toparlanmaya başladı. Ancak birkaç ay önce şehir, çatışan askeri tarafların bir diğeri ile yarıştığı çatışma alanına dönüştü. Ahali örgütün faaliyetlerinin tekrar patlak vermesinden endişe duyuyor.”
Menbiç şehri, Fırat Nehri'nin doğu ve batı yakası ile Halep şehrini Suriye'ye açılan ticari kapılara bağlayan sıcak bir ekonomik hat ve Suriye’nin kuzeyini doğuya bağlayan ticari bir koridor olarak kabul ediliyor. Patlamadan sonra şehirdeki hareketliliğin azalmasına rağmen iç güvenlik kuvvetleri ve trafik polisi unsurları şehir pazarında düzenli bir şekilde dolaşıyorlar.
Enerji ve petrol ekonomisi konusunda uzman olan Muhammed el-Habir, genel olarak Suriye'nin ve özellikle Menbiç’in durumunun oldukça karmaşık bir hale geldiğini ve artık yaşananların nereye seyrettiğine ilişkin herhangi bir tahminde bulunamadığını söyledi. Habir bu durumun sebebini, uluslararası ve bölgesel oyuncuların çıkarlarının çatışmasına bağladı.
Amerika’nın nitel üstünlüğünün ABD yönetiminin, olayların seyrini ve tarafların geri kalanını kontrol etmesini mümkün kıldığını düşünen Habir, “Washington’un bazı tarafların arzu ettiği gibi geri çekilme kararını uygulayacağını düşünmüyorum. Çünkü DEAŞ ve İran tehditleri olduğu haliyle devam ediyor” dedi.
Menbiç Rus, Türk ve Amerikalıların etki alanlarının kavşağında bulunuyor. ABD birliklerinin geri çekilmesi, YPG ile Türkiye arasında olası bir çatışmaya yol açabilir ve ABD askerlerinin bıraktığı alanlarda Rus ve İran etkisinin genişlemesinin önünü açabilir.
Trump’ın askerlerini Suriye’den çekeceğini açıklamasını, Amerikan bakış açısından sahadaki gerçekliğin ortaya çıkarılması bağlamında değerlendiren Muhammed, “ABD’nin bu açıklaması, kuvvetlerinin bölge için bir emniyet valfi görevi gördüğünü gösteriyor. Suriye hükümetine ve müttefikleri İran ve Rusya’ya ise Türk birliklerinin ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) bölgeye girmesi anlamına geleceğine dair bir mesaj veriyor. Aynı zamanda, Türk tarafına da bölgedeki ABD varlığının Şam rejiminin bölgeyi kontrol edememesi ve dolayısıyla İran'ın etkisini güney sınırına kadar genişletmemesine ilişkin bir mesaj veriyor” açıklamasında bulundu.
Yönetim Konseyi
Kuzey Suriye’deki Halep şehrine bağlı olan Menbiç, Türkiye sınırına sadece 30 km uzaklıkta bulunuyor. Şehir ÖSO grupları tarafından özgürleştirildikten sonra Temmuz 2012’de Esed rejiminin kontrolünde çıktı. 2014 yazında ise şehrin kontrolü DEAŞ örgütünün eline geçti. Ancak, uluslararası koalisyonun desteğini alan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Menbiç Askeri Konseyi iki aydan fazla süren şiddetli çatışmaların ardından 15 Ağustos 2016'da örgütün unsurlarını şehirden sürmekte başarılı oldu.
Menbiç şehri 2017 yılının başından bu yana Menbiç İcra Konseyi tarafından idare ediliyor. İdare sağlık, eğitim, iç güvenlik kuvvetleri, yargının da aralarında bulunduğu 13 kurum ve hizmet komitesinden oluşuyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Menbiç Sivil Meclisi Eş Başkanı Muhammed Hayr Şeyho, Menbiç’in Suriye'nin bir parçası olduğunu ve kapsamlı bir çözüm beklediklerini dile getirerek, “Tek çözüm, Suriyelilerin 8 yıldan bu yana devam çatışmalara son vermek üzere diyalog masasına oturmalarıdır.  Çünkü Suriye-Suriye diyaloğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan: Türkiye güvenliği sağlamaya hazır
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iki gün önce yayınlanan bir basın açıklamasında, ABD Başkanı Donald Trump’a, geçen hafta meydana gelen intihar saldırısı sırasında 4 Amerikan askerinin hayatını kaybettiği Menbiç şehrinin güvenliğini sağlamaya hazır olduklarını bildirdiğini ifade etmişti.
Türkiye Güvenli Bölge için güven vermiyor
Türkiye’nin güvenli bir alanın kurulmasına ilişkin açıklamalarına değinen Muhammed Şeyho sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye defalarca güvenli bölge oluşturulması çağrısında bulundu. Asıl sorun ise hangi tarafın güvenilir olduğu ile ilgili. Türkiye, Suriye topraklarına saldırıyor, Halep’in kuzeyindeki kırsal alanları işgal ediyor ve tehditlerini artırıyor. Suriye Demokratik Konseyi Bildirisi, iyi komşuluk ilişkileri sürdürüleceğine dair söz veriyor. SDG sınırın kontrolünü devraldığından beri, herhangi bir taraf Türk ulusal güvenliğini tehdit etmedi ve Türk tarafına tek bir ateş açılmadı.”
Uluslararası koalisyonun ve ABD'nin DEAŞ’tan kurtarılan alanlarda istikrarın yeniden sağlanmasına ilişkin projelerle konseyi desteklediğini vurgulayan Şeyho, “Bugüne kadar, planlanan programlarda herhangi bir durgunluk yaşanmadı. Amerikalılar hala personel düzeyinde bu programlarda bulunuyorlar. Ancak genellikle her yeni yılın başında tartışılan gelecek planları ile ilgili olarak programların uygulanması için herhangi bir proje veya bütçe tahsisatı henüz öngörülmedi. Ayrıca Menbiç’ten çekilmelerine ilişkin bir zaman çizelgesi hakkında da resmi olarak bilgilendirilmedik” dedi.
Halep vilayeti ile Şam hükümeti arasında Sicil Daire Başkanlığı’nın Menbiç şehrine iade edilmesine ilişkin diyalogların gerçekleştirildiğini belirten Şeyho, “Kimlik ve resmi belgeler veren diğer bölgelerin aksine savaş neticesinde kimliklerini kaybeden birçok kişiye ve kimlik alma yaşına gelen kimselere henüz kimlik veremedik” dedi.
İç güvenlik güçleri, daha fazla intihar saldırısı korkusu nedeniyle güvenlik önlemlerini sıkılaştırıyor. Menbiç’in doğu girişindeki asayiş unsurları (Kürt polisi), sahiplerinden emin olmak için kimlik gösterilmesini talep ediyorlar. El Necde güçleri ise şehirde ve şehrin ana çıkışlarında devriye geziyorlar. Ancak tüm bunlar patlamadan sonra endişeli nüfusu sakinleştirmek bir yana, ahalinin korkularını daha da arttırıyor.
Siyah elbise ve renkli bir başörtüsü giyen 40 yaşındaki Sacide, şehirdeki güvenlik durumunun, Türkiye'nin askeri harekât tehditlerini artırmasından bu yana kötüleştiğini belirterek, “DEAŞ’ın şehirden sürülmesinden sonra rahat bir nefes aldık ve yeniden istikrar ve güvenliğe kavuştuk. Bir aydır her akşam şehre birtakım askerlerin girdiğine tanık oluyoruz ve bunların kim olduklarını bilmiyoruz” dedi.
Menbiç şehri, Halep’i Rakka, Haseke ve Deyr-i Zor’a bağlayan uluslararası karayolu üzerinde yer alıyor ve üç farklı askeri güç tarafından kontrol ediliyor. Rus destekli rejim güçleri güneydeki kırsal bölgeyi kontrol ederken, Türk ordusunun desteklediği Fırat Kalkanı grupları Sacur nehrinin batısını kontrol ediyor. Washington liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteklediği Menbiç Askeri Konseyi ise şehir merkezini ve doğu ve kuzey kırsallarını kontrol ediyor.
Menbiç Askeri Konseyi güçleri, Türk tehditlerinin artmasının ardından meydana gelecek muhtemel bir saldırıdan şehrin korumaları için Şam yanlısı güçlere çağrıda bulundu. Rus destekli hükümet güçleri, şehir dışına asker konuşlandırarak bu çağrıya cevap verdiler. Ayrıca Rus kuvvetleri ve rejim güçleri çatışan taraflar arasındaki temas hattında ortak devriye geziyor.
Menbiç Askeri Konseyi Genel Başkan Yardımcısı Ali Ebu Necm, unsurlarının sayısının 300’ü aşmadığını ve bunların çoğunluğunun Fırat Kalkanı ile olan temas hattında bulunduğunu söyledi. Uluslararası koalisyon ve Amerika ile gerçekleştirdiği resmi görüşmelerde Menbiç’ten ve Fırat Nehri'nin doğusundan çekilme sürecine ilişkin herhangi bir zaman çizelgesi sunulmadığını belirten Ebu Necm, koalisyon güçlerinin hala Sacur nehrinin doğusundaki temas hattı boyunca devriye gezdiklerini söyledi.
El Bab ve Menbiç Konseylerinin rejim güçleriyle koordineli olarak SDG ile ittifak ettiği bildiren Ebu Necm, Arima’da 5 gözlem noktası kurduklarını açıkladı. Ebu Necm, daha önce bölgede bulunan Rus kuvvetlerinin ve rejim güçlerinin yaklaşık 6 ay önce geri çekildiklerini kaydederek, “Ruslarla Hmeymim üssü aracılığıyla temaslarda bulunduk ve onlardan sınırı Türk tehditlerinden korumak için gözlem noktalarını yeniden kurmalarını talep ettik” dedi.
Menbiç Askeri Konseyi, 2017 yılının başında şehirdeki Araplar ve Kürtlerden oluşturuldu. Bu kimseler uluslararası koalisyon güçleri tarafından eğitildiler.
Konsey dün yaptığı resmi açıklamada, bölgede kaosu yaymaya çalışan ve güvenlik ve istikrarı tehdit eden tüm komploları engellemeye devam ettiklerini bildirdi.
Merkez İstatistik Bürosu tarafından 2004 yılında yayınlanan raporda, Menbiç’in nüfusu 100 bin olarak kaydedilmişti. Fakat Halep ve Kobani gibi geniş bir yıkıma tanık olan diğer Suriye şehirlerinden gelen göç dalgalarının ardından şehrin nüfusu birkaç katına çıktı.
Amerikan devriyesini hedef alan intihar saldırısı hakkında konuşan restoran sahibi Salih el-Yusuf, “Eğer ABD’nin düşmanı ise neden onlara ait bir askeri noktayı hedef almadı? Neden çoğu kadın ve çocuk olan 9 sivilin ölümüne sebep olan kalabalık bir caddede kendini patlattı? Restoranı yeniden açtık. Böylece bu saldırının arkasında olan kimselere bizi caydıramayacakları mesajını veriyoruz. Bütün gayretimizle yaşamaya devam edeceğiz” dedi.



İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
TT

İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Nebatiye kentinin çevresi ile Kafr Rumman beldesinin günlük olarak bombalanması, Zeyn ailesinin birkaç ay önce yoğun İsrail hava saldırılarında hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evinde ‘onarılabilecek ne varsa onarmak’ amacıyla restorasyon çalışması başlatmasını engellemedi. Nebatiye’nin en tanınmış ailelerinden birinin torunları, mirası korumanın, İsrail’in bölgedeki izleri ve hafızayı silme girişimine karşı bir meydan okuma olduğunu düşünüyor. İsrail’in, Güney Lübnan’daki özgün mimariye sahip tarihi evleri, siyasi ailelere ait konutları ve kentsel ve tarihi yapıları çeşitli biçimlerde ortadan kaldırmaya çalıştığı belirtiliyor.

fgthyj
Abdulaziz ez-Zeyn’in evi, yıkılmadan önce (Saad ez-Zeyn arşivi)

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik düzenlediği iki geniş çaplı savaş sırasında hava saldırıları ve bombardımanlar onlarca kültürel miras yapısını yok etti. Saldırılar, mimarileri ve kütüphaneleriyle Cebel Amil’in son iki yüzyıldaki siyasi tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan siyasi ailelerin evlerini de hedef aldı. Yalnızca Nebatiye kentinde İsrail bombardımanı, 80 ila 110 yıllık 147 evi yıktı. Bu evlerin bazıları ise 200 yıl önce inşa edilen yapılardan zaman içinde genişletilmişti. Söz konusu yapılar, bölgede geçmiş on yıllarda etkili olmuş yerel liderlere, bakanlara ve milletvekillerine ait tarihi miras niteliğindeki mülklerdi. Yerel aktivistlerin aktardığına göre yıkım, Nebatiye çevresindeki siyasi ailelere ait konutları da kapsadı. Bunlar arasında Tayyibe beldesindeki Esad ailesinin konutu da bulunuyor. Konutla birlikte çok sayıda eski ev de yerle bir edildi. Bunlardan biri, bölgenin önde gelen tarihi siyasi figürlerinden Halil Abdullah’ın el-Hıyam’da 1862 yılında inşa edilen konağıydı.

Abdulaziz ez-Zeyn’in evi: Kültürel bir rol

İsrail bombardımanında çok ağır hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi, Abdulaziz ez-Zeyn’in konağının yıkılmasının ardından Nebatiye bölgesinde ayakta kalan son tarihi miras yapılarından ve mimari tanıklıklardan biri olma özelliğini taşıyor. Söz konusu konak, son yıllarda bölgenin kültürel merkezlerinden birine dönüşmüş, Abdulaziz ez-Zeyn’in oğlu Dr. Saad ez-Zeyn tarafından kültürel ve toplumsal etkinliklere ev sahipliği yapması amacıyla genişletilmişti.

Dr. Saad ez-Zeyn Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Ailemin evi (Abdulaziz ez-Zeyn’in konağı) 80 yıldan daha eskiydi. İsrail saldırısı evi tamamen yıktı ve yalnızca mimari özelliklerini değil, evin kültürel işlevini de ortadan kaldırdı” dedi. Doktor, evin en az 2000 yılından bu yana kültürel ve sosyal etkinliklere ev sahipliği yapılan bir alan olduğunu belirterek, burada Cebel Amil’in tarihini belgeleyen küçük bir müze kurduğunu anlattı. Evin zamanla ‘bölgenin kültürel uğrak noktalarından biri haline geldiğini’ ifade eden ez-Zeyn, daha sonra konağın bahçeler ve Lübnan’ın güneyindeki geleneksel yapıların temel unsurlarından biri olan divanhane yönünde genişletildiğini söyledi. Konak, son yıllarda ‘Saad ez-Zeyn’in evi’ olarak tanınıyordu.

hyj
Yıkıldıktan sonra Abdulaziz ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Büyük evin bombalanmasının ardından bitişiğindeki ‘Zeyn ailesinin konağı’ da hasar gördü. Söz konusu konak, 100 yılı aşkın süredir siyasi ve toplumsal liderliğin merkezi konumundaydı. Yaklaşık 150 yıl önce inşa edilen konakta, 19. yüzyılda Osmanlı Valisi yaşamış, daha sonra mülkiyeti Zeyn ailesine geçmişti.

Mezarlıklar da bu durumdan nasibini aldı

Zeyn, Lübnan’ın Büyük Lübnan Devleti ilan edilmesinin ardından 1924 yılında parlamentoya girdi. Ailesi, geçen yüzyıl boyunca Cebel Amil’in önde gelen siyasi ailelerinden biri haline geldi ve ailenin parlamentodaki temsili 2018 yılına kadar kesintisiz devam etti.

fgthyj
El-Hıyam’daki Al Abdullah ailesinin konutu, yıkımdan önce... İç mekânı kemerli taş tarzında inşa edilmiş (Sosyal medya)

Dr. Saad ez-Zeyn, “Yusuf Bey ez-Zeyn’in konağı ağır hasar gördü. Hasar çatıyı, avluyu ve Yusuf Bey’in mezarının da bulunduğu aile mezarlığını etkiledi. Şu anda evin yeniden kullanılabilir hale gelmesi ve bir siyasi döneme tanıklık etmeyi sürdürmesi için yoğun ve hızlı bir restorasyon çalışması yürütüyoruz. Aile, Cebel Amil’in kurucu ailelerinden biri ve kültürel, kalkınma ve toplumsal düzeylerde varlığını sürdürüyor. Bu rol benim ve amcam tarafından da devam ettiriliyor” dedi. Ez-Zeyn, siyasi ailelerin evleri ile kentsel ve tarihi yapıların yok edilmesinin, ‘izleri ve hafızayı topraktan silmeyi, böylece Lübnanlının evi, toprağı ve mirasıyla olan bağını koparmayı’ amaçladığını belirtti.

Kasıtlı ve sistematik yıkım

Nebatiye kentindeki kültürel ve sosyal çevreler, 2024 ve 2026 savaşlarında yaşananların ‘herhangi bir gerçek gerekçesi bulunmaksızın hafızanın sistematik biçimde yok edilmesi’ süreci olduğu görüşünde birleşiyor. Tarihsel olarak Hizbullah’a siyasi açıdan karşı konumda bulunan köklü ailelere ait evlerin hedef alınarak bombalanması ve yıkılması, İsrail ordusunun saldırıların yalnızca Hizbullah’ın tesisleri ve karargahlarına yönelik olduğu yönündeki açıklamalarını da boşa düşürüyor.

Bu kapsamda en dikkat çekici gelişmelerden biri, Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin kurucusu ve eski milletvekili Habib Sadık’ın, Nebatiye’nin batısındaki Kefur beldesinde bulunan evinin yıkılması oldu.

xsdcfrgthy
Adnan eş-Şerif’in Nebatiye’deki evi, yıkılmadan önce (Kâmil Cabir arşivi)

Sadık, Güney Lübnan’ın en tanınmış siyasi ve kültürel aktivistlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1992’de milletvekilliği yapan Sadık, 1940’lı yıllardan bu yana İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik ihlallerini belgeleyen en önemli tarihçiler arasında yer aldı. Güney Lübnan Kültür Konseyi tarafından yayımlanan eserlerin hazırlanmasını teşvik eden Sadık, siyasi deneyiminin yanı sıra edebiyatçı, şair ve düşünür kimliğiyle de öne çıktı.

İhlalleri belgeleyen el yazmaları

Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin Nebatiye Şubesi Başkanı Kâmil Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Habib Sadık’ın el-Hıyam’daki evinin 1977’de yıkılmasının ve bölgenin 2000 yılına kadar işgal altında kalmasının ardından aile, Beyrut ile Nebatiye arasında yaşamak zorunda kaldı. Bunun üzerine aile, kent dışında Güney Lübnanlıların evlerine benzeyen, çevresi çam ağaçlarıyla kaplı ve güllerin açtığı bir bahçesi bulunan bir ev inşa etmekte kararlıydı” dedi.

chyju
Habib Sadık’ın evi, Ağustos 2026’da İsrail hava saldırısı sonucu yıkıldıktan sonra (Sosyal medya)

Cabir, “Sadık, evin alt katındaki divanhaneye özel önem verdi. Burada çeşitli radyo programlarında sunduğu çok sayıda el yazması ile 1960’lı ve 1970’li yıllara ait yazılarını muhafaza ediyordu. Divanhanede kitap, el yazması ve diğer kültürel miras unsurlarından oluşan geniş kütüphaneler oluşturdu” ifadelerini kullandı. Sadık’ın ‘Güney Lübnan hakkında eserler ve kitaplar kaleme alıp yayımlayan en önemli kültürel isimlerden biri olduğunu’ belirten Cabir, bunların İsrail’in Güney Lübnan’daki ihlallerini ve işgal biçimlerini belgelediğini söyledi. Cabir, söz konusu çalışmaların su kaynakları ve coğrafya gibi konulardaki İsrail emellerinin yanı sıra işgal yoluyla Güney Lübnan’a verilen zararı da ortaya koyduğunu kaydetti.

hyju
Habib Sadık’ın arkadaşlarıyla bir araya geldiği bir fotoğraf (Sosyal medya)

Bu açıdan bakıldığında evin hedef alınmasının ‘Habib Sadık’ı, rolünü, mirasını ve yaşam çizgisini hedef almak’ anlamına geldiğini belirten Cabir, ‘kapalı olan ve her gün bir görevli tarafından kontrol edilen’ evin hedef alınmasının herhangi bir güvenlik boyutu taşıdığı görüşünü ise reddetti.

Mimari ve siyasi mirasın silinmesi

Bu yıkım, Nebatiye kentindeki kentsel, mimari ve siyasi mirası ortadan kaldırmaya yönelik planın bir parçasını oluşturuyor. 2024 savaşının ardından kentteki kültürel çevrelerin öncülüğünde, sivil toplum kuruluşlarının belediyeyle iş birliği yaptığı bir girişim başlatıldı. İsrail bombardımanında yıkılan tarihi yapıların belgelenmesini amaçlayan çalışma, metnin kaleme alınmasından yalnızca iki hafta önce güncellendi. Yapılan envanter çalışmasında, 147 evin tamamen yıkıldığı ve bu evlerden geriye çok azının kaldığı tespit edildi.

fgthyju
Nebatiye’nin er-Rahibat mahallesindeki Muhammed el-Fadl Sarayı (Kâmil Cabir arşivi)

2026 savaşında ise Menşiye bölgesinde bulunan Fadl el-Fadl’ın evinden geriye kalanlar da yıkıldı. Yapımı geçen yüzyılın sonlarına dayanan evin tasarımını Mısırlı bir mühendis üstlenmişti. Fransız Yüksek Komiseri olarak Lübnan’da görev yapan General Gouraud da 1920’li yıllarda Güney Lübnan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında bu evi ziyaret etmişti.

scdfgthyju
Nebatiye’deki Dr. Behcet el-Mirza’nın evi (Kâmil Cabir arşivi)

Eski milletvekili Muhammed Bey el-Fadl’ın evinin ise çevresine düzenlenen saldırılar nedeniyle büyük bölümleri 2024’te yıkıldı. 102 yıllık evin durumunu Nebatiye’deki bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla belgeleyen Kâmil Cabir, evi satın alan kişinin yapıyı yeniden restore etme kararı aldığını söyledi.

Kültürel hafızanın yok edilmesi

Nebatiye sakinleri, yıkımın kentin kültürel mirasına, toplumsal ve siyasi hafızasına, ayrıca kentsel dokusuna işaret eden yapılara yönelik olduğunu düşünüyor. Nebatiye’de örneğin, eski bakan ve milletvekili Refik Şahin’in konağı ile eski milletvekilleri ve bakanlar Galib ve Fehmi Şahin’in babası Said Şahin’in evi İsrail’in hava saldırılarıyla tamamen yıkıldı. Bunun yanı sıra, bir dönem mimari şaheser olarak kabul edilen yapılar da öne çıkıyor. Bunlar arasında, cephelerinde doğal taş işlemeleri bulunan ve 20. yüzyılda Nebatiye’de halka sağlık hizmeti sunmak amacıyla evini açan ilk doktorlardan biri olan Dr. Behcet el-Mirza’nın evi de bulunuyor. Söz konusu yapı, kentin en güzel evlerinden biri olarak değerlendiriliyordu.

hyjukı
Nebatiye şehrinde tamamen yıkılan Said Şahin, Galib Şahin ve Fehmi Şahin’in evi (Kâmil Cabir arşivi)

Mahmud Şahin’in evi de 2026 yılında yıkıldı. Geçtiğimiz yüzyılda okul olarak kullanılan bu ev, 200 yıl önce inşa edilmiş eski yapıların kalıntıları üzerine kurulan evlerden biriydi.

6 Eylül 2026’da İsrail'in düzenlediği hava saldırısında, 100 yıl önce inşa edilmiş bir mimari şaheser olan Dr. Adnan Şerif’in evi yıkıldı. Ayrıca eski milletvekili Enver Sabbah’ın evi de yıkıldı. 1990’ların başında Nebatiye kentindeki bir tepenin üzerine inşa edilen ev yıkılırken, ailenin Nebatiye’deki konağı ayakta kaldı. Saldırılarda, 1980’lerden bu yana işgal döneminde Nebatiye bölgesine sağlık hizmeti sunan en önemli hastanelerden biri olan Gandur Hastanesi de yıkıldı.

Tarihe karşı savaş

İsrail’in hava saldırıları yalnızca ev ve konakların yıkılmasıyla sınırlı kalmadı, güneydeki arkeolojik alanları da kapsadı. Nebatiye kentinde Memlük dönemine ait bir çarşı yoğun bombardımana maruz kaldı ve çarşının bir bölümü yıkıldı. Güney Lübnan’ın sahil kenti Sur’da, UNESCO’nun listesinde yer alan bir alandaki tarihi bir sütunun tepesindeki başlık da yerinden söküldü. Ayrıca hem Müslümanların hem de Hristiyanların ziyaret ettiği Güney Lübnan’daki Şama beldesinde bulunan ve Şemun es-Safa adını taşıyan dini alan yıkıldı. Şama Haçlı Kalesi de tahrip edildi.

Bunun yanı sıra, et-Taybe beldesinde bulunan ve çevresi belde meydanında yıkılan el-Ayn el-Fuka hakkında da herhangi bir bilgi bulunmuyor. Su toplamak amacıyla inşa edilen ve spiral biçimde tasarlanan sarnıç, Roma ve Bizans dönemlerine ait örneklerle benzerlik taşıyan mimari unsurlar barındırıyor. Sarnıç, Osmanlı döneminde restore edilmişti.

thyju
Et-Taybe kasabasındaki antik kaynak (Sosyal medya)

Lübnan Kültür Bakanı Gassan Selame, geçtiğimiz ay Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu bölgenin dışında kalan tarihi beldelerin de yoğun hava saldırılarına maruz kaldığını belirterek bunlar arasında Sur ve Nebatiye’yi gösterdi. Selame, yoğun bombardımanın Tibnin beldesini de vurduğunu ve bunun burada bulunan Haçlı kalesinin zarar görmüş olabileceğine ilişkin endişelere yol açtığını söyledi. Selame, “Miras yalnızca Roma ve Fenike dönemlerine ait eserler değildir. Miras aynı zamanda tarihi yapılar, arkeolojik alanlar ve kültürel işlev taşıyan yapılardır” ifadelerini kullandı. Selame, İsrail’in yürüttüğü operasyonun Lübnan tarihinin yüzyıllarını tamamen silmesinden endişe ettiğini dile getirdi.

UNESCO da yaptığı açıklamada, Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve örgüt tarafından güçlendirilmiş koruma statüsüne tabi tutulan Sur kentinin durumundan endişe duyduğunu belirtti. Örgüt ayrıca, Güney Lübnan’daki Şama Kalesi’nin zarar gördüğüne ilişkin haberlerden ve Şekif Kalesi yakınlarında çatışmalar yaşanmasından ‘büyük endişe’ duyduğunu ifade ederek ‘kültürel varlıklara yönelik yasa dışı saldırılar’ olarak nitelendirdiği eylemleri kınadı.


Hafter’in oğulları arasında Libya’daki ‘nüfuz alanları’ için yaşanan rekabetin ardındaki gerçek ne?

Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
TT

Hafter’in oğulları arasında Libya’daki ‘nüfuz alanları’ için yaşanan rekabetin ardındaki gerçek ne?

Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)
Saddam ve Halid Hafter, geçtiğimiz ağustos ayında Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri istihbarat Başkanı Fevzi el-Mansuri’nin anma töreninde (LUO Genel Komutanlığı)

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter’in üç oğlunun Libya’nın doğusundaki askeri ve kalkınma alanlarında etkili konumlara yükselmesi, aralarındaki ilişkinin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırdı. Bu durumun ‘nüfuz alanları’ için bir rekabet mi, yoksa tek bir merkezi liderlik altında görev paylaşımı mı olduğu tartışılıyor.

Son yıllarda Hafter’in oğullarının etkili kurumlarda üst düzey görevlere gelmesi dikkat çekiyor. En küçük oğlu Saddam, geçen yıl yaz aylarından bu yana LUO Komutan Yardımcılığı görevini yürütürken, kardeşi Halid Genelkurmay Başkanlığı görevini üstleniyor. Belkasım ise Şubat 2024’ten bu yana Libya Yeniden İmar Fonu’nu yönetiyor. Parlamento, yeniden imar dosyası kapsamında fona geniş yetkiler vermişti.

Hafter’in diğer oğulları Sıddık ve Ukbe ise daha az etkili konumlarda öne çıkıyor. Sıddık, ‘ulusal uzlaşı’ kapsamında aşiretler arası arabuluculuk faaliyetlerinde bulunurken, Ukbe teknoloji ve dijital dönüşüm alanlarında çalışmalar yürütüyor.

fgthy
Belkasım Hafter, bu ay düzenlenen Bingazi Üniversitesi açılış töreninde babasının alnını öperken (LUO Genel Komutanlığı)

Geçen hafta 86 milletvekilinin, Temsilciler Meclisi’nin (TM) iç tüzüğünü değiştirerek TM Başkanı Akile Salih’in görevden alınmasının önünü açabilecek bir düzenleme için harekete geçmesi, Saddam ile Halid arasında bir görüş ayrılığı bulunup bulunmadığına ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi. Bu iddialar, Libya’daki yerel aktivistlerin yanı sıra uluslararası medyada da tartışıldı.

Şarku’l Avsat’ın Africa Intelligence internet sitesinden aktardığına göre Saddam, parlamentodaki bu girişimleri desteklerken, bazı haberlerde Halid’in ‘oturumun yapılmasını engellemede ve Akile Salih’in TM Başkanlığı görevini sürdürmesini desteklemede’ rol oynadığı öne sürüldü. Fransız gazetesi Le Monde da geçen ay yayımladığı bir haberde, söz konusu olası rekabete dikkat çekmişti.

Tahminler ve hipotezler

Libyalılar arasında ‘rekabet’, hatta ‘nüfuz mücadelesi’ olduğu görüşüne katılanlar da bulunuyor. Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz, bunun ‘daha önce görülmemiş bir gerilim düzeyine ulaştığını’ savunuyor.

Mahfuz Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘bu mücadelenin daha önceki işaretlerinin son parlamento oturumuyla kamuoyuna yansıdığını ve taraflara bağlı blog yazarları arasında bir mücadeleye dönüştüğünü’ belirtti. Bu görüşe, Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nde (RUSI) araştırmacı olarak görev yapan Celal Harşavi de katılıyor.

Buna karşılık LUO Komutanlığı’na yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bu varsayımın ‘doğru olmadığını’ ve söz konusu durumun tek bir merkezi liderlik altında görev dağılımından ibaret olduğunu ifade etti.

LUO’ya yakın askeri araştırmacı Muhammed et-Terhuni ise ‘bazı konularda komutanlar arasında görüş ayrılıklarının yaşanmasının ihtimal dışı olmadığını, ancak bunun açık bir anlaşmazlığa veya çatışmaya dönüşmesinin uzak bir ihtimal olduğunu’ söyledi.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu rekabetin ‘nüfuz için değil, icraat konusunda’ yaşandığı görüşünü dile getirerek, Halid ve Saddam’ın girişimlerinin ‘askeri kurumun geleceğini korumayı ve bazı siyasi güçlerin genel komutanlık üzerinde etkide bulunma girişimlerini engellemeyi’ amaçladığını belirtti.

fgbhyjuk
LUO Komutanı Mareşal Halife Hafter (LUO Genel Komutanlığı)

Saddam’ın geçen yıl yaz aylarında LUO Komutan Yardımcılığı görevine atanması, Libya’nın doğusundaki liderliğin geleceğine ilişkin spekülasyonların erken dönemde gündeme gelmesine yol açtı. ABD merkezli Simpson Araştırma Merkezi, Saddam’ın haleflik sürecindeki konumunu güçlendirmesi ihtimaline dikkat çekerken, bunun Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmesine rağmen kardeşi Halid’in geri plana itilmesine yol açabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Libya’daki kurumların ve yürütme organının birleştirilmesini amaçlayan ‘ABD girişimi’ kapsamında Saddam’ın gelecekteki rolüne ilişkin soru işaretleri de arttı. Medyada, önerilen formül kapsamında Saddam’ın Libya Başkanlık Konseyi Başkanlığı’nı, Abdulhamid Dibeybe’nin ise birleşik hükümetin başkanlığını üstlenmesinin öngörüldüğü iddia edildi.

Net bir hiyerarşi

Geçtiğimiz nisan ayında Halid Hafter’e atfedilen açıklamalarda, ‘krizin uzamasına yol açabilecek dış gündemler tarafından desteklenen herhangi bir siyasi düzenlemenin sürdürülmesini reddettiği’ ifade edildi. Bu açıklama o dönemde, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos’un girişimine karşı bir tutum olarak yorumlandı.

Ancak siyasi araştırmacı Muhammed Mutayrid, iki ay sonra LUO Komutanlığı’ndan gelen ve ‘ABD girişimini’ memnuniyetle karşıladığını belirten açıklamanın bu varsayımı geçersiz kıldığını düşünüyor. Mutayrid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘iki hafta önce Halid ve Saddam arasında son gelişmelerin ele alındığı, medyaya duyurulmayan bir toplantı’ gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

Terhuni ise Saddam ve Halid’in her ikisinin de ‘emirlerin verilmesi ve uygulanmasında açık bir hiyerarşiye dayanan, disiplinli bir askeri kuruma’ mensup olduğunu belirterek, “Şu ana kadar Halid ve Saddam’ın siyasi sahneye doğrudan müdahalesini veya aralarında açık bir rekabet bulunduğuna işaret eden herhangi bir girişimini görmedik” dedi.

Terhuni, Belkasım’a ilişkin olarak da Libya Yeniden İmar Fonu’ndaki çalışmalarının, projelerin hayata geçirilmesine ve ülkenin doğusundaki kalkınma sürecinin ilerletilmesine odaklandığını söyledi.

Libya Güvenlik ve Askeri Çalışmalar Merkezi daha önce, liderliğin geleceğine ilişkin senaryolar kapsamında, rekabetin ötesine geçen bir çatışmanın Hafter’in oğulları arasında ortaya çıkabileceği ihtimalini gündeme getirmişti.

LUO’ya yakın siyasi analist Abdullah ed-Dibani ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hafter’in oğulları arasında gelecekte bir çatışma yaşanması ihtimalini düşük görüyor. Dibani, ‘görev dağılımının tek bir merkezi anlayış doğrultusunda yapıldığını; askeri, güvenlik ve kalkınma alanlarındaki rollerin tamamlayıcı bir çerçevede yürütüldüğünü ve bunun nüfuz mücadelesi anlamına gelmediğini’ belirtti.

‘Muhtemel rekabet’ ile ‘görev paylaşımı’ arasında süren tartışmaların ortasında, Hafter’in oğullarının üstlendiği görevler Libya’nın doğusundaki liderliğin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde önemini koruyor. Ancak şu ana kadar aralarında bir çatışma bulunduğunu kesin biçimde ortaya koyan bir kanıt bulunmuyor.


Etiyopya'nın herkese uygun savaşı: Kızıldeniz denklemi değiştirecek mi?

Addis Ababa'da, Etiyopya Silahlı Kuvvetleri'ni desteklemek için düzenlenen bir gösteri sırasında toplanan diğerlerine katılan bir adam Etiyopya bayrağı sallıyor (AFP)
Addis Ababa'da, Etiyopya Silahlı Kuvvetleri'ni desteklemek için düzenlenen bir gösteri sırasında toplanan diğerlerine katılan bir adam Etiyopya bayrağı sallıyor (AFP)
TT

Etiyopya'nın herkese uygun savaşı: Kızıldeniz denklemi değiştirecek mi?

Addis Ababa'da, Etiyopya Silahlı Kuvvetleri'ni desteklemek için düzenlenen bir gösteri sırasında toplanan diğerlerine katılan bir adam Etiyopya bayrağı sallıyor (AFP)
Addis Ababa'da, Etiyopya Silahlı Kuvvetleri'ni desteklemek için düzenlenen bir gösteri sırasında toplanan diğerlerine katılan bir adam Etiyopya bayrağı sallıyor (AFP)

Sergey Eldinov

Üç yıldır, Kızıldeniz'in batı kıyısında, gözlerden uzak ve kayda değer bir ilgi görmeyen bir iç savaş sürüyor. Kendisini çevreleyen bu sessizlik tesadüfi değildi; aksine, bölgedeki çoğu ülkenin ve büyük jeopolitik güçlerin başkentlerinin çıkarlarına hizmet etmek için kasıtlı olarak sürdürüldü ve pekiştirildi. Ancak, dünyanın genelinin bu sessizliğin sonuçlarına katlanması mümkün değil.

23 Eylül'de Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Mekelle, Aksum ve Şire havaalanlarını ele geçirdi. Reuters'e göre, Amhara bölgesinde de kendisine bağlı güçler, 2020 ile 2022 yılları arasında kendisine karşı federal hükümetin yanında yer alan Fano milisleriyle birlikte savaşıyor. Çatışmalar Afar bölgesine de yayıldı. Uzun bir süre göz ardı edildikten sonra, savaş CNN, Foreign Policy ve Uluslararası Kriz Grubu'nun dikkatini çekmeye başladı, ancak sadece haberlerde yer alması, hak ettiği ilgiyi gördüğü anlamına gelmiyor.

Başkentin kontrolü için yürütülen bir savaş

Çoğu medya kuruluşu onları hâlâ “Tigray isyancıları” olarak adlandırıyor. 20 Eylül'de, Amhara'daki Fano Ulusal Hareketi'nin Lideri Zemene Kassie, “Etiyopya Halklarının Hayatta Kalma İttifakı”nın kurulduğunu duyurdu. İttifak, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Fano ve Oromo Kurtuluş Ordusu da dahil olmak üzere yedi taraftan oluşuyor. İttifak, Etiyopya'nın on iki bölgesinden altısında desteğe sahip olduğunu söylüyor. Amacı ise, ülkenin artık çöküşün eşiğinde olduğu varsayımına dayanarak, Başbakan Abiy Ahmed ile Refah Partisi'ni devirmek ve geçici bir yönetim kurmak.

Özünde yaşananlar, Addis Ababa'nın kontrolü etrafında dönen bir iç savaştır.

yu7k
Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin bölgedeki havaalanlarını ele geçirmesinin ardından kuzey Etiyopya'da gerilimlerin tırmanmasıyla birlikte, TPLF üyeleri Mekelle'deki ana yolda yürüyor, 23 Eylül 2026 (AFP)

Çevredeki ayrılıkçı isyanlar genellikle iç meseleler olarak görülür, ancak birleşik bir muhalefet ülke çapında bir savaş yürüttüğünde, hükümetin meşruiyeti güçlü bir şekilde sorgulanmaya başlar. Ancak, çatışmayı bölgesel bir anlaşmazlık olarak tanımlamak, basitçe bu soruyu gizlemeyi başarır. İttifakın kendisi de kırılgan; TPLF ve Fano, 2020 ve 2022 yılları arasında birbirleriyle savaştılar. Yine de bu kez, üç büyük silahlı güç ilk defa tek bir kampta birleşiyor.

Savaştan önceki savaş

2020 ve 2022 yılları arasında kaç kişinin öldüğünü kimse tam olarak söyleyemez. O dönemde Afrika Birliği tarafından arabulucu olarak görevlendirilen Olusegun Obasanjo, ölü sayısını yaklaşık 600 bin olarak tahmin etti. Afrika Birliği’nin yakın zamanda tekrar arabuluculuk yapmasını istediği kişi de o. Ghent Üniversitesi'nden bir ekip ise, yalnızca Tigray'da 162 bin ila 378 bin sivilin öldüğünü tahmin ederken, Etiyopyalı yetkililer can kayıplarının 100 binden az olduğundan bahsetti.

İçeride Sayın Abiy bir savaş yürütüyor, dışarıda ise bölgesel bir güç inşa etmeye çalışıyor. Ana hedefi, Etiyopya'nın 1993'te Eritre'nin bağımsızlığını kazanmasıyla kaybettiği denize erişimi yeniden kazanmaktır

Ancak en çarpıcı rakam çok daha küçük. Kasım 2020 ile Ocak 2023 arasında, çatışmaları izleyen bir kuruluş olan Silahlı Çatışma Yeri ve Olay Verileri Projesi (ACLED), açlıktan kaynaklanan ölümler hariç, Tigray, Afar ve Amhara'da 9.861 bildirilen ölüm vakası kaydetti. Buna rağmen, Ghent ekibi, doğrudan öldürülen sivillerin sayısının 36 bin ile 60 bin arasında olduğunu tahmin ediyor; bu ise kaydedilen rakamın üç buçuk ila altı katı. Kurbanların geri kalanına gelince, iletişim kesintisi nedeniyle kayboldular.

2022’de imzalanan Pretoria Anlaşması Tigray'daki savaşı durdurdu, ancak 2023 baharına gelindiğinde iç savaş Amhara'ya taşınmıştı. Hükümetin Fano güçlerini silahsızlandırmaya girişmesinden beri, bu güçler federal orduya karşı savaşıyorlar.

cvfgbh
Tigraylı isyancılar ile Etiyopya federal hükümeti arasında yeniden başlayan çatışmalar sırasında, Mekelle'deki yerel bir pazarda un ve diğer gıda ürünlerini satın almak için toplanan sakinler, 24 Eylül 2026 (AFP)

BM'ye göre, Ağustos ve Aralık 2023 arasında Amhara'da askeri güçlerin düzenlediği 18 insansız hava aracı saldırısında 248 sivil hayatını kaybetti. Aynı yıl içinde, bölgede insan hakları ihlalleri sebebiyle 740 kişi hayatını kaybetti.

El Cezire, Etiyopyalı medya kuruluşları ve insan hakları örgütleri dışında, bu olaylar çok sınırlı bir şekilde ele alındı ​​ve kimse onları daha geniş bir iç savaşın parçası olarak değerlendirmedi.

Tanıkların susturulması

Bu olayları çevreleyen sessizlik kendiliğinden oluşmadı; kasıtlı olarak dayatıldı. Kasım 2020'deki savaşın ilk gününden itibaren hükümet Tigray'da telefon hatlarını ve internet hizmetlerini kesti ve bu iletişim kesintisi savaşın büyük bir bölümünde devam etti.

New York Times ve The Economist muhabirlerinin basın kartları iptal edildi.

İhlalleri araştıran tek bağımsız uluslararası kuruluş olan BM Etiyopya Uzmanlar Komisyonu'nun ise görev süresi 2023'te sona erdi. Addis Ababa, komisyonun feshedilmesi için lobi yaparken, komisyonun kurulmasını ve görev süresinin yenilenmesini destekleyen Avrupa Komisyonu bu konuda herhangi bir taslak karar sunmaktan kaçındı.

2025'ten itibaren bu kısıtlama sadece bir uygulama değil, yasanın bir parçası haline geldi. O yılın nisan ayında kabul edilen değişiklikler, Medya Düzenleme Kurumu'na lisansları askıya alma ve iptal etme konusunda doğrudan yetki verdi. Tigray ve Amhara'daki olayları takip eden iki Deutsche Welle muhabiri süresiz olarak çalışmaktan men edildi. Haziran ayında, Fransız La Croix gazetesinin muhabiri Augustin Basile'den, zorunlu seferberlik uygulamasıyla ilgili Şire'den gönderdiği haberin yayınlandığı gün ülkeyi terk etmesi istendi. Üç ay sonra savaş patlak verdi ve NetBlocks'a göre Tigray bir kez daha dış dünyadan izole edildi.

Dürüst olmak gerekirse, bu taktiklerin hiçbirini Sayın Abiy’in kendisi icat etmedi. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğindeki önceki hükümetler de interneti kesme yoluna gitmiş ve basını kısıtlamak için terörle mücadele yasalarını kullanmıştı. Zira bilgiyi kontrol etmek, bu savaşta tüm tarafların iyi bildiği bir dildir.

Addis Ababa'nın emelleri

İçeride Sayın Abiy bir savaş yürütüyor; dışarıda ise bölgesel bir güç inşa ediyor. Ana hedefi, Etiyopya'nın 1993'te Eritre'nin bağımsızlığını kazanmasıyla kaybettiği denize erişimi yeniden kazanmaktır. Etiyopya, Cibuti limanlarını kullanmak için yılda yaklaşık 1,5 milyar dolar ödüyor.

xcdfghy
Amharalı Fano milislerinden savaşçılar, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin işgali sebebiyle halkının sıkıntılar çektiği kuzey Etiyopya'daki Lalibela şehrindeki Aziz George Kilisesi'nde fotoğraf çektiriyor, 7 Aralık 2021 (AFP)

Somaliland ile 2024 yılında Berbera Limanı ile ilgili imzaladığı mutabakat zaptıysa, Mogadişu ile bir anlaşmazlığa neden oldu. Eritre'nin Assab Limanı’nın kaybedilmesiyle ilgili olarak Sayın Abiy, “Dün yapılan hata yarın düzeltilecek” diyerek denize erişimi “hayatta kalma meselesi” olarak nitelendirdi. Deniz, emellerinin ilk ayağını oluştururken, Nil Nehri de ikincisini oluşturuyor. Etiyopya, 2025 yılında Mısır'ın itirazlarına rağmen inşa edilen Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nı hizmete aldı.

Tigray, Amhara ve Oromo'daki iç çatışmalarla boğuşan Etiyopya, Kızıldeniz'e doğru harekete geçebilecek veya Nil konusunda Mısır'a baskı uygulayabilecek bir konumda değil

 24 Eylül'de, Tigray saldırısının başlamasından sadece bir gün sonra, Başbakan Abiy Ahmed, Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Gulle ve Nijeryalı iş adamı Aliko Dangote ile birlikte 660 milyon dolarlık bir yakıt boru hattı projesinin temel atma törenine katılmak üzere Cibuti'deydi. Kuzeydeki devam eden savaş, törenin düzenlenmesine engel olmadı.

Kimsenin güçlü bir Etiyopya'ya ihtiyacı yok

Sayın  Abiy'e verilen Nobel Barış Ödülü, Ocak 2022'de Nobel Komitesi kendisine savaşı sona erdirme konusundaki kişisel sorumluluğunu hatırlatana kadar, bir yıldan fazla bir süre boyunca ona eleştirilere karşı bir kalkan sağladı. Bugün ülkeye halen bir sessizlik hakim, çünkü zayıf ve parçalanmış bir Etiyopya neredeyse herkesin çıkarlarına hizmet ediyor.

Ekim 2024'te Mısır, Eritre ve Somali Asmara'da bir zirve düzenledi. Analistler, üç ülkeyi birleştiren hususun, her şeyden önce, Addis Ababa'ya karşı düşmanca tutumları olduğuna inanıyor.

Tigray, Amhara ve Oromo'daki iç çatışmalarla meşgul olan bir Etiyopya, Kızıldeniz'e doğru ilerleyebilecek, Nil konusunda Mısır'a baskı uygulayabilecek veya Eritre'nin eylemlerine karşılık verecek önemli kozlara sahip olabilecek bir konumda olmayacaktır. Buna karşılık, Cibuti bu durumdan sessizce faydalanıyor gibi görünüyor. Assab Limanı’nın kaybedilmesiyle Etiyopya'nın Cibuti'ye güvenmekten başka seçeneği kalmadı.

Uzak başkentlere gelince, onlar da Etiyopya'nın mevcut durumunu elverişli buluyorlar. Milyonlarca mülteciyi ülke dışına göç etmeye zorlayacak kadar çökmedi, bölgenin haritasını yeniden çizecek kadar da büyümedi. Savaşın açıkça kınanması, savaşın sona ermesini talep etmek anlamına gelirken, barış Addis Ababa'ya birçok kişinin yeniden kazanmasını istemediği bir güç ve nüfuz düzeyini geri kazandırabilir.

Bu nedenle, mevcut statüko onlar için daha elverişli görünüyor: Etiyopya savaş halinde, ancak çökmüyor.

dfgthy
Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri askerleri, Etiyopya'nın Gondar şehrinin 70 kilometre kuzeydoğusundaki Debat eğitim sahasında eğitimlerini tamamladıktan sonra sloganlar atıyor, 14 Eylül 2021 (AFP)

Çin ise bu durumu değiştirmeyen bir istisnadır. İstikrarsızlık ona önemli ölçüde zarar veriyor, ancak kimin kazanacağına da aldırış etmiyor. Herhangi bir hükümetle iş yapabilir ve inşa ettiği veya sağladığı her şeye, Addis Ababa'da iktidara gelecek herhangi bir hükümet ihtiyaç duyacaktır.

Kırılma mı, dönüşüm mü?

Bu sessizlik Addis Ababa ve diğer bazı taraflar için uygun olabilir, ancak dünyanın geneli için kabul edilemez. Etiyopya, yaklaşık 139 milyon nüfusuyla Afrika'nın ikinci en kalabalık ülkesi ve Doğu Afrika'nın ikinci büyük ekonomisi. Ayrıca Afrika Birliği'nin genel merkezine de ev sahipliği yapıyor. Sessizlik, her bir taraf için rasyonel bir seçim gibi görünebilir, ancak herkes tarafından benimsendiğinde tehlikeli hale gelir.

Bu büyüklükteki bir ülkede, iç savaş sadece taraflar arasında bir ayrışmayı temsil etmez; tüm Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin güvenlik mimarisini etkileyen bir dönüşümü temsil eder. Bu durum, Etiyopya'nın kendi savaşını yürüten Sudan ve Somali ile sınır komşusu olması gerçeğiyle daha da karmaşık hale geliyor.

Kızıldeniz

Körfez ülkelerine gelince riskler daha da acil ve doğrudan. Ticaret yolları ve enerji kaynakları Kızıldeniz'den geçiyor ve burada Husiler bir kez daha seyrüseferi tehdit ederken, Etiyopya batı kıyısında baskın güç konumunda. Temmuz ayında Suudi Arabistan, 14 ülkenin katılımıyla uluslararası bir deniz savunma koalisyonunun kurulması ile sonuçlanan görüşmelere ev sahipliği yaptı. Kızıldeniz'in güvenliği, kıyı devletlerinin istikrarıyla bağlantılı ve zayıflığa dayalı bir dengeyi korumak, bu güvenliği de kademeli olarak zayıflatacaktır.

Etiyopya'yı çevreleyen sessizliğin iki düzeyi var. Birincisi Addis Ababa'nın kendi çıkarlarıyla ilgili. İkincisi ise diğer tarafların çıkarlarıyla bağlantılı

Sonsuz savaşlar, alevleri savaşan tarafların sınırları içinde kaldığı sürece uzaktan yönetilebilir. Ancak Etiyopya savaşı zaten sınırlarının ötesine taşmaya başladı. Addis Ababa, Asmara'yı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemekle suçluyor; Eritre ise bu suçlamayı reddediyor. Sudan ordusu da Etiyopya'yı Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) kendi topraklarında kamp kurmasına izin vermekle suçluyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Etiyopya'yı çevreleyen sessizliğin iki boyutu var. Birincisi, Addis Ababa'nın kendi çıkarlarıyla ilgili ve iletişimi kesmek, gazetecileri sınır dışı etmek ve BM komitesinin çalışmalarını sonlandırmak gibi pratik ve teknik yollarla bu çıkarlarını pekiştirmeye çalışıyor. İkincisi ise diğer tarafların çıkarlarıyla bağlantılı, çünkü zayıf bir Etiyopya, komşularının çıkarlarına hizmet eder ve diğer birçok aktörün çıkarları için uygundur.

Ancak, her bir taraf için mantıklı görünen husus, herkes için bir tehlike haline gelebilir. 2020-2022 savaşı 162 bin ila 600 bin kişinin ölümüne neden oldu ve bu kayıpların gerçek boyutunun çok azı dünyaya ulaştı. Yeni savaş da aynı yolu izliyor, ta ki Kızıldeniz dünyayı dikkatini kendisine yöneltmeye zorlayana kadar.