​Venezuela: Yaptırımlar Maduro'ya geri adım attırdı

Venezuela sahilinde bir petrol alanı (Reuters)
Venezuela sahilinde bir petrol alanı (Reuters)
TT

​Venezuela: Yaptırımlar Maduro'ya geri adım attırdı

Venezuela sahilinde bir petrol alanı (Reuters)
Venezuela sahilinde bir petrol alanı (Reuters)

Venezula Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ülkesindeki hızla büyüyen krize rağmen yaptığı klasik açıklamalar ve ABD'nin iki gün önce ilan ettiği uluslararası baskı ve ekonomik yaptırımlar sonrasında "muhalefet ile diyaloğa hazırım" mesajı vermesi, Maduro cephesinde geri adım olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, Venezuela yargısı protesto çağrısı yapan muhalefet liderleriyle ilgili karar almaktan kaçındı ve sadece Juan Guaido ile ön soruşturma başlatarak, banka hesaplarını dondurmaya karar verdi.
Guaido, geçtiğimiz günlerde kendisini Devlet Başkanı ilan etmiş ve Maduro'yu diktatörlükle suçlamıştı. Guaido'nun erken seçime yönelik çağrıları da reddedilirken, parlamento seçimlerinin gelecek yıl yeniden yapılabileceğine karar verildi.
Brüksel’deki diplomatik kaynaklara göre, Avrupa Birliği (AB) bu hafta sonunda Guaido'yu tanımaya hazırlanıyor. AB'nin kararının perde arkasında, Maduro’nun bazı Avrupa başkentlerinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeniden yapma çağrısını kabul etmeyerek, söz konusu ülkeleri "kriz hücresi” olarak görmesi.
AB'nin Venezuela'ya karşı ekonomik yaptırım paketi hazırladığı ve Guaido yönetimini tanıdığını açıklarken bu yaptırımları da eş zamanlı olarak duyuracağı iddia ediliyor. Ancak Maduro rejiminin asıl endişe kaynağı, ABD'nin Venezuela petrolüne uyguladığı yaptırımlar. Bu yaptırımlar, Venezuela'yı hayatta kalmak için güvendiği paradan mahrum bırakıyor.
Hugo Chavez, 20 yıl önce Bolivarcı Devrim yaparak iltidara geldiğinde, Venezula petrol şirketi, Chavez'in iç ve dış ittifaklarının temelini oluşturan ana fon kaynağı ve dayanağıydı. Ancak Venezuela'nın son yıllarda yaşadığı ekonomik ve endüstriyel çöküş, geçen yılın başından bu yana maruz kaldığı uluslararası yaptırımlar, Venezuela'nın ilk ithalatçısı Washington’un şirket hesaplarını ve varlıklarını dondurmasına kadar ilerleyince, muhalefet liderini dışarıda paralel bir yönetim kurma yoluna gitti.
 Washington tarafından açıklanan yaptırımlar, ABD şirketlerinin Venezuela petrolü ithal etmesini engellemiyor, ancak Maduro rejimi, bedelini kendisinin karşılayamaması halinde ABD'ye petrol ihraç etmeyi durdurmak zorunda bırakıyor. Çin ve Rusya Federasyonu gibi Venezuela petrolüne yönelik diğer alternatif pazarlar ise sistemdeki likidite sorununu çözmeyecek, çünkü bu iki ülkenin yıllarca biriken borçları, Venezuela'nın ABD pazarına ihracat yoluyla girdiği nadir para biriminin yüzde 80’ini almayan petrol ihracatından karşılanıyor.
 Ayrıca ABD, petrol endüstrisinin ihtiyacına göre günlük 120 bin varil petrol ihraç ediyordu; bu da bu sektördeki krizin ciddiyetini artırarak dahili bir akaryakıt krizine yol açacak anlamına geliyor. Kriz devam ederse, Venezuela petrol sektörü tam bir çöküş yaşayacak. Uzmanlar, Chavez döneminde üç milyon olan BPD ihracının bir milyona kadar düştüğünü söylüyor. Venezuela'da petrol sektöründeki bozulma, ulusal rafineriler ağının neredeyse tamamen felce uğratacağı için ülkenin iç tüketim ihtiyacının yüzde 70'ini ithal etmesine yol açabilir.
Birleşmiş Milletler Latin Amerika Ekonomik Komisyonu, Venezuelalı ailelerin yarısının şu anda yoksulluk sınırının altında yaşadığını kaydetti. Komisyon, halkın temel yaşam gereksinimlerini karşılamak için ihtalat yolunu kullanmasının, kamu harcamalarındaki çarpıcı fiyat artışlarına ve enflasyonun günlük 3 oranında artışa yol açtığını ifade ediyor.
Komisyon uzmanları, gelecek dönemde Venezuela vatandaşlarını çok zor koşulların beklediğini, kısa sürede siyasi çözümün mümkün olmadığına ve ciddi toplumsal huzursuzlukların yaşanabileceği konusunda uyarıyor.
Öte yandan, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Venezuela konusundaki tutumu nedeniyle Nikaragua'daki Daniel Ortega rejimiyle  ilişkilerini kesmeye karar vermişti. Bu kararını Santo Domingo'daki Uluslararası Sosyalizm Konferansı sırasında açıklayan Sanchez, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya “tiran” olduğunu söylerken, Maduro ile karşı karşıya oturuyordu.
Meksika ise, Avrupa ülkeleri tarafından “Maduro’yu ikna etmek için son fırsat” olarak görülüyor. Avrupa kaynakları, Meksika Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador’un Venezuela krizine ilişkin “Bu haftanın sonuna kadar Maduro’yu Guaido’yu başkan olarak tanıma ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeniden gerçekleştirme” konusunda müzakereler yürüttüğünü aktarıyor. Meksika, Venezuela muhalefet liderini henüz tanımayan ve krizi çözmek için taraflara arabuluculuk yaparak diyalog açmak için temas halinde olan tek büyük Latin Amerika ülkesi.
 



Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
TT

Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, bugün yaptığı açıklamada, bir hafta önce yaşananlara benzer şiddet olaylarının önüne geçmek amacıyla hayat pahalılığına karşı düzenlenen geniş çaplı protestolara yönelik kısıtlamaların sürdürüleceğini belirtti.

BFMTV’ye konuşan Nunez, “Açık konuşmak gerekirse önümüzdeki günlerde durum, şimdiye kadar gördüklerimizden farklı olmayacak” ifadelerini kullandı.

Hayat pahalılığının artmasına karşı düzenlenen ve eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden gösterilere, 17 Ekim’de birçok kentte şiddet olayları ve yağma eylemleri eşlik etmişti. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre aşırı solcu aktivistler gösterilere sızarak kaos yaratmak için protestolardan yararlanmakla suçlandı.

Fransız makamları, hafta başında kent genelinde sokağa çıkma yasakları uygulayarak ve gösteri sayısını sınırlandırarak olaylara karşı önlem aldı.

İçişleri Bakanlığı, cumartesi günü yoğun polis varlığının bir önceki haftaya kıyasla yeni bir şiddet dalgasının önüne geçtiğini açıkladı. Bununla birlikte bin 435 kişi gözaltına alınırken, 150’den fazla gösterici ve 267 polis memuru yaralandı.

Nunez bugün yaptığı açıklamada, 12’den fazla kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıp uygulanmayacağına valilerin belediye başkanlarıyla istişare ederek karar vereceğini belirtti.

Fransa’nın, kamu güvenliğine yönelik riskler nedeniyle kent merkezlerindeki gösteri yasağını sürdüreceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, yaklaşık bir hafta önce şiddet olayları ve yağmanın yaşandığı Marsilya’ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.

Öte yandan Başbakan Sebastien Lecornu’nun, okullardaki koşulların iyileştirilmesi ve daha fazla öğretmen atanmasına ilişkin talepleri görüşmek üzere bugün öğrenci temsilcileriyle bir araya gelmesi bekleniyor.


Bir BM komisyonu İsrail’i Batı Şeria’da “soykırım” işlemekle suçladı

İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunan Nablus'un batısındaki bir kontrol noktasında araç geçişini kapatarak nöbet tutan İsrail askerleri, 25 Ekim (AFP)
İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunan Nablus'un batısındaki bir kontrol noktasında araç geçişini kapatarak nöbet tutan İsrail askerleri, 25 Ekim (AFP)
TT

Bir BM komisyonu İsrail’i Batı Şeria’da “soykırım” işlemekle suçladı

İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunan Nablus'un batısındaki bir kontrol noktasında araç geçişini kapatarak nöbet tutan İsrail askerleri, 25 Ekim (AFP)
İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunan Nablus'un batısındaki bir kontrol noktasında araç geçişini kapatarak nöbet tutan İsrail askerleri, 25 Ekim (AFP)

Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilen uluslararası bir soruşturma komisyonu, bugün İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere karşı “imha” suçu da dâhil olmak üzere insanlığa karşı suçlar işlemekle ve Gazze Şeridi’nde soykırım eylemlerini sürdürmekle suçladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre bu suçlamalar, komisyonun yeni raporunda yer aldı.

Raporda, “İsrailli yetkililer ve güvenlik güçleri, Batı Şeria’da imha, işkence, tecavüz ve diğer cinsel şiddet biçimleri ile zulüm suçlarını içeren insanlığa karşı suçlar işlemiştir. Bu suçlar; milliyet, ırk ve etnik kimlik temelinde iç içe geçen ayrımcı saiklere dayanmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Komisyon ayrıca İsrail’in Gazze Şeridi’nde “soykırım eylemlerini sürdürdüğü” sonucuna da vardı.


İsrail seçimleri... Savaş, askere alma ve yargı konuları çatışmayı alevlendiriyor

Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
TT

İsrail seçimleri... Savaş, askere alma ve yargı konuları çatışmayı alevlendiriyor

Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)
Seçimlere özel elektronik reklam panolarında, İsrail eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görüntüleri yer alıyor. (DPA)

İsrail, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana yapılacak ilk parlamento seçimleri için yarın sandık başına gidiyor. Siyasi ve toplumsal bölünmüşlüğün gölgesinde gerçekleşecek seçimler, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliği, saldırı öncesinde yaşanan güvenlik başarısızlıkları ve İsrail’in o tarihten bu yana yürüttüğü savaşların yönetilme biçimi hakkında bir referandum niteliği taşıyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, 7 Ekim saldırısı seçim gündeminin merkezinde yer alsa da tartışmalar, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasındaki tutumu, Lübnan’ın güneyinin geniş kesimleri ile Suriye’nin bazı bölgelerinin işgali veya İran’a karşı yürütülen iki savaş üzerinde yoğunlaşmıyor. İsrail içinde geniş destek gören bu politikalar yerine adaylar, Netanyahu’nun kişiliğine, güvenlik başarısızlığındaki sorumluluğuna, Ultra-ortodoks Yahudilerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasına ve 2023’te gündeme getirilen yargı reformlarına odaklanıyor. Eleştirmenler, söz konusu yargı düzenlemelerini İsrail’deki demokratik kurumlara yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyor.

İki ana seçim bloğuna, işgal altındaki Batı Şeria’da Yahudi yerleşimlerini destekleyen ve bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan partiler hâkim. Uzun süredir çıkmaza girmiş olan barış sürecine yeniden dönülmesini savunan önde gelen hiçbir aday bulunmuyor.

Netanyahu’nun 7 Ekim saldırısı ve sonuçlarına yaklaşımı

Seçmenler, sandık merkezlerine giderken tren istasyonlarındaki duvar afişlerinde çatışmalarda hayatını kaybeden askerlerin fotoğraflarıyla karşılaşacak. Geçen yıl imzalanan ateşkes anlaşması kapsamında son rehinenin de serbest bırakılmasının ardından, rehineleri simgeleyen solmuş sarı kurdeleler de dikkat çekiyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin yaklaşık yüzde 68’i, 7 Ekim saldırısına ilişkin tutumlarının oy verecekleri partiyi belirlemede temel bir etken olduğunu belirtti. Arap azınlık arasında ise yalnızca yüzde 32’lik bir kesim, bu olayların oy verme kararlarında önemli bir rol oynadığını ifade etti.

İsrail’de diğer tüm başbakanlardan daha uzun süre görev yapan Netanyahu, 7 Ekim saldırısını çevreleyen başarısızlıkların sorumluluğunu güvenlik yetkililerine yüklemeye çalışırken, aynı zamanda İsrail’in Hamas’a, Hizbullah’a ve İran’a karşı elde ettiği askerî başarıları öne çıkarmaya odaklandı.

Buna karşılık eleştirmenleri, Netanyahu’yu sorumluluktan kaçmakla suçluyor. Eleştirmenler, saldırıyla ilgili resmî bir soruşturma komisyonunun kurulmasını engellediğini, rehinelerin geri getirilmesi için daha erken bir tarihte anlaşmaya varamadığını ve İsrail’in düşmanlarından hiçbirine karşı kesin bir zafer elde edemediğini savunuyor.

Ultra-ortodoksların askerlikten muaf tutulması öfkeyi alevlendiriyor

Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonları uzun süredir, dinî eğitim gören gençlerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını talep eden Ultra-ortodoks Yahudi partilerine dayanıyor. Bu politika, özellikle farklı savaşlara katılmak üzere yedek askerlerin sık sık göreve çağrıldığı bir dönemde, İsrail’deki laik çoğunluğun tepkisini çekiyor.

Yahudi erkek ve kadınların büyük çoğunluğu için askerlik zorunlu. İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan ankette, Yahudi seçmenlerin yaklaşık dörtte biri, destekleyecekleri partiyi belirlemede bu konuyu başlıca etkenlerden biri olarak gösterdi.

Ülkede şu anda asker sayısı bakımından sıkıntı yaşanıyor. Her yıl yaklaşık 13 bin Ultra-ortodoks Yahudi genç askerlik çağına, yani 18 yaşına ulaşıyor. Ancak bunların yüzde 10’undan azı orduya katılıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nde kamuoyu araştırmaları uzmanı Tamar Hermann, askerlik hizmetinin ‘vatandaşlık belgesi niteliğinde bir şey’ olduğu yönünde yaygın bir algı bulunduğunu belirtti. Hermann, askerlik hizmetinin bireyi İsrail Yahudi toplumunun ‘meşru bir parçası’ haline getirdiğini ifade etti.

Enstitü Başkanı Yohanan Plesner ise askerlik muafiyetlerini, Netanyahu karşıtı blok açısından ‘muhtemelen birinci sıradaki mesele’ olarak nitelendirdi.

Netanyahu’nun önde gelen rakiplerinden Gadi Eisenkot, fiilen uygulanan bu muafiyetlere son verme sözü verdi. Eski bir komutan olan Eisenkot, merkez çizgide bir siyasi yaklaşım benimsiyor. Eisenkot, Gazze Şeridi’ndeki çatışmalarda oğlunu ve iki yeğenini kaybetti.

Netanyahu’nun yargı reformu planı bölünmeye yol açıyor

Netanyahu’nun yargıyı yeniden yapılandırmayı ve Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini kısıtlamayı öngören planı, İsrail’deki bölünmenin başlıca kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor. Plan, 2023 yılında geniş çaplı kitlesel protestolara yol açmış ve 7 Ekim saldırısından önce toplumda derin bir kutuplaşmaya neden olmuştu.

Netanyahu, planını seçilmemiş yargıçların yetkilerini sınırlandırmayı amaçladığı gerekçesiyle savunurken, eleştirmenleri özellikle Başbakan’ın yolsuzluk davalarında suçlamalarla karşı karşıya olması nedeniyle bu girişimi iktidarı ele geçirme çabası olarak değerlendirdi.

Ancak saldırının ardından kamuoyunun yargı reformuna yönelik ilgisi azaldı. Dikkatlerin Gazze’deki savaşa çevrilmesiyle birlikte, daha önce protestolara katılanların önemli bir bölümü rehinelerin geri getirilmesini sağlayacak bir anlaşma yapılması talebine odaklandı.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin yalnızca yüzde 18’i yargı düzenlemelerini oy verme kararlarını belirleyen başlıca etkenlerden biri olarak gördüğünü belirtti. Hermann, bu durumu kısmen konuya ilişkin ‘kamuoyunda oluşan belirli bir yorgunluğa’ bağladı.

Bununla birlikte, konu sol kesim için önemini koruyor. Sol seçmenlerin yüzde 22,5’i, yargıdaki değişikliklerin seçim kararlarını etkileyeceğini ifade etti. İsrail parlamentosu geçen yıl hükümete yargıçların atanmasında daha fazla rol veren bir yasayı kabul etti. Ancak yasa, yeni parlamentonun yemin ederek göreve başlamasından önce yürürlüğe girmeyecek. Netanyahu karşıtı blok ise yasayı iptal etme sözü verdi.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının yer aldığı bir seçim afişinin altından geçen araçlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarının yer aldığı bir seçim afişinin altından geçen araçlar, Tel Aviv (EPA)

Liderlikle ilgili sorular gündeme geliyor

İsrailliler başbakanı doğrudan seçmiyor, partilere oy veriyor. Hiçbir partinin İsrail parlamentosunda (Knesset) çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye yaklaşan bir sayıya ulaşması beklenmiyor.

Bu nedenle, bir sonraki başbakanın kim olacağı, siyasi blokların çoğunluğu sağlayacak bir koalisyon kurma becerisine bağlı olacak. Tarafların bunu başaramaması durumunda Netanyahu hükümeti, önümüzdeki aylarda yeni seçimler yapılana kadar geçici olarak görevini sürdürecek.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verilerine göre, İsrailli Yahudilerin dörtte birinden fazlası, oy verecekleri partiyi belirlerken liderin kişiliğini başlıca etkenlerden biri olarak görüyor.

Netanyahu’nun destekçileri onu, ABD başkanları ve diğer ülke liderleriyle karşı karşıya gelmiş, deneyimli bir devlet adamı olarak değerlendiriyor. Destekçilerine göre Netanyahu, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye veya İsrail’in güvenliğine zarar verebileceğini düşündükleri tavizleri vermeye yönelik baskılara karşı koydu. Buna karşılık muhalifleri onu yolsuzlukla suçluyor.

Eisenkot’un destekçileri ise onun uzun askerî kariyerine ve ailesinin devam eden savaşlarda verdiği kayıplara dikkat çekiyor. Faslı Yahudi göçmenlerin soyundan gelen Eisenkot, bu konuyu seçim kampanyasının merkezine yerleştirmemiş olsa da Avrupa kökenli olmayan ilk İsrail başbakanı olabilir.

Yaşam maliyetinin yüksekliği... Seçmenlerin hayatında her zaman gündemde olan, ancak seçim kampanyalarında yer almayan bir konu

Adaylar güvenlik, liderlik ve yargı meselelerine odaklansa da ekonomi ve artan yaşam maliyetleri İsrailliler için giderek büyüyen bir endişe kaynağı oluşturuyor.

Reichman Üniversitesi bünyesindeki Aaron Ekonomi Politikaları Enstitüsü’nden Sarit Menahem-Carmi’nin yaptığı araştırmaya göre fiyatlar, Avusturya, Danimarka ve İsveç gibi refah düzeyi yüksek Avrupa ülkelerindeki seviyelerin üzerine çıktı.

Netanyahu, politikalarının ekonomik büyümeye katkı sağladığını ve yüksek teknoloji sektörünü güçlendirdiğini savunurken, muhalifleri büyümenin getirdiği kazanımların toplumun geniş kesimlerine ulaşmadığını belirtiyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün verileri, İsrailli Yahudilerin yüzde 38’inin ekonomi ve yaşam maliyetlerini seçimlerde en önemli birinci veya ikinci mesele olarak gördüğünü ortaya koydu. Arap vatandaşlar arasında ise bu oran yüzde 46’ya yükseliyor.

Buna rağmen önde gelen adayların hiçbiri ekonomiyi seçim kampanyasının merkezine yerleştirmediği gibi, birden fazla cephede yürütülen savaşların maliyetlerine de dikkat çekmedi.

Kudüs İbrani Üniversitesi ekonomi profesörü Joseph Zeira, yüksek askerî harcama düzeylerinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek “Çatışmaların maliyeti muazzam” dedi.