Amr Musa ile 'Kendinden nefret eden Araplar' üzerine

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
TT

Amr Musa ile 'Kendinden nefret eden Araplar' üzerine

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa, İsrail ve ABD’nin Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesi yönünde bir karar alma çabalarının kolayca geçiştirilemeyecek bir mesele olduğu konusunda kamuoyunu uyardı.
Amr Musa, Suriye, Golan ve hatta bir bütün olarak Filistin meselesi de dahil olmak üzere herhangi bir Arap ülkesi ile ilgili çok önemli kararlar verilirken,  Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin ardından Arap dünyasının yaşadığı zayıflık durumundan yararlanılmasının yanlış olduğunu söyledi.
Araplara yönelik bu tür hareketlerin Arapların sabrını taşma derecesine getirdiğini dile getiren Amr Musa, bardak dolduğu zaman büyük bir patlamaya tanık olunacağını belirtti.
Independent Arabia'ya özel bir röportaj veren tecrübeli siyasetçi, “Bazı Araplar kendilerinden ve Araplıklarından nefret ediyorlar. Tıpkı Yahudi dünyasında kullanılan 'self-hating Jew' (kendinden nefret eden Yahudi) kavramı gibi, Araplar arasında da 'self-hating Arabs' (kendinden nefret eden Araplar) kavramı kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yüzyılın Anlaşması ile ilgili söylenenlere ve Filistin devletinin kurulması için Mısır’a Kuzey Sina topraklarının bir kısmını vermesi olasılığına ilişkin konuşulanlara değinen Amr Musa, “Sina'daki topraklarımız için savaşa girdik. Sonrasında ise Camp David’de şiddetli bir diplomatik ve politik mücadele verdik. Normal savaştan bir farkı yoktu. Sonra biri gelerek bana şöyle diyor: "Bana da bir pay versene!"
Musa, kendisi ile gerçekleştirilen 3 saatlik diyalogda, Irak işgalinden sonra Kuveyt'i kurtarmaya yönelik birinci ve ikinci Körfez Savaşı'nın patlak vermesinden bu yana Arap bölgesinde neler olup bittiği konusunda kulislerde konuşulan sırları açıklıyor. Ayrıca, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal'la olan ilişkisinin ayrıntılarından, Körfez bölgesi meselelerinden, Katar rolünden, Türk-İran tehditlerinden ve kendisi tarafından ilk kez açıklanan sırlardan bahsediyor.
-Kısa süre önce Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, Araplara “Aralık 2018'de ABD Senatosuna sunulan taslak karar ile Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesini önlemeye çalışmaları” hususunda çağrıda bulundunuz. 2019 yılının başlarında yürürlüğe girmesi beklenen bu karar, İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğinin tanınmasını sağlıyor. Konuya ilişkin dile getirilen Arap tepkisi sizde bir hayal kırıklığı yaratıyor mu?
Durum tam bir hayal kırıklığı. Ancak, ister basın yoluyla isterse de doğrudan olsun, dile getirilen Arap tepkileri olumluydu. Bu makaleyi yazmadan önce bazı Avrupalı ve Amerikalıların yanı sıra başta Ruslar olmak üzere pek çok Arap ve uluslararası siyasi ve diplomatik çevreler ile görüşmelerde bulundum. Bu temaslar sırasında, Suriye, Golan meselesi ve hatta bir bütün olarak Filistin meselesi de dahil olmak üzere herhangi bir Arap ülkesi ile ilgili çok önemli kararların alınmasında kolaycılığa kaçılmaması hususunda uyarılarda bulundum.
Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin ardından Arap dünyasının yaşadığı zayıflık durumundan yararlanılmasının yanlış olduğunu söyledim. Ayrıca Araplara yönelik bu tür hareketlerin Arapların sabrını taşma derecesine getirdiğini ve bardak dolduğu zaman büyük bir patlamaya tanık olunacağını belirttim.
İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun.
"İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun."
-Bu, Arap halkından bir isyan beklediğiniz anlamına mı geliyor?
Golan Tepeleri’nin İsrail’e ilhak edilmesi buna yol açacaktır (bu kolayca geçiştirilebilecek bir durum değil). İşgal altındaki Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak kabul edilmesi kararına şiddetli bir tepki verildiğine dair kanıtlar var. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley, alaycı bir tavırla, “Bize Başkan Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ardından kıyametin kopacağını söylediler. Ancak hiçbir şey olmadı. Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar. Gökyüzü hala olduğu yerde duruyor, yere inmedi” ifadelerini kullandı. Ancak burada belirtilmesi gereken gerçek şu ki, gökyüzü ancak kıyamet günü yerle bir olacak. Arap halklarının, özellikle gençlerin mücadelesinin hor görülmesi ve küçümsenerek karşılanması öfke ve umutsuzluğa sebep oluyor. Bu, şu an tahammül sınırını aşmış durumda.
-Beklentilerinize göre bu öfke, Arap yöneticilerin iradesinin dışında mı olacak?
Arap halklarının genel öfkesinin şu anki manzarasının bir analizinden bahsediyorum. Fakat hükümetlerin buna karşı nasıl bir tutum takınacaklarını söyleyemem. Herhangi bir Arap hükümetinin Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edeceğine dair şüphe yok. İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor. İsrail ile olan sorunlarımız Arap vicdanına dokunan sorunlardır. Yeni nesiller bunları unutmayacak. Arap kamuoyu unutmayacak. İsrail bunu iyi hatırlamalı. Arap halkının her zaman her şeyi kabul edeceğini ve herhangi bir şekilde karşılık veremeyeceğini düşünmek büyük bir hatadır. İsrail bunu da aklında bulundursun.
İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor.
"İsrail'in Arap gücünü analiz etme ve küçümseme yaklaşımının yüzeysel olduğunu düşünüyorum. İran'la sorunlarımız olduğu gibi İsrail ile de sorunlarımız var. Bunlardan biri diğerinin alternatifi olmuyor."
-Makalenizin sonunda Golan sorununa müdahale etmesi için özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e çağrıda bulundunuz. Bu, Araplar tarafından gösterilecek tepkinin noksan olacağına mı işaret ediyor?
 Arap kamuoyunu etkilemek için yazmıyorum, hedefim bu değil. İsrail’in Golan’a ilhakına ilişkin yapılan herhangi bir girişimin, Arap yorumu olmaksızın doğru olamayacağını dile getirmeye çalışıyorum. Karar verme yetkisine sahip değilim ya da devlete karar vermesini söyleyebileceğim resmi bir pozisyonda da bulunmuyorum. BM’ye gidiyorum, fakat bir Arap vatandaşı olarak düşünüyor, konuşuyor, kabul ediyor veya reddediyorum.
Çeşitli çevrelerden makaleye veya makalenin içeriğine dair gelen geniş tepkilerden anladığım kadarıyla, bir kişinin yazmış olduğu bir makale ile meseleye son noktayı koyması bekliniyorlar. Oysa bu sadece bir makaleden ibaret. Fakat bu makalenin öncesinde birçok ülkede devlet ve hükümet başkanları ile bakanlar ve yetkililerle konuştuğuma atıfta bulunmak gerekiyor.
-Bu başkanların ve bakanların bazılarının isimlerini açıklayabilir misiniz?
Bundan hoşlanmıyorum. Konuyu birden fazla ortak toplantıda sunmuş ve uzun uzun tartışmıştım. Amerika muhtemelen uzun süre Ortadoğu’da bulunmayacak ve muhtemelen sürekli olarak kendisine dayanılan bir ülke olmayacak.
-Pek çok kimse tarafından yorumlanan “self-hating Arabs” (kendinden nefret eden Araplar) ifadenizle ne demek istediniz?
Arap sorunlarına karşı olan ve onları unutmak isteyenleri kastettim. Kendilerinde, kendilerine ve içlerindeki Araplığa karşı bir duygunun bulunduğu kimseleri kastettim. Bazı Araplar kendilerinden ve Araplıklarından nefret ediyorlar. Tıpkı Yahudi dünyasında kullanılan self-hating Jew (kendinden nefret eden Yahudi) kavramı gibi, Araplar arasında da self-hating Arabs (kendinden nefret eden Araplar) kavramı kullanılıyor.
-ABD'nin Suriye’den çekilme ilanı, Golan Tepelerinin İsrail’e ilhak edilmesi meselesiyle ilişkili olabilir mi?
Sanmıyorum, ama belki de bu durum İsrail’in Golan’ı ilhak etmeye çalışmasının stratejik sebeplerinin bir parçası olabilir. Amerika muhtemelen uzun süre Ortadoğu’da bulunmayacak ve muhtemelen sürekli olarak kendisine dayanılan bir ülke olmayacak. Bu nedenle İsrail, güvenlik ve refahını sağlayacağı bölgelere yerleşmeye çalışıyor. Buna karşılık, Arap dünyası ve genel olarak Ortadoğu hala kaynıyor.  
Stratejik pozisyonlar, sağlam politikalar, reformlar ve iyi yönetim dışında hiçbir şey durumu kurtarmayacaktır. Bağımlılığın devam etmesi ve insanların umutlarına ve ihtiyaçlarına cevap verilememesi bir hatadır. Arap dünyasının birçok yerinde tanık olduğumuz hukuksuzluk ve kötü yönetimler şu anda içinde bulunduğumuz duruma bizi sürüklemiştir.
-Arap dünyasındaki kötü yönetim derken ne kastediyorsunuz?
Hükümetin, polisin, yargının değil, genel olarak eğitim, sağlık ve hizmetler gibi insanların ihtiyaçlarının yönetimini kastediyorum.  Arap dünyasında zarar gören toplum ve toplum yönetiminin neticesinde, kaosla sonuçlanan Arap Baharı ortaya çıktı. Evet, refah içinde yaşayan bazı Arap ülkelerinin kaosa maruz kalmadığı söylenebilir. Ancak, diğer taraftan önemli bir siyasi hareketliliğin yaşandığı belirtilmelidir. Özellikle Körfez toplumlarında İsrail ve Filistin meselesiyle ilgili yeni politikalardan hoşlanmayan pek çok kişi var. Filistinlilerin haklarını savunan ve Arapların çıkarlarını destekleyen bir tutumu benimsiyorlar. Arap dünyasının daha fazla politik, ekonomik ve sosyal reformlara ihtiyacı var. Tüm bunları üstlenecek tek bir reform söz konusu değil. Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur.
"Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur."
SİNA'DAN BİR METRE BİLE TAVİZ VERİLMEYECEK
-Bazı siyasi analistler, Yüzyılın Anlaşması ile ilgili olarak Arap Barış Girişimi (2002’de Kral Abdullah’ın başlattığı bir girişim) olduğu değerlendirmesinde bulunuyorlar. Buna katılıyor musunuz?
Şimdiye kadar, Yüzyılın Anlaşması olarak adlandırılan anlaşmaya dair tam veya kesin bir formül yoktu. Nisan ayında açıklanacağına dair söylentiler vardı. İsrail’in nisan ayında erken parlamento seçimlerini gerçekleştireceği nedeniyle bu tarih, İsrail’in ihtiyaçlarını karşılamak için belirlenmiş gibi görünüyor. İsrailliler, -özellikle İsrail başbakanının seçim pozisyonunu etkileyebilecek şekilde fikrini ifade etmesi gerektiğinden dolayı- herhangi bir çatışmaya girmemek konusunda dikkatli davranıyorlar. Bunun yanı sıra, Ortadoğu'daki atmosferin sorun ve şüphelerle dolu olduğu apaçık ortada. Buradaki temel soru şudur: “Amerikan politikası gerçekten İsraillilerle Filistinliler arasında güvenilir bir arabulucu olarak görülebilir mi?”
-Filistin devletinin kurulması için Mısır’ın Kuzey Sina topraklarının bir kısmını vermesi olasılığına ilişkin konuşulanlar hakkında neler söyleyebilirsiniz? Kapsamlı diplomatik ilişkilerinizi göz önüne aldığımızda, bu hususta bir anlaşmaya yapıldığına dair herhangi bir bilginiz var mı?
Bu anlaşmayla ilgili herhangi bir bilgim yok, fakat çeşitli görüşmelerden edindiğim birtakım bilgiler var ve mantıklı düşünüyorum. Kuzey Sina'daki Mısır topraklarına gelirsek, böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir.  Filistinlilerin İsrail'in işgal ettiği bir toprağı var. Size bunu mu ifşa etmemi istiyorsunuz? Bunu kim söyledi? Mısır'ın böyle bir şeyi kabul etmesinin mümkün olduğunu kim söyledi? Böyle bir fikir mantıklı bir kapıdan çıkmış olmaz, olsa olsa safsata ile malul bir zihnin ürünüdür. Başka bir sorunu çözmek için Mısır topraklarından bir metre bile almak mümkün değildir. Sina'daki topraklarımız için savaşa girdik. Sonrasında ise Camp David’de şiddetli bir diplomatik ve politik mücadele verdik. Normal savaştan bir farkı yoktu. Sonra biri bana gelerek bana şöyle diyor: "Bana da bir pay versene!"
Hangi Arap hükümeti Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edebilir?
"Hangi Arap hükümeti Kudüs'te yaşananları, Golan’ın İsrail’e ilhak edilmesini veya Arapları aşırı derecede küçümseyen Amerikan yönetiminin desteklediği diğer İsrail eylemlerini resmen ve alenen kabul edebilir?"
ARAFAT OLAĞANÜSTÜ BİR LİDER
-Kişisel hatıralarınızda merhum Filistinli lider Yaser Arafat’ı uzun uzun anlattınız. Onun hakkında ve Filistin davasına ilişkin neler söyleyebilirsiniz?
Arafat istisnai bir pozisyonda bulunuyordu ve gerçekten büyük bir sorumluluğu üstlendi. Verebileceği daha iyi karalar olmasına rağmen mazurdur. Yaptığı doğrular da oldu yanlışlarda. Cesur ve liderlik kabiliyeti olan biriydi. Fakat çözümü zor bir mesele ile karşı karşıyaydı ve karmakarışık bir atmosferde yelken açmıştı. Dava gerçekten tek bir ülke tarafından benimsendi: Mısır.  
Mısır, Yaser Arafat ve Filistin davasını çok destekledi. Aslında, Mısır'ın Filistin davasına yardım ettiği gibi, Filistin davası da Mısır’ı desteklemiştir. Filistin sorunu, Mısır diplomasisine canlılık, hareket özgürlüğü ve bölgesel liderlik ve prestijli uluslararası merkez için fırsat vermiştir. Evet, Mısır olmasaydı Filistin davası olmazdı. Bu büyük ilgi, Kral Faruk'un Filistin savaşa girmesinden bu yana devam ediyor. Mısır'ın Filistin davasına olan bağlılığı, 1940'lardan bu yana netleşmeye başladı.
Röportajın ikinci bölümünde yer alacak olan meseleler:
- Suud el-Faysal ve Musa arasında Tiran ve Sanafir davasıyla ilgili olarak neler yaşandı?
Türkiye ve İran’ın Körfez bölgesindeki rolü nedir?
- Bazı Arap ülkeleri, Arap Baharı’nın patlak vermesinin öncesinde Arap Birliği tarafından önerilen girişimi neden reddetti?
- Eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in Türkiye'nin Müslüman Kardeşler liderlerinin serbest bırakılması talebine verdiği tepki neydi?
- Savaştan birkaç gün önce BM ve Saddam Hüseyin arasındaki müzakerelerin başarılı bir şekilde sonuçlanmasına rağmen, neden Irak’ın vurulması yönünde karar alındı? Ahmed Ben Helli, Saddam Hüseyin’le görüştükten sonra Musa’ya ne dedi?
- Musa iki defa suikast girişimine maruz kaldı mı?
RÖPORTAJIN İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ
RÖPORTAJIN SON BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

Amr Musa: Finansör olduğu sürece terör bitmez



Somali'nin güneybatısında çıkan çatışmalarda en az 23 kişi hayatını kaybetti

Somali Ulusal Ordu askerleri (AFP)
Somali Ulusal Ordu askerleri (AFP)
TT

Somali'nin güneybatısında çıkan çatışmalarda en az 23 kişi hayatını kaybetti

Somali Ulusal Ordu askerleri (AFP)
Somali Ulusal Ordu askerleri (AFP)

Somali'nin güneybatısındaki Beydoa kentinde, Somali hükümet güçleri ile eski bir eyalet başkanına bağlı milisler arasında çıkan çatışmalarda en az 23 kişi hayatını kaybetti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Milletvekili Hasan Abdunnur yaptığı açıklamada, ülkenin güneybatısındaki eski eyalet başkanı Abdülaziz Hasan Muhammed Laftagaren'e bağlı milislerin dün sabahı erken saatlerde kente saldırdığını söyledi.

Çatışmaların beş saatten fazla sürdüğü ve tarafların ağır silahlar kullandığı bildirildi. Evler ve dükkânlar zarar görürken, bölge sakinleri camilere sığındı.

Çatışmalarda her iki taraftan da çok sayıda kişinin öldüğü belirtilirken, siviller arasında can kaybı olduğuna ilişkin henüz bir bilgi paylaşılmadı.

Enformasyon Bakan Yardımcısı Abdurrahman Yusuf, radikal İslamcı Eş-Şebab örgütü mensuplarının da saldırıya katıldığını öne sürdü. Ancak Abdunnur bu iddiayı reddetti. Tarafların birbiriyle çelişen açıklamaları bağımsız olarak doğrulanamadı.

Somali'nin güneybatı bölgesinde aylardır bir iktidar mücadelesi yaşanıyor. Federal güçlerin mart ayında Beydoa'nın kontrolünü ele geçirmesinin ardından Laftagaren görevinden istifa etti. O tarihten bu yana Laftagaren'e bağlı güçlerle Mogadişu tarafından desteklenen bölgesel yönetim arasında tekrarlanan çatışmalar yaşanıyor.


Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) insansız hava araçları Sudan’ın El-Ubeyyid kentini hedef aldı

15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) insansız hava araçları Sudan’ın El-Ubeyyid kentini hedef aldı

15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)
15 Eylül’de El-Ubeyyid kentinde düzenlenen İHA saldırısının ardından Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi binasında etrafa saçılmış enkaz (Reuters)

Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen insansız hava araçları (İHA), dün ülkenin batısındaki Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyyid'de spor kentini, Şikan Üniversite Koleji'ni ve bazı kamu tesislerini hedef aldı. Saldırı, kente yönelik son dönemdeki İHA saldırılarının bir yenisi oldu. Bir askeri kaynak, kentin kuzeybatısındaki spor sahasının hedef alındığı saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, 10 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Kuzey Kurdufan Eyaleti Hükümet Sözcüsü Cuma el-Mehdi Cuma, yaptığı açıklamada, HDK'ye ait İHA'ların başta spor kenti ve Şikan Üniversite Koleji olmak üzere sivil, eğitim ve spor tesislerini hedef aldığını söyledi. Cuma, saldırıyı sivillere ve sivil varlıklarına yönelik olarak nitelendirerek uluslararası toplum ve insan hakları kuruluşlarına saldırıyı belgelemeleri ve sorumluların hesap vermesini sağlamaları çağrısında bulundu.

Buna karşılık HDK, İHA'larıyla orduya bağlı ve “Hecane” olarak bilinen 5. Piyade Tümeni karargâhındaki silah ve mühimmat depolarının yanı sıra el-Ubeyyid'deki diğer askeri noktaları hedef aldığını açıkladı. HDK, saldırılarda orduya ağır kayıplar verdirdiğini öne sürdü.

Cezire eyaletine saldırı

El-Ubeyyid'e yönelik saldırı, bir gün önce Sudan'ın orta kesimindeki Cezire eyaletinin başkenti Vad Medeni'nin yaklaşık 20 kilometre kuzeydoğusunda, Ebu Haraz yakınlarındaki Ümm Aliyle yakıt depolarına düzenlenen İHA saldırısının ardından geldi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre o sırada bir İHA yakıt tanklarını vurdu.Bir görgü tanığı ise yangın bölgesinden yaklaşık 3 kilometre uzaklıktan alevlerin yükseldiğini gördüğünü söyledi.

Cezire Eyaleti Hükümeti, saldırıdan HDK'yi sorumlu tuttu.

Savaş, binlerce kişiyi Cezire eyaletinden komşu eyaletlere kaçmak zorunda bıraktı (Arşiv – AFP)
Savaş, binlerce kişiyi Cezire eyaletinden komşu eyaletlere kaçmak zorunda bıraktı (Arşiv – AFP)

Cezire Eyaleti Radyo ve Televizyon Kurumu, saldırıda depodaki dört benzin tankından ikisinin isabet aldığını, sivil savunma ekiplerinin yangını kontrol altına aldığını, olayda can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

Öte yandan “Cezire Konferansı Kurumu” olarak bilinen yapı, üç İHA'nın Vad el-Berr el-Havalide köyündeki tarım arazilerine düştüğünü açıkladı. İHA'ların neden düştüğü veya hava savunma sistemleri tarafından düşürülüp düşürülmediği ise netlik kazanmadı. Bir askeri kaynak ise söz konusu İHA'ları, silahlı kuvvetlerin düşürdüğünü açıkladığı araçlar arasında saymadı.

Saldırılar tekrarlanıyor

El-Ubeyyid, aylardır İHA saldırılarına maruz kalıyor. Saldırıların sıklığı bu eylül ayında arttı.

25 Eylül'de eyalet hükümeti, HDK'ye ait İHA'larla düzenlendiğini belirttiği  saldırıda yerinden edilmiş kişiler için kullanılan bir barınma merkezinin ve bazı sivil noktaların hedef alındığını, olayda 2 kişinin hayatını kaybettiğini ve 20 kişinin de  yaralandığını açıkladı.

Aynı gün, HDK ile ittifak halindeki “Tesis” koalisyonu, Sudan ordusunu Mizarub bölgesine İHA saldırısı düzenlemekle suçladı. Koalisyon, saldırıda 9 kişinin öldüğünü, 24 kişinin yaralandığını öne sürdü.

20 Eylül'de yerel kaynaklar, dört İHA'nın el-Ubeyyid'e saldırarak ordu komutanlığını ve Maliye Bakanlığı binasını hedef aldığını bildirdi. Ayrıca yerel kaynaklara göre, 9 Eylül'de kentteki Kalkınma ve Teknoloji Bilimleri Fakültesi'ne düzenlenen İHA saldırısında fakülte binaları hasar gördü ve fakültenin güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.

Saldırılar başka bölgelere de yayıldı. 8 Eylül'de Ümm Ruvaba'daki adliye binasını hedef alan saldırıda en az 18 kişi hayatını kaybetti, 22 kişi yaralandı. HDK'ye karşı kurulan ve paralel hükümetin merkezi olarak kullanılan Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala'da da orduya ait olduğu öne sürülen İHA'larla düzenlenen saldırılar kaydedildi.

Kent sakinleri, 8 Eylül'de düzenlenen saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, iki çocuğunun ise yaralandığını bildirdi. Yerel kaynaklar ayrıca 27 Eylül'de kentte HDK'ye ait bir karargâhın hedef alındığı başka bir saldırının düzenlendiğini ve saldırıda can kaybı ile yaralanmalar yaşandığını, ancak toplam sayının netleşmediğini aktardı.


İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
TT

İsrail, tarihi evleri yıkarak Güney Lübnan’ın siyasi hafızasını siliyor

Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)
Kafr Rumman’daki Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Nebatiye kentinin çevresi ile Kafr Rumman beldesinin günlük olarak bombalanması, Zeyn ailesinin birkaç ay önce yoğun İsrail hava saldırılarında hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evinde ‘onarılabilecek ne varsa onarmak’ amacıyla restorasyon çalışması başlatmasını engellemedi. Nebatiye’nin en tanınmış ailelerinden birinin torunları, mirası korumanın, İsrail’in bölgedeki izleri ve hafızayı silme girişimine karşı bir meydan okuma olduğunu düşünüyor. İsrail’in, Güney Lübnan’daki özgün mimariye sahip tarihi evleri, siyasi ailelere ait konutları ve kentsel ve tarihi yapıları çeşitli biçimlerde ortadan kaldırmaya çalıştığı belirtiliyor.

fgthyj
Abdulaziz ez-Zeyn’in evi, yıkılmadan önce (Saad ez-Zeyn arşivi)

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik düzenlediği iki geniş çaplı savaş sırasında hava saldırıları ve bombardımanlar onlarca kültürel miras yapısını yok etti. Saldırılar, mimarileri ve kütüphaneleriyle Cebel Amil’in son iki yüzyıldaki siyasi tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan siyasi ailelerin evlerini de hedef aldı. Yalnızca Nebatiye kentinde İsrail bombardımanı, 80 ila 110 yıllık 147 evi yıktı. Bu evlerin bazıları ise 200 yıl önce inşa edilen yapılardan zaman içinde genişletilmişti. Söz konusu yapılar, bölgede geçmiş on yıllarda etkili olmuş yerel liderlere, bakanlara ve milletvekillerine ait tarihi miras niteliğindeki mülklerdi. Yerel aktivistlerin aktardığına göre yıkım, Nebatiye çevresindeki siyasi ailelere ait konutları da kapsadı. Bunlar arasında Tayyibe beldesindeki Esad ailesinin konutu da bulunuyor. Konutla birlikte çok sayıda eski ev de yerle bir edildi. Bunlardan biri, bölgenin önde gelen tarihi siyasi figürlerinden Halil Abdullah’ın el-Hıyam’da 1862 yılında inşa edilen konağıydı.

Abdulaziz ez-Zeyn’in evi: Kültürel bir rol

İsrail bombardımanında çok ağır hasar gören Yusuf Bey ez-Zeyn’in evi, Abdulaziz ez-Zeyn’in konağının yıkılmasının ardından Nebatiye bölgesinde ayakta kalan son tarihi miras yapılarından ve mimari tanıklıklardan biri olma özelliğini taşıyor. Söz konusu konak, son yıllarda bölgenin kültürel merkezlerinden birine dönüşmüş, Abdulaziz ez-Zeyn’in oğlu Dr. Saad ez-Zeyn tarafından kültürel ve toplumsal etkinliklere ev sahipliği yapması amacıyla genişletilmişti.

Dr. Saad ez-Zeyn Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Ailemin evi (Abdulaziz ez-Zeyn’in konağı) 80 yıldan daha eskiydi. İsrail saldırısı evi tamamen yıktı ve yalnızca mimari özelliklerini değil, evin kültürel işlevini de ortadan kaldırdı” dedi. Doktor, evin en az 2000 yılından bu yana kültürel ve sosyal etkinliklere ev sahipliği yapılan bir alan olduğunu belirterek, burada Cebel Amil’in tarihini belgeleyen küçük bir müze kurduğunu anlattı. Evin zamanla ‘bölgenin kültürel uğrak noktalarından biri haline geldiğini’ ifade eden ez-Zeyn, daha sonra konağın bahçeler ve Lübnan’ın güneyindeki geleneksel yapıların temel unsurlarından biri olan divanhane yönünde genişletildiğini söyledi. Konak, son yıllarda ‘Saad ez-Zeyn’in evi’ olarak tanınıyordu.

hyj
Yıkıldıktan sonra Abdulaziz ez-Zeyn’in evi (Saad ez-Zeyn arşivi)

Büyük evin bombalanmasının ardından bitişiğindeki ‘Zeyn ailesinin konağı’ da hasar gördü. Söz konusu konak, 100 yılı aşkın süredir siyasi ve toplumsal liderliğin merkezi konumundaydı. Yaklaşık 150 yıl önce inşa edilen konakta, 19. yüzyılda Osmanlı Valisi yaşamış, daha sonra mülkiyeti Zeyn ailesine geçmişti.

Mezarlıklar da bu durumdan nasibini aldı

Zeyn, Lübnan’ın Büyük Lübnan Devleti ilan edilmesinin ardından 1924 yılında parlamentoya girdi. Ailesi, geçen yüzyıl boyunca Cebel Amil’in önde gelen siyasi ailelerinden biri haline geldi ve ailenin parlamentodaki temsili 2018 yılına kadar kesintisiz devam etti.

fgthyj
El-Hıyam’daki Al Abdullah ailesinin konutu, yıkımdan önce... İç mekânı kemerli taş tarzında inşa edilmiş (Sosyal medya)

Dr. Saad ez-Zeyn, “Yusuf Bey ez-Zeyn’in konağı ağır hasar gördü. Hasar çatıyı, avluyu ve Yusuf Bey’in mezarının da bulunduğu aile mezarlığını etkiledi. Şu anda evin yeniden kullanılabilir hale gelmesi ve bir siyasi döneme tanıklık etmeyi sürdürmesi için yoğun ve hızlı bir restorasyon çalışması yürütüyoruz. Aile, Cebel Amil’in kurucu ailelerinden biri ve kültürel, kalkınma ve toplumsal düzeylerde varlığını sürdürüyor. Bu rol benim ve amcam tarafından da devam ettiriliyor” dedi. Ez-Zeyn, siyasi ailelerin evleri ile kentsel ve tarihi yapıların yok edilmesinin, ‘izleri ve hafızayı topraktan silmeyi, böylece Lübnanlının evi, toprağı ve mirasıyla olan bağını koparmayı’ amaçladığını belirtti.

Kasıtlı ve sistematik yıkım

Nebatiye kentindeki kültürel ve sosyal çevreler, 2024 ve 2026 savaşlarında yaşananların ‘herhangi bir gerçek gerekçesi bulunmaksızın hafızanın sistematik biçimde yok edilmesi’ süreci olduğu görüşünde birleşiyor. Tarihsel olarak Hizbullah’a siyasi açıdan karşı konumda bulunan köklü ailelere ait evlerin hedef alınarak bombalanması ve yıkılması, İsrail ordusunun saldırıların yalnızca Hizbullah’ın tesisleri ve karargahlarına yönelik olduğu yönündeki açıklamalarını da boşa düşürüyor.

Bu kapsamda en dikkat çekici gelişmelerden biri, Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin kurucusu ve eski milletvekili Habib Sadık’ın, Nebatiye’nin batısındaki Kefur beldesinde bulunan evinin yıkılması oldu.

xsdcfrgthy
Adnan eş-Şerif’in Nebatiye’deki evi, yıkılmadan önce (Kâmil Cabir arşivi)

Sadık, Güney Lübnan’ın en tanınmış siyasi ve kültürel aktivistlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1992’de milletvekilliği yapan Sadık, 1940’lı yıllardan bu yana İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik ihlallerini belgeleyen en önemli tarihçiler arasında yer aldı. Güney Lübnan Kültür Konseyi tarafından yayımlanan eserlerin hazırlanmasını teşvik eden Sadık, siyasi deneyiminin yanı sıra edebiyatçı, şair ve düşünür kimliğiyle de öne çıktı.

İhlalleri belgeleyen el yazmaları

Güney Lübnan Kültür Konseyi’nin Nebatiye Şubesi Başkanı Kâmil Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Habib Sadık’ın el-Hıyam’daki evinin 1977’de yıkılmasının ve bölgenin 2000 yılına kadar işgal altında kalmasının ardından aile, Beyrut ile Nebatiye arasında yaşamak zorunda kaldı. Bunun üzerine aile, kent dışında Güney Lübnanlıların evlerine benzeyen, çevresi çam ağaçlarıyla kaplı ve güllerin açtığı bir bahçesi bulunan bir ev inşa etmekte kararlıydı” dedi.

chyju
Habib Sadık’ın evi, Ağustos 2026’da İsrail hava saldırısı sonucu yıkıldıktan sonra (Sosyal medya)

Cabir, “Sadık, evin alt katındaki divanhaneye özel önem verdi. Burada çeşitli radyo programlarında sunduğu çok sayıda el yazması ile 1960’lı ve 1970’li yıllara ait yazılarını muhafaza ediyordu. Divanhanede kitap, el yazması ve diğer kültürel miras unsurlarından oluşan geniş kütüphaneler oluşturdu” ifadelerini kullandı. Sadık’ın ‘Güney Lübnan hakkında eserler ve kitaplar kaleme alıp yayımlayan en önemli kültürel isimlerden biri olduğunu’ belirten Cabir, bunların İsrail’in Güney Lübnan’daki ihlallerini ve işgal biçimlerini belgelediğini söyledi. Cabir, söz konusu çalışmaların su kaynakları ve coğrafya gibi konulardaki İsrail emellerinin yanı sıra işgal yoluyla Güney Lübnan’a verilen zararı da ortaya koyduğunu kaydetti.

hyju
Habib Sadık’ın arkadaşlarıyla bir araya geldiği bir fotoğraf (Sosyal medya)

Bu açıdan bakıldığında evin hedef alınmasının ‘Habib Sadık’ı, rolünü, mirasını ve yaşam çizgisini hedef almak’ anlamına geldiğini belirten Cabir, ‘kapalı olan ve her gün bir görevli tarafından kontrol edilen’ evin hedef alınmasının herhangi bir güvenlik boyutu taşıdığı görüşünü ise reddetti.

Mimari ve siyasi mirasın silinmesi

Bu yıkım, Nebatiye kentindeki kentsel, mimari ve siyasi mirası ortadan kaldırmaya yönelik planın bir parçasını oluşturuyor. 2024 savaşının ardından kentteki kültürel çevrelerin öncülüğünde, sivil toplum kuruluşlarının belediyeyle iş birliği yaptığı bir girişim başlatıldı. İsrail bombardımanında yıkılan tarihi yapıların belgelenmesini amaçlayan çalışma, metnin kaleme alınmasından yalnızca iki hafta önce güncellendi. Yapılan envanter çalışmasında, 147 evin tamamen yıkıldığı ve bu evlerden geriye çok azının kaldığı tespit edildi.

fgthyju
Nebatiye’nin er-Rahibat mahallesindeki Muhammed el-Fadl Sarayı (Kâmil Cabir arşivi)

2026 savaşında ise Menşiye bölgesinde bulunan Fadl el-Fadl’ın evinden geriye kalanlar da yıkıldı. Yapımı geçen yüzyılın sonlarına dayanan evin tasarımını Mısırlı bir mühendis üstlenmişti. Fransız Yüksek Komiseri olarak Lübnan’da görev yapan General Gouraud da 1920’li yıllarda Güney Lübnan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında bu evi ziyaret etmişti.

scdfgthyju
Nebatiye’deki Dr. Behcet el-Mirza’nın evi (Kâmil Cabir arşivi)

Eski milletvekili Muhammed Bey el-Fadl’ın evinin ise çevresine düzenlenen saldırılar nedeniyle büyük bölümleri 2024’te yıkıldı. 102 yıllık evin durumunu Nebatiye’deki bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla belgeleyen Kâmil Cabir, evi satın alan kişinin yapıyı yeniden restore etme kararı aldığını söyledi.

Kültürel hafızanın yok edilmesi

Nebatiye sakinleri, yıkımın kentin kültürel mirasına, toplumsal ve siyasi hafızasına, ayrıca kentsel dokusuna işaret eden yapılara yönelik olduğunu düşünüyor. Nebatiye’de örneğin, eski bakan ve milletvekili Refik Şahin’in konağı ile eski milletvekilleri ve bakanlar Galib ve Fehmi Şahin’in babası Said Şahin’in evi İsrail’in hava saldırılarıyla tamamen yıkıldı. Bunun yanı sıra, bir dönem mimari şaheser olarak kabul edilen yapılar da öne çıkıyor. Bunlar arasında, cephelerinde doğal taş işlemeleri bulunan ve 20. yüzyılda Nebatiye’de halka sağlık hizmeti sunmak amacıyla evini açan ilk doktorlardan biri olan Dr. Behcet el-Mirza’nın evi de bulunuyor. Söz konusu yapı, kentin en güzel evlerinden biri olarak değerlendiriliyordu.

hyjukı
Nebatiye şehrinde tamamen yıkılan Said Şahin, Galib Şahin ve Fehmi Şahin’in evi (Kâmil Cabir arşivi)

Mahmud Şahin’in evi de 2026 yılında yıkıldı. Geçtiğimiz yüzyılda okul olarak kullanılan bu ev, 200 yıl önce inşa edilmiş eski yapıların kalıntıları üzerine kurulan evlerden biriydi.

6 Eylül 2026’da İsrail'in düzenlediği hava saldırısında, 100 yıl önce inşa edilmiş bir mimari şaheser olan Dr. Adnan Şerif’in evi yıkıldı. Ayrıca eski milletvekili Enver Sabbah’ın evi de yıkıldı. 1990’ların başında Nebatiye kentindeki bir tepenin üzerine inşa edilen ev yıkılırken, ailenin Nebatiye’deki konağı ayakta kaldı. Saldırılarda, 1980’lerden bu yana işgal döneminde Nebatiye bölgesine sağlık hizmeti sunan en önemli hastanelerden biri olan Gandur Hastanesi de yıkıldı.

Tarihe karşı savaş

İsrail’in hava saldırıları yalnızca ev ve konakların yıkılmasıyla sınırlı kalmadı, güneydeki arkeolojik alanları da kapsadı. Nebatiye kentinde Memlük dönemine ait bir çarşı yoğun bombardımana maruz kaldı ve çarşının bir bölümü yıkıldı. Güney Lübnan’ın sahil kenti Sur’da, UNESCO’nun listesinde yer alan bir alandaki tarihi bir sütunun tepesindeki başlık da yerinden söküldü. Ayrıca hem Müslümanların hem de Hristiyanların ziyaret ettiği Güney Lübnan’daki Şama beldesinde bulunan ve Şemun es-Safa adını taşıyan dini alan yıkıldı. Şama Haçlı Kalesi de tahrip edildi.

Bunun yanı sıra, et-Taybe beldesinde bulunan ve çevresi belde meydanında yıkılan el-Ayn el-Fuka hakkında da herhangi bir bilgi bulunmuyor. Su toplamak amacıyla inşa edilen ve spiral biçimde tasarlanan sarnıç, Roma ve Bizans dönemlerine ait örneklerle benzerlik taşıyan mimari unsurlar barındırıyor. Sarnıç, Osmanlı döneminde restore edilmişti.

thyju
Et-Taybe kasabasındaki antik kaynak (Sosyal medya)

Lübnan Kültür Bakanı Gassan Selame, geçtiğimiz ay Reuters’a yaptığı açıklamada, söz konusu bölgenin dışında kalan tarihi beldelerin de yoğun hava saldırılarına maruz kaldığını belirterek bunlar arasında Sur ve Nebatiye’yi gösterdi. Selame, yoğun bombardımanın Tibnin beldesini de vurduğunu ve bunun burada bulunan Haçlı kalesinin zarar görmüş olabileceğine ilişkin endişelere yol açtığını söyledi. Selame, “Miras yalnızca Roma ve Fenike dönemlerine ait eserler değildir. Miras aynı zamanda tarihi yapılar, arkeolojik alanlar ve kültürel işlev taşıyan yapılardır” ifadelerini kullandı. Selame, İsrail’in yürüttüğü operasyonun Lübnan tarihinin yüzyıllarını tamamen silmesinden endişe ettiğini dile getirdi.

UNESCO da yaptığı açıklamada, Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve örgüt tarafından güçlendirilmiş koruma statüsüne tabi tutulan Sur kentinin durumundan endişe duyduğunu belirtti. Örgüt ayrıca, Güney Lübnan’daki Şama Kalesi’nin zarar gördüğüne ilişkin haberlerden ve Şekif Kalesi yakınlarında çatışmalar yaşanmasından ‘büyük endişe’ duyduğunu ifade ederek ‘kültürel varlıklara yönelik yasa dışı saldırılar’ olarak nitelendirdiği eylemleri kınadı.