Amr Musa: İran ve Türkiye, Arap bölgesinde iddialı ve kazançlı bir rol oynamaya çalışıyor

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
TT

Amr Musa: İran ve Türkiye, Arap bölgesinde iddialı ve kazançlı bir rol oynamaya çalışıyor

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)
Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa Independent Arabia’ya röportaj verirken (Salah Reşidi)

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri ve eski Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa, Independent Arabia özel röportajının ikinci bölümünde Suudi Arabistan'ın kendisini savunmasının doğal olduğunu vurgulayarak, “Bu, Suudi Arabistan’ın hakkı olması bir yana, aynı zamanda sorumluluğudur da. Çünkü Suudi Arabistan, BAE ve Körfez bölgesini etkisi altına almaya çalışan İran hamleleri ile karşı karşıya bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Bölgedeki Türk ve İran rolü hakkında da önemli açıklamalarda bulunan Musa, bölgedeki Katar rolüne atıfta bulunarak, “1990'lardan bu yana aktif Katar politikalarıyla ilgili soru işaretleri var. Katar’ın jeostratejik nedenlerle bölgedeki dizginleri ele alması pek mümkün değil” dedi.
ABD Başkanı Donald Trump'ın stratejisi hakkında, özellikle bir Arap ittifakı (Arap NATO’su) kurma konusunda belirsizlikler bulunduğunu söyleyen Musa, “Arap NATO’su ne anlama geliyor? Arapların kendileri bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyor!” ifadesini kullandı.
Musa, savaş kararından birkaç gün önce Saddam Hüseyin ile Birleşmiş Milletler (BM) arasında başarılı müzakerelerin gerçekleşmesine yol açan Kofi Annan işbirliğiyle sarf ettiği çabalara rağmen, ABD’nin Irak işgalinin arkasındaki gerçek nedenlerin ayrıntılarını açıkladı. Musa ayrıca, ilk kez eski Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud El Faysal ile olan uzun süreli ilişkilerinin sırlarını ve Tiran ve Sanafir krizi ile ilgili olarak aralarında gerçekleşen telefon görüşmesinin içeriğini anlattı.
Suudi Arabistan’ın varlığını muhafaza etmesi
İran'ın Arap bölgesindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca terörle mücadele etmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için Suudi Arabistan liderliğinde Arap askeri ittifakının kurulması hakkında neler söyleyebilirsiniz?
- Arap askeri ittifakının kurulması, Suudi Arabistan, BAE ve Körfez bölgesini etkisi altına almaya çalışan İran hamleleri karşısında bölgedeki stratejik dengenin korunması noktasında önemli bir olaydır. Suudi Arabistan kendisini İran'ın nüfuzu ile kuzeyden ve güneyden kuşatılmış halde buldu. İran'ın açıklamalarının, Tahran'ın dört Arap başkentinde (Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana) etkisi olduğunu unutmayın. Suudi Arabistan'ın kendini düşünmesi doğaldır ve bu onun hakkı ve görevidir. İran'ın üç adayı işgal etmesi, BAE'nin adaları üzerindeki egemenliğini açıkça ihlal ediyor. Aslında İran, işgal ettiği üç BAE adası üzerinde pazarlık etmeye hazırlanmalı.

Kral Selman bin Abdulaziz, Amr Musa, Şeyh Abdullah bin Zayed, Şeyh Halid Al Halife ve Prens Suud El Faysal (Sayın Amr Musa’nın arşivinden)

Ancak Trump, son zamanlarda gayrı resmi olarak “Arap NATO’su” olarak bilinen bir Arap askeri ittifakının kurulmasından bahsetti ve aynı zamanda MESA ve Orta Doğu Stratejik İttifakı gibi isimler kullanıldı. Paralel bir ittifak söz konusu mu ya da durum nedir?
- İran’a yönelik bölgede yeni bir stratejinin geliştirilmesinden bahsediliyor. Arap NATO’su dosyası hakkında yapılan konuşmalar uzun zamandır belirsizliğini koruyor. Ben şahsen bunu geçen Kasım ayında Bahreyn Krallığı'nda düzenlenen Manama Diyaloğunda sordum.
Arap NATO’su ne anlama geliyor? Arapların kendileri, sahibinin kim olduğunu bilmedikleri ve Batılı bir unvana sahip olan bir Arap askeri ittifakıyla aniden ortaya çıkabilir mi? Bu ittifakın doğası, unsurları, stratejisi ve hedefleri nelerdir? Kime ve neye karşıdır?
Elbette, dünyanın çok net bir şekilde değiştiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. 20 yıl önce, genel talepler ABD kuvvetlerinin Arap bölgesinden çekilmesine dayanıyordu, şu an olan şey ise kuvvetlerin bölgede kalmasına yönelik genel bir talebin olduğu yönünde. Aynı zamanda bölgede Rusya gibi başka büyük ülkeler de var. ABD’nin Suriye’den çıkmasından söz etmek, yeni gelişmelere dayanan ve farklı şekillerde küresel dengenin ayrılmaz bir parçası olan bölgedeki ağır Washington varlığına kıyasla basit ve cüzidir.

Eski Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Suudi Kralı Abdullah bin Abdulaziz ile birlikte (Sayın Amr Musa’nın arşivinden)
İran'ın üç adayı işgal etmesi, BAE'nin adaları üzerindeki egemenliğini açıkça ihlal ediyor. Aslında İran, işgal ettiği üç BAE adası üzerinde pazarlık etmeye hazırlanmalı.
İran'ın şüpheli hareketleri
Türkiye'nin bölgeye yönelik rolü, şüpheli hareketleri dikkate alındığında pek çok tehlikeyi içinde barındırıyor. Bunun İran tehdidi ile eşdeğer olduğunu düşünüyor musunuz?
- Elbette. İran ve Türkiye, Arap bölgesinde iddialı ve kazançlı bir rol oynamaya çalışıyor. Bölgeye ilişkin birtakım emelleri var. Halihazırda Türk hareketliliği, üzerinde çalışılmış plan üzerinde cereyan ediyor. Arap dünyasında dikkatimizi çeken ve tarihi ve coğrafi ortaklarımızla stratejik birliktelikler kurmaya bizi sevk eden durum budur. Bununla ilgili tasavvura sahip olmalıyız.
Geçen yıl, Ekim 2010’da Arap Birliği Genel Sekreteri olarak bana, Çad, Nijer, Mali, Gine ve Senegal’den Etiyopya, Eritre ve Güney Sudan’a kadar, aynı zamanda Sudan ve Asya'nın tüm komşuları, İran, Türkiye ve İsrail gibi tüm komşu ve çevre ülkelerini içeren bir “birlik” kurulması yönünde resmi bir girişim sunuldu.  Ayrıca, Akdeniz ülkeleri, Malta, Kıbrıs, Balkanlar, İtalya ve Fransa gibi ülkeleri de daha sonra bu birliğe ekledik.
Türkiye’nin bölgedeki yüzünü ve emellerini henüz açık etmediği bir zamanda İran ile BAE adalarının işgali konusundaki tutumu, barış girişimi ve Filistin meselesi hakkında çeşitli çevrelerle görüşmelerde bulunduk. O zamanki hedefim, Türkiye'yi bize ve üzerinde anlaşmaya vardığımız koşullara katılmaya davet etmekti.
"Arap NATO’su dosyası hakkında yapılan konuşmalar uzun zamandır belirsizliğini koruyor. Ben şahsen bunu geçen Kasım ayında Bahreyn Krallığı'nda düzenlenen Manama Diyaloğunda sordum. Arap NATO’su ne anlama geliyor? Arapların kendileri, sahibinin kim olduğunu bilmedikleri ve Batılı bir unvana sahip olan bir Arap askeri ittifakıyla aniden ortaya çıkabilir mi? Bu ittifakın doğası, unsurları, stratejisi ve hedefleri nelerdir? Kime ve neye karşıdır?"
Mısır'ın tutumu ne oldu? Hangi ülkeler girişimi reddetti? Neden reddettiler?
- Diğer ülkeler gibi Mısır da, kendi güçlerini aşan bir mesele olarak değerlendirdiği bu girişimi reddetti. Başkanlardan biri “Bunun için vakit çok erken” dedi. Benim görüşüm tam tersiydi. Bence çok geç kaldık. Bölgedeki gelişmelere uygun, özellikle zamanın mevcut şartlarını da dikkat alarak yeni bir bölgesel politika düşünmek zorundaydık. Yaratıcı kaos politikası ortaya çıkıyor ve biz ne yeni fikirler sunuyor ne de herhangi bir politik canlılık gösteriyorduk.
"İran ve Türkiye, Arap bölgesinde iddialı ve kazançlı bir rol oynamaya çalışıyorlar. Bölgeye ilişkin birtakım emelleri var."
Söz konusu reddiye ile ilgili olarak, bölgedeki bu ülkelerin bazılarının politikalarına olan güven eksikliği konusunda aldıkları miras bağlamının bunun üzerinde etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
- Bu sadece güven eksikliğinden kaynaklanan tarihsel bir miras değil. Bilakis muhafazakâr düşüncenin bir mirasıdır. Ancak bu girişim hala canlı. Yeni bir bölgesel düzene yönelik herhangi bir Arap hareketinin bu Arap inisiyatifinden uzak bir şekilde kurulacağını düşünmüyorum.
Türkiye, Erbakan’dan bu yana İhvan’ı destekliyor
Ancak, Türkiye'nin rolü sadece bölgede nüfuz sahibi olmak istemesinden ve bölgeye dair emellerinden kaynaklanmıyor. Türkiye siyasetiyle desteklenmekte olan Müslüman Kardeşler dosyası çifte bir tehlike arz etmiyor mu?
- Bu doğru. Türk siyaseti, senelerdir Müslüman Kardeşler ile benzer bir çizgiyi takip ediyor. Bunun, son yıllarda Erdoğan'ın iktidarı sırasında ortaya çıktığını söylemek doğru değil. Hatıralarımda anlattığım, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in 1996’nın ikinci yarısında Necmettin Erbakan’ın hükümet liderliğini üstlendiği kısa zaman içerisinde Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında yaşanan meşhur bir olay var.
Erbakan, Mübarek’e “Sayın Cumhurbaşkanı, sizden bir isteğim var. Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in liderlerinin cezaevlerinden çıkmasını talep ediyorum” dedi. Mübarek, “Ne?” diyerek Erbakan’a karşılık verdi. Bunun üzerine Erbakan isteğini tekrarladı ve “Müslüman Kardeşler'in liderlerinin cezaevlerinden çıkarılmasını umuyorum” dedi. Erbakan’a sert bir şekilde karşılık veren Mübarek, “Siz onlar mı meyillisiniz? Onları burada mı istiyorsunuz?” dedi.
Bu olay eğer bir şeyi kanıtlıyorsa o da, Erbakan ve onun talebesi olarak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler ile olan irtibatlarının on yıllardır devam ettiğidir.
Katar ve soru işaretleri
Arap bölgesindeki Katar rolü büyük bir soru işareti. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
- 1990'lardan bu yana aktif Katar politikalarıyla ilgili soru işaretleri var. Katar’ın jeostratejik nedenlerle bölgedeki dizginleri ele alması pek mümkün değil. Aslında bunlar büyük bir etki yaratan dev ekonomik faaliyetlere dayanıyor. Katarlılar, bu engin serveti inşa etmeleriyle birlikte dünya başkentlerinin çoğu için açık bir kapı oldular. Yatırımları, tanınmış bir Amerikalı işadamı tarafından yönetiliyordu. Pek çok etkili Amerikan ve Arap çevrelerine açık olan bu adam, bununla gurur duyuyordu. Ayrıca üst düzey siyasi toplantılar da dâhil olmak üzere ulusal çıkarları güvence altına almak için ABD’nin üst düzey makamlarına ulaşmayı başarmıştı. Şu an olan şey, bazı ülkelerin Katar’ın kendilerine yönelik politikaları hakkında soru işaretleri olduğudur. Belki de bunun tam tersi doğrudur. Kendimize şunu sormamız gerekiyor, “Arap-Arap anlaşmazlıklarını ne zaman sonlandırabileceğiz?”
Ayrıca, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun bölgeye yaptığı son ziyaret sırasında bölgedeki yeni ittifakların Katar varlığını hesaba katması gerektiğini açıkça belirtti.
Türk siyaseti, senelerdir Müslüman Kardeşler'in ile benzer çizgiyi takip ediyor. Bunun son yıllarda Erdoğan'ın iktidarı altında ortaya çıktığını söylemek doğru değil.
Dışişleri Bakanı Pompeo’nun bölgeye gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından ilan edilen Amerikan pozisyonunun, Arap boykotuna rağmen Katar varlığını zorla empoze etme girişimi olduğunu düşünüyor musunuz?
- Bir şeylerin zor dayatılması umulanı netice vermez. Özellikle de “ittifak” hakkında yapılan konuşmalar ile bir ittifakın sağlanması söz konusu olmaz ve “İnsanlar birbirleri ile boğuşurlar.”
Bu, Kuveyt’in Katar’la olan krizi çözme arabuluculuğunun yakında meyve verebileceğine dair bir işaret olabilir mi?
- Böyle olmasını umuyorum. Arabuluculuk gündüz ve gece arasında bitebilecek bir şey değil. Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın sabrına ve bilgeliğine güveniyorum. O bir devlet adamı ve çok iyi bir deneyime sahip.
Kişisel olarak sizden Katar krizine müdahale etmeniz ve tarafları birbirine yakınlaştıracak bir girişimde bulunmanız istendi mi?
- Hayır, böyle bir şey olmadı. Sadece uzun yıllar boyunca Mısır ve Arap diplomatik kariyerim nedeniyle beni başkalarıyla bir araya getiren kişisel arkadaşlıklarım çerçevesinde konuşuyorum. Bunun mutlak anlamda dikkat alınması gerekmiyor. Kimse benden resmi bir şekilde tavsiyede bulunmamı istemedi.
1990'lardan bu yana aktif Katar politikalarıyla ilgili soru işaretleri var. Katar’ın jeostratejik nedenlerle bölgedeki dizginleri ele alması pek mümkün değil.

Musa ve Faysal (Sayın Amr Musa’nın arşivinden)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ile pek çok kez ortak görevlerde bulundunuz. Aklınıza gelen pozisyonlarınızdan bahseder misiniz?
- Prens Suud, diplomasi dünyasında en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Diplomatik kariyerimin ilk yıllarından itibaren kendisinden etkilendim. Kendisi o sıra Suudi Arabistan Dışişleri Bakanıydı. Hindistan’da Mısır Büyükelçisi olarak görev yaptıktan sonra Mısır’ın Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi olarak görev yaptım. Sonrasında ise Arap Birliği Genel Sekreterliği görevine getirildim. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Mısır Dışişleri Bakanı olarak görev yaptım. Faysal’ın aklı, dengesi, insani ve diplomatik ilişkilerdeki zarafeti, ayrıca diplomatik zekâsı ve Arap ve uluslararası diplomasi dünyasındaki uzun tecrübesi beni etkiledi. Kelimenin tam anlamıyla ortak ve arkadaş olduk.

Musa ve Faysal, Arap Birliği toplantılarının birinde görünüyor (Sayın Amr Musa’nın arşivinden)
Bu uzun yıllar boyunca bazı açılardan anlaşmazlık yaşadığınız oldu mu?
- Arap siyasi ve diplomatik çalışmalarında,  Tiran ve Sanafir krizinde bile birlikte geçirdiğimiz 20 yıl boyunca herhangi bir anlaşmazlık yaşadığımızı hatırlamıyorum. 1990'ların sonlarında Tiran ve Sanafir krizi hakkında bir telefon görüşmesi yaptık. Diğer şeylerin yanı sıra bana, “Gel Tiran ve Sanafir meselesini görüşelim” dedi. Prense neden şimdi bu kapıyı açtığımızı sordum. Bana, “Kurtuluştur!” dedi. Filistin meselesi gibi çok ciddi meseleler hakkında da görüşmelerde bulunduk. 2005-2011 yılları arasında Arap Birliği Genel Sekreteri olarak görevimi sürdürdüğüm sırada, Arap Birliği Bakanlar Konseyi, İsrail ile Filistin arasındaki müzakerelere ilişkin girişimlerde ipi eline almıştı. Konseyin görüşü, müzakerelerin “daha fazla zaman harcamak olduğu” yönündeydi. Prens Suud'un varlığı ve desteği olmasaydı, müzakere sürecine ilişkin veto verdiğimiz o kolektif pozisyonu elde edemezdik. 2002’de Beyrut Zirvesi’nde Kral Abdullah’ın başlattığı Arap barış girişimi üzerindeki önemli rolünü unutmamız mümkün değil. Onun başlıca rolü, bu girişiminin kolektif olarak kabulünü sağlamaktı ve destek vermekte isteksiz olan Suriye'yi ikna etmekti.
Faysal'ın diplomasisinin, Kuveyt’i Irak işgalinden kurtarmak için gerçekleştirilen ilk Körfez Savaşı döneminde önerdiği şeylere ilişkin neler hatırlıyorsunuz?
- O zamanlar BM’deki Mısır delegasyonunun başkanıydım. Prens Suud El Faysal'ı ve Suudi Dışişleri Bakanı olarak hareketlerini takip ediyordum. Arap pozisyonunu Kuveyt’in kurtuluşuna doğru harekete geçirmede çok önemli bir rol oynadı. Özellikle o sıra Birinci Körfez Savaşı karşısındaki Arap tutumunda bir bölünme söz konusuydu.
Prens Suud, diplomasi dünyasındaki en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Diplomatik kariyerimin ilk yıllarından itibaren kendisinden etkilendim.
El Faysal Irak'ta önemli bir rol oynamasına rağmen, (Irak'ın o zaman Dışişleri Bakanı Tarık Aziz, Faysal'ın diplomasisini ülkesini Irak-İran savaşında desteklemek için kullandı) dünün müttefikleri neden bugün düşman oldu?
- Faysal, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı aldığı ve 8 yıl boyunca devam eden diplomatik abluka kararında önemli bir rol oynadı. Bununla Irak'a karşı savaşı durdurması ve uluslararası kararlara uyması amaçlanıyordu. O zamanlar, Mısır ve Suudi Arabistan arasında Irak-İran savaşı konusunda bir tür görüş birliği olduğunu belirtmek gerekir. Önemli bir Arap devletini korumak gibi ortak bir karar mevcuttu. Bu gibi durumlarda, yalnızca Mısır-Suudi ittifakı ile meselenin üstesinden gelinebilir. Çünkü her iki ülkenin de Arap bölgesinde ve uluslararası alanda büyük bir ağırlığı var.

Musa ve Kofi Annan (Sayın Amr Musa’nın arşivinden)
2002’de, Irak’ın ABD saldırılarına maruz kalmasının önüne geçmeye çalışan mevcut Arap diplomatik hareketi hakkında ünlü bir ifadeniz vardı: “Ellerimiz bağlı durmayacağız.” Ama olanlar bunun tam aksiydi? Neler oldu?
- İfade böyle değildi, fakat Irak savaşı Ortadoğu’da cehennemin kapılarını açacaktı. Öyle de oldu. Dışişleri Bakanı görevinden Arap Birliği Genel Sekreterliği görevine geldiğim dönemde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile uzun süreli bir arkadaşlığım oldu. Ona, “Arap Birliği Genel Sekreteri olarak 22 ülkeyi ziyaret edeceğim. Son ziyaretimi Irak’a gerçekleştireceğim ki, böylece Irak’a gönderdiğiniz mesaj hususunda bir anlayışa varalım” dedim. Öyle de oldu. Ziyaretlerime Tunus’la başladım ve sonrasında Mağrip ve Maşrık ülkelerine gittim Irak’a ulaşmadan önce New York'ta Annan'ı ziyaret ettim. Annan’a, “Sizden Saddam’a uluslararası gözlemciler ve nükleer silahlar konusunda bir mesaj ileteceğimi düşünüyorum” dedim.
Nitekim bu mesaj, 19 Ocak 2002'de Annan tarafından Irak eski Cumhurbaşkanı’na iletildi. Saddam Hüseyin’e, “Sayın Başkan, nükleer güç ve gözlemciler konusu, BM ile olan anlaşmazlığınızın temelidir. Dikkat edilmesi gereken bunlardır. Nükleer bir projeniz var mı?” diye sordum. Bana böyle bir projesinin olmadığını söyledi. Cevabı peş peşe iki kez daha sordum ve her seferinde “hayır” cevabı aldım. Öyle ki, bu toplantıda benimle birlikte olan Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Ahmed bin Helli, şakayla karşılık olarak bana neden soruyu iki kez sorduğumu sordu ve “Bizi kaybetmek mi istiyorsun?” dedi. Bende ona, “Sayın Büyükelçi, Irak’ın durumunun çok hassas olmasından dolayı bunu vurgulamam lazımdı” dedim.
Sonra Saddam Hüseyin’e, “Öyleyse neden uluslararası gözlemcilerin gelmesini reddediyorsun?” diye sordum. O da bana, “Çünkü hepsi CIA'den” diyerek cevap verdi. Ona, “BM ile gerçekleştireceğiniz müzakereler ile bunu teyit etme fırsatınız olsa bile mi?” diye sordum.  Bana, “Umurumda değil” dedi. Toplantıdan sonra Arap Zirvesi Başkanı olması dolayısıyla Ürdün Kralı 2. Abdullah ile görüşmeye gittim ve ona olanları anlattım. Daha sonra görüşmenin detaylarını kendisine anlatmak için Kofi Annan'la bir araya geldim. Bana, “Bu önemli bir söz. ABD’lilerle istişare etmemiz gerekiyor” dedi. Aynı şekilde olanları anlatmak için ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile de bir araya geldim, fakat Powell'ın tepkisi şaşkınlık vericiydi. Bana, “Saddam Hüseyin seninle ve Kofi Annan'la dalga geçmiş. Saddam'ın nükleer silahları var” dedi. Buna rağmen, BM ve Saddam Hüseyin arasında başarılı müzakereler gerçekleşti. Ne yazık ki, savaş kararı alındı. Mesele, zaman meselesiydi. Olan oldu.
Ancak eski ABD Başkanı George W. Bush, savaş kararının yanlış bilgilere dayandığını açıklaması, Irak'ın işgalinden yıllar sonra geldi!
- Her şey bitmişti. Eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Güvenlik Konseyi huzurunda, nükleer füzelerle dolu olduğunu söylediği araçların resimlerini gösterdiği anı hiç unutmam. Powell, nükleer silah tehdidinden bahsetmiş ve Saddam Hüseyin’i bundan caydıracak bir karar çıkarılmasını istediklerini dile getirmişti.
Faysal, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı aldığı ve 8 yıl boyunca devam eden diplomatik abluka kararında önemli bir rol oynadı.
Ölüm tehdidi
Biri Lübnan’da diğeri Irak’ta olmak üzere iki suikast girişimine maruz kaldığınız doğru mu?
- Bunu birçok kez duydum. Fakat gerçek şu ki, genel itibariyle ehemmiyet vermediğim çok fazla tehdit aldım, ancak bunlar suikast derecesine ulaşmadı. Çevremdeki korumalarım oldukça sıkıydı. Tehditlerin çoğunu Irak'ta, özellikle zor güvenlik zamanlarında seyahat etmeye kararlı olduğum dönemde aldım. Korumam çok güçlüydü ve Kürt Peşmerge kuvvetlerindendi.
Musa yarın yayınlanacak olan röportajın son bölümünde, üzerinden 8 yıl geçen Arap Baharı’nın ayrıntılarına ilişkin açıklamalarda bulunacak. Neden bazılarının söylediği “komplo terimi” reddediliyor? Sudan bölünürken neden Irak'ı bölme girişimi başarısız oldu? Neden Trump'ın bölgeye yönelik politikasını cevaplardan daha ziyade sorular barındırmakla nitelendirdi?
Musa, Arap Birliği Genel Sekreteri olarak görev yaptığı sırada, NATO’nun Libya’yı vurmasına yardım ettiği suçlamalarına ilk kez yanıt veriyor. Kaddafi neden Suudi Arabistan'ı bölme planı yaptı? Ümmü Gülsüm’ün “Gözyaşlarını isyan etmiş görüyorum” şarkısının sırrı neydi?
RÖPORTAJIN İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ
RÖPORTAJIN SON BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ



Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.


Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
TT

Barzani’nin Suriye’deki arabuluculuğu, PKK’yı dışta tutmaya bağlı

Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)
Suriye Demokratik Güçleri unsurları Hasake’de askeri araçlar üzerinde zafer işaretleri yapıyor (AP)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuzeydoğu Suriye’de tırmanmayı önlemeye yönelik arabuluculuk faaliyetlerini sürdürerek kalıcı bir çözüm için çalışmalar yürütüyor. Ancak sürecin ilerlemesi, Ankara ve Şam’ın PKK’nın olası etkilerinin ortadan kaldırılacağı konusunda ikna edilmesine bağlı.

SDG bölgelerini kaybetti

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın başlattığı ve Türkiye’nin güçlü destek verdiği askeri operasyonlar sonucunda kontrolündeki bazı bölgeleri kaybetti. Şam Suriye’nin tüm topraklarında kontrolü sağlamak isterken, Kürtler hükümette “adil temsil” talep ediyor.

efd
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Mart 2025’te Şam’da Suriye Demokratik Güçleri lideri Mazlum Kobani ile el sıkışıyor (SANA)

Türkiye’nin SDG’ye yönelik müdahalede bulunmasının temel nedeni, Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasının ileride ayrılıkçılığa zemin hazırlayabileceği endişesi. Ankara, Kürt bölgeleri Suriye ordusuna entegre edilmezse sınırda askeri operasyon tehdidini defalarca dile getirdi.

Çözümün parçası

Erbil’deki bazı politikacılar, “Türkiye ile iyi komşuluk ilişkilerini koruyan ve Suriye’deki tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan” bir çözümü destekliyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan IKBY hükümet danışmanı Cewhar Faiq, Kürtlerin 1991’den bu yana bölge istikrarının bir unsuru olduğunu vurgulayarak, “Kürtler çözümün ve bölgede istikrarın bir parçası olmaya devam edecek” dedi.

Faiq, Kürtlerin vizyonunun yeni demokratik, anayasal bir Suriye; etnik ve dini grupların haklarını garanti altına alan, aynı zamanda Türkiye ve diğer bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkilerini gözeten ve dış müdahaleye kapalı bir sistem olduğunu belirtti.

rgtyhu
Mesut Barzani ve yanında Mazlum Kobani, Erbil’de ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Kürdistan Demokrat Partisi)

Erbil, Suriye’deki taraflarla, özerk yönetim bölgelerinden Şam yönetimine ve Amerikalılara kadar temaslarını sürdürüyor. Faiq, bu temasların amacının “kalıcı bir çözüme ulaşmak” olduğunu ifade etti. Son haftalarda Mesut Barzani, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ABD özel temsilcisi Tom Barrack ve SDG lideri Mazlum Abdi ile görüşmeler yaparak diyalog ve ortak anlayış yoluyla sivil barışı güçlendirmeye çalıştı. Faiq, “Askeri çözüm, Suriye’deki bileşenlere ve devlete zarar verir; DEAŞ’ın yeniden toparlanma ihtimalini artırır” dedi.

Anlaşmazlıkta engel PKK

PKK, yürütülen müzakerelerde önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Abdulselam Berwari, “Erbil’in çabaları devam ediyor, gerilimi önlemeye çalışıyor. Ancak Türkiye, Suriye Kürtleri konusunu yıllarca silahlı mücadele yürüttüğü PKK perspektifinden değerlendiriyor” dedi.

Türkiye, PKK ile barış süreci başlattı ancak silahsızlanma şartı koştu. Kuzey Suriye’deki çatışmalar, taraflar arasındaki müzakereleri tehlikeye atıyor. Erbil, Ankara’nın endişelerini anlıyor ve Kürt meselesiyle ilgili yanlış anlamaları düzeltmeye çalışıyor.

Berwari, “Kürt halkının hakları, PKK’nın kuruluşundan çok önceye dayanıyor. Kürt meselesi çözülürse, tırmanma bahanesi ortadan kalkar” dedi.

Berwari, Erbil’in Ankara ile ilişkilerini iyi olarak nitelendirerek, “Erbil, Türkiye ve uluslararası toplumla birlikte Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki sorunu çözmeye çalışıyor; bu öncelikli hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Arabuluculuk yavaş ilerliyor

Kürdistan Birliği Partisi yetkilisi Soran Davudi, “Irak Kürdistan Bölgesi, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında kontrollü bir çerçevede resmi olmayan bir arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor” dedi.

Davudi, Erbil’in rolü, büyük ölçüde Ankara ile sağlanan siyasi ve ekonomik bağlantılar ve PKK etkisinden bağımsız Suriye Kürtleriyle yürütülen tarihî temas kanallarına dayandığını belirtti.

dfrgt
Polis güçleri, Türkiye’nin güneydoğusundaki Mardin’de Nusaybin kapısından Kamışlı’ya geçmeye çalışan ve SDG’yi destekleyen Kürtleri dağıtmak için su sıkıyor (AP)

Davudi, “Erbil ile etkili Kürt liderler arasında resmi olmayan, temaslar sürüyor; ancak Türkiye’nin YPG’ye (Demokratik Birlik Partisi’nin silahlı kanadı ve SDG’nin ana birleşeni) bakışı, PKK’nın uzantısı olarak görülmesi büyük bir engel oluşturuyor” dedi. Ayrıca, Suriye Kürtleri arasında SDG ile Kürt Ulusal Konseyi arasındaki bölünmenin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti.

Erbil’in diyaloğu sürdürme çabalarına rağmen Davudi, arabuluculuğun etkisinin hâlâ sınırlı ve yavaş ilerlediğini belirtti. Öte yandan, krizle ilgili kilit isimlerin sık sık Erbil’e gelmesi, şehrin Şam, Ankara, Kürt tarafları ve Washington arasında gerçek anlaşmalar için uygun bir sahne olabileceği yönünde iyimserlik yaratıyor.


İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Ürdün'den sızdığına inanılan şüphelileri arıyor

Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)
Hebron'daki İsrail askerleri (Reuters)

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Ürdün'den sızdığına inanılan kimliği belirsiz şüphelileri bulmak için geniş çaplı aramalar yapıldığını bildirdi.

Baran kasabası yakınlarında Ürdün'den İsrail topraklarına bir sızma tespit ettiğini açıklayan orduya göre birkaç şüpheli sınırı geçerek İsrail'e girdi.

Yetkililer, şüphelileri bulmak için bölgede kapsamlı arama operasyonları yürütüldüğünü ve yolların kapatıldığını belirttiler. Baran'da da sirenler çalınarak, sakinlere bir sonraki duyuruya kadar evlerinde kalmaları uyarısı yapıldı.