​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
TT

​Pompeo’dan İran'ın tehditlerine karşı Varşova Konferansı’ndan çağrı

Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)
Varşova'da gerçekleştirilen Ortadoğu konferansından bir kare (AP)

Ortadoğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Destekleme Konferansı dün sona erdi.
ABD ve Polonya, konferans sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, Ortadoğu’da istikrarın sağlanması için böyle bir konferansın gerçekleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran'ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varılması için işbirliği yapılması çağrısında bulundu ve bu tehditlerin Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını, bilakis Avrupa’ya ve Batı’ya da yöneleceğini söyledi. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz ise yaptığı konuşmada, İran'ın Suriye'ye müdahalelerinin bölgeyi olumsuz etkilediğini söyledi.
“İran, Hizbullah ve terörizm Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor”
Varşova Konferansı’nın krizlerin üstesinden gelinmesi için gerçekleştirildiğini dile getiren Pompeo, “İran, Hizbullah ve terörizmin yayılması Ortadoğu için büyük bir tehdit oluşturuyor. Ortadoğu'daki barış çalışmalarına devam edeceğiz. Daha fazla yaptırım ve daha fazla baskı istiyoruz. Böylece İran'daki diktatörlerin devamlılığının önüne geçebiliriz” açıklamasında bulundu. Ayrıca bölgedeki İran saldırganlığının gerçek bir tehlike olduğuna dikkat çeken Pompeo, “Konferansta İran’ı savunan hiçbir ülke yok. İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştıran rolü konusunda hepimiz hemfikiriz” dedi. Pompeo, İran rolüne atıfta bulunmadan bölgedeki sorunlardan bahsetmenin zor olduğuna dikkat çekerek, İran’ın tehditleri konusunda küresel bir anlaşmaya varmak için işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve Washington’un İran'a daha fazla yaptırım uygulama konusunda haklı olduğunu söyledi.
Öte yandan Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, Ortadoğu'daki sorunların karmaşık olduğuna ve Avrupa Birliği’nin (AB) tek başına bunların üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekerek, “İran'ın olumsuz bir etkisi var. Tartışmalarımızda bunu göz ardı etmedik” dedi.
Konferansa yaklaşık 60 ülke katıldı, fakat katılımın Avrupa ayağı düşüktü. ABD yetkilileri, İran'ın eylemlerini tehdit olarak gören Arap devletleri ve İsrail gibi farklı tarafların bölgede bulunmasının önemini vurguladılar.
Pence’den Avrupa ülkelerine suçlama
Konferansın oturum aralarında açıklamalarda bulunan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, İran dosyasıyla ilgili olarak Amerikan ve Avrupa tarafları arasındaki farklara ışık tuttu. ABD yetkilisi, Avrupalıları, ‘İran rejimine yönelik yaptırımları, mali işlemler için bir mekanizma kurarak atlatmaya çalışmakla’ suçladı. Bu davranışların hoş olmadığına dikkat çeken Pence, bu davranışların taraflar arasındaki ilişkilerde birtakım sonuçları olabileceğini söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, konuşmasının devamında, Trump'ın iki yıl önce başkanlık koltuğuna oturmasında sonra ilk dış ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiğine ve Arap-İslam-Amerikan Zirvesi’ne katıldığına atıfta bulunarak, barışın sağlanması için konferansa katılan bütün ülkeler ile çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Katılımcıların bölge için daha iyi bir gelecek inşa edilmesi hakkında konuştuğunu kaydeden Pence, “Şu anda toplantılar yapılıyor. Çünkü radikal İslami terörizm gibi ortak bir sorunla karşı karşıyayız. Terörizm yalnızca Amerika'ya değil bölgedeki tüm ülkelere yönelik bir tehdit oluşturuyor. Başkan Trump yönetimi, bu radikal tehdide karşı koyma konusunda adımlar attı ve DEAŞ örgütü ile kendini gösteren bu tehdidin ortadan kaldırılması hususunda esas katkılarda bulundu. ABD, kendi vatandaşlarının güvenliğini önceliyor. Fakat Amerika’nın öncelenmesi, yalnız Amerika demek değildir. Washington, aşırılıkçılığa karşı uluslararası bir koalisyon oluşturmak için çalışıyor.”
Başbakan Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Umman'ı ziyareti ve Papa Franciscus'un bu yıl BAE'ye yaptığı ziyaret gibi bölgedeki ‘değişim rüzgarlarına’ değinen Pence, “Bu tarihi konferans yeni bir dönemin başladığının kanıtıdır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“DEAŞ hilafeti kısa bir süre sonra sona erecek ve Trump’ın açıklamasına göre yakın zamanda bölgedeki ABD birlikleri geri çekilecek. Bu, taktiklerdeki bir değişikliktir, görevde değil. Toprakları DEAŞ’ın elinden geri almamız yeterli değil. Ortaklarımızla çalışmaya hazırız. DEAŞ katıntıları her nerede olursa olsun takip edeceğiz.”
ABD'nin Suriye'deki yeni bir kimyasal saldırıya yanıt verme konusundaki kararlılığını dile getiren Pence, ülkesinin İngiltere ve Fransa ile birlikte, Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin gerçekleştirdiği kimyasal bir saldırıya yanıt verdiğini hatırlatarak, rejim tarafından gerçekleştirilecek benzer bir saldırıya aynı şekilde yanıt vermeye hazır olduklarını söyledi.
“Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor”
Sonra, İran rejiminin bölgenin geleceği ve Ortadoğu’daki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu dile getirerek İran hakkında konuşmaya başlayan Pence, “Tahran rejimi terörizmi desteklemeye devam ediyor, Suriye ve Yemen'e müdahale ediyor, Hizbullah'ı destekliyor ve Amerikalı rehineleri elinde tutuyor” dedi. İran’ı Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için Irak ve Suriye’de birer koridor açmakla itham eden Pence, savaşçıları ile Esed rejiminin düşmesini engellemeye çalıştığını ve Lübnan Hizbullahı’na roketler gönderdiğini söyledi.
Pence, 1979 yılında Şah’ın devrilmesinin ardından geçen 40 yıl boyunca başarısızlık ve terörün İran’da hüküm sürdüğünü dile getirerek, yapılan nükleer anlaşmanın İran’ı caydırmadığını, bilakis bölgedeki müdahalelerini daha da arttırdığını söyledi. Başkan Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiğini, İran rejimine yaptırımlar uyguladığını ve İran'ın eylemlerine itiraz eden diğer ülkelerin de bu yaptırımları desteklediğini dile getiren Pence, “Maalesef, en yakın Avrupalı arkadaşlarımızdan bazıları bu yaptırımları ihlal etti ve onları atlatmaya çalıştı. Fransa, İngiltere ve Almanya kurdukları finansal işlemler mekanizması ile bu yaptırımların üstesinden gelmeye çalıştılar. Bu hamle, ABD ile Avrupa’nın aralarının açılmasına sebep olacaktır” dedi.
“Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi”
İran'ın teknik olarak uygulayıp uygulamamasının değil, nükleer anlaşmanın kendisinin bir sorun olduğunu dile getiren Pence, “Avrupalıların bizlerin ve İran halkının yanında olma zamanı geldi. Artık anlaşmadan çekilmeliler. Bu fırsatı görmezden gelemeyiz” dedi.
Ortadoğu’daki barış süreci hakkında konuşan Pence, “Başkan Trump, üç İbrahimî din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın tabilerinin barış içinde birlikte yaşamalarını istiyor” ifadesini kullandı.
Öte yandan Varşova Konferansı’na katılan Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi Prens Halid bin Selman, önceki gün Twitter hesabı üzerinden yapmış olduğu paylaşımlarda, “Molla rejimi 40 yıl önce iktidarı ele geçirdi. İran halkının yaşam standartları bu süre içerisinde ciddi bir düşüne tanık oldu. Bu rejim, bölgedeki terörizm, radikalizm, mezhepçilik ve istikrarsızlığı desteklemek için halkının parasını israf etmeye devam ediyor. Dost İran halkı, bölgede bölücülük ve terör fitnelerini yaymak için servetini ve parasını israf etmek yerine halkına özen gösteren bir yönetimi hak ediyor. İran rejimi halen Arapları dize getirmeye çalışmak gibi asla gerçekleşmeyecek bir yanılsama içinde. Ayrımcı söylemleri kendisini açığa çıkarıyor, Bu rejimin boş hayalleri 40 yıl sonra artık kimseyi kandıramıyor” açıklamasında bulundu.
İran rejiminin yayılımcı hayallerine hâlâ bağlı olduğuna dikkat çeken Prens Halid bin Selman, “İran rejiminin lideri, devrimlerinin 40’ıncı yıl dönümü konuşmasında Basra Körfezi'ndeki Arap topraklarının kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ederek, bu bölgeyi güney İran olarak adlandırdı. Böylece yayılımcı niyetlerini ortaya koydu” ifadelerini kulandı.
Konferansın açılışı
Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz, sabah saatlerinde kullandığı şu ifadeler ile konferansın açılışını yaptı;

“Bölgedeki barış ve güvenlik sorununa yeni bir ivme kazandırmanın zamanı geldi. Mülteci krizleri, ekonomik krizler ve bazı durumlarda devlet kurulması gibi krizlerin bölgede olumsuz etkiler oldu. Ortadoğu’nun istikrarını güvence altına almak, devam eden krizlere son vermek, kültürlerarası birliği teşvik etmek ve kapsayıcı toplumlar inşa etmek gibi durumlar, büyük zorluklar ile karşı karşıya. Uluslararası toplumun istikrarı ve sürdürülebilir barışı korumak için bu çabaları aktif olarak desteklemesi önemlidir.”
Czaputowicz açılış konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ortadoğu'daki çatışmaların birçok kaynağı var. Bunlardan bazıları, bazı liderlerin her ne pahasına olursa olsun gücü ellerinde tutmak istemesi, dini köktencilik ve hoşgörüsüzlüktür. Ayrıca güç dengesizlikleri, coğrafi ayrılıklar veya dış kuvvetlerin müdahalesi de çatışmaya sebep olan unsurlar arasında yer alabilir. ABD ve AB’nin İran’ın bölgede oynayacağı rol konusunda paylaştıkları bir inançları var. Ancak İran'ın nükleer programının olası sonuçları ve bu ülkenin bölgede oynadığı istikrarsızlaştırıcı rolü konusunda endişeliyiz. İran'ın tahammül edilemez davranışlarını şiddetle kınıyoruz. Aramızda araçlar bakımından farklılıklar olabilir. AB, İran'ın nükleer programının barışçıl doğasını korumanın, bir ortak eylem planını gerektirdiğine inanıyor. ABD bu anlaşmadan çekildi ve İran’a yaptırımlar uyguladı. Bugün Ortadoğu’nun karşılaştığı zorlukları hatırlatan bölge temsilcilerini dinleme fırsatına sahibiz.”
Konferans dahilinde gerçekleştirilecek görüşmelerde herhangi bir ülkenin veya konunun görüşmelerin seyrine hakim olmayacağını dile getiren ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise şunları söyledi:
“Konferans, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin başkanlığını yapacağı Yemen hakkında bir tartışma ile başlayacak. Daha sonra Suriye'deki idarenin sonraki adımlarını ve değişmeyen stratejik hedeflerimize ulaşmak için çabalarımızı sürdürme taahhüdümü gözden geçireceğiz. Sonrasında Başkanı Trump'ın danışmanı Jared Kushner, ABD yönetiminin İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir barışı sağlama çabalarını tartışacak. Tüm bu konular hakkında soru sorma ve yorum yapma fırsatı da olacak. Sonrasında ise ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Polonya Başbakanı ve 7 Dışişleri Bakanı ilgili konular hakkındaki değerlendirmelerini bizimle paylaşacak. Daha sonra bir grup devletle, mültecilerin ve insani zorlukların ele alındığı bir öğle yemeği tertip edilecek. Bunun ardından füze geliştirme ve bunları yayma, siber tehditlerle mücadele, terörizm ve yasadışı fon sağlamak ile mücadele konulu bir dizi çalışma oturumu düzenlenecek.”
Pompeo sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün çok önemli görüşmelerde bulunacağız, ancak konferans sona ermeyecek. Çalışmamız gerekiyor. Suriye ve Yemen, silahların yayılması, barış süreci, terörizm, İran, siber güvenlik ve insani krizler gibi meseleler tek başına üstesinden gelinecek sorunlar değil. Güvenliği sağlamak için birlikte çalışmalıyız. Hiçbir ülke bunun dışında kalamaz. ABD, Ortadoğu’daki güvenlik sorunlarına yönelik çabalara liderlik etmeye devam edecek. Bölge için iyi bir güç olmaya devam edeceğiz. Bugün gerçekleştirilen konferans bunun kanıtıdır.”
Pompeo, sabah saatlerinde, konferansı ‘istisnai’ olarak nitelendiren Netanyahu ile ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu konferans ile ilgili "tarihsel bir dönüm noktası" değerlendirmesinde bulunduktan sonra şunları söyledi:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve onu güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz”
“İran’la yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlayamayız” diyen Pompeo ise İran’ın eylemleri de dahil olmak üzere istikrarsızlaştırıcı eylemleri ele almaya yönelik ortak çabalara duyulan ihtiyaçtan söz ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Basitçe ifade etmek gerekirse, İran ile yüzleşmeden bunları gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Lübnan’da Yemen’de Suriye’de Irak’ta yıkıcı etkilerde bulunuyorlar. Buralarda Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gerçek tehditler var. İran’a karşı harekete geçmeden Ortadoğu’da barış sağlayamayız.”



Trump'ın Barış Kurulu kendi kendine dokunulmazlık vermeye çalışıyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Trump'ın Barış Kurulu kendi kendine dokunulmazlık vermeye çalışıyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)

Barış Kurulu, Gazze'deki projelerle ilgili ilerleme kaydedemediği gerekçesiyle eleştirilirken Guardian, ABD Başkanı Donald Trump'ın kurduğu bu yapı hakkında dikkat çeken bir haber yayımladı.

Birleşik Krallık merkezli gazete, kurulun hazırladığı "hassas ama gizli olmayan" 4 sayfalık taslağın detaylarını dünyaya duyurdu. 

Buna göre Gazze'de yürüttükleri faaliyetler nedeniyle Barış Kurulu, Yürütme Kurulu, Yüksek Temsilcilik Ofisi üyelerinin bölgede yargılanmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Yeniden inşa sürecinde Gazze'yi geçici olarak yönetecek Filistinli teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, bölgede güvenliği sağlamaktan sorumlu Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) ve yabancı müteahhitlerin de aynı koruyucu şemsiye altına alınması planlanıyor.

Gazze'deki kamu mallarına "bilabedel" el konmasının yasal altyapısı da hazırlanıyor. 

Bu ay hazırlanan taslağa göre Barış Kurulu Başkanı Trump, üyelerin çoğunluğunun onayını alarak bir kişinin yasal dokunulmazlığını kaldırma yetkisine sahip olacak.

Guardian, "Belgenin, Barış Kurulu ve ona bağlı kuruluşları Gazze'de açılması muhtemel davalarla birlikte uluslararası mahkemelerde yargılanmaktan da muaf tutmayı amaçlayıp amaçlamadığı net değil" dedi. 

Barış Kurulu'nun faaliyetleri, Gazze'de Filistinlilere soykırım uygulamakla suçlanan İsrail'in bölgedeki hukuka aykırı işgalini güçlendirdiği iddiasıyla uluslararası hukuka aykırı görülebilir.

Kuruldan gazeteye yapılan açıklamada "Bu sürecin hukuksuzluk veya cezasızlık ortamı oluşturmak için tasarlandığı yönündeki iddialar yanlış ve yanıltıcıdır" ifadesi kullanıldı.  

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve Uluslararası İstikrar Gücü'nün görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.

Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.

Bunun üzerinden çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.

BM ve diğer yardım kuruluşlarının tahminlerine göre Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için en az 70 milyar dolara ihtiyaç var.

Barış Kurulu, toplamda 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi ve neredeyse hiçbiri harcanmadı.

Independent Türkçe, The Guardian, The Cradle


Trump göç karşıtlarını kızdırdı

Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
TT

Trump göç karşıtlarını kızdırdı

Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)

Göçe karşı son dönemlerin en sert mücadelesini verdiğini savunan Donald Trump yönetimi, mandıra lobisinin yıllardır sürdürdüğü agresif kampanyaya boyun eğdi. 

Göçmenlerin Amerikan çiftliklerinde çalışmasını sağlayacak yeni bir yasal yol açıldı. H-2A geçici çalışma vizesi programına mandıracılık sektörü de dahil edildi. 

Washington Post'un haberine göre, Trump'ın 5 Haziran'da Wisconsin eyaletine bağlı Chippewa Falls'daki bir çiftliğe yaptığı ziyaret sırasında bu müjdeyi mandıracılara vermesi bekleniyordu. 

Ancak bu değişikliği ABD Tarım Bakanlığı perşembe günü bir basın bildirisiyle açıkladı. 

Amerikan gazetesi, ABD Başkanı'nın göçe karşı çıkan destekçilerini kızdırmamak için bu yola gidildiğini bildiriyor. 

Adının gizli tutulmasını isteyen bir sektör yetkilisi, "MAGA tabanından gelecek tepkiden çekindiler, bu nedenle yalnızca gümrük tarifeleri ve diğer meselelerden söz etmekle yetindiler" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly de yaptığı açıklamada bu hassasiyeti yansıttı: 

Bu adım, yalnızca yürürlükteki yasaları açıklığa kavuşturmakta ve mandıralarda çalışan işçilerin tarım sektöründeki diğer çalışanlarla aynı muameleyi görmesini sağlamaktadır. Başkan, çiftçilerimizi desteklemeyi sürdürürken, kendisini bu göreve getiren seçmenlere verdiği söz doğrultusunda göç yasalarını uygulamaya ve suç işlemiş yasadışı göçmenleri sınır dışı etmeye de devam edecektir.

Göç karşıtları, yabancı işçilerin Amerikalıları işsiz bıraktığını ve onların girdiği sektörlerde maaşların düştüğünü söylüyor. 

İşgücü sıkıntısını bu yolla giderebileceklerini vurgulayan mandıracılar ise bu değişikliği büyük bir memnuniyetle karşılıyor.

Mazot ve gübre fiyatlarının artması ve gümrük vergilerindeki değişimlerin, özellikle çiftçiler ve kendilerini mağdur ettiğini söylüyorlar.

1987'de başlatılan misafir tarım işçisi programı kapsamına mandıralar daha önce hiç alınmamıştı. 

Independent Türkçe, Washington Post, AP


İran ve ABD karşılıklı saldırılarla gerilimi tırmandırıyor

27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
TT

İran ve ABD karşılıklı saldırılarla gerilimi tırmandırıyor

27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)

İran ile ABD, yaklaşık iki hafta önce dört aydır süren savaşı sona erdirmek amacıyla imzaladıkları geçici anlaşmayı karşılıklı olarak ihlal etmekle suçlarken, Körfez'deki saldırılarını da sürdürdü.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Washington'ın gerekirse "işi askeri olarak tamamlayabileceği" uyarısında bulunmasının ardından İran, pazar günü erken saatlerde Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerine füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenledi. Böylece son günlerde giderek tırmanan saldırı dalgası devam etti.

ABD ordusu ise, dünyanın en önemli enerji nakliye güzergâhlarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda bir tankerin vurulmasının ardından İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran, çatışmaların büyük bölümünde boğazdaki deniz trafiğini önemli ölçüde kısıtlamıştı.

ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı çatışmaları durdurmayı amaçlayan 14 maddelik ABD-İran geçici anlaşması, çatışmaların sona erdirilmesini, Hürmüz Boğazı'nın yeniden deniz taşımacılığına açılmasını ve İran'ın nükleer programı gibi daha kapsamlı sorunlara ilişkin müzakerelerin başlatılmasını öngörüyordu.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın katılımıyla İsviçre'de bir hafta önce arabuluculuk eşliğinde ilk müzakere turu gerçekleştirildi. Washington ayrıca Tahran'a yönelik yaptırımları kaldırma kararı aldı. Ancak buna rağmen çatışmalar ve tarafların karşılıklı suçlamaları yeniden başladı ve daha da şiddetlendi.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Makul davranmayı sürdüremeyeceğimiz ve çok başarılı şekilde başlattığımız işi askeri olarak tamamlamak zorunda kalacağımız bir nokta gelebilir. Eğer bu olursa, İran İslam Cumhuriyeti artık var olmayacak" ifadelerini kullandı.

Trump'ın paylaşımından yaklaşık bir saat sonra Kuveyt ordusu, hava savunma sistemlerinin "düşmanca" füze ve İHA saldırılarına karşı devreye girdiğini açıkladı. Bahreyn İçişleri Bakanlığı da ülkede sirenlerin çaldığını duyurdu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), cumartesi günü Panama bayraklı bir petrol tankerinin İran'a ait bir İHA tarafından hedef alınmasının ardından İran'a yönelik yeni hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

CENTCOM açıklamasında, "İran'a ateşkes anlaşmasına uyma fırsatı verildi ancak bunu yapmamayı tercih etti" denilerek, saldırıların "ticari deniz taşımacılığına yönelik devam eden İran saldırganlığına doğrudan karşılık" niteliği taşıdığı belirtildi. Açıklamada hedef alınan noktaların İran'ın askeri gözetleme, haberleşme, hava savunma, İHA depolama ve deniz mayını döşeme tesisleri olduğu kaydedildi.

İran devlet televizyonu IRIB ise ülkenin güneyindeki Sirik kentinde patlama sesleri duyulduğunu bildirdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada ise, "Amerika'nın Sirik'e yönelik kör saldırıları Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyetimizi sona erdiremez. Ancak kuralları ihlal edenlere yönelik atışlarımız, diğer gemilere güvenli geçiş güzergâhını hatırlatacaktır" ifadeleri kullanıldı.