Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
TT

Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)

Tunus'da dün gerçekleştirilen zirvede bir araya gelen Arap liderler, ülkelerine yönelik dış müdahaleler konusunda seslerini yükseltti. Filistin meselesinin Arap gündeminin öncelikleri arasında yer aldığını ve Golan’ın Araplara ait olduğunu dile getiren liderler, terörle mücadelenin ve safları birleştirmenin önemini vurguladı.
Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi, 30. Arap Birliği Zirvesi’ni kararlılık ve dayanışma zirvesi olarak isimlendirdi. Sibsi açılış oturumunda yaptığı konuşmada ortak Arap eylemindeki kusurların tespit edilmesi için bir Arap platformu oluşturulmasının gerekliliğine işaret ederek önceliğin yeniden düzenlenmeye verilmesi gerektiğini söyledi.
Zirve, dün sabah 13 Arap liderin katılımıyla başladı. Açılış, bir önceki zirveye başkanlık eden Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından yapıldı. Ardından Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi zirvenin başkanlığını devraldı.
Sibsi yaptığı açıklamada bölgedeki gerilimden kurtulmanın ertelenmesi mümkün olmayan acil bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek Filistin meselesinin ortak Arap eylemindeki önceliğinin vurgulanması gerektiğini vurguladı.
Sibsi, bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrarın sağlanmasının önemine dikkat çekti. Tunus lideri, Filistin meselesinin adil bir şekilde çözülmesi, uluslararası meşruiyet kararları, Arap Barışı Girişimi ve iki devletli çözüm ilkesi temelinde 1967 sınırları dahilinde ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulması ile uluslararası topluma bir mesaj gönderilmesi gerektiğini belirtti. Uluslararası toplumun tanıklığıyla Golan'ın işgal edilen bir Arap toprağı olduğunu dile getiren Sibsi, istikrar ve güvenliğin sağlanması için işgali sonlandırmaya yönelik çaba sarf edilmesi gerektiğini kaydetti.
Sibsi’nin ardından söz alan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, İran ve Türkiye başta olmak üzere Arapların bölgesel komşularının bölgeye müdahalelerinin krizlerin karmaşıklığını artırdığını, krizin uzamasına yol açtığınıi yeni krizler ve sorunlar yarattığını söyledi. Bütün bu müdahaleleri reddettiklerini dile getiren Ebu Gayt şu ifadeleri kullandı:
“Bölgesel güçlerin birtakım tarafları destekleme bahanesiyle Arap devletlerinin iç işlerine müdahale etmesi kabul edilemez. Bugün hiç olmadığı kadar kapsamlı bir Arap ulusal güvenlik konseptine ihtiyacımız var. Hepimiz aynı fikirdeyiz ve bunun için çalışıyoruz.”
Ebu Gayt konuşmasının devamında ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıyan kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Uluslararası kararlara göre Golan Tepeleri'nin Suriye toprağı olduğunu söyleyen Gayt, ABD'nin kararının tüm uluslararası kuralları ihlal ettiğini ve İsrail'in işgali kademeli olarak daha fazla Arap toprağı ele geçirme amacı güttüğünü vurguladı. İsrail'in işgalle Suriye'de veya Filistin'de birtakım kazanımlar elde etmeye çalıştığına dikkat çeken Ebu Gayt, ABD yönetiminin son zamanlardaki tutumunun İsrail işgalini cesaretlendirdiğini söyledi.
Uluslararası alandan destek açıklamaları
Tunus'un ev sahipliğinde başlayan 30. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nde konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres başta mülteci meselesi olmak üzere Araplar tarafından mevcut sorunlara yönelik gösterilen çabalara övgüde bulundu. Bu alandaki rollerini güçlendirmelerini umduğunu dile getirdi. Arap dünyasının birliğinin, Ortadoğu'da barış ve istikrarın temel şartı olduğunu dile getiren Guterres, Arap dünyasına birlik olma çağrısında bulundu.
Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözüme vurgu yapan Guterres, Filistin ve İsrail'in yan yana, barış ve istikrar içinde yaşayabilmesi için söz konusu çözümün uygulanması ve Kudüs'ün iki ülkenin başkenti olması gerektiğini, bu konuda ikinci bir seçeneğin bulunmadığını kaydetti. Gazze’de devam eden güvenlik durumuna dikkat çeken Guterres, BM Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı'nın (UNRWA) rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Guterres, yerinden edilen binlerce Suriyelinin insani sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getirerek Suriye'deki çözümün, Suriye halkının birliğini ve işgal altındaki Golan da dahil olmak üzere toprak bütünlüğünü sağlaması gerektiğini söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin de yaptığı açıklamada terörizmin günümüzün vebası olduğunu ve karşı konulması gerektiğini vurgulayarak İslam dininin şiddeti dışladığına dikkat çekti. Dinin korkunun bir aracı olarak ve kişisel amaçlar için kullanılmaması gerektiğini dile getiren el-Useymin, ülke ayrımı yapmaksızın tüm terörist eylemleri kınadıklarını yineledi.
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki, Arap Zirvesi ile Arap-Afrika Zirvesi arasındaki birlikteliği vurgulayarak tüm kaynakları ve potansiyelleri ile birlikte Afrika Birliği’nin ortak hedeflere ulaşmak için oldukça verimli olduğunu ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de bölgedeki krizleri çözmeye yönelik mevcut politikaları reddettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Zorla dayatılan çözümlerin sürdürülebilir olamayacağını ve kapsamlı olmayan bir çözümün başarılı olamayacağını kabul etmeliyiz. Suriye’deki durum  halen çözülmedi ve Libya’da bir devlet yok. Uluslararası toplumun Golan Tepeleri hakkındaki kararlarını görmezden gelmek bir çözüm değildir. Avrupa Birliği (AB), 1967’de işgal edilen bölgeler üzerindeki İsrail egemenliğini tanımayacak.”
Ürdün Kralı 2. Abdullah da Filistin sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunamadan bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanamayacağını söyledi. Filistin'in Arapların vicdanındaki öncelikli mesele olmaya devam ettiğini dile getiren Kral Abdullah “Filistin halkının Arap Barış Girişimi ve uluslararası kararlara dayanan iki devletli çözüm çerçevesinde başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurma özlemlerini karşılayan adil ve kalıcı bir çözüm bulunmadan bölgede güvenlik, istikrar ve refah olmayacak” ifadelerini kullandı.
Ürdün Kralı, Golan'ın uluslararası meşruiyet kararları uyarınca işgal altındaki Suriye toprağı olduğunu dile getirerek Ürdünlülerin Suriyeli kardeşlerini kucakladığını ve sofralarını kendileri ile paylaştıklarını söyledi.
Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah da ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki egemenliğini tanıma kararının uluslararası referanslara aykırı olduğunu belirtti.
Konuşmasında Filistin'in Arapların öncelikli meselesi olarak kalacağını dile getiren Şeyh Sabah, barış süreci için uluslararası referanslara dayanmayan herhangi bir düzenlemenin temelsiz olacağını söyledi. Şeyh Sabah, Suriye’de siyasi çözüme giden yolun açılması çağrısında bulunarak, savaşmanın çatışmayı sona erdirmeyeceğini vurguladı. Arap bölgesinde istikrarı sağlayacak çözümler bulma çağrısı yapan  Şeyh Sabah, “Kritik koşulların ve ciddi zorlukların olduğu bir dönemden geçiyoruz. Saflarımızı birleştirerek ve farklılıkların üstesinden gelerek bu koşulları ve zorlukları atlatacağız” ifadelerini kullandı.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn da en tehlikeli savaşın siyasi projeler olduğunu dile getirerek bunun bölge ülkeleri ve halkları için varoluşsal bir tehdit olduğunu söyledi. Arap ülkelerinde terör savaşlarının başlamasından bu yana geçen 9 yıl içerisinde yüz binlerce kişinin öldüğünü ve milyonlarcasının da yerinden olduğunu dile getiren Mişel Avn, söz konusu savaşların ardında binlerce yaralı ve kayıp bıraktığını söyledi. Bütün şehirlerin tahrip olduğunu, zenginliklerin heba olduğunu, halkların parçalandığını ve herkesin zarar gördüğünü ifade eden Avn sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu savaşların ardında bıraktığı yaralar, Arap vicdanının ve Arap toplumlarının derinlerine kazındı. Savaşlar her ne kadar bitmeye yakın olsa da sonuçları bölge halkını etkilemeye devam ediyor. Kırılanları onarmaya başlamak ve acı verici sonuçları gidermek için daha ne kadar beklenecek?”
ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in hakimiyetini tanıma kararının sadece Suriye'nin değil, Lübnan'ın da egemenliğini tehdit ettiğini belirten Avn, “Lübnan'ın, özellikle Şeba Çiftlikleri, Kefr Şuba Tepeleri, El-Gacer beldesinin kuzey kesiminde olduğu gibi İsrail'in aşamalı olarak el koyduğu toprakları var. Bu toprakların mülkiyetinin Lübnan'da olduğu uluslararası alanda kabul gören haritalarla belgelenmiştir” ifadelerini kullandı.
Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Velid Abdülaziz de Filistin meselesinin Arapların gündeminin ilk sırasında yerini korumaya devam edeceğini dile getirerek, İsrail işgal kuvvetlerinin Golan’dan ve Şeba Çiftlikleri’nden çekilmeleri gerektiğini vurguladı. Filistin halkının başkenti Kudüs olan bağımsız devletini kurma hakkını desteklediklerini belirten Abdülaziz,  ABD'nin İsrail'in Golan'daki egemenliğini tanıma kararını tanımadıklarını söyledi.
Husi şiddeti sürüyor
Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin gündeminde de  Husilerin şiddet eylemleri ve gerçekleştirdiği darbe vardı. Hadi, Husi milislerinin başkent Sana’yı kontol altına almalarının ardından İran'ın Arap başkentlerini kontrol etmeye çalışmaya devam ettiğini belirterek, Sana'yı büyük bir hapishaneye dönüştüren Husilerin Yemen halkı için bir trajediye yol açtığını söyledi.
Hadi, Husi milislerinin tüm şehirlere baskınlar düzenlediğini ve Yemen halkının yaşamını mahvetmek için çalıştığını belirterek milislerin kendilerini Arap milletine karşı nefret dolu bir düşman olan İran’a teslim ettiklerini vurguladı.
Meşru hükümetin barışı reddetmediğini ve bir dizi görüşmeye katıldığını vurgulayan Hadi, İran’ın desteklediği Husi milislerinin, üzerinde uzlaşılan kararları sürekli olarak ihlal ettiğini belirtti. Husilerin tüm gelirlere el koymasına rağmen meşru hükümetin görevlerini Aden'den yürütmeye devam ettiğini kaydeden Hadi, meşru hükümetin daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Hadi konuşmasının devamında Husi milisleri tarafından işgal edilen bölgelerin kontrolünün tekrar elde edilmesinde Suudi Arabistan’ın oynadığı tarihi role övgüde bulundu.
Diyalog ve birlikte çalışmanın önemi
Irak Devlet Başkanı Berhem Salih yaptığı açıklamada Arap liderler arasında açık bir diyalogun başlatılması ihtiyacına atıfta bulunarak, ortak eylem ve uzlaşı değerlerinin ikame edilmesi için birlikte çalışılması gerektiğini vurguladı.
Salih, zirvenin açılış oturumunda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Zorlukların oldukça ciddi ve çok yönlü olduğunun kabul edilmesi ve zorluklarla başa çıkmak için mevcut fırsatların devam ettiğinin bilinmesi gerekiyor. Krizleri atlatmak için yüksek sorumlulukla hareket etmek halen mümkün. Bunlar göz ardı edilmesi mümkün olmayan ortak krizlerdir. Hiçbir ülke bu krizlere ve etkilerine bağışıklık kazandığını düşünmemelidir. Irak, teröre karşı verdiği  savaştan yeni çıktı ve büyük kayıplar verdi. Kazanılan askeri zafer, önemli bir gelişme ve büyük bir başarıdır. Bu askeri zafer, sapkın ideolojiyi ortadan kaldırmaya, terör kaynaklarını kurutmaya ve şehirlerin yeniden inşasına yönelik çabalar ile tamamlanmalıdır.”
Putin'den Arap Birliği vurgusu
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 30. Arap Birliği Zirvesi'nin katılımcılarına gönderdiği mesajda, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da terör tehditlerinin ve silahlı çatışmaların arttığı bir dönemde Arap Birliği'nin artan rolüne vurgu yaptı. Mevcut krizleri siyasi ve diplomatik yollarla çözmenin gereğini vurgulayan Putin, Suriye örneğine işaretle “Bu konu büyük oranda Rusya'nın çabalarıyla, terör güçlerine yıkıcı darbenin vurulduğu, siyasi sürecin başlatıldığı ve güncel insani sorunların çözüldüğü Suriye için de geçerli” dedi.
Putin, Filistin ile İsrail arasındaki sorunun adil şekilde çözülmesinin Ortadoğu'daki durumun uzun vadeli istikrar kazanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Putin, BM’nin himayesinde teröre karşı geniş bir koalisyon kurmayı ve Körfez bölgesinde ortak güvenlik önlemleri almayı amaçlayan Ortadoğu'daki Rus girişimlerine dikkat çekti.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.