Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
TT

Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)

Tunus'da dün gerçekleştirilen zirvede bir araya gelen Arap liderler, ülkelerine yönelik dış müdahaleler konusunda seslerini yükseltti. Filistin meselesinin Arap gündeminin öncelikleri arasında yer aldığını ve Golan’ın Araplara ait olduğunu dile getiren liderler, terörle mücadelenin ve safları birleştirmenin önemini vurguladı.
Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi, 30. Arap Birliği Zirvesi’ni kararlılık ve dayanışma zirvesi olarak isimlendirdi. Sibsi açılış oturumunda yaptığı konuşmada ortak Arap eylemindeki kusurların tespit edilmesi için bir Arap platformu oluşturulmasının gerekliliğine işaret ederek önceliğin yeniden düzenlenmeye verilmesi gerektiğini söyledi.
Zirve, dün sabah 13 Arap liderin katılımıyla başladı. Açılış, bir önceki zirveye başkanlık eden Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından yapıldı. Ardından Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi zirvenin başkanlığını devraldı.
Sibsi yaptığı açıklamada bölgedeki gerilimden kurtulmanın ertelenmesi mümkün olmayan acil bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek Filistin meselesinin ortak Arap eylemindeki önceliğinin vurgulanması gerektiğini vurguladı.
Sibsi, bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrarın sağlanmasının önemine dikkat çekti. Tunus lideri, Filistin meselesinin adil bir şekilde çözülmesi, uluslararası meşruiyet kararları, Arap Barışı Girişimi ve iki devletli çözüm ilkesi temelinde 1967 sınırları dahilinde ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulması ile uluslararası topluma bir mesaj gönderilmesi gerektiğini belirtti. Uluslararası toplumun tanıklığıyla Golan'ın işgal edilen bir Arap toprağı olduğunu dile getiren Sibsi, istikrar ve güvenliğin sağlanması için işgali sonlandırmaya yönelik çaba sarf edilmesi gerektiğini kaydetti.
Sibsi’nin ardından söz alan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, İran ve Türkiye başta olmak üzere Arapların bölgesel komşularının bölgeye müdahalelerinin krizlerin karmaşıklığını artırdığını, krizin uzamasına yol açtığınıi yeni krizler ve sorunlar yarattığını söyledi. Bütün bu müdahaleleri reddettiklerini dile getiren Ebu Gayt şu ifadeleri kullandı:
“Bölgesel güçlerin birtakım tarafları destekleme bahanesiyle Arap devletlerinin iç işlerine müdahale etmesi kabul edilemez. Bugün hiç olmadığı kadar kapsamlı bir Arap ulusal güvenlik konseptine ihtiyacımız var. Hepimiz aynı fikirdeyiz ve bunun için çalışıyoruz.”
Ebu Gayt konuşmasının devamında ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıyan kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Uluslararası kararlara göre Golan Tepeleri'nin Suriye toprağı olduğunu söyleyen Gayt, ABD'nin kararının tüm uluslararası kuralları ihlal ettiğini ve İsrail'in işgali kademeli olarak daha fazla Arap toprağı ele geçirme amacı güttüğünü vurguladı. İsrail'in işgalle Suriye'de veya Filistin'de birtakım kazanımlar elde etmeye çalıştığına dikkat çeken Ebu Gayt, ABD yönetiminin son zamanlardaki tutumunun İsrail işgalini cesaretlendirdiğini söyledi.
Uluslararası alandan destek açıklamaları
Tunus'un ev sahipliğinde başlayan 30. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nde konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres başta mülteci meselesi olmak üzere Araplar tarafından mevcut sorunlara yönelik gösterilen çabalara övgüde bulundu. Bu alandaki rollerini güçlendirmelerini umduğunu dile getirdi. Arap dünyasının birliğinin, Ortadoğu'da barış ve istikrarın temel şartı olduğunu dile getiren Guterres, Arap dünyasına birlik olma çağrısında bulundu.
Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözüme vurgu yapan Guterres, Filistin ve İsrail'in yan yana, barış ve istikrar içinde yaşayabilmesi için söz konusu çözümün uygulanması ve Kudüs'ün iki ülkenin başkenti olması gerektiğini, bu konuda ikinci bir seçeneğin bulunmadığını kaydetti. Gazze’de devam eden güvenlik durumuna dikkat çeken Guterres, BM Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı'nın (UNRWA) rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Guterres, yerinden edilen binlerce Suriyelinin insani sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getirerek Suriye'deki çözümün, Suriye halkının birliğini ve işgal altındaki Golan da dahil olmak üzere toprak bütünlüğünü sağlaması gerektiğini söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin de yaptığı açıklamada terörizmin günümüzün vebası olduğunu ve karşı konulması gerektiğini vurgulayarak İslam dininin şiddeti dışladığına dikkat çekti. Dinin korkunun bir aracı olarak ve kişisel amaçlar için kullanılmaması gerektiğini dile getiren el-Useymin, ülke ayrımı yapmaksızın tüm terörist eylemleri kınadıklarını yineledi.
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki, Arap Zirvesi ile Arap-Afrika Zirvesi arasındaki birlikteliği vurgulayarak tüm kaynakları ve potansiyelleri ile birlikte Afrika Birliği’nin ortak hedeflere ulaşmak için oldukça verimli olduğunu ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de bölgedeki krizleri çözmeye yönelik mevcut politikaları reddettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Zorla dayatılan çözümlerin sürdürülebilir olamayacağını ve kapsamlı olmayan bir çözümün başarılı olamayacağını kabul etmeliyiz. Suriye’deki durum  halen çözülmedi ve Libya’da bir devlet yok. Uluslararası toplumun Golan Tepeleri hakkındaki kararlarını görmezden gelmek bir çözüm değildir. Avrupa Birliği (AB), 1967’de işgal edilen bölgeler üzerindeki İsrail egemenliğini tanımayacak.”
Ürdün Kralı 2. Abdullah da Filistin sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunamadan bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanamayacağını söyledi. Filistin'in Arapların vicdanındaki öncelikli mesele olmaya devam ettiğini dile getiren Kral Abdullah “Filistin halkının Arap Barış Girişimi ve uluslararası kararlara dayanan iki devletli çözüm çerçevesinde başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurma özlemlerini karşılayan adil ve kalıcı bir çözüm bulunmadan bölgede güvenlik, istikrar ve refah olmayacak” ifadelerini kullandı.
Ürdün Kralı, Golan'ın uluslararası meşruiyet kararları uyarınca işgal altındaki Suriye toprağı olduğunu dile getirerek Ürdünlülerin Suriyeli kardeşlerini kucakladığını ve sofralarını kendileri ile paylaştıklarını söyledi.
Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah da ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki egemenliğini tanıma kararının uluslararası referanslara aykırı olduğunu belirtti.
Konuşmasında Filistin'in Arapların öncelikli meselesi olarak kalacağını dile getiren Şeyh Sabah, barış süreci için uluslararası referanslara dayanmayan herhangi bir düzenlemenin temelsiz olacağını söyledi. Şeyh Sabah, Suriye’de siyasi çözüme giden yolun açılması çağrısında bulunarak, savaşmanın çatışmayı sona erdirmeyeceğini vurguladı. Arap bölgesinde istikrarı sağlayacak çözümler bulma çağrısı yapan  Şeyh Sabah, “Kritik koşulların ve ciddi zorlukların olduğu bir dönemden geçiyoruz. Saflarımızı birleştirerek ve farklılıkların üstesinden gelerek bu koşulları ve zorlukları atlatacağız” ifadelerini kullandı.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn da en tehlikeli savaşın siyasi projeler olduğunu dile getirerek bunun bölge ülkeleri ve halkları için varoluşsal bir tehdit olduğunu söyledi. Arap ülkelerinde terör savaşlarının başlamasından bu yana geçen 9 yıl içerisinde yüz binlerce kişinin öldüğünü ve milyonlarcasının da yerinden olduğunu dile getiren Mişel Avn, söz konusu savaşların ardında binlerce yaralı ve kayıp bıraktığını söyledi. Bütün şehirlerin tahrip olduğunu, zenginliklerin heba olduğunu, halkların parçalandığını ve herkesin zarar gördüğünü ifade eden Avn sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu savaşların ardında bıraktığı yaralar, Arap vicdanının ve Arap toplumlarının derinlerine kazındı. Savaşlar her ne kadar bitmeye yakın olsa da sonuçları bölge halkını etkilemeye devam ediyor. Kırılanları onarmaya başlamak ve acı verici sonuçları gidermek için daha ne kadar beklenecek?”
ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in hakimiyetini tanıma kararının sadece Suriye'nin değil, Lübnan'ın da egemenliğini tehdit ettiğini belirten Avn, “Lübnan'ın, özellikle Şeba Çiftlikleri, Kefr Şuba Tepeleri, El-Gacer beldesinin kuzey kesiminde olduğu gibi İsrail'in aşamalı olarak el koyduğu toprakları var. Bu toprakların mülkiyetinin Lübnan'da olduğu uluslararası alanda kabul gören haritalarla belgelenmiştir” ifadelerini kullandı.
Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Velid Abdülaziz de Filistin meselesinin Arapların gündeminin ilk sırasında yerini korumaya devam edeceğini dile getirerek, İsrail işgal kuvvetlerinin Golan’dan ve Şeba Çiftlikleri’nden çekilmeleri gerektiğini vurguladı. Filistin halkının başkenti Kudüs olan bağımsız devletini kurma hakkını desteklediklerini belirten Abdülaziz,  ABD'nin İsrail'in Golan'daki egemenliğini tanıma kararını tanımadıklarını söyledi.
Husi şiddeti sürüyor
Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin gündeminde de  Husilerin şiddet eylemleri ve gerçekleştirdiği darbe vardı. Hadi, Husi milislerinin başkent Sana’yı kontol altına almalarının ardından İran'ın Arap başkentlerini kontrol etmeye çalışmaya devam ettiğini belirterek, Sana'yı büyük bir hapishaneye dönüştüren Husilerin Yemen halkı için bir trajediye yol açtığını söyledi.
Hadi, Husi milislerinin tüm şehirlere baskınlar düzenlediğini ve Yemen halkının yaşamını mahvetmek için çalıştığını belirterek milislerin kendilerini Arap milletine karşı nefret dolu bir düşman olan İran’a teslim ettiklerini vurguladı.
Meşru hükümetin barışı reddetmediğini ve bir dizi görüşmeye katıldığını vurgulayan Hadi, İran’ın desteklediği Husi milislerinin, üzerinde uzlaşılan kararları sürekli olarak ihlal ettiğini belirtti. Husilerin tüm gelirlere el koymasına rağmen meşru hükümetin görevlerini Aden'den yürütmeye devam ettiğini kaydeden Hadi, meşru hükümetin daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Hadi konuşmasının devamında Husi milisleri tarafından işgal edilen bölgelerin kontrolünün tekrar elde edilmesinde Suudi Arabistan’ın oynadığı tarihi role övgüde bulundu.
Diyalog ve birlikte çalışmanın önemi
Irak Devlet Başkanı Berhem Salih yaptığı açıklamada Arap liderler arasında açık bir diyalogun başlatılması ihtiyacına atıfta bulunarak, ortak eylem ve uzlaşı değerlerinin ikame edilmesi için birlikte çalışılması gerektiğini vurguladı.
Salih, zirvenin açılış oturumunda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Zorlukların oldukça ciddi ve çok yönlü olduğunun kabul edilmesi ve zorluklarla başa çıkmak için mevcut fırsatların devam ettiğinin bilinmesi gerekiyor. Krizleri atlatmak için yüksek sorumlulukla hareket etmek halen mümkün. Bunlar göz ardı edilmesi mümkün olmayan ortak krizlerdir. Hiçbir ülke bu krizlere ve etkilerine bağışıklık kazandığını düşünmemelidir. Irak, teröre karşı verdiği  savaştan yeni çıktı ve büyük kayıplar verdi. Kazanılan askeri zafer, önemli bir gelişme ve büyük bir başarıdır. Bu askeri zafer, sapkın ideolojiyi ortadan kaldırmaya, terör kaynaklarını kurutmaya ve şehirlerin yeniden inşasına yönelik çabalar ile tamamlanmalıdır.”
Putin'den Arap Birliği vurgusu
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 30. Arap Birliği Zirvesi'nin katılımcılarına gönderdiği mesajda, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da terör tehditlerinin ve silahlı çatışmaların arttığı bir dönemde Arap Birliği'nin artan rolüne vurgu yaptı. Mevcut krizleri siyasi ve diplomatik yollarla çözmenin gereğini vurgulayan Putin, Suriye örneğine işaretle “Bu konu büyük oranda Rusya'nın çabalarıyla, terör güçlerine yıkıcı darbenin vurulduğu, siyasi sürecin başlatıldığı ve güncel insani sorunların çözüldüğü Suriye için de geçerli” dedi.
Putin, Filistin ile İsrail arasındaki sorunun adil şekilde çözülmesinin Ortadoğu'daki durumun uzun vadeli istikrar kazanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Putin, BM’nin himayesinde teröre karşı geniş bir koalisyon kurmayı ve Körfez bölgesinde ortak güvenlik önlemleri almayı amaçlayan Ortadoğu'daki Rus girişimlerine dikkat çekti.



Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Afganistan'da zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Suriye'de ise zafer tamamlanmadan önce süper güçle müzakereler başladı

Şam'ın Suriye'deki Rus askeri varlığını düzenlemek konusunda Moskova ile anlaştığını deklare etmesi ile Kabil'in ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin yıldönümünü kutlaması arasında nasıl bir bağlantı var?

25 yıl önce 11 Eylül saldırılarından birkaç hafta sonra, Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'ı işgal etti, Taliban rejimini devirdi, el-Kaide'nin peşine düştü ve ardından 20 yıl boyunca hareketin iktidara geri dönmesini engelleyebilecek bir devlet, bir sistem ve bir ordu kurmaya çalıştı. 15 Ağustos 2021'de Taliban Kabil'e geri döndü, Washington tarafından desteklenen rejim çöktü, Cumhurbaşkanı Eşref Gani kaçtı ve Amerikalılar, ABD'nin yenilgisinin sembolü olarak kalan sahneler ile ülkeyi terk etti.

Ancak Afganistan'ın “imparatorluklar mezarlığı” olarak tarihi daha da geriye uzanıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda İngilizleri, 1970'lerin sonlarında ise Sovyetleri yenmişti. 1979'da Kızıl Ordu Afganistan’a girdi ve ABD ile müttefikleri Afgan mücahitlerini destekledi. Yaklaşık on yıl sonra Sovyetler geri çekildi ve bu ezici yenilgi, Rusya'nın kızıl pelerinden çıkışının nedenlerinden biri oldu.

Büyük güçler değişti, ancak Afganistan aynı kaldı. Taliban beş yıl önce Kabil'e girdiğinde, zafer kutlamaları sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Rusya ve Esed güçlerinin bombardımanı altında acı çeken Suriye'nin İdlib kentinde tatlılar dağıtıldı. Savaşçıları, Afganistan deneyimini zamanın bir silah olabileceğinin ve ne kadar uçağa, üsse ve müttefike sahip olursa olsun hiçbir süper gücün sonsuza dek kalamayacağının kanıtı olarak gördüler.

Yaklaşık üç yıl sonra, Aralık 2024'te Ahmed eş-Şara'nın güçleri Şam'a girdi, rejim devrildi ve Esed Moskova'ya kaçtı. 2015'te onu kurtarmak için Suriye'ye askeri müdahalede bulunan Rusya ise Afganistan deneyiminin acı hatıralarıyla karşı karşıya kaldı. Dokuz yıl boyunca uçak, üs, askeri ve siyasi destek sağladıktan sonra, Rusya'nın korumaya geldiği müttefik devrilmişti.

Şam, Vladimir Putin için Washington veya Sovyet Moskova için Kabil'in olduğu gibi, bir süper gücün büyük bir yenilgisinin sembolü haline gelebilirdi. Ancak olanlar farklıydı ve bu fark Şam'ın düşüşünden önce başladı. Şara'nın güçleri Halep'e girip ülkenin merkezinden başkentine doğru ilerlemeye başladığında, bir “Rus düğümü” ile karşılaştılar. Hmeymim üssünde, Ukrayna'daki savaş nedeniyle azalmış olsa da, tam gücünü kullanırsa saldırının seyrini değiştirebilecek bir hava kuvveti kalmıştı.

Şara, sadece Şam'a ulaşmak için askeri bir plan değil, aynı zamanda onu tarafsız hale getirmek amacıyla Moskova'ya ulaşmak için de siyasi bir plan tasarladı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, daha önce Mecelle'ye verdiği bir röportajda, Şara'nın talimatıyla, sanki Putin'in kendisiyle konuşuyormuş gibi, üst düzey bir Rus yetkiliyle bir kanal açtığını belirtmişti. Başkente doğru askeri olarak ilerleyen bir liderlik, Ruslar ile galip ve mağlup diliyle konuşabilirdi. Sonuçta, bu ülke 2015'te Esed'i kurtarmış, muhalif bölgeleri ve Şara güçlerini bombalamış ve 2016'nın sonunda Halep'in geri alınmasına katkıda bulunmuştu. Ancak bunun yerine, “Şami sözlüğüne” başvuruldu. Mesaj, Rusya'nın çıkarlarını Esed'e bağlamakta hata yaptığı ve çıkarlarını “yeni bir Suriye”ye bağlayarak koruyabileceğiydi. Ardından Şeybani'nin dile getirdiği kilit ifade geldi: “Beşşar rejiminin devrilişi, Rusya'nın Suriye'den çekilmesi anlamına gelmez.”

Taliban, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi için Washington ile müzakere etti. Şara ise, Şam'a giderken Suriye'den yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam'a girmeden önce Şara, Esed'in yenilgisi ile Putin'in yenilgisi arasında, ilkinin Suriye'den kaçması ile ikincisinin çekilmesi arasında, zafer ile düşmanı aşağılama arasında, Esed'e kesin bir darbe indirmek ve Putin ile uçurumun kenarında bir oyun oynamak arasında ayrım yaptı. Sadece güçlerinin muhalefeti bombaladığı bir devletle değil, nükleer cephaneliğe, Güvenlik Konseyi'nde daimi bir koltuğa ve dünyanın birçok yerinde nüfuza sahip bir süper güçle uğraştığının farkındaydı. Bu nedenle amaç, Rusya'yı Esed döneminden çıkarmaktı, Suriye’den tamamen çıkmasa da olurdu. Ve varılan anlaşmalar pragmatikti; Rusya'nın şehirlere yönelik bombardımanlarının durması, Moskova’nın değişime karşı siyasi ve medya etkisini kullanmaktan kaçınması, gelecekteki ilişkiler için kanalların açılması ve Rus güçlerinin belirli yerlerden çekilmek istemeleri durumunda bunun kolaylaştırılması. Karşılığında, Rus üsleri hedef alınmadı ve Esed'in devrilmesi Rusya'yı aşağılamaya yönelik bir savaşa dönüşmedi.

Şara Şam'a girdi, ancak yol boyunca Rusya ile irtibatını koparmadı. Başkan olduktan sonra Putin'i iki kez ziyaret etti. Müzakereler Ağustos 2026'ya kadar devam etti ve askeri varlığı yeniden düzenleyen yeni bir anlaşmayla sonuçlandı. “Yeni Suriye”deki Rusya artık “Esed'in Rusyası” değil. Varlığı azaldı ve birçok ayrıcalığını kaybetti. Müzakereler, Kremlin'in “itibarını korumasına” olanak tanıyan bir anlaşmayla sonuçlandı.

Burada Kabil'e geri dönüyoruz. Taliban, Afganistan'dan aşağılanmış bir şekilde çekilmesi için ABD ile müzakere etti. Şam'a giderken Şara, yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu. Afganistan'da, süper gücün Bagram Hava Üssü'nden çekilmesi zaferin tanımının bir parçasıydı. Ancak Suriye'de rejim, zaferinin tamamlanmasını Hmeymim'den son Rus askerinin ayrılmasına bağlı görmedi. Amaç Esed'i devirmekti, Rusya'yı düşman listesine eklemek değil.

Şara, Esed'i yendi, ancak zaferinin Putin için bir yenilgiye dönüşmesini engellemeye çalıştı. Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı

Bir başka paradoks daha var: Beş yıl önce İdlib, Kabil'e bakıyordu. Bugün ise Kabil, Şam'a bakıyor. 2021'de İdlib'in savaşçıları, İslamcı bir hareketin zafere kadar nasıl direnebileceğini Taliban'dan öğrenmek istiyordu. 2026'da bazı Taliban liderleri, askeri bir zafer elde eden İslamcı bir hareketin, izolasyondan kurtulup dünyayla etkileşime giren bir devlete nasıl dönüşebileceğini öğrenmek için Şara'ya bakıyor.

Beş yıl sonra, Taliban halen izolasyondan muzdaripken, Şam farklı bir yol izledi. Şara, İdlib'den başkente, bir fraksiyonu yönetmekten bir devleti yönetmeye, bir mağaradan bir saraya geçti. İdlib'de mümkün olan ile Şam'ın ihtiyaç duydukları, Esed ile düşmanlıkla Çar ile ilişkiyi, zafer ile intikamı ayırmaya çalıştı. İdlib mağaralarından Birleşmiş Milletler platformlarına ve başkanlık saraylarına geçti.

Her iki öykü de büyük güçler için bir ders niteliğinde. Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekildi, ardından ABD de çekildi. Rusya, müttefikini ve birincil pozisyonunu kaybetti, ama Suriye'yi ve stratejik coğrafi konumunu kaybetmemeye çalıştı.

Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı. ABD'nin Asya'daki platformu Bagram'dan, Rusya'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya köprüsü Hmeymim'e, büyük güçlerin yenilgiye uğramasının öyküsü işte budur.


Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybetti

(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
TT

Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybetti

(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)

Lübnanlı müzisyen Ziyad Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesinin ardından, kız kardeşi Rima Rahbani yeniden gündeme geldi. Rahbani, bugün Facebook sayfasından yaptığı uzun paylaşımda, kardeşinin yaşamının son günlerine ilişkin kendi anlatımını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Rima Rahbani ayrıca, Ziyad’ın güvendiğini söylediği doktorları doğrudan suçlayarak, ‘büyük bir tıbbi hata veya ihmal’ olarak nitelendirdiği durumdan onları sorumlu tuttu.

Rima Rahbani’nin paylaşımı, uzun süren sessizliğinin ardından ve Ziyad Rahbani’nin sağlık durumu ile ölüm koşullarına ilişkin çok sayıda bilgi ve spekülasyonun gündeme geldiği bir dönemde geldi. Rahbani, uzun bir aranın ardından geçtiğimiz haziran ayında Facebook üzerinden yeniden paylaşım yapmaya başlamış, sonrasında ise kardeşi ve ailenin mirasına ilişkin paylaşımlarını sürdürmüştü.

fgthy
Rima Rahbani’nin kardeşi Ziyad ile birlikte çekilmiş fotoğrafı (Rima Rahbani’nin Facebook sayfası)

Rima Rahbani son paylaşımında, konunun başlangıçta aileye ait özel bir mesele olduğunu ve ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak istemediğini belirtti. Ancak Rahbani, kendi ifadesiyle, çeşitli bilgi ve spekülasyonların geniş çapta dolaşıma sokularak medya ve sosyal medya platformlarında ‘gerçek’ gibi sunulması üzerine konuşmak zorunda kaldığını söyledi.

Ziyad karaciğer hastalığından ölmedi

Rima, kardeşinin ölümünün ardından yayıldığını söylediği bir dizi iddiayı çürüterek paylaşımına başladı. Ziyad’ın karaciğer ya da pankreas rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetmediğini, karaciğer nakli aşamasına da gelmediğini vurguladı.

Rima ayrıca Ziyad’ın gerek devletten gerekse başka herhangi bir kurum veya kişiden maddi desteğe ihtiyaç duyduğu yönündeki iddiaları reddederek, kardeşinin mali durumuna ilişkin söylentilere sert tepki gösterdi.

Hayatı boyunca, özellikle de son döneminde, onun yanında olduğunu vurgulayan Rima, aralarındaki ilişkinin hiçbir zaman kesilmediğini ve kendisinin son ana kadar kardeşinin yanında bulunduğunu belirtti.

dvfghyju
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)

Paylaşımın en hassas bölümlerinden birinde Rima, Ziyad’ın hastalığına yenik düştüğü veya yaşama isteğini kaybettiği yönündeki anlatıları reddetti.

Kardeşinin ‘teslim olmadığını, hayattan bıkmadığını ve gitmeye karar vermediğini’ vurgulayan Rima, Ziyad’ın hayata sıkı sıkıya bağlı olduğunu, hayatı sevdiğini ve ölümden korktuğunu, hatta ölümün kendisi için gerçekleşmesinden endişe duyduğunu belirtti.

Ziyad’ın devrimci ve isyankâr kişiliğine rağmen kendine özgü bir inanç dünyasına sahip olduğunu ifade eden Rima, kardeşinin yaklaşık 15 yıldır ailesinin yanında Hristiyanların ‘Selam sana Meryem’ duasını sürekli tekrarladığını söyledi.

Son konserinden sonra aile evine döndü

Rima, Ziyad’ın Lübnan’ın kuzeyindeki Rahba’da verdiği son konserin ardından annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşamaya başladığını açıkladı. Bu dönemin, kardeşinin hayatının son evresine denk geldiğine işaret etti.

Kardeşinin hayatının ilk dönemlerinde aile evinden ayrıldığını ve bir daha geri dönmediğini belirten Rima, Ziyad’ın hastalığı ve yorgunluğunun arttığı dönemde ailesinin yanında kalmayı tercih ettiğini söyledi. Rima, bunun nedeninin kardeşinin yalnız kalmaktan korkması olduğunu ifade etti.

cdfgthy
Temmuz 2025’te Ziyad Rahbani’nin cenaze töreninde onun fotoğrafını taşıyan bir kadın (AFP)

Aralarındaki ilişkiyi oldukça duygusal ifadelerle anlatan Rima, Ziyad’ın annesi ve kız kardeşinin yanında olmasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Annesinin onu koşulsuz bir sevgiyle sevdiğini belirten Rima, kendisinin ise kardeşini fazla konuşmaya gerek duymadan anladığını ifade etti. Rima, bu tür bir iletişimin Ziyad’ın hayatının o döneminde özellikle ihtiyaç duyduğu şey olduğunu kaydetti.

Tıbbi hata veya ihmal

Rima ardından paylaşımının en dikkat çekici bölümüne geçerek, Ziyad’ın “güvendiği doktorların yaptığı bir hata veya tıbbi ihmal sonucunda hayatını kaybettiğini” söyledi. Rima, kardeşinin başka doktorlara danışmayı kesin bir şekilde reddettiğini de belirtti.

Rima’nın anlatımına göre söz konusu doktorlar, Ziyad’ın kendilerine duyduğu güvenin aksine, ona inanmadılar. Yaşananları ‘çok büyük bir hata’ olarak nitelendiren Rima, bundan sorumlu kişiye duyduğu öfkeyi dile getirdi.

Hristiyan olması ve bunun beraberinde getirdiği bağışlama çağrısına rağmen, hayatında ilk kez affedemediği bir durumla karşı karşıya olduğunu söyleyen Rima, kardeşini tarif ederken Ziyad’ın hasta, inatçı ve yorgun olsa bile ‘hata yapılabilecek biri olmadığını’ ifade etti. Bu sözleriyle, kardeşinin sağlık durumunun farklı bir tıbbi yaklaşım gerektirdiğine inandığını ima etti.

dfrgthy
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)

Rima, konuya ilişkin daha fazla ayrıntı vermedi.

Rima, uzun bir sessizliğin ardından yeniden gündeme geldi

Rima Rahbani’nin kardeşi hakkında yeniden konuşmaya başlaması, uzun bir aranın ardından sosyal medyaya kademeli olarak dönmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.

Rima, geçtiğimiz haziran ayında babası Assi Rahbani’nin ölüm yıl dönümü dolayısıyla annesi Feyruz’un ‘Rahu’ adlı şarkısından bir bölüm paylaşmıştı. Bu paylaşım, kardeşleri Ziyad ve Hali Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin ardından Rima’nın sosyal medyadaki dikkat çeken ilk görünümü olmuş ve geniş yankı uyandırmıştı.

Haziran ayının sonunda ise Ziyad ile ilişkisi hakkında doğrudan konuşan Rima, aralarında kalıcı bir kopukluk bulunduğuna ilişkin ‘söylentilere’ son verdi. Farklı dönemlerde yaşadıkları anlaşmazlıklara rağmen aralarındaki ilişkinin derinliğini vurguladı.

Rima’nın medya gündemindeki görünürlüğü temmuz ayında da arttı. Ziyad’ın ölümünün birinci yıl dönümünde onun anısına düzenlenmesi planlanan etkinlik ve girişimlere karşı çıkan Rima, bu tutumunun kardeşinin iradesine ve sanatsal mirasına saygıdan kaynaklandığını belirtti.

Rima Rahbani... Aile mirasının savunucusu

Rima’nın son tutumu, Rahbani ailesinin mirasını, özellikle de babası Assi Rahbani, annesi Feyruz ve kardeşi Ziyad’ın bıraktığı sanatsal mirası savunma konusunda yıllardır sürdürdüğü yaklaşımından bağımsız değerlendirilemez.

Rima, uzun süredir ailenin sanatsal eserleri ve bu mirasa ilişkin haklarla ilgili her konuda son derece hassas bir tutum sergiliyor. Son yıllarda Rahbani ailesinin eserlerinin sunulma ve yeniden kullanılma biçimi ile sanatçıların anılmasına yönelik girişimler konusunda kamuoyuna açık tartışmalara da girdi.

Son dönemdeki açıklamalarında bu hassasiyetinin daha belirgin hale geldiği görüldü. Rima, Ziyad’ın adının istismar edilmesi veya eserlerinin onun sanatsal yaklaşımı ve iradesinden uzak bir biçimde yeniden sunulması olarak değerlendirdiği girişimlere karşı çıktı. Ölümünün birinci yıl dönümü öncesinde yaptığı açıklamalar, özellikle kardeşinin isteğiyle örtüşmeyen anma girişimlerini reddettiğini duyurmasının ardından geniş tartışmalara yol açtı.

Hak sahibi olarak düzeltme

Rima, paylaşımının sonunda bu ayrıntıları kamuoyuna açıklamak istemediğini belirterek, yaşananların kimseyi ilgilendirmeyen özel bir mesele olduğunu söyledi. Ancak çok sayıda iddia, haber ve spekülasyonun gündeme gelmesi ve bunların, kendi ifadesiyle, bazı kişiler tarafından gerçekmiş gibi kabul edilen bilgilere dönüşmesi üzerine müdahale etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Rima, şimdilik ‘başlıklarla’ yetineceğini belirterek, gelecekte daha fazla ayrıntı içeren ‘tam bülteni’ yayımlamak zorunda kalmamasını umduğunu dile getirdi.


Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır'daki bilgili kaynaklar ile Hamas kaynakları, Halid el-Hayye başkanlığındaki hareket heyetinin pazar günü Mısır'ın El Alameyn kentinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ve “Barış Konseyi” Temsilcisi Nikolay Mladenov ile görüştüğünü Şarku’l Avsat'a açıkladı. Görüşmeye Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucu temsilciler de katıldı.

Kaynaklara göre görüşmede Hamas'ın bir dizi talebi ele alındı. Bunların başında, ABD yönetiminin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya baskı yaparak Ekim 2025'te Şarm eş-Şeyh'te imzalanan yol haritasının ikinci aşamasının uygulanmasını kabul etmesini sağlaması geldi. Hamas ayrıca Trump yönetiminin, İsrail hükümetinin söz konusu planı uygulamayı reddeden tutumunda ilerleme sağlaması ve aralarında acil bazı taleplerin hayata geçirilmesi için çalışmasını istedi.

Bu acil talepler arasında, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan Gazze'ye 600 yardım kamyonunun girişinin sağlanması ve İsrail'in Hamas yöneticileri ile Gazze sakinlerini hedef alan suikast operasyonlarının derhal durdurulması yer alıyor.

Kaynaklar, Kushner'ın ise ABD yönetiminin “barış planına” bağlılığını teyit ettiğini, ancak bunun için Hamas'ın silahlarını bırakması ve hareketin askeri kanadını feshetmesi konusunda belirli bir takvime uymasını şart koştuğunu aktardı.

Kushner'ın ayrıca, Hamas'ın silahlarını Gazze Şeridi'nin yönetimi için oluşturulan komiteye ve barış planının maddeleri kapsamında üzerinde mutabakata varılan uluslararası istikrar gücüne teslim etmesiyle eş zamanlı olarak İsrail'in de planın uygulanmasına yönelik taahhütte bulunmasını sağlamaya çalışacağını belirttiği kaydedildi.

Kaynaklara göre Kushner, pazartesi günü İsrail'e yapacağı ziyaret sırasında Netanyahu ile bu konuda uzlaşma sağlamaya çalışacağını ifade etti.