Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
TT

Tunus Zirvesi'nin gündeminde Golan ve Kudüs vardı

Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)
Kral Selman, Şeyh Sabah el-Ahmed es-Sabah ve el-Baci Kaid es-Sibsi (SPA)

Tunus'da dün gerçekleştirilen zirvede bir araya gelen Arap liderler, ülkelerine yönelik dış müdahaleler konusunda seslerini yükseltti. Filistin meselesinin Arap gündeminin öncelikleri arasında yer aldığını ve Golan’ın Araplara ait olduğunu dile getiren liderler, terörle mücadelenin ve safları birleştirmenin önemini vurguladı.
Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi, 30. Arap Birliği Zirvesi’ni kararlılık ve dayanışma zirvesi olarak isimlendirdi. Sibsi açılış oturumunda yaptığı konuşmada ortak Arap eylemindeki kusurların tespit edilmesi için bir Arap platformu oluşturulmasının gerekliliğine işaret ederek önceliğin yeniden düzenlenmeye verilmesi gerektiğini söyledi.
Zirve, dün sabah 13 Arap liderin katılımıyla başladı. Açılış, bir önceki zirveye başkanlık eden Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından yapıldı. Ardından Tunus Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi zirvenin başkanlığını devraldı.
Sibsi yaptığı açıklamada bölgedeki gerilimden kurtulmanın ertelenmesi mümkün olmayan acil bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek Filistin meselesinin ortak Arap eylemindeki önceliğinin vurgulanması gerektiğini vurguladı.
Sibsi, bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrarın sağlanmasının önemine dikkat çekti. Tunus lideri, Filistin meselesinin adil bir şekilde çözülmesi, uluslararası meşruiyet kararları, Arap Barışı Girişimi ve iki devletli çözüm ilkesi temelinde 1967 sınırları dahilinde ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulması ile uluslararası topluma bir mesaj gönderilmesi gerektiğini belirtti. Uluslararası toplumun tanıklığıyla Golan'ın işgal edilen bir Arap toprağı olduğunu dile getiren Sibsi, istikrar ve güvenliğin sağlanması için işgali sonlandırmaya yönelik çaba sarf edilmesi gerektiğini kaydetti.
Sibsi’nin ardından söz alan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, İran ve Türkiye başta olmak üzere Arapların bölgesel komşularının bölgeye müdahalelerinin krizlerin karmaşıklığını artırdığını, krizin uzamasına yol açtığınıi yeni krizler ve sorunlar yarattığını söyledi. Bütün bu müdahaleleri reddettiklerini dile getiren Ebu Gayt şu ifadeleri kullandı:
“Bölgesel güçlerin birtakım tarafları destekleme bahanesiyle Arap devletlerinin iç işlerine müdahale etmesi kabul edilemez. Bugün hiç olmadığı kadar kapsamlı bir Arap ulusal güvenlik konseptine ihtiyacımız var. Hepimiz aynı fikirdeyiz ve bunun için çalışıyoruz.”
Ebu Gayt konuşmasının devamında ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıyan kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Uluslararası kararlara göre Golan Tepeleri'nin Suriye toprağı olduğunu söyleyen Gayt, ABD'nin kararının tüm uluslararası kuralları ihlal ettiğini ve İsrail'in işgali kademeli olarak daha fazla Arap toprağı ele geçirme amacı güttüğünü vurguladı. İsrail'in işgalle Suriye'de veya Filistin'de birtakım kazanımlar elde etmeye çalıştığına dikkat çeken Ebu Gayt, ABD yönetiminin son zamanlardaki tutumunun İsrail işgalini cesaretlendirdiğini söyledi.
Uluslararası alandan destek açıklamaları
Tunus'un ev sahipliğinde başlayan 30. Arap Birliği Liderler Zirvesi'nde konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres başta mülteci meselesi olmak üzere Araplar tarafından mevcut sorunlara yönelik gösterilen çabalara övgüde bulundu. Bu alandaki rollerini güçlendirmelerini umduğunu dile getirdi. Arap dünyasının birliğinin, Ortadoğu'da barış ve istikrarın temel şartı olduğunu dile getiren Guterres, Arap dünyasına birlik olma çağrısında bulundu.
Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözüme vurgu yapan Guterres, Filistin ve İsrail'in yan yana, barış ve istikrar içinde yaşayabilmesi için söz konusu çözümün uygulanması ve Kudüs'ün iki ülkenin başkenti olması gerektiğini, bu konuda ikinci bir seçeneğin bulunmadığını kaydetti. Gazze’de devam eden güvenlik durumuna dikkat çeken Guterres, BM Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı'nın (UNRWA) rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Guterres, yerinden edilen binlerce Suriyelinin insani sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getirerek Suriye'deki çözümün, Suriye halkının birliğini ve işgal altındaki Golan da dahil olmak üzere toprak bütünlüğünü sağlaması gerektiğini söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin de yaptığı açıklamada terörizmin günümüzün vebası olduğunu ve karşı konulması gerektiğini vurgulayarak İslam dininin şiddeti dışladığına dikkat çekti. Dinin korkunun bir aracı olarak ve kişisel amaçlar için kullanılmaması gerektiğini dile getiren el-Useymin, ülke ayrımı yapmaksızın tüm terörist eylemleri kınadıklarını yineledi.
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Musa Faki, Arap Zirvesi ile Arap-Afrika Zirvesi arasındaki birlikteliği vurgulayarak tüm kaynakları ve potansiyelleri ile birlikte Afrika Birliği’nin ortak hedeflere ulaşmak için oldukça verimli olduğunu ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de bölgedeki krizleri çözmeye yönelik mevcut politikaları reddettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Zorla dayatılan çözümlerin sürdürülebilir olamayacağını ve kapsamlı olmayan bir çözümün başarılı olamayacağını kabul etmeliyiz. Suriye’deki durum  halen çözülmedi ve Libya’da bir devlet yok. Uluslararası toplumun Golan Tepeleri hakkındaki kararlarını görmezden gelmek bir çözüm değildir. Avrupa Birliği (AB), 1967’de işgal edilen bölgeler üzerindeki İsrail egemenliğini tanımayacak.”
Ürdün Kralı 2. Abdullah da Filistin sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunamadan bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanamayacağını söyledi. Filistin'in Arapların vicdanındaki öncelikli mesele olmaya devam ettiğini dile getiren Kral Abdullah “Filistin halkının Arap Barış Girişimi ve uluslararası kararlara dayanan iki devletli çözüm çerçevesinde başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet kurma özlemlerini karşılayan adil ve kalıcı bir çözüm bulunmadan bölgede güvenlik, istikrar ve refah olmayacak” ifadelerini kullandı.
Ürdün Kralı, Golan'ın uluslararası meşruiyet kararları uyarınca işgal altındaki Suriye toprağı olduğunu dile getirerek Ürdünlülerin Suriyeli kardeşlerini kucakladığını ve sofralarını kendileri ile paylaştıklarını söyledi.
Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah da ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki egemenliğini tanıma kararının uluslararası referanslara aykırı olduğunu belirtti.
Konuşmasında Filistin'in Arapların öncelikli meselesi olarak kalacağını dile getiren Şeyh Sabah, barış süreci için uluslararası referanslara dayanmayan herhangi bir düzenlemenin temelsiz olacağını söyledi. Şeyh Sabah, Suriye’de siyasi çözüme giden yolun açılması çağrısında bulunarak, savaşmanın çatışmayı sona erdirmeyeceğini vurguladı. Arap bölgesinde istikrarı sağlayacak çözümler bulma çağrısı yapan  Şeyh Sabah, “Kritik koşulların ve ciddi zorlukların olduğu bir dönemden geçiyoruz. Saflarımızı birleştirerek ve farklılıkların üstesinden gelerek bu koşulları ve zorlukları atlatacağız” ifadelerini kullandı.
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn da en tehlikeli savaşın siyasi projeler olduğunu dile getirerek bunun bölge ülkeleri ve halkları için varoluşsal bir tehdit olduğunu söyledi. Arap ülkelerinde terör savaşlarının başlamasından bu yana geçen 9 yıl içerisinde yüz binlerce kişinin öldüğünü ve milyonlarcasının da yerinden olduğunu dile getiren Mişel Avn, söz konusu savaşların ardında binlerce yaralı ve kayıp bıraktığını söyledi. Bütün şehirlerin tahrip olduğunu, zenginliklerin heba olduğunu, halkların parçalandığını ve herkesin zarar gördüğünü ifade eden Avn sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu savaşların ardında bıraktığı yaralar, Arap vicdanının ve Arap toplumlarının derinlerine kazındı. Savaşlar her ne kadar bitmeye yakın olsa da sonuçları bölge halkını etkilemeye devam ediyor. Kırılanları onarmaya başlamak ve acı verici sonuçları gidermek için daha ne kadar beklenecek?”
ABD'nin Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in hakimiyetini tanıma kararının sadece Suriye'nin değil, Lübnan'ın da egemenliğini tehdit ettiğini belirten Avn, “Lübnan'ın, özellikle Şeba Çiftlikleri, Kefr Şuba Tepeleri, El-Gacer beldesinin kuzey kesiminde olduğu gibi İsrail'in aşamalı olarak el koyduğu toprakları var. Bu toprakların mülkiyetinin Lübnan'da olduğu uluslararası alanda kabul gören haritalarla belgelenmiştir” ifadelerini kullandı.
Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Velid Abdülaziz de Filistin meselesinin Arapların gündeminin ilk sırasında yerini korumaya devam edeceğini dile getirerek, İsrail işgal kuvvetlerinin Golan’dan ve Şeba Çiftlikleri’nden çekilmeleri gerektiğini vurguladı. Filistin halkının başkenti Kudüs olan bağımsız devletini kurma hakkını desteklediklerini belirten Abdülaziz,  ABD'nin İsrail'in Golan'daki egemenliğini tanıma kararını tanımadıklarını söyledi.
Husi şiddeti sürüyor
Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'nin gündeminde de  Husilerin şiddet eylemleri ve gerçekleştirdiği darbe vardı. Hadi, Husi milislerinin başkent Sana’yı kontol altına almalarının ardından İran'ın Arap başkentlerini kontrol etmeye çalışmaya devam ettiğini belirterek, Sana'yı büyük bir hapishaneye dönüştüren Husilerin Yemen halkı için bir trajediye yol açtığını söyledi.
Hadi, Husi milislerinin tüm şehirlere baskınlar düzenlediğini ve Yemen halkının yaşamını mahvetmek için çalıştığını belirterek milislerin kendilerini Arap milletine karşı nefret dolu bir düşman olan İran’a teslim ettiklerini vurguladı.
Meşru hükümetin barışı reddetmediğini ve bir dizi görüşmeye katıldığını vurgulayan Hadi, İran’ın desteklediği Husi milislerinin, üzerinde uzlaşılan kararları sürekli olarak ihlal ettiğini belirtti. Husilerin tüm gelirlere el koymasına rağmen meşru hükümetin görevlerini Aden'den yürütmeye devam ettiğini kaydeden Hadi, meşru hükümetin daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Hadi konuşmasının devamında Husi milisleri tarafından işgal edilen bölgelerin kontrolünün tekrar elde edilmesinde Suudi Arabistan’ın oynadığı tarihi role övgüde bulundu.
Diyalog ve birlikte çalışmanın önemi
Irak Devlet Başkanı Berhem Salih yaptığı açıklamada Arap liderler arasında açık bir diyalogun başlatılması ihtiyacına atıfta bulunarak, ortak eylem ve uzlaşı değerlerinin ikame edilmesi için birlikte çalışılması gerektiğini vurguladı.
Salih, zirvenin açılış oturumunda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Zorlukların oldukça ciddi ve çok yönlü olduğunun kabul edilmesi ve zorluklarla başa çıkmak için mevcut fırsatların devam ettiğinin bilinmesi gerekiyor. Krizleri atlatmak için yüksek sorumlulukla hareket etmek halen mümkün. Bunlar göz ardı edilmesi mümkün olmayan ortak krizlerdir. Hiçbir ülke bu krizlere ve etkilerine bağışıklık kazandığını düşünmemelidir. Irak, teröre karşı verdiği  savaştan yeni çıktı ve büyük kayıplar verdi. Kazanılan askeri zafer, önemli bir gelişme ve büyük bir başarıdır. Bu askeri zafer, sapkın ideolojiyi ortadan kaldırmaya, terör kaynaklarını kurutmaya ve şehirlerin yeniden inşasına yönelik çabalar ile tamamlanmalıdır.”
Putin'den Arap Birliği vurgusu
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 30. Arap Birliği Zirvesi'nin katılımcılarına gönderdiği mesajda, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da terör tehditlerinin ve silahlı çatışmaların arttığı bir dönemde Arap Birliği'nin artan rolüne vurgu yaptı. Mevcut krizleri siyasi ve diplomatik yollarla çözmenin gereğini vurgulayan Putin, Suriye örneğine işaretle “Bu konu büyük oranda Rusya'nın çabalarıyla, terör güçlerine yıkıcı darbenin vurulduğu, siyasi sürecin başlatıldığı ve güncel insani sorunların çözüldüğü Suriye için de geçerli” dedi.
Putin, Filistin ile İsrail arasındaki sorunun adil şekilde çözülmesinin Ortadoğu'daki durumun uzun vadeli istikrar kazanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Putin, BM’nin himayesinde teröre karşı geniş bir koalisyon kurmayı ve Körfez bölgesinde ortak güvenlik önlemleri almayı amaçlayan Ortadoğu'daki Rus girişimlerine dikkat çekti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.