​‘Yalnız Kurtlar’ ve terörizmin yeni çağı

15 Mart’ta aşırı sağcı bir terörist tarafından çok sayıda Müslümanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrindeki terör saldırısının hedefi olan Nur Camii dışında alınan güvenlik önlemleri. (AFP)
15 Mart’ta aşırı sağcı bir terörist tarafından çok sayıda Müslümanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrindeki terör saldırısının hedefi olan Nur Camii dışında alınan güvenlik önlemleri. (AFP)
TT

​‘Yalnız Kurtlar’ ve terörizmin yeni çağı

15 Mart’ta aşırı sağcı bir terörist tarafından çok sayıda Müslümanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrindeki terör saldırısının hedefi olan Nur Camii dışında alınan güvenlik önlemleri. (AFP)
15 Mart’ta aşırı sağcı bir terörist tarafından çok sayıda Müslümanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrindeki terör saldırısının hedefi olan Nur Camii dışında alınan güvenlik önlemleri. (AFP)

Özellikle Suriye ve Irak'ta DEAŞ terör örgütüne karşı güvenlik kontrollerinin sıkılaştırılması ve dünyanın terörün her türlüsünü ortadan kaldırmak için bir araya gelmesi gibi günümüz dünyasında yaşanan hızlı değişimler radikal örgütleri, geri dönüşlerini yeniden şekillendirmek zorunda bıraktı. Söz konusu sebepler, bu örgütleri ister aşırı sağcı ister dini olsun her türlü eğilimlerinden bağımsız olarak küresel değişimlere ayak uydurmak için “yalnız kurtlar” yaklaşımını izlemeye itti.
Bu çıkarım, son yıllarda rastgele biçimde yapılan tek kişilik terör saldırılarından da yapılabilir. Bunların sonuncusu, 15 Mart'ta Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde 50 kişinin katledildiği iki camiye Avustralya vatandaşı Brenton Tarrant tarafından gerçekleştirilen terör saldırısıydı. Bu olay, “doğrudan müdahalesi olmayan terör örgütlerinden” etkilenen “yalnız kurtlar” olgusunu yeniden hatırlattı.
Tarrant, her ne kadar kendini sadece “beyaz bir adam” olarak nitelese de aşırı sağcı ideolojiden etkilenmiş gibi görünüyor. Tarrant, terör saldırısını gerçekleştirmeden önce Twitter’da üzerlerinde 15 ve 16’ıncı yüzyıllarda Osmanlılara karşı savaşlarda yer alan komutanların ve düzenlenen Haçlı Seferleri’nin isimlerini taşıyan silahların resimlerini yayınladı. Böylece o dönem Hıristiyanlar ve Osmanlılar arasındaki düşmanlığa atıfta bulunarak insanları bu gibi olaylara karşı kışkırtmayı hedefliyordu. Tarrant ayrıca 22 Temmuz 2011’de 77 kişiyi katleden Norveçli Anders Behring Breivik’in saldırısından ilham aldığını söyledi.
Tarrant 74 sayfalık “manifestosunda” terör saldırısının “nedenine” değinirken “Avrupa topraklarında gerçekleşen terör saldırılarında ölen binlerce Avrupalının” intikamı olarak nitelediği suçunu haklı bir eylemmiş gibi göstermeye çalıştı.
Aşırı sağ uyarısı
Christchurch saldırısı, aşırı sağın geldiği ciddi boyutlara dikkat çekti. Georgetown Üniversitesi'nden terörizm uzmanı Profesör Bruce Hoffman, “Çok tehlikeli” olarak nitelendirdiği ve 1980'lerin başında gerçek bir tehdit haline gelen aşırı sağcı terör eylemleri ve o dönem artış gözlemlenen yalnız kurtların eylemlerine dikkat çekerek uyarıda bulundu. Profesör Hoffman, geçmişte terör eylemlerini doğrudan bir terör örgütüne bağlamanın ve net bir örgütsel yapıya sahip olup olmadığını anlamanın kolay olduğunu belirtti. Ancak son dönemde bazı yerel ve uluslararası radikal örgütlerin bir araya geldiklerini ve sosyal medya üzerinden yalnız kurtları, hedef kitlelere yönelik terör saldırıları yapmaya iten stratejik bir yaklaşım benimsediklerini kaydetti. Hoffman, teröristlerin artık doğrudan bir terör örgütüne bağlı olmadıklarını ve liderlerinden emir almaksızın veya örgüt üyeleriyle temasa geçmeksizin hareket ettiklerini belirtti. Bununla birlikte, hiyerarşik bir yapıdan bağımsız ve bir yerlere itaat etmekten uzak olmanın yeni bir olgu olmadığına, başta beyaz ırkın üstünlüğüne inanan Amerikan aşırılık yanlısı Ku Klux Klan (KKK) örgütü gibi gruplar tarafından daha önce geliştirdiğine dikkat çekti. KKK’nın önde gelen ve en tehlikeli üyelerinden olan Louis Beam, 1983 yılında örgüt üyelerinin tutuklanma olasılığını azaltmak için “yalnız kurt” stratejisini benimseyerek örgüt toplantılarından uzaklaşarak “liderlik olmadan direniş” olarak adlandırdığı bireysel saldırılar gerçekleştirdi.
“Yalnız kurtlar” ifadesi ilk olarak 1990 yılında ABD’de ortaya çıktı. İki ABD vatandaşı Alex Curtis ve Tom Metzger, “yalnız kurtlar” ve küçük hücrelere, siyahîlere karşı ırkçı saldırıları mümkün olan her yolla gerçekleştirmek ve eğilimlerini gizlemek için tutuklanmaları halinde siyasi yönelimleriyle ilgili hiçbir şey söylememe çağrısında bulundular.
DEAŞ’lı yalnız kurtlar
Henüz yakın bir dönemde, dini aşırılık yanlısı örgütlerin, terör saldırısı öncesinde saldırının tespit edilmesini zorlaştırmak için “yalnız kurt” stratejisini izledikleri anlaşıldı. Örgütsel hiyerarşinin en üst kademesinde bulunan liderlerden emir alınmadan gerçekleştirilen bu eylemler, her şeyi tek başına yapan “yalnız kurt” olgusunun pratikteki tezahürü oldu. Bu terör eylemlerinde önceden örgütün diğer üyeleriyle haberleşme ihtiyacı duyulmuyor. Ancak bununla birlikte bu örgütlere sempati duyan veya onları destekleyenlerden bazıları, terörist saldırıları teşvik etmek veya herkese açık bir mesaj göndermek için örgüt liderlerinden biriyle bir şekilde uzaktan iletişim kurduklarını da reddetmiyorlar. Tıpkı DEAŞ’ın eski sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani’nin 2014’ün eylül ayında yayınlanan, 42 dakika süren ve birkaç dile çevrilen ses kaydında belirtildiği gibi.
Örgüte yapılan hava saldırılarına karşılık Batılı ülkelerden intikam alma çağırısında bulunan Adnani, söz konusu ülkelerdeki destekçilerine “Gördüğünüz Amerikalı, Fransız veya onların müttefiklerinden herhangi birini öldürmek için her türlü çabayı gösterin. Bomba veya silah taşıyamazsın. Fakat onlara taş atın, bıçakla saldırın veya üzerilerine araba sürün. Evlerini, arabalarını, iş yerlerini veya çiftliklerini yakın. Bunları yapamazsanız onların yüzlerine tükürün” ifadeleriyle saldırı çağrısı yaptı.
DEAŞ, terör örgütlerine sempati duyanları ve hastalıklı mesajlarını takip edenleri Avrupa veya ABD’de rastgele de olsa bıçaklama ya da üzerlerine araba sürme gibi terör saldırıları yapmaya teşvik etmek için sosyal medyayı aktif bir şekilde kullandı.
Yeni Zelanda’daki olayın ardından DEAŞ Sözcüsü Ebu Hasan el-Muhacir yayınladığı 45 dakikalık ses kaydıyla örgütün destekçilerine intikam çağrısında bulundu. Muhacir, başta örgütün son kalesi olan Suriye’nin doğusundaki Bağuz olmak üzere hem Irak hem de Suriye'de DEAŞ’ın kayıplarına değindi. Ayrıca Yeni Zelanda olayı ile DEAŞ’ın gerçekleştirdiği terör saldırıları arasındaki çıkarımı reddeden Muhacir, Yeni Zelanda’da camilere yapılan saldırıların intikamını alma çağrısı yaptı. DEAŞ ilk günden bu yana sosyal medya ve interneti, nefret söylemlerini yaymak ve diğerlerine yönelik saldırıları teşvik etmek için aktif olarak kullanıyor.
Sanal ortamlardan aktarılan söz konusu ideolojilerden etkilenen çok sayıda insan var. Afrika asıllı ABD vatandaşı DEAŞ’lı Ebu Salih’in sosyal medyadaki görüntüleri buna örnek olarak gösterilebilir. Ebu Salih, İngilizce olarak yayınladığı video kaydında “Beyaz Saray’ın İslam dinine karşı yürüttüğü savaşın ABD’yi daha da savunmasız bıraktığını” söyleyerek, Başkan Donald Trump’a uyarıda bulundu. Başkan Trump’ın “Haçlı konuşması” ile Beyaz Saray’a girdiğini söyleyen Ebu Salih, örgütün destekçilerine ABD’deki ateşli silahlara erişim kolaylığından yararlanarak yeni saldırılar gerçekleştirme çağrısında bulundu.
Bu durumdan aşırılık yanlısı örgütlerin güvenli bölgelerdeki eylemlerini kolaylaştırmak için “yalnız kurtları” cesaretlendirdiği anlaşılıyor. Yalnız kurtlar, terör örgütlerini, özellikle radikalizm tehditleri ve terör saldırılarına karşı alınan güvenlik önlemlerinin artırıldığı son dönemde silahlandırma, askeri eğitim verme veya sürekli iletişim halinde olmaktan kurtarıyor. Radikal örgütler, Irak, Suriye ve hatta Afrika'daki çatışma bölgeleri gibi daha az güvenli olan bölgelerde, üyelerini korkutarak örgütlenir ve onları bir üst güç veya otorite olarak emirlerine uymaya zorlar.
 
Yalnız kurtların ait olma gerçeği
Yalnız kurtlar, son dönemde radikal örgütlere bağlı olma akımı ve eğilimiyle birlikte birçok terör saldırısından ilham aldı. Bu saldırıları, ister siyasi ister dini olsun belirli bir ideoloji adına uygularken işledikleri cinayetleri meşrulaştırmaya çalıştılar. Radikal görüşlü bir bireyin aşırılık yanlısı örgütte ne derece bağlı veya ondan ne ölçüde etkilendiğini bilmek zordur. Buna, 2017’nin ağustos ayında İspanya'nın Barselona kentindeki La Rambla Caddesi’nde 17 yayayı ezen saldırganın her ne kadar DEAŞ ile bağlantısının olduğuna dair bir kanıt bulunamamasına rağmen olayın DEAŞ’a atfedilmesi örnek olarak gösterilebilir. Bununla birlikte 2016 yılında Fransa'nın sahil kenti Nice'te Bastille günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikler sırasında insanlar arasına kamyonla dalarak en az 84 kişinin ölümüne neden olan “Nice Saldırısı” faili Tunus kökenli Muhammed Lahouaej Bouhlel’in DEAŞ veya diğer radikal örgütlerle herhangi bir bağlantısının bulunamaması da bir başka örnektir.
Bu tür olaylar,  birçoğunun dövüş sanatları veya terör suçlarını gizleme stratejileri konusunda deneyim sahibi olmamasına rağmen yalnız kurtların ne denli ciddi bir sorun oldukları ve çok sayıda insanı öldürebileceklerinin bir kanıtı oldu. Bununla birlikte yalnız kurtlar terör saldırılarını özellikle güvenli bölgelerde gerçekleştirmeleri sebebiyle, genellikle güvenlik güçleri tarafından tutuklandılar. Öte yandan radikal örgütler, terör saldırılarının faillerine herhangi bir minnet duygusu beslemezler. Çünkü onlar herhangi bir örgüte bağlı değillerdir ve eğitim veya lojistik gibi herhangi bir destek almamışlardır. Diğer yandan yalnız kurtlar, terör örgütleri için küresel hedeflerine yönelik eylemlerinde kullanabilecekleri en iyi araçtır.



İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
TT

İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)

İran resmi haber ajansı IRNA, İran ile ABD arasında yeni bir görüşme planlanmadığını aktardı. Haber, ABD Başkanı Donald Trump’ın görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklamasının ardından geldi.

IRNA, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta bulunan İran heyetine yakın bir kaynağın, heyetin “ABD ile müzakere yapma niyetinde olmadığını” söylediğini aktardı.

Trump ise pazar günü Axios’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açma önerisini reddetmesinden bir gün sonra İran ile görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlamasını beklediğini söylemişti.

IRNA, “İran’ın görüş ve tutumlarının geçen salı günü Katarlı bir arabulucu aracılığıyla ABD tarafına açık ve net şekilde iletildiğini” bildirdi. İran heyetinin salı günü Tahran’a döneceği belirtildi.

Devrim Muhafızları: Hürmüz Boğazı ABD denizaltılarının avlanma alanı

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın yalnızca kapalı olmadığını, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu ileri sürdü.

Muhibbi, pazartesi sabaha karşı IRNA tarafından yayımlanan mesajında, “Hürmüz Boğazı yalnızca kapalı değil, aynı zamanda Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından ABD denizaltılarının avlandığı bir yerdir” ifadelerini kullandı.

Muhibbi ayrıca, “İkinci av da yakalandı. Bu kez Mk 18 Mod 2 Kingfish denizaltısıydı. Son derece gelişmiş, otonom şekilde hareket eden, sonar cihazları ve hassas bir navigasyon sistemiyle donatılmış insansız bir denizaltı. Değeri milyonlarca dolar” dedi.

Tahran geçen hafta çatışmaların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için bir plan sunmuştu.

Küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip olan su yolu, yaklaşık yedi ay önce başlayan ve çıkmaza giren ABD-İran çatışmasının temel başlıklarından biri konumunda. İran o tarihten bu yana boğazı fiilen kapalı tutarken Washington da İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

ABD-İran arasında dolaylı görüşme ihtimali

Axios ise konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayanarak Washington ile Tahran arasında pazartesi gününden itibaren dolaylı görüşmeler yapılabileceğini bildirdi. Bu ihtimal, ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında New York’ta BM Genel Kurulu toplantıları sırasında gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerden birkaç gün sonra gündeme geldi.

İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için ön koşul olarak tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, yedi gün boyunca çatışmaların durdurulmasını, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının sona erdirilmesini talep ediyor.

Donald Trump ise cumartesi günü Tahran’ın bu önerisini reddetti.

ABD, Hürmüz Boğazı’nda daha sonra bazı gemilerin saldırıya uğramasına rağmen 1 Eylül’den bu yana İran’a yönelik herhangi bir saldırı düzenlemedi.


Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek
TT

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “teslim olması” halinde savaşın “yakında” sona ereceğini söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Tahran’ın diplomasiye hazır olduğunu, ancak yeni bir saldırıyla karşılaşması durumunda “iş dünyanın sonuna varacak bir savaşa dönüşse bile” mücadele etmeye hazır olduklarını açıkladı.

Trump, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, bu durumda petrol fiyatlarının “sert biçimde düşeceğini” belirtti ve ABD’nin savaş öncesindeki seviyelerin üzerinde, rekor miktarda petrol üretimi gerçekleştirdiğine dikkat çekti. “Axios” internet sitesine verdiği demeçte, bu hafta İran’la yeni görüşmeler yapılmasını beklediğini söyleyen Trump, saldırıları yeniden başlatmayı “her zaman” düşündüğünü ifade etti. Ayrıca hafta sonu boyunca Hürmüz Boğazı’ndan 20 milyon varilden fazla petrol geçtiğini söyledi. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Arakçi’nin bugünden itibaren ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile görüşmeler yapacağını bildirdi.

İran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusundaki şartlarında ısrar ediyor. Bu şartlar arasında ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması, petrol satışlarına yönelik yaptırımların sona erdirilmesi ve ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması bulunuyor. Washington ise buna karşılık nükleer program konusunda tavizler talep ediyor. Arakçi, Tahran’ın şartlarından geri adım atmayacağını belirtti.

İran ordusu savaşın “sona ermediğini” açıklayarak “sert saldırılar” düzenleme tehdidinde bulunurken, Devrim Muhafızları da Hürmüz Boğazı’nda bir ABD denizaltısını alıkoyduğunu duyurdu.

Ekonomik alanda ise ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’a yönelik “ekonomik tecrit” kampanyasının “sonuç verdiğini” söyledi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise buna karşılık, “tehdit ve yaptırımlarla irade dayatma döneminin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.


İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
TT

İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)

İngiliz polisi dün ülkenin güneybatısındaki bir hava üssü yakınlarında, patlayıcı madde ve terör bağlantılı eylem hazırlığında olduklarından şüphelenilen 5 kişiyi gözaltına aldı.

Soruşturmayı yürüten müfettişler, dün erken saatlerde Fairford Hava Üssü'ne doğru ilerlediği değerlendirilen 3 şüpheli araç ihbarı üzerine harekete geçildiğini doğruladı. Emniyet yetkilileri daha sonra yaptıkları açıklamada, durumun kontrol altına alındığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, şüphelilerin tesise "ağır hasar vermeyi" hedeflediklerini belirterek, İngiliz ve ABD makamlarının bir süredir bu kişileri zaten takip ettiğini ve incelemenin sürdüğünü ifade etti.

Fairford Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri'ne bağlı 501. Savaş Desteği Kanadı'na ev sahipliği yapıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun İngiltere'yi ABD bombardıman uçaklarının bu üsten havalanmasına izin vermemesi yönünde uyarılarda bulunmasının ardından Londra yönetimi temmuz ayında, silahlı kuvvetlerinin ülkeyi her türlü saldırıya karşı korumaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre soruşturmaya yakın bir kaynağa göre, şüphelilerin İran bağlantılı bir saikle hareket etmiş olması ihtimali en güçlü seçenek olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte şüphelerin Rusya'nın olası bir sabotaj girişimini veya radikal İslamcı grupların bir komplosunu da kapsadığı belirtiliyor.