Birkaç senedir siyaset ve basın çevrelerinde Arap ittifakından bahsediliyor. Yemen’de Husilere ve aşırılık yanlılarına karşı duran ittifaka dair haberler duyuyoruz. Kulağımıza, Suriye’de de bir Arap İttifakı oluşacağına dair ihtimaller de çalınıyor.
Washington’da teröre ve aşırılığa karşı mücadele etmek için bir Arap ittifakından söz ediyorlar. Bununla beraber içinde bulunduğumuz zamanda bu ittifakın kurumsallaşmasından ziyade önemli stratejik duyurulara ve ordular arasındaki iş birliği süreçlerine tanık olduk. Buna karşılık İran, İhvan-ı Müslimin propagandası ile bu ittifakın iyimserliğini sarsmaya çalışıyor ve bu ittifakın her yerde, Arap ve İslam sokaklarını hayal kırıklığına uğratarak kendisine bel bağlamama sonucuyla yüzleştirdiğini iddia ediyor.
Bu olumlu olumsuz anlatıların gölgesinde Arap ittifakının doğum koşulları ve kökeni ile bazı hükümetler ve yetkililer tarafından sunulan önerilerin tarihsel anlamda incelenmesi gerekiyor. Tarihçiler, gelecekte bu ittifakın aşamalar halinde ve farklı yerlerde inşasına dair daha fazla detaylara yer verecektir.
Bana gelince… Ben bildiğim rivayeti sunacağım.
Yemen’de Saada eyaletinin şiddetli çatışmalara ve İran’ın artan etkinliğine sahne olduğu 2009 yılında birçok Arap ülkesinin ortaklaşa İran’ın müdahalesine karşı koyması gerektiğinden bahsetmiştim. Aynı yıl ‘Yüzleşme: Teröre Karşı Yeni Stratejiler’ adlı bir kitap yayınladım. Bu kitapta bölgede büyüyen şu iki tehlikeye karşı bölgesel ve uluslararası ittifaklar kurmanın gerekliliğinden dem vurdum: Tekfirci cihatçılardan kaynaklanan tehlike ile İran’ın yayılmacılığından doğan tehlike.
2013 yılında İhvan-ı Müslimin örgütüne karşı Mısır halkının devrim ateşini tutuşturmaya başlamasıyla birlikte Arap ve Mısır basınındaki gezilerimde, Arapların Muhammed Mursi rejimine ve onun İhvancı halefine karşı atağında halk ve kurumların yanında durmaları gerektiğine odaklandım. Geniş kapsamlı bir ittifak kurulması ve bu ittifakın radikal düşünceye karşı, onu bitirmek üzere gireceği çekişmelerde Mısır’ın temel odak olarak kabul edilmesi çağrısında bulundum. Suudi Arabistan Krallığı, BAE ve Bahreyn’in değişim sürecini gerçekleştirirken halkın ve silahlı güçlerin yanında nasıl durduğunu gördük ki bu, ittifak kurma yolunda ikinci aşamaydı.
2014’te, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de geniş bölgeler üzerinde kontrolü ele geçirmesinin ardından Washington’da Suudi yetkililerle görüştüm ve Riyad’ın DEAŞ’a karşı operasyonlar yürüten Uluslararası Koalisyon’u destekleyen askeri bir ittifakın davetçisi olmasını, Bağdat ve Şam’da siyasi çözümlere ulaşmayı beklerken bu iki ülkede istikrarlı ve güvenli bölgeler kurulmasını teklif ettim. Yine aynı yıl, aynı konu üzerine Mısırlı yetkililerle iletişime geçtim. Sonraki yıllarda Kahire’yi ziyaret ederek Ezher Şeyhi, Kıpti Papası, milletvekilleri ve Mısırlı resmi isimlerle görüşmeler gerçekleştirdim. Konu her daim Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’ın bu ittifakın merkezinde yer alması gerektiği etrafında dönüyordu.
2015 yılının sonunda ABD Başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump ile bir araya geldim ve kendisine düşüncelerimi ilettim. Trump’ın New York’taki ofisinde Arap İttifakının neler yapabileceğine dair yol haritaları çizdik. Bu düşünce epey hoşuna gitti ve bunu seçim kampanyasında kullanacağını, seçimleri kazanması halinde de yönetiminde bir politika olarak benimseyeceğini söyledi. 2016 yılında, dönemin Cumhuriyetçi adayının Dış İlişkiler Danışmanı olarak atanmamın ardından Arap ve yabancı diplomatlarla gerçekleştirdiğim buluşmalarda bu ittifakın ABD ile iş birliği içerisinde ilan edilmesi gerektiğini belirttim. Adını da Arap NATO’su koydum. Trump da bu projeyi defalarca dile getirdi. 2016 seçim zaferinden sonra Abu Dabi’yi ziyaret ederek üst düzey BAE’li liderlerle görüştüm ve ittifak konusunu masaya yatırdım. Hayli memnun oldukları ittifak fikrini en çok destekleyenler de onlar oldu.
ABD yönetiminin bu doğrultudaki en güçlü işareti, Başkan Trump’ın Mayıs 2017’deki Riyad ziyaretiyle geldi. Trump bu ziyaretinde Arap ve Müslüman liderlerden teröre karşı ortak bir güç oluşturmalarını talep etti ve o meşhur, ‘Onları kapı dışarı edin’ ifadesini dillendirdi. Daha sonra da İran tehlikesine karşı uyardı. O gün Suudi Arabistan, BAE ve Mısır açıkça ittifakın ana bileşenleri olarak belirdi ve onları Atlantik’in öte yakasında ABD Başkanı karşıladı.
Riyad Zirvesi’ndeki bu ilandan sonra ittifak, istenen biçimde netleşmedi. Bazı noktalarda ilerlerken bazılarında ise tökezledi. İttifakın yükselişine etki eden en önemli olaylardan biri, Katar’ın bunu kabullenmeyerek Doha’nın İran ile iş birliği kurmak istemesi oldu. Bu durum, ittifakın ana bileşenleri olan BAE ve Suudi Arabistan yönetimlerini Katar’a ambargo uygulamaya sevk etti. ABD’deki konjonktür, Başkan Trump’ın bu konuda daha fazla baskı uygulamasına müsaade etmedi. Baskı grupları, Kongre’yi Yemen konusunda Riyad’ı sıkıştırmaya itme imkânı buldu. Mısır’dan askeri yardımların kesileceğine dair tehditlerde bulunuldu ve BAE’ye de sert eleştiriler yöneltildi. Trump yönetiminin iç meselelerden dolayı varlık gösterememesinin yanı sıra İttifakın bütün sorunların üstesinden gelen bir yönetim merkezinin olmaması, ittifakın faaliyetlerinin yavaşlamasına katkı sağlayan etkenlerden biri olabilir.
Bununla birlikte 2018 yılında Trump, İran ile olan nükleer anlaşmadan çekilerek İttifak ülkeleri ile iş birliği yaptığını duyurmakla ittifak lehine önemli bir işe imza attı. Bu, Riyad Zirvesi’nden bir yıl sonra önemli bir zafer olarak görüldü. Daha sonra İran rejimi ve Hizbullah’a sert yaptırımlar uyguladı. En önemli kararı ise Devrim Muhafızları’nı terör listesine dahil etmesi oldu.
İttifakı stratejik açıdan güçlendirmek istiyorsak söylememiz gerekir ki kendisi, ana üyelerin (BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır) yanı sıra Libya Ulusal Ordusu ve bölgedeki muhalif güçlerin dayanışması sayesinde büyük bir başarı gerçekleştirdi. Devamlılık, temel bir başarıdır. Şimdi ise istenen daha büyük bir stratejik başarıya erişmektir. Koşullar daha elverişli hale geldi. Nitekim Başkan Trump, Rusya’ya ilişkin soruşturmalardan kaynaklanan iç baskılardan kurtuldu ve Devrim Muhafızları’nı terör listesine ekleyerek Irak-Suriye sınırlarında DEAŞ’ı bitirdikten sonra tüm eksenlerde hareket edebilir oldu. Bunun için Riyad, Abu Dabi veya Mısır’da ve hatta Washington’da düzenlenebilecek ikinci bir konferansla ittifakın yeniden başlatılması ve kendilerini temsil eden ve her alanda teröre karşı mücadele eden birleşik bir güç göstererek Araplara daha çok güven verecek ortak Arap askeri gücünün oluşturulduğunun ilan edilmesi gerekir.
En önemlisi ise fikirlerini savunabilsin ve başarı yollarını döşemek adına gerekli ilişkileri kurabilsin diye İttifak için Brüksel’deki NATO benzeri bir idari teşkilatın oluşturulması ve Washington’da bir ofis açılmasıdır.
Bu benim Arap İttifakı’nın ikinci aşamasını başlatmak üzere sunduğum davetiyemdir.
* Walid Phares'in Independent Arabia’da yayınlanan makalesi
Arap NATO’sunun hikâyesini bir de benden dinleyin…
Nisan 2018’de Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki Cubeyl’de 22 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ‘Körfez Kalkanı 1’ ortak askeri tatbikatına katılan güçlerin gösterisi. (SPA)
Arap NATO’sunun hikâyesini bir de benden dinleyin…
Nisan 2018’de Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki Cubeyl’de 22 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ‘Körfez Kalkanı 1’ ortak askeri tatbikatına katılan güçlerin gösterisi. (SPA)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة





