Kâbe'yi basan Cuheyman’ın geri dönüşü

1979 yılındaki Kâbe’ye baskın düzenleyen radikal bir grubun lideri olan Cuheyman el-Uteybi
1979 yılındaki Kâbe’ye baskın düzenleyen radikal bir grubun lideri olan Cuheyman el-Uteybi
TT

Kâbe'yi basan Cuheyman’ın geri dönüşü

1979 yılındaki Kâbe’ye baskın düzenleyen radikal bir grubun lideri olan Cuheyman el-Uteybi
1979 yılındaki Kâbe’ye baskın düzenleyen radikal bir grubun lideri olan Cuheyman el-Uteybi

Suudi Arabistan’da yayınlanan el-Asuf (Değişim Rüzgârları) dizisinin ikinci kısmı, 1979 yılında Cuheyman el-Uteybi liderliğinde radikal bir örgüt tarafından düzenlenen Kâbe baskınını yeniden gündeme getirdi. Söz konusu örgütün üyelerinden biri, pek çok İslam mezhebinin kıyamet alametlerinin belirdiği bir zamanda yeryüzünü adaletle doldurmak üzere ortaya çıkacağına inandığı ‘Beklenen Mehdi’ olarak ilan edilmişti.
30 bölümlük dizide baskın olayına sınırlı bir pay (üç bölüm) ayrılmış olsa da dizi yapımcılarının Ramazan ayından önce bu olayın ele alınacağına dair verdiği söz, bu konu ile her açıdan etkileşime giren halkın iştahını en çok kabartan şeylerden biri oldu. Nitekim sosyal medya ağları, bu çatışmaya katılanların ve şehitlerin madalyaları ve olayı yakından veya uzaktan gören kişilerin tanıklıkları ile doldu. Tablo, el-Asuf dizisinin ilgilenmediği ve hatta uçsuz bucaksız Krallığın dört bir yanında çekemeyeceği fotoğraflar ve hikâyelerle zenginleşti.
Ancak konuyla ilgilenenlerin ilgisini daha da çeken etkileşim, Örgüt Lideri Cuheyman el-Uteybi’nin üç oğluna dair fotoğraf paylaşımı oldu. Oğullardan biri Suudi Ulusal Muhafızları’nda bir tuğgeneral iken ikincisi, doktora diplomasına sahip bir iletişim mühendisi ve üçüncüsü ise seneler önce Riyad Emiri olan mevcut Suudi Kralı Selman b. Abdulaziz’in lütfu ile göreve getirilen Riyad Emirliği Hükümet Konağı’nın tanınmış bir memuru.
Bu paylaşıma yorum yapan pek çok kişi, Cuheyman’ın oğullarının devlet ve halk olarak “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” ilkesini benimseyen Suudi toplumunun özelliklerinden birine örneklik teşkil ettiğini söylerken kimileri de olayı çevreleyen detayları okumaya daldı. Bu doğrultuda Lübnanlı Eleştirmen Nedim Kutayş, Cuheyman’ın oğullarının fotoğrafını Suudi siyasi ve toplumsal rejiminin sağlamlığına dair bir gösterge olarak değerlendirirken Suudi Snap kullanıcılarından biri, olayın yalnızca onun çocukları ile sınırlı olmayıp Suudi Arabistan’da meşhur Ulusal Muhafızlar Şairi Halef b. Hızal el-Uteybi gibi akrabalarla da sıkı bir ilişkisinin bulunduğunu, nitekim Cuheyman’ın eşinin Halef b. Hızal’in kız kardeşi olduğu ortaya çıkmasına rağmen Halef’in generallik rütbesine kadar yükselmeye devam ettiğini belirtti.
Projenin sorumlusu Nasır el-Kasabi, bölümlerin yayınlamasının ardından yaptığı bir televizyon konuşmasında projeyi yürütenlerin, Cuheyman karakterinin seçimi ve Kâbe’yi basan zırhlı araç dahil olmak üzere birçok zorluklarla karşılaştığını ifade etti. On yıllar öncesine ait olan ve İngiltere’den başka yerde bulamadıkları bu zırhlı aracı almak için çok çaba sarf ettiklerini dile getiren el-Kasabi, Cuheyman karakteri için de onun kopyası sayılabilecek kadar çok benzeyen bir oyuncu bulduklarını ancak Cuheyman’ın kararlı ve karizmatik karakteri ile örtüşmeyen mütevazı görünümünden ötürü ikna olmayarak büyük beğeni toplayan mevcut oyuncu ile değiştirdiklerini belirtti. Kâbe’yi temsil eden bina ise Dubai’de aylar süren bir uğraşın neticesinde ortaya çıkmış.
“O senin ailenden değil” yaklaşımı
Benzer vakaların ele alınması bağlamında Suudi ve yabancı araştırmacılar, durumu eski ve yeni fotoğraflarla belgelendirdiler. Buna göre Suudi yetkililer, kişilerin geçmişleri ve şimdileri arasında bir ayrım yaparak, “O senin ailenden değildi. Zira o, kötü bir iş işledi” politikasını benimsemeye devam etmiş. Nitekim kanun dışına çıkanların çocuklarına sahip çıkıp gidişatlarını değiştirmeyi tercih ederek kendisine muhalefet edenleri bağışlamış.
Independent Arabia'dan Mustafa el-Ensari'ye konuşan Suudi Araştırmacı Abdülaziz es-Seneyan, bu konuya ilişkin olarak Suudi Devleti Kurucusu Kral Abdülaziz hakkında birçok hikâye derledi. Bu hikâyelerin en ilginci, Kral’ın, hasmının oğlu olan Süleyman b. Aclan’a onu yakın koruması yapacak kadar güven duymasıdır; hem de bu muhafızın babasını Riyad’a döndüğü esnada Masmak Kalesi çatışmasında öldürmesine rağmen. Siyaset Analizcisi Muhammed Âl-i Şeyh’in değerlendirmesine göre aynı yöntem, Suudi krallar tarafından benimsenmeye devam ediyor. Nitekim yakın zamanda bugüne kadar Suudi muhaliflerin en azılılarından biri olan Saad el-Fakih’in kızına siyasi iktidar ve liderleri tarafından hürmet gösterildiği ve kendisine babasının günahı yüklenmeksizin vatandaşlık haklarını kullanma imkânı verildiği ortaya çıktı. Aynı durum, eski el-Kaide Lideri Usame b. Ladin’in ailesi için de geçerli.
Suudi Arabistanlıların Kâbe baskınına yönelik ilgisi bu mesele ile sınırlı kalmadı. Nitekim gerek Cuheyman’ın cemaatinin eylemlerine yansıttığı dini aşırılıkla mücadele bakımından gerekse Kâbe’nin yoğun olarak korunması ve radikal örgütün mescidin masum ziyaretçilerini kalkan edinmesi neticesinde olay yerinde bazısı şehit olan onlarca Suudi kahramanın anılması bakımından bu olay ile Krallığın yaşadığı mevcut hadiseler arasında bir bağlantı kuruldu. ‘Silahlı Kuvvetler Haberleri’ adlı bir Twitter hesabı, Suudi ordusundaki bir tugayın adının olayın ardından o gün öldürülen paraşütçü şehitlerden hareketle Tugay 85 olduğuna, bu ekibin bugün halen Suudi Arabistan'ın güneyinde Husilere karşı zorlu askeri mücadelelerde görevini sürdürdüğüne ve Silahlı Kuvvetlerin bu ekibin varlığını uğurlu saydığına işaret etti. 
Arap okuyucular olayı tartışmaya devam ederken Suudi Twitter kullanıcısı Rana el-Kuveyz, o dönemde Arap ülkelerinde yaşanan benzer durumları ve ülkesinin tutumuna kıyasla söz konusu olayların nasıl ele alındığını hatırlattı. Kullanıcı, şimdi Kral olan oğlu, ailenin itibarını geri kazanana ve Faslıların da adlandırması ile ‘kurşun yılların’ kötülüklerini affedene kadar Fas Kralı 2. Hasan’ın hapsedildiğine ve Ofkir ailesinin topluca cezalandırıldığına dikkat çekti.  
Suudi Araştırmacı Bedr el-Amir de ‘Cuheyman fitnesi’ olarak adlandırdığı şey ile ilgili hatırasını paylaştı. Anlattığına göre babası, Cuheyman’ın örgütüne yakın olan isimlerden biri olarak Suudi Arabistan’ın kuzeydoğusunda bazı örgüt üyelerinin kalesi olan Hail şehrinde yaşıyormuş. Ancak onların, görüş birliğine varıp aralarından birini ‘Beklenen Mehdi’ olarak Müslümanların imamı ilan etmeye niyetlendiklerinden emin olunca onlardan ayrılmış. Araştırmacının merhum babası, bu olayın ardından ülkedeki dini yetkililerle iletişime geçme ihtiyacı hissetmiş. Bununla birlikte kimse, Cuheyman ve örgütünün hırsının, onları işledikleri suça sevk edeceğini aklına getirmemiş.
Oğullar, Cuheyman’dan bambaşka düşünüyor!
Cuheyman’ın oğulları, onun kanından olsalar da babalarının gittiği yolun ters istikametini tercih ederek çevrelerine ve toplumlarına katıldı. Nitekim farklı bir düşünce tarzı benimseyerek babalarının düşüncesini geliştirmeye ve Cuheyman’ın inandığı şeye daha ciddi bir yorum aramaya yöneldiler. El-Amir, düşüncelerini, “Cuheyman’ın örgütünün dayandığı zihniyet, daha tehlikeli ve yok edici yeni bir akım (cihatçı) üretilmesine katkı sağladı. Ünlü el-Kaide düşünürü ve meşhur tekfirci Muhammed el-Makdisi, Cuheyman’ın ekibindendi ve onun etkisi altındaydı. Daha sonra o kadar aşırıya gitti ki devleti tekfir etmeye dair tutumunda hoşgörülü olmaya yanaşmıyordu” şeklinde ifade ediyor.
Suudi dizisinin Kâbe baskını olayını tekrar dolaşıma sokmasından önce üçüncü bin yılın başlangıcında pek çok Suudi şehrinde tanık olunan terör eylemleri, araştırmacıları, on yıllar boyunca dinlerine düşman güçlere karşı Müslüman kardeşlerine destek olan mücahitler olarak yurtdışında savaşan Suudilerin, nasıl olup da patlamalara hedef hale geldiğine dair daha belirgin sebepler araştırmaya sevk etti. 2003 yılındaki Riyad patlamasının Cuheyman’ın daha öfkeli versiyonlarla geri dönmüş olduğunu gözler önüne sermesi, Suudi ve Batılı araştırmacılarda bu adamın etkisinin izini sürme ve onun şiddet yaklaşımını, bazı araştırmacılar tarafından siyasi komplolarına bir kılıf olarak görülen ‘Beklenen Mehdi’ inancından ayrı olarak irdeleme konusunda istek uyandırdı. Zira ölümüyle Mehdi inancının zayıflığı ortaya çıktıktan sonra bile Cuheyman, savaşmaya devam ediyor. Aynı şekilde onun yaptıklarını haklı çıkarmak ve Kral Abdülaziz zamanında Suudi Devleti’ne karşı ayaklanan ‘Allah’a itaat eden kardeşleri’ güzellemek için telkin ettiği ve yaydığı mesajlar da araştırma konusu.
Cuheyman’ın mirasından geriye ne kaldı?
Yalnız canlandırılması bile Suudileri ürküten ‘Cuheyman Geri Dönmesin Diye’… Bu isimle kitap kaleme alan iki Batılı araştırmacıya göre onun ve grubunun hakkında idam hükmünün uygulandığı gün, Cuheyman’ın bir daha geri dönmemek üzere gittiğine inanılıyordu. Ancak sonrasında yaşanan olaylar, Cuheyman ve el-Kaide düşüncesinden etkilenen Suudi radikaller ile diyalog kurmada uzman olan el-Amir’in de söylediği gibi durumun bunun tam tersi olduğunu ortaya koydu.
Cuheyman’ın mirası hakkında konuşan söz konusu iki yazar, “Cuheyman’ın, hatırasını koruduğuna ve bugüne değin bazı İslamcı çevrelerde canlı kaldığına dair pek çok gösterge mevcut. Onun ideolojisi, dönem dönem onun hareketini canlandırmak için gösterilen teşebbüslerin ilham kaynağı oldu. Cuheyman’ın düşünce planında en önemli ardılı, Filistin asıllı Ebu Muhammed el-Makdisi el-Ürdüni’dir. El-Makdisi’nin söylemleri, ciddi anlamda Cuheyman’ın ideolojisinin etkisi altındadır ve ona dair pek çok işaret barındırır. Bununla birlikte el-Makdisi, pek çok meselede Cuheyman’dan daha radikal ve aşırıydı. El-Makdisi’nin aşırıya gittiği konulardan biri de Müslüman yöneticileri tekfir etmede hiç çekinmemesidir” ifadelerini dile getiriyor.
İki araştırmacı, Cuheyman ve cihatçıların yöntem farklılıklarının artık bir önemi kalmadığı, nitekim Cihatçılar ile Rafıziler yani Cuheyman’ın grubu gibi devleti reddedenlerin bir diğerini etkilemeye başladığı sonucuna varıyor.
Kitabın tercümanı Faslı Araştırmacı Hamd el-İsa’nın şu sözüne işaret etmeden olmaz: “Bu acı olaya dair okumalarımın özeti şudur: Cuheyman ve arkadaşları gibi bazı cahiller tarafından Kur’an ve sünnetten doğrudan içtihatta bulunmak bu kadar kolay olmasaydı belki bunlar yaşanmazdı. Ne yazık ki bu, geleneği bir kenara bırakma söyleminin dillendirilmesi ile birlikte yayılan bir olgudur. Nitekim kitapçılar ‘cerh ve tadil eserleri’ ile doldu ve okuma yazma bilmeyen cahiller, Kur’an ve sünnetten delil çıkarma ve doğrudan içtihatta bulunma adına bu kitapları koştura koştura alıyor”.
Söylendiğine göre Suudi ordusunda (Ulusal Muhafızlar) bir asker olan Cuheyman el-Uteybi, bir kamyon şoförü idi. İşi şu veya bu sebepten ötürü bıraktıktan sonra bilimsel faaliyetlere başladı ve nihayetinde farklı uyruklardan oluşan radikal bir örgüt kurdu. Grup üyelerinin birçoğunun gördüğü rüyalara dayanarak örgütü, kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani’nin (Haşimi soyundan) ‘Beklenen Mehdi’ olduğuna inandırdı. Daha sonra Mehdi’ye Kâbe ile Makam-ı İbrahim arasında biat edileceğine dair rivayet edilen hadislerden yola çıkarak Kâbe’ye baskın düzenlemek üzere anlaştılar. Gaybdan aldıkları bilgilere göre kendilerine karşı koymak için gelen ordu, küçük düşürülecek ve onları yenemeyecekti. Bu çatışma, 1979 yılı sonunda Kâbe’nin kurtarılarak örgüt üyelerinin çoğunun çatışma esnasında öldürülmesi ve Cuheyman’ın da aralarında bulunduğu diğerlerinin yargılandıktan sonra idam edilmesi ile sona erdi. Kendilerinin, rekabet güdüsüyle birkaç ay önce yaşanan Humeyni Devrimi’nden etkilendikleri defalarca dile getirildi.



İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
TT

İtalya Savunma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik açıdan benzeri görülmemiş bir güç seviyesine ulaştı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ve Riyad’ın Washington ile Tahran arasında devam eden müzakerelerin başarıya ulaşması için çalıştığını doğruladı. (İtalya Savunma Bakanlığı)

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Roma ile Riyad arasındaki ilişkilerin bugün benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında olduğunu belirterek, iki ülkenin tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasite geliştirmeye dayalı gerçek ortaklıklar inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel bir unsur haline geldiğini ifade etti. İki ülkenin, bölgesel gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşması için birlikte çalıştığını kaydetti.

Crosetto, Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı’na (WDS 2026) katılımı kapsamında yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamını ‘son derece cazip’ olarak nitelendirdi. Crosetto, söz konusu etkinliğin, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki giderek artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar ile yeni teknolojilerin ele alınmasına olanak sağlayan bir platform sunduğunu ifade etti.

Stratejik güç

Crosetto, Suudi Arabistan ile İtalya arasındaki ilişkilerin son derece iyi olduğunu ve ‘benzeri görülmemiş bir stratejik güç aşamasında’ bulunduğunu söyledi. Crosetto, “Liderlerimiz arasındaki siyasi anlayış, savunma alanında askerî ve sanayi boyutlarını kapsayan, somut ve kurumsal iş birliğine dönüşen bir güven çerçevesi oluşturdu. Ülkelerimiz; güvenilir ortaklıklar, verilen sözlere bağlılık, diplomasinin önemi ve uluslararası hukuka saygı gibi temel ilkeleri paylaşıyor. Bu da iş birliğimizi istikrarlı, öngörülebilir ve uzun vadeye yönelik kılıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı kuvvetler arasında diyalog

Crosetto, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki diyaloğun sürdüğünü belirterek, bu kapsamda operasyonel tecrübe, askerî doktrinler, stratejik analizler ve bölgesel senaryo değerlendirmelerinin karşılıklı olarak paylaşıldığını söyledi. Crosetto, söz konusu temasların ‘birlikte çalışabilirliği ve karşılıklı anlayışı artırdığını’ ifade etti.

Crosetto, Kızıldeniz ile Arap Körfezi’nin birbirleriyle yakından bağlantılı iki stratejik bölge olduğunu belirterek, bu bölgelerin güvenliğinin İtalya ve Suudi Arabistan için ortak bir çıkar teşkil ettiğini kaydetti. Bu çerçevede Roma ile Riyad arasındaki iş birliğinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından temel öneme sahip olduğunu vurgulayan Crosetto, Lübnan, Gazze Şeridi ve Suriye’de siyasi çözümlerin desteklenmesine özel önem verildiğini, ayrıca ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin başarıya ulaşmasının bölgesel gerilimin önlenmesi açısından kritik olduğunu dile getirdi.

vfgb
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Ocak 2025'te El-Ula’daki kış çadırında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi ağırladı. (SPA)

Bu siyasi taahhüdün pratik bir boyutunun da bulunduğunu belirten Crosetto, İtalya’nın tıbbi tahliyeler ve insani yardım sevkiyatları yoluyla Filistinli sivillere sağlık hizmeti sunan en aktif Batılı ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Crosetto, bunun askerî imkânların istikrarı destekleyici hedefler doğrultusunda kullanılmasına somut bir örnek teşkil ettiğini ifade etti.

Veliaht Prens – Meloni görüşmesi

Crosetto, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile gerçekleştirdiği görüşmenin, ikili ilişkilere güçlü bir ivme kazandırdığını söyledi. Crosetto, askerî alanda iş birliğinin eğitim, lojistik, askerî doktrin, teknolojik inovasyon, deniz güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda güçlendiğini belirterek, siber alan, uzay ve gelişmiş sistemler başta olmak üzere yeni ortaya çıkan alanlara yönelik ilginin de giderek arttığını ifade etti.

Crosetto, sanayi alanında ise iki ülkenin geleneksel müşteri-tedarikçi ilişkisi anlayışını aştığını belirterek, tedarik zincirlerinin entegrasyonu, beceri transferi ve yerel kapasitenin güçlendirilmesine dayalı gerçek ortaklıklar kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Suudi Arabistan, İtalya’nın enerji güvenliği için önemli bir ortak

Crosetto, İtalyan şirketleri ile Suudi muadilleri arasındaki savunma kapasitesi, teknoloji transferi, havacılık ve gemi inşa projelerindeki iş birliğinin, Suudi Arabistan’ın sanayi, teknoloji ve insan sermayesini güçlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030 planıyla tamamen uyumlu olduğunu vurguladı.

Crosetto, “İtalyan şirketlerinin katkıları yalnızca platform sağlamakla sınırlı değil; aynı zamanda uzmanlık, eğitim ve mühendislik desteğini de kapsıyor. Bu yaklaşım, savunma sektörünün ötesine geçerek altyapı, teknoloji ve turizm alanlarını da kapsıyor. NEOM gibi büyük projeler, ekonomilerimiz arasındaki entegrasyonu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

İş birliğinin enerji ve enerji dönüşümü sektörlerini de içerdiğini belirten Crosetto, Suudi Arabistan’ın İtalya’nın enerji güvenliği açısından kilit bir ortak olduğunu söyledi. Crosetto, hidrojen ve yenilenebilir enerji alanındaki iş birliğinin büyüdüğünü, ayrıca stratejik ve kritik hammaddelere yönelik Suudi yatırımlarının sanayi ve teknoloji alanındaki iş birliğinde önemli gelişmelere yol açabileceğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamı cazip

Crosetto, İtalya ve Suudi Arabistan savunma bakanlıklarının iş birliğiyle Riyad’da düzenlenen Suudi Arabistan-İtalya Yatırım Forumu’nun iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirme açısından çok güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. Crosetto, forumun küçük ve orta ölçekli şirketler ile büyük grupları bir araya getirerek somut ve pratik bağlantılar kurulmasını sağladığını söyledi.

Crosetto, Suudi Arabistan’ın ekonomik ortamının yüksek cazibeye sahip olduğunu vurgulayarak, ülkenin büyük kamu yatırımları, avantajlı vergi sistemi, malzeme ve ekipman teşvikleri ile çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalarla stratejik bir sanayi ortağı olduğunu ifade etti.

sdbfrb
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Ekim 2024'te Roma'da İtalyan sanayi şirketleriyle yaptığı toplantıda (SPA)

Ticaretin yalnızca savunma sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Crosetto, makineler, moda, tasarım ve ilaç sanayi gibi alanlarda da İtalyan ürünlerine yüksek talep olduğunu aktardı. Crosetto, ikili anlaşmaların değeri 10 milyar euroyu aştığını ve bunların Leonardo ile Fincantieri gibi büyük şirketleri kapsadığını kaydetti.

Prens Halid bin Selman’ın ziyareti

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Suudi mevkidaşı Prens Halid bin Selman’ın Roma ziyareti ile iki ülke arasındaki diyaloğun güçlendiğini belirtti. Crosetto, görüşmelerin uzaydan denizciliğe, havacılıktan helikopter projelerine kadar çeşitli sektörleri kapsadığını ve esas olarak askerî iş birliği, eğitim ve ortak stratejik analizlerin paylaşılmasına odaklandığını söyledi.

Riyad’da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın üçüncü kez düzenlediği Dünya Savunma Fuarı’nın, Krallığın teknolojik ve endüstriyel inovasyondaki artan merkezi rolünü yansıttığını ve geleceğe yönelik senaryolar, yeni teknolojiler ile iş birliği modellerinin tartışılabileceği bir platform sunduğunu belirtti.

Crosetto, “Yatırım açısından büyük potansiyele sahip bir ülkenin, sürekli büyüyen bir sektörde dünyanın en iyi şirketleriyle doğrudan diyaloğa imkân veren uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

tryjyuj
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto (İtalya Savunma Bakanlığı)

Crosetto sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu bağlamda, İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği modelinin, diyalog, karşılıklı güven ve uzun vadeli vizyona dayalı olarak stratejik çıkarların, inovasyonun ve sorumluluğun birlikte nasıl sağlanabileceğine örnek teşkil ettiğine inanıyorum. Bu ilke doğrultusunda, mevcutun ötesine geçen, bölgesel istikrara katkı sağlayan ve hem iki ülkeye hem de uluslararası topluma somut fırsatlar sunan bir ortaklığı güçlendirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”


Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
TT

Kuveyt, terörist örgütler listesine sekiz Lübnan hastanesini ekledi

Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)
Kuveyt, Lübnan'daki sekiz hastaneyi terör listesine aldı. (KUNA)

Kuveyt’te terörle mücadele ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Yedinci Bölümü Kapsamındaki Kararların Uygulanması Komitesi, sekiz Lübnan hastanesini terör listesine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kuveyt basınından aktardığına göre, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı komite, söz konusu hastaneleri terörle bağlantılı kuruluşlar listesine dahil etti.

Komite, kendi inisiyatifiyle veya yabancı yetkili bir makam ya da yerel bir talep doğrultusunda, makul gerekçelerle terör eylemi gerçekleştirdiği, gerçekleştirmeye çalıştığı veya bu eylemleri kolaylaştırdığı şüphesi olan kişileri veya kurumları listeye alabiliyor.

Listeye eklenen hastaneler şunlar: Nebatiye’deki eş-Şeyh Ragıb Harb el-Camii Hastanesi, Bint Cubeyl’deki Salah Gandur Hastanesi, Baalbek’teki el-Emel Hastanesi, Hadath’taki Saint George Hastanesi, Baalbek’teki Daru’l Hikme Hastanesi, Hermel’deki el-Betul Hastanesi, Khalde’deki eş-Şifa Hastanesi ve Beyrut Havalimanı yolu üzerindeki er-Resulü’l Azam Hastanesi.

Komite, listeye ekleme kararının uygulanmasını, kendi yürütme yönetmeliğinin 21, 22 ve 23. maddelerine uygun olarak istedi.

Madde 21’e göre, herkesin söz konusu kişilere ait tüm mal ve ekonomik kaynakları, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen, gecikmeksizin ve önceden bildirim yapmaksızın dondurması gerekiyor.

Madde 23 ise Kuveyt sınırları içinde veya yurt dışında herhangi bir Kuveyt vatandaşının, listeye alınan kişi veya kuruluşlara para, ekonomik kaynak veya finansal hizmet sağlamasını yasaklıyor. Bu yasak, doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen sağlanan hizmetleri ve listeye alınan kişi tarafından kontrol edilen ya da yönlendirilen varlıkları kapsıyor. Ancak dondurulan hesaplara faiz eklenmesi bu yasak kapsamına girmiyor.


Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.